Ötegezegenlerin Gerçek Şekli Ortaya Çıktı!

Cornell Üniversitesi ve Bristol Üniversitesi araştırmacılarının ortak yürüttüğü araştırma, James Webb Uzay Teleskobu’ndan (JWST) elde edilen verilerle bir ötegezegenin atmosferindeki düzensiz şekilleri ilk kez ayrıntılı biçimde ortaya çıkardı.

Haber Merkezi / Bulgular, gezegen atmosferlerinin kusursuz bir daire biçiminde değil, sıcaklık farklılıkları ve güçlü rüzgârların etkisiyle asimetrik bir yapıda olabileceğini gösteriyor.

Nature Astronomy dergisinde yayımlanan araştırmada, Dünya’dan yaklaşık 1.300 ışık yılı uzaklıkta bulunan ve “sıcak Jüpiter” sınıfında yer alan WASP-17b adlı ötegezegen incelendi. Araştırmacılar, gezegenin atmosferini farklı açılardan analiz etmeyi sağlayan ve “geçiş dizileri” olarak adlandırılan yeni bir yöntemi ilk kez uyguladı. Bristol Üniversitesi astrofizikçileri Dr. David Grant ve Dr. Hannah Wakeford tarafından geliştirilen bu yaklaşım, JWST’nin yüksek hassasiyetli gözlemlerinden yararlanarak gezegenin atmosferik yapısının daha ayrıntılı biçimde incelenmesine olanak tanıyor.

Araştırmanın başyazarı, Cornell Üniversitesi Klarman Doktora Sonrası Araştırma Görevlisi Dr. Lili Alderson, elde edilen sonuçların gezegenlerin üç boyutlu yapısını gözlemsel olarak ortaya koyması bakımından önemli olduğunu belirterek, “Gezegenlerin aslında üç boyutlu nesneler olduğunun ve yıldızlarının etrafında dönerken öngördüğümüz özellikleri sergilediklerinin kanıtını elde ediyoruz. Ancak hesaplamalarla tahmin edilen bir yapıyı doğrudan gözlemlemek bambaşka bir deneyim.” ifadelerini kullandı.

Atmosferin yapısı sıcaklık ve rüzgârlarla şekilleniyor

Araştırmada WASP-17b’nin atmosferindeki kimyasal bileşim ve sıcaklık değişimleri de incelendi. Ekvator ile kutuplar ve gezegenin sürekli aydınlık olan gündüz tarafı ile karanlık gece tarafı arasındaki farklılıkları ortaya koyan sonuçların, teorik tahminler ve önceki modelleme çalışmalarıyla uyumlu olduğu belirlendi. Bu bulgular, bir ötegezegenin atmosferine ilişkin bugüne kadarki en kapsamlı üç boyutlu görünümlerden birini sunarken, doğrulanmış 6.000’den fazla ötegezegenin incelenmesi için de önemli bir karşılaştırma ölçütü oluşturuyor.

Araştırmanın ortak yazarlarından Bristol Üniversitesi Astrofizik Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Hannah Wakeford, elde edilen sonuçların önemine dikkat çekti. Wakeford, “Gezegenler değişken özelliklere sahip; atmosferleri karmaşık ve kaotik. Bütün bu verilerin bir araya gelerek 1.000 ışık yılından daha uzaktaki dev bir gezegenin bu kadar ayrıntılı ve dinamik bir görünümünü sunması gerçekten heyecan verici.” dedi.

Yeni yöntem atmosferi farklı açılardan inceliyor

Önceki araştırmalarda, JWST’nin yüksek hassasiyetinden yararlanılarak bir ötegezegenin ana yıldızının arkasına geçtiği sırada meydana gelen ışık değişimlerini ölçen “tutulma haritalama” tekniği kullanılmıştı. Yeni çalışmada uygulanan ve “geçiş haritalama” olarak da adlandırılan yöntem ise gezegenin yıldızının önünden geçişini izliyor. Bu sırada gezegenin atmosferinin kenarından süzülen yıldız ışığı, farklı açılardan analiz edilerek atmosferin yapısı hakkında ayrıntılı bilgi elde ediliyor.

Geleneksel yöntemlerde atmosferin kenarı boyunca elde edilen veriler ortalama bir spektrum oluşturmak için bir araya getirilirken, yeni yaklaşım atmosferin farklı bölgeleri arasındaki farklılıkların belirlenmesini sağlıyor. Böylece gezegenin atmosferik sınırının her noktada aynı yarıçapa sahip olduğu varsayımının ötesine geçilebiliyor.

Dr. Alderson, yöntemin sağladığı imkânı şu sözlerle açıkladı: “Atmosferin her noktasında aynı yarıçapa sahip bir daire bulunduğunu varsaymak yerine, gezegenin merkezinden kenarına kadar farklı uzaklıkları belirleyebiliyoruz. Başka bir deyişle, atmosferin kenarı boyunca ilerleyerek yapısal farklılıkları inceleyebiliyoruz. Artık yalnızca bir halkayı görmekle kalmıyor, o halkanın hangi noktalarında değerli taşlar bulunduğunu da anlayabiliyoruz.”

Gezegenin akşam tarafında atmosfer daha şişkin

Araştırmacılar, önceki teorik çalışmaların WASP-17b’de bulunmasını öngördüğü belirgin bir bölgeyi de tespit etti. Gezegenin ekvatorundaki akşam tarafında yer alan bu bölge, atmosferin diğer bölgelere kıyasla daha geniş olduğu bir alan olarak öne çıkıyor.

Bu farklılığın, gezegendeki güçlü rüzgârların ısıyı gündüz tarafından gece tarafına taşımasıyla ilişkili olduğu düşünülüyor. Isı taşınımı, atmosferin ekvatorun daha soğuk sabah tarafına kıyasla akşam tarafında daha fazla genişlemesine neden oluyor. Böylece geçiş haritalama yöntemi, WASP-17b’nin atmosferindeki sıcaklık ve yapı farklılıklarına ilişkin teorik öngörüleri gözlemsel olarak destekliyor.

Dr. Alderson, “Teori, gezegenin sabah ve akşam tarafları arasında belirgin bir sıcaklık farkı bulunmasını öngörüyor. WASP-17b’de gözlemlediğimiz sonuçlar bu beklentiyle son derece uyumlu; neredeyse tam olarak tahmin ettiğimiz tabloyla karşı karşıyayız.” değerlendirmesinde bulundu.

Ötegezegen iklimlerinin haritalanmasında yeni dönem

WASP-17b üzerinde gerçekleştirilen bu başarılı uygulamanın, gelecekte çok daha fazla ötegezegenin atmosferinin haritalanmasının önünü açması bekleniyor. Yöntem, yalnızca gezegenlerin gündüz ve gece tarafları arasındaki farklılıkları belirlemekle kalmayıp atmosfer koşullarını farklı enlemlerde de incelemeye imkân tanıyor. Bu yönüyle çalışma, ötegezegenlerin iklim sistemlerindeki hava durumu ölçeğindeki örüntülerin haritalanmasına yönelik önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.

Dr. Wakeford, araştırmada kullanılan matematiksel modelin önemini vurgulayarak, “Bu kadar gelişmiş gözlem verilerine uygulayabildiğimiz sağlam bir matematiksel modele sahip olmak son derece heyecan verici. Elde edilen sonuçlar, bu çok boyutlu ve karmaşık dünyalarda meydana gelen dinamik süreçleri etkileyici biçimde ortaya koyuyor.” ifadelerini kullandı.

Araştırmada, JWST’nin Teleskop Bilim İnsanları Derinlemesine Ötegezegen Atmosferlerinin Çoklu Enstrüman Spektroskopisi Yoluyla Keşfi (TST DREAMS) programı kapsamında toplanan veriler analiz edildi. Çalışma; NASA, Birleşik Krallık Araştırma ve Yenilik Kurumu (UKRI) bünyesindeki Bilim ve Teknoloji Tesisleri Konseyi (STFC) ile Klarman Bursu tarafından desteklendi.

Paylaşın

2027 Bütçesi Belli Oldu: Öngörülen Açık 3,9 Trilyon Lira

2027 yılı bütçesinde giderlerin 27 trilyon 276 milyar, gelirlerin 23 trilyon 408 milyar lira olması öngörülüyor. Başka bir ifadeyle bütçe açığının 3 trilyon 868 milyar liraya ulaşması bekleniyor.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, 2027 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi Kanun Teklifi’nin temel büyüklüklerini açıkladı.

Buna göre, gelecek yıl bütçe giderlerinin 27 trilyon 276 milyar lira, gelirlerinin ise 23 trilyon 408 milyar lira olması öngörülüyor. Bütçede eğitim, sağlık, tarım, sosyal destekler ve yatırımlar için önemli kaynaklar ayrılırken, bütçe açığının gayrisafi yurt içi hasılaya (GSYH) oranının yüzde 3,5 seviyesinde gerçekleşmesi bekleniyor.

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen bütçe bilgilendirme toplantısında konuşan Yılmaz, Türkiye ekonomisinin 2027 yılında yüzde 4,2 büyümesinin ve milli gelirin 111 trilyon liraya ulaşmasının beklendiğini bildirdi.

Küresel ekonomik görünümde öngörülen iyileşmenin büyümeye katkı sağlayacağını belirten Yılmaz, cari açığın yeniden milli gelirin yüzde 2’sinin altına düşmesinin hedeflendiğini ifade etti.

Bütçe açığının GSYH’ye oranının yüzde 3,5 olarak öngörüldüğünü kaydeden Yılmaz, deprem harcamaları hariç tutulduğunda bu oranın yüzde 2,8 seviyesinde gerçekleşmesinin beklendiğini söyledi. 2026 yılı sonunda ise bütçe açığının GSYH’ye oranının yüzde 3,1 olacağını öngördüklerini belirten Yılmaz, bütçe disiplininin korunacağını vurguladı.

Ekonomi programının temel önceliğinin fiyat istikrarı olduğunu belirten Yılmaz, enflasyonla mücadelede kararlılığın sürdürüleceğini ifade etti. Enflasyonun 2026 yılı sonunda yüzde 28,4’e gerilemesini beklediklerini açıklayan Yılmaz, tüketici enflasyonunun 2027 sonunda yüzde 21 seviyesine düşürülmesinin hedeflendiğini bildirdi. Orta vadede ise tek haneli enflasyona ulaşılması amaçlanıyor.

2027 yılı bütçesinde en yüksek vergi gelirinin katma değer vergisinden (KDV) elde edilmesi bekleniyor. KDV gelirlerinin 5 trilyon 681 milyar lira olarak öngörüldüğü bütçede, gelir vergisinin 5 trilyon 533 milyar, özel tüketim vergisinin (ÖTV) 3 trilyon 284 milyar, kurumlar vergisinin ise 2 trilyon 223 milyar lira olması planlanıyor.

Bütçe giderlerinde en büyük payı 10 trilyon 240 milyar lirayla cari transferler oluşturuyor. Personel giderleri için 7 trilyon 117 milyar lira, faiz giderleri için 3 trilyon 975 milyar lira, mal ve hizmet alımları için ise 2 trilyon 184 milyar lira ödenek ayrılması öngörülüyor.

2027 bütçesinde eğitim ve sağlık hizmetleri önemli kaynak ayrılan alanlar arasında yer alıyor. Milli Eğitim Bakanlığına 2 trilyon 459 milyar lira, yükseköğretim kurumlarına ise 872 milyar lira kaynak tahsis edilmesi planlanıyor. Yükseköğretim harcamaları da dahil edildiğinde toplam eğitim bütçesinin 3 trilyon 747 milyar liraya ulaşması bekleniyor.

Sağlık hizmetleri için merkezi yönetim bütçesinden 2 trilyon 134 milyar lira ayrılması öngörülüyor. Sağlık Bakanlığı, yükseköğretim kurumları ve Sosyal Güvenlik Kurumu harcamaları da hesaba katıldığında sağlık alanındaki toplam kaynağın 4 trilyon 532 milyar liraya ulaşacağı bildirildi.

Sosyal yardım ve destekler için 1 trilyon 341 milyar lira ödenek ayrılması planlanırken, bu tutarın bütçenin yüzde 4,9’una karşılık geldiği belirtildi. Sosyal konut finansmanının desteklenmesi amacıyla ayrılacak ödeneğin ise yüzde 150 artırılarak 250 milyar liraya çıkarılması hedefleniyor.

Elektrik ve doğal gaz faturalarına yönelik destekler için 2027 yılı bütçesinde 605 milyar lira kaynak ayrılması planlanıyor. Bu tutarın bir önceki yıla göre yüzde 62 artırılması öngörülüyor.

Asgari ücret tutarına kadar olan ücretlerin vergi dışı tutulması uygulamasının çalışanlara 1 trilyon 460 milyar liralık katkı sağlayacağını belirten Yılmaz, enerji destekleri ve ücret istisnaları da dahil edildiğinde sosyal harcamalara ayrılan toplam kaynağın 3 trilyon 406 milyar liraya ulaşacağını kaydetti.

Tarım sektörüne 2027 yılında toplam 1 trilyon 305 milyar lira kaynak ayrılması öngörülüyor. Bu kapsamda tarım sektörüne yönelik vergi harcamaları için 342 milyar lira, tarımsal kredi desteği için 325 milyar lira, yatırım ödenekleri için 268 milyar lira ve tarımsal destek programları için 235 milyar lira ayrılması planlanıyor.

Tarımsal kamu iktisadi teşebbüslerinin finansmanı, müdahale alımları ve ihracat destekleri için de 135 milyar liralık kaynak öngörülüyor.

Yatırım, istihdam, üretim ve ihracat odaklı büyüme stratejisinin sürdürüleceğini belirten Yılmaz, tarımsal kredi sübvansiyonları hariç reel sektöre yönelik destekler için 658 milyar lira ödenek ayrılacağını açıkladı.

Bu çerçevede Sosyal Güvenlik Kurumu işveren prim desteğine 351 milyar lira, Halk Bankası esnaf kredileri sübvansiyonuna 92 milyar lira, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının teşvik ödemelerine 73 milyar lira, ihracat desteklerine ise 65 milyar lira kaynak tahsis edilmesi planlanıyor.

Deprem hasarlarının giderilmesi ve afetlere karşı dayanıklılığın artırılması amacıyla 2027 bütçesinde 769 milyar lira ödenek ayrılması öngörülüyor.

Savunma ve iç güvenlik alanlarına da önemli kaynak tahsis edilmesi planlanıyor. Savunma harcamaları için 2 trilyon 206 milyar lira, iç güvenlik için 1 trilyon 248 milyar lira olmak üzere bu iki alana toplam 3 trilyon 454 milyar lira ayrılması bekleniyor.

Belediyeler ve il özel idarelerine aktarılacak toplam kaynağın 2 trilyon 384 milyar liraya çıkarılması, yatırımlar için ise 2 trilyon 849 milyar lira ödenek ayrılması öngörülüyor.

Cevdet Yılmaz, 2027 yılı bütçe teklifine ilişkin ayrıntılı bilgileri gelecek hafta Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Plan ve Bütçe Komisyonunda yapacağı sunumda paylaşacak.

Paylaşın

Merkez Bankası’nın Yıl Sonu Enflasyon Beklentisi Yüzde 29,63

Merkez Bankası’nın (TCMB) yıl sonu enflasyon beklentisi yüzde 29,63’e yükselirken 12 ay sonrası dolar/TL kuru tahmini 59,26 TL’ye çıktı. Bankanın 2026 yılı büyüme beklentisi ise yüzde 2,9’a geriledi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) Ekim 2026 dönemine ilişkin Piyasa Katılımcıları Anketi sonuçları açıklandı.

Reel sektör ve finansal sektör temsilcilerinden oluşan 71 katılımcının yanıtlarıyla hazırlanan ankete göre, yıl sonu enflasyon beklentisi sınırlı yükseliş gösterirken 12 ay sonrası enflasyon beklentisi de arttı. Dolar/TL kuruna ilişkin 12 ay sonrası beklentisi yükselirken 2026 yılı büyüme tahmini geriledi.

Anket sonuçlarına göre, katılımcıların cari yıl sonu tüketici enflasyonu (TÜFE) beklentisi, bir önceki anket dönemindeki yüzde 29,61 seviyesinden yüzde 29,63’e yükseldi. 12 ay sonrası enflasyon beklentisi de yüzde 23,70’ten yüzde 23,89’a çıktı.

Buna karşılık, 24 ay sonrası enflasyon beklentisi geriledi. Bir önceki anket döneminde yüzde 18,32 olarak ölçülen bu beklenti, Ekim ayında yüzde 17,94’e düştü.

Katılımcıların Borsa İstanbul (BİST) Repo ve Ters-Repo Pazarı’nda oluşan cari ay sonu gecelik faiz oranına ilişkin beklentisi, önceki anket dönemindeki yüzde 37 seviyesinden yüzde 36’ya geriledi.

Ekim ayı Para Politikası Kurulu toplantısına yönelik TCMB politika faizi beklentisi ise yüzde 36 olarak kaydedildi.

Döviz kuru beklentilerinde yıl sonu tahmini sınırlı gerilerken 12 ay sonrası tahmini yükseldi. Katılımcıların cari yıl sonu ABD doları/TL kuru beklentisi, bir önceki anket dönemindeki 51,57 TL’den 51,55 TL’ye indi.

12 ay sonrası dolar/TL kuru beklentisi ise 58,60 TL’den 59,26 TL’ye yükseldi. Böylece piyasa katılımcılarının gelecek 12 aya ilişkin döviz kuru tahmininde artış görüldü.

Ankette ekonomik büyümeye ilişkin tahminlerde de değişiklik yaşandı. Katılımcıların 2026 yılı Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYH) büyüme beklentisi, bir önceki anket dönemindeki yüzde 3 seviyesinden yüzde 2,9’a geriledi.

2027 yılı büyüme beklentisi ise değişmeyerek yüzde 3,9 seviyesinde kaldı.

Ekim ayı anketi, piyasa katılımcılarının kısa vadeli enflasyon beklentilerinde sınırlı yükselişe, orta vadeli enflasyon beklentisinde ise düşüşe işaret etti. Ankette ayrıca 12 ay sonrası döviz kuru tahmininin yükseldiği, 2026 yılı büyüme beklentisinin gerilediği görüldü.

Paylaşın

Konut Fiyatları Yüzde 22,3 Arttı

Konut fiyatları bir önceki yılın aynı ayına kıyasla nominal olarak yüzde 22,3 artarken reel olarak yüzde 5,7 geriledi. Yeni kiracı kiralarında ise yıllık nominal artış yüzde 26,6 olurken reel bazda yüzde 2,4 düşüş kaydedildi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Eylül 2026 dönemine ilişkin Konut Fiyat Endeksi (KFE) ve Yeni Kiracı Kira Endeksi (YKKE) verilerini açıkladı. Verilere göre, konut fiyatları bir önceki yılın aynı ayına kıyasla nominal olarak yüzde 22,3 artarken reel olarak yüzde 5,7 geriledi. Yeni kiracı kiralarında ise yıllık nominal artış yüzde 26,6 olurken reel bazda yüzde 2,4 düşüş kaydedildi.

Türkiye’deki konutların kalite etkisinden arındırılmış fiyat değişimlerini izlemek amacıyla hesaplanan Konut Fiyat Endeksi, Eylül 2026’da bir önceki aya göre yüzde 1,2 artarak 239,4 seviyesine ulaştı. Endeks, geçen yılın aynı ayına göre nominal olarak yüzde 22,3 yükselirken enflasyondan arındırılmış verilere göre yüzde 5,7 azaldı.

Üç büyük ilde konut fiyatları aylık bazda artış gösterdi. Eylül ayında konut fiyatları İstanbul’da yüzde 2, Ankara’da yüzde 0,1 ve İzmir’de yüzde 1 yükseldi. Yıllık değişimler incelendiğinde ise İstanbul yüzde 26,8 ile ilk sırada yer aldı. Ankara’da yıllık artış yüzde 22, İzmir’de ise yüzde 21 olarak gerçekleşti.

Bölgesel veriler de konut fiyatlarındaki artışın illere göre farklılaştığını ortaya koydu. İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflaması’na göre, Eylül ayında yıllık bazda en yüksek konut fiyat artışı yüzde 26,8 ile İstanbul’da görüldü. En düşük artış ise yüzde 15,3 ile Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ bölgesinde kaydedildi.

Yeni Kiracı Kira Endeksi de Eylül ayında yükselişini sürdürdü. Bir önceki aya göre yüzde 2,1 artan endeks, yıllık bazda nominal olarak yüzde 26,6 yükseldi. Buna karşılık, reel kira artışı negatif bölgede kalarak yüzde 2,4 düşüş gösterdi.

Üç büyük ilde yeni kiracı kira endeksindeki aylık artış İstanbul’da yüzde 3,5, Ankara’da yüzde 0,6 ve İzmir’de yüzde 1,1 oldu. Yıllık bazda ise İstanbul yüzde 35,5 ile en yüksek artışın görüldüğü il olarak öne çıktı. Aynı dönemde yeni kiracı kira endeksi Ankara’da yüzde 25,1, İzmir’de yüzde 23,7 arttı.

Bölgesel karşılaştırmada da İstanbul ilk sıradaki yerini korudu. Eylül 2026 itibarıyla yeni kiracı kira endeksinde yıllık en yüksek artış yüzde 35,5 ile İstanbul’da gerçekleşirken en düşük artış yüzde 18,8 ile Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ bölgesinde kaydedildi.

TCMB verileri, Eylül ayında hem konut fiyatlarının hem de yeni kiracı kiralarının yıllık bazda nominal olarak yükseldiğini, ancak reel değişimlerin her iki endekste de negatif seyrettiğini gösterdi.

Paylaşın

Konut Satışları Yüzde 9,3 Azaldı

Konut satışları eylül ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 9,3 azalarak 142 bin 390 olarak gerçekleşti. Aynı dönemde ilk el konut satışları yüzde 3,9 artışla 51 bin 519’a yükselirken ikinci el konut satışları yüzde 15,3 düşüşle 90 bin 871 oldu.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Eylül 2026 dönemine ilişkin Konut ve İş Yeri Satış İstatistikleri’ni açıkladı. Verilere göre, Türkiye genelinde ilk el konut satışları artarken ikinci el konut satışlarında gerileme görüldü. İş yeri satışlarında da ilk el satışlar yükselirken ikinci el satışlar azaldı.

Türkiye genelinde ilk el konut satışları, eylül ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 3,9 artarak 51 bin 519 oldu. İkinci el konut satışları ise yüzde 15,3 azalarak 90 bin 871’e geriledi.

Toplam 142 bin 390 konut satışının gerçekleştiği eylül ayında, satışların yüzde 36,2’sini ilk el, yüzde 63,8’ini ise ikinci el konutlar oluşturdu.

Konut satışlarında finansman yöntemine göre değerlendirildiğinde, ipotekli satışların arttığı, diğer satışların ise azaldığı görüldü. İpotekli konut satışları geçen yılın aynı ayına göre yüzde 5,1 artarak 23 bin 397’ye yükseldi. Diğer konut satışları ise yüzde 11,6 azalarak 118 bin 993 oldu. Böylece toplam konut satışları içinde ipotekli satışların payı yüzde 16,4, diğer satışların payı ise yüzde 83,6 olarak kaydedildi.

Yabancılara yapılan konut satışları eylül ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 9,9 artarak 2 bin 167’ye ulaştı. Yabancılara yapılan satışların toplam konut satışları içindeki payı yüzde 1,5 oldu.

Buna karşılık, yılın ilk dokuz aylık döneminde yabancılara yapılan konut satışları geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4,3 azalarak 15 bin 308’e geriledi.

Eylül ayında en fazla konut satışı yapılan yabancı ülke vatandaşları sıralamasında Rusya Federasyonu 388 konutla ilk sırada yer aldı. Rusya’yı 166 konutla Irak, 162 konutla Almanya vatandaşları izledi.

Konut piyasasında görülen eğilim, iş yeri satışlarına da yansıdı. Türkiye genelinde ilk el iş yeri satışları, eylül ayında geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 13,2 artarak 5 bin 789’a yükseldi. İkinci el iş yeri satışları ise yüzde 10,5 azalarak 11 bin 556 oldu.

Eylül ayında toplam 17 bin 345 iş yeri satışı gerçekleşti. Bu dönemde ipotekli iş yeri satışlarında dikkat çekici bir artış yaşandı. İpotekli satışlar, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 37,7 artarak 683’e çıktı. Diğer iş yeri satışları ise yüzde 5 azalarak 16 bin 662 olarak kayıtlara geçti.

Takvim etkilerinden arındırılmış verilere göre, ilk el konut satışları eylülde geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 3,8 arttı. İkinci el konut satışları ise yüzde 15,4 azaldı. Bir önceki aya göre yapılan karşılaştırmada ilk el konut satışları yüzde 5,5 artarken ikinci el satışlarda değişim yaşanmadı.

İş yeri satışlarında da ilk el satışlar artış gösterdi. Takvim etkilerinden arındırılmış verilere göre ilk el iş yeri satışları geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 13,2 artarken ikinci el satışlar yüzde 10,5 azaldı. Bir önceki aya göre ise ilk el iş yeri satışları yüzde 3,3 arttı, ikinci el satışlar yüzde 1 geriledi.

Eylül ayı verileri, konut ve iş yeri piyasasında ilk el satışların yıllık bazda artış gösterdiğini, ikinci el satışlarda ise düşüş yaşandığını ortaya koydu. Yabancılara yapılan konut satışları aylık bazda yükselirken yılın ilk dokuz ayındaki toplam satışlar geçen yılın gerisinde kaldı.

Paylaşın

Türkiye’nin Harcama Haritası Değişti

Hanehalkı tüketim harcamalarının dörtte birinden fazlası İstanbul’da gerçekleşti. Gıdaya bütçesinden en fazla pay ayıran bölge Güneydoğu Anadolu olurken, konut ve kira harcamalarında İstanbul ve İzmir, ulaştırmada ise Batı Marmara ve Kocaeli çevresi ilk sıralarda yer aldı.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2025 yılına ilişkin Hanehalkı Tüketim Harcaması (Bölgesel) araştırması, Türkiye’nin farklı bölgelerinde harcamaların nasıl dağıldığını ortaya koydu. Araştırmada, bölgesel sonuçların daha sağlıklı hesaplanabilmesi için 2023, 2024 ve 2025 yıllarına ait veriler birlikte değerlendirildi.

Türkiye genelindeki hanehalkı tüketim harcamalarının yüzde 25,6’sı İstanbul’da yapıldı. İstanbul’u yüzde 14,5 ile Ege, yüzde 12,6 ile Akdeniz bölgesi izledi. En düşük pay ise yüzde 1,4 ile Kuzeydoğu Anadolu’ya ait oldu. Ortadoğu Anadolu yüzde 2,5, Doğu Karadeniz ise yüzde 2,8 pay aldı.

Harcama türlerine göre bakıldığında da İstanbul öne çıktı. Türkiye genelindeki eğitim hizmetleri harcamalarının yüzde 38,3’ü, lokanta ve konaklama harcamalarının yüzde 32,2’si İstanbul’da gerçekleşti. Konut ve kira harcamalarının yüzde 28,4’ü, eğlence, spor ve kültür harcamalarının yüzde 27,3’ü de yine İstanbul’da yapıldı.

Ege Bölgesi, Türkiye genelindeki tüketim harcamalarından aldığı yüzde 14,5’lik payla ikinci sırada yer aldı. Alkollü içecek ve tütün ürünleri harcamalarının yüzde 17,9’u, sağlık harcamalarının yüzde 15,9’u bu bölgede gerçekleşti. Mobilya ve ev eşyaları ile eğlence, spor ve kültür harcamalarında Ege’nin payı yüzde 15,5 oldu.

Kuzeydoğu Anadolu ise birçok harcama türünde en düşük payı alan bölgeler arasında yer aldı. Bölgenin Türkiye genelindeki gıda ve alkolsüz içecek harcamaları ile alkollü içecek ve tütün ürünleri harcamalarındaki payı yüzde 1,9, giyim ve ayakkabı harcamalarındaki payı ise yüzde 1,8 olarak hesaplandı.

Bölgelerin kendi bütçeleri içindeki harcama dağılımı incelendiğinde, konut ve kira, ulaştırma ile gıda ve alkolsüz içeceklerin temel harcama kalemlerini oluşturduğu görüldü.

Konut ve kiraya bütçesinden en fazla pay ayıran bölge yüzde 29,6 ile İstanbul oldu. Kuzeydoğu Anadolu ise yüzde 22,1 ile bu alanda en düşük paya sahip bölge olarak kaydedildi.

Ulaştırma harcamalarına en fazla payı yüzde 23,3 ile Batı Marmara ayırdı. Güneydoğu Anadolu’da ise bu oran yüzde 16,5’te kaldı.

Gıda ve alkolsüz içecek harcamalarında tablo tersine döndü. Bütçesinden gıdaya en fazla pay ayıran bölge, yüzde 27,1 ile Güneydoğu Anadolu oldu. İstanbul’da ise gıdanın toplam tüketim harcamaları içindeki payı yüzde 14,2 olarak belirlendi.

İlleri daha ayrıntılı gruplandıran bölgesel sonuçlarda da İstanbul, Türkiye genelindeki tüketim harcamalarından aldığı yüzde 25,6’lık payla ilk sırada yer aldı. Ankara yüzde 8,3 ile ikinci, İzmir yüzde 6,5 ile üçüncü sırada bulundu. Kocaeli, Sakarya, Düzce, Bolu ve Yalova’yı kapsayan bölgenin payı ise yüzde 5,7 oldu.

Türkiye genelindeki harcamalardan en düşük payı alan bölgeler arasında yüzde 0,5 ile Ağrı, Kars, Iğdır ve Ardahan; yüzde 0,7 ile Kastamonu, Çankırı ve Sinop yer aldı. Erzurum, Erzincan ve Bayburt’un payı yüzde 0,9, Zonguldak, Karabük ve Bartın’ın payı ise yüzde 1,1 olarak hesaplandı.

Bölgelerin kendi harcamaları içinde konut ve kiranın payı incelendiğinde İzmir yüzde 30,2 ile ilk sıraya yerleşti. Van, Muş, Bitlis ve Hakkari’yi kapsayan bölgede ise bu oran yüzde 19,6 oldu.

Ulaştırmada Kocaeli, Sakarya, Düzce, Bolu ve Yalova’nın bulunduğu bölge yüzde 25 ile en yüksek payı aldı. Şanlıurfa ve Diyarbakır’ın yer aldığı bölgede ise ulaştırmanın toplam harcamalar içindeki payı yüzde 12,9 ile en düşük seviyede kaldı.

Gıda harcamalarında da Şanlıurfa ve Diyarbakır’ın bulunduğu bölge öne çıktı. Bu bölgede gıda ve alkolsüz içeceklerin toplam tüketim harcamaları içindeki payı yüzde 29,6’ya ulaştı. İstanbul’da ise aynı oran yüzde 14,2 olarak gerçekleşti.

TÜİK’in verileri, bölgeler arasında yalnızca toplam tüketim harcamalarının büyüklüğü bakımından değil, hanelerin bütçelerini hangi ihtiyaçlara ayırdığı konusunda da belirgin farklılıklar bulunduğunu ortaya koydu.

Paylaşın

Kahvenin Bağırsak Ve Beyin Üzerindeki Etkisi Kafeinle Sınırlı Değil

Yeni bir araştırma, hem kafeinli hem de kafeinsiz kahvenin bağırsak mikrobiyomu, ruh hâli ve bilişsel işlevlerle ilişkili değişikliklere yol açabileceğini ortaya koydu. Bulgular, kahvenin etkilerinin yalnızca kafeinle sınırlı olmayabileceğine işaret ediyor.

Ancak araştırma, kahvenin stres, depresyon veya hafıza sorunlarına karşı bir tedavi yöntemi olduğunu kanıtlamıyor.

Bağırsak mikrobiyomu, sindirim sisteminde yaşayan mikroorganizmaların oluşturduğu topluluğu ifade ediyor. Bu mikroorganizmalar; sinir sistemi, bağışıklık sinyalleri ve ürettikleri çeşitli maddeler aracılığıyla beyinle etkileşim kurabiliyor. Bu etkileşim, araştırmacıların günlük tüketilen içeceklerin bağırsak ve beyin arasındaki ilişkiyi nasıl etkilediğini incelemesine olanak tanıyor.

University College Cork bünyesindeki APC Microbiome Ireland araştırma merkezinden bilim insanları, düzenli kahve tüketen 31 kişi ile normalde kahve içmeyen 31 kişiyi inceledi. Nature Communications dergisinde yayımlanan araştırmada psikolojik testler, dışkı ve idrar örneklerinin analizleriyle birleştirildi.

Araştırmaya katılan düzenli kahve tüketicileri, günde ortalama üç ila beş fincan kahve içiyordu. Araştırmacılar, katılımcıların beslenme alışkanlıklarını ve kafein tüketimlerini kaydederek iki grubu karşılaştırdı. Ardından düzenli kahve içen katılımcılardan iki hafta boyunca kahve tüketimine ara vermeleri istendi.

Bu sürenin ardından katılımcılar iki gruba ayrıldı. On beş kişiye üç hafta boyunca kafeinsiz kahve, 16 kişiye ise kafeinli kahve verildi. Katılımcılara hangi tür kahve tükettikleri bildirilmedi. Böylece araştırmacılar, gözlemlenen değişikliklerin ne ölçüde kafeinle ilişkili olabileceğini değerlendirme fırsatı buldu.

Araştırmanın başlangıcında düzenli kahve tüketenlerle kahve içmeyenler arasında bağırsak mikrobiyomu ve bazı davranışsal ölçümler bakımından farklılıklar tespit edildi. Düzenli kahve tüketen grupta dürtüsellik ve duygusal tepkisellik düzeylerinin daha yüksek olduğu gözlemlendi. Bu bulgular, kahvenin etkilerinin tek yönlü olmadığını ve kişilerin davranışsal özellikleriyle ilişkisinin daha ayrıntılı araştırılması gerektiğini gösteriyor.

Kahve tüketimine ara verilen dönemde, dışkı örneklerinde bulunan bazı metabolitlerin düzeylerinde de değişiklikler saptandı. Metabolitler, vücudun ve bağırsak mikroorganizmalarının besinleri ve diğer maddeleri işlemesi sonucunda ortaya çıkan küçük moleküllerdir. Gözlemlenen bazı değişikliklerin kahve tüketiminin bırakılmasıyla ortaya çıkması ve kahve yeniden tüketilmeye başlandığında değişmesi, bu ilişkinin incelenmeye değer olduğuna işaret ediyor.

Kahve tüketiminin yeniden başladığı dönemde hem kafeinli hem de kafeinsiz kahve tüketen katılımcıların algıladıkları stres, depresif belirtiler ve dürtüsellik ölçümlerinde iyileşmeler kaydedildi. Bununla birlikte, söz konusu sonuçlar psikolojik testlerdeki değişimleri yansıtıyor. Bulgular, kahvenin klinik düzeyde bir ruhsal bozukluğu tedavi ettiğini göstermiyor.

İki kahve türünün bazı ölçümler üzerindeki etkileri ise farklılaştı. Kafeinsiz kahve tüketen grupta öğrenme ve hafıza performansında iyileşmeler gözlemlenirken kafeinli kahve tüketen grupta kaygı düzeyinde azalma görüldü. Kafeinli kahve ayrıca dikkat ve bilişsel performansın bazı ölçümlerinde olumlu değişikliklerle ilişkilendirildi.

Kahvenin Etkileri Yalnızca Kafeinle Sınırlı Olmayabilir

Kahve, kafeinin yanı sıra polifenoller gibi bağırsak mikroorganizmalarıyla etkileşime girebilen çok sayıda bileşik içeriyor. Bitkisel kaynaklı bu bileşikler, bağırsak mikrobiyomunun faaliyetlerini ve metabolit üretimini etkileyebiliyor. Araştırmacılar, mikrobiyal aktivitede ve metabolit düzeylerinde meydana gelen değişimlerin, kafeinli ve kafeinsiz kahve tüketiminde gözlemlenen farklılıkların bir bölümünü açıklayabileceğini düşünüyor.

Ancak çalışma, bağırsak mikrobiyomundaki değişikliklerin ruh hâli veya bilişsel işlevlerdeki değişimlere doğrudan neden olduğunu ortaya koymuyor. Gözlemlenen ilişkilerin altında yatan mekanizmaların belirlenmesi için daha kapsamlı araştırmalara ihtiyaç duyuluyor.

Araştırmanın en önemli sınırlılıklarından biri, kahve tüketimine ara verme ve yeniden başlama aşamalarına yalnızca 31 kişinin katılmış olması. Ayrıca müdahalenin üç hafta sürmesi, gözlemlenen etkilerin uzun vadede devam edip etmediğini değerlendirmeyi zorlaştırıyor. Bilişsel testlerin tekrarlanması da katılımcıların testlere alışması nedeniyle performanslarını artırmış olabilir.

Araştırma, Kahve Üzerine Bilimsel Bilgi Enstitüsü (Institute for Scientific Information on Coffee) tarafından desteklendi. Bulgular, kahvenin içerdiği bileşikler, bağırsak mikroorganizmaları ve beyinle ilişkili ölçümler arasındaki bağlantılara ilişkin yeni ipuçları sunuyor. Bununla birlikte, gözlemlenen değişimlerin klinik açıdan ne kadar anlamlı olduğu, uzun vadede sürüp sürmediği ve kişiler arasında nasıl farklılaştığı henüz kesinlik kazanmış değil.

Paylaşın

İBB Davası’nda 99. Duruşma: Türkiye’nin Hukuk Sınavı

414 sanığın yargılandığı İBB davası 99. duruşmaya ulaşırken, süreç yalnızca bir yolsuzluk dosyası olmaktan çıkıp Türkiye’de yargı bağımsızlığı ve demokrasi tartışmalarının merkezine yerleşti. 

Haber Merkezi / İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik yolsuzluk ve örgüt suçlamalarıyla açılan ve aralarında İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu 414 sanığın yargılandığı dava, 98. duruşmaya ulaşırken hem Türkiye’de hem de uluslararası kamuoyunda yoğun tartışmalara sahne oluyor.

Uzun süredir tutuklu bulunan İmamoğlu’nun durumu, duruşma salonunda yaşanan gerilimler ve uluslararası insan hakları kuruluşlarının raporları, davayı sıradan bir yargı sürecinin ötesine taşıyarak siyasi ve demokratik bir sınama hâline getirdi.

Doksan Dokuzuncu Duruşma: İmamoğlu savunmasını sürdürdü, Kılıçdaroğlu’nun tanık olarak dinlenmesini istedi

15 Ekim 2026’da görülen 99. duruşmada, İBB davasının ikinci celsesinde tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun savunmasına devam edildi. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri’deki Marmara Cezaevi yerleşkesinde bulunan duruşma salonunda görülen duruşmada, belediyenin denetim süreçleri, iddianamedeki örgüt yapılanması iddiası, CHP İstanbul İl Başkanlığı binasının satın alınması ve belediye iştiraklerinin faaliyetleri gündeme geldi.

Duruşmada İmamoğlu, savunmasının ikinci gününde hakkındaki suçlamaları reddederek iddianamede yer alan değerlendirmelerin somut delillere dayanmadığını ileri sürdü. İBB’nin kurumsal teşkilat yapısının suç örgütü şeması olarak gösterildiğini savunan İmamoğlu, belediyenin kamu kurumu niteliğine ve yöneticilerin görev tanımlarına dikkat çekti. İddianamede yer alan örgüt yapılanması iddiasına karşı çıkarak belediyenin yönetim ve çalışma düzeninin suç faaliyeti olarak yorumlanamayacağını ifade etti.

İmamoğlu, savunmasında İBB ve belediye iştiraklerinin denetim süreçlerine de değindi. Kendi dönemlerinde belediye iştiraklerinin çok sayıda denetimden geçtiğini belirten İmamoğlu, Sayıştay ve diğer denetim mekanizmalarının çalışmalarına ilişkin açıklamalarda bulundu. İştiraklerin kendi döneminde 82 kez denetlendiğini ve bu denetimlerde kamu zararının tespit edilmediğini ileri sürdü. Ayrıca iddianamede yer alan suçlamaların denetim sonuçlarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini savundu.

Savunmasında CHP İstanbul İl Başkanlığı binasının satın alınmasına ilişkin iddialara da geniş yer veren İmamoğlu, söz konusu taşınmazın alım sürecinde bağış toplandığını ve parti yöneticilerinin süreç hakkında bilgi sahibi olduğunu söyledi. İddianamede yer alan para hareketlerinin suç unsuru olarak değerlendirilmesine itiraz eden İmamoğlu, binanın satın alınmasına ilişkin sürecin açıklığa kavuşturulması gerektiğini belirtti.

İmamoğlu, bu kapsamda eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun tanık olarak dinlenmesini talep etti. Kılıçdaroğlu’nun binanın satın alınması sürecinden haberdar olduğunu ve kendisine gerekli bilgilerin aktarıldığını ileri süren İmamoğlu, dönemin parti yöneticilerinin de dinlenmesiyle iddiaların aydınlatılabileceğini savundu. Mahkemeden, CHP İstanbul İl Başkanlığı binasının satın alınmasına ilişkin suçlama kapsamında Kılıçdaroğlu’nun duruşmaya çağrılmasını istedi.

Duruşmada İBB Hanem ve İstanbul Senin uygulamalarına ilişkin iddialar da ele alındı. İmamoğlu, belediyenin dijital uygulamaları üzerinden kişisel verilerin ele geçirildiği ve kullanıldığı yönündeki suçlamalara karşı çıktı. İddianamede yer alan veri aktarımı iddialarının somut ve bağımsız teknik bulgularla ortaya konulmadığını ileri sürdü. Uygulamaların işleyişine ilişkin açıklamalarda bulunan İmamoğlu, dosyada yer alan beyanların ve teknik değerlendirmelerin birlikte incelenmesi gerektiğini ifade etti.

İmamoğlu, savunmasında gazetecilere fon sağlandığı ve kamuoyunu etkilemeye yönelik faaliyetler yürütüldüğü iddialarına da değindi. Bu suçlamaları reddeden İmamoğlu, hangi gazeteciye hangi haber veya paylaşım için talimat verdiğinin ortaya konulmadığını savundu. İddianamede yer alan iddiaların belirli olaylar, ödeme kayıtları ve somut belgelerle desteklenmesi gerektiğini dile getirdi.

Savunmasında 2024 yerel seçimleri öncesinde belediye iştirakleriyle iş yapan şirketlerden bazı ilçe belediye başkan adaylarına destek sağlandığı iddialarına da değinen İmamoğlu, iddianamede bu konuda somut örneklerin bulunmadığını ileri sürdü. Ayrıca geçmiş dönemlerde belediye kaynaklarının kullanımı ve denetim süreçlerine ilişkin değerlendirmelerde bulunarak kendisine yöneltilen suçlamalara itiraz etti.

Duruşmayı YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in yanı sıra bazı milletvekilleri ve İmamoğlu’nun aile üyeleri de takip etti. Mahkeme heyeti, İmamoğlu’nun savunmasının devam etmesi nedeniyle duruşmaya öğle arası verdi. Gün boyunca savunmasını sürdüren İmamoğlu, belediye yönetimine, siyasi süreçlere ve iddianamede yer alan diğer suçlamalara ilişkin açıklamalarda bulundu.

Duruşmanın sonunda İmamoğlu’nun savunması devam ederken mahkemenin belirlediği takvim doğrultusunda sonraki oturumlarda da savunma ve avukat beyanlarının alınması planlandı. İmamoğlu’nun savunması ile avukatlarının beyanlarının tamamlanmasının ardından mahkemenin ara kararını açıklaması bekleniyordu.

Doksan Sekizinci Duruşma: Ekrem İmamoğlu 19 ay sonra ilk kez savunma yaptı

14 Ekim 2026’da görülen 98. duruşmada, İBB davasının ikinci celsesinde tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun savunması alınmaya başlandı. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri’deki Marmara Cezaevi yerleşkesinde bulunan yeni duruşma salonunda görülen duruşmada, İmamoğlu’nun yanı sıra 53’ü tutuklu toplam 436 sanığın yargılandığı davada, iddianamede yer alan suçlamalar ve siyasi değerlendirmeler gündeme geldi.

Duruşmada, ilk celsenin son gününde savunmasını yapamadan salondan çıkarılan İmamoğlu, yaklaşık 19 ay sonra ilk kez kapsamlı savunmasını gerçekleştirdi. İmamoğlu, savunmasında hakkındaki suçlamalara ve iddianamede yer alan değerlendirmelere itiraz ederek kendisine yöneltilen iddiaların somut delillerle desteklenmediğini ileri sürdü. İddianamede örgüt yapılanması olarak gösterilen şemanın, İBB’nin kurumsal teşkilat yapısından ibaret olduğunu savundu.

İmamoğlu, belediye yönetimi ve iştirak şirketlerinin faaliyetlerine ilişkin değerlendirmelerinde, kamu kaynaklarının kullanımı ve denetim süreçlerine değindi. İBB’nin ve belediye iştiraklerinin geçmiş dönemlerde de denetimlerden geçtiğini belirten İmamoğlu, kendi dönemlerinde gerçekleştirilen denetimlerin iddianamede yer alan suçlamaları doğrulamadığını savundu. Belediye bünyesindeki görev ve yetki ilişkilerinin suç örgütü yapılanması olarak değerlendirilmesine karşı çıktı.

Savunmasında 2024 yerel seçimleri öncesindeki siyasi gelişmelere de değinen İmamoğlu, belediye iştirakleriyle iş yapan şirketlerden bazı ilçe belediye başkan adaylarına nakdi veya ayni destek sağlandığı yönündeki iddiaları reddetti. İddianamede bu iddiaları destekleyen somut örneklerin bulunmadığını ileri süren İmamoğlu, araç, personel ve baskı hizmetleri gibi desteklere ilişkin ayrıntılı bilgi ve belgelerin ortaya konulmadığını savundu.

İmamoğlu, iddianamede yer alan bazı belediye başkanlarının kendisine bağlı hâle getirildiği yönündeki değerlendirmelere de itiraz etti. Belediye başkan adaylarının belirlenmesinin siyasi partilerin kendi karar süreçleri içinde gerçekleştiğini ifade eden İmamoğlu, bu sürecin suç örgütü faaliyeti olarak nitelendirilmesini eleştirdi. İddianamede yer alan değerlendirmelerin siyasi faaliyetleri suç unsuru gibi gösterdiğini ileri sürdü.

Duruşmada ayrıca CHP’nin İstanbul İl Başkanlığı binasının satın alınmasına ilişkin iddialar da gündeme geldi. İmamoğlu, söz konusu binanın satın alınması sürecinde bağış toplandığını ve parti yöneticilerinin süreç hakkında bilgi sahibi olduğunu belirterek, bu işlemin suç unsuru olarak değerlendirilmesine karşı çıktı. İddiaların dayanağı olarak gösterilen beyanların ve dosyadaki diğer anlatımların birlikte değerlendirilmesi gerektiğini savundu.

İmamoğlu’nun savunmasında, gazetecilere yönelik fon sağlandığı ve kamuoyunu etkilemeye dönük faaliyetler yürütüldüğü iddiaları da ele alındı. Bu suçlamaları reddeden İmamoğlu, hangi gazeteciye hangi haber veya paylaşım için talimat verdiğinin somut biçimde ortaya konulmadığını ileri sürdü. İddianamede belirtilen suçlamaların belirli olaylar ve belgeler üzerinden açıklanması gerektiğini ifade etti.

Doksan Yedinci Duruşma: Ağaç A.Ş. yöneticilerinin savunmaları alındı

13 Ekim 2026’da görülen 97. duruşmada, İBB davasının ikinci celsesinde özellikle birleştirilen ek iddianame kapsamında tutuklu sanıkların savunma ve sorgularına devam edildi. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri’deki yeni duruşma salonunda görülen duruşmada, Ağaç A.Ş.’nin çalışma ve satın alma süreçleri, ihale iddiaları ve etkin pişmanlık kapsamında verilen ifadeler gündeme geldi.

Duruşmada ilk olarak tutuklu İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş’in savunması ve avukatlarının beyanları ele alındı. Keleş, ek iddianamede yer alan iddialara ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan bazı sanıkların beyanlarının somut delillerle desteklenmediğini savundu. Avukatları da iddianamede örgüt iddiasını ortaya koyan tutarlı deliller bulunmadığını ileri sürerek müvekkillerinin tahliyesini talep etti.

Ardından tutuklu Ağaç A.Ş. Genel Müdürü Ali Sukas’ın savunmasına geçildi. Sukas, şirketin kâr amacıyla faaliyet gösterdiğini ve ticari işleyişinin bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Hakkındaki ihale ve rüşvet iddialarına ilişkin açıklamalarda bulunan Sukas, savunmasında şirketin çalışma biçiminin geçmiş dönemlerde de benzer şekilde yürütüldüğünü ifade etti.

Sukas’ın avukatı Kaptan Yılmaz da müvekkiline yöneltilen para teslimi iddialarını sorguladı. İş insanı Binali Sarıtaş’ın Sukas’a poşet içinde 4,5 milyon lira verdiği iddiasına değinen avukat, söz konusu miktarın anlatıldığı biçimde taşınmasının mümkün olmadığını savundu. Avukat, iddiaların maddi verilerle desteklenmesi gerektiğini belirtti.

Duruşmanın devamında Ağaç A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı Aytekin Karaarslan savunma yaptı. Karaarslan, kendisine yöneltilen ihaleye fesat karıştırma suçlamasını reddederek iddianamede hangi somut eylem nedeniyle sorumlu tutulduğunun açık biçimde ortaya konulmadığını söyledi. Hangi tedarikçiyi seçtiği, hangi firmanın ihaleye katılmasını engellediği veya hangi ihale bilgisini aktardığı konusunda somut bir tespit bulunmadığını savundu.

Ağaç A.Ş. çalışanı Fatih Temur da savunmasında görev tanımının yalnızca evrakların uygunluğunu kontrol etmekle sınırlı olduğunu belirtti. Temur, kendisine yöneltilen suçlamalara itiraz ederek beraatini talep etti.

Duruşmada ayrıca Ağaç A.Ş.’nin ihale ve satın alma süreçlerinde görev alan kişilerin sorumlulukları, şirketin geçmiş dönemlerde uyguladığı yöntemler ve rüşvet iddialarına ilişkin beyanlar ele alındı. Mahkeme başkanı, Ekrem İmamoğlu’nun savunmasının dört gün sürmesinin beklendiğini ve duruşmaların bu nedenle cuma ve cumartesi günleri de devam edeceğini bildirdi.

Duruşmanın sonunda sanıkların savunma ve sorgularının sürdürülmesi için oturuma ara verildi. Mahkemenin, ikinci celseyi tamamlamadan önce kalan sanıkların savunmalarını almayı hedeflediği belirtildi.

Doksan Altıncı Duruşma: Yedi kişinin ev hapsi kaldırıldı, reklam alanlarına ilişkin iddialar gündeme geldi

12 Ekim 2026’da görülen 96. duruşmada, İBB davasının ikinci celsesinde tutuksuz sanıkların savunma ve sorgularına devam edildi. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri’deki yeni duruşma salonunda görülen duruşmada, reklam alanları, ihale süreçleri ve şirketler arasındaki ticari ilişkiler öne çıktı. Mahkeme heyeti ayrıca birleştirilen dosya kapsamında ev hapsinde bulunan yedi kişi hakkındaki adli kontrol tedbirlerini kaldırdı.

Duruşmada İBB Genel Sekreter Yardımcısı Oktay Özel’in savunması da alındı. Özel, ek iddianamede kendisine yöneltilen ihaleye fesat karıştırma suçlamasını reddederek söz konusu ihale sürecinde herhangi bir görev ve yetkisinin bulunmadığını söyledi. Reklam alanlarının kaldırılmasına ilişkin soruları da yanıtlayan Özel, Galata Kulesi’nin silüetini bozduğu gerekçesiyle bir reklam alanının kaldırıldığını ve bu kararın ilgili koruma kurulu tarafından verildiğini belirtti.

Tutuksuz sanık organizasyon şirketi sahibi Ahmet Çiçek de savunmasında reklam alanlarının kullanımına ilişkin iddiaları anlattı. Çiçek, 2019 yerel seçimlerinin ardından İstanbul’daki reklam alanlarıyla ilgili yetkinin Murat Ongun’da olduğunu öne sürdü. Reklam alanlarına ilişkin izin ve para taleplerinin Kültür A.Ş. üzerinden yürütüldüğünü iddia eden Çiçek, bazı ticari ilişkiler ve komisyon ödemeleri hakkında da beyanda bulundu. Çiçek, kendisine yöneltilen suçlamaları reddetti.

Çiçek’in savunmasında, bazı şirketlerden para çıkışını sağlamak amacıyla fatura kesildiği iddiası ve otel toplantısına ilişkin görüntüler de gündeme geldi. Çiçek, görüntülerdeki çantaların para taşımak için kullanıldığını düşündüğünü ifade etti. Bu anlatımların, dosyada yer alan diğer sanıkların beyanlarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiği belirtildi.

Duruşmada iş insanı Mehmet Muhittin Palazoğlu’nun savunması da ele alındı. Palazoğlu, şirketine yapılan ödemelere ilişkin iddiaları yanıtlayarak söz konusu para hareketlerinin rüşvet olarak değerlendirilmesine itiraz etti. Ticari ilişkiler ve ödeme süreçlerine ilişkin açıklamalarını mahkemeye sundu.

Mahkeme heyeti, birleştirilen dosyada ev hapsi tedbiri uygulanan yedi kişinin adli kontrol kararlarının kaldırıldığını duyurdu. Bu kişiler arasında Dilek İmamoğlu’nun yeğeni Derya Dağdeviren’in de bulunduğu bildirildi.

Duruşmada ayrıca Saraçhane protestoları nedeniyle yargılanan 90 kişi hakkında görülen ayrı davada 88 sanık için beraat kararı verildiği, iki sanık hakkında ise hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği bilgisi gündeme geldi. Bu karar, İBB ana davasından ayrı bir yargılamaya ilişkin olarak aktarıldı.

Duruşmanın sonunda sanıkların savunmalarına devam edilmesi ve ikinci celsenin tamamlanmasına yönelik takvimin sürdürülmesi planlandı. Mahkemenin, kalan sanıkların savunmalarını aldıktan sonra Ekrem İmamoğlu’nun savunmasına geçmesi bekleniyordu.

Doksan Beşinci Duruşma: İhale süreçleri ve etkin pişmanlık ifadeleri tartışıldı

8 Ekim 2026’da görülen 95. duruşmada, İBB davasının ikinci celsesinde sanıkların savunma ve sorguları devam etti. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri’deki yeni duruşma salonunda görülen duruşmada, bitkisel materyal alımları, ihale süreçleri, komisyon iddiaları ve etkin pişmanlık kapsamında verilen ifadeler gündeme geldi.

Duruşmanın ilk sanığı Tuğrul Doğu Işık oldu. Işık, savunmasının ardından yapılan sorgusunda, Ağaç A.Ş. Genel Müdürü Ali Sukas’a yüzde 7 komisyon verildiği iddiasına ilişkin soruları yanıtladı. Işık, söz konusu komisyona bizzat tanık olmadığını, bu bilgiyi eski işvereni Süleyman Uzun’dan duyduğunu ifade etti.

Ardından eski İBB Park, Bahçe ve Yeşil Alanlar Daire Başkanı Yasin Çağatay Seçkin’in savunmasına geçildi. Seçkin, bitkisel materyal alımına ilişkin tedarik modelinin önceki dönemlerde de uygulandığını belirtti. 2014-2019 yılları arasında benzer yöntemle beş bitki alım ihalesi gerçekleştirildiğini söyleyen Seçkin, ilgili ihale nedeniyle geçmişte açılan davada Danıştay’ın görev yaptığı birimi haklı bulduğunu ifade etti. Seçkin, hakkındaki suçlamaları kabul etmedi.

Duruşmada Dilek İmamoğlu’nun yeğeni Derya Dağdeviren de savunma yaptı. Daha önce tutuklanıp tahliye edildiğini belirten Dağdeviren, iddianameyi baştan sona okumasına rağmen neden sanık olarak yargılandığını anlayamadığını söyledi. Dağdeviren, hakkındaki suçlamaları reddederek beraatini talep etti. Ayrıca Orhan Yıldırım hakkında suç duyurusunda bulunmak istediğini belirtti.

Etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan iş insanı Ahmet Sarı’nın savunma ve sorgusu da duruşmanın önemli başlıklarından biri oldu. Sarı, İBB ile uzun yıllara dayanan ticari ilişkilerinden söz ederken, Fatih Keleş ve Ertan Yıldız hakkındaki iddialarını yineledi. Sarı’nın beyanları sırasında avukatlar, para teslimi iddialarına ilişkin tarih ve araç kayıtlarını gündeme getirdi. Avukatlar, Sarı’nın belirttiği aracın ilgili gün Florya’ya gitmediğini öne sürerek beyanlarının doğruluğunu sorguladı. Sarı ise bazı sorulara hatırlamadığını belirterek yanıt verdi.

Duruşmanın ilerleyen bölümünde etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan iş insanı Ali Nuhoğlu’nun savunmasına geçildi. Nuhoğlu, kamuoyunda bedelsiz verildiği iddia edilen villalarla ilgili açıklama yaptı. Söz konusu taşınmazların ve ticari ilişkilerin mali boyutuna değinen Nuhoğlu, hakkındaki iddialara ilişkin kendi değerlendirmelerini mahkemeye aktardı.

Sanıkların savunma ve sorgularının ardından duruşmaya devam edilmesi için oturumun ertelendiği bildirildi. Duruşmada özellikle ihale süreçlerinin geçmiş uygulamaları, komisyon iddiaları ve etkin pişmanlık kapsamında verilen ifadelerin güvenilirliği üzerinde duruldu.

Doksan Dördüncü Duruşma: Erhan Karaal’ın savunması ve sanıklar arasındaki tartışma gündeme geldi

7 Ekim 2026’da görülen 94. duruşmada, İBB davasının ikinci celsesinde tutuklu ve tutuksuz sanıkların savunma ve sorgularına devam edildi. Duruşma, İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri’deki Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısında inşa edilen yeni duruşma salonunda görüldü. Ek iddianameyle dosyaya dahil edilen sanıkların da dinlendiği duruşmada, ihale süreçleri, şirketler arasındaki ilişkiler ve etkin pişmanlık kapsamında verilen ifadeler öne çıktı.

Duruşmanın başlangıcında avukat Hüseyin Cingöz, Esenyurt Belediyesi’ne yönelik operasyon kapsamında gözaltına alınan sanık Orhan Yıldırım’ın duruşmada hazır edilmesini talep etti. Cingöz, Yıldırım’ın ifadelerinin dosyadaki diğer sanıklar açısından önem taşıdığını belirterek talebinin değerlendirilmesini istedi.

Duruşmada İBB Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı Erhan Karaal’ın savunması da gündeme geldi. Haziran ayında kaçırıldığı ve darbedildiği bildirilen Karaal, görevini mevzuat kapsamında yürüttüğünü savundu. Maddi veya manevi bir çıkar sağlamadığını belirten Karaal, yalnızca kanunun kendisine verdiği mali kontrol görevini yerine getirdiğini ifade ederek hakkındaki suçlamaları kabul etmedi.

Tutuksuz sanık Serdar Haydanlı da savunmasında bazı kişilerle ilişkilerine yönelik iddiaları yanıtladı. Haydanlı, firari sanık Emrah Bağdatlı’yı tanımadığını belirtirken, sektörde işlerin Bağdatlı tarafından dağıtıldığı yönündeki bilgileri duyuma dayalı olarak aktardı.

Duruşmanın ilerleyen bölümünde etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan reklamcı Cüneyt Yakut’un beyanları ve tutuklu Medya A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun’un soruları gündeme geldi. Yakut’un, alt taşeronluk ilişkileri ve para teslimine ilişkin iddiaları üzerine taraflar arasında tartışma yaşandı. Ongun’un, kendisine yöneltilen iddiaların hangi ihaleyle bağlantılı olduğunu sorması üzerine Yakut’un yazılı açıklama sunacağını belirtmesiyle tartışma devam etti. Yaşanan gerginlik üzerine duruşmaya ara verildi.

Duruşmada ayrıca Ağaç A.Ş. çalışanı Fatih Yağcı, Ağaç A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı Aytekin Karaarslan ve diğer sanıkların savunma ve sorgularının ele alındığı bildirildi. İhale süreçlerindeki görev ve sorumluluklar, şirketler arasındaki ticari ilişkiler ve sanıkların birbirleri hakkındaki beyanları duruşmanın öne çıkan başlıkları arasında yer aldı.

Duruşma sonunda sanıkların savunma ve sorgularına devam edilmesi için oturumun ertelendiği bildirildi. Mahkemenin, ikinci celse kapsamında kalan sanıkların savunmalarını tamamlamayı ve ardından Ekrem İmamoğlu’nun savunmasına geçmeyi hedeflediği belirtildi.

Doksan Üçüncü Duruşma: İsmail Sarı’nın savunması ve sorgusu sürüyor

6 Ekim 2026’da görülen 93. duruşmada, İBB davasının ikinci celsesinde tutuksuz sanıkların savunma ve sorguları devam ediyor. Duruşma, İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri’deki Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki yeni duruşma salonunda görülüyor. Duruşma gününün başlangıcında 325 tutuksuz sanıktan 296’sının dinlendiği, savunması alınmayan 29 sanığın kaldığı belirtildi. Ek dosyayla davaya dahil edilen 29 kişinin, aralarında altı tutuklunun da bulunduğu şekilde bu hafta dinlenmesinin planlandığı bildirildi.

Duruşmanın ilk sanığı, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan İsmail Sarı oldu. Zenit Yapı Sanayi ve Ticaret A.Ş. yetkilisi olan Sarı, hakkında yöneltilen suçlamalara ilişkin savunmasını yaptı.

Sarı, şirketinin İSFALT’ın kazandığı ana ihaleyle ilişkilendirilmesinin suçlama açısından yeterli olmadığını savundu. Alt ihalelerde şirketinin yüklenici olarak yer almasının, ana ihaleye ilişkin bir usulsüzlüğe dahil olduğu anlamına gelmediğini belirtti. Ana ihaleye teklif vermediklerini ve yaklaşık maliyete ilişkin tekliflerinin bulunmadığını ifade eden Sarı, ihalenin “adrese teslim” şekilde kurgulandığı iddiasını kabul etmedi.

Sarı, savunmasının devamında kışla mücadele işi kapsamındaki hakediş işlemlerini de anlattı. İşlemlerin farklı bölgelerden gelen veriler üzerinden yürütüldüğünü, verilerin birden fazla kişi tarafından hazırlandığını ve denetlendiğini belirterek sistemli bir usulsüzlük yapılmasının mümkün olmadığını savundu.

11 saat çalışma ve engelli işçi çalıştırılması üzerinden yöneltilen dolandırıcılık suçlamalarına da değinen Sarı, personelle yapılan çalışma düzeninin sözleşmelere dayandığını ve fazla mesai ödemeleriyle ilgili uygulamanın işveren ile işçi arasındaki sözleşme ilişkisi kapsamında bulunduğunu söyledi.

Sarı ayrıca Ağaç ve Peyzaj A.Ş. Genel Müdürü Ali Sukas ile yalnızca ihale sonrasındaki operasyonel konular kapsamında görüştüğünü, ağabeyi Ahmet Sarı’nın bazı işlemlerinden kendisinin haberdar olmadığını belirtti. İddialarda geçen dokuz aracın verilmesi konusunda da soruşturma sırasında bilgi sahibi olduğunu savundu.

Sarı’nın savunmasının ardından çapraz sorgusuna geçildi. Mahkeme heyeti ve avukatlar, etkin pişmanlık kapsamında daha önce verdiği ifadelerde Fatih Keleş hakkında yaptığı değerlendirmelerin kaynağını sordu. Sarı, bazı bilgilerin ağabeyinden duyduklarına dayandığını ifade etti.

Duruşmanın ilerleyen bölümünde Mustafa Atlı’nın savunma ve sorgusu tamamlandı. Atlı, ihaleye ilişkin suçlamaları reddederek hazırlanan şartnamenin rekabeti veya ihaleye katılımı engellemediğini savundu. Özellikle bitkisel materyal alımına ilişkin ihalede teslim süresi, işin bütün olarak ihale edilmesi ve teknik şartlara yönelik değerlendirmelerde bulundu. Atlı, kendisiyle Ali Sukas arasında ihalelere ilişkin herhangi bir bilgi alışverişi olmadığını söyledi.

Ardından 21 yıllık devlet memuru Esra Köymen savunmasına başladı. Köymen, bitkisel materyal alım işiyle ilgili “ihaleye fesat” suçlamasıyla karşı karşıya olduğunu belirterek, iddianamede kendisine yöneltilen suçlamalara ilişkin somut veri bulunmadığını savundu.

Köymen, söz konusu ihalenin EKAP üzerinden açık ihale olarak gerçekleştirildiğini, iki isteklinin bulunduğunu ve elenen isteklinin elenme nedeninin bilirkişi raporunda rekabeti kısıtladığı ileri sürülen kriterlerle ilgili olmadığını söyledi. Beş aydır elektronik kelepçeyle ev hapsinde bulunduğunu belirten Köymen, adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasını ve beraatini talep etti.

Doksan İkinci Duruşma: Altı sanığın savunması alındı

5 Ekim 2026’da görülen 92. duruşmada, İBB davasının ikinci celsesinde tutuksuz sanıkların savunma ve sorgularına devam edildi. Duruşmada altı sanığın savunması alındı. Gün sonunda 325 tutuksuz sanıktan 296’sının savunması tamamlanırken, savunması henüz alınmayan sanık sayısı 29’a düştü.

Duruşmanın ilk bölümünde Özge Bağdatlı savunma yaptı. Bağdatlı, hakkında yöneltilen suçlamaları kabul etmediğini ve soruşturma kapsamında kendisine gösterilen çok sayıda kişi ve şirketi tanımadığını söyledi. Bazı kişileri sektör veya ailesinin sosyal çevresi nedeniyle tanıdığını, ancak bunların kendi şirketiyle herhangi bir ticari bağlantısının bulunmadığını savundu.

Ardından Erdinç Çolak’ın savunma ve sorgusuna geçildi. Çolak, Kültür A.Ş.’deki görev ve sorumluluklarıyla ilgili iddiaları yanıtladı. Duruşmada bazı harcamalar ve ihale süreçlerine ilişkin iddialar gündeme geldi. Çolak, söz konusu işlemlerin denetim mekanizmalarından geçtiğini belirterek, iddialarda belirtilen bazı tutarların usulsüz biçimde bütçeye eklenmesinin mümkün olmadığını savundu.

Duruşmada Ekrem İmamoğlu’nun tutuklu avukatı Mehmet Pehlivan da söz aldı. Pehlivan, tutukluluğunun devamına ilişkin kararın ardından gece yarısı cezaevi nakliyle başka bir cezaevine gönderildiğini belirterek, nakil sürecine ilişkin itirazlarını dile getirdi. İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu’nun da bu konuda söz istemesi üzerine mahkeme heyeti talebi kabul etmedi. Avukatların tepkisi sonrasında duruşmaya ara verildi.

Öğleden sonraki bölümde Mustafa Can Poyraz savunma yaptı. Poyraz, geçmişte yönettiği bir internet sitesi ve sosyal medya hesapları üzerinden yapılan paylaşımlara ilişkin suçlamalara değinerek, söz konusu hesapların kullanımına ilişkin sorumluluğun kendisine ait olduğunu söyledi.

Günün son bölümünde Kültür A.Ş. İhale İşleri ve Satınalma Şefi Bilal Önver savunma yaptı. Önver, İBB ve bağlı kurumlarda görev yaptığı süre boyunca resmi ve kamusal yapı dışında herhangi bir örgüt veya yapı görmediğini, iddianamede yer alan eylemlerin hiçbirine katılmadığını söyledi.

Önver ayrıca MASAK tarafından tespit edilen para hareketlerinden birinin iddianamede 810 bin TL olarak yer aldığını, bunun gerçekte üç işlemde toplam 810 TL olduğunu savundu. Söz konusu para hareketinin birim içindeki etkinliklere ilişkin ödemelerden kaynaklandığını belirtti.

Duruşmanın sonunda mahkeme başkanı, avukat beyanlarının ardından oturumu kapattı. Böylece 325 tutuksuz sanıktan 296’sının savunması alınmış oldu. Mahkeme başkanı, hafta içinde tutuklu ve tutuksuz sanıkların dinlenmesinin tamamlanmasının hedeflendiğini açıkladı.

Doksan Birinci Duruşma: Dört sanık tahliye edildi

1 Ekim 2026’da görülen 91. duruşmada, Murat Abbas’ın savunma ve sorgusunun tamamlanmasının ardından sanık avukatlarının soruları alındı. Duruşmanın sonunda mahkeme heyeti tutuklu sanıkların durumuna ilişkin tutukluluk incelemesi yaptı.

Murat Abbas’ın çapraz sorgusunda özellikle Kültür A.Ş.’nin organizasyon yapısı, İletişim Koordinatörlüğü ve bazı şirketlerle yürütülen ticari ilişkiler gündeme geldi. Abbas, bazı iddialar konusunda bilgisinin bulunmadığını belirtirken, İBB ve iştiraklerin iletişim stratejisinden sorumlu isim olarak Murat Ongun’u gösterdi.

Avukatların sorgusunda Abbas’ın daha önceki ifadeleri ile dosyada yer alan belgeler karşılaştırıldı. Bazı tarih ve şirket ilişkilerinin Abbas’ın anlatımlarıyla örtüşmediği yönündeki savunmalar da duruşmada gündeme geldi. Abbas ise bazı konularda yanlış hatırlamış olabileceğini kabul etti.

Duruşmanın sonunda savcılık, aralarında Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu 57 tutuklu sanığın tamamının tutukluluk halinin devamını talep etti. Mahkeme heyeti ise değerlendirmesinin ardından dört sanığın tahliyesine karar verdi. Tahliye edilen sanıkların Sinan Sepetçi, Hasan Tahsin Sönmez, Turgay Tokdemir ve Ceyhun Avşar olduğu bildirildi. Böylece tutuklu sanık sayısı 53’e düştü.

Doksanıncı Duruşma: Yakup Öner’in sorgusu tamamlandı, Murat Abbas savunma yaptı

30 Eylül 2026’da görülen 90. duruşmada, İBB davasının ikinci celsesinde tutuksuz sanıkların savunma ve sorgularına devam edildi. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri’deki Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısında bulunan yeni duruşma salonunda görülen duruşmada, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan tutuksuz sanık Yakup Öner’in çapraz sorgusu tamamlandı.

Duruşmanın ilk bölümünde, önceki gün yarım kalan Yakup Öner’in sorgusuna devam edildi. Öner’e, etkin pişmanlık kapsamında verdiği ifadeler, bazı kişilerle ilişkileri ve iddialara ilişkin bilgileri soruldu. Öner, kendisine yöneltilen bazı sorulara cevap vermek istemediğini belirtti.

Sorgu sırasında tutuklu sanık Fatih Keleş de Öner’e kendisiyle arasında herhangi bir husumet bulunup bulunmadığını ve kendisinden hukuk dışı bir talepte bulunup bulunmadığını sordu. Öner, her iki soruya da “Hayır” yanıtını verdi.

Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Tora Pekin de Öner’in etkin pişmanlık kapsamında ifade verme süreci, ifadelerin alınma koşulları ve tahliye süreci hakkında sorular yöneltti. Pekin, Öner’in bazı sorulara yanıt vermemesine dikkat çekerek, bu koşullarda alınan beyanların delil olarak değerlendirilmesine itiraz etti.

Yakup Öner’in sorgusunun tamamlanmasının ardından dosyada etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan ilk sanık olan eski Kültür A.Ş. Genel Müdürü Murat Abbas’ın savunmasına geçildi.

Abbas, Kültür A.Ş.’deki görevleri ve ihale süreçlerine ilişkin savunma yaptı. Hakkındaki bazı ihalelerde imzasının bulunmadığını belirten Abbas, alt yüklenici ve tedarikçilerin belirlenmesinde doğrudan rol almadığını savundu. Projeleri takip etmesinin, tedarikçilerin seçimine veya tekliflerin belirlenmesine müdahil olduğu anlamına gelmediğini söyledi.

Abbas’ın savunmasının ardından savcı ve sanıklar tarafından kendisine sorular yöneltildi. Murat Ongun da Abbas’a, İBB çatısı altına girmeden önce kendisiyle etkinlik veya reklam ihalelerine ilişkin görüşme yapıp yapmadığını sordu. Abbas bu soruya “Hayır” yanıtını verdi.

Günün sonunda Murat Abbas’ın savunması ve sorgusu sürerken, mahkeme başkanı sanık avukatlarının sorularının ertesi gün alınacağını belirterek duruşmayı sonlandırdı.

90. duruşma öncesinde 325 tutuksuz sanıktan 39’unun savunması henüz alınmamıştı. Mahkeme heyeti, ikinci celsenin 15 Ekim’e kadar tamamlanmasını hedeflediğini bildirdi.

Seksen Dokuzuncu Duruşma: Tutuksuz Sanıkların Savunmaları Sürüyor

29 Eylül 2026’da görülen 89. duruşmada, İBB davasının ikinci celsesinde tutuksuz sanıkların savunma ve sorgularının alınmasına devam edildi. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri’deki Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki yeni duruşma salonunda görülen duruşmada, 29 Eylül saat 16.00 itibarıyla tutuksuz sanıkların savunmaları sürüyor.

Duruşmanın ilk bölümünde SEGBİS aracılığıyla katılan tutuksuz sanık Remzi Baka savunma yaptı. Baka, ulaşım ihalelerine ilişkin iddialar kapsamında 2021 Eylül ayında Ekrem İmamoğlu’ndan randevu talep ettiklerini söyledi. İmamoğlu’nun avukatı Tora Pekin ise bu beyana itiraz ederek, Baka’nın ilk randevu talebinin 2024 yılında yapıldığını gösteren bir belgeyi mahkemeye sundu.

Baka’nın ardından reklamcı Kerem Pınar Dal’ın savunmasına geçildi. Duruşmada ayrıca dosyanın ilk etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan sanıklarından Murat Abbas’ın savunmasının alınmasının beklendiği bildirildi.

89. duruşma öncesinde, 28 Eylül’deki 88. duruşmada 12 tutuksuz sanığın savunmasının tamamlanmasıyla toplam sayı 275’e yükselmişti. İkinci celsede savunması henüz alınmayan tutuksuz sanık sayısı 50 olarak kayıtlara geçti.

Seksen Sekizinci Duruşma: Tutuksuz Sanıkların Savunmaları Devam Etti

28 Eylül 2026’da görülen 88. duruşmada, İBB davasının ikinci celsesinde tutuksuz sanıkların savunma ve sorgularının alınmasına devam edildi. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri’deki Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısında bulunan yeni duruşma salonunda görülen duruşmada 12 tutuksuz sanığın savunması tamamlandı.

Duruşmanın ilk bölümünde eski İBB Ulaşım Daire Başkanı ve Hopa Belediye Başkanı Utku Cihan savunma yaptı. Cihan, İBB’deki görevi sırasında hiçbir firmaya gizli bilgi vermediğini, herhangi bir kamu görevlisine firma kayırması yönünde talimat vermediğini ve kimseye haksız menfaat sağlamadığını belirterek suçlamaları reddetti. Ek iddianamede kendisine yöneltilen bazı suçlamaları ise ilk kez gördüğünü ve bu konularla ilgili daha önce karakolda veya savcılıkta ifadesinin alınmadığını söyledi.

Etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan eski Medya AŞ çalışanı Mehmet Recep Taşçı da savunma yaptı. Taşçı, ihale süreçlerinde kişi veya firma belirleme yetkisinin bulunmadığını, kendisine bildirilen işlemler kapsamında evrak ve idari süreçleri yürüttüğünü söyledi. Savcılıkta verdiği ifadelerin arkasında olduğunu belirten Taşçı, herhangi bir ihale usulsüzlüğüne katılmadığını savundu. Savcının, bazı ihalelerde kararların belirli kişiler tarafından önceden şekillendirildiğine ilişkin ifadelerini neye dayandırdığını sorması üzerine Taşçı, hiyerarşik yapı üzerinden bir değerlendirme yaptığını söyledi.

Etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan reklamcı Kaan Ketenci de savunmasında hakkındaki suçlamalara ilişkin açıklamalarda bulundu. Ketenci’nin sorgusunda, daha önceki ifadesinde kullandığı “muvazaalı sözleşme” ifadesinin anlamını bilmediğini söylemesi üzerine bu konu mahkeme heyeti ve avukatlar tarafından sorgulandı.

Duruşmada İSTAÇ eski Yönetim Kurulu Başkanı Ziya Gökmen Togay da savunma yaptı. Togay, etkin pişmanlık kapsamında verdiği ifadeleri tekrarlarken, bazı ihale bilgilerine ilişkin kendisinden taleplerde bulunulduğunu anlattı. Togay ayrıca İSTAÇ’taki bazı süreçlerin belirli onay mekanizmaları üzerinden yürüdüğünü söyledi.

İş insanı Kemal Şahin ise savunmasında bir inşaat projesinde arsa sahibi olduklarını ve beş inşaat şirketiyle hasılat paylaşımı yöntemiyle çalıştıklarını anlattı. Belediye tarafından projeyle bağlantılı olarak iki okul yapılmasının istendiğini belirten Şahin, okulların yaptırılarak Milli Eğitim’e devredildiğini söyledi ve suçlamaları kabul etmeyerek beraatini talep etti.

Duruşmada ayrıca Murat Kapki’nin avukatı Zeynep Tezcan ile reklamcı Ahmet Palazoğlu’nun savunmaları alındı. Tezcan, müvekkiliyle arasındaki hukuki alacak ilişkisi nedeniyle bazı taşınmazların kendisine devredildiğini savunurken, Palazoğlu sorgusunda işleri 2022 yılında devrettiğini belirtti. Bu beyan, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan kardeşi Muhittin Palazoğlu’nun önceki anlatımıyla karşılaştırmalı olarak gündeme geldi.

Günün sonunda 12 tutuksuz sanığın daha savunması tamamlandı. Böylece ikinci celsede savunması alınan tutuksuz sanık sayısı 275’e, savunması henüz alınmayan tutuksuz sanık sayısı ise 50’ye düştü. Duruşma 29 Eylül’de devam etmek üzere sona erdi.

Seksen Yedinci Duruşma: Mahir Polat “Sistem” İddiasına Yanıt Verdi

24 Eylül 2026’da görülen 87. duruşmada, İBB davasının ikinci celsesinde tutuksuz sanıkların savunma ve sorgularının alınmasına devam edildi. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri’deki Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısında bulunan yeni duruşma salonunda yapılan duruşmada 9 sanığın savunması alındı.

Duruşmanın ilk bölümünde, hakkında yakalama kararı bulunan ve İstanbul Havalimanı’nda gözaltına alınarak duruşmaya getirilen eski Kültür AŞ Plan ve Organizasyon Müdürü Mithat Sinan Bolak savunma yaptı. Bolak, Eylül 2019-Ağustos 2020 arasında Kültür AŞ’de Kültür Etkinlikleri Müdürü olarak görev yaptığını, yaklaşık üç ay boyunca da Plan ve Organizasyon Müdürlüğü görevini geçici ve vekaleten yürüttüğünü anlattı. Hakkındaki suçlamaların bu vekalet dönemine ilişkin olduğunu belirten Bolak, suçlamaya konu sözleşmelerde imzasının bulunmadığını ve rüşvet verdiği iddia edilen kişilerle herhangi bir bağlantısının olmadığını söyledi.

Reklamcı İnan Boztaş da savunmasında şirketinin katıldığı ihalelerde usulsüz bir teklif verilmediğini belirterek suçlamaları reddetti. Mahkeme başkanının, bazı beyanlarında ödeme yapılmadığı takdirde izin ve iş verilmediğinden söz edildiğini hatırlatması üzerine Boztaş, burada bir zorlama varsa bunun kişilerden değil kamu kurumundan kaynaklandığını söyledi.

Oyuncu ve yapımcı Hamit Serkan Balbal’ın yanı sıra İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat’ın da savunması alındı. Polat, belediyede görev yaptığı dönemde çalışma yönteminin liyakat ve kurumsal süreçlere dayandığını savundu. Ekrem İmamoğlu’nun, görev yaptığı dönemde “suç örgütü” veya “sistem” olarak nitelendirilebilecek bir yapılanmayla karşılaşıp karşılaşmadığını sorması üzerine Polat, böyle bir durumun olmadığını söyledi.

Duruşmada ayrıca Tolga Volkan Aslan, Mehmet Ulvi Güneş, Süleyman Atik ve Burak Karakuş’un da savunmaları alındı. Sanıklar, haklarındaki suçlamaları reddederek beraat talebinde bulundu. Gün sonunda 9 kişinin dinlenmesiyle ikinci celsede savunması tamamlanan tutuksuz sanık sayısının 263’e yükseldiği bildirildi. Böylece 325 kişilik tutuksuz sanık listesinde savunması henüz alınmayan 62 kişi kaldı.

Seksen Altıncı Duruşma: UYAP Sorunu Nedeniyle Duruşma Erken Sona Erdi

23 Eylül 2026’da görülen 86. duruşmada, İBB davasının ikinci celsesinde tutuksuz sanıkların savunmalarının alınmasına devam edildi. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri’deki Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki yeni duruşma salonunda yapılan duruşma, UYAP sisteminde yaşanan teknik sorun nedeniyle gün tamamlanmadan sona erdi.

Duruşmada iş insanı Mehmet Karataş savunma yaptı. Karataş, 30 yılı aşkın süredir inşaat sektöründe faaliyet gösterdiğini ve Halkalı Metro ihalesine iki şirketle oluşturulan iş ortaklığıyla katıldıklarını anlattı. İhalenin yeterli rekabet oluşmadığı gerekçesiyle iptal edildiğini belirten Karataş, aynı işin daha sonra yaklaşık 486 milyon lira daha düşük bedelle başka bir firmaya verildiğini söyledi. İlk ihalede sözleşme imzalanmadığını ve şirketinin herhangi bir kamu ödemesi almadığını belirten Karataş, kamu zararına neden olduğu yönündeki değerlendirmeyi reddetti.

Tutuksuz sanık İsmail Oygur da İBB Bisiklet Park Ünitesi reklam alanları ihalesine ilişkin savunma yaptı. Oygur, söz konusu ihaleden zarar ederek çıktıklarını, ihale öncesinde veya ihale sırasında herhangi bir kişiyle menfaat ilişkisi kurmadığını belirterek suçlamaları kabul etmedi. Reklam alanlarının ecrimisil yöntemiyle tahsisine ilişkin iddialar konusunda da şirketinin belediyeden doğrudan yer kiralamadığını ve kendisinden talep edilen ecrimisil bedelini ödediğini ifade etti.

Eski İBB Genel Sekreter Yardımcısı Turgut Tuncay Önbilgin de savunmasında görev yaptığı döneme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Önbilgin, reklam ciroları ile ecrimisil bedelleri arasındaki farkın kamu zararı olarak değerlendirildiğini belirterek reklam sektöründe fiyatların dolar bazlı oluşabildiğini, ecrimisil bedellerinin ise alanın konumu, yüzölçümü, kullanım süresi ve rayiç değer üzerinden belirlendiğini söyledi. Önbilgin ayrıca görev yaptığı dönemde suç örgütü olarak nitelendirilebilecek bir yapı veya işleyişe tanık olmadığını belirtti.

Duruşma sırasında Ekrem İmamoğlu, Önbilgin’e görev yaptığı dönemde “sistem” veya “suç örgütü” şeklinde bir yapılanmadan söz edilip edilmediğini sordu. Önbilgin ise böyle bir durumun söz konusu olmadığını söyledi. Duruşmada diğer bazı tutuksuz sanıklar da üzerlerine atılı suçlamaları reddederek beraat talebinde bulundu.

Günün sonunda 7 tutuksuz sanığın daha savunması tamamlandı ve ikinci celsede savunması tamamlanan tutuksuz sanık sayısı 254’e yükseldi. UYAP’ta yaşanan sorun nedeniyle duruşmanın sürdürülemeyeceği bildirilirken, tutuksuz sanıkların savunmalarına 24 Eylül’de devam edilmesine karar verildi.

Seksen Beşinci Duruşma: Tutuksuz Sanıkların Savunmaları Sürüyor

85. duruşmada, İBB davasının ikinci celsesinde tutuksuz sanıkların savunma ve sorgularının alınmasına devam edildi. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi karşısında bulunan yeni duruşma salonunda yapılan duruşmada 15 tutuksuz sanığın savunması alındı.

Duruşmada İBB Raylı Sistemler Kontrol Mühendisi Sezen Algedik, Kirazlı-Halkalı metro ihalesindeki görevine ilişkin savunma yaptı. Algedik, ihale komisyonunda asil üyenin izinli olduğu dönemde yalnızca daha önce hazırlanmış resmi tutanaklara dayanarak nihai karar tutanağını imzaladığını belirterek usulsüzlük, hileli davranış veya kamu zararına neden olma gibi bir eyleminin bulunmadığını savundu ve beraatini istedi.

Yapı Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Sami Özge Arıoğlu da aynı metro ihalesine ilişkin suçlamaları reddetti. Arıoğlu, şirketin ilk ihaleyi rekabet oluşmadığı gerekçesiyle iptal edilen süreçte, ikinci ihalede ise teklifinin değerlendirme dışı bırakılması nedeniyle iki ihaleyi de kazanamadığını belirterek hakkındaki iddiaları kabul etmedi. Şirketin ihale tarihinde kesinleşmiş SGK borcu bulunduğu iddiasını da reddeden Arıoğlu, SGK’nın resmi yazılarında böyle bir borcun bulunmadığının bildirildiğini söyledi.

Duruşmada İBB Raylı Sistemler Şube Müdür Yardımcısı Osman Şahin, Yapı Merkezi Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Erkan Saatçi, Hakan Kuk, Burak Salman ve Abdulbaki Yayla’nın da savunmaları alındı. Müteahhit Selim Özderya ise Fatih Keleş’e para verdiğine yönelik iddialarını sürdürürken, Keleş’in avukatının somut kanıt bulunup bulunmadığını sorması üzerine bu yönde somut bir kanıtının olmadığını söyledi.

Duruşmada ayrıca Mehmet Mandacı, Mehmet Faruk Baştürk, Tolga Özgen, Çiğdem Nasuhbeyoğlu ve Habibe İlknur Kaya’nın savunmaları tamamlandı. Ek iddianameyle ana dosyaya dahil edilen 6’sı tutuklu 22 kişi ile ilk duruşmada savunması alınamayan Ekrem İmamoğlu’nun ne zaman dinleneceğinin ise henüz netleşmediği belirtildi.

Günün sonunda 325 kişilik tutuksuz sanık listesinde savunması tamamlananların sayısı 247’ye yükseldi. Böylece savunması henüz alınmayan tutuksuz sanık sayısı 78 oldu. Duruşma gün sonunda tamamlandı.

Seksen Dördüncü Duruşma: Tutuksuz Sanıkların Savunmaları Sürüyor

21 Eylül 2026’da görülen 84. duruşmada, İBB davasının ikinci celsesinde tutuksuz sanıkların savunma ve sorgularının alınmasına devam edildi. Duruşma, İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri’deki yeni duruşma salonunda gerçekleştirildi.

Duruşmada eski İBB Emlak Yönetimi Daire Başkanı İrşadi Akbaş, reklamcılar Muhammed Emre Kızılırmak, Ahmet Taha Bilgin ve Mert Saraç ile İSFALT çalışanlarının savunmaları alındı. Sanıklar, haklarındaki suçlamalara ilişkin açıklamalarda bulunarak üzerlerine atılı suçları reddetti.

Duruşmada ayrıca davaya eklenen 195 sayfalık ek iddianamenin ana dosyayla birleştirilmesi gündeme geldi. Birleştirme sonrasında sanık sayısının 414’ten 435’e yükseldiği, yeni eklenen 21 sanığın savunmalarının ise henüz tebligat yapılmadığı için bu hafta alınmayacağı belirtildi.

84. duruşma itibarıyla ikinci celsede savunması tamamlanan tutuksuz sanık sayısının 218’e ulaştığı, 325 tutuksuz sanığın savunmasının alınmasının planlandığı celsede 107 sanığın savunmasının henüz tamamlanmadığı bildirildi. Duruşmada tutuksuz sanıkların savunmalarının alınmasına devam edildi.

Seksen Üçüncü Duruşma: Tutuksuz Sanıkların Savunmaları Devam Ediyor

17 Eylül 2026’da görülen 83. duruşmada, İBB davasının ikinci celsesinde tutuksuz sanıkların savunma ve sorgularının alınmasına devam edildi. Duruşma, İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi karşısında bulunan yeni duruşma salonunda gerçekleştirildi.

Duruşmanın öne çıkan isimlerinden biri eski İSFALT Genel Müdürü Ahmet Ağırman oldu. Ağırman, 18 Temmuz 2019’da İSFALT’taki görevinden ayrıldığını belirterek, iddianamede 2024 yılının ekim ve kasım aylarında iki ihaleye onay verdiğinin belirtilmesinin mümkün olmadığını savundu.

Ağırman, görevinden ayrılmasından yaklaşık beş buçuk yıl sonra gerçekleşen ihalelere onay vermesinin mümkün olmadığını belirterek beraatini talep etti. Avukatının sorusu üzerine de İSFALT’ın geçmiş dönemde İBB’nin kışla mücadele ihalelerine açık ihale yöntemiyle katıldığını ve ihaleyi kazanması halinde çalışmaları yürüttüğünü anlattı.

Duruşmanın ilk bölümünde İSFALT çalışanı Ahmet Savaş’ın da savunması alındı. Gün boyunca tutuksuz sanıkların savunma ve sorgularının sürdürülmesine devam edildi.

83. duruşma itibarıyla ikinci celsede tutuksuz sanıkların savunmalarının alınması sürerken, savunması tamamlanan sanıkların sayısının 200’e ulaştığı bildirildi. 325 tutuksuz sanığın savunmasının alınmasının planlandığı ikinci celsede 125 sanığın savunmasının henüz tamamlanmadığı belirtildi.

Seksen İkinci Duruşma: Savunması Tamamlanan Sanık Sayısı 200’e Ulaştı

16 Eylül 2026’da görülen 82. duruşmada, İBB davasının ikinci celsesinde tutuksuz sanıkların savunma ve sorgularına devam edildi. Duruşmada İBB Emlak Yönetimi Daire Başkanı’nın savunması öne çıktı.

Sanık, görev yaptığı döneme ve hakkında yöneltilen suçlamalara ilişkin açıklamalarda bulunurken savunması sırasında duygusal anlar yaşadı. Eski İBB Genel Sekreter Yardımcısı Karakaya’nın savunması da duruşmanın gündeminde yer aldı.

Ekrem İmamoğlu, Karakaya’ya toplantılarda “örgüt” veya “sistem” ifadelerinin kullanılıp kullanılmadığını sordu. Karakaya ise böyle bir yapılanmadan haberdar olması halinde görevine devam etmeyeceğini belirtti.

Tutuklu Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık da bazı sanıklara sorular yöneltti. İbrahim Halil Babacan’a kendisinden herhangi bir talepte bulunup bulunmadığını soran Çalık’a Babacan, böyle bir talebin olmadığını söyledi. Duruşmada ruhsat ve imar planı süreçlerine ilişkin soru ve yanıtlar da gündeme geldi.

Günün sonunda 12 sanığın daha savunması tamamlandı. Böylece ikinci celsede savunması tamamlanan tutuksuz sanık sayısı 200’e yükseldi. 325 sanığın savunmasının alınmasının planlandığı celsede 125 sanığın savunmasının henüz tamamlanmadığı belirtildi. Duruşma saat 23.07’de sona erdi.

Seksen Birinci Duruşma: Sanıkların Savunma ve Sorguları Sürdü

15 Eylül 2026’da görülen 81. duruşmada, İBB davasının ikinci celsesinde tutuksuz sanıkların savunma ve sorgularına devam edildi. Duruşmada özellikle Doğuş Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Hüsnü Akhan’ın savunması ve kendisine yöneltilen sorular öne çıktı.

Akhan, hakkında gündeme getirilen 10 milyon dolarlık rüşvet iddiasını reddederek, bazı ilişkilerin ticari ve sosyal sorumluluk faaliyetleri kapsamında gerçekleştiğini savundu. Hatay’daki deprem yardımları da duruşmanın gündemine geldi. Akhan, söz konusu desteklerin sosyal sorumluluk kapsamında yapıldığını belirtti.

Ekrem İmamoğlu da Akhan’a sorular yöneltti. Duruşmanın ilerleyen bölümünde Savaş Bayraktar’ın 500 bin liralık para teslimine, Alaettin Vardar’ın toplam 40 bin dolarlık ödeme iddiasına ve Ensar Güney’in alacaklarının tahsili karşılığında kendisinden yüzde 10 istendiği yönündeki beyanına ilişkin anlatımlar gündeme geldi.

Dinçer Kantar’ın savunma ve sorgusunun tamamlanmasının ardından etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan Yücel Mengir ile Ali İhsan Mengir’in savunma ve sorgularına geçildi.

Duruşma boyunca tutuksuz sanıkların savunmalarının alınmasına devam edildi.

Sekseninci Duruşma: Sanıklar Suçlamalara İlişkin Savunmalarını Sundu

14 Eylül 2026’da görülen 80. duruşmada, İBB davasının ikinci celsesinde tutuksuz sanıkların savunma ve sorguları sürdü.

Duruşmada bazı sanıklar, iddianamede isimlerinin bulunmasına rağmen kendilerine yöneltilen somut suçlamaları anlayamadıklarını ve hangi eylem nedeniyle yargılandıklarını bilmediklerini savundu.

İsmail Akkaya, Sabriya Akkaya, Eren Güven ve Beyoğlu Belediyesi’nde şoför olarak görev yapan Mehmet Akif Bulut’un da aralarında bulunduğu sanıklar savunmalarını yaptı. Bazı sanıklar, iddianamede adlarının geçmesine rağmen kendileriyle ilgili somut bir suç isnadı bulunmadığını belirtti.

Akşam saatlerinde Ebru Yılmazlar, Nihat Karahan ve Mete Mağden’in de aralarında bulunduğu tutuksuz sanıkların savunmaları alındı. İstanbul Barosu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu da duruşmada söz alarak yargılama sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Sanıkların savunma ve sorgularının alınmasının ardından duruşmaya devam edilmesine karar verildi.

Yetmiş Dokuzuncu Duruşma: Tutuksuz Sanıkların Savunmaları Sürdü

10 Eylül 2026’da görülen 79. duruşmada, İBB davasının ikinci celsesinde tutuksuz sanıkların savunma ve sorgularının alınmasına devam edildi.

Duruşmada etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan Orçun Muhittin Yılmaz savunma yaptı. Yılmaz, belediye iştiraklerinde çalıştığı yönündeki ifadelerin gerçeği yansıtmadığını belirterek kamu görevlisi olmadığını söyledi. Murat Ongun ile herhangi bir tanışıklığının bulunmadığını belirten Yılmaz, bazı değerlendirmelerini cezaevinde televizyon haberlerinden edindiği bilgiler üzerinden yaptığını ifade etti.

Duruşmada Cengiz Özkarabekir, Jale Kaya, Emin Ferhat Ertek, Harun Cengiz Beğenmez, Begüm Çelikdelen, Bünyamin Durukan, Fikret Baydemir ve Mehmet Türkyılmaz’ın da aralarında bulunduğu sanıkların savunma ve sorguları alındı.

Eski İBB Genel Sekreteri Can Akın Çağlar’ın savunması da duruşmanın önemli bölümlerinden biri oldu. Çağlar, iddianamede yer alan yurt dışı finansmanının amacı dışında kullanıldığı ve reklam şirketlerine aktarıldığı yönündeki iddialara ilişkin açıklamalarda bulundu. İBB’nin denetimlerden geçtiğini belirten Çağlar, söz konusu kredilerin farklı projelerde kullanılmasının mevzuata aykırı olmadığını savundu.

Çağlar’ın savunmasının ardından Ekrem İmamoğlu da kendisine sorular yöneltti. Duruşmanın sonunda Çağlar ve avukatının beyanlarının alınmasının ardından oturum sona erdi.

79. duruşma öncesinde toplam 125 tutuksuz sanığın savunmasının tamamlandığı belirtilmişti. Savunmaların alınmasına 14 Eylül 2026’da devam edilmesine karar verildi.

Yetmiş Sekizinci Duruşma: Etkin Pişmanlıktan Yararlanan Sanıkların Savunmaları Sürüyor

9 Eylül 2026’da görülen 78. duruşmada, İBB davasının ikinci celsesinde tutuksuz sanıkların savunmalarına devam edildi. Bir önceki oturumda savunması yarım kalan İBB Reklam Yönetimi Şube Müdürü Adem Tuncay’ın avukatı Bedirhan Şimşek’in savunmasıyla başlayan duruşmada, Tuncay’ın ardından etkin pişmanlıktan yararlanarak tahliye edilen sanıkların savunmaları alınmaya devam etti.

Avukat Bedirhan Şimşek, müvekkilinin iddianamede somut olarak hangi suçlarla suçlandığını yeterince bilmediğini ve buna ilişkin yeterli belge bulunmadığını savundu. Şimşek, Tuncay’ın İBB’de duyduğu ancak hakkında kesin bilgi sahibi olmadığı bazı hususları savcılığın araştırması amacıyla dile getirdiğini belirtti.

Duruşmada daha sonra iş insanı Serbülend Danış’ın savunmasına geçildi. Danış’ın savunması sırasında CHP Parti Meclisi Üyesi ve sanık Baki Aydöner tarafından sorular yöneltildi. Danış ile Aydöner arasındaki soru-cevap sırasında gerilim yaşanması üzerine mahkeme başkanı müdahale ederek Aydöner’in soru hakkının sona erdiğini bildirdi.

Danış’ın İBB’den aldığı işler, hakedişler ve alacaklarına ilişkin soruların da yöneltildiği duruşmada, tarafların farklı tarihlere ilişkin beyanları ve hesap kayıtları gündeme geldi. Mahkeme başkanı, söz konusu kayıtların inceleneceğini belirtti.

Duruşmanın öğle arasında verilmesinin ardından sanıkların savunmalarının alınmasına devam edilmesi bekleniyor. İkinci celse kapsamında toplam 325 tutuksuz sanığın savunmasının alınması planlanırken, 78. duruşma itibarıyla savunması tamamlanan tutuksuz sanık sayısının 109 olduğu bildirildi.

Yetmiş Yedinci Duruşma: Tutuksuz Sanıkların Savunmaları Sürdü

8 Eylül 2026’da görülen 77. duruşmada, İBB davasının ikinci celsesinde tutuksuz sanıkların savunmalarının alınmasına devam edildi. Duruşmada etkin pişmanlıktan yararlanarak tahliye edilen sanıkların yanı sıra diğer tutuksuz sanıkların savunmaları da alındı. Duruşma öncesinde toplam 102 tutuksuz sanığın savunmasının tamamlandığı belirtilirken, gün sonunda 6 sanığın daha savunmasının tamamlanmasıyla bu sayı 109’a yükseldi.

Duruşmada itirafçı sanık Eyüp Subaşı savunma yaptı. Subaşı, etkin pişmanlık kapsamında verdiği ifadeleri inkâr etmediğini belirterek, İBB’den aldığı ihalelerin belgeli ve ticari işler olduğunu savundu. Subaşı’nın ardından diğer sanıkların savunma ve sorguları sürdü.

Duruşma sırasında tutuklu Medya A.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker fenalaşarak bayıldı. Sağlık ekiplerinin müdahalesinin ardından duruşmaya ara verildi. Türker’in daha önce de sağlık sorunları yaşadığını belirtmesi üzerine avukatlar, uzun süren duruşma saatlerine ilişkin itirazlarını dile getirdi.

Savunmaların tamamlanmasının ardından mahkeme, tutuksuz sanıkların savunmalarının alınmasına devam edilmesi için duruşmayı 9 Eylül 2026 tarihine bıraktı. Duruşma yaklaşık 00.55’te sona erdi.

Yetmiş Altıncı Duruşma: Tutuksuz Sanıkların Savunmaları Sürdü

7 Eylül 2026’da görülen 76. duruşmada, İBB davasının ikinci celsesinde tutuksuz sanıkların savunmalarının alınmasına devam edildi. Duruşmada savunma ve çapraz sorgu işlemleri sürerken, toplam 102 sanığın savunmasının tamamlandığı bildirildi.

Duruşmada Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Tora Pekin, celselerin uzun sürmesine ilişkin itirazlarını dile getirdi. Savunma tarafı, duruşmaların makul sürelerde yürütülmesi gerektiğini belirtti.

Mahkeme heyeti, tutuksuz sanıkların savunma ve sorgularının alınmasına devam edilmesine karar vererek duruşmayı sonraki oturuma bıraktı.

Yetmiş Beşinci Duruşma: İki Sanık Tahliye Edildi

3 Eylül 2026’da yapılan 75. duruşmada, tutuklu sanıkların tahliye taleplerine ilişkin beyanlar tamamlandı. Aralarında Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu tutuklu sanıkların tahliye talepleri mahkeme heyetine sunuldu.

Duruşma savcısı, 53 tutuklu sanığın tamamının tutukluluk hallerinin devamını talep etti. Mahkeme heyeti ise Bakırköy Belediyesi Başkan Yardımcısı Ali Rıza Akyüz ile iş insanı Serkan Öztürk’ün tahliyesine karar verdi.

Diğer 51 sanığın tutukluluk halinin devamına hükmedildi. Böylece ilgili tutukluluk incelemeleri kapsamında verilen tahliye kararlarının toplamı 59’a ulaştı.

Yetmiş Dördüncü Duruşma: Tahliye Taleplerinin Alınmasına Devam Edildi

2 Eylül 2026’da görülen 74. duruşmada tutuklu sanıkların tahliye taleplerine ilişkin beyanlar sürdü. Sanık müdafileri, tutukluluk süreleri, delillerin toplanmış olması ve kaçma şüphesinin bulunmaması gibi gerekçelerle tahliye talebinde bulundu.

Fatoş Pınar Türker de sağlık durumu ve ailesinden ayrı olması gerekçeleriyle tahliye talep etti. Şeyhmus Sarıboğa ise duruşma sırasında sağlık sorunu yaşaması üzerine salondan çıkarıldı.

Mahkeme, ertesi gün Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 13 kişinin tahliye taleplerinin alınmasına devam edilmesini kararlaştırdı.

Yetmiş Üçüncü Duruşma: Tahliye Talepleri Sürdü

1 Eylül 2026’daki 73. duruşmada tutuklu sanıkların tahliye taleplerine ilişkin beyanlar devam etti. Sanıklar ve avukatları, delillerin büyük bölümünün toplandığını ve tutukluluk sürelerinin uzadığını belirterek tahliye istedi.

KİPTAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kurt da savunmasında bazı taşınmaz işlemlerine ilişkin suçlamalara cevap verdi. Savunma tarafı, ilgili işlemler nedeniyle kamu zararı oluşmadığını ileri sürdü.

Duruşmada bazı sanıkların sağlık ve aile durumları da tahliye gerekçeleri arasında gösterildi.

Yetmiş İkinci Duruşma: Tutuklu Sanıkların Tahliye Talepleri Başladı

31 Ağustos 2026’da yapılan 72. duruşmada tutuklu sanıkların tahliye taleplerine ilişkin beyanlar alınmaya başlandı.

Aykut Erdoğdu, Bulut Aydöner, Ümit Polat, Hüsnü Yüksel Tunar, Murat Or, Ali Sukas, Resul Emrah Şahan, Mehmet Murat Çalık, Ceyhun Avşar, Zafer Keleş ve Melih Geçek’in de aralarında bulunduğu sanıkların beyanları alındı.

Sanık ve avukatları, tutukluluğun devamını gerektirecek somut gerekçelerin bulunmadığını savunarak tahliye talebinde bulundu. Mahkemenin, tüm tahliye taleplerinin alınmasının ardından tutukluluk durumlarını değerlendirmesi bekleniyordu.

Yetmiş Birinci Duruşma: Adnan Çebi’nin Sorgusu Yapıldı

27 Ağustos 2026’daki 71. duruşmada Makyol İnşaat sahibi Adnan Çebi’nin sorgusu gerçekleştirildi. Çebi, İBB döneminde şirketlerinin ihalelere girmediğini belirterek hakkındaki iddialara cevap verdi.

Ekrem İmamoğlu da Çebi’ye belediye tarafından şirketinin ihalelere girmesini engelleyen herhangi bir uygulama olup olmadığını sordu.

Duruşmanın ilerleyen bölümünde Yener Torunler’in avukatı tahliye talebinde bulundu. Tutuklu sanıkların tahliye taleplerinin sonraki duruşmalarda alınmasına karar verilerek oturum sona erdirildi.

Yetmişinci Duruşma: Tuncay Yılmaz ve Yakınlarının Savunmaları Alındı

26 Ağustos 2026’da yapılan 70. duruşmada tutuksuz sanıkların savunmaları sürdü. Tuncay Yılmaz’ın eşi Selver Yılmaz ile kayınbiraderi Yiğit Çam da savunma yapan isimler arasında yer aldı.

Yiğit Çam, Gürçam Süs Bitkileri şirketinin sahibi olduğunu ve İBB iştiraki Ağaç A.Ş. ile herhangi bir bağlantısının bulunmadığını söyledi.

Selver Yılmaz ise suç teşkil eden herhangi bir olaya tanık olmadığını belirterek beraatini talep etti. Duruşma, Yiğit Çam’ın savunması ve sorgusunun tamamlanmasının ardından sona erdi.

Altmış Dokuzuncu Duruşma: Ertan Yıldız’ın Sorgusu Yapıldı

25 Ağustos 2026’da görülen 69. duruşmada etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan sanık Ertan Yıldız’ın savunması ve çapraz sorgusu gerçekleştirildi.

Yıldız’ın daha önceki ifadeleri ile mahkemedeki beyanları arasındaki farklılıklar, avukatların sorularının önemli bölümünü oluşturdu. Yıldız bazı beyanlarının doğrudan bilgiye değil, kendi değerlendirmelerine dayandığını ifade etti.

Duruşmada birçok soruya “hatırlamıyorum” yanıtı veren Yıldız’ın ardından İsa Ünal’ın savunması ve sorgusu da yapıldı.

Altmış Sekizinci Duruşma: 19 Tutuksuz Sanığın Savunması Alındı

20 Ağustos 2026’da yapılan 68. duruşmada 19 tutuksuz sanığın savunması alındı ve sorguları gerçekleştirildi.

Duruşmada Aykut Erdoğdu hakkında gündeme gelen 1 milyon 200 bin dolarlık rüşvet iddiasında adı geçen Erdoğan Göğen de savunma yaptı. Sanıkların belediyedeki görevleri ve bazı idari süreçlere ilişkin açıklamaları dinlendi.

Duruşma gece saatlerine kadar devam etti ve haftanın son oturumu olarak tamamlandı.

Altmış Yedinci Duruşma: 14 Tutuksuz Sanık Dinlendi

19 Ağustos 2026’daki 67. duruşmada 14 tutuksuz sanığın savunması alındı. Duruşma 14 saati aşan bir çalışmanın ardından gece yarısından sonra sona erdi.

Sanıkların savunmaları sırasında mahkeme heyeti ile bazı avukatlar arasında savunma süreleri ve soru-cevap yöntemine ilişkin tartışmalar yaşandı.

Ekrem İmamoğlu da bazı sanıkların sorguları sırasında sorular yöneltti. Duruşma, tutuksuz sanıkların savunmalarının alınmasına devam edilmek üzere ertelendi.

Altmış Altıncı Duruşma: 15 Tutuksuz Sanığın Savunması Alındı

18 Ağustos 2026’da görülen 66. duruşmada 15 tutuksuz sanığın savunması alındı ve sorguları gerçekleştirildi.

Duruşma 13 saati aşan bir çalışmanın ardından gece yarısına yakın tamamlandı. Savunma yapan isimler arasında İBB Akıllı Şehircilik Dairesi personeli Sezgin Paydaş da yer aldı.

Paydaş, veri setleri ve kişisel verilerin kullanımıyla ilgili suçlamalara ilişkin açıklamalarda bulundu.

Altmış Beşinci Duruşma: İkinci Celse Başladı

17 Ağustos 2026’da yapılan 65. duruşmayla İBB davasının ikinci celsesi başladı. Bu aşamada mahkeme, tutuksuz sanıkların savunmalarını almaya geçti.

Duruşmada Ercan Saatçi’nin savunması ve sorgusu tamamlandı. O gün için hazır bulunan diğer tutuksuz sanıkların işlemlerinin tamamlanmasının ardından oturum sona erdi.

Böylece davanın ikinci celsesinde tutuksuz sanıkların savunmalarının alınmasına başlanmış oldu.

Altmış Dördüncü Duruşma: İlk Celse Tamamlandı, Altı Sanık Tahliye Edildi

8 Temmuz 2026’da yapılan 64. duruşma, davanın ilk celsesinin son oturumu oldu. Duruşmada Ekrem İmamoğlu’nun savunma süresine ilişkin tartışmalar yaşandı.

İmamoğlu’nun avukatları, savunmanın makul bir süre içinde yapılabilmesi gerektiğini belirtti.

Mahkeme heyeti duruşmanın sonunda İnan Güney, Ceyda Kıryak, Serap Karay, Mehmet Karataş, Seyfullah Demirel ve Metin Bal’ın tahliyesine karar verdi.

Mahkeme ayrıca ikinci celsenin 17 Ağustos’ta başlamasına ve bu celsede tutuksuz sanıkların savunmalarının alınmasına karar verdi.

Altmış Üçüncü Duruşma: Fatih Keleş’in Savunması Sürdü

7 Temmuz 2026’daki 63. duruşmada Fatih Keleş’in avukatlarının savunmaları devam etti. Müdafiler, iddianamede yer alan bazı tanık ve etkin pişmanlık beyanlarına itiraz etti.

Avukat Nergiz İnce, savunması sırasında yorulduğunu belirterek devam edemeyeceğini söyledi. Bunun üzerine duruşma ertesi güne bırakıldı.

Mahkeme, Keleş’in diğer avukatının savunmasının tamamlanmasının ardından Ekrem İmamoğlu’nun savunmasına geçileceğini açıkladı.

Altmış İkinci Duruşma: Savunma Süresine İlişkin Tartışma Yaşandı

6 Temmuz 2026’da yapılan 62. duruşmada Fatih Keleş’in savunmasına devam edildi. Mahkeme başkanı, Keleş ve avukatlarından savunmalarını belirlenen süre içinde tamamlamalarını istedi.

Savunma süresinin sınırlandırılması konusunda sanık müdafileri ile mahkeme heyeti arasında tartışma yaşandı.

Duruşmanın ana gündemini Keleş’in savunması oluştururken, sonraki oturumlarda diğer sanıkların savunmalarına geçilmesi planlandı.

Altmış Birinci Duruşma: İnan Güney’in Savunması Alındı

2 Temmuz 2026’da görülen 61. duruşmada Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney’in savunması alındı.

Güney, hakkındaki suçlamaların soruşturma sürecinde değiştiğini belirterek suçlamaları kabul etmedi. Dosyada kendisine yöneltilen isnatları reddeden Güney, tahliye ve beraat talebinde bulundu.

Aynı duruşmada İçişleri Bakanlığı, MAPEG ve Şişli Belediyesi’nin davaya suçtan zarar gören sıfatıyla katılma talepleri kabul edildi.

Altmışıncı Duruşma: Murat Ongun’un Savunması ve Mahkeme Heyetindeki Değişiklik

1 Temmuz 2026’daki 60. duruşmada Murat Ongun’un savunmasına devam edildi. Savunma tarafı, iddianamede “sistem” olarak tanımlanan yapıya ilişkin anlatımların farklı kişilerin beyanlarına dayandığını belirterek bunların değerlendirilmesini istedi.

Aynı gün yargılamayı yürüten İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nin HSK kararıyla kapatılması ve mevcut heyetin İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi bünyesine aktarılması gündeme geldi.

Mevcut heyetin aynı başkan ve üyelerle yargılamaya devam edeceği bildirildi.

Elli Dokuzuncu Duruşma: Murat Ongun’un Savunması Sürdü

30 Haziran 2026’da yapılan 59. duruşmada Murat Ongun’un esas hakkındaki savunmasına devam edildi.

Ongun, iddianamede yer alan gizli tanık beyanlarının güvenilirliğini ve dosyada kullanılma biçimini eleştirdi. Savunmada ayrıca “sistem” olarak tanımlanan yapıya ilişkin iddialar ile bazı gizli tanıkların beyanları gündeme geldi.

Ongun savunmasını tamamlayamayınca duruşmanın ertesi gün devam etmesine karar verildi.

Elli Sekizinci Duruşma: Gürkan Akgün’ün Savunması Tamamlandı

29 Haziran 2026’da görülen 58. duruşmada Gürkan Akgün’ün avukatlarının savunmaları tamamlandı.

Müdafiler, dosyada Akgün’e ait bir MASAK raporu bulunmadığını ve HTS ile baz kayıtlarının tek başına suç delili olarak değerlendirilemeyeceğini savundu.

Akgün’ün avukatları, kaçma şüphesinin bulunmadığını belirterek tahliye talebinde bulundu. Duruşmada Murat Ongun’un savunmasının bir sonraki oturumda alınmasına karar verildi.

Elli Yedinci Duruşma: Gürkan Akgün’ün Savunması ve Sorgusu

25 Haziran 2026’da yapılan 57. duruşmada İBB Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün’ün savunması ve sorgusu gerçekleştirildi.

Akgün, imar ve planlama işlemleri konusunda herhangi bir siyasi makamdan kişisel çıkar sağlamaya yönelik talimat almadığını belirtti.

Ekrem İmamoğlu da sorgu sırasında Akgün’e, imar düzenlemeleriyle ilgili kendisinden kişisel menfaat sağlamaya yönelik herhangi bir talimat gelip gelmediğini sordu. Akgün bu yöndeki iddiayı reddetti.

Elli Altıncı Duruşma: Kaan Sürmegöz’ün Savunması

24 Haziran 2026’daki 56. duruşmada Kaan Sürmegöz’ün savunmasına devam edildi.

Sanık müdafileri, bazı encümen kararlarında farklı siyasi partilere mensup meclis üyelerinin de imzasının bulunduğunu belirterek uygulamaların hukuki açıdan birlikte değerlendirilmesini istedi.

Savunmada ayrıca dosyadaki bilirkişi raporlarının tarafsızlığı tartışıldı. Müdafiler yeni bir bilirkişi incelemesi yapılmasını talep etti.

Elli Beşinci Duruşma: Mal Varlığı Tedbirlerinde Değişiklik Yapıldı

23 Haziran 2026’da görülen 55. duruşmada Doğan Hamit Doğruer’in savunması tamamlandı.

Duruşmanın sonunda mahkeme heyeti, emekli maaşları üzerinde tedbir bulunan tutuklu ve tutuksuz sanıkların bu tedbirlerini kaldırdı.

Fatoş Pınar Türker’in taşınmazları üzerindeki mal varlığı tedbirinin kaldırılması talebi de kabul edildi.

Elli Dördüncü Duruşma: Doğan Hamit Doğruer’in Savunması Sürdü

22 Haziran 2026’daki 54. duruşmada Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı Doğan Hamit Doğruer’in savunmasına devam edildi.

Doğruer, görev yaptığı işlemlerin önemli bölümünün 2019 öncesinde alınmış izinlere dayandığını ve Sayıştay denetimlerinden geçtiğini belirtti.

Savunması sırasında kendisini iyi hissetmediğini belirten Doğruer, savunmasını tamamlayamadı. Mahkeme, savunmanın ertesi gün sürdürülmesine karar verdi.

Elli Üçüncü Duruşma: Dokuz Sanık Tahliye Edildi

18 Haziran 2026’da yapılan 53. duruşmada sanıkların savunmaları ve tutukluluk durumları ele alındı.

Mahkeme heyeti, yapılan aylık tutukluluk incelemesi sonucunda Yunus Göçer, Hasan Yalaz, Erdinç Çolak, İpek Elif Atayman, Alper Aydın, Ahmet Güldü, Yavuz Saltık, Mustafa Karaoğlu ve Halit Burak Atalan’ın tahliyesine karar verdi.

Bu kararlarla birlikte dava kapsamında daha önceki incelemelerde tahliye edilen sanıklarla beraber toplam tahliye sayısının 42’ye ulaştığı bildirildi.

Elli İkinci Duruşma: Ramazan Gülten’in Savunması

17 Haziran 2026’daki 52. duruşmada İBB İmar ve Şehircilik Daire Başkanı Ramazan Gülten’in savunması alındı.

Gülten, imar ve şehircilik işlemlerine ilişkin suçlamalara cevap verirken belediyedeki görev alanı ve idari süreçler hakkında bilgi verdi.

Savunma sırasında mahkeme heyeti ile Gülten arasında soru-cevap bölümü gerçekleşti. Gülten savunmasını tamamlayamayınca duruşmanın devamına karar verildi.

Elli Birinci Duruşma: Buğra Gökçe’nin Savunması Başladı

16 Haziran 2026’da görülen 51. duruşmada İstanbul Planlama Ajansı Başkanı Buğra Gökçe’nin savunmasına başlandı.

Gökçe, İBB’de görev yaptığı dönemde attığı çok sayıda imzanın iddianamede suçlama konusu yapıldığını belirterek hakkındaki suçlamaları kabul etmedi.

Savunmasında belediyedeki görevleri, planlama çalışmaları ve kamu alanlarına ilişkin uygulamalar hakkında açıklamalarda bulundu.

Ellinci Duruşma: Taner Çetin Hakkındaki Savunmalar

15 Haziran 2026’daki 50. duruşmada sanık müdafilerinin savunmaları sürdü.

Avukat Turgut Hökenek, müvekkili Taner Çetin’in imzaladığı işlemlerin hukuka uygun olduğunu ve Sayıştay raporlarının da bu durumu desteklediğini savundu.

Duruşmanın sonunda bir sonraki oturumda Buğra Gökçe’nin savunmasına geçileceği belirtildi.

Kırk Dokuzuncu Duruşma: Fatoş Ayık’ın Savunması ve Sorgusu

11 Haziran 2026’da yapılan 49. duruşmada Medya A.Ş. Satın Alma ve İhale Müdürü Fatoş Ayık’ın savunması ve sorgusu gerçekleştirildi.

Ayık, Murat Ongun veya Emrah Bağdatlı’dan herhangi bir talimat almadığını belirtti. HTS kayıtlarında Ongun’la telefon irtibatının bulunmadığını da ifade etti.

Ayık, görev yaptığı dönemde amirleri dışında herhangi bir kişi veya kurumdan talimat almadığını savundu.

Kırk Sekizinci Duruşma: Halit Burak Atalan’ın Savunması

10 Haziran 2026’daki 48. duruşmada Halit Burak Atalan’ın savunması ve avukatlarının beyanları alındı.

Müdafiler, Atalan’ın görev yaptığı dönemle ilgisi bulunmayan bazı eylemler nedeniyle sorumlu tutulduğunu savundu.

Avukatlar, müvekkillerinin iddianamede yer alan bazı eylemlerle bağlantısını gösteren somut delil bulunmadığını belirterek tahliye talebinde bulundu.

Kırk Yedinci Duruşma: Fatoş Pınar Türker’in Savunması

9 Haziran 2026’daki 47. duruşmada Medya A.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker’in durumuna ilişkin savunmalar öne çıktı.

Müdafii, Türker’in rüşvet suçlamasıyla tutuklu bulunmasına rağmen dosyada kendisine yöneltilen suçlamayı doğrudan destekleyen somut delillerin bulunmadığını savundu.

Savunmada ayrıca Türker’in mesleki geçmişi ve Medya A.Ş.’deki görev süreci hakkında bilgi verildi. Müdafiler tahliye talebinde bulundu.

Kırk Altıncı Duruşma: Kahraman Yeşilyurt’un Sağlık Durumu Gündeme Geldi

8 Haziran 2026’da yapılan 46. duruşmada sanık müdafilerinin savunmaları ve tahliye talepleri alındı.

İş insanı Kahraman Yeşilyurt’un müdafii, müvekkilinin kronik rahatsızlıkları bulunduğunu ve cezaevinde sağlık sorunları yaşadığını belirterek tahliye talebinde bulundu.

Duruşmada ayrıca yurt dışı kredileri ve bazı mali işlemlere ilişkin suçlamalar da ele alındı.

Kırk Beşinci Duruşma: Sanık Müdafilerinin Savunmaları Sürdü

4 Haziran 2026’daki 45. duruşmada sanık avukatlarının savunmalarına devam edildi.

Müdafiler, bazı sanıkların örgüt üyeliği ve ihaleye fesat karıştırma suçlamalarıyla tutuklu bulunmasına rağmen bu suçlamaları destekleyen somut delillerin bulunmadığını savundu.

Duruşmada ayrıca belediyelerde daha önce uygulanan bazı ihale yöntemlerinin benzerliği üzerinden hukuki değerlendirmeler yapıldı.

Kırk Dördüncü Duruşma: Servet Yıldırım’ın Beyanları Gündemdeydi

3 Haziran 2026’daki 44. duruşmada sanıkların savunmaları devam etti.

Etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan Servet Yıldırım’ın dosyadaki konumu ve daha önce verdiği beyanlar, sanık avukatlarının sorgulamalarında gündeme geldi.

Hüseyin Köksal’ın avukatı Baver Kaya, Yıldırım’ın dosyadaki sıfatının açık biçimde belirlenmesi gerektiğini savundu.

Duruşma sırasında Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı Erdinç Çolak’ın sağlık sorunu yaşaması üzerine oturuma ara verildi.

Kırk Üçüncü Duruşma: Yeni Sanıkların Savunmaları Alındı

2 Haziran 2026’da yapılan 43. duruşmada sanıkların savunmalarına devam edildi.

İş insanı Yunus Göçer’in savunması ve sorgusu gerçekleştirildi. Göçer, hakkındaki suçlamalara cevap vererek iddianamede yer alan bazı değerlendirmelere itiraz etti.

Duruşmanın ilerleyen bölümünde Onur Aldı’nın savunması ve sorgusu yapıldı. Bazı sanıklara ek savunma hakkı tanındı.

Bazı sanık ve avukatların salonda bulunmaması nedeniyle duruşma planlanandan erken tamamlandı.

Kırk İkinci Duruşma: Vedat Şahin’in Savunması ve Sorgusu

1 Haziran 2026’da görülen 42. duruşmada sanıkların savunma ve sorgu işlemleri sürdü.

Duruşmanın önemli bölümünde iş insanı Vedat Şahin’in savunması ve çapraz sorgusu gerçekleştirildi. Şahin, daha önce etkin pişmanlık kapsamında verdiği bazı ifadelerin yönlendirme altında alındığını savundu.

Mahkeme başkanı, Şahin’e etkin pişmanlık kapsamındaki ifadeleri konusunda kimlerden yönlendirme aldığını sordu.

Duruşmada sanık müdafileri de dosyadaki delillerin ve bazı kişilerin beyanlarının yeniden değerlendirilmesini istedi. Bazı sanıkların şirketlerine yönelik kayyum ve el koyma işlemlerinin hukuki dayanağı bulunduğuna ilişkin itirazlar da gündeme geldi.

42. duruşmayla birlikte dava kapsamında sanık savunmalarının alınmasına devam edildi ve sonraki oturumlarda yeni sanıkların savunmalarının dinlenmesine geçildi.

Kırk Birinci Duruşma: Hukuki Süreç ve Değerlendirmeler

Kırk birinci duruşma, İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasında verilen önceki kararın ardından tarafların hukuki sürece ilişkin değerlendirmelerini yaptığı oturum olarak kayıtlara geçti. Mahkeme heyeti, bir önceki duruşmada açıklanan kararın gerekçeli metnine ilişkin usul işlemlerinin devam ettiğini belirtti.

Savunma tarafı, kararın hukuki açıdan tartışmalı yönler içerdiğini savunarak gerekçeli kararın ayrıntılı biçimde inceleneceğini ifade etti. Ayrıca, sürecin üst yargı mercileri ve uluslararası hukuk boyutları açısından değerlendirileceği, gerekli başvuruların gündeme alınabileceği dile getirildi.

İddia makamı ise verilen kararın yargılama süreci içerisinde usule ve esasa uygun şekilde tesis edildiğini savunarak, mahkeme kararının hukuka uygun olduğunu ve yerinde bir hüküm teşkil ettiğini belirtti.

Duruşmada ayrıca kararın kamuoyu üzerindeki etkileri ve siyasi tartışmalara yansımaları da gündeme geldi. Taraf avukatları, kamuoyunda oluşan değerlendirmelerin yargı sürecinden bağımsız ele alınması gerektiğini vurguladı.

Mahkeme heyeti, dosyaya ilişkin idari ve teknik işlemlerin tamamlanmasının ardından sürecin resmî olarak kapanacağı bilgisini paylaşarak duruşmayı sona erdirdi.

Kırkıncı Duruşma: Sürecin Resmî Olarak Tamamlandığı Açıklandı

Kırkıncı duruşma, dava sürecine ilişkin tüm yargısal ve idari işlemlerin tamamlandığı oturum olarak kayıtlara geçti.

Mahkeme heyeti, dosyanın ulusal hukuk süreci bakımından sonuçlandığını belirterek gerekli resmî işlemlerin tamamlandığını açıkladı.

Savunma tarafı, hukuki değerlendirmelerin süreceğini ifade ederken, iddia makamı verilen kararın kesin hüküm niteliği taşıdığını savundu.

Böylece dava dosyası, uzun süren yargı sürecinin ardından resmî olarak kapanmış oldu.

Otuz Dokuzuncu Duruşma: Dosyada Son İncelemeler Yapıldı

Otuz dokuzuncu duruşmada mahkeme heyeti, dosyadaki son usul işlemlerinin tamamlandığını açıkladı.

Savunma tarafı, sürecin tüm yönleriyle yeniden değerlendirilmesi gerektiğini savunurken, iddia makamı mevcut kararın hukuki geçerliliğini koruduğunu ifade etti.

Mahkeme heyeti, dosyanın işlem yönünden tamamlanma aşamasına geldiğini belirtti.

Otuz Sekizinci Duruşma: Sürecin Toplumsal Etkileri Tartışıldı

Otuz sekizinci duruşmada davanın kamuoyunda oluşturduğu etkiler ve siyasi yansımaları öne çıktı.

Savunma tarafı, kararın yalnızca hukuki değil toplumsal sonuçları bakımından da değerlendirilmesi gerektiğini belirtirken, iddia makamı yargı bağımsızlığı vurgusu yaptı.

Mahkeme heyeti, duruşmada yapılan açıklamaların dosya kapsamına ekleneceğini bildirdi.

Otuz Yedinci Duruşma: Yeni Başvuru Hazırlıkları Gündeme Geldi

Otuz yedinci duruşmada savunma tarafı, uluslararası hukuk kurumlarına yapılabilecek olası başvurulara ilişkin hazırlıkların sürdüğünü açıkladı.

İddia makamı ise mevcut kararın bağlayıcı olduğunu ve yeni girişimlerin hukuki sonucu değiştirmeyeceğini savundu.

Mahkeme heyeti, tarafların beyanlarını kayıt altına aldı.

Otuz Altıncı Duruşma: Hukuki Sürecin Sonuçları Ele Alındı

Otuz altıncı duruşmada taraflar, verilen kararın hukuki sonuçlarına ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.

Savunma tarafı, kararın ilerleyen süreçte farklı hukuki tartışmalara yol açabileceğini belirtirken, iddia makamı kararın kesinleşme sürecinin tamamlandığını ifade etti.

Mahkeme heyeti, dosyada yeni bir işlem bulunmadığını belirterek oturumu kapattı.

Otuz Beşinci Duruşma: Kamuoyundaki Tartışmalar Duruşmaya Yansıdı

Otuz beşinci duruşmada dava sürecine ilişkin kamuoyunda yapılan değerlendirmeler ve siyasi tartışmalar gündeme geldi.

Savunma avukatları, dava sürecinin toplumsal etkilerine dikkat çekerken, iddia makamı yargı sürecinin kamuoyu tartışmalarından bağımsız değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Mahkeme heyeti, yargılamanın yalnızca hukuki çerçevede ele alınacağını vurguladı.

Otuz Dördüncü Duruşma: Dosyadaki Yeni Talepler Değerlendirildi

Otuz dördüncü duruşmada taraf avukatlarının dosyaya sunduğu ek değerlendirmeler ve yeni talepler ele alındı.

Savunma tarafı, bazı delillerin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini belirtirken, iddia makamı mevcut kararın yeterli hukuki zemine dayandığını savundu.

Mahkeme heyeti, taleplerin incelenmesine ilişkin sürecin devam edeceğini açıkladı.

Otuz Üçüncü Duruşma: Uluslararası Başvuru İhtimali Tartışıldı

Otuz üçüncü duruşmada savunma tarafı, iç hukuk yollarının büyük ölçüde tüketildiğini belirterek uluslararası hukuk mekanizmalarının gündeme gelebileceğini ifade etti.

İddia makamı ise yargı sürecinin şeffaf ve hukuka uygun şekilde yürütüldüğünü savunarak yeni başvuru girişimlerinin sonucu değiştirmeyeceğini öne sürdü.

Mahkeme heyeti, tarafların beyanlarını dosyaya geçirerek oturumu tamamladı.

Otuz İkinci Duruşma: Gerekçeli Karar Süreci Gündeme Geldi

Otuz ikinci duruşmada, yüksek yargı tarafından açıklanan kararın gerekçeli metnine ilişkin değerlendirmeler öne çıktı. Taraf avukatları, kararın ayrıntılı incelenmesi için ek süre talebinde bulundu.

Savunma tarafı, gerekçeli kararın bazı bölümlerinde hukuki çelişkiler bulunduğunu savunurken, iddia makamı kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunu ifade etti.

Mahkeme heyeti, tarafların taleplerini kayıt altına alarak sürecin yasal prosedür çerçevesinde devam edeceğini belirtti.

Otuz Birinci Duruşma: Kararın Ardından Hukuki Süreç Tartışıldı

Otuz birinci duruşma, yüksek yargı kararının ardından tarafların hukuki sürece ilişkin değerlendirmelerini yaptığı oturum olarak kayıtlara geçti. Mahkeme heyeti, önceki duruşmada açıklanan kararın gerekçeli metnine ilişkin usul işlemlerinin sürdüğünü belirtti.

Savunma tarafı, kararın hukuki açıdan tartışmalı yönleri bulunduğunu savunarak, gerekçeli kararın ayrıntılı biçimde inceleneceğini ifade etti. Ayrıca sürecin uluslararası hukuk boyutunun da değerlendirileceği ve gerekli başvuruların gündeme alınabileceği belirtildi.

İddia makamı ise verilen kararın yargı süreci içerisinde hukuka uygun şekilde oluştuğunu savunarak, mahkeme kararının yerinde olduğunu dile getirdi.

Duruşmada ayrıca, kararın siyasi ve toplumsal etkilerine ilişkin değerlendirmeler de gündeme geldi. Taraf avukatları, kamuoyunda oluşan tartışmaların yargı sürecinden bağımsız değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Mahkeme heyeti, dosyaya ilişkin idari işlemlerin tamamlanmasının ardından sürecin resmî olarak kapanacağını belirterek oturumu sonlandırdı.

Otuzuncu Duruşma: Yüksek Yargı Kararının Açıklandığı Son Oturum

Otuzuncu duruşma, temyiz sürecinin tamamlandığı ve yüksek yargı kararının açıklandığı nihai oturum olarak kayıtlara geçti. Mahkeme heyeti, dosyaya ilişkin tüm incelemelerin tamamlandığını belirterek kararını açıkladı.

Kararın açıklanmasıyla birlikte taraflar, sürecin hukuki değerlendirmesini yapacaklarını ifade etti. Savunma tarafı, kararın gerekçesini ayrıntılı biçimde inceleyeceklerini ve gerekli görülmesi halinde uluslararası yargı yollarına başvurabileceklerini dile getirdi.

İddia makamı ise verilen kararın hukuka uygun olduğunu belirterek sürecin tamamlandığını savundu.

Böylece dosya, ulusal yargı süreci bakımından sonuçlanırken, kararın etkileri ve olası yeni başvuru yolları kamuoyunda tartışılmaya devam etti.

Yirmi Dokuzuncu Duruşma: Temyiz İncelemesinde Son Aşamaya Gelindi

Yirmi dokuzuncu duruşma, temyiz incelemesinin son aşamasına yaklaşıldığını gösteren önemli bir oturum olarak kayıtlara geçti. Üst mahkemenin dosyaya ilişkin değerlendirmelerini büyük ölçüde tamamladığı ve karar aşamasına geldiği belirtildi.

Savunma tarafı, son beyanlarında bir kez daha adil yargılanma hakkına vurgu yaparak, dosyada yer alan çelişkilerin giderilmesi gerektiğini ifade etti. Ayrıca, kararın yalnızca hukuki değil, aynı zamanda toplumsal etkileri bakımından da dikkatle değerlendirilmesi gerektiği dile getirildi.

İddia makamı ise önceki mütalaasını yineleyerek, temyiz başvurusunun reddedilmesi ve alt derece mahkemelerinin kararlarının onanması yönündeki talebini sürdürdü.

Duruşma sonunda, nihai kararın bir sonraki oturumda açıklanacağı belirtildi.

Yirmi Sekizinci Duruşma: Dosyanın Yüksek Yargı Gündemine Alınması

Yirmi sekizinci duruşma, dosyanın temyiz incelemesine alınması sürecine ilişkin gelişmelerin ele alındığı oturum oldu. Üst mahkeme tarafından yapılan ön incelemenin ardından dosyanın esastan incelenmesine karar verildiği bilgisi paylaşıldı.

Savunma tarafı, temyiz dilekçesinde yer alan hususları ayrıntılandırarak, özellikle hukuki değerlendirme hatalarına ve delil takdirine ilişkin itirazlarını yineledi. Ayrıca, dosyanın yalnızca teknik değil, temel haklar açısından da değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı.

İddia makamı ise önceki görüşünü koruyarak, yerel mahkeme ve istinaf kararlarının hukuka uygun olduğunu savundu.

Mahkeme sürecin bundan sonraki aşamasının tamamen yüksek yargı incelemesine bağlı olduğunu belirterek, tarafları gelişmeler hakkında bilgilendirmek üzere duruşmayı ileri bir tarihe erteledi.

Yirmi Yedinci Duruşma: Temyiz Sürecinin Başlatıldığı Oturum

Yirmi yedinci duruşma, istinaf kararının ardından dosyanın bir üst yargı merciine taşınması sürecinin resmen başladığı oturum olarak kayda geçti. Kararın gerekçesinin açıklanmasının ardından savunma tarafı, daha önce işaret ettiği hukuki eksiklikleri detaylandırarak temyiz başvurusunu mahkemeye sundu.

Savunma, gerekçeli kararda yer alan değerlendirmelerin maddi gerçeği yansıtmadığını, delillerin yorumlanmasında hatalar bulunduğunu ve yargılama sürecinin bütününde adil yargılanma ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürdü. Bu kapsamda, dosyanın üst mahkeme tarafından yeniden incelenmesi talep edildi.

İddia makamı ise istinaf kararının hukuka uygun olduğunu savunarak, temyiz başvurusunun reddi yönündeki görüşünü dile getirdi.

Mahkeme heyeti, temyiz başvurusunun usulüne uygun olduğunu belirterek dosyanın ilgili yüksek yargı merciine gönderilmesine karar verdi. Böylece yargılama süreci yeni bir aşamaya taşındı.

Yirmi Altıncı Duruşma: İstinaf Kararının Açıklandığı Kritik Oturum

Yirmi altıncı duruşma, istinaf sürecinin en belirleyici aşaması olarak kayda geçti. Daha önceki oturumlarda tamamlanan incelemeler, taraf beyanları ve ek raporların ardından mahkeme heyeti, dosyaya ilişkin nihai kararını açıkladı.

Duruşmada ilk olarak mahkeme başkanı, dosyanın tüm yönleriyle değerlendirildiğini ve hukuki incelemelerin tamamlandığını belirtti. Ardından, istinaf başvurularına ilişkin karar okunmaya başlandı.

Savunma tarafı, karar öncesinde son kez söz alarak önceki itirazlarını yineledi; dosyada yer alan çelişkilerin giderilmediğini, delillerin yeterince değerlendirilmediğini ve hukuki eksikliklerin sürdüğünü ifade etti. Sanıklar adına beraat talebi bir kez daha vurgulandı.

Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar, son sözlerinde adil yargılanma ilkesine dikkat çekerek, verilecek kararın yalnızca mevcut delillere değil, hukukun evrensel ilkelerine de uygun olması gerektiğini dile getirdi.

İddia makamı ise önceki mütalaasını tekrar ederek, dosyadaki delil durumunun yeterli olduğunu ve ilk derece mahkemesi kararının hukuka uygun bulunduğunu belirtti. Bu doğrultuda, istinaf başvurularının reddedilmesi ve kararın onanması yönündeki talebini sürdürdü.

Mahkeme heyeti, yapılan değerlendirmeler sonucunda istinaf başvurularına ilişkin kararını açıkladı.

Kararın açıklanmasıyla birlikte duruşma salonunda dikkat çekici bir sessizlik oluşurken, taraflar kararı hukuki çerçevede değerlendireceklerini belirtti. Savunma tarafının, kararın gerekçesinin açıklanmasının ardından dosyayı temyiz yoluyla üst yargıya taşıyabileceği ifade edildi.

Duruşma sonrasında kamuoyunda geniş yankı uyandıran kararın, davanın seyrini doğrudan etkileyen bir dönüm noktası olduğu değerlendirildi. Özellikle temyiz sürecinin açık olması, dosyanın yüksek yargı mercileri tarafından yeniden incelenmesi ihtimalini gündemde tutuyor.

Yirmi altıncı duruşma, böylece istinaf sürecinin sona erdiği ve yargılamanın yeni bir aşamaya taşınabileceğinin netleştiği kritik bir oturum olarak kayıtlara geçti.

Yirmi Beşinci Duruşma: Nihai Karar Aşamasında Kritik Oturum

Yirmi beşinci duruşma, istinaf sürecinde artık kararın açıklanmasının beklendiği ve yargılamanın en kritik eşiğine gelindiğini gösteren bir oturum olarak kayda geçti. Önceki duruşmalarda tamamlanan incelemeler, sunulan ek raporlar ve taraf beyanları çerçevesinde mahkeme heyeti dosyayı son kez değerlendirmeye aldı.

Duruşmada savunma tarafı, önceki tüm itirazlarını tekrar ederek dosyada yer alan çelişkilerin giderilmediğini ve hukuki eksikliklerin devam ettiğini ileri sürdü. Ek raporların da bu çelişkileri ortadan kaldırmadığı vurgulanarak, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması ve sanıklar hakkında beraat kararı verilmesi talebi yinelendi.

Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar, son beyanlarında adil yargılanma ilkesine vurgu yaparak, kararın yalnızca mevcut deliller değil, hukukun temel ilkeleri doğrultusunda verilmesi gerektiğini ifade etti.

İddia makamı ise dosyadaki delil durumunun yeterli olduğunu ve ilk derece mahkemesi kararının hukuka uygun bulunduğunu belirterek, istinaf başvurularının reddi ile kararın onanması yönündeki görüşünü sürdürdü.

Mahkeme heyeti, dosyada değerlendirmelerin tamamlandığını ve karar aşamasına gelindiğini belirtti. Ancak nihai kararın yazımı ve son incelemelerin tamamlanması için ek süreye ihtiyaç duyulduğu ifade edilerek, kararın bir sonraki duruşmada açıklanacağı yönünde güçlü bir işaret verilerek oturum ertelendi.

Duruşma sonrasında kamuoyunda beklenti en üst seviyeye ulaşırken, açıklanacak istinaf kararının davanın geleceğini doğrudan belirleyeceği değerlendirildi. Kararın ardından temyiz yolunun açık olması, sürecin yüksek yargıya taşınma ihtimalini de gündemde tutmaya devam ediyor.

Yirmi Dördüncü Duruşma: Karar Öncesi Son Değerlendirmeler

Yirmi dördüncü duruşma, istinaf sürecinde karar aşamasına artık çok yaklaşıldığı bir oturum olarak kayda geçti. Mahkeme heyeti, önceki duruşmalarda istenen ek incelemeler ve tamamlanan raporlar üzerinden dosyayı kapsamlı şekilde değerlendirmeye aldı.

Duruşmada savunma tarafı, önceki beyanlarını tekrar ederek dosyada yer alan usul ve esas yönünden eksikliklerin giderilmediğini savundu. Özellikle yeni gelen ek raporların da çelişkileri ortadan kaldırmadığı belirtilerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması ve beraat yönünde hüküm kurulması talebi bir kez daha yinelendi.

Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar, son beyanlarında yargılamanın adil ve tarafsız yürütülmesi gerektiğine vurgu yaparak, dosyanın yalnızca teknik değil, aynı zamanda hukuki bütünlük içinde değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

İddia makamı ise mevcut delil durumu ve ek raporlar ışığında ilk derece mahkemesi kararının hukuka uygun olduğunu savunarak, istinaf başvurularının reddedilmesi ve kararın onanması yönündeki görüşünü sürdürdü.

Mahkeme heyeti, dosyada gelinen aşamada değerlendirmelerin büyük ölçüde tamamlandığını, taraf beyanları ve ek raporların nihai karar sürecine dahil edildiğini belirtti. Kararın açıklanmasına yönelik hazırlıkların sürdüğü ifade edilirken, bir sonraki duruşmanın kritik önem taşıyacağına işaret edildi ve oturum ertelendi.

Duruşma sonrasında kamuoyunda beklentinin daha da arttığı gözlemlenirken, istinaf mahkemesinden çıkacak kararın davanın seyri açısından belirleyici olacağı yönündeki değerlendirmeler öne çıktı. Sürecin ardından temyiz yolunun açık olması, yargılamanın üst yargı aşamasına taşınma ihtimalini de gündemde tutmaya devam ediyor.

Yirmi Üçüncü Duruşma: Karar Aşamasına Doğru Kritik Bekleyiş

Yirmi üçüncü duruşma, istinaf sürecinde karar aşamasına yaklaşıldığının güçlü sinyallerinin verildiği bir oturum oldu. Önceki duruşmalarda talep edilen ek incelemeler ve raporlar mahkeme heyeti tarafından değerlendirildi.

Duruşmada savunma tarafı, önceki itirazlarını yineleyerek dosyada yer alan çelişkilerin giderilmediğini ve kararın kaldırılması gerektiğini savundu. Özellikle yeni gelen raporların da önceki bulguları desteklemediği ifade edilerek beraat talepleri yinelendi.

Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar, son beyanlarında adil yargılanma vurgusunu yineleyerek davanın hukuki zeminde değerlendirilmesi gerektiğini dile getirdi.

İddia makamı ise ek incelemelerin mevcut kararı değiştirecek nitelikte olmadığını belirterek, ilk derece mahkemesi hükmünün onanması yönündeki talebini sürdürdü.

Mahkeme heyeti, dosyanın büyük ölçüde olgunlaştığını ve karar için gerekli değerlendirmelerin tamamlanmak üzere olduğunu belirtti. Nihai kararın bir sonraki duruşmada açıklanabileceği yönünde güçlü bir işaret verilerek duruşma ertelendi.

Duruşma sonrasında kamuoyunda beklenti zirveye ulaşırken, verilecek istinaf kararının davanın geleceği açısından belirleyici olacağı yönündeki değerlendirmeler ağırlık kazandı. Sürecin ardından temyiz yolunun açık olması ise davanın yüksek yargıya taşınma ihtimalini gündemde tutuyor.

Yirmi İkinci Duruşma: Ek Deliller ve Usul Tartışmaları Gündemde

Yirmi ikinci duruşma, istinaf incelemesinin daha da derinleştiği ve dosyaya ilişkin ek delil ile usul tartışmalarının öne çıktığı bir aşama olarak kayda geçti. Mahkeme heyeti, önceki duruşmalarda dile getirilen itirazlar doğrultusunda dosyaya sunulan yeni talepleri ele aldı.

Duruşmada savunma tarafı, bazı delillerin hukuka aykırı şekilde elde edildiği yönündeki iddialarını genişleterek bu delillerin dosyadan çıkarılmasını talep etti. Ayrıca, bilirkişi raporlarının yetersiz olduğu ve yeni bir uzman incelemesine ihtiyaç duyulduğu ifade edildi.

Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar da söz alarak, yargılama sürecinin adil yürütülmediği yönündeki görüşlerini yineledi. Sanıklar, istinaf incelemesinin yalnızca şekli değil, maddi açıdan da kapsamlı bir değerlendirme içermesi gerektiğini vurguladı.

İddia makamı ise savunmanın taleplerine karşı çıkarak, dosyada yer alan delillerin hukuka uygun olduğunu ve yeniden değerlendirme gerektirmediğini savundu. Mevcut kararın yerinde olduğu ve istinaf başvurularının reddedilmesi gerektiği yönündeki görüşünü korudu.

Mahkeme heyeti, tarafların taleplerini değerlendirerek bazı ek incelemelerin yapılmasına karar verdi. Özellikle bilirkişi raporlarına ilişkin taleplerin incelenmesi ve gerekli görülmesi halinde ek rapor alınması için duruşma ileri bir tarihe ertelendi.

Duruşma sonrası yapılan değerlendirmelerde, sürecin teknik boyutunun öne çıktığı ve dosyanın detaylı inceleme aşamasına girdiği yorumları yapıldı.

Yirmi Birinci Duruşma: İstinaf İncelemesinde Kritik Değerlendirme

Yirmi birinci duruşma, istinaf incelemesinin derinleştirildiği ve dosyadaki kritik unsurların yeniden ele alındığı bir aşama olarak öne çıktı. Mahkeme heyeti, önceki duruşmada sunulan itirazlar doğrultusunda dosyayı ayrıntılı şekilde değerlendirdi.

Duruşmada, özellikle delillerin hukuka uygun elde edilip edilmediği, tanık beyanlarının çelişkileri ve ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararındaki değerlendirmeler detaylı biçimde tartışıldı. Savunma tarafı, kararın hem maddi vakıa hem de hukuki yorum açısından hatalı olduğunu yineledi.

Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar, duruşmada yaptıkları beyanlarda yargılamanın siyasi baskılar altında yürütüldüğünü iddia ederek beraat taleplerini sürdürdü. Ayrıca, dosyada yer alan bazı delillerin geçersiz sayılması gerektiği yönünde talepler dile getirildi.

İddia makamı ise önceki görüşünü koruyarak, ilk derece mahkemesi kararının hukuka uygun olduğunu savundu ve istinaf başvurularının reddedilmesi gerektiğini belirtti.

Mahkeme heyeti, dosyadaki tüm unsurların yeniden değerlendirilmesi için kapsamlı bir inceleme sürecine girildiğini belirterek duruşmayı erteledi. Kararın bir sonraki aşamada açıklanabileceği sinyali verildi.

Duruşma sonrasında kamuoyunda beklenti daha da yükselirken, verilecek istinaf kararının davanın nihai kaderi üzerinde belirleyici olacağı ifade edildi. Sürecin ardından temyiz yolunun da açık olması, davanın uzun vadede yüksek yargıya taşınabileceğini gösteriyor.

Yirminci Duruşma: İstinaf Sürecinin Başlangıcı

Yirminci duruşma, ilk derece mahkemesinin açıkladığı kararın ardından başlayan istinaf sürecinin ilk önemli aşaması olarak kayda geçti. Taraflar, nihai karara yönelik itirazlarını resmen sunarken, dosya bölge adliye mahkemesinin incelemesine açıldı.

Duruşmada savunma avukatları, önceki kararda yer alan delil değerlendirmelerinin hatalı olduğunu ve yargılama sürecinde usule aykırılıklar bulunduğunu ayrıntılı biçimde dile getirdi. Özellikle tanık beyanlarının güvenilirliği, bilirkişi raporlarının yeterliliği ve sanıkların tutukluluk süreçleri yeniden tartışmaya açıldı.

Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar da duruşmada hazır bulunarak, verilen kararın hukuki dayanaktan yoksun olduğunu savundu. Sanıklar, adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini öne sürerek beraat taleplerini yineledi.

İddia makamı ise ilk derece mahkemesinin kararının yerinde olduğunu belirterek, itirazların reddedilmesi gerektiğini ifade etti. Dosyada yer alan delillerin yeterli ve hukuka uygun şekilde değerlendirildiği vurgulandı.

Mahkeme heyeti, tarafların itirazlarını ve dosya kapsamını incelemek üzere duruşmayı ileri bir tarihe erteledi. Bu süreçte, eksik görülen hususların tamamlanması ve gerekli görülmesi halinde ek raporların alınması kararlaştırıldı.

Duruşma sonrasında hukuk çevrelerinde yapılan değerlendirmelerde, istinaf sürecinin davanın seyrini belirleyecek kritik bir aşama olduğu vurgulandı. Kamuoyu, bölge adliye mahkemesinin vereceği kararın hem hukuki hem de siyasi etkilerini yakından izlemeye başladı.

On Dokuzuncu Duruşma: Nihai Karar Açıklanıyor

On dokuzuncu duruşma, yargılama sürecinin en kritik aşaması olarak kayda geçti ve mahkeme heyeti uzun süredir beklenen nihai kararını açıkladı. Önceki duruşmalarda tamamlanan savunmalar, delil değerlendirmeleri ve taraf beyanlarının ardından mahkeme, dosyayı hükme bağladı.

Duruşma salonunda yoğun güvenlik önlemleri ve yüksek bir dikkat ortamı hâkimdi. Sanıklar ve avukatları hazır bulunurken, basın mensupları ve gözlemciler de süreci yakından takip etti. Mahkeme heyeti, karar öncesinde dosyanın kapsamlı bir özetini sunarak delillerin nasıl değerlendirildiğini ve hangi hukuki gerekçelere dayanıldığını açıkladı.

Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar karar duruşmasında hazır bulundu. Karar öncesinde son kez söz alan sanıklar, önceki beyanlarını tekrar ederek beraat taleplerini yineledi ve yargılamanın adil olmadığı yönündeki görüşlerini dile getirdi.

Mahkeme tarafından açıklanan hüküm, davanın başından bu yana tartışılan deliller, tanık beyanları ve hukuki yorumlar çerçevesinde şekillendi. Kararın gerekçesinde, dosyada yer alan unsurların nasıl değerlendirildiği ayrıntılı biçimde ortaya konulurken, savunma ve iddia makamının argümanlarına da tek tek yanıt verildi.

Savunma avukatları, kararın ardından yaptıkları ilk değerlendirmelerde hükme itiraz edeceklerini ve üst yargı yollarına başvuracaklarını açıkladı. Özellikle delil değerlendirmesi ve tutukluluk sürecine ilişkin itirazların devam edeceği ifade edildi. İddia makamı ise kararın hukuka uygun olduğunu savundu.

Duruşma sonrasında kamuoyunda ve hukuk çevrelerinde geniş yankı oluştu. Kararın yalnızca davanın tarafları açısından değil, Türkiye’de yargı bağımsızlığı, hukuk devleti ilkesi ve demokratik standartlar açısından da önemli sonuçlar doğuracağı yönündeki değerlendirmeler öne çıktı.

Uluslararası kamuoyu ve insan hakları kuruluşları da kararı yakından takip ederek ilk tepkilerini açıklamaya başladı. Özellikle kararın gerekçesi, uygulanma biçimi ve temyiz sürecinin nasıl işleyeceği, Türkiye’nin küresel hukuk ve demokrasi algısı açısından belirleyici unsurlar olarak değerlendiriliyor.

Böylece uzun süredir devam eden yargılama süreci ilk derece mahkemesi açısından tamamlanırken, dava yeni bir aşamaya—istinaf ve temyiz süreçlerine—taşınmış oldu.

On Sekizinci Duruşma: Karar Öncesi Son Oturum

On sekizinci duruşma, davanın karar öncesi son oturumu olarak öne çıktı. Mahkeme heyeti, dosyada yer alan tüm delilleri, tanık beyanlarını ve tarafların kapsamlı savunmalarını dikkate alarak nihai değerlendirme sürecine geçti.

Bu duruşmada, Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar son sözlerini sundu. İmamoğlu, yaptığı açıklamada sürecin siyasi yönüne dikkat çekerek, adil ve tarafsız bir karar beklentisini dile getirdi. Diğer sanıklar da benzer şekilde beraat taleplerini yineledi.

Savunma avukatları, dosyada suçlamaları kesin şekilde destekleyen bir delil bulunmadığını vurgularken, uzun tutukluluk sürelerinin hukuki açıdan sorunlu olduğunu bir kez daha mahkeme kayıtlarına geçirdi. İddia makamı ise önceki görüşlerini tekrar ederek cezai taleplerini korudu.

Duruşma boyunca mahkeme salonunda dikkatli ve kontrollü bir atmosfer hâkim olurken, önceki oturumlara kıyasla daha temkinli bir süreç izlendi. Tüm tarafların beyanlarının tamamlanmasının ardından mahkeme heyeti, kararın açıklanacağı tarihi belirlemek üzere duruşmayı erteledi.

Hukuk çevreleri, bu duruşmayı “karar öncesi son eşik” olarak tanımlarken, verilecek hükmün yalnızca davanın tarafları için değil, Türkiye’de yargı bağımsızlığı, hukuk devleti ilkesi ve demokratik standartlar açısından da kritik bir dönüm noktası olacağını vurguladı.

Uluslararası kamuoyu ve insan hakları kuruluşları ise gözlerini artık tamamen mahkemenin açıklayacağı nihai karara çevirmiş durumda. Kararın gerekçesi ve uygulanma biçiminin, Türkiye’nin küresel ölçekteki hukuk ve demokrasi algısını doğrudan etkilemesi bekleniyor.

On Yedinci Duruşma: Nihai Aşamaya Yaklaşırken Kritik Bekleyiş

On yedinci duruşmada, yargılama sürecinin büyük ölçüde tamamlandığı ve mahkemenin nihai hüküm için son değerlendirme aşamasına geçtiği görüldü. Taraflar, önceki duruşmalarda sundukları beyanları büyük ölçüde tekrar ederken, dosyaya yeni bir delil sunulmadı.

Savunma avukatları, başından bu yana dile getirdikleri “somut ve kesin delil eksikliği” vurgusunu yineleyerek beraat taleplerini sürdürdü. Tutukluluk sürelerinin uzunluğu da bir kez daha gündeme taşınarak, ölçülülük ve adil yargılanma ilkeleri çerçevesinde eleştirildi.

İddia makamı ise önceki mütalaasını koruyarak, dosyada yer alan delillerin suçlamaları desteklediğini ve mahkemenin hüküm kurması için yeterli olduğunu savundu. Savcılık, davanın geldiği aşamanın karar vermeye elverişli olduğunu ifade etti.

Duruşmada en dikkat çeken başlıklardan biri, mahkemenin nihai karar için işaret ettiği sürecin giderek daralması oldu. Hukuk çevreleri, bu aşamayı “karar öncesi son teknik değerlendirme süreci” olarak nitelendirirken, davanın artık fiilen hüküm aşamasına ulaştığını belirtti.

Uluslararası gözlemciler ve insan hakları kuruluşları da duruşmayı yakından izlemeye devam etti. Özellikle kararın gerekçelendirilme biçimi, şeffaflık düzeyi ve adil yargılanma ilkeleriyle uyumu konusundaki değerlendirmeler öne çıktı.

Basın ve kamuoyunda beklenti daha da yükselirken, mahkemenin vereceği nihai kararın yalnızca sanıklar açısından değil, Türkiye’de hukuk devleti ve demokrasi tartışmaları bakımından da belirleyici olacağı yönündeki görüşler güç kazandı.

On Altıncı Duruşma: Savunmalar Sürüyor, Tutukluluk Tartışmaları Gündemde

İBB davasının on altıncı duruşmasında, tutuklu sanıkların savunmaları alındı ve duruşma salonunda yoğun tartışmalar yaşandı. Yargılamanın kritik aşamalarından biri olarak değerlendirilen bu duruşmada, mahkeme sürecin seyrine ilişkin herhangi bir ara karar açıklamadı; savunmaların tamamlanması bir sonraki duruşmaya bırakıldı.

Mahkeme salonunda, görevden uzaklaştırılmış İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve aralarında bazı belediye başkanlarının da bulunduğu tutuklu sanıklar savunmalarını sundu. İmamoğlu, mahkeme çıkışında yaptığı açıklamalarda iddianameyi eleştirdi, tutukluluk sürelerinin uzun olduğunu belirtti ve tutuksuz yargılama çağrısında bulundu.

Duruşma sırasında, bazı sanıklar cezaevi koşullarına dair şikâyetlerde bulunurken, savunma avukatları da dosyada somut ve kesin delil bulunmadığını tekrar vurgulayarak beraat taleplerini sürdürdü. İddia makamı ise mevcut delillerin yargılama için yeterli olduğunu belirterek cezai taleplerini korudu.

Salondaki atmosfer gergin geçti; sözlü tartışmalar ve karşılıklı eleştiriler duruşmanın dikkat çeken yanları oldu. Medya ve basın mensuplarının duruşmayı takip etme koşulları da zaman zaman gündeme geldi.

Yargılama süreci teknik olarak savunma aşamasında ilerliyor ve nihai hükme ulaşılması bir sonraki duruşmaya bırakıldı. Hukuk çevreleri, bu duruşmayı davanın “son savunma evresi” olarak değerlendiriyor ve nihai kararın hem sanıklar hem de Türkiye’de hukuk ve demokrasi tartışmaları açısından belirleyici olacağını vurguluyor.

On Beşinci Duruşma: Ara Karar Açıklandı, Gözler Nihai Hükümde

On beşinci duruşmada, mahkeme heyeti dosyanın geldiği aşamayı değerlendirerek kritik bir ara karara imza attı. Yargılamanın büyük ölçüde tamamlandığı bu aşamada verilen ara karar, davanın seyrinin artık doğrudan nihai hükme doğru ilerlediğini ortaya koydu.

Mahkeme, mevcut delil durumu ve dosya kapsamını dikkate alarak bazı usule ilişkin talepler hakkında karar verirken, yargılamanın tamamlanmasına yönelik takvimi de netleştirdi. Ara karar kapsamında, tarafların ek delil sunma taleplerinin büyük ölçüde reddedildiği, dosyanın mevcut haliyle hükme esas alınabileceği yönünde bir yaklaşım benimsendi.

Savunma avukatları, ara kararın ardından yaptıkları değerlendirmelerde dosyada somut ve kesin delil bulunmadığı yönündeki itirazlarını yineleyerek beraat taleplerini sürdürdü. Ayrıca uzun tutukluluk süresine ilişkin itirazlar da bir kez daha mahkeme kayıtlarına geçti.

İddia makamı ise ara kararın, dosyada yer alan delillerin yeterliliğini teyit ettiğini savunarak cezai taleplerini korudu. Savcılık, yargılamanın geldiği aşamanın hüküm kurmaya elverişli olduğunu vurguladı.

Duruşmada en dikkat çeken başlıklardan biri de mahkemenin nihai karar için işaret ettiği takvim oldu. Hukuk çevreleri, ara kararı “karar öncesi son eşik” olarak nitelendirirken, davanın artık teknik olarak hüküm aşamasına geçtiğini ifade etti.

Uluslararası gözlemciler ve insan hakları kuruluşları, ara kararı da sürecin önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirerek; özellikle kararın gerekçesi, şeffaflığı ve adil yargılanma ilkeleriyle uyumu üzerinde durmaya devam etti.

Basın ve kamuoyunda beklenti daha da artarken, mahkemenin vereceği nihai kararın yalnızca sanıklar açısından değil; Türkiye’de hukuk devleti, yargı bağımsızlığı ve demokrasi tartışmaları açısından da belirleyici bir dönemeç olması bekleniyor.

On Dördüncü Duruşma: Karar Beklentisi ve Kritik Bekleyiş

On dördüncü duruşmada, mahkeme heyeti önceki oturumlarda sunulan deliller, tanık beyanları ve tarafların kapsamlı savunmaları doğrultusunda dosyayı nihai değerlendirme aşamasına taşıdı. Taraflar, önceki beyanlarını tekrar ederken yeni bir delil sunulmadı ve yargılamanın büyük ölçüde tamamlandığı izlenimi oluştu.

Savunma avukatları, dosyada somut ve kesin delil bulunmadığını vurgulayarak beraat taleplerini yineledi. İddia makamı ise mevcut delil setinin suçlamaları desteklediğini savunarak cezai taleplerini korudu.

Duruşmada dikkat çeken en önemli unsur, mahkemenin karar için takvim belirleyip belirlemeyeceğine ilişkin beklentiler oldu. Hukuk çevreleri, bu aşamayı “karar öncesi son değerlendirme süreci” olarak nitelendirirken, davanın artık hüküm aşamasına fiilen ulaştığını ifade etti.

Uluslararası gözlemciler ve insan hakları kuruluşları, süreci yakından izlemeyi sürdürürken; özellikle kararın gerekçesi, şeffaflığı ve hukuki dayanaklarının Türkiye’nin yargı bağımsızlığına ilişkin küresel algı üzerinde belirleyici olacağına dikkat çekti.

Basın ve kamuoyunda ise beklenti giderek yükselirken, mahkemenin vereceği kararın yalnızca sanıklar açısından değil, Türkiye’de hukuk devleti, demokrasi ve siyaset ilişkisi bakımından da geniş yankı uyandırması bekleniyor.

On Üçüncü Duruşma: Karara Doğru Son Aşama

On üçüncü duruşmada, tarafların son savunmaları tamamlandı ve mahkeme, karar öncesi nihai değerlendirmeleri yapmak üzere oturumu tamamladı. Savunma avukatları, müvekkillerinin beraatini talep ederken; iddia makamı önceki mütalaasını tekrar ederek cezai taleplerini yineledi.

Uluslararası ve ulusal gözlemciler, bu duruşmayı davanın “karara en yakın aşaması” olarak nitelendirirken, mahkemenin vereceği hükmün Türkiye’de hukuk devleti, yargı bağımsızlığı ve demokratik standartlar açısından önemli bir ölçüt olacağını vurguladı.

Hukuk çevreleri, dava sürecinin özellikle delil değerlendirmesi, tanık beyanlarının güvenilirliği ve mahkeme prosedürlerinin şeffaflığı açısından örnek teşkil ettiğini ifade ediyor. Basın ve insan hakları kuruluşları ise sürecin, Türkiye’de siyasi davaların ve demokratik denetimin nasıl işlediğine dair bir referans noktası olacağını belirtiyor.

On İkinci Duruşma: Uzlaşma ve Yeni Gelişmeler

On ikinci duruşmada, mahkeme heyeti tarafından dosyaya giren ek belgeler ve yeni deliller değerlendirildi. Savunma ve iddia makamı, önceki duruşmalarda sunulan beyanların özetlerini mahkeme huzurunda tekrar etti. Bazı sanıkların savunmalarında, sürece ilişkin prosedürel itirazlar öne çıktı.

Uluslararası gözlemciler, duruşmada gözlenen prosedürlerin “adil yargılanma” standartlarıyla uyumlu olup olmadığını değerlendirmeye devam etti. Bu aşamada, yargılama sürecinin uzunluğu ve delillerin çok katmanlı yapısı, davanın karar süresini daha da uzatabileceği tartışmalarını gündeme getirdi.

Basın mensupları, duruşmayı yakından takip etmeye devam ederken, mahkemenin halka açık oturum düzenlemeleri ile şeffaflık vurgusu dikkat çekti. Analistler, bu duruşmanın davanın siyasi ve hukuki boyutunu ulusal ve uluslararası kamuoyuna yeniden hatırlattığını belirtti.

On Birinci Duruşma: Karar Öncesi Son Viraj

On birinci duruşmada, tarafların son beyanlarını büyük ölçüde tamamlamasıyla birlikte dava karar aşamasına daha da yaklaştı. Savunma avukatları, müvekkillerinin beraatini talep ederken; iddia makamı önceki mütalaasını güçlendirerek cezai taleplerini yineledi. Ulusal ve uluslararası gözlemciler, bu duruşmayı “karar öncesi son viraj” olarak nitelendirirken, mahkemenin vereceği hükmün hem iç hukuk hem de uluslararası kamuoyu açısından geniş yankı uyandırması bekleniyor.

Onuncu Duruşma: Tanık İfadeleri ve Delil Tartışmaları

Onuncu duruşmada, dosyaya giren yeni tanık ifadeleri ve mevcut delillerin değerlendirilmesi ön plana çıktı. Tanık beyanlarının çelişkili olduğu yönündeki savunmalar, mahkeme salonunda tartışmalara neden olurken; savcılık, delil bütünlüğünün suçlamaları desteklediğini ileri sürdü. Hukukçular ise bu aşamada delillerin niteliği ve güvenilirliği üzerine yoğunlaşarak, davanın seyrini etkileyebilecek kritik bir döneme girildiğini ifade etti.

Dokuzuncu Duruşma: Karar Sürecine Doğru

Dokuzuncu duruşmada, iddia makamı ve savunma tarafı son değerlendirmelerini daha güçlü şekilde ortaya koydu. Gözler artık mahkemenin vereceği karara çevrilmiş durumda.

Yabancı basında yer alan analizlerde, yalnızca kararın değil, sürecin işleyişinin de Türkiye’nin demokratik standartlarına dair küresel algıyı etkileyeceği vurgulanıyor. Bazı yorumlarda dava, “siyasi davalar” kategorisinde değerlendiriliyor.

Sekizinci Duruşma: Baskı ve Tepkiler

Sekizinci duruşmada, hem iç kamuoyunda hem de dış basında eleştiriler yoğunlaştı. İnsan hakları örgütleri, tutukluluk süresi ve savunma hakkına ilişkin endişelerini yinelerken, bazı Avrupa kurumları sürecin yakından izlenmesi gerektiğini vurguladı.

Aynı dönemde uluslararası analizlerde, davanın Türkiye’de hukuk devleti algısı üzerinde belirleyici bir rol oynayabileceği ifade edildi.

Yedinci Duruşma: Kritik Eşik

Yedinci duruşmada taraflar daha kapsamlı argümanlar sunarken, uluslararası gözlemcilerin ilgisi artarak devam etti. Hukuk çevreleri, davanın artık yalnızca bir yolsuzluk dosyası olmaktan çıkıp sistemsel bir tartışmaya dönüştüğünü belirtti.

Altıncı Duruşma: Uluslararası Gündeme Taşındı

Altıncı duruşmayla birlikte dava uluslararası alanda daha görünür hâle geldi. Avrupa merkezli insan hakları kuruluşları ile uluslararası hukuk gözlemcileri, yayımladıkları raporlarda “adil yargılanma hakkı”, “tutukluluğun ölçülülüğü” ve “siyasi etki” başlıklarına dikkat çekti.

Uluslararası medya organları da davayı Türkiye’deki seçim süreçleri ve muhalefetin konumu bağlamında değerlendirerek, yargı sürecinin siyasi sonuçlar doğurabileceğine işaret etti.

Beşinci Duruşma: Yargılama Süresi Tartışması

Savunmaların sürdüğü bu aşamada, davanın uzunluğu ve yargılama süreci eleştiri konusu oldu. Hukuk çevreleri, “makul sürede yargılanma” ilkesinin ihlal edilip edilmediğini tartışmaya açtı.

Dördüncü Duruşma: Basınla Gerilim

Mahkemenin gazetecileri salonun arka sıralarına yönlendirmesi, basın mensuplarının tepkisine yol açtı. Yaşanan tartışmalar duruşmanın ertelenmesine neden olurken, şeffaflık tartışmaları da alevlendi.

İkinci ve Üçüncü Duruşmalar: Siyaset Gölgesi

Sanıklar arasında belediye yöneticileri, iş insanları ve siyasi aktörlerin yer aldığı bu aşamada savunmalar alınırken, dava ülke siyasetinin ana gündemlerinden biri hâline geldi. Muhalefet “yargı baskısı” eleştirilerini dile getirirken, iktidar cephesi sürecin bağımsız yürüdüğünü savundu.

İlk Duruşma: Gergin Başlangıç

Silivri’de görülen ilk duruşma, davanın seyrine dair önemli sinyaller verdi. İmamoğlu’nun söz almasına izin verilmemesi salonda tansiyonu yükseltirken, kapsamlı iddianame ve yüksek cezai talepler davanın boyutunu gözler önüne serdi.

Demokrasi ve Hukuk Tartışmaları Derinleşiyor

Basın özgürlüğü ve insan hakları alanında faaliyet gösteren uluslararası kuruluşlar, davayı Türkiye’de yargı bağımsızlığı açısından kritik bir test olarak görüyor. Eleştiriler, sürecin muhalefet üzerinde baskı oluşturabileceği yönünde yoğunlaşırken, resmi makamlar yargının bağımsız ve hukuka uygun işlediğini savunuyor.

Paylaşın

Depresyonun Ardındaki Gizli Mekanizma: Kronik Stres Ve Formaldehit İlişkisi

Depresyon, dünya genelinde en yaygın görülen ruh sağlığı sorunlarından biridir. Kalıcı üzüntü, ilgi ve istek kaybı, enerji düşüklüğü, uyku ve iştah değişiklikleri gibi belirtilerle kendini gösteren bu rahatsızlık, günlük yaşamın sürdürülmesini de güçleştirebilir.

Stresin depresyon riskini artırdığı bilinse de bilim insanları, bu iki durum arasındaki ilişkiyi açıklayan biyolojik mekanizmaları araştırmayı sürdürüyor. Yeni bir çalışma, vücutta doğal olarak üretilen formaldehit adlı kimyasalın bu süreçte rol oynayabileceğine işaret ediyor.

Çin’deki Wenzhou Tıp Üniversitesi, Başkent Tıp Üniversitesi ve diğer kurumlardan araştırmacıların yürüttüğü çalışmada, uzun süreli stresin vücuttaki formaldehit düzeyini artırabileceği öne sürüldü. Araştırmanın sonuçları, Molecular Psychiatry dergisinde yayımlandı.

Formaldehit, genellikle sanayi, yapı malzemeleri ve çevre kirliliğiyle ilişkilendirilen kimyasal bir bileşik olarak biliniyor. Ancak bu madde, insan vücudunda da çeşitli biyokimyasal süreçler sırasında doğal olarak ve az miktarda üretiliyor. DNA, proteinler ve diğer moleküllerin yer aldığı normal kimyasal reaksiyonlar sonucunda ortaya çıkabilen formaldehit, sağlıklı bir vücutta çeşitli mekanizmalar aracılığıyla kontrol altında tutuluyor ve parçalanarak vücuttan uzaklaştırılıyor.

Önceki araştırmalarda, dış kaynaklardan formaldehite maruz kalmanın ruh hali ve beyin işlevlerindeki değişikliklerle ilişkili olabileceği gösterilmişti. Yeni çalışma ise farklı bir soruya odaklanıyor: Vücutta doğal olarak üretilen formaldehitin stres sırasında artması, depresyon gelişimine katkıda bulunabilir mi?

Araştırmacılar, bu olası bağlantıyı incelemek için hafıza, öğrenme ve duygu düzenlemesinde önemli rol oynayan hipokampus bölgesine odaklandı.

Araştırma ekibi, depresyon benzeri davranışları incelemek amacıyla fareleri uzun süre boyunca hafif ve öngörülemeyen stres etkenlerine maruz bıraktı. Deneylerde bazı farelere ek olarak formaldehit de verildi. Daha sonra hayvanların beyinlerindeki formaldehit düzeyleri ölçüldü ve hipokampustaki sinir hücrelerinin etkinliği incelendi.

Araştırmacılar ayrıca serotonin, dopamin ve melatonin düzeylerini de değerlendirdi. Ruh hali, motivasyon ve uyku düzeniyle ilişkili bu kimyasal maddeler, beynin çeşitli işlevlerinin düzenlenmesinde önemli rol oynuyor.

Sonuçlar, stres altındaki ve yüksek miktarda formaldehite maruz bırakılan farelerde depresyon benzeri davranışların daha belirgin olduğunu ortaya koydu. Formaldehit düzeylerindeki artışa serotonin, dopamin ve melatonin seviyelerindeki düşüş eşlik etti. Bunun yanı sıra hipokampustaki sinir hücrelerinin etkinliğinde azalma ve hücresel hasar belirtileri gözlendi.

Bu bulgular, formaldehit birikiminin stresin beyin üzerindeki etkileriyle ilişkili olabileceğini düşündürüyor. Ancak hayvan deneylerinden elde edilen sonuçların insanlarda depresyonun gelişimini doğrudan açıkladığı söylenemiyor.

Araştırmacılar, bulguların insanlarda da karşılık bulup bulmadığını değerlendirmek amacıyla depresyon tanısı konmuş ergenlere ait verileri inceledi. Beyin görüntüleme sonuçlarında hipokampus bölgesinde yapısal ve işlevsel değişiklikler belirlenirken, kan testlerinde formaldehit düzeylerinin daha yüksek olduğu görüldü.

Ayrıca formaldehit düzeylerindeki artış ile depresyon belirtilerinin şiddeti arasında ilişki saptandı. Ekip, bulguları desteklemek için depresyonlu bireylerin metabolik verilerini içeren geniş bir veri kümesini de analiz etti. Bu analizden elde edilen sonuçlar, formaldehitin depresyonla ilişkili biyolojik süreçlerde rol oynayabileceği görüşünü destekledi.

Bununla birlikte araştırmacılar, formaldehitin depresyonun tek nedeni olduğu sonucuna varmıyor. Depresyon; genetik yatkınlık, biyolojik süreçler, psikolojik etkenler ve sosyal koşulların bir araya gelmesiyle ortaya çıkabilen karmaşık bir ruh sağlığı sorunu olarak değerlendiriliyor.

Araştırmacılara göre uzun süreli stres, vücudun formaldehit düzeyini düzenleyen doğal mekanizmaları etkileyebilir. Formaldehitin aşırı birikmesi ise beyin kimyasallarının dengesini bozarak ruh hali ve hafıza gibi işlevlerle ilişkili beyin bölgelerindeki hücrelere zarar verebilir.

Bu olasılık, kronik stres ile depresyon arasındaki ilişkinin biyolojik boyutunu anlamak açısından önem taşıyor. Bununla birlikte formaldehitin bu süreçteki rolünün ve söz konusu mekanizmanın insanlarda nasıl işlediğinin daha ayrıntılı araştırılması gerekiyor.

Yeni Tedavi Yöntemleri İçin Umut Olabilir Mi?

Araştırmanın bulgularının klinik uygulamalara aktarılabilmesi için daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç var. Öncelikle sonuçların farklı yaş gruplarını ve daha geniş katılımcı topluluklarını içeren araştırmalarla doğrulanması gerekiyor. Ayrıca formaldehit düzeylerindeki artışın depresyonun nedeni mi, sonucu mu olduğu, yoksa iki süreç arasında karşılıklı bir ilişki mi bulunduğu henüz kesin olarak bilinmiyor.

Bu bağlantının gelecekteki çalışmalarla doğrulanması durumunda formaldehit, depresyonla ilişkili biyolojik süreçlerin izlenmesinde potansiyel bir biyobelirteç veya yeni tedavi yaklaşımlarının geliştirilmesinde araştırılabilecek bir hedef olabilir. Ancak mevcut bulgular, formaldehit ölçümünün depresyon tanısında kullanılabileceğini ya da formaldehit düzeylerini düşürmenin depresyonu tedavi edeceğini göstermek için henüz yeterli değil.

Paylaşın

Bütçe Açığı 1,8 Trilyon Lirayı Aştı

2026 yılının ilk dokuz aylık döneminde merkezi yönetim bütçe giderleri 13 trilyon 948,1 milyar lira, bütçe gelirleri 12 trilyon 107,8 milyar lira ve bütçe açığı 1 trilyon 840,3 milyar lira oldu.

Haber Merkezi / Hazine ve Maliye Bakanlığı, Haziran ve Ocak – Eylül 2026 yılı bütçe gelir ve gider verilerini açıkladı.

Verilere göre, merkezi yönetim bütçe giderleri eylülde 1 trilyon 785,4 milyar TL, bütçe gelirleri ise 1 trilyon 253,1 milyar TL olarak gerçekleşti. Böylece merkezi yönetim bütçesi, eylül ayında 532,3 milyar TL açık verdi.

Eylül ayında faiz dışı bütçe giderleri 1 trilyon 522,4 milyar TL olarak kaydedilirken faiz dışı bütçe dengesi 269,2 milyar TL açık verdi.

Dokuz aylık bütçe açığı 1,84 trilyon TL’yi aştı

Ocak-eylül dönemini kapsayan dokuz aylık verilere göre, merkezi yönetim bütçe giderleri 13 trilyon 948,1 milyar TL, bütçe gelirleri ise 12 trilyon 107,8 milyar TL oldu. Bu dönemde merkezi yönetim bütçe açığı 1 trilyon 840,3 milyar TL olarak kaydedildi.

Aynı dönemde faiz dışı bütçe giderleri 11 trilyon 697 milyar TL’ye ulaşırken faiz dışı bütçe dengesi 410,8 milyar TL fazla verdi.

Böylece ocak-eylül döneminde merkezi yönetim bütçesi açık verirken faiz dışı dengede fazla kaydedildi.

Paylaşın