Devletin Yeni Gelir Kapısı “Para Cezaları”

Para cezaları devletin vazgeçemediği gelir kapısına dönüştü. Yargı, idari, vergi ve diğer para cezaları adı altında dört ayrı başlıkta toplanan cezalar, 2024 yılının ilk beş ayında 48 milyar liraya ulaştı.

2023 yılının aynı döneminde 12,6 milyar lira tutarında para cezası toplanırken, 2023 yılının tamamında 60,5 milyar lira toplandı. Başka bir ifadeyle geçen yılın tamamında toplanan para cezası gelirinin yüzde 79’u bu yılın ilk beş ayında Hazine’nin kasasına girdi.

Milyonlarca, çalışan ve emekli yüksek enflasyon altında zam alamazken, ekonomi yönetimi çıkardığı yeni vergilerin yanında bir de trafik cezaları ile halka yüklendi.

Birgün’den Havva Gümüşkaya’nın haberine göre; Emniyet Genel Müdürlüğü Trafik Başkanlığı verilerine göre yılın ilk altı ayında 13,4 milyon adet trafik cezası kesildi. Sadece Haziran ayında 2 milyon 357 bin trafik cezası uygulandı. Jandarma bölgesinde ise 2024’ün ilk altı ayında toplamda 961 bin 253 trafik cezası kesildi. Jandarmanın kestiği trafik para cezalarının parasal tutarı 2 milyar 698 milyon 27 bin TL oldu.

Kesilen ceza sayısına paralel olarak Hazine’nin trafik cezası geliri de katlandı. Hazine, Ocak-Mayıs döneminde trafik para cezası adı altında 14 milyar 596 milyon TL gelir kaydetti. Trafik cezaları kaleminde yılın başında 20 milyar 528 milyon TL olarak belirlenen bütçe hedefinin yüzde 70’i Ocak – Mayıs döneminde toplandı.

2023 yılının Ocak-Mayıs döneminde trafik cezaları adı altında 4 milyar 212 milyon TL’lik gelir kaydeden Hazine’nin trafik para cezası gelirleri bir yılda yaklaşık 3,5 kat arttı.

Para cezaları katlandı

Sadece trafik cezası değil diğer para cezaları da devletin vazgeçemediği gelir kapısına dönüştü. Yargı, idari, vergi ve diğer para cezaları adı altında dört ayrı başlıkta toplanan para cezaları Ocak-Mayıs döneminde 48 milyar TL’ye ulaştı.

Son yıllarda merkezi yönetim bütçe gelirleri içerisinde önemli bir yer kaplayan para cezalarının yüzde 51’ini vergi cezaları, yüzde 44’ünü ise idari para cezaları oluşturdu.

Geçen yılın aynı döneminde 12,6 milyar TL tutarında para cezası toplanırken 2023 tamamında 60,5 milyar TL toplandı. Başka bir ifadeyle geçen yılın tamamında toplanan para cezası gelirinin yüzde 79’u bu yılın ilk beş ayında Hazine’nin kasasına girdi.

2024’ün başında vergi, harç ve cezalarda yeniden değerleme oranında yüzde 58,46 artış yapıldı. Ocak itibarıyla kırmızı ışıkta geçmenin cezası bin 506 TL’ye, hatalı park cezası 690,89 TL’ye yükseldi. Hız sınırını yüzde 10 ile yüzde 30’a kadar aşmanın cezası bin 506 TL’ye, yüzde 50’den fazla aşmanın cezası 6 bin 439 TL’ye çıktı. Alkollü araç kullanmanın cezası da 6 bin 439 TL’ye ile 12 bin 977 TL arasında yer aldı. Araç kullanırken cep telefonu ile konuşmanın cezası bin 510 TL oldu.

2025 yılı için yeniden değerleme oranı Ekim ayı enflasyon rakamlarının açıklanmasıyla belli olacak.

Paylaşın

AİHM, Türkiye’den Bin ByLock Başvurusu İçin Savunma İstedi

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Türkiye’den bin ByLock dava başvurusu için daha görüş (savunma) talep etti. Mahkemenin gündeminde 8 binden fazla ByLock dosyası bulunuyor.

AİHM, ByLock kullanımına ilişkin davalarla ilgili pilot kararını (Yüksel Yalçınkaya davası) 26 Eylül 2023 tarihinde açıklamış, AİHS’nin 6 ver 7’nci maddelerine ek olarak toplantı ve örgütlenme özgürlüğüyle ilgili 11’inci ve kararların bağlayıcılığı ve infazıyla ilgili 46’ncı maddelerinin ihlal edildiğine hükmetmişti.

Merkezi Fransa’nın Strasbourg kentinde yer alan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), ByLock kullandıkları gerekçesiyle “terör örgütü üyeliği” suçundan yargılanıp çeşitli cezalara mahkum edilen bin kişinin daha dava başvurusunu beş dosya halinde görüş amacıyla Ankara’ya tebliğ ettiğini bildirdi.

Başvurular, “hak ihlali” temelinde Ankara’ya karşı dava açmak için yapılmıştı. AİHM Aralık 2023’te iki bin başvuru daha tebliğ etmişti. Mahkemenin gündeminde 8 binden fazla ByLock dosyası bulunuyor.

Dava başvuruları, 2019-2023 yılları arasında AİHM gündemine taşınmış şikayetlerden oluşuyor. Başvurucular, haklarındaki mahkumiyet kararlarının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) adil yargılanma hakkıyla ilgili 6’ncı ve kanunsuz ceza olamayacağını düzenleyen 7’nci maddelerini ihlal ettiğini savunuyor.

AİHM, ByLock kullanımına ilişkin davalarla ilgili pilot kararını (Yüksel Yalçınkaya davası) 26 Eylül 2023 tarihinde açıklamış, AİHS’nin 6 ver 7’nci maddelerine ek olarak toplantı ve örgütlenme özgürlüğüyle ilgili 11’inci ve kararların bağlayıcılığı ve infazıyla ilgili 46’ncı maddelerinin ihlal edildiğine hükmetmişti.

Eylül 2016’da tutuklandıktan sonra yargılanan eski öğretmen Yüksel Yalçınkaya, ByLock uygulaması kullandığı gerekçesiyle “FETÖ/PDY adlı silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezasına mahkum edilmişti. AİHM, Yalçınkaya kararında, Türk hükümetinin yargılanma haklarına getirilen kısıtlamaları yeterince gerekçelendirmediği ve yargılamanın adil şekilde yürütülmediği sonuçlarına varmıştı.

Pilot dava kararında, ByLock yargılamalarında yasaların aşırı geniş ve keyfi yorumlandığı ve mahkemelerin bu yargılamalardaki genişletici ve öngörülemez yorumunun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 7’nci maddesinin keyfi soruşturma, mahkumiyet ve cezalandırmaya karşı etkili güvenceler sağlama amaç ve hedefine aykırı olduğu sonucuna varılmıştı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

TÜİK’in Enflasyon Sepeti: Kira 5 bin 844, Zeytinyağı 113, Muayene Ücreti 33,69 Lira

TÜİK’in “Kamuoyu yanlış yorumluyor ve bu da yanlış anlamalara yol açıyor” gerekçesiyle nisan 2022 yılından sonra açıklamayı durdurduğu madde sepeti fiyat listesini kendi hesaplayan Alaattin Aktaş, “Verilerin üstü karartıldı ama tümüyle örtülmedi” dedi.

Alaattin Aktaş’ın hesapladığı madde sepetinde; Kiranın 5 bin 844, zeytinyağının 113, muayene ücretinin 33,69, kuru soğanın 7,76, yurt ücretinin 457, taksi ücretinin 75,26 lira olduğu gözlemlendi.

Ekonomim.com yazarı Alaattin Aktaş, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Nisan 2022’den beri yayımlamadığı madde sepeti fiyat listesini kendi hesapladı. TÜİK’in enflasyon hesabında kullandığı ancak kamuoyundan sakladığı madde fiyatları için Aktaş “Verilerin üstü karartıldı ama tümüyle örtülmedi” dedi.

Aktaş, esas tartışılması gerekenin “artış oranının doğru olup olmadığından çok son fiyatın gerçekçi olup olmadığı” olduğunu söyleyip hesaplamayı nasıl yaptığını şu sözlerle anlattı: Her ne kadar TÜİK Nisan 2022’de son kez açıkladığı madde fiyatlarına artık haber bültenlerinde yer vermiyorsa da arşivler sağ olsun! O veriler bir yerlerde duruyor.

Tek tek gidelim… TÜİK maddeleri gruplandırıyor; dolayısıyla elmayla armut aynı sepete atılınca birim fiyat ortadan kalkıyor. Ama fiyat değişimini gösteren endeksler, yani sepetin fiyat değişimi, bir başka ifadeyle madde gruplarına göre değişim açıklanıyor… Ama bazı mal ve hizmetlerde endeksler gruplandırılarak değil, her bir madde için açıklanıyor. Zaten bunlarda fiyatın geçen ay hangi düzeyde alındığını kesin olarak bulabiliyoruz.

Şimdi elimizde 2022 Nisan’ındaki endeks hesaplamasında dikkate alınan fiyatlar var. Aradan geçen 26 ayda o madde ya da madde grubundaki fiyat değişiminin ne olduğu var. Geriye kalıyor ilgili maddenin ya da madde grubunun 2022 nisanındaki fiyatını o kalem ya da grup için 26 aylık döneme ilişkin olarak açıklanan endeks artışı ölçüsünde artırmak… Nisan 2022’deki fiyata aradan geçen 26 aydaki fiyat değişimini ekledim. Bu fiyat değişimi verisi TÜİK’e ait.

Bu oran doğrudur, değildir; bugün onunla fazla ilgilenmiyorum. Varmak istediğim, başlıca kalemlerin Haziran 2024 itibarıyla hangi fiyattan endekse dahil edildiği. Dolayısıyla peşin peşin söyleyeyim; ‘Ama TÜİK artışı düşük gösteriyor’ gibi gerekçeleri bu yazı özelinde bırakın; konu artış oranının doğru olup olmadığından çok son fiyatın gerçekçi olup olmadığı.

Aktaş’ın hesaplamasıyla TÜİK’in madde fiyat listesinden bazı örnekler şöyle: Un 20,75; Ekmek 35,26; Makarna 29,19; Dana Eti 433,32; Tavuk Eti 101,45; Süt 29,72; Beyaz Peynir 147,69; Yumurta 2,47; Zeytinyağı 113,37; Domates 28,69; Kuru Soğan 7,76; Salça 49,18; Zeytin 134,96; Toz şeker 20,73; Su 4,83; Pideler 98,96; Burgerler 79,33; Sıcak İçecekler 18,44; Ayran 18,12; Kira 5 bin 844; Yurt Ücreti 457; Uzman Doktor Muayene Ücreti 33,69; Diş Çekme Ücreti 901,75; Taksi Ücreti 75,26; Cep Telefonu Faturası 206.

Listenin tamamına Alaattin Aktaş’ın ekonomim.com’daki yazısından ulaşabilirsiniz.

Paylaşın

Haziran Ayında Otomotiv İhracatı Yüzde 12 Azaldı

Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB) verilerine göre, Türkiye otomotiv endüstrisinin haziran ayı ihracatı yüzde 12,4 azalarak 2 milyar 617 milyon dolar oldu.

Haber Merkezi / OİB Yönetim Kurulu Başkanı Baran Çelik “Haziran ayında uzun bayram tatilinin de olumsuz etkisiyle tüm mal gruplarında ihracat azalırken, önemli pazarlarımızdan Birleşik Krallık’a yüzde 20, İspanya’ya yüzde 7, Romanya’ya ise yüzde 23 artış kaydettik. Bu yılın ocak-haziran döneminde ise ihracatımız yüzde 2,3 artarak 17 milyar 701 milyon dolara yükseldi” dedi.

En büyük ürün grubu olan Tedarik Endüstrisinin haziran ayı ihracatı yüzde 11 azalarak 1 milyar 50 milyon dolar olurken, Binek Otomobiller ihracatı yüzde 4 azalarak 942 milyon dolar,  Eşya Taşımaya Mahsus Motorlu Taşıtlar ihracatı yüzde 3 azalışla 394 milyon dolar, Otobüs-Minibüs-Midibüs ihracatı yüzde 14 azalışla 177 milyon dolar ve Çekiciler ihracatı da yüzde 83 azalışla 30 milyon dolar oldu.

Tedarik Endüstrisinde en fazla ihracat yapılan ülke Almanya olurken, bu ülkeye yönelik ihracat yüzde 20 azaldı. ABD’ye yüzde 2, Rusya’ya yüzde 13, ihracat düşüşü, Romanya’ya yüzde 79 ihracat artışı yaşandı. Binek otomobillerde önemli pazarlardan Fransa’ya yüzde 17 ihracat düşüşü yaşanırken, İspanya’ya yüzde 29, İtalya’ya yüzde 14, Birleşik Krallık’a yüzde 83, Almanya’ya yüzde 62 ihracat artışı oldu.

Eşya Taşımaya Mahsus Motorlu Taşıtlarda ise Birleşik Krallık’a yüzde 20, Slovenya’ya yüzde 15, Belçika’ya yüzde 5, Hollanda’ya çok yüksek oranlı ihracat artışı, İtalya’ya yüzde 13, Fransa’ya yüzde 36, İspanya’ya yüzde 21, Avustralya’ya yüzde 18 ihracat düşüşü görüldü. Otobüs – Minibüs – Midibüs ürün grubunda ise Fransa’ya yüzde 24, Almanya’ya yüzde 44 ihracat düşüşü, İspanya’ya yüzde 59, Birleşik Krallık’a yüzde 15, ABD’ye yüzde 66 ihracat artışları yaşandı.

Haziranda en büyük pazar olan Birleşik Krallık’a ihracat yüzde 20 artarak 322 milyon dolar oldu. Almanya 319 milyon dolar ile ikinci büyük pazar olurken, ihracat yüzde 18 azaldı. Fransa’ya otomotiv ihracatı da yüzde 21 azalışla 315 milyon dolar oldu. İspanya’ya yüzde 7, Romanya’ya yüzde 23, ABD’ye yüzde 3 ihracat artışı yaşanırken İtalya’ya yüzde 7, Slovenya’ya yüzde 2, Polonya’ya yüzde 35 ve Belçika’ya yüzde 30 ihracat düşüşü oldu.

AB Ülkelerine ihracat yüzde 12 azaldı

Ülke grubunda yüzde 68 pay ile ilk sırada yer alan AB Ülkelerine ihracat yüzde 12 azalarak 1 milyar 787 milyon dolar oldu. Diğer Avrupa Ülkeleri yüzde 14 pay ile ülke grupları arasında ikinci sırada yer alırken, bu ülke grubuna yönelik ihracat yüzde 14 arttı. Bağımsız Devletler Topluluğuna yüzde 18 ve Afrika Ülkelerine yüzde 28 ihracat düşüşü yaşandı.

Paylaşın

NATO’dan Askeri Kapasiteyi Artırma Hazırlığı

NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) liderleri, geçen yıl Vilnius’ta yapılan zirvede, ittifakın otuz yılı aşkın bir süredir ilk büyük savunma planı üzerinde anlaşma sağlamıştı. NATO liderlerinin, Washington’da ittifakın 75’inci yıldönümü nedeniyle düzenlenecek zirvede planları güncellemeleri bekleniyor.

Reuters’a bilgi veren bir kaynak, askeri planlamacıların “ittifakı savunmak için gereken birlik ve silahlar için ayrıntılı ihtiyaçları belirlediklerini” söyledi ve ekledi:

“Hava ve füze savunması, uzun menzilli silahlar, lojistik ve büyük kara manevra birlikleri en önemli önceliklerimiz arasında. Karşı karşıya olduğumuz tehditleri karşılayabilecek kuvvetler geliştirdikçe, NATO müttefikleri için muhtemelen daha zorlu hedefler belirlenecektir. Caydırıcılığımızın güçlü olduğundan ve güçlü kalacağından eminiz.”

Soğuk Savaş’tan bu yana NATO tarafından “bölgesel planlar” olarak adlandırılan ilk büyük savunma planları üzerindeki anlaşma, Sovyet sonrası Rusya’nın artık varoluşsal bir tehdit oluşturmadığına inandığı için on yıllardır büyük ölçekli yeni savunma planları hazırlamaya gerek görmeyen Batı askeri ittifakı için temel bir değişim anlamına geliyordu.

Reuters haber ajansına konuşan bir NATO askeri yetkilisi, NATO’nun Rusya’dan gelebilecek bir saldırıya karşı savunma planlarını tam anlamıyla hayata geçirebilmesi için 35 ila 50 ilave tugaya ihtiyaç duyacağını söyledi. Bir tugay 3 bin ila 7 bin askerden oluşuyor.

İsminin açıklanmaması koşuluyla konuşan kaynak, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından NATO’nun (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) karşı karşıya olduğu saldırı tehdidiyle mücadele edebilmek için, sadece Almanya’nın hava savunma kapasitesini dört katına çıkarması gerektiğini söyledi.

Geçen yıl Vilnius’ta yapılan zirvede NATO liderleri ittifakın otuz yılı aşkın bir süredir ilk büyük savunma planı üzerinde anlaşmıştı. Üye ülkeler Temmuz 2023’te gerçekleşen zirveden bu yana bu planı hayata geçirmeye çalışıyor. NATO liderlerinin bu hafta Washington’da ittifakın 75’inci yıldönümü nedeniyle düzenlenecek zirvede planları güncellemeleri bekleniyor.

Reuters’a bilgi veren kaynak, askeri planlamacıların “ittifakı savunmak için gereken birlik ve silahlar için ayrıntılı ihtiyaçları belirlediklerini” söyledi. Kaynak, “Hava ve füze savunması, uzun menzilli silahlar, lojistik ve büyük kara manevra birlikleri en önemli önceliklerimiz arasında. Karşı karşıya olduğumuz tehditleri karşılayabilecek kuvvetler geliştirdikçe, NATO müttefikleri için muhtemelen daha zorlu hedefler belirlenecektir. Caydırıcılığımızın güçlü olduğundan ve güçlü kalacağından eminiz” diye ekledi.

Almanya Savunma Bakanlığı NATO’nun gelecek planları gizli olduğu için bu konuda yorum yapmayı reddetti. Bakanlık, tüm müttefiklerin ihtiyaçlar konusunda NATO ile koordinasyon içinde olmaya çağrıldığını ve bu çabaların önümüzdeki yıla da yayılacağını söyledi.

Ek personel: NATO müttefiklerinin 35 ila 50 tugay için gerekli ek personeli nereden bulacağı ise belirsiz. Üye ülkeler, silahlı kuvvetlerin diğer bölümlerinden personel kaydırılabilir, ek askerler alınabilir ya da NATO üyeleri her iki yaklaşımın birden tercih edebilir. NATO askeri planlamacılarının tespit ettiği bir diğer önemli eksiklik de hava savunması. Zira Ukrayna’daki savaş bu sistemlerin kritik askeri ve sivil altyapıyı korumak için ne kadar önemli olduğunu gösterdi.

Bu tür sistemler Rusya ile olası bir çatışmada önemli bir lojistik merkezi ve toplanma alanı olan Almanya için özellikle önemli. Almanya, Soğuk Savaş sırasında NATO’nun cephe ülkesiyken 36 Patriot hava savunma birimine sahipti ve o zaman bile NATO müttefiklerinin ek desteğine güveniyordu.

Ukrayna’ya üç patriot bağışladıktan sonra Alman kuvvetleri, sadece dokuz patriot sistemine sahip. ABD’li Raytheon firmasının ürettiği patriot sistemi, füzelere karşı yerden savunma sağlıyor. Mühimmatını güçlendirmek isteyen Almanya, patriot ve diğer hava savunma sistemleri için sipariş vermeye başladı. Soğuk Savaş sonrasında birçok NATO müttefiki, gelecekte sadece İran gibi ülkelerden gelen sınırlı bir füze tehdidiyle başa çıkmak zorunda kalacağı düşüncesiyle hava savunma birimlerinin sayısını azalttı.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle birlikte bu algı büyük ölçüde değişti ve NATO müttefikleri mühimmat stoklarını arttırmak ve hava savunma sistemlerindeki eksiklikleri gidermek için harekete geçti.

Soğuk Savaş’tan bu yana NATO tarafından “bölgesel planlar” olarak adlandırılan ilk büyük savunma planları üzerindeki anlaşma, Sovyet sonrası Rusya’nın artık varoluşsal bir tehdit oluşturmadığına inandığı için on yıllardır büyük ölçekli yeni savunma planları hazırlamaya gerek görmeyen Batı askeri ittifakı için temel bir değişim anlamına geliyordu.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

‘Yeniden Yargılanma’ Talebi Reddedilen Osman Kavala’dan Bir Başvuru Daha!

Gezi Parkı Davası’nda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan Osman Kavala, avukatlarından Hilal Zengin aracılığıyla yaptığı kanun yararına bozma talebinin reddedilmesinin ardından bir başvuru daha yaptı.

Osman Kavala’nın yeni başvurusunun gerekçeleri içinde “Ülkemizin hukuk alanında normalleşmesine zemin hazırlamak, bu anlamda genel bir iyileşmeye katkıda bulunmak ve Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın kripto yapılarla mücadelesinde ufak da olsa katkıda bulunmak içindir. Zaman içinde bu cümlenin anlamı daha iyi anlaşılacaktır.” ifadeleri yer aldı.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada iş insanı Osman Kavala ‘Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya ve görevini yapmasını engellemeye teşebbüs’ suçlamasıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çaptırıldı. Kavala’ya verilen bu ceza, Yargıtay tarafından da onandı.

Gezi Davası’nda Kavala yönünden çıkan onama kararının ardından, avukat Hilal Zengin ilk olarak nisan ayının başında yeniden yargılama talep etti. Bu talep reddedildi. Ret kararının ardından 18 Nisan’da itiraz eden avukat Zengin, 25 Nisan’da da ret yanıtı aldı. Avukat Zengin’in son olarak 3 Mayıs’ta verdiği dilekçede dikkat çekilen nokta, 16 Nisan 2017’de yapılan referandumdu.

Referandumun sonucunda parlamenter sistemden cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçiş yapıldığına vurgu yapan avukat Zengin, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 311. maddesine göre ‘yeni olay – yeni olgu’ tartışması başlattı.

CMK’nın 311. maddesi şöyle: “Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunlar yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkûm edilmesini gerektirecek nitelikte olursa.”

Avukat Zengin, açılan davada mağdurların başbakanlık ve bakanlar kurulu olduğunu, hükümet sisteminin 16 Nisan 2017’de yapılan referandumla değiştiğini belirtti. Başbakanlık ve bakanlar kurulunun kaldırılarak cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçiş yapıldığını ifade eden Zengin, ‘yeni olay – yeni olgu’ prensibi nedeniyle yeniden yargılama yapılması gerektiğini savundu.

Bu talebi de reddedilen Zengin, daha sonra Adalet Bakanlığı’na başvurarak ‘kanun yararına bozma’ talep etti. Zengin’in bu başvurusu hakkında da ret kararı verildi. Zengin, bu ret kararının ardından 8 Temmuz’da bir dilekçe daha yazarak Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’ne başvurdu. Zengin’in dilekçesinde, Kavala’nın hiçbir kitlesel eylemin organizasyonunda yer almadığının, finansman sağlamadığının, Gezi eylemlerinin mutabakatla sonuçlanması için gayret gösterdiğine dikkat çekildi ve “Masak Kayıtları da bu doğrultudadır. Kaldı ki; müvekkilin durumunu en iyi bilecek kuruluş, Milli İstihbarat Teşkilatı’dır” ifadelerine yer verildi.

“Osman Kavala tertemiz bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır. Yaratılmak istenen algının aksine müvekkil Osman Kavala siyasal veya askeri casus değildir” denilen dilekçede Gazete Duvar’dan Can Bursalı’nın aktardığına göre ayrıca, başvuruda detaylı açıklamalar yapılmasının gerekçesi şöyle anlatıldı:

“Yargılamanın yenilenmesi başvurumuzda bu açıklamaları yapmamızın nedeni; ülkemizin hukuk alanında normalleşmesine zemin hazırlamak, bu anlamda genel bir iyileşmeye katkıda bulunmak ve Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın kripto yapılarla mücadelesinde ufak da olsa katkıda bulunmak içindir. Zaman içinde bu cümlenin anlamı daha iyi anlaşılacaktır. Ne var ki sorumluluk mevkiinde olanların; umulur ki, bu sürece bigane kalmamaları, gerçek vatanseverlerin cesaretini biraz daha artıracaktır. Bu bakımdan hukukçu olan Adalet Bakanı’mıza büyük görev düştüğü izahtan varestedir.”

sonuç kısmında yargılamanın yenilenmesi, Kavala’nın tahliyesi ve beraati talep edildi ve dilekçenin bir örneğinin Cumhurbaşkanlığı’na sunularak, şikayetlerinin olup olmadığının sorulması talep edildi. Kavala’nın avukat Zengin aracılığıyla yaptığı başvuru, şu ifadelerle noktalandı:

“Eski hükümet sistemi olan parlamenter sistemin bir şekilde yeni sistem içerisine alınıp alınmadığı, gizli bir şekilde yaşatılıp yaşatılmadığı, Bakanlar Kurulu’nun mevcut olup olmadığının da gerçeğin ortaya çıkarılması bakımında mümkünse, öncelikle yazılı görüş alınmasını talep etmek zarureti de hasıl olmuştur.”

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

TÜİK Açıkladı: Haziran Ayında En Çok Mevduat Faizi Kazandırdı

Haziran ayında yatırımcısına en çok kazandıran yatırım aracı mevduat faizi olurken, aynı ayda mevduat faizinden sonra yatırımcısına en çok kazandıran yatırım aracı Devlet İç Borçlanma Senetleri (DİBS) oldu.

Haber Merkezi/ Son üç ile son altı ayda ve son bir yılda yatırımcısına en çok kazandıran yatırım aracı BIST 100 endeksi oldu.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2024 Haziran’a ilişkin Finansal Yatırım Araçlarının Reel Getiri Oranlarını açıkladı. Buna göre; Aylık en yüksek reel getiri, yurt içi üretici fiyat endeksi (Yİ-ÜFE) ile indirgendiğinde yüzde 1,88, tüketici fiyat endeksi (TÜFE) ile indirgendiğinde ise yüzde 1,62 oranlarıyla mevduat faizi (brüt)’te gerçekleşti.

Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde; yatırım araçlarından Devlet İç Borçlanma Senetleri (DİBS) yüzde 0,87 oranında yatırımcısına reel getiri sağlarken; Amerikan Doları yüzde 0,37, Euro yüzde 0,77, BIST 100 endeksi yüzde 1,41 ve külçe altın yüzde 1,53 oranlarında yatırımcısına kaybettirdi. TÜFE ile indirgendiğinde ise; DİBS yüzde 0,61 oranında yatırımcısına reel getiri sağlarken; Amerikan Doları yüzde 0,63, Euro yüzde 1,02, BIST 100 endeksi yüzde 1,66 ve külçe altın yüzde 1,78 oranlarında yatırımcısına kaybettirdi.

BIST 100 endeksi, üç aylık değerlendirmede; Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 8,73, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 7,41 oranlarında yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı oldu. Aynı dönemde Euro, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 5,98, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 7,12 oranlarında yatırımcısına en çok kaybettiren yatırım aracı oldu.

Altı aylık değerlendirmeye göre BIST 100 endeksi; Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 13,35, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 8,59 oranlarında yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı olurken; aynı dönemde DİBS, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 10,89, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 14,63 oranlarında yatırımcısına en çok kaybettiren yatırım aracı oldu.

Finansal yatırım araçları yıllık olarak değerlendirildiğinde BIST 100 endeksi; Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 28,18, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 12,12 oranlarında yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı oldu.

Yıllık değerlendirmede, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde; yatırım araçlarından külçe altın yüzde 11,42 oranında yatırımcısına reel getiri sağlarken; Amerikan Doları yüzde 6,65, Euro yüzde 7,12, mevduat faizi (brüt) yüzde 19,55 ve DİBS yüzde 39,45 oranlarında yatırımcısına kaybettirdi. TÜFE ile indirgendiğinde külçe altın yüzde 2,55, Amerikan Doları yüzde 18,35, Euro yüzde 18,76, mevduat faizi (brüt) yüzde 29,63 ve DİBS yüzde 47,04 oranlarında yatırımcısına kaybettirdi.

Paylaşın

Hatimoğulları: Seçilmişin Yerine Atanmışı Getiremezsiniz

Hakkari merkezde tamamlanan “İradeye Saygı Yürüyüşü”nde konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Hakkari’ye kayyım atandığı günden bugüne meydanları terk etmediğimizi, irademize sahip çıktığımızı görmek durumundalar” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Burada taleplerimizi bir kere daha özetliyoruz: Seçilmişin yerine atanmışı getiremezsiniz. Seçilmişin nasıl seçildiği, görevden nasıl alınacağı, nasıl yargılanacağı, görevden alınırsa şayet yerine kimin nasıl seçileceği Anayasa’da tek tek yazılmıştır.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) yönetimindeki Hakkari Belediyesi’ne 3 Haziran’da kayyım atanmasına karşı başlatılan “İradeye Saygı Yürüyüşü” yapılan basın açıklaması ile sona erdi. Yürüyüşe DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, DBP Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır, HDP Eş Genel Başkanı Cahit Kırkazak ile milletvekilleri, MYK ve PM üyeleri ve STK temsilcileri katıldı.

Hatimoğulları yürüyüş sonunda yapılan açıklamada şunları söyledi: “Değerli Hakkari halkı, yürüyüşümüze emek veren kurum temsilcileri, bileşenlerimiz, ittifak güçlerimiz; İradeye Saygı Yürüyüşümüzde verdiğiniz emekten dolayı partim adına hepinize teşekkür ediyorum. Heyetimiz dokuz gündür yollarda. İstanbul’dan, Tekirdağ’dan, İzmir’den, Ankara’dan, Çukurova’dan; Türkiye ve Kürdistan’ın dört bir yanından insanlar yollara düştüler ve kent kent dolaşarak buraya geldiler. Van’dan buraya kadar da yürüyüşü kesintisiz bir şekilde gerçekleştirmiş olduk.

Bu 9 günlük yürüyüşte bir talebimiz vardı: İradeye saygı. İrade nedir? İrade demokraside halk demektir ama diktatörlükte saray demektir, tek adam demektir. İrade nedir? Demokrasidir, adalettir. Ama otoriter faşist rejimlerde irade kolluk kuvvetidir, kayyımdır, seçilmişin yerine atanmışı getirmektir. Bizler iradeye saygı diyoruz. Türkiye’de eğer seçme ve seçilme hakkı erken dönemde yasalaşmışsa bu halkın iradesinin, sandıktan çıkan doğrudan iradesinin tanınması gerekir.

Erdoğan bu son seçimlerde “Sandıktan çıkana saygı duyacağız” demişti ama sandıktan çıkana Hakkari’de saygı duymadı. Mehmet Sıddık arkadaşımız haksız ve hukuksuz şekilde 19 küsur yıl cezaya çarptırıldı. Daha Mehmet Sıddık arkadaşımız hakkında karar verilmeden, arkamızda gördüğünüz valilik makamında durması gereken şahıs İçişleri Bakanlığı tarafından kayyım olarak belediyeye atandı. Yani seçilmişin yerine atandı.

Daha arkadaşımız hakkında bir karar verilmemişti bu atama gerçekleştiğinde. Yani apaçık haksızlık yapılmıştır, apaçık kanun çiğnenmiştir. Bakın Manisa Kula Belediye Başkanı tutuklandı ve yerine Belediye Meclisi belediye başkanını seçiyor. Biz Hakkari’de ne yaptık? Belediye Meclisimiz toplandı, Viyan Tekçe eş başkanımızı başkanvekili olarak seçti. Şu anda yapılması gereken Belediye Eş Başkanımız Viyan Tekçe’nin resmi atamasının gerçekleşmesidir ama bunu yapmıyorlar.

“Seçilmişin yerine atanmışı getiremezsiniz”

Bu 9 günlük yürüyüş boyunca da buraya kayyım atandığı andan itibaren de hem Hakkari’de hem Türkiye’de hem Kürdistan’ın dört bir yanında alanlardaydık, meydanlardaydık. Nüfus olarak, ekonomi olarak Türkiye’nin çeyreği olan İstanbul’da bütün demokrasi güçleriyle beraber belediyelerimize sahip çıkma nöbeti nöbetimiz devam ediyor. Buradan, Hakkari’den İstanbul ve diğer kentlerde devam eden nöbetleri alkış ve zılgıtlarımızla selamlıyoruz.

9 günlük yürüyüş boyunca bazı arkadaşlarımızın ayakları su topladı, bazı arkadaşlarımızın çeşitli hastalıkları vardı, bazı arkadaşlarımızın yaşı ilerlemişti ama asfaltı eriten sıcaklarda insanlar yürümekten geri durmadı. Bütün bunlara karşı insanlar yürüdüyse, Saray’daki de şu arkamızdaki binada bulunması gereken vali yani atanmış kayyım da halkın iradesini ve kararlılığını, kararlılığımızı görmek durumunda.

Hakkari’ye kayyım atandığı günden bugüne meydanları terk etmediğimizi, irademize sahip çıktığımızı görmek durumundalar. Burada taleplerimizi bir kere daha özetliyoruz: Seçilmişin yerine atanmışı getiremezsiniz. Seçilmişin nasıl seçildiği, görevden nasıl alınacağı, nasıl yargılanacağı, görevden alınırsa şayet yerine kimin nasıl seçileceği Anayasa’da tek tek yazılmıştır.

Kürt halkının iradesini çiğneyerek, Hakkari halkının iradesini çiğneyerek şu an bu iktidarın yaptığı aynı zamanda Anayasa’yı da çiğnemektir. Anayasa uygulanmalıdır, Türkiye’nin taraf olduğu sözleşmeler uygulanmalıdır. Yerel Yönetimler Özerklik Şartına bağlı olan Türkiye buna uygun davranmalıdır. Venedik Protokolüne uygun davranmalıdır. Bugün atanmış olan bu kayyımlar sadece Türkiye’deki yasalara göre suç değil, aynı zamanda tarafı olduğumuz Avrupa sözleşmelerine de aykırıdır, kanuni değildir.

Buradan bir kez daha haykırıyoruz: Nasırlı ayaklarımızla, su toplayan ayaklarımızla, yürüyüş kolu olarak güneşten yanan tenimizle irademize sahip çıkıyoruz. Kayyım derhal geri çekilsin, Viyan Tekçe derhal başkanvekili olarak atansın. Türkiye’deki bütün demokrasi güçleriyle, haktan ve adaletten yana olan bütün kesimlerle birlikte irademize saygısızlık yapanlara karşı eylem ve etkinliklerimiz devam edecek.

Kayyıma karşı Türkiye’nin her yerinden tepkiler yükseldi. Çünkü bu sorun sadece Kürt’ün sorunu değil, bu sorun sadece Hakkari’nin sorunu değil, sadece Dem Parti’nin sorunu değil. Kayyım atanması demek, demokrasinin asgari koşulu olan seçme ve seçilme hakkımızın elimizden alınması demektir. Bu demektir ki İstanbul Belediyesi de güvende değil, İzmir Belediyesi de güvende değil.

Ters düşerse şayet Konya Belediyesi de güvende değil. Bu alanlardan, bu meydanlardan yükselen halkın iradesine herkesi ama herkesi saygı duymaya davet ediyoruz. Yürüyüşümüzü bugün burada bu basın açıklamasıyla sonlandırıyoruz ama nöbetlerimiz devam edecek. Türkiye’nin dört bir yanında “İradeye Saygı” eylem ve etkinliklerimiz dost kurumlarımızla, demokrasiden yana olanlarla, insan haklarından yana olanlarla, seçme ve seçilme hakkına saygı duyan kesimlerle devam edecek. Serkeftin, serkeftin, serkeftin.”

Paylaşın

Rett Sendromu Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Rett sendromu, neredeyse yalnızca kızları etkileyen ilerleyici bir nörogelişimsel bozukluktur. Sadece nadir durumlarda erkekler etkilenir. Rett sendromlu bebekler genellikle doğumdan sonra yaklaşık 7 ila 18 ay boyunca normal şekilde gelişir.

Haber Merkezi / Bu noktada, amaçlı el hareketleri ve iletişim kurma yeteneği gibi daha önce edinilmiş becerileri (gelişimsel gerileme) kaybederler. İstemli hareketlerin bozulmuş kontrolü (ataksi) ve el çırpma veya ovuşturma gibi belirgin, kontrolsüz el hareketlerinin gelişimi gibi ek anormallikler ortaya çıkar. Bazı çocuklarda ayrıca baş büyümesinin yavaşlaması (edinilmiş mikrosefali) görülür.

Etkilenen çocuklar genellikle otistik benzeri davranışlar, solunum düzensizlikleri, beslenme ve yutma zorlukları, büyüme geriliği ve nöbetler geliştirir. Rett sendromu vakalarının çoğu, X kromozomundaki MECP2 geninin tanımlanabilir mutasyonlarından kaynaklanır ve hafiften şiddetliye kadar değişen çok çeşitli engelliliklerle ortaya çıkabilir. Rett sendromunun seyri ve şiddeti, MECP2 mutasyonunun yeri, türü ve şiddeti ve rastgele X inaktivasyonu süreci tarafından belirlenir. Bu nedenle, aynı mutasyona sahip aynı yaştaki iki kız önemli ölçüde farklı görünebilir.

Rett sendromunun semptomları, ilerlemesi ve şiddeti kişiden kişiye önemli ölçüde değişebilir. Bozukluk öncelikle kadınları etkiler ve büyük olasılıkla MECP2 geninin mutasyonlarıyla ilişkili bir hastalık yelpazesini temsil eder. Rett sendromuyla potansiyel olarak çok çeşitli sakatlıklar ilişkilendirilebilir. Semptomlar genellikle aşamalar halinde ortaya çıkar. Etkilenen bireylerin aşağıda tartışılan semptomların hepsine sahip olmayabileceğini belirtmek önemlidir. Etkilenen bireyler, özel vakaları, ilişkili semptomlar ve genel prognoz hakkında doktorları ve tıbbi ekibiyle konuşmalıdır.

Klasik rett sendromu: Etkilenen bebekler genellikle yaklaşık 6 ila 18 aylık olana kadar normal gelişime sahip olarak tanımlanır. Ancak araştırmacılar etkilenen bebeklerin genellikle çok sakin, zayıf emme yeteneğine ve zayıf ağlamaya sahip olarak tanımlandığını belirtmişlerdir. Düşük kas tonusu (hipotoni) da 6 aylıktan önce yaygındır. Baş büyümesi 3 aylık kadar erken bir yaşta yavaşlayabilir. Yavaş baş büyümesi, yaş ve cinsiyet için normalde beklenenden daha küçük baş çevresi ile karakterize bir durum olan edinilmiş mikrosefaliye neden olabilir.

Etkilenen kızlar 6 ila 18 aylıkken gelişimsel durgunluk dönemine girebilirler. Göz teması kaybı ve oyun veya oyunlara ilgi eksikliği de görülebilir. Bebekler ebeveynlerinden çok az veya hiç ilgi talep etmeyebilirler. Sinirlilik, ağlama ve huzursuzluk görülebilir. Bazı durumlarda gelişim devam edebilir ancak gecikmeli bir oranda. Örneğin, bir bebek dik oturmayı öğrenebilir ancak emeklemeyi öğrenemeyebilir.

Bu dönemden sonra, yaklaşık 1-4 yaş arasında, etkilenen bireyler daha önce edindikleri becerileri, özellikle konuşma dil becerilerini ve el becerilerini kaybetmeye başlar. Bazı bireyler sosyal olarak etkileşim kurma yeteneğini kaybedebilir. Etkilenen kişilerde ayrıca entelektüel işlevlerde bir düşüş görülebilir. Bu bozulma hızlı veya kademeli olabilir. Ebeveynler çocuklarının davranışlarında ve sağlıklarında ani bir değişiklik fark edebilirler. Etkilenen çocuklar insanlara ve nesnelere karşı ilgi kaybı gösterebilirler.

Bu zaman diliminde, amaçlı el ve parmak hareketleri yapma yeteneğinin kaybı meydana gelir. Etkilenen kişiler daha sonra Rett sendromunun karakteristik bir bulgusunu, el sıkma veya sıkma, alkışlama, ovuşturma, yıkama veya elini ağzına götürme hareketleri gibi stereotipik el hareketlerinin gelişimini sergiler. Çığlık krizleri ve teselli edilemeyen ağlamalar da meydana gelebilir.

Otizm benzeri özellikler, panik ataklar, diş gıcırdatma (bruksizm), titreme ve apraksi gibi ek semptomlar gelişebilir. Apraksi, komut anlaşılsa ve hareketi yapma isteği olsa bile, komut üzerine öğrenilmiş (tanıdık) hareketleri gerçekleştirememe ile karakterize bir durumdur. Apraksi hareketi etkileyebilir, ancak aynı zamanda iletişim becerilerini de etkileyebilir. Rett sendromlu bireylerde bu dönemde nöbetler yaygındır. Bazı bireyler, bacakların istemli kaslarını koordine etme sorunları nedeniyle denge sorunları yaşayabilir (yürüyüş ataksisi). Bir çocuk uyanıkken oluşan hipoventilasyon veya hiperventilasyon gibi düzensiz solunum kalıpları da bildirilmiştir. Etkilenen kişilerde ayrıca hava ve tükürüğün zorla dışarı atılması, hava yutma (aerofaji), solunumun geçici olarak durması (kesilmesi) (apne) ve nefesin tutulması görülebilir. Solunum sorunları stresle birlikte kötüleşme eğilimindedir.

Bu hızlı bozulma döneminden sonra nörolojik özellikler sabitlenir. Etkilenen bazı bireyler göz teması, iletişim becerileri, otistik özelliklerin gerilemesi ve davranış ve sosyal etkileşimlerde genel iyileşme ile hafif bir iyileşme bile gösterebilir.

Ancak karakteristik el hareketleri, nöbetler, diş gıcırdatma (bruksizm) ve solunum düzensizlikleri gibi birçok sorun devam etmektedir. Rett sendromunda zihinsel engelliliğe, konuşamama veya elleri kullanamama nedeniyle ulaşılması zordur. Sonunda, 10 yaşından sonra, etkilenen bireylerde geç motor bozukluğu görülebilir. Klasik Rett sendromu olan bazı kişiler asla yürüyemeyebilir. Diğerleri yürüme yeteneğini kaybedebilir.

Ayrıca artan kas güçsüzlüğü, eklem kontraktürleri ve spastisite yaşayabilirler; bu durum, bacakların yavaş ve sert hareketleriyle sonuçlanan istemsiz kas spazmlarıyla karakterizedir. Etkilenen kişilerde, sıklıkla soğuk olan az gelişmiş (hipotrofik) eller ve ayaklar olabilir. Etkilenen bireylerin çoğu, anormal, kontrolsüz hareketler ve duruşlarla ilişkili sürekli kas kasılmalarıyla karakterize bir durum olan distoni geliştirebilir. Etkilenen bazı kişilerde, yüzdeki ifadenin azalması (hipomimi), sertlik ve titreme gibi Parkinson hastalığında (parkinsonizm) görülenlere benzer semptomlar gelişebilir.

Etkilenen kişilerin yaklaşık %85-90’ı yaşla birlikte kötüleşen büyüme geriliği ve kas kaybı yaşayabilir. Bu semptomlar kısmen çiğneme ve yutma zorluklarından kaynaklanır ve bu da yetersiz gıda alımına yol açar. Öte yandan, Rett sendromu olan bazı kişiler, özellikle daha fazla korunan fonksiyona sahip olanlar, aşırı gıda alımına sahip olabilir ve obez hale gelebilir.

Klasik Rett sendromu olan kişilerde, bağırsak sinirlerinin anormal kas kasılmaları veya disfonksiyonu (bağırsak dismotilitesi), kabızlık, gastroözofageal reflü ve kolonun anormal genişlemesi (fonksiyonel megakolon) gibi gastrointestinal anormallikler; soğuk eller ve ayaklar (vazomotor anormallikler); aralıklı şaşı gözler (ezotropya); omurganın yandan yana değişen derecelerde eğriliği (skolyoz); ve safra kesesi disfonksiyonu ve safra kesesi taşları dahil olmak üzere çeşitli ek semptomlar ve fiziksel bulgular ortaya çıkabilir. Bunların, Rett sendromu olan bireylerde genel popülasyona göre daha sık görüldüğü gösterilmiştir. Rett sendromu olan bazı kişilerde, kemik mineralizasyonunun azalması ve kemik kaybı ile karakterize bir durum olan osteopeni gelişir. Osteopeni, zayıf ve kırılgan kemiklere neden olabilir.

Rett sendromlu birçok kişi, sürekli bakım ve gözetim gerektirse de yetişkinliğe kadar yaşar. Ancak, Rett sendromlu kişilerde ani ölüm riski artmıştır. Rett’teki ölümlerin yaklaşık dörtte biri ani ve beklenmediktir. Bunun nedeni kısmen kalp düzensizlikleri, özellikle uzamış QT aralığı ve T dalgası anormallikleri olabilir. Kalbin işleyişi, kalp kasının normal ritmik pompalama aktivitesini düzenleyen elektriksel sinir uyarıları tarafından kontrol edilir. Her kalp atışından sonra, bu elektrik sistemi yeniden şarj olur, bu işlem repolarizasyon olarak bilinir. Elektriksel uyarım sırasında, kalp kası kasılır, bu işlem depolarizasyon olarak bilinir. QT aralığı, bu iki işlemin gerçekleşmesi için gereken zaman miktarını ölçer. QT aralığı normalden uzun olduğunda (uzadığında), kalp atışı düzensiz hale gelebilir.

Varyant rett sendromu: Varyant Rett sendromu, Rett sendromunun atipik vakaları veya sunumları olan kişileri ifade eder. Bu vakalar, atipik Rett sendromu olarak da bilinir. Rett sendromunun bu formları şunları içerir:

Rett sendromunun korunan konuşma varyantı (Zappella varyantı), klasik Rett sendromunun semptomlarıyla karakterizedir, ancak bazı dil ve motor becerilerinde iyileşme vardır. Vakaların çoğunda MECP2 geninin mutasyonları bulunmuştur. Zapella varyantında baş boyutu genellikle normaldir ve bu varyanta sahip kişiler obez, daha agresif olabilir ve daha otistik özelliklere sahip olabilir.

Geç çocukluk dönemi regresyon formu, klasik Rett sendromunda bulunandan daha geç ve daha kademeli motor ve dil becerileri regresyonu ile karakterizedir. Etkilenen dişilerin normal baş çevresi vardır. Etkilenen bazı bireylerde 6 aylıktan önce meydana gelen nöbetlerle ilişkili bir form vardır (Hanefeld varyantı). Bu varyant form nadiren MECP2 geninin mutasyonlarıyla ilişkilidir, ancak CDKL5 olarak bilinen başka bir genle ilişkilidir. CDKL5 hakkında daha fazla bilgi için aşağıdaki İlgili Bozukluklar bölümüne bakın.

Rett sendromunun konjenital varyantı (Rolando varyantı) olarak bilinen bir form, yaşamın ilk birkaç ayında kas tonusu kaybı ve ciddi gelişimsel gecikmelerle karakterizedir. Bu form nadiren MECP2 genindeki mutasyonlarla ilişkilidir. Rett sendromunun bu varyant formuna sahip birçok çocuğun FOXG1 geninde mutasyonlar olduğu gösterilmiştir . FOXG1 hakkında daha fazla bilgi için aşağıdaki İlgili Bozukluklar bölümüne bakın.

Rett sendromunun ‘forme fruste’ varyantı, klasik Rett sendromunda görülenden daha hafif bir genel ifade ile karakterizedir. Klinik seyir daha kısadır ve eksiktir. Gerileme, klasik formda olduğundan daha geç gerçekleşir. Etkilenen bireyler el kullanımını koruyabilir ve Rett sendromunun stereotipik el hareketleri hafif olabilir.

Nadir durumlarda, MECP2 mutasyonu olan bazı kızlarda yalnızca hafif öğrenme güçlükleri veya otistik özellikler olabilir. El becerilerinde ve dilde gerileme ve karakteristik tekrarlayan el stereotipilerinin gelişimi olmadan, bu çocukların Rett sendromu olduğu düşünülmemelidir çünkü bu kişilerde prognoz, Rett’in karakteristik özelliklerine sahip kişilere kıyasla farklıdır.

Rett sendromu vakalarının yaklaşık %90-95’i MECP2 geninin tanımlanabilir mutasyonlarından kaynaklanır . 200’den fazla farklı mutasyon tanımlanmıştır. Vakaların %99’unda bu mutasyonlar sporadik olarak meydana gelir ve bir çocuğun ebeveynleri tarafından sahip olunmaz veya aktarılmaz (de novo mutasyonlar). Bu nedenle, vakaların büyük çoğunluğunda Rett sendromu kalıtsal bir bozukluk değildir. Bu gibi vakalarda, ebeveynler normal kromozomlara sahiptir ve mutasyon genellikle baba tarafında olmak üzere ebeveynin üreme (germ) hücrelerinden birinde ortaya çıkar.

Etkilenen bir çocuğu olan ebeveynler için sonraki çocuklarda tekrarlama olasılığı yaklaşık %1’dir. Nadir durumlarda, birden fazla çocuk etkilenebilir. Bu nadir durum germ hattı mozaizminden dolayı meydana gelebilir. Germ hattı mozaiğinde, ebeveynlerden birinin yumurtalıklarında veya testislerinde MECP2 gen mutasyonuna sahip bazı üreme hücreleri (germ hücreleri) bulunur.

Ebeveynin vücudundaki diğer hücreler mutasyona sahip değildir, bu nedenle bu ebeveynler etkilenmez. Sonuç olarak, ebeveynlerin bir veya daha fazla çocuğu germ hücresi MECP2 gen mutasyonunu miras alabilir. Bir ebeveynin mozaik germ hattı mutasyonunu bir çocuğa geçirme olasılığı, mutasyona sahip olan ebeveynin germ hücrelerinin yüzdesine ve olmayanların yüzdesine bağlıdır. Hamilelikten önce germ hattı mutasyonu için bir test yoktur. Hamilelik sırasında test yapılabilir ve en iyi şekilde doğrudan bir genetik uzmanıyla görüşülür.

Son derece nadir durumlarda, Rett sendromu, rastgele X kromozomu inaktivasyonunun olumlu eğimine sahip ve bozukluğun semptomları olmayan veya son derece hafif semptomları olan taşıyıcı bir anneden kalıtılabilir. Bir anne MECP2 mutasyonunun bilinen bir taşıyıcısı olduğunda , bu mutasyonu çocuklarına geçirme olasılığı %50’dir.

Rastgele X kromozomu inaktivasyonu kadınlarda normal bir süreçtir. Kadınlarda iki X kromozomu bulunurken, erkeklerde bir X kromozomu ve bir Y kromozomu bulunur. Kadınlarda, mutasyona uğramış bir gen gibi X kromozomundaki belirli hastalık özellikleri, diğer X kromozomundaki normal gen tarafından “maskelenebilir” (rastgele X kromozomu inaktivasyonu). Temel olarak, vücudun her hücresinde bir X kromozomu aktiftir ve biri kapatılır veya “sessizleştirilir.” Bu rastgele gerçekleşir ve genellikle 50-50 bölünme şeklinde gerçekleşir.

Ancak bazı durumlarda, kadınlarda etkilenen X kromozomunun çoğu hücrede susturulduğu olumlu X inaktivasyonu olabilir. Bu gibi durumlarda, etkilenen kadınlarda bozukluğun yalnızca hafif semptomları olabilir. Diğer durumlarda, kadınlarda etkilenmemiş X kromozomunun çoğu hücrede susturulduğu olumsuz X inaktivasyonu olabilir. Bu gibi durumlarda, etkilenen kadınlarda genellikle bozukluğun şiddetli bir ifadesi vardır.

Erkeklerde yalnızca bir X kromozomu bulunduğundan, bu tür bozukluklar genellikle tam olarak ifade edilir. Sonuç olarak, çoğu durumda MECP2 mutasyonlarının erkeklerde yaşamla uyumlu olmadığına ve genellikle düşük veya ölü doğumla sonuçlandığı düşünülmektedir.

Bazı durumlarda, MECP2 genine sahip dişilerde bozukluğun belirtileri görülmez, bu da bazı durumlarda ek faktörlerin (değiştirici genler gibi) bu bireyleri mutasyona uğramış genin etkilerinden korumak için hizmet edebileceğini düşündürmektedir. Rett sendromuna neden olan karmaşık, altta yatan mekanizmaları tam olarak anlamak için daha fazla araştırma gereklidir.

MECP2 geni , X kromozomunun (Xq28) uzun kolunda (q) bulunur. İnsan hücrelerinin çekirdeğinde bulunan kromozomlar, her bir bireyin genetik bilgisini taşır. İnsan vücut hücreleri normalde 46 kromozoma sahiptir. İnsan kromozom çiftleri 1’den 22’ye kadar numaralandırılır ve cinsiyet kromozomları X ve Y olarak adlandırılır. Her kromozomun “p” olarak adlandırılan kısa bir kolu ve “q” olarak adlandırılan uzun bir kolu vardır. Kromozomlar ayrıca numaralandırılmış birçok banda ayrılır. Örneğin, “kromozom Xq28”, X kromozomunun uzun kolundaki 28. bandı ifade eder. Numaralandırılmış bantlar, her bir kromozomda bulunan binlerce genin yerini belirtir.

MECP2 geni , vücuttaki diğer birçok genin aktivitesini düzenleyebilecek bir protein (Metil-CpG bağlayıcı protein 2) oluşturmak için talimatlar içerir. MECP2 genindeki mutasyonlar, vücutta düşük seviyelerde işlevsel MECP2 proteinine yol açar ve bu da vücuttaki diğer genlerin anormal işlevine yol açar. Örneğin, susturulması veya kapatılması gereken genler, gelişim sırasında belirli zamanlarda aktif kalır ve sonuçta bozulmuş beyin gelişimine yol açar. İlgili tam genler ve MECP2 proteininin tam işlevleri bilinmemektedir veya tam olarak anlaşılmamıştır. Rett sendromunun erken çocukluk döneminde normal beyin gelişimini etkilediğine inanılmaktadır. MECP2 gen mutasyonlarının nihayetinde Rett sendromuna nasıl neden olduğunu belirlemek için daha fazla araştırma gereklidir.

Rett sendromu tanısı, karakteristik semptomların tanımlanması, ayrıntılı bir hasta geçmişi ve kapsamlı bir klinik değerlendirmeye dayanır. Benzer semptomlara neden olabilecek diğer durumları ekarte etmek için çeşitli özel testler yapılabilir. Güncellenmiş bir tanı ölçütü seti yakın zamanda yayınlandı (Neul ve diğerleri 2010). Bu tanı ölçütlerinin karşılanması, Rett sendromunun klinik tanısına yol açabilir. Raporda ayrıca Rett sendromunun değişken formları için tanı ölçütleri de yer almaktadır. Moleküler genetik testler, MECP2 genindeki mutasyonların varlığını tespit edebilir ve Rett sendromunun klinik tanısını doğrulayabilir.

Rett sendromunun tedavisi her bireyde belirgin olan spesifik semptomlara yöneliktir. Tedavi, uzmanlardan oluşan bir ekibin koordineli çabalarını gerektirebilir. Çocuk doktorları, çocuk nörologları, gastroenterologlar, konuşma terapistleri, psikiyatristler, beslenme uzmanları ve diğer sağlık profesyonelleri, etkilenen bir çocuğun tedavisini sistematik ve kapsamlı bir şekilde planlamak zorunda kalabilir. Genetik danışmanlık, etkilenen bireyler ve aileleri için faydalı olabilir.

Rett sendromu olan bireyleri tedavi etmek için kullanılabilecek tedavi seçenekleri karmaşık ve çeşitlidir. Belirli tedavi planının oldukça kişiselleştirilmiş olması gerekecektir. Etkilenen çocukların potansiyellerine ulaşmalarını sağlamak için erken gelişimsel müdahale önemlidir. Etkilenen çocukların çoğu mesleki, fiziksel ve konuşma terapisinden faydalanacaktır. Çeşitli rehabilitasyon ve davranış terapisi yöntemleri faydalı olabilir. Özel telafi eğitimi de dahil olmak üzere ek tıbbi, sosyal ve/veya mesleki hizmetler gerekli olabilir. Tüm aile için psikososyal destek de önemlidir.

2023 yılında trofinetid (Daybue), ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından yetişkinlerde ve 2 yaş ve üzeri çocuklarda Rett sendromunun ilk tedavisi olarak onaylandı. Diğer tedavi semptomatik ve destekleyicidir. Rett sendromu için ek tedaviler mevcut spesifik anormalliklere bağlıdır ve genellikle standart yönergeleri takip eder.

Rett sendromlu bebekler veya çocuklar için yaygın olan bazı genel tedaviler, maksimum kalori alımını sağlamak için besin takviyelerini içerir. Bazı durumlarda, çocukların midedeki küçük bir açıklıktan bir tüp yerleştirilmesi gerekebilir (gastronomi). Etkilenen bazı bireylerin kalori ve yağ oranı yüksek bir diyet izlemeleri teşvik edilir.

Rett sendromuyla ilişkili nöbetler, anksiyete, uyku bozuklukları, solunum problemleri, stereotipik el hareketleri ve belirli gastrointestinal anormallikler gibi çeşitli semptomları tedavi etmek için ilaçlar kullanılabilir. İlaçlar ayrıca spastisiteyi ve kas sertliğini iyileştirmek için de kullanılabilir.

QT aralığının uzaması riski taşıyan kişiler kardiyoloji tarafından değerlendirilmelidir. Bu kişilerin ayrıca durumu kötüleştirebilecek bazı ilaçlardan kaçınmaları gerekir. Skolyoz, Rett sendromu olan bireylerde yaygındır. Rett sendromunda skolyozun yönetimi için özel önerileri ayrıntılı olarak açıklayan kılavuzlar yayınlanmıştır.

Paylaşın

Reye Sendromu Nedir? Belirtileri, Nedenleri, Teşhisi, Tedavisi

Reye sendromu çocukluk ve ergenlikte görülen nadir bir hastalıktır. Esas olarak 18 yaşın altındaki bireyleri, özellikle de yaklaşık dört ila 12 yaş arasındaki çocukları etkiler. Nadir durumlarda, bebekler veya genç yetişkinler etkilenebilir.

Haber Merkezi / Hastalığın nedeni bilinmemektedir. Ancak, Reye sendromunun başlangıcı ile çocuklarda veya ergenlerde, özellikle üst solunum yolu enfeksiyonları (örn. influenza B) veya bazı durumlarda suçiçeği (varisella) olmak üzere belirli viral hastalıkları olan aspirin içeren ilaçların (salisilatlar) kullanımı arasında bir ilişki olduğu görülmektedir. Herhangi bir organ sistemi etkilenebilse de, Reye sendromu esas olarak karaciğerde belirgin, yağlı değişiklikler ve beynin ani (akut) şişmesi (beyin ödemi) ile karakterizedir.

İlişkili semptomlar ve bulgular arasında şiddetli, sürekli kusmanın aniden başlaması; kanda belirli karaciğer enzimlerinin yüksek seviyeleri (hepatik transaminazlar); kanda alışılmadık derecede yüksek miktarda amonyak (hiperamonyemi); bilinç bozuklukları; beyinde kontrolsüz elektriksel aktivitenin ani atakları (nöbetler); ve/veya diğer anormallikler, bazı durumlarda potansiyel olarak yaşamı tehdit eden komplikasyonlara yol açabilir. Aspirin içeren ajanların kullanımı ile Reye sendromu gelişimi arasındaki potansiyel ilişki nedeniyle, grip veya suçiçeği gibi viral enfeksiyonlardan etkilenen 18 yaş altı bireylerde bu tür ilaçların kullanımından kaçınılması önerilir.

Reye sendromunun belirtileri genellikle viral bir hastalıktan sonra, özellikle üst solunum yolu enfeksiyonundan (örneğin, influenza B virüsüyle) veya bazı durumlarda suçiçeğinden (varisella) sonra başlar. Daha az yaygın olarak, Reye sendromu influenza A veya kızamıkçık gibi diğer viral ajanlarla enfeksiyondan sonra da gelişebilir. (Daha fazla bilgi için lütfen aşağıdaki bu raporun “Nedenler” bölümüne bakın.)

Viral enfeksiyonun başlamasından yaklaşık üç ila beş gün sonra, etkilenen çocuklar ani, sürekli, kontrol edilemeyen kusma yaşarlar. Bilinç bozuklukları aynı anda başlayabilir veya saatler içinde gelişebilir. Bu tür anormallikler genellikle sinirlilik, huzursuzluk, yönelim bozukluğu, uyuşukluk ve hafıza bozukluğunu içerir. Bazı çocuklar bilinç kaybına ilerlemeden uyuşuk kalabilir.

Diğer vakalarda, nörolojik bozulma hızla ilerleyerek çevrenin farkında olmama (stupor); bilinçsizlik ve tepkisizlik durumu (koma); göz bebeklerinin genişlemesi (midriyazis); hızlı, sığ solunum (taşipne); hızlı kalp atışı (taşikardi); ve belirli reflekslerin kaybı (örn. derin tendon, göz bebeği, okülosefalik) ile sonuçlanabilir. Şiddetli nörolojik işlev bozukluğu ayrıca beyinde kontrol edilemeyen elektriksel bozukluklara (nöbetler); beynin belirli bölgelerine zarar verdiğini gösteren anormal duruşa (deserebre veya dekortikasyon rijiditesi); ve potansiyel olarak yaşamı tehdit eden komplikasyonlara yol açabilir.

Karaciğerin yağlı dejenerasyonuyla ilişkili bulgular arasında karaciğerin büyümesi (hepatomegali) ve karaciğerin bozulmuş işlevini gösteren belirli karaciğer enzimlerinin (hepatik transaminazlar) anormal derecede artmış seviyeleri yer alabilir. Ancak, genellikle karaciğer disfonksiyonuyla ilişkili bir bulgu olan sarılık, bozukluğu olan kişilerde genellikle görülmez (anikterik) veya minimaldir. Sarılık, kanda aşırı miktarda pigment bilirubin birikmesi nedeniyle cilt, gözler ve mukoza zarlarında sarımsı renk değişikliğinin olduğu bir durumdur.

Reye sendromu olan bireylerde hastalığın şiddeti son derece değişken olabilir. Tıbbi literatürdeki raporlara göre, etkilenen bazı bireylerde hastalık ilerlemesi olmadan hafif semptomlar olabilir. Ancak, yukarıda tartışıldığı gibi, bozukluğu olan diğer kişilerde potansiyel olarak yaşamı tehdit eden komplikasyonlara yol açan hızlı nörolojik bozulma gelişebilir. Araştırmacılar, değişen şiddet seviyelerine dayalı bir klinik evreleme sistemi önerdiler; I, II ve III. Dereceler nispeten hafif ila orta şiddette hastalığı, IV ve V. Dereceler ise daha şiddetli hastalığı ifade ediyor.

Reye sendromunun spesifik nedeni hala bilinmemektedir. Ancak araştırmacılara göre, durumun başlangıcı ile çocuklarda veya ergenlerde belirli viral hastalıklara sahip aspirin içeren ilaçların (salisilatlar) verilmesi arasında bir ilişki olduğu görülmektedir. Bu genellikle influenza B virüsü veya suçiçeği (varisella) kaynaklı üst solunum yolu enfeksiyonlarını içerir. Daha az yaygın olarak, Reye Sendromunun gelişimi influenza A, herpes simpleks, kızamıkçık veya Epstein-Barr gibi diğer viral enfeksiyonlarla ilişkili olarak bildirilmiştir.

Reye sendromuyla ilişkili birincil semptomlar ve bulgular, karaciğerin belirgin, yağlı değişimlerinden, bozulmuş karaciğer fonksiyonlarından ve beyin dokularında anormal sıvı birikiminden (beyin ödemi) kaynaklanmaktadır; bu da sıvı basıncının artmasına ve beyin dokusunun potansiyel olarak sıkışmasına yol açabilir. Reye Sendromu olan bireylerde, karaciğerin dejeneratif değişimleri karaciğer hücrelerinin (hepatositler) yağlı bileşiklerle (örneğin, trigliseritler) anormal infiltrasyonuyla ilişkilidir. Ek olarak, daha az bir ölçüde, dalağın, pankreasın, istemli (iskelet) kasların, kalp kasının (miyokard) ve/veya böbreklerdeki idrarı toplayan ve ileten tübüler yapıların (renal tübüller) yağlı infiltrasyonu olabilir.

Araştırmacılar, Reye sendromunda altta yatan birincil kusurun, karaciğer (hepatik) mitokondriyal enzimlerinin (örneğin, ornitin transkarbamilaz [OTC], karbamil fosfat sentaz [CPS], pirüvat dehidrogenaz [PDH]) azalmış aktiviteleri ile mitokondrilerin anormal işleyişi olduğunu öne sürüyorlar. Ancak, bu tür mitokondriyal işlev bozukluğunun nedeni bilinmemektedir. Mitokondriler, hücre metabolizmasında ve diğer süreçlerde işlev gören hücre çekirdeklerinin dışında bulunan küçük, çubuk benzeri yapılardır (organeller). Çeşitli enzimler içerirler ve hücresel enerjinin üretiminde birincil yerler olarak görev yaparlar. Enzimler, belirli kimyasal reaksiyonların hızını artıran proteinlerdir. “Metabolizma” terimi, vücutta meydana gelen tüm kimyasal süreçleri ifade eder.

Devam eden araştırmalar, birkaç metabolik bozukluğun veya doğuştan metabolizma hatalarının Reye sendromuyla (sözde “Reye benzeri hastalıklar”) ilişkili semptomları taklit eden semptomlara yol açabileceğini belirlemiştir. Reye Sendromunda görülenlere benzer semptomlara ve bulgulara neden olabilen metabolik bozukluklar arasında belirli üre döngüsü bozuklukları (UCD’ler), organik asidüriler ve yağ asidi metabolizmasındaki anormallikler bulunur.

Araştırmacılara göre, Reye sendromu, beyinde açıklanamayan akut şişmeye dair kanıtlarla birlikte şiddetli, sürekli kusma yaşayan tüm bebeklerde, çocuklarda veya ergenlerde şüphelenilmelidir. Durum, hastanın tam öyküsü, kapsamlı klinik değerlendirme, karakteristik fiziksel bulgular ve özel laboratuvar testlerinin sonuçlarına dayanarak teşhis edilebilir.

İlk testler, kanda belirli karaciğer enzimlerinin (örneğin, aspartat transaminaz [AST], alanin transaminaz [ALT]) yüksek seviyelerini ortaya çıkaran karaciğer kimyası testlerini (AST ve ALT testleri) içerebilir. Bu testlerin sonuçları genellikle birkaç saat içinde elde edilebilir ve bu enzimlerin yüksek seviyeleri Reye sendromunu güçlü bir şekilde düşündürür.

Reye sendromlu bazı bireylerde, beyin omurilik sıvısının (BOS) analizi artan basıncı doğrulayabilir. (BOS, beynin dört boşluğunda [ventriküller], omuriliği içeren kanalda [spinal kanal] ve beyni ve omuriliği çevreleyen koruyucu zarların katmanları arasındaki boşlukta [meninksler] [yani, subaraknoid boşluk] dolaşan sulu koruyucu sıvıdır.) Ek olarak, kan çalışmaları tipik olarak belirli kas enzimlerinin (örneğin, kreatin kinaz) ve mitokondriyal enzim glutamat dehidrogenazın yüksek seviyelerini ortaya koyar.

Ayrıca, kanda önemli ölçüde artmış amonyak seviyeleri de olabilir (hiperamonyemi), ancak bu oldukça değişken bir bulgudur. (Yukarıda belirtildiği gibi, amonyak, beyin için toksik olabilen protein metabolizmasının bir yan ürünüdür.) Kan çalışmaları ayrıca belirli bir kan pıhtılaşma faktörünün (hipoprotrombinemi) düşük seviyelerini de ortaya çıkarabilir. Tıbbi literatürdeki raporlara göre, kanda önemli ölçüde yüksek amonyak seviyeleri ve/veya hipoprotrombinemisi olan ve K vitamini tedavisine yanıt vermeyen etkilenen bireylerin komaya ilerleme olasılığı artabilir.

Bozukluğu olanlarda, laboratuvar testleri genellikle pirüvat dehidrogenaz (PDH), ornitin transkarbamilaz (OTC) ve karbamil fosfat sentaz (CPS) gibi karaciğer (hepatik) mitokondriyal enzimlerinin aktivitelerinde azalma olduğunu da ortaya koymaktadır. Araştırmacılar, CPS ve OTC’nin enzim aktivitelerinde edinilen azalmaların kan amonyak seviyelerinde artışa (hiperamonemi) yol açabileceğini belirtmektedir. (Her iki enzim de yukarıda tartışılan “üre döngüsünün” bir parçası olarak işlev görmektedir.)

Laboratuvar testleri ayrıca, özellikle küçük çocuklarda, kandaki basit şeker glikozunun (hipoglisemi) seviyelerinin azaldığını doğrulayabilir. BOS analizi ayrıca hipoglisemiyi yansıtan düşük glikoz seviyelerini (hipoglikoraşi) ortaya çıkarabilir. Araştırmacılara göre, genç hastalarda mevcut olabilecek altta yatan metabolik bozuklukları ekarte etmeye veya tespit etmeye yardımcı olmak için tanısal tarama testleri yapılmalıdır.

Ek olarak, özellikle bir ila iki yaşından küçük çocuklarda, altta yatan metabolik veya toksik karaciğer bozukluklarını ortadan kaldırmaya veya doğrulamaya yardımcı olmak için karaciğer biyopsisi önerilebilir. Karaciğer biyopsisi, küçük karaciğer dokusu örneklerinin cerrahi olarak çıkarılmasını (biyopsi) ve mikroskobik değerlendirmesini içerir. Reye sendromu olanlarda, karaciğer biyopsisi genellikle karaciğer hücreleri içinde belirli yağlı bileşiklerin (örn. trigliseritler) anormal birikimini ve karaciğer mitokondrisinin yapısal değişikliklerini ortaya çıkarır.

Tıbbi literatürdeki raporlara göre, tedavinin temelini erken tanı, gerektiğinde yoğun bakıma erken başvurulması, metabolik anormalliklerin düzeltilmesi ve beyin ödemi sonucu kafatası ile beyin arasındaki basınç artışının (kafatası içi basıncı [KİB]) önlenmesi veya kontrol altına alınması oluşturmaktadır.

Kullanılan özel tedaviler, hastalığın şiddetine ve ilerlemesine bağlı olarak kişiden kişiye değişebilir. Örneğin, hafif hastalığı olan çocuklarda (örn. Derece I şiddet), tedavi öncelikle yakın gözlemden oluşabilir. Ancak, daha şiddetli hastalığı olanlarda yoğun, acil tedavi gerekebilir. Bu tür önlemler arasında hayati fonksiyonların sürekli izlenmesi (örn. kan dolaşımı, sıvı/elektrolit dengeleri, solunum); damar yoluyla sıvı, elektrolit ve glikoz verilmesi (intravenöz); ve/veya solunuma yardımcı olmak için bir respiratör kullanımı yer alabilir.

ICP seviyeleri de yakından izlenmelidir ve beyin ödemini kontrol etmeye ve ICP’yi azaltmaya yardımcı olmak için belirli ilaçlar (örn. mannitol, deksametazon) uygulanabilir. Ek önlemler arasında bir antibiyotik (neomisin) lavmanı ve kandan amonyağın uzaklaştırılmasını destekleyen bir ajan (örn. laktuloz) uygulanması; kan pıhtılaşma anormallikleri için K vitamini tedavisi veya transfüzyonları (örn. trombosit veya taze dondurulmuş plazma ile) yer alabilir; soğutma battaniyesi veya anormal derecede yüksek vücut sıcaklığını (hipertermi) dengelemeye veya önlemeye yardımcı olmak için diğer yöntemlerin kullanımı; ve/veya diğer önlemler. Bozukluğu olan bazı bireyler için ek semptomatik ve destekleyici önlemler de önerilebilir.

Araştırmacılar, terapinin başlangıcında kalan bilişsel etkiler ile nörolojik bozulmanın şiddeti arasında bir korelasyon olduğunu belirtmektedir. Hafif hastalığı olanlarda (örneğin, Derece I şiddet) genellikle tam bir iyileşme görülür. Ancak, daha şiddetli hastalığı olan kişilerde zihinsel engellilik, kavram oluşturma ve görsel ve motor bütünleştirme zorlukları veya diğer ilişkili anormallikler gibi kalan nörolojik etkiler görülebilir.

Reye sendromu atağı geçirdiğinden şüphelenilen hastalara ağrı kesici ilaçlar reçete edilirken çok dikkatli olunmalıdır. Hastalar ve aileleri, belirli ağrı kesici ilaçları seçme nedenlerini doktorlarıyla gözden geçirmelidir.

Paylaşın