Rizomelik Kondrodisplazi Punctata Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Rizomelik kondrodisplazi punktata (RCDP), vücudun birçok bölümünün gelişimini etkileyen plazmalojenler adı verilen eter tipi lipitlerin eksikliğiyle ilişkili nadir bir hastalıktır. RCDP, en çok üst kollarda ve bacaklarda (rizomeli) belirgin olan orantısız kısa boyla karakterizedir.

Haber Merkezi / RCDP’li bireylerde genellikle eklem hareketleri sınırlıdır veya azalmıştır (kontraktürler). Alnın belirginliği, geniş aralıklı gözler ve yüzün ortasının az gelişmişliği gibi belirgin yüz özellikleri vardır. Diğer klinik özellikler arasında zihinsel bozukluk, göz merceklerinin bulanıklaşması (katarakt), nöbetler, kalp kusurları ve solunum sorunları bulunur.

RCDP1 en yaygın ve en iyi anlaşılan tiptir. Ancak, RCDP tipten bağımsız olarak daha şiddetli özelliklere ve daha düşük plazmalojen seviyelerine sahip olan “klasik” veya nispeten hafif özelliklere ve daha yüksek plazmalojen seviyelerine sahip olan “klasik olmayan” olarak kategorize edilebilir.

Klasik (şiddetli) RCDP1: Etkilenen bireylerde genellikle uzun süreli oksijen kullanımı gerektiren önemli akciğer hastalıkları vardır ve sık sık akciğer enfeksiyonları görülür. Bireylerde ayrıca kısalmış kol ve bacak kemikleri, sıkı eklemler (kontraktürler) ve spinal kanalın daralması (spinal stenoz) gibi iskelet ve eklem anormallikleri vardır. Bu anormallikler yürümeyi zorlaştırabilir veya imkansız hale getirebilir ve omuriliğin sıkışmasına neden olarak ağrı, karıncalanma, güçsüzlük veya zayıf mesane kontrolüne yol açabilir.

Görme de etkilenir ve çoğu çocuğa yaşamın ilk altı ayında katarakt teşhisi konur. RCDP’ye özgü yüz özellikleri arasında yukarı kalkık burun, orta yüzün az gelişmişliği ve geniş aralıklı gözler bulunur. Süt dişleri geç çıkabilir ve tekrarlayan kulak enfeksiyonları meydana gelebilir, böylece işitme kaybı riski artar. Bu çocukların beslenme zorlukları nedeniyle etkilenmemiş çocuklara kıyasla büyüme eğrilerinde geride kalma olasılığı yüksektir.

RCDP’li kişilerde zihinsel engellilik vardır ve tür ve şiddette değişen nöbetler geçirebilirler. Çoğu, 6 aylık bir çocuğun erken bebeklik dönüm noktalarının ötesine geçemez ancak yine de gülümsemeyi, tanıdık yüzleri tanımayı ve gülmeyi öğrenebilir. RCDP’nin diğer yaygın semptomları arasında kalp kusurları ve egzama bulunur. Enfeksiyon ve akciğerlerin az gelişmesinden kaynaklanan solunum sorunları şu anda klasik RCDP1’li çocuklarda en yaygın ölüm nedenidir.

Klasik olmayan (hafif) RCDP1: Etkilenen bireylerde genellikle iskelet anormallikleri, katarakt, zihinsel engellilik ve büyüme kısıtlaması vardır, ancak bunlar önemli ölçüde daha az şiddetlidir ve/veya yaşamın ilerleyen dönemlerinde ortaya çıkar (klasik RCDP1 ile karşılaştırıldığında) ve gecikmiş tanıya yol açar. Doğum ağırlığı ve boyu genellikle normale yakındır ve bu çocuklar büyüdükçe geride kalırlar ancak klasik RCDP1’li çocuklar kadar hızlı değillerdir. Tanı genellikle erken çocukluk döneminde konur. Gelişimsel gecikmeler, eklem kontraktürleri ve katarakt gibi semptomlar iki yaşına kadar ortaya çıkar.

Uzuv kısalması varsa genellikle daha hafiftir ancak yine de çoğunlukla dirsekleri, kalçaları ve/veya dizleri etkileyen eklem deformiteleri ve kontraktürlerle ilişkilidir. Hafif RCDP1’li çocuklar genellikle yürümeyi öğrenir ve temel sözlü ve sözsüz iletişim becerileri geliştirir ancak öğrenme güçlükleri ve DEHB veya otizm gibi davranış sorunları yaşayabilirler. Nöbetler ve kalp anormallikleri de sıklıkla görülür ancak genellikle daha az şiddetlidir ve yaşamın ilerleyen dönemlerinde ortaya çıkabilir.

RCDP1 RCDP2 ve RCDP3’lü çocuklarda aynı semptomlar ve özellikler görülür. RCDP4’lü çocuklarda şiddetli zihinsel engellilik, erken başlangıçlı nöbetler, konjenital katarakt ve büyüme kısıtlaması gibi benzer özellikler görülür ancak uzuv kemiklerinde kısalma (rizomeli) veya kemik ve kıkırdakta anormal kalsifikasyon (kondrodisplazi punktata) görülmez. RCDP5’li çocuklarda genellikle diğer tiplere benzer semptomlar görülür ancak bunlar genellikle daha az şiddetlidir (daha hafif veya klasik olmayan formlarda görülenler gibi). RCDP5’te iskelet anormallikleri daha az belirgindir, epilepsi başlangıcı daha geç olur, büyüme gecikmesi daha az önemlidir ve zihinsel engellilik o kadar şiddetli değildir.

RCDP, birkaç farklı gendeki değişikliklerden (varyantlardan) kaynaklanır. Bu varyantlar, yağ asitlerinin parçalanması ve farklı moleküllerin senteziyle ilişkili hücrelerdeki kese benzeri yapılar olan peroksisomların işlevini etkiler. Bu gen varyantları, plazmalojenlerin üretimini etkileyerek düşük plazmalojen seviyelerine neden olur. RCDP1 ayrıca diğer tiplerde görülmeyen fitanik asit birikimiyle de ilişkilidir. Klasik RCDP’li bireyler daha düşük plazmalojen seviyelerine sahiptir ve klasik olmayan forma sahip olanlardan daha şiddetli etkilenirler.

Yeni doğan bir bebekte, erken başlangıçlı katarakt gelişimi, proksimal uzuvların göreceli kısalması (rizomeli), karakteristik yüz özellikleri veya görüntüleme testlerinin karakteristik iskelet anormallikleri göstermesi gibi fiziksel özelliklere dayanarak RCDP’den şüphelenilebilir. RCDP kesin olarak biyokimyasal ve moleküler testlerle teşhis edilir.

Klasik olmayan RCDP’li bireyler, önemli gelişimsel gecikmeler ve/veya kataraktlar belirgin hale gelene kadar çocukluk döneminin ilerleyen dönemlerine kadar teşhis edilemeyebilir. Genetik ve/veya biyokimyasal testler, bireyin klasik veya klasik olmayan RCDP formuna sahip olup olmadığını belirlemeye yardımcı olabilir.

RCDP birçok vücut sistemini etkileyen bir hastalıktır. Tedavi hastanın yaşına ve hastalığın türüne ve şiddetine bağlıdır. Genellikle sosyal, eğitimsel, iletişimsel, fizik tedavi ve ara sıra cerrahi müdahaleyi içerir. Tedavinin temel hedefleri komplikasyonları önlemek, yaşam kalitesini iyileştirmek ve hastayı ve ailesini desteklemektir. Şu anda RCDP için bilinen bir tedavi yoktur ve tedavi belirli semptomlara odaklanır.

Paylaşın

Riboflavin Taşıyıcı Eksikliği Nedir? Belirtileri, Nedenleri, Teşhisi, Tedavisi

Riboflavin taşıyıcı eksikliği nadir görülen ilerleyici bir nörodejeneratif hastalıktır. Nörodejeneratif, omurilikten veya beyinden (merkezi sinir sistemi) kaslara veya glandüler dokuya hizmet eden (sinirlendiren) sinirlere sinir uyarılarını ileten sinir hücrelerinin (nöronlar) hasar gördüğü veya kaybolduğu bozuklukları ifade eder.

Haber Merkezi / Riboflavin taşıyıcı eksikliği ayrıca, beyin ve omurilik dışındaki tüm sinirler olan periferik sinir sisteminin motor ve duyusal sinir hücrelerinin (nöronlar) hasar görmesi nedeniyle gelişen sinir hastalığı ile karakterize bir bozukluk olan nöronopati olarak sınıflandırılır. Motor nöron, sinir uyarılarını beyinden veya omurilikten kaslara veya glandüler dokuya ileten bir sinir hücresidir.

Duyusal sinir hücreleri dokunma, ağrı ve sıcaklık gibi dış uyaranlara yanıt verir ve bu uyaranları sinir uyarılarına dönüştürür. Bu sinir hücrelerinin kaybı, bu sinirlerin hizmet ettiği kasın zayıflığına ve dejenerasyonuna (atrofi) yol açar. Riboflavin taşıyıcı eksikliğinde etkilenen sinir hücreleri beyin sapında (omuriliğe bağlanan beynin alt kısmı) ve omurilikte bulunur.

Belirtiler arasında nefes alma zorlukları, yüz zayıflığı, işitme kaybı, gözlerde anormallikler, çiğneme ve yutma zorluğu, kol ve bacaklarda kas zayıflığı ve dengesiz veya dengesiz bir yürüyüş şekli (anormal yürüyüş) yer alabilir. Tedavi edilmezse belirtiler giderek kötüleşir. Zeka bu bozukluktan etkilenmez.

Riboflavin bir vitamindir (B2 vitamini) ve vücudun düzgün sağlığı ve gelişimi için gereklidir. Riboflavin vücutta kolayca sentezlenmez ve bu nedenle, diyet yoluyla alınmalıdır. Bir tedavisi olmasa da, tedavi oldukça etkilidir ve eksik riboflavin seviyelerini geri kazandırmak için riboflavin takviyesinden oluşur. Bu bozukluklardan şüphelenilen kişilere derhal riboflavin takviyesi verilmelidir.

Riboflavin taşıyıcı eksikliği, SLC52A2 veya SLC52A3 genlerindeki bir varyasyon (mutasyon) sonucu oluşur ve otozomal resesif olarak kalıtılır.

Belirti ve semptomların başlangıcı bebeklikten erken yetişkinliğe kadar değişebilir. Tıbbi literatürde bildirilen bir kişi ilk olarak 27 yaşında semptomlar gösterdi, ancak etkilenen bireylerin çoğu yaşamlarının ilk birkaç yılında semptomlar gösterir. Bebekler ve çocuklar genellikle semptomlar ilk başlayana kadar normal şekilde gelişir. Bazen, semptomlar ilk başlamadan hemen önce bir enfeksiyon veya ateş meydana gelir.

Gelişen belirli belirti ve semptomlar ve bunların şiddeti ve ilerlemesi bir kişiden diğerine, hatta aynı aileden üyeler arasında bile çok farklı olabilir, ancak etkilenen çoğu kişi için ilk semptom sensörinöral sağırlıktır (iç kulak hasarından kaynaklanan işitme kaybı). Genellikle, semptomların başlangıcı ne kadar geç olursa, bozukluk o kadar hafiftir. Şiddetli formlar hızla ilerleyebilir ve tedavi edilmezse yaşamı tehdit edici olabilir.

Pontobulbar palsi, riboflavin taşıyıcı eksikliğinin yaygın bir belirtisidir. Pontobulbar, beyin sapının alt kısmı olan medulla oblongata’nın alt kısmındaki sinirlerin toplanmasının felci veya bozulması anlamına gelir. Bu, yüz ifadelerini, işitme ve dengeyi, tadı ve başı, omuzları ve dili hareket ettirmek için kullanılan kasları kontrol etmeye yardımcı olan birkaç kranial siniri içerir.

Pontobulbar palsi, yüz kaslarının güçsüzlüğüne ve yüz ifadelerinin azalmasına, çiğneme ve yutma zorluğuna (disfaji), konuşmada gevelemeye veya kelime oluşturma zorluğuna (disfoni), nefes alırken tiz bir hırıltı sesine (stridor) ve dilin kısa, kendiliğinden kasılmasına (fasikülasyonlar) ve dilin güçsüzlüğüne neden olabilir ve bu da yutma zorluklarına katkıda bulunabilir. Çiğneme ve yutma zorlukları bebeklerde beslenme zorluklarına yol açabilir ve yiyecek, sıvı veya diğer yabancı maddelerin yanlışlıkla akciğerlere kaçmasıyla oluşan aspirasyon riski olabilir.

Bozukluk bebeklikte başladığında, ilk belirtilerden biri solunum (respirasyon) problemi olabilir. Tedavi edilmezse bu, hayatı tehdit eden bir komplikasyon olabilir. Solunum problemleri, göğüs boşluğunu karın boşluğundan ayıran bir kas olan diyaframın felcinden kaynaklanır. Nefes alırken diyafram kasılır ve aşağı doğru hareket eder, bu da göğüs boşluğundaki alanı artırır ve akciğerlerin hava ile dolduğunda genişlemesine izin verir. Riboflavin taşıyıcı eksikliği olan hastalarda, diyaframın innervasyonundan kaynaklanan solunum yetmezliği ana ölüm nedenidir.

En yaygın semptom sensörinöral işitme kaybıdır. Sensörinöral işitme kaybı, kulak içindeki sinirler duyusal girdiyi (ses) beyne düzgün bir şekilde gönderemediğinde ortaya çıkar ve kulağın kendisiyle ilgili sorunlardan kaynaklanmaz. Sensörinöral işitme kaybının derecesi ve üretimi bir çocuktan diğerine değişebilir, ancak çocuklar önemli işitme kaybı yaşayabilir.

Bazı bebeklerde, gözlerden beyne görüntü oluşturmak için duyusal girdi gönderen ana göz sinirinde (optik sinir) dejenerasyon görülebilir (optik atrofi). Bu, çeşitli derecelerde görme kaybına neden olabilir. Bazen etkilenen bireyler gözlerde hızlı, istemsiz hareketler de yaşarlar (nistagmus). Daha az sıklıkla, üst göz kapaklarının düşmesi (ptozis) meydana gelebilir.

Üst kol kaslarının (dirsek ve omuz arasındaki kaslar) zayıflığı ve dejenerasyonu da meydana gelebilir ve giderek kötüleşebilir. Sonunda, kolların ve bacakların tüm kasları etkilenebilir. Boyundaki belirli kaslarda zayıflık olabilir. Bunu, baş, kollar ve bacaklar hariç tüm vücudu oluşturan gövde kaslarının zayıflığı ve dejenerasyonu izler (aksiyel kas zayıflığı). Etkilenen bazı bireylerde, kas hareketi koordinasyonu üzerinde kontrol eksikliği olan duyusal ataksi gelişir.

Bu, koordine olmayan veya dengesiz bir yürüyüş biçimine (anormal yürüyüş) yol açabilir. Kas zayıflığı, egzersize veya uzun süreli aktiviteye tahammülsüzlüğe yol açabilir. Bazı bireylerde sonunda kontraktürler gelişir. Kontraktür, kasın anormal şekilde kısalması durumudur. Bu, kasların gerilmesini zorlaştırabilir ve bir eklem etkilenirse, eklem bükülmüş veya düz bir pozisyonda kalıcı olarak sabitlenebilir ve etkilenen eklemin hareketini tamamen veya kısmen kısıtlayabilir.

Riboflavin taşıyıcı eksikliği tip 2 ve 3 arasında farklılıklar vardır. Tip 2, kollarda ve boyunda en belirgin olan kas güçsüzlüğü ile karakterize edilirken, tip 3’te kas güçsüzlüğü daha geneldir. Tip 2’de görme kaybı, optik atrofi ve duyusal ataksi daha yaygındır, tip 3’te ise ses teli felci daha yaygındır.

Riboflavin taşıyıcı eksikliği, üç genden birindeki değişiklikten kaynaklanır – SLC52A1 geni (riboflavin taşıyıcı eksikliği tip 1’e neden olur), SLC52A2 geni (riboflavin taşıyıcı eksikliği tip 2) ve SLC52A3 geni (riboflavin taşıyıcı eksikliği tip 3). Genler, vücudun birçok işlevinde kritik rol oynayan proteinlerin oluşturulması için talimatlar sağlar. Bir genin bir değişikliği meydana geldiğinde, protein ürünü hatalı, etkisiz, yok veya aşırı üretilmiş olabilir. Belirli proteinin işlevlerine bağlı olarak, bu vücudun birçok organ sistemini etkileyebilir. SLC52A1 ve SLC52A3 proteinleri öncelikle ince bağırsakta bulunurken, SLC52A2 proteini beyinde bulunur.

Bu üç gen, riboflavin taşıyıcıları olarak işlev gören proteinleri üretir (kodlar). Bu taşıyıcı proteinler, riboflavinin hücre zarlarını geçmesine ve hücrelere girmesine yardımcı olur. Riboflavin, B2 vitamini olarak da bilinir. Vücut riboflavin üretmez, ancak süt, yoğurt, yumurta, sakatat ve yağsız etler ve zenginleştirilmiş tahıl ürünleri gibi birçok farklı yiyecek türünde bulunabilir. Riboflavin, iki koenzimin, flavin mononükleotidi ve riboflavin-5′-fosfatın temel bir bileşenidir. Koenzimler, vücutta biyokimyasal reaksiyonlara neden olan (katalize eden) özel proteinler olan enzimlerin düzgün çalışması için gerekli olan protein olmayan bileşiklerdir.

Bu iki koenzim, vücudun enerji tedarikini, hücrelerin büyümesini, gelişimini ve işlevini ve karbonhidratların, yağların ve proteinlerin metabolizmasını sürdürmek için gereklidir. Bu üç genden birinde hastalığa neden olan (patojenik) bir varyasyon olduğunda, bu genlerin ürettiği proteinler anormaldir ve riboflavini hücre zarlarından taşıyamaz. Anormal riboflavin taşıyıcı proteinlerinin riboflavin taşıyıcı eksikliğine nasıl neden olduğu henüz bilinmemektedir.

Riboflavin taşıyıcı eksikliğine neden olan varyasyonlar otozomal resesif bir desende kalıtılır. Genetik hastalıklar, babadan ve anneden alınan kromozomlardaki belirli bir özellik için genlerin kombinasyonuyla belirlenir. Resesif genetik bozukluklar, bir birey her iki ebeveynden de çalışmayan bir gen miras aldığında ortaya çıkar. Bir birey hastalık için bir çalışan gen ve bir çalışmayan gen alırsa, kişi hastalık için taşıyıcı olacaktır, ancak genellikle semptomlar göstermeyecektir.

Taşıyıcı ebeveynlerden ikisinin de çalışmayan geni geçirmesi ve dolayısıyla etkilenen bir çocuğa sahip olması riski her hamilelikte %25’tir. Ebeveynler gibi taşıyıcı olan bir çocuğa sahip olma riski her hamilelikte %50’dir. Bir çocuğun her iki ebeveynden de çalışan genler alma şansı %25’tir. Risk erkekler ve kadınlar için aynıdır.

Riboflavin taşıyıcı eksikliğinin tanısı, karakteristik semptomların tanımlanması, ayrıntılı bir hasta ve aile geçmişi, kapsamlı bir klinik değerlendirme ve çeşitli özel testlere dayanır. Riboflavin taşıyıcı eksikliği henüz yenidoğan taramasıyla tespit edilememiştir. Tanı, moleküler genetik testlerle doğrulanır. Moleküler genetik test, bu bozukluklara neden olduğu bilinen genlerdeki hastalığa neden olan varyasyonları tespit edebilir, ancak yalnızca özel laboratuvarlarda tanı hizmeti olarak mevcuttur.

Riboflavin taşıyıcı eksikliği tedavi edilebilir olduğundan, geri döndürülemez nörolojik hasarı önlemek için hızlı tanı ve erken tedavi esastır. Riboflavin takviyesi, bu bozukluklara sahip olduğundan şüphelenilen kişilere, moleküler genetik testlerle onaylanmadan önce bile derhal verilmelidir.

Ana tedavi yüksek doz riboflavin takviyesidir. Etkilenen bireylerin çoğu bu terapiyle iyileşir. Bazı bireyler hızla iyileşirken, diğerleri 12 ay içinde kademeli olarak iyileşir. Riboflavin takviyesinin optimum dozu, en iyi uygulama yöntemi veya en iyi sıklığı bilinmemektedir. Tedavi kişiselleştirilecektir. Doktorlar, her birey için optimum doza ulaşılana kadar kademeli olarak artan miktarlarda riboflavin takviyesi verecektir. Hastaların yanıt vermediği veya stabil hale geldiği ve daha sonra semptomların ilerlediği az sayıda vakanın bildirildiği unutulmamalıdır. Bu vakalarda daha erken müdahalenin faydalı olup olmayacağı belirsizdir.

Riboflavin taşıyıcı eksikliğinin diğer tedavileri semptomatik ve destekleyicidir. Çiğneme ve yutma güçlüğü çeken bebeklere yardımcı olmak için bir beslenme tüpü gerekebilir. Nefes alma güçlüğü çeken bebekler mekanik bir ventilatörle mekanik yardıma ihtiyaç duyabilir. Bazen, etkilenen bireyler soluk borusuna (trakea) erişim sağlamak için boyunda cerrahi bir açıklık olan trakeostomiye ihtiyaç duyabilir. Nefes almaya izin vermek için bu açıklığa bir tüp yerleştirilir. Bazı vaka raporlarında, steroidler ve intravenöz immünoglobulinler çok az başarıyla verilmiştir; hastalar tipik olarak kısa süreli stabilizasyon dönemleri yaşar ve ardından hastalık ilerlemesi olur.

Konuşma ve dil terapisi, mesleki terapi ve fizik tedavi de faydalı olabilir. Fizik tedavi, kontraktürleri önlemeye yardımcı olabilir. Tüm çocuklara periyodik yeniden değerlendirmeler ve hizmetlerin ayarlanması sağlanmalıdır. Bazı çocukların yürümelerine yardımcı olmak için desteklere veya diğer ortez cihazlarına ihtiyacı vardır. Ciddi şekilde etkilenen bireyler tekerlekli sandalyeye ihtiyaç duyabilir.

İşitme kaybı, koklear implant adı verilen işitme cihazlarıyla tedavi edilebilir. Sesi yükselten normal işitme cihazlarının aksine, bu işitme cihazları doğrudan işitsel siniri uyararak çalışır. Koklear implanta verilen yanıt kişiye özeldir, ancak genellikle olumlu olmuştur. Görme kaybı olan çocuklar kalan görmeyi yükseltmeye yardımcı olmak için düşük görme yardımcıları almalıdır. İşitme kaybı veya görme kaybı olan çocuklar ayrıca özel eğitim hizmetleri almalıdır.

Skolyoz, riboflavin taşıyıcı eksikliği olmayan çocuklarda olduğu gibi tedavi edilmelidir. Bazı bireylerde cerrahi müdahale gerekebilir.

Tedavi, uzmanlardan oluşan bir ekibin koordineli çabalarını gerektirebilir. Çocuk doktorları, cerrahlar, çocuklarda beyin ve sinir sistemi bozukluklarını teşhis etme ve tedavi etme konusunda uzmanlaşmış doktorlar (pediatrik nörologlar), nörologlar, çocuklarda göz bozukluklarını teşhis etme ve tedavi etme konusunda uzmanlaşmış doktorlar (pediatrik oftalmologlar), oftalmologlar, kulak bozukluklarını teşhis etme ve tedavi etme konusunda uzmanlaşmış doktorlar (odyologlar) ve diğer sağlık profesyonellerinin tedaviyi sistematik ve kapsamlı bir şekilde planlamaları gerekebilir. Etkilenen bireyler ve aileleri için genetik danışmanlık önerilir. Tüm aile için psikososyal destek de önemlidir.

Riboflavin taşıyıcı eksikliği olan kadınlar ve bu bozuklukların taşıyıcısı (heterozigot) olan kadınlar, hamilelik öncesinde, sırasında ve emzirme döneminde riboflavin takviyesi almalıdırlar.

Paylaşın

Kromozom 4 Bozukluğu Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Kromozom 4 bozukluğu, dördüncü kromozomun her iki ucundan genetik materyalin kaybı (silinmesi) ve kromozomal uçların birleşerek halka oluşturmasıyla karakterize edilen nadir bir hastalıktır. İlişkili semptomlar ve bulgular, kaybolan genetik materyalin konumuna ve/veya diğer faktörlere bağlı olarak büyük ölçüde değişebilir.

Haber Merkezi / Etkilenen bazı bebeklerde düşük doğum ağırlığı; büyüme gecikmesi; zihinsel ve fiziksel aktivitelerin koordinasyonunu gerektiren becerilerin edinilmesinde gecikmeler (psikomotor gerilik); anormal derecede küçük bir kafa (mikrosefali); geniş, “gagalı” bir burun; ve/veya doğumda mevcut olan çeşitli ek fiziksel anormallikler (doğuştan anomaliler) olabilir.

Ancak, kromozom 4 bozukluğunun öncelikle büyüme gecikmesiyle ilişkili olduğu, hiçbir büyük fiziksel anomalinin olmadığı ve normal psikomotor gelişimin olduğu hastalar da bildirilmiştir. Kromozom 4 bozukluğu, genellikle embriyonun gelişiminin çok erken dönemlerinde kendiliğinden oluşan ve bilinmeyen nedenlerle (sporadık olarak) rastgele ortaya çıkan hatalar nedeniyle oluşur.

Yukarıda belirtildiği gibi, ilişkili semptomlar ve fiziksel bulgular kişiden kişiye son derece değişken olabilir. Kromozom 4 bozukluğuna sahip bazı bebeklerde düşük doğum ağırlığı, beslenme zorlukları, beklenen oranda büyüme ve kilo almama (gelişememe), gelişimsel gecikmeler, kafatası ve yüz (kraniyofasiyal) bölgesinde malformasyonlar, kalp kusurları ve/veya diğer fiziksel anormallikler gibi birden fazla karakteristik özellik bulunabilir.

Ek olarak, bazı özellikler, kromozom 4’ün kısa kolunun (p) kısmi delesyonu (monozomi) (kısmi monozomi 4p) ile karakterize bir kromozomal bozukluk olan Wolf-Hirschhorn sendromu olan bireylerde görülenlere benzeyebilir veya Kromozom 4 bozukluğu uzun kolunun (q) kısmi delesyonu (monozomi) olan bireylerde görülenlere benzer özellikler (kısmi monozomi 4q) gösterebilir. (Bu bozukluk hakkında daha fazla bilgi için lütfen aşağıdaki bu raporun “İlgili Bozukluklar” bölümüne bakın.) Kromozom 4 bozukluğu olan diğer kişilerde çok az semptom olabilir ve büyük fiziksel anomaliler olmaksızın öncelikli olarak büyüme gecikmelerinden (gelişememe) etkilenebilirler.

Bazı bebeklerde ve çocuklarda, Kromozom 4 bozukluğu, zihinsel engellilik ve tipik olarak belirli aşamalarda (gelişimsel dönüm noktaları) edinilen fiziksel, zihinsel ve davranışsal becerilerin gelişiminde gecikmelerle ilişkilendirilebilir. Örneğin, genellikle dil ve konuşma gelişiminde gecikmeler olur. Ancak, Kromozom 4 bozukluğuna sahip olan diğerleri normal zekaya ve normal psikomotor gelişime sahip olabilir.

Halka kromozom 4 ile ilişkili kraniyofasiyal malformasyonlar arasında alışılmadık derecede küçük bir kafa (mikrosefali); geniş, yuvarlak veya “gagalı” bir burun; küçük bir çene (mikrognati); ve/veya kötü biçimli (displastik) kulaklar bulunabilir. Bazı hastalarda, ağız çatısının tam kapanmaması (yarık damak), üst göz kapaklarının düşmesi (ptozis) ve/veya diğer bulgular gibi diğer kraniyofasiyal anormallikler de mevcut olabilir.

Etkilenen bazı bireylerde ayrıca bir veya daha fazla parmağın anormal bükülmesi veya sapması (klinodaktili); ellerin avuç içlerinde anormal deri sırtı desenleri (palmar kırışıklıkları); ve/veya etkilenen erkeklerde idrar deliğinin penisin alt tarafında anormal yerleşimi (hipospadias) olabilir. Ayrıca, Kromozom 4 bozukluğu doğumda böbreklerin az gelişmesiyle (konjenital renal hipoplazi) veya eksik bir böbrekle (renal agenezis) ilişkili olduğuna dair birkaç rapor da vardır.

Bu durumlar kronik böbrek yetmezliğine veya böbreklerin idrar yoluyla atık ürünleri atma, vücuttaki tuz ve su dengesini düzenleme ve diğer hayati işlevlerini yerine getirme yeteneğinin bozulmasına yol açabilir. Bazı hastalarda, Kromozom 4 bozukluğu ek konjenital anomalilerle de ilişkili olabilir.

Etkilenen bireylerin çoğunda, Kromozom 4 bozukluğu, dördüncü kromozomun her iki ucundan genetik materyalin kaybı (silinmesi) ve uçların birleşerek bir halka oluşturması sonucu ortaya çıkmaktadır. Kromozomlar, tüm vücut hücrelerinin çekirdeğinde bulunur. Her bireyin genetik özelliklerini taşırlar. İnsan kromozom çiftleri 1’den 22’ye kadar numaralandırılır; erkekler için eşit olmayan 23. X ve Y kromozom çifti ve kadınlar için iki X kromozomu bulunur. Her kromozomun “p” olarak adlandırılan kısa bir kolu, “q” harfiyle tanımlanan uzun bir kolu ve iki kolun birleştiği dar bir bölgesi (sentromer) vardır. Kromozomlar, sentromerden dışarı doğru numaralandırılan bantlara daha fazla bölünür.

Kromozom 4 bozukluğu olan bireylerde, ilişkili semptomların ve bulguların değişkenliği, 4. kromozomdan kaybolan genetik materyalin konumuna, kromozomal anormalliği içeren hücrelerin yüzdesine (aşağıya bakın*), sonraki hücre bölünmeleri (mitoz) sırasında halka kromozomunun stabilitesine ve/veya diğer faktörlere bağlı olabilir. Örneğin, raporlar, kromozom 4q35 ve 4p16 delesyonu olan etkilenen bireylerin, 4q33 ve 4p16 delesyonu olanlara benzer semptomlara ve bulgulara sahip olduğunu göstermektedir.

Bu bulgular, halka kromozom 4’ü olanlarda sıklıkla görülen belirli özelliklerin, 4p16’daki genetik materyalin delesyonundan kaynaklandığını düşündürmektedir. Bazı hastalarda, bir bireyin hücrelerinin yalnızca bir kısmı halka kromozom 4 içerebilirken, diğer hücreler normal kromozomal yapıya sahip olabilir (bir bulgu olarak bilinen “kromozomal mozaiklik*”) ve bu da ilişkili semptomların ve bulguların değişkenliğini etkileyebilir.

Kromozom analizine göre genetik materyalde tespit edilebilir bir kayıp olmaksızın halka kromozom 4’ün mevcut olduğu hastalar bildirilmiştir. Bu tür vakalar bazen, halka kromozomu nedeniyle oluşan büyük malformasyonların yokluğunda büyüme gecikmesinin varlığını tanımlamak için kullanılan genel bir terim olan “halka sendromu” olarak adlandırılır. Araştırmacılar, bu tür halka kromozomlarının belirli bir kromozomun (örneğin kromozom 4) uçlarının (yani telomerlerinin) anormal bir şekilde birleşmesiyle ortaya çıktığını ve “halka sendromunun” daha sonraki hücre bölünmeleri sırasında halka kromozomunun instabilitesinden kaynaklandığını ileri sürmektedir.

Çoğu hastada, Kromozom 4 bozukluğu embriyonik gelişimin çok erken dönemlerinde kendiliğinden oluşan hatalar sonucu oluşmuş gibi görünmektedir. Bu gibi durumlarda, etkilenen çocuğun ebeveynleri genellikle normal kromozomlara sahiptir ve kromozomal anormalliği olan başka bir çocuğa sahip olma riskleri nispeten düşüktür. Ancak, etkilenen bir çocuğun ebeveynleri için genellikle kromozomal analiz ve genetik danışmanlık önerilir; böylece ebeveynlerden birinde Kromozom 4 bozukluğu, olası mozaiklik veya kromozom 4’ü içeren “dengeli translokasyon” gibi belirli kromozomal anormalliklerin varlığını doğrulamaya veya dışlamaya yardımcı olunur.

Bozukluk, kapsamlı klinik değerlendirme, karakteristik fiziksel bulguların tespiti ve kromozomal analiz temelinde doğumdan sonra (doğum sonrası) teşhis edilebilir veya doğrulanabilir. Bozuklukla ilişkili olabilecek belirli anormallikleri tespit etmeye ve/veya karakterize etmeye yardımcı olmak için özel testler de yapılabilir.

Bazı durumlarda, ultrason, amniyosentez ve/veya koryon villus örneklemesi (CVS) gibi özel testlerle doğumdan önce (doğum öncesi) kromozom 4 bozukluğu önerilebilir. Fetal ultrasonografi sırasında, yansıyan ses dalgaları gelişmekte olan fetüsün bir görüntüsünü oluşturur ve potansiyel olarak fetüste kromozomal bir bozukluk veya diğer anormallikleri düşündüren belirli bulguları ortaya çıkarır. Amniyosentezde, gelişmekte olan fetüsü çevreleyen bir sıvı örneği alınır ve analiz edilirken, CVS plasentanın bir bölümünden doku örneklerinin alınmasını içerir. Bu tür sıvı veya doku örneklerinde yapılan kromozomal analiz, kromozom 4 bozukluğu varlığını ortaya çıkarabilir.

Kromozom 4 bozukluğunun tedavisi her bireyde belirgin olan spesifik semptomlara yöneliktir. Bazı hastalarda, doktorlar bozuklukla potansiyel olarak ilişkili olan belirli malformasyonların cerrahi onarımını önerebilir. Gerçekleştirilen spesifik cerrahi prosedürler anatomik anormalliklerin şiddetine ve konumuna, ilişkili semptomlarına ve diğer faktörlere bağlı olacaktır.

Erken müdahale, etkilenen çocukların potansiyellerine ulaşmalarını sağlamada önemli olabilir. Yararlı olabilecek özel hizmetler arasında özel eğitim, konuşma terapisi ve/veya diğer tıbbi, sosyal ve/veya mesleki hizmetler yer alır. Etkilenen bireyler ve aileleri için genetik danışmanlık önerilir. Bu bozukluk için diğer tedavi semptomatik ve destekleyicidir.

Paylaşın

Raci Alkır Kimdir? Hayatı, Albümleri

1933 yılında Erzurum’da dünyaya gelen Raci Alkır, 16 Aralık 2011 yılında Erzurum’da hayatını kaybetti. Raci Alkır’ın naaşı Lala Paşa Camii’nde düzenlenen cenaze töreniyle Erzurum Asri Mezarlığına defnedildi.

Meslek hayatına ilkokula giderken babası Şefik beyden öğrendiği terzilik zanaatı ile başlayan Raci Alkır, sanat hayatına ise tasavvuf müziğine yönelen babasından etkilenerek başladı.

Önceleri Halkevi’nde daha sonraları ise Halk Oyunları Derneğinde hobi olarak türküler söylemeye başlayan Raci Alkır, 1960 yılında TRT Erzurum Bölge Radyosu kurulduktan sonra terzilik hayatının yanı sıra sanatçılık hayatına da başlar. Raci Alkır, Halk Oyunları Derneğinin korosu ile haftada iki gün TRT radyosunun yayınladığı Yurttan Sesler programına katılır.

TRT Genel Müdürünün talimatıyla hocalardan ders almaya başlayan Raci Alkır 33 yaşında profesyonel müzik hayatına başlar. Raci Alkır, Muhammed Lütfi Efendi’nin eserlerini seslendirdiği ‘Klasikler’ albümü 2002 yılında Vatikan’da Aziz Ron Colli anısına düzenlenen bir törende çalınmasının ardından Türkiye’de tekrar büyük ilgi görür.

Bu ilginin yardımıyla Raci Alkır, 2005 yılında üç yıldır hastalığı yüzünden tedavi görmesine rağmen dönemin Kültür Bakanı Atilla Koç’un desteği ile İlahiler adlı 15 parçalık bir albüm çıkarır. Türk Halk Müziği repertuvarına 80’e yakın eser kazandıran Raci Alkır hayatı boyunca yedi plak, iki kasar ve iki compact disk yayınladı.

Raci Alkır’ın eserlerinden bazıları: Dün Gece Yar Hanesinde, Aya Bak Nice Gider, Beni Sorma Bana Ben Ben Değilem, Bir Postan Ektim Pazı, Bülbül Bağa Girip Yapmış Yuvayı, Ban Bula Cananını, Erzurum Kilidi Mülk-i İslam’ın, Göç Göç Oldu, Hani Yaylam Hani Senin Ezelin, Kadem Bastı Gönül Tahtı, Seyreyle Güzel Kudreti Mevla Neler Eylerim, Tutam Yar Elinden Tutam, Vardım Eşiğine Yüzümü Sürdüm.

Paylaşın

Ragıp Binzet Kimdir? Hayatı, Albümleri

1925 yılında Adıyaman’da dünyaya gelen Ragıp Binzet, 1985 yılında Ankara’da hayatını kaybetti. Ragıp Binzet, ilk, orta ve lise öğrenimini Adıyaman’da tamamladı.

Küçük yaştan beri müziğe ilgi duyan Ragıp Binzet, müzik hayatına daha aktif bir şekilde devam edebilmek amacıyla 19 – 20 yaşlarında Ankara’ya taşındı. Ankara Gül Gazinosu ve Ankara Dörtyol Aile Bahçesi’nde müzisyen ve ses sanatçısı olarak çalışan Ragıp Binzet, TRT saz sanatçısı Emin Aldemir’in grubu ile çalışmalarını sürdürdü. Zaman zaman Muzaffer Sarısözen’ den de ders alan Ragıp Binzet, programlarında tek başına sahne alır hem çalar hem de söylerdi.

Birçok enstrümanı çalabilme yeteneğine sahip olduğu gibi çok yönlü bir sanatçı olan Ragıp Binzet, bağlama, tambur, cümbüş ve keman gibi çalgı aletlerini ustalıkla çalardı. Gazel, divan türündeki türkülerden de derlemeleri bulunan sanatçı bu eserleri de ustalıkla okuduğu gibi sanatçının kendisine ait birçok eseri olduğu rivayet edilmektedir. Ragıp Binzet’in bazı eserleri de başka sanatçılar tarafından sahiplenilmiştir.

Ragıp Binzet’in TRT repertuarına da kazandırdığı eserlerin arasında “Altın yüzüğüm kırıldı, Dağdan indim düze ben, Eyvanına vardım eyvanı çamur,  Bir mektup yazdırdım Urfalı kızma, Adıyaman dağında bülbül öter bağında, Göl başına vardım gülleri çoktur, At puşuyu başından kınalı saçlar görünsün, Bu gelin maya gelin, Ayrıldım gülüm senden” gibi türküleri bulunmaktadır.

Paylaşın

Resul Dindar Kimdir? Hayatı, Albümleri

24 Ocak 1982 yılında Artvin’in Hopa ilçesinde dünyaya gelen Resul Dindar, 2008 yılı Temmuz ayında arkadaşlarıyla birlikte Karmate (değirmen) grubunu kurdu ve grubun solistliğini yaptı.

Karmate, Nani ve Nayino adlı iki albüm çıkarırken, Resul Dindar, gruptan 2012 yılında ayrılarak müziğe tek başına devam etme kararı aldı ve 1 Nisan 2013 tarihinde Divane adlı ilk solo albümünü yayınladı.

Resul Dindar’ın seslendirdiği eserler Türkçenin yanı sıra, Doğu Karadeniz Bölgesi’nde konuşulan Lazca, Megrelce, Gürcüce ve Hemşince gibi dilleri de kapsamaktadır.

Resul Dindar’ın albümleri: Divane, Dalgalan Karadeniz, Aşk-ı Meşk. Resul Dindar’ın teklileri: Kendine İyi Bak, Sorma, Hiç, Güzelliğin On Par’etmez (Murat Çorak ile), Öptüm, Eyvallah, Yangın Yeri, Sevdam ile Beraber, Yaşlan Benimle,

Hiç (Remix), Kapundaki Nar Midur? (Aslıhan Güner ile), En Sonum, Duman Aldi Dağlara, Sırdaş, Çift Jandarma, Eser Bahar Rüzgarı (Menekşe Çelik ile).

Paylaşın

Yüz Tüylerinden Kalıcı Olarak Nasıl Kurtulunur?

Yüz tüyleri kadınlarda duygusal bir yüke neden olabilir; araştırmalar, aşırı yüz tüyleri sorunu yaşayan kadınların sıklıkla klinik düzeyde kaygı yaşadıklarını göstermektedir.

Haber Merkezi / Yakın zamanda yapılan bir araştırma, yüz tüyleri olan kadınların haftada bir buçuk saatten fazla zamanını bu sorunla başa çıkmaya harcadığını ortaya koymaktadır. Peki, yüz tüylerinden kalıcı olarak kurtulmanın basit ve etkili yolları nelerdir?

Kadınlardaki aşırı yüz tüyleri, genel olarak, hirsutizm androjen adı verilen erkek hormonlarının fazlalığına atfedilir. Diğer nedenler arasında, konjenital adrenal hiperplazi (adrenal bezlerini etkileyen kalıtsal bir tıbbi durum), obezite veya hızlı kilo alımı ve kas yapmak isteyen kişilerin normalde tükettiği anabolik steroidlerin alımı yer alır.

Uzmanlar, yüzde veya vücudun diğer bölgelerinde aşırı derecede tüy büyümesinin en yaygın nedeninin PCOS (polikistik over sendromu) olduğunu ifade ediyor.

Yüz kıllarına karşı sert kimyasal önlemler yerine, bu basit ama etkili ev çözümleri yüz kıllarından kalıcı olarak kurtulmanıza yardımcı olabilir:

Nohut unu maskesi: Bir kasede yarım su bardağı nohut unu, 2 çay kaşığı zerdeçal tozu, yarım çay kaşığı taze krema ve yarım su bardağı sütü bir macun haline gelene kadar karıştırın. Tüylerin belirgin olduğu bölgeye uygulayın ve 20 – 30 dakika bekleyin. Tüylerin çıkış yönünün tersine nazikçe ovalayın ve ılık suyla yıkayın. En iyi sonuç için bu maskeyi haftada en az iki kez uygulayın.

Papaya ve zerdeçal maskesi: Bir kasede 2 yemek kaşığı papaya ezmesi, yarım çay kaşığı zerdeçal tozu ve 5 yemek kaşığı aloe vera jelini bir macun oluşturmak için karıştırın. Macunu tüy görülen bölgeye uygulayın. Kuruyana kadar yaklaşık 20 dakika bekletin. Tüylerin çıkış yönünün tersine ovalayarak çıkarın.

Nohut unu ve gül suyu: 3 yemek kaşığı nohut unu, bir yemek kaşığı gül suyu ve bir çay kaşığı limon suyunu bir kasede iyice karıştırın. Tüy büyümesinin belirgin olduğu bölgelere uygulayın. Yaklaşık 30 dakika veya tamamen kuruyana kadar bekleyin. Maskeyi dairesel hareketlerle ovalayarak çıkarın.

Bal ve limon maskesi: Bir limonun suyunu yarım yemek kaşığı balla karıştırarak yumuşak bir macun elde edin. Karışımı etkilenen bölgeye uygulayın ve 20 – 25 dakika bekletin ve tüylerin çıkış yönünün tersine ovalayarak çıkarın.

Muz ve yulaf ezmesi peelingi: Bir kasede bir ezilmiş muzu üç çay kaşığı yulaf ezmesiyle karıştırın. Yüzünüze dairesel hareketlerle 15 – 20 dakika masaj yapın ve suyla yıkayın. En iyi sonuç için bu maskeyi haftada en az iki kez uygulayın.

Pirinç unu, zerdeçal ve süt: 3 yemek kaşığı pirinç unu, bir yemek kaşığı zerdeçal tozu ve 2 yemek kaşığı sütü bir macun elde edinceye kadar karıştırın. Gerekirse su ekleyin. Bu maskeyi etkilenen bölgelere uygulayın ve 30 dakika bekleyin ve tamamen kuruduktan sonra ılık suyla yıkayın.

Arpa ve süt peelingi: 2 yemek kaşığı arpa tozunu birer yemek kaşığı süt ve limon suyuyla karıştırarak macun kıvamına getirin. Yüzünüze uygulayın ve 20 dakika kurumasını bekleyin. Ilık suyla yıkayın.

Yumurta ve mısır unu maskesi: 2 çay kaşığı şekeri bir çay kaşığı mısır unu ve bir yumurta ile koyu bir macun haline gelene kadar karıştırın. Yüzünüze uygulayın ve 15 – 20 dakika kurumasını bekleyin. Kuruduktan sonra nazikçe soyun ve en iyi sonuç için haftada üç kez tekrarlayın.

Paylaşın

Dikkat! Hamilelikte Obezite Bebeği Etkileyebilir

Hamilelik sırasında kadınların maruz kaldığı annelik obezitesi, hem anne hem de doğmamış çocuk için eşit miktarda sağlık riski taşımaktadır. Hamilelik sırasında, annelik obezitesinin olumsuz etkilerini bilmeyenlerin, “iki kişilik ye” dediğini duyuyoruz.

Haber Merkezi / Hedef, iki kişilik veya aşırı yemek yerine “doğru ve sağlıklı beslenme” olmalıdır.

Annelik obezitesi, hamilelik sırasında veya hamilelikten önce BMI (Beden Kitle İndeksi) 30 veya daha yüksek olması durumudur. Annelik obezitesi, hormonal değişiklikler, yaşam tarzı değişiklikleri, metabolik değişiklikler ve genetik faktörler dahil olmak üzere birden fazla faktöre bağlı olarak başlar.

Annelik obezitesi, gebelik diyabeti, hipertansiyon ve preeklampsi dahil olmak üzere anne için çeşitli sağlık riskleri oluşturur, bebeğin gelişimini ve sağlığını etkiler.

Annelik obezitesi sorunu yaşayan annelerden dünyaya gelen bebeklerde konjenital anomaliler ve solunum sıkıntısı sendromu gibi belirli sağlık sorunları riski yüksektir.

Annelik obezitesinin uyarı işaretleri:

Hızlı kilo alımı,
Hamilelikte yüksek tansiyon,
Gebelik diyabetinin gelişimi,
Uyku sırasında düzensiz solunum,
Eklem ağrısıyla birlikte görülen hareketlilik sorunları.

İşte, annelik obezitesinin önlenmesi için uzmanlar tarafından tavsiye edilen bazı yollar:

Hamilelikten önce sağlıklı bir kilo,
Dengeli besleme,
Yeterli uyku,
Aktif olma,
Beslenme kontrolü,
Stres azaltıcı yöntemler,
Destekleyici aile üyeleri.

Hamilelikten önce ve hamilelik sırasında anne sağlığına öncelik vererek hem annenin hem de çocuğun sağlıklı kalmasını sağlayabilirsiniz.

Paylaşın

DEM Parti’den “Tasarruf Paketi” Tepkisi: Faturayı Halka Yıkmaya Çalışıyorlar

DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, “AKP – MHP iktidarı yine bir paketle göz boyamaya çalışıyor, tasarruf paketi getiriyor. Her gün israf eden, har vurup harman savuran iktidar ama tasarrufu halkın yapmasını bekliyorlar. Bütçeyi savaşa, ranta ve talana harcayan iktidar ama göz diktiği halkın cebi, halkın sofrası. Getirdikleri paketle yarattıkları büyük ekonomik yıkımın faturasını halka yıkmaya çalışıyorlar” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Yani karları sermayeye aktarıyorlar ama maliyeti toplumsallaştırıp halka çıkarmaya çalışıyorlar. Bir israf ve şatafat sofrası kurmuşlar orada yiyip içiyorlar ama hesabı halka ödetmek istiyorlar. AKP-MHP bir kriz iktidarıdır. Yalandan, talandan, ranttan tasarruf yapmadan bu ülke düzlüğe çıkmaz. Aldıkları ekonomik kararlar bu kadar derin ekonomik krize yol açmışken, gerçekleri karartmaya ve toplumun gözünden kaçırmaya çalışıyorlar. Mali disiplini güçlendirmek, kamu kaynaklarını etkin kullanmak için kanun teklifi veriyoruz diyorlar. Bu ülkeyi 22 yıldır kim yönetiyor? AKP sanki ülkeyi 22 yıldır kendisi yönetmiyormuş gibi, sanki tasarrufu başka bir odak engelliyormuş gibi bir algı yaratmaya devam ediyor. İsraf düzeni hali hazırda devam ederken ve Saray’a oluk oluk para akarken bu tasarruf paketi ile ne yapmaya çalışıyorsunuz. Halkın sofrasındaki ekmeği çalmaya doymadınız mı? Ne zaman doyacaksınız? Allah gözünüzü doyursun.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Koçyiğit, şunları söyledi:

“Hz. Hüseyin’in Yezid’e karşı direnişinde 72 yol arkadaşıyla beraber katledilmesinin üzerinden yüzlerce yıl geçti. Aleviler bu katliamın ardından yas tutmaya başladılar. Dün de Yas-ı Matem Orucu başladı. Dün akşam ilk oruç açmayı gerçekleşirdi Aleviler. Hüseyni çizgide, hak ve hakikat çizgisinde direnenler önünde saygıyla eğiliyorum. Yas-ı Muharrem Ayında oruç tutan bütün canlarımızın oruçlarının kabul edilmesini diliyorum.

2 Temmuz, Madımak Katliamının yıldönümüydü ve biz de Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan, milletvekillerimiz, MYK-PM üyelerimiz ve partililerimizle birlikte Sivas’taydık. Sivas’ta katledilen 33 canımızı andık, karanfillerimizi bıraktık. Toplumun hafızasında bu katliamın silinmemesi çok önemli. Bunun bazı gerekleri var ama ne yazık ki bu gereklerin hiçbiri yerine gelmedi. Dava cezasızlıkla sonuçlandı. Alevilerin en büyük talebi olan Madımak’ın utanç müzesi olması talebi yerine getirilmiş değil. Madımak utanç müzesi olmalıdır ve bu konuda hızla adım atılmalıdır.

Alevilere yönelik katliamlarda bir cezasızlık hüküm sürüyor. Madımak Katliamının davasının zaman aşımıyla akamete uğratılması ve yine aynı şekilde Çorum ve Maraş katliamlarında yaşanan yargısal süreçlerin her birindeki hukuksuzluklar ve garabetler hem kamu vicdanını hem Alevi halkını incitti. Oysa ki hem evrensel hukukta hem de Türk Ceza Kanunu’nda insanlığa karşı suçlarda zaman aşımı yoktur. Sivas Katliamı insanlığa karşı bir suçtur ve bu suçun gerçek faillerinin açığa çıkarılması bu ülkenin en büyük sorumluluklarındandır.

Aleviler bu ülkede eşit yurttaşlık istiyor, anayasal güvence istiyor, inançlarını özgürce yaşamak istiyor; din derslerinde asimile edilmek istemiyor. Bu ülkede Aleviler güvercin tedirginliğinde yaşamak istemiyor. Bu taleplerin her birinin yerine getirilmesi için de yıllardır mücadele ediyorlar, alanlarda sözlerini söylüyorlar. Fakat bütün bu mücadeleyi görmezden gelen iktidar Alevileri asimile etmek için yeni yol ve yöntemler deniyor.

En son Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı bir Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurdular. Şimdi de cemevlerini Saray’a bağlamaya çalışıyorlar. Amaç Saray’a ve iktidara bağlı bir Alevilik yaratmaktır. Yani Alevilere kayyım atamak istiyorlar. Kerbala’dan bugüne yas tutan ve mücadele eden Aleviler bugüne kadar nasıl biat etmedilerse bundan sonra da biat etmezler. Kerbala’dan Sivas’a yas tutuyoruz ama hak ve hakikat için mücadele ediyoruz, Hüseyni duruşu ortaya koyuyoruz. Ben bu vesileyle yola ikrar veren, yoldan dönmeyen, canını veren ama yolundan ve sözünden dönmeyen bütün Alevi canlarımıza aşkı niyaz ediyorum. Bir kez daha onların bu Hüseyni duruşunu selamlıyorum.

AKP – MHP iktidarı yine bir paketle göz boyamaya çalışıyor, tasarruf paketi getiriyor. Her gün israf eden, har vurup harman savuran iktidar ama tasarrufu halkın yapmasını bekliyorlar. Bütçeyi savaşa, ranta ve talana harcayan iktidar ama göz diktiği halkın cebi, halkın sofrası. Getirdikleri paketle yarattıkları büyük ekonomik yıkımın faturasını halka yıkmaya çalışıyorlar. Yani karları sermayeye aktarıyorlar ama maliyeti toplumsallaştırıp halka çıkarmaya çalışıyorlar. Bir israf ve şatafat sofrası kurmuşlar orada yiyip içiyorlar ama hesabı halka ödetmek istiyorlar.

AKP – MHP bir kriz iktidarıdır. Yalandan, talandan, ranttan tasarruf yapmadan bu ülke düzlüğe çıkmaz. Aldıkları ekonomik kararlar bu kadar derin ekonomik krize yol açmışken, gerçekleri karartmaya ve toplumun gözünden kaçırmaya çalışıyorlar. Mali disiplini güçlendirmek, kamu kaynaklarını etkin kullanmak için kanun teklifi veriyoruz diyorlar. Bu ülkeyi 22 yıldır kim yönetiyor? AKP sanki ülkeyi 22 yıldır kendisi yönetmiyormuş gibi, sanki tasarrufu başka bir odak engelliyormuş gibi bir algı yaratmaya devam ediyor. İsraf düzeni hali hazırda devam ederken ve Saray’a oluk oluk para akarken bu tasarruf paketi ile ne yapmaya çalışıyorsunuz. Halkın sofrasındaki ekmeği çalmaya doymadınız mı? Ne zaman doyacaksınız? Allah gözünüzü doyursun.

“Kamuda tasarruf yapmak istiyorsanız gerçek vergi adaletini sağlayın”

Bu tasarruf paketini açıklamalarından hemen sonra Hazine ve Maliye Bakanlığının tuvaletlerinin onarımına 23 milyon 933 bin TL’lik bir harcamanın yapılacağı basına yansıdı. Bakanlık bunu yalanladı mı, hayır. Aksine özrü kabahatinden büyük bir açıklama ile bakım ve onarım giderlerinin tasarruf giderlerinin kapsamı dışında olduğunu ifade etti. Bunu söyleyince toplumun ikna olacağını sanıyorlar. 23 milyon 933 bin liralık onarımı tasarruf paketinin dışında tutuyorlar ama muhalefetteki bütün belediyelerin en küçük harcamalarını tasarruf paketi kapsamında engelliyorlar.

Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu. Tasarruf böyle olmaz. Tasarruf ciddidir; popülist, göz boyayan önlemlerle gerçekleşmez. Kamuda tasarruf yapmak istiyorsanız vergi yapısını düzeltmeniz, gerçek vergi adaletini sağlamanız gerekiyor. Politik tercihlerinizi savaştan, Saray’dan ve sermayeden yana kullanmak yerine bütçe kaynaklarını halkın ihtiyaçlarını karşılamak için kullanmanız gerekiyor.

Teklifte toplumun gözünden kaçırılmaya çalışılan devasa düzenlemeler olduğunu görüyoruz. Bunlardan biri BOTAŞ tarafından yapılacak doğalgaz alımlarına geniş yetkiler verilmesi. AKP yaklaşık 200 defa Kamu İhale Kanunu’nda değişiklik yaptı ama bu kanun hiçbir zaman demokratik olmadı, şeffaf olmadı, toplumdan yana olmadı. Hep yandaşa ihale ve rant aktarmanın mevzuatını yapmaya çalıştılar. AYM her seferinde Anayasaya aykırılık nedeniyle kanuni düzenlemeyi iptal ediyor ama AKP virgülüne dokunmadan yeniden Meclis’e getirerek kanunlaştırmaya çalışıyor. Başka bir şey daha var; BOTAŞ tarafından yapılacak her türlü doğalgaz alımı Kamu İhale Kanunu’nun dışına çıkarılıyor ve Cumhurbaşkanına yetki veriliyor. Biz bu tür düzenlemelerin altında bir bit yeniği olduğunu biliyoruz. BOTAŞ’ın ihaleleriyle ne yapmaya çalışıyorsunuz? Neden BOTAŞ ihalelerini Kamu İhale Kanunu’nun dışına çıkararak istisna tutuyorsunuz? Bunu halk ve kamu adına soruyoruz.

Bu düzenlemelerin bir avuç sermayedar için olduğunu çok iyi biliyoruz. Teklifte bir madde daha var. Türkiye Varlık Fonu Yönetim A.Ş’nin piyasa denge alt fonunda, kamu bankalarının sermayelerinin güçlendirilmesi amacıyla 2024 mali yılı içerisinde özel tertip devlet iç borçlanması senedi ihraç edilmesi hususunda Hazine ve Maliye Bakanlığına yetki verileceği ifade edilmiş. Şimdi bu Türkiye’deki Varlık Fonu ilk kurulduğu zaman da çok tartışılmıştı. Türkiye’nin en büyük iktisadi varlıkları o fonun içerisine konuldu, fon Sayıştay denetiminden kaçırıldı. Şeffaflıktan uzak, kimin neyi nasıl yönettiğini bilmiyoruz.

Fona devredilen bütün teşekküllerin zarar ettiğini biliyoruz. Yine fonun içerisinde olan kamu bankalarının yandaşlara nasıl kredi verdiğini ve bu kredilerin tahsil edilmediğini çok iyi biliyoruz. Ama şimdi fonun zararını da bütün halkın sırtına yıkmaya çalışan bir düzenleme yapmaya çalıştıklarını görüyoruz. Sermaye yapısını güçlendirmek için yandaş kredilerin peşine düşmeyen iktidar, yeniden borçlanma senedi aracılığıyla yükü topluma, yoksula yüklemeye çalışıyor. İşte iktidarın tercihi budur. AKP-MHP iktidarı her koşulda yandaşın ve sermayenin kazandığı bu kazancın yükünü halka yüklediği bir mali düzen kurmuştur. Karlar sermayeye, maliyetler halka. Onlar için kasa hiçbir zaman kaybetmiyor.

Bu ayın başında kira artışındaki yüzde 25 sınırı kaldırıldı. TÜİK verilerine göre kira artışları yüzde 60,5 olarak belirlenmişti. Milyonlarca dar gelirli, asgari ücretli sadece kira için çalışıyor. Biz bu hafta başında belirli bir gelirin altında olanlar için kira desteği sağlanması konusunda bir kanun teklifi veriyoruz. Bu kanun teklifine bütün muhalefet partilerinin desteğini bekliyoruz. Bu ülkedeki milyonlarca yoksul, dar gelirli ve çiftçi için talep ediyoruz. Gelin el ele verelim ve halkın sorunlarını bir nebze olsun hafifletelim.

“2024 emeklilerin canına okuma yılıydı”

Bir emekli maaşı 2016 yılında asgari ücretin yüzde 66 fazlasıyken, bugün asgari ücretten yüzde 28 daha düşük durumda. Emeklilerin maaşları tam anlamıyla sefalet ücretine dönmüş durumda. En düşük emekli maaşı 10 bin TL’ye tamamlanmış ama bu kök aylıklarda yapılmadığı için kök aylıklar 10 bin TL’’nin altında olmaya devam ediyor. Yaklaşık 4 milyon emeklinin kök maaşı 10 bin TL’nin altında. Şimdi emekli maaşlarına 24.73’lük enflasyon zammı yapılacak fakat bu zam da emeklileri hiçbir şekilde kurtarmıyor. Özellikle kök ücreti 10 bin TL’nin altında kalanlar açısından ciddi bir haksızlık olduğunu ifade edelim. Bugün basına yansıyan bilgiye göre kök maaşı 10 bin TL altında olanlara bir ek katkı sunulacak. Yaklaşık 1 milyon 800 bin emekliyi kapsadığı ifade ediliyor.

10 bin TL ve çok az üzerinden olan 4 milyon emekli var. Kök ücretleri artırmayarak büyük bir zulüm yapıyorlar ama ikinci bir zulüm daha var. Eğer emekli maaşı 10 bin 100 TL ise ek ücret vermiyorlar. İkinci kez emeklileri mağdur ediyorlar. AKP kurduğu bu zulüm düzenine rağmen 2024 yılının emekliler yılı olduğunu söylemişti. Oysa 2024 ve son yıllar emeklilerin canına okuma yıllarıydı. Emekliler açısından artık bıçak kemikte. Emeklilerin kök ücretlerinin artırılmamasına, asgari ücret karşısında erimesine bir çözüm bulunması gerekiyor. Bunun için bir yasa teklifi hazırlıyoruz, yakında Meclis’e sunacağız. Emekliler cülus bahşişi değil haklarını istiyorlar. Emeklilere haklarını verin, cülus bahşişi sizin olsun.

Biliyorsunuz harika bir kurumumuz var: TÜİK. Enflasyon sepetini herkesten gizliyor TÜİK. Alaattin Aktaş köşesinde TÜİK’in 2022’den beri enflasyon sepetindeki 100 kalem hizmet ve malın fiyatını detaylı bir şekilde kaleme aldı. Bu 100 kalem mal ve hizmetin fiyatını görünce TÜİK’in neden enflasyon sepetini açıklamadığını çok iyi anlıyoruz. Pakette neler var? TÜİK’e göre Haziran ayında bir adet yumurta 2.47 TL, bir kg kuru soğan 7.76 TL, toz şekerin kilosu 20,73 TL, bir litre zeytinyağı 113 liraymış. Şimdi bu ürünleri hangi markette aldığını TÜİK’E sormak istiyoruz. Adresini verin biz de gidelim, o marketten alışveriş yapalım.

Bizim alışveriş yaptığımız marketlerde hiç böyle rakamlar yok. TÜİK’E göre ev kirası 5 bin 844 lira. Şehirde 5 bin 844 liraya siz bir oda tutamazsınız. TÜİK’e soruyoruz bu evi nerede kiralamışlar? Söylesin biz de hep beraber o mahalleye, o şehre taşınalım. Zira böyle bir fiyatla hiç karşılaşamıyoruz. Yine sepetin içerisindeki çarpıcı rakamlardan birisi uzman doktor muayene ücreti 33 lira 69 kuruşmuş. Evet, bir uzman doktor. Normal koşullarda bir özel hastaneye gittiğinizde katkı payı diye neredeyse 1000 TL veriyorsunuz ama burada bir uzman doktor muayenesi 33 lira 69 kuruş diye geçmiş. Soruyoruz bu hangi hekimdir ki böyle halk yararına çalışıyor, bu kadar ucuza muayene yapıyor? Söyleyin halkımız da gitsin orada muayene olsun.

“TÜİK Saray’ın aparatı haline gelmiştir”

Tüm bunları üst üste koyduğumuz zaman neyi görüyoruz? Bu enflasyon rakamlarıyla işçinin, emekçinin, yoksulun ve asgari ücretlinin cebindeki parayı gasp eden bir yandaş TÜİK kurumu olduğunu görüyoruz. Eskiden bu ülkenin en fazla güvendiği kurumlardan biriydi TÜİK, bugünse Saray’ın aparatı haline gelmiştir. TÜİK’in Saray’ın mali politikaları doğrultusunda enflasyon oranını açıklayan bir kuruma dönüştüğüne görüyoruz. Tabii ki bunu kabul etmiyoruz. Elbette TÜİK de bunun hesabını verecek, iktidar da bunun hesabını verecek.

Meclis gündemi oldukça hareketli. Yaza girdiğimizden beri üst üste getirdikleri yasa teklifleriyle Meclis’i Ağustos’a kadar çalıştırmayı düşünen bir AKP iktidarı var. Günlerce konuşuldu, 9’uncu Yargı Paketi. 8 tane yargı paketinden ne hayır gördük de 9’uncudan ne bekliyoruz? Valla hiçbir hayrını görmedik. Varsa yoksa hukuksuzluk, haksızlık, yandaşı kurtarmaya çalışan yargı paketleri. Adaletsizliği ve hukuksuzluğu derinleştiren yargı paketleri getirdiler. 9’uncu Yargı Paketi nedeniyle toplumda da bir umut, bir beklenti doğdu.

Bizim de günlerce telefonlarımız çaldı, gittiğimiz her yerde halkımız soruyor. Evet, sonuçta olan oldu ve dağ fare bile doğurmadı. AKP’nin yapacağı yargı paketinden, AKP’nin getireceği reformdan kim ne bekleyebilir ki? Ortada bir yargı mı var ki reformu olsun? Ortada bir hukuk mu var ki reformu olsun? Buradan sormak istiyoruz. Tabii ki yok. Ortada ne bir hukuk var ne de bir yargısal düzen var. Güçler dengesi tamamen ortadan kaldırılmış ve yargı AKP’nin aracı haline dönüşmüş durumda.

Sayın Bakan açıklama yapmış ve demiş ki “Uygulamada olan Yargı Reformu Strateji Belgesinin gerçekleşme oranı yüzde 70 civarında, İnsan Hakları Eylem Planının gerçekleşme oranı da yüzde 66 civarında”. Tam bir Alice Harikalar Diyarı! Sorayım bu tam dezenformasyon değil de nedir? Kayyımlar atanmaya devam ediyor mu, evet. Siyasetçiler ağır cezalar almaya devam ediyor mu, evet. Kobani ve Gezi davalarındaki hukuksuzluklar bütün toplumun gözü önünde oluyor mu, evet. Gazeteciler, kadın aktivistler, avukatlar, öğrenciler her gün darp edilip gözaltına alınıyor mu? Evet. Cezaevlerinde her gün ölüm ve ihlaller oluyor mu, tecrit devam ediyor mu? Evet. Her gün en az bir kadın bu ülkede erkekler tarafından katlediliyor ve Aile Bakanlığı başta olmak üzere bütün hükümet bunu seyrediyor mu?

Evet. Ankara Gar Katliamı ve SOMA başta olmak üzere bütün toplumun takip ettiği davalar cezasızlıkla sonuçlandı mı, evet. Tabanımızda her gün insanlar gözaltına alınıp tutuklanıyor mu, evet. Meclis’te iki kelime Kürtçe konuştuğumuzda mikrofonumuz kapatılıyor mu? Evet. Kadınların kazanımlarına saldıran, ayrımcı düzenlemeler getiren, sorunları derinleştiren paketler o zaman nasıl reform oluyor? Getirdikleri yargı paketine reform demek için akıl tutulması yaşamak gerekiyor. Çünkü ortada bir reform yok. Aslında çürümüş bir yargısal düzeni makyajlamaya çalışan bir akıl var.

Gerçek bir reformdan bahsedebilmek için demokratik siyaseti ağır tahribata uğratan, özgürlükleri askıya alan, haksız tasfiyelere yol açan, yargının siyasal iktidarın aracı olduğu algısını güçlendiren uygulamaların son bulması ve adalet sisteminin düzeltilmesi, bir onarım sisteminin yaratılması gerekiyor. Partimizin bu konuda yıllardır ifade ettiği gibi bir yol temizliğine ihtiyaç var. Gerçek bir yargı reformunun yolu buradan geçiyor. Bunun için de AKP ve MHP’nin yargının üzerinden elini çekmesi gerekiyor. Kuvvetler ayrılığı ilkesinin işletilmesi, yargının tam bağımsızlığının işletilmesi gerekiyor. Ama bütün bunlardan uzak bir akılla paket paket hakkı, hukuku ve adaleti çalan bir iktidarla karşı karşıyayız.

Öğretmenlik Meslek Kanunu geçen hafta komisyonda görüşüldü, bu hafta da Meclis’e gelecek. Öncelikle teklifin hazırlanma biçimini eleştirmek istiyoruz. Topluma rağmen kanun yapma pratiğinin bir devamıdır Öğretmenlik Meslek Kanunu. 18 milyona yakın öğrenci ve 1 milyon 200 öğretmeni ilgilendiren, toplumun yüzlerce yıllık geleceğini bağlayan bir meselede sendikaların, emek ve meslek örgütlerinin ve akademisyenlerin, siyasi partilerin görüşü alınmadan getirilen bir yasal düzenleme ile karşı karşıyayız.

AKP’nin eğitim sistemiyle kavgalı olduğunu çok iyi biliyoruz. İşte bu kanun teklifi AKP’nin eğitimle kavgasının bir yansımasıdır. Eğitimi ideolojik ve politik bakışına göre şekillendirmesinin yasasıdır. Bu teklifte öğretmen yoktur. Teklifte öğretmenlerin gerçek ihtiyaçlarının tespiti, haklarının geliştirilmesi, sosyal statülerinin artırılması gibi hakları hiç sayılmıştır. Sorumluluk çok ama hak yok. Bunu asla ama asla kabul etmiyoruz. Yine teklifte özel okul ve kurslarda öğretmenlik yapan öğretmenler başta olmak üzere tavan ücret düzenlemesi es geçilmiştir.

Yine teklifte kariyer ve ücret farklılaşmasına, eşit ücret ilkesine, toplumsal cinsiyet sorunlarının giderilmesine, tek tipçi eğitim anlayışının yarattığı sorunlara, kadın emekçilerin sorunlarına, iş kazalarına, meslek hastalıklarına yer verilmemiştir. Eğitim emekçilerine yönelik şiddet üstün körü ele alınmıştır. Öğretmenlerin dışındaki eğitim emekçilerinden, ücretli ve özel sektör öğretmenlerinden bahsedilmemiştir. Eğitim yaşamında fiilen olan, sayıları yüz binleri aşan idari, teknik ve yardımcı personelin sorunları da görmezden gelinmiştir.

Bu anlamıyla bu teklifte öğretmenlerin sorunlarının çözümüne, ücretli öğretmenliğe, meslek hastalıklarına, yıpranma paylarına dair hiçbir düzenleme yoktur. İktidar bu kanun teklifini ideolojik saiklerle hazırlamıştır. Ek olarak 1 milyon 200 bin öğretmenin eğitim akademisinde eğitim alması pratik olarak mümkün değildir. Müfredat ve Öğretmenlik Meslek Kanunu sömürünün, hak gaspının ve Siyasal İslam’ın kurumsallaşmasıdır. AKP-MHP iktidarının kendi ideolojik bakışına göre geleceği şekillendirmesinin aracına dönüşmüştür.

100 yıldır asimilasyoncu anlayışla sürdürülen eğitim sistemi Kürtleri ve diğer halkaları yok sayarak yol almaya devam ediyor. Anadilinde eğitim hakkı mevzubahis dahi edilmemiştir. Alevilere ve farklı inanç gruplarına mensup öğrencilere zorunlu din dersi dayatması devam etmekte ve buna dair tek bir kelam edilmemektedir. Bu teklifin tümden çekilmesi talebimizi yeniden ifade ediyoruz. AKP’nin oldu bitti uygulamasıyla bu kadar köklü bir değişiklik yapmasına yol vermeyeceğiz, rıza göstermeyeceğiz.

Dün Fransa’da sonuçlanan seçimlerde Yeni Halk Cephesi birinci çıktı. Tabii Avrupa ve dünyada aşırı sağın ve faşizmin yükselmesi bütün toplumsal kesimde endişe yaratmış durumda. Bu anlamda aşırı sağ ve faşizmin geriletilmesi açısından çok önemli bir başarı olduğunu ve bir başlangıç olduğunu ifade etmek istiyorum. Sosyal demokratların ve solun bu başarısının umudu artırdığını ifade etmek gerekiyor. Faşizme karşı mücadelenin yolu birleşmekten, buluşmaktan, yan yana durmaktan ve mücadele etmekten geçiyor. Fransa’da halkın ortaya koyduğu bu tutumun karşılığı da hükümet kurarak verilir. Bir kez daha bu başarıdan dolayı Fransa’da yaşayan halkların hepsini kutluyoruz.

30 Temmuz’da Marmara ve Ege’den başlattığımız İradeye Saygı Yürüyüşü devam ediyor. Bugün Hakkari’ye vardı yürüyüşçülerimiz. Biz hem Hakkari’de hem de Türkiye’nin dört bir tarafında haksızlığa ve hukuksuzluğa karşı mücadele etmeye devam edeceğiz. Günlerdir yolda olan bütün arkadaşlarımızı buradan selamlıyoruz. Emeklerine ve yüreklerine sağlık. Türkiye’ye demokrasiye gelecekse bu tutkuyla ve mücadeleyle gelecek.”

Paylaşın

AK Partili Çelik’ten Dikkat Çeken “Erken Seçim” Açıklaması

Erken seçim tartışmalarına değinen AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, “Bizim açımızdan 14 – 28 ve 31 Mart seçimleri geçtikten sonra seçim dönemi kapanmıştır. Önümüzde 4 yıllık dönem vardır” dedi ve ekledi:

“Muhalefet partilerinin erken seçimi getirme gündemleri kendi aralarındaki iç mücadeleyi yönetmeye dönük olarak gündeme gelmektedir. Bu sebeple biz erken seçim tartışmaların hiçbir şekilde muhatabı değiliz. Milli irade kararını vermiştir. Önümüzdeki dönemi milletimize hizmet etmek için en iyi şekilde değerlendireceğiz. Bu tartışmaları gereksiz gördüğümüzü ve toplumumuzun her kesiminin planını buna göre yapması gerektiğini bir kez daha ifade ediyoruz.”

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, partisinin Merkez Yürütme Kurulu (MYK) gündemine ilişkin açıklamalarda bulundu. Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Çelik’in açıklamalarından satırbaşları şöyle:

Orman yangınları: Seller, yangınlar vesilesiyle zarar gören vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Çok dikkatli olunmasında fayda var. Sıcaklığın artması ve tedbirsizlikler çok üzücü tablolara neden oluyor. Anlık ihmal binlerce ağacı ve canlıyı yok edebiliyor. Özellikle piknik alanları ve diğer alanlarda dikkatli olunmasında fayda var.

Irkçılık arayan Avrupa’daki seçim sonuçlarına baksın: Türkiye’nin gündeminde milli takımımız vardı. Bizim Çocuklar’ı en güçlü şekilde tebrik ediyoruz. Geleceğe dönük olarak umutlarımızı kabarttılar. Merih Demiral’a verilen ceza asla kabul edilemez. Bu cezanın öncesinde yayınlanması, üzerinde siyasi gölge olduğunu gösterdi. Irkçılıktan veremiyor cezayı, genel davranış kurallarına aykırılıktan veriyor. Aşırı sağcılık ya da ırkçılık arayan Avrupa’daki seçim sonuçlarına baksın.

En önemli meselemiz Gazze: En önemli meselemiz Gazze’de gelişen olaylardır. Bugün yeni rakamlar açıklandı. Kayıpların zannedilenin ötesinde olduğu ifade edildi. Barışın önündeki yegane unsur Netanyahu hükümetidir. İsrail’in güvenliğini tehlikeye atan Netanyahu hükümetinin eylemleridir.

Erken seçim tartışması: Bizim açımızdan 14-28 ve 31 Mart seçimleri geçtikten sonra seçim dönemi kapanmıştır. Önümüzde 4 yıllık dönem vardır. Muhalefet partilerinin erken seçimi getirme gündemleri kendi aralarındaki iç mücadeleyi yönetmeye dönük olarak gündeme gelmektedir.

Bu sebeple biz erken seçim tartışmaların hiçbir şekilde muhatabı değiliz. Milli irade kararını vermiştir. Önümüzdeki dönemi milletimize hizmet etmek için en iyi şekilde değerlendireceğiz. Bu tartışmaları gereksiz gördüğümüzü ve toplumumuzun her kesiminin planını buna göre yapması gerektiğini bir kez daha ifade ediyoruz.”

Suriye’nin toprak bütünlüğünden yanayız: Cumhurbaşkanımızın Türkiye-Suriye normalleşmesiyle ilgili açıklamaları oldu. Bu konu bütün dünyada da gündem oldu. Baştan beri sürdürdüğümüz tutumumuzu sürdürüyoruz. Biz Suriye halkının iradesinden, Suriye’nin toprak bütünlüğünden yanayız. O sebeple Cenevre ve Astana sürecini birbirine alternatif görenlere karşı biz süreçleri birbirinin tamamlayıcısı olarak gördük. Böylece rejim ve muhalefetin aynı zeminde buluşmasını sağladık. Oradaki varlığımız Suriye’nin toprak bütünlüğüne karşı değil, teröristan kurulmasına karşıdır. Milli güvenliğimize yönelik tehdit bertaraf edilmiştir. Bu süreçlerde Suriye’de asıl beklentimiz evini terk etmek zorunda kalan milyonlar için Suriye’nin güvenli hale gelmesidir.

Emekli maaşlarında düzenleme: Emekli konusuyla ilgili çalışılıyor. Herhangi bir karar verilmiş değil. Bir karar verilmediği için sonuç çıktığını söyleyemeyiz. Her kesimin yanında olmaya devam edeceğiz.

Paylaşın