Yaşlanmayı Hızlandıran Dokuz Yiyecek Ve İçecek

Yaşlanma zamanla oluşan doğal bir süreçtir. Yaşlanmayı durduramazsınız ama bu süreci iyi beslenerek ve sağlıksız yiyeceklerden uzak durarak yavaşlatabilirsiniz.

Haber Merkezi / Daha uzun süre genç görünmek istiyorsanız kaçınmanız gereken dokuz yiyecek ve içecek:

Kızarmış yiyecekler: Kızartılmış yiyecekler, hücresel hasara neden olan serbest radikalleri serbest bırakır. Bu serbest radikaller, yaşlanma sürecini hızlandıran çapraz bağlama adı verilen bir sürece yol açar.

Rafine karbonhidrat: Beyaz ekmek gibi rafine karbonhidratlar, vücutta iltihaplanmaya yol açarak kronik hastalık riskini artıran ve yaşlanma sürecini hızlandıran ileri glikasyon ürünlerin oluşumuna yol açar.

İşlenmiş etler: Sosis ve pastırma gibi işlenmiş etler sülfit, doymuş yağ ve sodyum içerdiklerinden cilde zararlıdır. Bunlar cildi kurutabilir ve iltihaplanmaya neden olabilir, bu da süreçte kolajeni gevşetir.

Tuzlu yiyecekler: Çok fazla tuz tüketmek susuzluğa ve su tutulmasına neden olabilir. Tuzlu yiyeceklerin düzenli tüketimi ciltten su kaybına neden olabilir ve bu da cildin daha hızlı yaşlanmasına yol açar.

Baharatlı yiyecekler: Baharatlı yiyecekler cildinizin kırmızı ve lekeli görünmesine neden olabilir.

Şekerli yiyecekler: Rafine şeker iltihaplanmaya neden olur ve cildinizi esnek ve genç tutan hem kolajen hem de elastine zarar verir. Çok fazla şeker tüketmek kilo alımına ve diğer sağlık sorunlarına da neden olabilir.

Trans yağlar: Hazır yiyecekler ve abur cuburlar genellikle trans yağlar açısından zengindir. Trans yağlar, atardamarları ve kan damarlarını sertleştiren veya daraltan bir etkiye sahiptirler. Bu durum, cilde giden kan akışını azaltarak erken yaşlanmaya ve kırışıklıklara neden olur.

Kömürde pişirilmiş et: Kömürde pişirilmiş etler sağlığınıza zararlı olan pro – inflamatuar hidrokarbonlar içerir. Bu durum, vücuttaki kolajenin parçalanmasına neden olabilir ve bu da erken yaşlanmaya yol açar.

Kafein: Çok fazla kahve içmek susuzluğa neden olabilir, kuru ve donuk görünümlü cilde yol açabilir. Kahve tüketiminizi sınırlamaya çalışın ve her fincan kahve için ek bir bardak su içmeye çalışın.

Alkol: Alkol, karaciğerinize zarar verir ve bu da karaciğerinizin vücudunuzdaki toksinleri filtreleme ve atma yeteneğini etkiler. Toksinler vücutta biriktiğinde, sivilce, kolajen ve elastikiyet kaybı, cilt kuruluğu gibi sorunlara yol açar.

Paylaşın

Dervişoğlu’ndan “Erken Seçim” Yorumu: İhtiyaç Varsa Yapılabilir

Erken seçim tartışmalarını değerlendiren İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, “Demokrasilerde sorunların çözümünün temininin yolu elbette ki vatandaşın önüne sandığın koyulmasıdır” dedi ve ekledi:

“Ama böyle bir süreçte, bu tartışmaları spekülatif buluyorum. Zaten bugün konuşuyorlar, 2,5 yıl sonra yapılmasını falan öngörüyorlar. ‘Erken seçim’ dediğinizde, istediğinizde onu hemen gündeme getirmek lazım. O gelişmeleri biraz vadeye kesilmiş çek ya da uzun vadeli senetler gibi görüyorum. İhtiyaç varsa yapılabilir.”

Suriye ile normalleşme girişimlerini de değerlendiren Dervişoğlu, “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşmeyi arzulamasının geç kalınmış bir durum olduğunu” kaydetti.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin Afyonkarahisar’daki kampından sonra gazetecilerle bir araya geldi.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın haberine göre; Partisinde yaşanan istifalar, kampta alınan kararlar ve İYİ Parti’nin yeni yol haritasına ilişkin soruları yanıtlayan Dervişoğlu’nun, gazetecilerin bazı soruları nedeniyle zaman zaman gerilmesi dikkat çekti.

Kamptaki toplantılarda kendisine yönelik eleştiriler de olduğunu belirten Dervişoğlu, “Ben bazı olaylarda fazla gelenekçi olduğum için müdahil olmam. Yani özellikle bu istifa vesaire konularında ‘Etme, eyleme’ demem kimseye. Geldiğim gelenek buna müsait değil” dedi.

Dervişoğlu sözlerini şöyle sürdürdü: “Çünkü ben siyasette küs barıştırarak küslüğün biteceğine inanmıyorum. Küslük olmayacak bir hoşgörü iklimi yaratacaksınız ki, bunu önleyebilesiniz. Siyasi partilerin genel başkanlarının yapması icap eden şey insanların birbirine küsmesine vesile olabilecek ortamı doğru bir hale getirmektir.”

Dervişoğlu, “İYİ Parti içinde sürekli tartışma varmış” algısından da rahatsız olduğunu söyledi, “ ‘İYİ Parti’de sular durulmuyor’ yazılıyor hep . Siz burada fırtına gördünüz mü? Gayet iyi durum” dedi. Dervişoğlu, “Bazı isimler istifa ettiği için partide bir rahatlık mı oluşuyor?” sorusuna ise şu yanıtı verdi:

“Şimdi ‘Niye gittiler?’ diye tartıştığınız konuyu# seçimden önce de ‘Nereden çıktılar?’ diye tartışıyordunuz. Ben iki tartışmanın içine de girmedim. Bunlar siyasette olur. Yenileri de olabilir. Sorumluluğunun icaplarını yerine getiremeyen ya da sorumluluğunu taşımayan bir kısım insanın istifasını şahsen ben de talep edebilirim.”

İYİ Parti lideri, Meral Akşener’e yakınlığıyla bilinen İstanbul Milletvekili Burak Akburak’ın mazeret bildirmeden Afyonkarahisar’daki değerlendirme toplantısına katılmadığını teyit etti. Dervişoğlu, Akburak’ın grup toplantılarına da katılmadığını belirterek, “Dolayısıyla arkadaşlarımı görevlendirip kendileriyle görüşmelerini sağlayacağım” dedi.

Koray Aydın’ın istifası

Bir soru üzerine Dervişoğlu, Ankara Milletvekili Koray Aydın’ı istifası sonrası aramadığını söyledi. Ancak Dervişoğlu, Aydın’ın istifasını, diğerlerinden ayırdığını vurguladı: “Koray Bey, partinin kurucusu. 200 kurucudan biri. Ayrıca kurucu teşkilat başkanı. Türk siyasetinde önemli yeri olan, yüksek görevlerde bulunmuş bir siyasi şahsiyet. Dolayısıyla onun istifasına ‘Üzülmedim’ dersem yalan olur.”

Bu konuda yapılan bazı yorumlara tepki gösteren Dervişoğlu, “Ağzımızı açmayıp sükut ediyoruz. İstiskal edici de konuşuyorlar. Ben, Koray Bey’e ‘Şunu şöyle yap, bunu böyle yap’ diyebilecek durumda biri değilim. Başka bir hukukumuz var” ifadelerini kullandı.

Partiden istifa eden bazı genç milletvekillerini de eleştiren Dervişoğlu, “İstifa edenlerin bir kısmının ailesini arayarak istifalarını engelleyebilirdim. Babalarının hatırına istifa etmekten vazgeçiyorsa, ona o sıfat yakışmıyor demektir” dedi.

Koray Aydın’ın, Meral Akşener’in Erdoğan’la görüşmesine ilişkin parti yönetiminden açıklama yapılması beklentisine ilişkin sözleri anımsatıldığında ise Dervişoğlu, CHP Genel Başkan Özgür Özel’in Erdoğan’la görüşmesini örnek göstererek yanıt verdi:

“O konulara hiç girmiyorum. Ben kim ne istiyor, hangi tartışmayı yaratacak ya da böyle bir temennisi var diye o değirmene su taşımak zorunda değilim. ‘Kamuoyu da merak ediyor’ diye sorabilirsiniz. Özgür Bey iki defa görüştü Tayyip Erdoğan’la. Ne konuştuklarına dair bir merak oluştu mu toplumda? Hiç kimse Özgür Bey’e ‘Saray’a yattı’ dedi mi?”

Akşener-Erdoğan görüşmesinde ne konuşulduğunu “zerre-i miskal merak etmediğini” belirten Dervişoğlu, Akşener’in eylemleri ve görüşmeleri üzerinden partisinin eleştirilmesine de tepki gösterdi: “İYİ Parti’nin genel başkanı benim. İYİ Parti’nin ne yapacağına ben karar veririm. Mesele bu kadar basit.”

Akşener’e yaptığı bayram ziyaretinde bu konuların konuşulmadığını açıklayan Dervişoğlu, muhalefet partileriyle ilişkilerinin sorulması üzerine de “muhalefete muhalefet etme gibi bir alışkanlıkları olmadığını” söyledi.

Dervişoğlu, “Bundan sonra nasıl bir İYİ Parti göreceğiz?” sorusuna ise şu yanıtı verdi: “Sahada, iktidara talip, kuruluş ayarlarına dönmüş, geride bıraktığımız dönemde oluşmuş zaaf alanlarını telafi etmiş, milletle buluşmuş bir İYİ Parti göreceksiniz.”

Erken seçim tartışmaları

Dervişoğlu’na, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in erken seçim çağrısı anımsatılarak, “Türkiye’de erken seçim ihtiyacı olduğunu düşünüyor musunuz?” sorusu da yöneltildi. İYİ Parti lideri hem vatandaşta seçimlerden bıkkınlık hali olduğunu gözlemlediklerini söyledi, hem de demokrasilerde sorunun çözüm yerinin sandık olduğunu anımsattı:

“Ama ben böyle bir süreçte bu tartışmaları spekülatif buluyorum. Zaten bugün konuşuyorlar, 2,5 yıl sonra yapılmasını öngörüyorlar. Erken seçim istediğinizde onu hemen gündeme getirmek lazım. O gelişmeleri biraz vadeye kesilmiş çek ya da uzun vadeli senetler gibi görüyorum. İhtiyaç varsa yapılabilir.”

Bir başka soru üzerine de Dervişoğlu, Erdoğan’ın, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’la görüşmeyi isteyerek geç kaldığını, bu konuda ilk öneriyi de kendilerinin yaptığını söyledi. Dervişoğlu, “Artık sıradan ve şahsi ilişkilere dayalı görüşmelerle çözümlenebilecek bir sorunla karşı karşıya değiliz. Daha büyük bir sorunla karşı karşıyayız” dedi.

Sinan Ateş cinayeti

Dervişoğlu, “Sinan Ateş Davası’nı yakından takip ediyorsunuz. Bu dava sizce MHP’ye uzanır mı?” sorusunu yönelten gazeteciye, önce “Cevabım yok, mahkeme sürecini takip ediyoruz” yanıtını verdi.

Daha sonra kendisinin Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı’ndan geldiğini anımsatan Dervişoğlu, “Sinan Ateş’in ölümünü bir tatbikat kazası olarak mı görüyorsun? Benim bu konuyla alakalı son derece hassas olduğumu da biliyorsun değil mi? Gelenekçi olduğumu da biliyorsun. Ne çıkaracaksın bundan? Art niyetini sorgulamıyorum. Buradan faydalı bir şey çıkmaz” dedi.

Sinan Ateş’in nasıl katledildiğini, çocuklarının durumunu, babasının acıya dayanamayıp vefat ettiğini herkesin bildiğini kaydeden Dervişoğlu sözlerini şöyle sürdürdü: “Sinan’ın annesiyle beraber olduğum anı hazmedemiyorum. ‘Bu çocukların onlarcası gelip benim hanemde yemek yiyordu. Ben bu çocuklara yemek yapıyordum’ diyor kadıncağız. Ne diyebilirsin?

“Onları bir tek adalet mutlu eder. Acılarını bir tek adalet dindirir. Kim ne yaparsa yapsın, o gerçeklerin ortaya çıkmasını engelleyemeyecek. “Sinan Ateş’in katli alçaklıktır, utançtır yani. Bir siyasi hareket için utançtır, utanç. Bu ülke için de utançtır.”

Paylaşın

AK Partili Vekilden “Osman Kavala” Çıkışı: Ziyaret Edeceğim

AK Parti Milletvekili Tuğrul Türkeş, Gezi Parkı Davası’nda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan Osman Kavala’yı cezaevinde ziyaret edeceğini açıkladı: Osman Kavala’nın durumu, laboratuvar gibi.

Son dönemde yaptığı Gezi Parkı Davası tutuklusu Osman Kavala’yla ilgili yargılamaya yönelik eleştirel çıkışlarıyla dikkatleri üzerine çeken AK Parti Ankara Milletvekili Tuğrul Türkeş’ten yeni açıklamalar geldi.

Gazete Duvar’dan Can Bursalı‘ya konuşan Tuğrul Türkeş, “Osman Kavala’nın durumu, laboratuvar gibidir” diyerek şunları söyledi: “Altını kırmızıyla çizmek gerekir. Osman Kavala, casusluktan hüküm giymedi. Bu suçlamada delil bulunamadı, adam beraat etti. Gezi Parkı’yla ilgili davadan yargılandı. Ama 7 yıl süren bir yargılama mı olur?”

Kavala’nın “uzun yargılama sürelerinin bir sembolü haline geldiğini” söyleyen Türkeş, “Genel seçimi kazandık ama yerel seçimde medyanın deyimiyle tablo kırmızı oldu. Neden? Ekonomimiz iyi değil. Mehmet Şimşek bakanımız sağolsun debeleniyor, çalışıyor ama hukuk doğrudan işlemediği için ekonominin iyileşmesi konusunda zorluklar yaşıyoruz” dedi.

Sorunun Kavala’yı aşan bir yani olduğunu öne süren Türkeş, “Para aradığında gerçek fiyatla alamıyorsun. Daha fazla faiz ödüyorsun. Niye? Çünkü birtakım inceleme kuruluşları, Türkiye’deki hukukun durumuna bakıyor, daha fazla faizle karşına geliyor. Bu fazla faiz milli bütçene yüktür. Bundan kurtulmamız lazım. Yargılamaları makul seviyeye getirip, hukuku düzeltirseniz ekonomi de düzelir. Adam kaçmak istese kaçardı, adamı alıyorsun, bırakıyorsun. Kapından tekrar alıyorsun. Bunu dışarıda anlatman lazım. Milliyetçilik mi, al sana milliyetçilik” ifadelerini kullandı.

AK Partili milletvekili, Kavala’yı cezaevinde ziyaret etmeyi düşünüp düşünmediği yönündeki soru üzerine de “Bakanımız Yılmaz Tunç’tan rica ettim. Uygun bir zamanda görüşmek için izin istedim. Bir ara ziyaret edeceğim. Osman Kavala’yı ilk kez o ziyarette görmüş olacağım. İşte gerçek millilik, yurtseverlik bu. Bana öğretilen milliyetçilik bu” yanıtı verdi.

Paylaşın

Her Kadının İzlemesi Gereken 10 Film

Zamanı kaliteli ve kesinlikle etki bırakacak filmlerle geçirmek isteyen bir kadın mısınız? Bugün, her kadın için mutlaka izlenmesi gereken 10 filmi paylaşacağız.

Haber Merkezi / O halde patlamış mısırınızı alın ve hazırlanın!

Thelma ve Louise (1991): Bu klasik yol filminde, Susan Sarandon ve Geena Davis, kendini keşfetme ve arkadaşlık yolculuğuna çıkan iki kişiyi canlandırıyor. Feminist temalardan, ilham almak isteyen her kadının mutlaka izlemesi gereken bir film.

Gizli Sayılar (2016): Uzay araştırmalarının tarihini değiştirmeye büyük katkılarda bulunan üç parlak Afro-Amerikalı kadının gerçek hikayesinden uyarlanan bu film, kararlılık, zeka ve cesaretle her şeyin mümkün olabileceğini hatırlatıyor.

Mona Lisa Gülümsemesi (2003): Bu dram filmi, 1950’lerde bir kız kolejinde sanat tarihi öğretmeni olan bir kişiyi konu alıyor. Karakterler, bolca mizah, duygu ve duyguyla feminizm ve cinsiyet rolleri hakkında farklı fikirleri araştırıyor, bu da filmi geleneksel görüşlere meydan okumak isteyen her kadın için izlemesi gereken bir yapıt haline getiriyor.

Milyon Dolarlık Bebek (2004): Bu ilham verici dramada, Hilary Swank, profesyonel bir dövüşçü olma hayallerinden vazgeçmeyi reddeden kararlı bir boksörü canlandırıyor. Bu film, bugün hala yankılanan kadın ile ilgili gerçek sorunları ele alıyor.

Erin Brockovich (2000): Julia Roberts’ın başrol oynadığı bu film, kurumsal yolsuzlukları ortaya çıkarmak ve toplumsal adaleti sağlamak için tüm zorluklara karşı mücadele eden bekar bir annenin ilham verici hikayesini konu alıyor.

Sarışın (2001): Sarışın, beklentileri alt üst eden, zekasını ve bilgisini kullanarak erkek egemen bir alanda kendini kanıtlamaya çalışan genç bir kadının hikayesini anlatıyor.

Tiffany’de Kahvaltı (1961): Bu filmde, gerçek aşkı bulmayı hayal eden sosyetik Holly Golightly rolünde Audrey Hepburn yer alıyor. Film, arkadaşlık, hırs ve kişinin kendi hayatından memnun olmayı öğrenmesi hakkında dokunaklı bir hikaye sunuyor.

Yedi Yıllık Kaşıntı (1955): Marilyn Monroe ve Tom Ewell, ilişkileri sınanan evli bir çifti canlandırıyor. Eğlenceli bir gece geçirmek isteyen her kadın için mutlaka izlenmesi gereken bir film.

Erkekler Ağlamaz (1999): Bu biyografik dramada Hilary Swank, 1993 yılında vahşice öldürülen transseksüel bir erkek olan Brandon Teena’yı canlandırıyor. Film, marjinal topluluklardan gelenlerin hala karşı karşıya kaldığı günlük mücadeleleri hatırlatıyor. Bu da filmi her kadın için mutlaka izlenmesi gereken bir film haline getiriyor.

Mulan (1998): Ailesi ve ülkesi için ayağa kalkan cesur bir genç kadının hikayesi olan Mulan, 1998’de vizyona girmesinden bu yana izleyen her kadına hala ilham veriyor.

Paylaşın

İskandinav Kadınların Dokuz Güzellik Sırrı

Oyuncu Ingrid Bergman’dan Alicia Vikander’e ve içerik üretici Matilda Djerf’e kadar İskandinav kadınları, onlarca yıldır doğal ve sade güzelliğin ilham kaynağı oldu.

Haber Merkezi / İskandinav güzellik prensipleri, kelimenin tam anlamıyla bir güzellik rutini olmaktan ziyade bir yaşam tarzıdır. İşte İskandinav kadınlarının yaydığı ışıltının ardındaki dokuz sır:

Sağlıklı beslenme: Sağlıklı bir cilt sağlıklı bir beslenme başlar ve İskandinav kadınları bunu bilir. Akdeniz diyetine benzer şekilde, İskandinav beslenmesi de meyve, sebze ve deniz ürünlerine dayalı mevsimsel beslenmeye odaklanır.

Genel olarak, İskandinavlar işlenmiş gıdalardan daha çok tam gıdalar yemeye eğilimlidir; bu gıdalara, meyveler, kök sebzeler, omega üç yağ asitleri ve kolajen açısından zengin balıklar, tam tahıllar ve yoğurt dahildir. İskandinavlar fast food, şekerli içecekler, şeker eklenmiş yiyecekler ve aşırı tuzlu yiyeceklerden uzak durmaya özen gösterirler.

Doğal içerikler: Organik bileşenler genel sağlık için daha iyiyse, cilt için de daha faydalı olduğu sonucuna varabiliriz. İskandinav cilt bakım ürünleri ağırlıklı olarak doğaya dayanır.

Yeterli uyku: İskandinavyalılar erken yatar ve erken kalkarlar, odayı her zaman karanlık tutmaya özen gösterirler ve temiz havanın daha iyi uykuyu desteklediği bilindiğinden pencereleri açık uyurlar.

Doğada aktif yaşam: İskandinavyalılar temiz havanın, soğuk suyun ve güneşin faydalarından daha fazla yararlanmak için doğada çok fazla zaman harcarlar.

İskandinav kadınları da doğada aktivite yapmayı severler. Bu sadece bir parkta yürüyüş veya arkadaşlarla piknik yapmak, açık havada akşam yemeği yemek veya temiz havada bir kahve içmek olabilir.

Nem odaklı cilt bakımı: Cilt bakımı söz konusu olduğunda, İskandinav kadınları hem içten hem de dıştan vücudu nemlendirmeye önem verirler.

Mevsimsel cilt bakımı: İskandinavlar, cilt bakımı rutinlerini dahi mevsimlere göre ayarlayacak kadar, doğaya bağlıdırlar. İskandinav kadınları, kış ve yaz mevsimi arasındaki sıcaklık ve nem seviyelerindeki büyük farklarla mücadele etmek için farklı bakım formülleri kullanırlar. Örneğin, kışın kuru havaya karşı ciltlerini nemli tutmak için özel özen gösterirler.

Ayrıca İskandinav kadınları, mevsim ne olursa olsun, 30 SPF veya daha fazlasına sahip iyi bir güneş kremini kullanmayı asla unutmazlar.

Sauna ve buz gibi soğuk su: İskandinav kadınları, saunanın ve buz gibi suyun, sıcak ve soğuk kombinasyonunun zihni temizlediğini ve cilt için faydalı olduğunu söylüyor.

Minimalizm: Yaşamda ve güzelliğe yaklaşımda, İskandinav kadınları minimalizm ve sadeliğe yönelir. Bu, çok fazla makyaj yapmadan sağlıklı görünen bir cilde sahip olmak anlamına gelir.

Saç ve vücut bakımı: Saç ve vücut bakımı, İskandinav güzellik rutininin bir uzantısıdır.

Paylaşın

Başarı İçin Giyinmek: Tarzın Öz Güvene Etkisi

İyi giyinmek kıyafet seçmekten daha fazlasıdır; kıyafetleri güvenle giymektir. Giyim tercihleriniz kişiliğiniz, hayata ve işe karşı tutumunuz ve hatta özgüven seviyeniz hakkında bilgi verir.

Haber Merkezi / Seçtiğiniz kıyafetler yalnızca duygu durumunuzu değiştirmekle ve öz saygınızı artırmakla kalmaz, aynı zamanda başkalarının sizi nasıl algıladığını da etkileyebilir.

Duygu durumunu iyileştirmek: Sevdiğiniz rengi, kumaşı veya kesimi, yani kişisel tarzınızı yansıtan kıyafetleri giymek, duygu durumunuzu iyileştirebilir ve farklı sosyal ortamlarda kendinizi daha rahat hissetmenizi sağlayabilir.

Artan güven: İyi seçilmiş kıyafetler ve aksesuarlar sizi güçlendirebilir, daha özgüvenli ve günü fethetmeye hazır hissetmenize yardımcı olabilir.

İlk izlenimler önemlidir: Giyim tercihleriniz, kendimizi kelimelerle sunmadan önce bile çevrenizle iletişim kurar, sizin hakkınızda bir imaj oluşturmasına yardımcı olabilir.

Güven veren kıyafetleri nasıl seçeceğinize dair bazı ipuçları şunlardır:

Tarzınızı bulun: Tarzınız hayatınız boyunca gelişir ve değişir. Kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayacak yönde ayarlamalar yapmanız her zaman mümkündür.

Konfor anahtardır: Giysileriniz rahat olduğunda, doğal bir şekilde hareket edebilirsiniz.

İşlevsel ve zamansız tasarım: Günlük işlerinizi halletmek için şık görünmek istersiniz, ancak kıyafetlerinizin ve aksesuarlarınızın da pratik olmasını istersiniz.

Duruma uygun giyin: Kıyafet her zaman içinde bulunduğunuz duruma uymalıdır. Bir etkinlik veya toplantı için uygun kıyafetler giymek, yalnızca etkinliğe katılan insanlara saygı göstermekle kalmayacak, aynı zamanda özgüveninizi artıracak ve bağlamı anladığınızı gösterecektir.

Giysileriniz sizin hakkınızda ne söylüyor?

Daha önce de belirttiğimiz gibi, giyim güçlü bir sözsüz iletişim aracıdır; kişiliğiniz , statünüz ve hatta mesleğiniz hakkında mesajlar iletir ve giydikleriniz çeşitli sosyal ve profesyonel ortamlarda nasıl algılandığınızı önemli ölçüde etkiler.

Profesyonel tercih: Takım elbiseler, gömlekler, ve cilalı ayakkabılar giydiğinizde, net bir profesyonellik mesajı gönderirsiniz. Bazaar ve Vogue editörü Diana Vreeland’ın dediği gibi: Boyasız ayakkabılar medeniyetin sonudur.

Bu tarz, düzenli ve ayrıntılara önem veren bir olduğunuzu ima eder. Bu tarz, hassasiyete değer verdiğinizi ve yaptığınız her şeyde mükemmellik için çabaladığınızı gösterir. Profesyonel giyim genellikle daha etik olarak algılanma ve rolleri ciddiye almayla da ilişkilendirilir.

Rahat giysiler: Bol giysiler, rahat kumaşlar ve sade tasarımlar seçmek daha rahat ve ulaşılabilir bir kişiliği yansıtır. Bu tarz, genellikle rahatlığa öncelik veren kişilerle ilişkilendirilir. Bu tarz, ayrıca açıklık ve ulaşılabilirlik duygusu olarak algılanır, arkadaş canlısı olduğunu ima eder.

Cesur tarz: Parlak renkler ve benzersiz desenler seçmek, kendinize güvendiğinizi ve öne çıkmaktan rahat olduğunuzu gösterir. Bu tür kıyafetler yaratıcılığı ve belirli bir maceraperestlik seviyesini ima eder. Kendini ifade etmekten korkmayan bir kişiyi yansıtır ve genellikle seçimlerinde cesur olan ve bir açıklama yapmak için istekli olan kişilerle ilişkilendirilir.

Bu nedenle, ister profesyonel, ister rahat veya cesur bir görünüm seçin, her seçim sizin hakkınızda konuşur ve dünyanın sizi algılama biçimine katkıda bulunur.

Sonuç olarak, giyim tarzınız benliğinizin bir yansımasıdır ve sizin dış algınızı oluşturur. Giyinme, kişiliğinizi yansıtmak, farklı ortamlara uyum sağlamak ve hedefleriniz, isteklerinizle uyumlu bir imaj yansıtmak için kıyafetleri kullanmakla ilgilidir.

Paylaşın

Hedonik Koşu Bandı: Aşırı Tüketimcilikten Minimalist Tüketimciliğe

Son alışverişinizin sizi neden mutlu etmediğini hiç merak ettiniz mi? Bunun nedeni hedonik koşu bandında (aynı zamanda hedonik adaptasyon olarak da bilinir) olmanız olabilir.

Haber Merkezi / Hedonik koşu bandı, seçimlerimizden veya başarılarımızdan bağımsız olarak bir temel seviyeye veya ‘ayar noktasına’ dönme eğilimini ifade eder. Başka bir ifadeyle, her bir adım ileri attığımızda, koşu bandı bizimle birlikte hareket eder ve bizi yerimizde tutar.

Hedonik adaptasyon teorisi, genel yaşamımızdaki kısa vadeli kazanımların veya kayıpların, koşullarımıza uyum sağladığımız için, genel yaşamımızda kalıcı kazanımlara veya kayıplara yol açmayacağını ileri sürer.

Hedonik adaptasyon, çok eski bir fikir için kullanılan nispeten yeni bir terimdir. Hedonik adaptasyon teorisi en azından Aristoteles zamanlarından beri çeşitli enkarnasyonlarda (ete bürünme ya da vücut bulma) dolaşmaktadır.

Aristoteles, Nikomakhos’a Etik’te hedonik (duyusal tabanlı) ve eudaimonik (ahlaki) arasında ayrım yapmış ve hedonik aktivitelerin eudaimonik arayışların yaptığı gibi uzun vadeli mutluluğa yol açmadığını fark etmiştir.

Başka bir deyişle: Sadece iyi hissettiren şeyleri yapmak kalıcı mutluluk getirmeye yeterli değildir.

Hedonizm veya hazza ulaşmanın hayattaki birincil kaygı olması gerektiği inancı, antik Yunan’dan bile daha eskilere, insanlığın bildiği en eski yazılı hikayelerden biri olan Sümer Gılgamış Destanı’na kadar uzanır.

Gılgamış Destanı içinde şu tavsiye bulunabilir: “Karnınız tok olsun. Gündüz ve gece neşelensin […] Sadece bunlar insanların kaygısıdır.” Fiziksel rahatlığın kişinin birincil kaygısı olması gerektiği konusundaki bu ısrar, en saf haliyle hedonizm.

Yüzyıllar boyunca kendimizi zevke kaptırmanın yeni yollarını bile keşfettik. Örneğin, “alışveriş terapisi”ne olan özel ilgimizi ele alalım. Stresli, üzgün veya moralimiz bozuk olduğunda satın alabileceğimiz bir şey buluruz. Bu yeni ürün bize bir süreliğine iyi hissettirir ve sonra hissettirmez.

Hedonik koşu bandı dönmeye devam ediyor. İyi hislerimiz kayboluyor ve genel yaşamımız temel seviyesine geri dönüyor… sonra gidip başka bir şey satın alıyoruz.

Aşırı tüketimcilik: “Alışveriş terapisi” şaka yollu kullanılan bir terimdir, ancak aşırı tüketiciliğin sonuçları çok ciddi olabilir. Finansal sıkıntı, birçok sorunun önde gelen nedenlerinden biridir. Hatta sağlığımızı bile tehlikeye atabilir. Mutluluğu satın alma çabalarımızın sahip olduğumuz mutluluğu bozabileceği de açık.

Hedonik adaptasyon döngüsü hepimizi farklı derecelerde etkiler. Her ne olursa olsun, maddi bir şey elde ederiz (elle tutulur bir şey) ve bir an için bir şey başarmış gibi hissederiz. Bu hisle birlikte geçici bir pozitif duygu dalgası oluşur.

Aşırı minimalizm: Peki hedonik koşu bandı tersine çevrildiğinde ne olur? Çok fazla tüketimin eşit ve zıt bir sonu var mıdır?

Evet, var olduğunu ve bunun son yıllarda ortaya çıkan minimalist hareketin içinde gizli olduğunu söyleyebiliriz.

Minimalizm, basit yaşama dair modern bir yaklaşımdır. Minimalizm, zihinsel ve duygusal sağlık, maneviyat veya artan öz yeterlilik gibi diğer motivasyonlar arasında maddi fazlalıklardan sıyrılıp soyut şeylere odaklanmaktır.

Dikkat edilmesi gereken nokta; Tüm dikkat dağıtıcı unsurları ortadan kaldırma arayışı aynı kolaylıkla başka bir dikkat dağıtıcı unsura dönüşebilir.

Kendinizi bu çıkmazda bulduysanız, inanın ya da inanmayın, hala hedonik koşu bandında olabilirsiniz. Aşağıda boş bırakılan yerleri doldurarak durum ifadelerini karşılaştırın:

“Bir _____’den daha kurtulabilirsem, sonunda yaşamaya başlama özgürlüğüne sahip olacağım.” Ve: “Bir tane daha ______ alırsam sonunda yaşamaya başlamak için ihtiyacım olan şeye sahip olacağım.”

Bağlantıyı görüyor musunuz?

Bir eşyadan kurtulmak, bir eşya satın almaktan daha uzun vadeli bir mutluluk sağlamayacaktır; çünkü maddi değişimler, her iki yönde de, içsel durumunuzu birkaç anlık andan fazla etkilemez.

Hedonik koşu bandından inmeye hazır mısınız?

Kaygı ve depresyon, hedonik koşu bandının dönmesini sağlayan olağan şüphelilerdir. Makineye giden güç kablolarıdır. Kısa vadeli mutluluklar için boşuna çabalamayı bırakın ve sorunu kökünden çözün. Birkaç basit yol:

Nefes almak: Diyaframdan nefes almak, kaygıyı neredeyse anında azaltmanın harika bir yoludur.

Sakinleştirici görselleştirme: Derin nefes alma tek başına sizin için işe yaramıyorsa, sakinleştirici görselleştirme faydalı bulabileceğiniz bir odak noktası ekler. Oturmak için sessiz bir yer seçin ve kendinizi kaygınızı veya depresyonunuzu bırakırken görselleştirin.

Duygularınızı kabul edin: Kaygılı veya depresif hissediyorsanız, bununla savaşmaya çalışmayın. Duygusal kaçınma zararlı olabilir. Duygularınızı kabul etmek aslında duygu yoğunluğunu azaltmaya yardımcı olabilir.

Yargılayıcı olmayın: Duygularınızı kabul etmeyi başardığınıza göre, onlara karşı yargılayıcı olmayan bir tavır takının. Kendinize iki soru sorun: Ne hissediyorsunuz ve bu hisse ne sebep oluyor?

Bu iki şeyi belirledikten sonra, bunları şu şekilde bir ifadeye dönüştürün: ________ düşüncesine sahibim ve bu düşünce bana ________ hissettiriyor.

Olumlu iç konuşma: Kendi kendine olumlu konuşma, spor salonunda bir gün geçirmek gibidir.

Hedonik adaptasyonun ne olduğunu ve bizi nasıl etkilediğini anlamak, hayatımıza devam etmemize ve aceleci kararlar almamamıza yardımcı olabilir.

Paylaşın

Esad, Erdoğan’la Görüşme Şartını Açıkladı: Türk Askerinin Suriye’den Çekilmesi…

Şam yönetiminin sosyal medyada paylaştığı bir videoda gazetecilerin sorularını cevaplayan Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, Recep Tayyip Erdoğan’la görüşebileceğini ama gündemde Türk askerinin Suriye’den çekilmesi olması gerektiğini söyledi.

Beşar Esad, ayrıca görüşmenin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinin “içeriğine” bağlı olduğunu belirtti.

Türkiye, Esad’ı iktidardan uzaklaştırmaya çalışan silahlı muhalif savaşçıların yıllardır başlıca destekçilerinden biriydi ve 2016’dan bu yana kuzey Suriye’de üç büyük askeri operasyon gerçekleştirdi. Kuzey Suriye’nin bazı kısımları Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kontrolü altında.

Rusya ve İran tarafından desteklenen Esad, son birkaç yılda müttefiklerinin yardımıyla bölgenin çoğunu geri almayı ve savaşın gidişatını kendi lehine çevirmeyi başardı. Türkiye destekli muhalif güçler artık sadece Suriye’nin İdlib bölgesini yönetiyor.

Normalleşmede ilk adım 28 Aralık’ta atıldı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana dışişleri bakanları düzeyinde ilk kez resmi görüşme için Moskova’da bir araya gelmişti.

Toplantıda ilişkilerin normalleştirilmesinin yanı sıra Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan 3,7 milyon Suriyeli mültecinin ülkelerine gönüllü geri dönmeleri konusunun da ele alınacağı kaydedilmişti.

Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde konuyla ilgili yer alan açıklamada “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi hakkında görüş alışverişinde bulunulması, terörle mücadele, siyasi süreç, sığınmacıların gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşleri de dahil olmak üzere insani konuların ele alınması planlanmaktadır” denilmişti.

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atılmıştı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alınmıştı.

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirilmişti.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım olmuştu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtilmişti.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yinelemişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz.

Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, son olarak Washington’da yaptığı basın toplantısında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a Suriye ile normalleşme gündemi kapsamında Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşme talimatı verdiğini söylemişti.

Washington dönüşü uçakta gazetecilere açıklamalarda bulunan Erdoğan yol haritasının muhataplarıyla birlikte Fidan’ın oluşturacağını bildirmişti. “Suriye’nin toprak bütünlüğünün bizim de çıkarımıza olduğunu her fırsatta dile getiriyoruz. Suriye’de inşa edilecek hakkaniyetli bir barış, en çok bize fayda sağlayacak” diyen Erdoğan, bu inşa sürecinin en önemli adımı da Suriye ile yeni bir dönem başlatmaktan geçtiğini söylemişti.

Şu ana kadar bu sürecin olumlu istikamette geliştiğini ve yakın zamanda somut adımlar atılmasını beklediklerini ifade eden Erdoğan, ABD ve İran’ın da bu süreci desteklemesi gerektiğine dikkat çekmişti. Bu süreci baltalamak isteyenlere karşı da “hazırlıklı oldukları” mesajını vermişti.

Erdoğan, “Suriye’nin bir ve bütün olarak yeni bir gelecek inşa etmesi için oluşacak iklimden kimsenin rahatsızlık duymaması temel beklentimizdir. Bu süreci terör örgütleri zehirlemek için elinden geleni yapacaklardır. Provokasyonlar tertipleyip oyunlar kuracaklardır. Tüm bunların farkındayız ve hazırlıklıyız” demişti.

Paylaşın

DEM Parti Sordu: Türkiye, Suriye’de Bu Defa Ne Arıyor?

Partisinin genel merkezinde açıklamalarda bulunan DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, “Suriye’de çok karmaşık bir tablo var. Bu tablonun tartışmaya açılması için çok zaman lazım”. DEM Parti olarak şunu hatırlatmak isteriz; çok zaman geçti, 10 yılı aşkın bir savaş halinden bahsediyoruz. Ağır bedelleri oldu bu zamanın. Bu hafta Suruç Katliamının yıldönümü. Böyle bedellerden bahsediyoruz. 10 Ekim Gar Katliamı, Reyhanlı, 5 Haziran HDP mitingi…” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bunlar çok ağır can kayıpları. Sarsıcı etkileri toplumsal olarak hala devam ediyor. Daha nasıl bir zamana ihtiyaç var? Bu karmaşık tablonun ortaya çıkmasında -buradan Hakan Fidan’a soruyoruz- Türkiye’nin nasıl bir rolü oldu? Bunu kamuoyuna açıklasınlar. Herkesin sorduğu soruyu DEM Parti olarak bir kez daha soruyoruz: Türkiye Suriye’de bu defa ne arıyor? Hakikaten Dışişleri Bakanının dediği gibi bir normalleşme furyası başlayacaksa -ki normalleşme deyip durdukları son aylarda bir normalizasyonun olmadığını hep beraber gördük- nasıl bir normalleşme? Eğer Suriye ile ilişkilerde normalizasyon arıyorsanız, bunu geçmişi yeniden düşünerek yapacaksanız.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, parti genel merkezinde devam eden Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısına dair basın toplantısı düzenledi. Doğan, şunları söyledi:

“Hepinizi DEM Parti adına sevgi, saygı ve dostlukla selamlıyorum. MYK’mız devam ediyor. MYK’mızın şu saate kadar sürdürdüğü ve sürdürmekte olduğu bazı başlıkları sizlerle paylaşacağım. Tabii ki değişen gündemlerimiz ve aslında değişmeyen gündemlerimiz var. Bu değişiyor gibi görünen gündemleri de değişmeyen gündemler içinde değerlendirmek gerekiyor. En önemli başlıklardan biri Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler. Her yanı sarmış bir çatışma hali. İşte bu savaş ve çatışma haline ilişkin bir siyasal süreç değerlendirmesiyle başladı toplantımız. Neleri konuştuk ve konuşuyoruz?

Bir yandan Filistin’de hala yaşanmakta olan acılar, diğer yandan Irak Kürdistan Bölgesindeki son gelişmeler, yine acı deneyimleri ve dünü hatırlatan gelişmeler ve tabii ki Suriye ile ilgili yaşananlar. Yani tabiri caizse Gazze’den Amediye’ye kadar her yanı savaş ve çatışma hali sarmış durumda. Bu durumdan Türkiye de çok ağır ekonomik maliyetler, siyasal sonuçlar ve ne yazık ki can kayıplarıyla yıllardır etkileniyor. Yıllardır DEM Parti olarak yapılması gerekenlerin altını çiziyor, uyarılar yapıyor ve çağrılar yapıyoruz. Başka bir dünyanın mümkün olduğunu göstermek için mücadele ediyoruz. Bu politikalardan vazgeçilmediği sürece ne yazık ki milliyetçilik ve ırkçılık yükseliyor. Halklar karşı karşıya getirilmek isteniyor, bu hedefleniyor.

Malumunuz olduğu üzere İmralı’da süren tecrit gündemlerimizin başında geliyor. Hapishanelerin durumu ve hasta tutsakların hali. Dün Sincan Cezaevinde bazı tutuklu arkadaşlarımızı ziyarete gittim, cezaevi gözlem ve idare kurullarının yaşattığı zulmü bir kez daha dinledim. Bu bile tek başına hapishanelerin durumunun ne kadar kritik bir hal aldığını bir kez daha gösteriyor. İmralı’da Sayın Öcalan’a yönelik uygulanan tecritten (ki yalnızca onunla sınırlı kalmıyor, İmralı’da onunla birlikte kalan tutuklular da tecride maruz bırakılıyor) bahsetmişken, Adalet Bakanlığına yeniden çağrı yapmak istiyoruz. Bu insan hakları ihlalinden, bu insanlık suçundan vazgeçilmesi gerekiyor.

Tecrit ağır bir insanlık suçu ama yalnızca bir insanlık suçu da değil; çünkü İmralı’da tutulan insanların sağlık hakları da ihlal ediliyor. Dolayısıyla yalnızca Adalet Bakanlığına değil Sağlık Bakanlığına da çağrı yapıyoruz. İmralı Ada Hapishanesinde insan hakkı ihlalinden vazgeçmek gerekiyor. Orada tutulan insanların sağlık durumları bir kaygı konusu. Buna dair bir açıklama yapmak gerekiyor. Tekrar tekrar bu çağrıyı yaptık, komisyonlarda sorduk, Meclis Genel Kurulunda sorduk.

Avukat ve aile görüşü hakkının tanınması ve sağlık durumlarına ilişkin açıklama yapılması için başvurular yaptık. Bu konuda sürdürülen tutumdan neden vazgeçilmesi gerektiğini Türkiye’nin yakın siyasi tarihinde denediği yöntemlere bakarak görmek mümkün. Bu hal Türkiye’nin eşitlik, özgürlük, demokrasi ve insan hakları karnesini, zaten ağır olan bu karneyi hafifletmiyor, daha da ağırlaştırıyor. Dolayısıyla tüy gibi hafiflemek mümkünken neden bu kadar ağırlaşmış bir insan hakları karnesinden bahsedelim ki? İmralı Ada Hapishanesinden başlayabiliriz. Böylelikle bundan sonrasına dair de çok önemli ipuçlarını konuşabiliriz şayet isterseniz.

Bugün 15 Temmuz. Türkiye, geçmişteki onca tecrübeden dersler çıkarmak yerine aynı yöntem ve yollarda ısrar ediyor, bundan vazgeçmiyor. Bugün, 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin yıldönümü. Yani yine bir demokrasi kesintisi. Olmayan bir demokrasi sürekli kesintiye uğruyor. O günlerde açıklama yapan iktidar temsilcileri darbe mekaniğinin son bulduğunu söylemişti, oysa hala işliyor. Darbe mekaniğinin hala işlediğini söyleyen tek parti neredeyse DEM Parti. Nasıl işliyor birlikte hatırlayalım. Önce hatırlatmam gereken bir şey var ki DEM Parti ve temsil ettiği siyasi gelenek olarak her koşulda ve şartta her türlü darbe ve askeri kalkışmaya karşıyız.

Yıllardır bunun mücadelesini veriyoruz. Demokratik zeminin bu tür kalkışmalarla kesintiye uğratılmasına karşı mücadele etmek için onlarca yıldır büyük bedeller ödüyoruz. Türkiye’nin o gün olduğu gibi bugün ivedi olarak ihtiyaç duygu şey daha çok demokrasi, özgürlük, eşitlik, adalet ve demokratik siyasettir. Bugüne kadarki tecrübemizden biliyoruz ki her türlü darbenin ve askeri kalkışmanın ardında ve arkasında gizli saklı tutulan ve bir türlü yüzleşilmek istenmeyen siyasi güçler var. İşte bu karanlık koalisyonlar, Türkiye’de bugüne kadar daha koyu karanlık günlerin yaşanmasına ve Türkiye’nin bu bedelleri ödemesine neden oldu. Bu yapılar saklandı, saklanmaya devam ediyor. O yüzden 15 Temmuz vesilesiyle bu yapılarla yüzleşilmesine Türkiye’yi ve iktidarı davet ediyoruz.

Bakınız o günlere gidelim. Partimizin bir araştırma önergesinden alıntı yaparak bugünü değerlendirmeye davet ediyorum sizi. Hiç kabul edilmeyen, sürekli reddedilen araştırma önergelerimizden biri. Kabul edilip bir araştırma komisyonu kurulsaydı Meclis Genel Kurulunun kararıyla acaba Türkiye’de neler değişebilirdi? Ama darbe girişimi karanlıkta kaldı. Ne söylendi? O askeri kalkışmanın bastırılması için OHAL’e ihtiyaç duyulduğu söylendi.

Daha çok demokrasi, daha çok özgürlük değil olağanüstü hal ilan edildi. Ancak bir başka darbeyle mümkün olabilecek hukuksuzluklar silsilesi yaşandı ki hala yaşanıyor. Hukuksuzluklar yaygınlaştı, keyfilik ve belirsizlik başladı. Bu iklimin önüne geçecek bir ortam yaratmak yerine bugünkü rejimin tesisi için adeta yaşananlar -çok üzülerek belirtiyoruz ki- bir fırsata dönüştürüldü. Ne oldu akabinde? Kayyımlara da bu şekilde yol açıldı. Bugün yaşadığımız farklı adaletsizliklere ve eşitsizliklere ilişkin yollar da böyle döşendi.

O halde tekrar edelim: 15 Temmuz 2016’da yaşananlarla yüzleşmek, o gün bu ülkeye yaşatılmak istenenleri kimlerin neden yaşatmak istediğini açığa çıkarmak öncelikli olarak iktidarın görevidir. Bu görev hala orta yerde duruyor. Bu konuda iktidarı tekrar daha sahici, açık, şeffaf bir şekilde sorumluluk almaya ve bunların siyasi sorumlularıyla yüzleşmeye davet ediyoruz. Yalnızca iktidar değil muhalefet partileri de bunu bir demokrasi sorunu olarak ele almak yerine ne yazık ki milliyetçiliği körüklemeyi tercih etti. O günden bugüne 15 Temmuz’u adeta kendi tabanlarını konsolide etmenin bir aracı olarak gördüler.

Sevgili arkadaşlar 15 Temmuz 2016’da yaşananları değerlendirerek başladık ama yine MYK’mızın gündem başlıklarına dönmek istiyorum. Hiçbirini birbirinden ayıramadığımız iç politika ve dış politika meseleleri en az 10 yıldır bu haliyle masada duruyor. Nasıl duruyor? Belki yalnızca yanlış politika demek, bunları indirgemeci bir yaklaşımla ifade etmek olur. Çünkü sadece yanlış politika diyemeyeceğimiz kadar çok ağır bedellere mal olan bir dış politikadan bahsediyoruz. Mesela bakınız Irak Kürdistan Bölgesinde yaşananlara.

Çok büyük bir endişeyle takip ediyoruz ve canımız yanıyor orada yaşananları takip ederken. 90’lı yıllarda zorla sınır hattında köyler boşaltıldı. Milyonlarca insan zorla yerinden edildi de ne oldu? Bugün Türkiye o gün aldığı kararların tazminatını ödüyor hala. Dolayısıyla bunlara yalnızca yanlış politika demek yetmiyor. Bunlar maksatlı olarak yapılan ve değişen iktidarlara rağmen değişmeyen politikalar. O halde adını doğru koymak gerekiyor. Kürtler yaşadıkları tüm coğrafyalarda; Türkiye, Irak, İran, Suriye ve hatta diaspora da dahi varlık mücadelesi vermek durumunda kalıyor. Son derece meşru bir hakkı kullanıyorlar bu saldırılara karşı. Daha önce bu çok acı bir şekilde tecrübe edildi.

Hiçbir güç, halkları tekrar bu kötü tecrübeleri yaşayacak günlere götürmemeli. Ankara, Bağdat, Şam, Erbil arasında kurulacak bir ittifak savaş ve çatışma ittifakı olmamalı. Eğer bir ittifak kurulacaksa da bugüne kadar kurulanın tam tersine savaşa karşı halkların kazanımını koruyacak bir ittifak olmalı. Hiçbir güç bu coğrafyada yaşayan Kürtleri karşı karşıya getirmemeli, hiçbir güç bunun hesabını yapmamalı. Buna dönük yapılacak hesaplar tarihten hatırlanacağı üzere boşa çıkan ve ne yazık ki ağır bedeller getiren hesaplardır. Bu hesapları yapan bütün güçleri bu hesapları yapmaktan vazgeçmeye çağırıyoruz. Hiçbir Kürt gücü de bu hesapların parçası olmamalıdır. Bu dönemde yapılacak hesap daha çok barış olmalıdır, bir arada yaşam olmalıdır.

“Türkiye Suriye’de bu defa ne arıyor?”

Ne yapılıyor Kürtlerin yaşadığı coğrafyalarda? Kilometre derinlik hesapları yapılıyor. Oraya 30 kilometre, buraya 40 kilometre… Bu yapılan uluslararası hukuka da aykırıdır. MYK’mız bu gelişmeleri yani Irak Kürdistan Bölgesinde yaşananları ve Suriye’ye ilişkin verilen mesajları birbirinden ayrı bir şekilde ele almıyor. Bizzat Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın açıklamasından alıntılar yapmak istiyorum: “Suriye’de çok karmaşık bir tablo var. Bu tablonun tartışmaya açılması için çok zaman lazım”. DEM Parti olarak şunu hatırlatmak isteriz; çok zaman geçti, 10 yılı aşkın bir savaş halinden bahsediyoruz. Ağır bedelleri oldu bu zamanın. Bu hafta Suruç Katliamının yıldönümü.

Böyle bedellerden bahsediyoruz. 10 Ekim Gar Katliamı, Reyhanlı, 5 Haziran HDP mitingi… Bunlar çok ağır can kayıpları. Sarsıcı etkileri toplumsal olarak hala devam ediyor. Daha nasıl bir zamana ihtiyaç var? Bu karmaşık tablonun ortaya çıkmasında -buradan Hakan Fidan’a soruyoruz- Türkiye’nin nasıl bir rolü oldu? Bunu kamuoyuna açıklasınlar. Herkesin sorduğu soruyu DEM Parti olarak bir kez daha soruyoruz: Türkiye Suriye’de bu defa ne arıyor? Hakikaten Dışişleri Bakanının dediği gibi bir normalleşme furyası başlayacaksa -ki normalleşme deyip durdukları son aylarda bir normalizasyonun olmadığını hep beraber gördük- nasıl bir normalleşme? Eğer Suriye ile ilişkilerde normalizasyon arıyorsanız, bunu geçmişi yeniden düşünerek yapacaksanız.

O halde açık bir şekilde kamuoyuyla paylaşılması gerekir. Mülteciler konusunda Türkiye ne yapacak? Gönüllü dönüşler dahil olmak üzere nasıl bir planlama yapacak? Suriye’de yaşayan halklar, birleşik ve demokratik bir Suriye’de yaşamak istiyor. Siz de halkların iradesine, onların yaşamak istedikleri şekilde saygı duyuyor musunuz? Orada hem eski pozisyonunuzu koruyacaksınız hem de Suriye ile yeni ilişkiler yaratmak isteyeceksiniz! Bu nasıl mümkün olacak? O halde Türkiye gerçekten ne arıyor Suriye’de?

Eski pozisyon korunarak yeni ilişkilerin olamayacağı ayan beyan ortada. Zaten 31 Mart seçimlerinden önce bu yapılmak istendi ama başarılamadı. Arabuluculuk, kolaylaştırıcılık misyonu yüklediğiniz ülkeler bunu nasıl ve ne maksatla değerlendirdi? Bunları bilmek Türkiye kamuoyunun hakkı. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı herkes dış politikadaki yeni hamlenin gerçekten yeni olup olmadığını bilmek istiyor. Diyorsunuz ki Dışişleri Bakanı olarak, “Cumhurbaşkanımız mücadeleye devam ederek diyalog kapısını hep açık tutar”.

Bu kapı kimlere açık? Nasıl bir diyalog kapısı? Bu diyalog ne üzerine kurulacak? Gerçekten çatışmaların derinleşmemesi için olur yeni politikalar. Arabuluculuk da kolaylaştırıcılık da bunun için olur. Aksi takdirde ortaya çıkan şey çatışmaları derinleştirir. Kolaylaştırıcılık tarafsızlık ile olur. Nasıl bir tarafsızlık? Eşitlikten, özgürlükten, demokrasiden, adaletten ve bu evrensel değerlerin tesis edilmesinden yana olur. Tekrar ediyorum; salt normalleşme kelimesini kullanarak ne iç politikada ne dış politikada normalleşme sağlanamaz.

Yine Hakan Fidan’dan alıntı yapmak istiyorum, kendisi zamanın ruhuna atıfta buluyor. “Zamanın ruhu barışı ve istikrarı aramaya zorluyor”. Evet, zamanın ruhu epeydir barışı ve istikrarı aramaya zorluyor ama barış ve istikrar sizin okuduğunuz haliyle gerçekleştirilemez. Barış ve istikrar, güvenlikçi politikalarla sağlanamaz. Barış ve istikrar, denenmiş yöntemlerin aynılarını tekrar etmekle sağlanamaz. O halde ne yapılması gerekiyor? Gerçekten Suriye ile ilgili yeni bir politika izlediğinin ve bu politikaların da halkların kazanımlarını korumaya ve gözetmeye dönük olduğunun ispat edilmesi gerekir.

Hem Türkiye kamuoyuna hem DEM Parti’ye hem de Suriye’de bulunan diğer güçlere. Daha önce yapılmadı değil yapıldı. PYD ile bu ülkede ilişkiler kuruldu. Bunlar kazandıran politikalardır. Orada yaşayan Kürtleri, Türkiye’nin demokrasi mücadelesi için güçlendirici bir etki yaratacak potansiyel olarak görmek gerekir. Kürtler bir tehdit unsuru değildir; aksine bir arada çoğulcu, eşit, adil bir yaşamın emniyet supabıdır. Böyle yaklaşamadığı takdirde yanlışın daha ötesindeki politikalardan geri dönmek imkansız olur.

Ekonomik maliyetlerden de bahsettik. Hepimiz bunu bireysel hayatlarımızda tek tek yaşıyoruz. Herkesi etkiliyor. Daha önce bununla ilgili bir kampanya açıklamıştık. MYK toplantımızda bu kampanyaya ilişkin değerlendirmeler de sürüyor. Ekmek ve Adalet Kampanyamızla ilgili bazı noktaları paylaşmak istiyorum, son halini sizlerle paylaşıyorum. Mardin Kızıltepe’de 19 Temmuz’da tarım mitingiyle start veriyoruz. Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan katılıyor. Mardin Belediye Eş Başkanlarımız ve milletvekillerimiz katılıyor. İl ve ilçe örgülerimiz ve yöneticilerimiz katılıyor.

19 Temmuz saat 17:00’de Kızıltepe’de yapılacak mitingle Ekmek ve Adalet Kampanyamızı başlatacağız. Komisyon Eş Sözcülerimiz İbrahim Akın ve Sevtap Akdağ da bununla ilgili açıklama yaptı. Tarım mitinginden sonra 25 Temmuz’da Ağrı’da bir esnaf buluşması gerçekleştireceğiz. Yine Gürbulak Sınır Kapısında bir açıklama olacak ve buluşma gerçekleştireceğiz. 28 Temmuz’da Batman’da emek buluşması planlıyoruz. 29 Temmuz’da Hatay’da rezerv alanında bir buluşma olacak. Tabii deprem mağdurlarıyla da buluşacağız.

7 Ağustos’ta Iğdır’da bir tarım buluşması ve aynı zamanda kadın işçilerle buluşma gerçekleştirilecek. 11 Ağustos’ta Kocaeli Gebze’de tersane işçileriyle buluşulacak. 17-18 Ağustos’ta Antalya’da turizm işçileriyle bir buluşma gerçekleştireceğiz. 19 Ağustos’ta İzmir’de emeklilerle bir buluşma gerçekleşecek. 20 Ağustos’ta İzmir’de bir ekoloji buluşması planlıyoruz ve 21 Ağustos’ta Manisa’da tarım işçileriyle buluşuyoruz. Kadın Meclisi Sözcümüz Halide Türkoğlu kadın buluşmalarımızı açıklayacak. Temmuz ve Ağustos ayı boyunca daha pek çok il ve ilçede emekçilerle buluşacağız. İlerleyen günlerde bunu daha ayrıntılı bir şekilde kamuoyuna açıklayacağız.”

Paylaşın

CHP Lideri Özel “Erken Seçim” Çağrısını Yineledi

Katıldığı bir televizyon programında açıklamalarda bulunan CHP Lideri Özgür Özel, “Bu kadar büyük bir kriz içerisinde, bu kitlelerin sesi duyulmazsa seçimden başka bir çare yok” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Habertürk canlı yayınında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Özgür Özel’in açıklamalarından öne çıkanlar şu şekilde:

15 Temmuz: Burası Meclis, Meclis demek halkın iradesi demek. Anayasa’ya göre seçimlerin yapıldığı, o seçim sonuçlarına göre kendiliğinden toplanan bir Meclis’teyiz. Halkın iradesi neyse onun üstünde hiçbir şey olmaması gerekir. Bütün darbecilerin hedefi hep Meclis olmuştur.

Rahmetli Kamer Genç, ‘bunlar bir gün başınıza bela olur’ demişti. O günlerde devletin elindeki istihbarata göre bunlar bir darbeye kalkışabilirler bilgisi vardı. 33 bin subay vardı, 11 bini FETÖ’cülükten ordudan atıldı. 100 kurmay subaydan 84’ü terör örgütü ile iltisaklı ve irtibatlıydı.

Bunlar sistematik bir şekilde yıllardır bugüne hazırlanıyormuş. Askeri Şura yaklaşıyordu ve bunlar planlarını öne çekti. Gece 3’te yapacakları darbeyi bir subayın MİT’e ihbarda bulunmasıyla saat 21’e çektiler. Bunlar bir gün Cumhuriyet yönetimini devirip yerine FETÖ’yü getirmek için hazırlık yapıyordu. 2015 MİT raporu var, o raporda Mehmet Dişli’nin ihraç edilmesi gerekiyor deniliyor ama gereği yapılmıyor.

Ben siyasette diyalogdan yanayım. Yenikapı’ya şu partileri çağıralım, bu partileri çağırmayalım diye başlandı. Yenikapı’dan ziyade Meclis’te toplanarak 1920 ruhuna dönülmeliydi. Türkiye’nin tek yumruk kalmayı başarması lazım. 15 Temmuz gecesi tek yumruk olundu ama sonra tek yumruk kalınamadı. Hatanın büyük kısmı iktidara aittir. Ancak tek yumruk kalamamakta hiçbirimiz masum değiliz.

Cemaatler tarikatlar devlet yönetmek için ortaya çıkmış yapılar değildir. Bunlara mensubiyet devlet görevinde bir kriter olamaz. Ama bugün başka tarikatlar belli yerlerde kümeleniyor. Devletin belli bir düzeni vardır. İktidarlar değişince gelenin bütünüyle devleti ele geçirmeye çalıştığı bir anlayış olmaz.

Erken Seçim: Halk isterse erken seçim olur demiştim. Maalesef yerel seçimlerden bugüne yürütülen ekonomi politikası ülkenin kötü yönetildiğini gösteriyor. Milletin talebini görüyorum. Bu kadar büyük bir kriz içerisinde, bu kitlelerin sesi duyulmazsa seçimden başka bir çare yok.

CHP iktidar olduğunda kurumları ele geçirmeye değil, bir daha ele geçirilemeyecek şekilde düzenlemeler yapmaya hazırlanıyor. Biz gelip de basını ele geçirelim istemiyoruz. Bir daha kimse basını ele geçiremesin istiyoruz. Gelip de yargıyı ele geçirme niyetinde değiliz. Kimse yargıyı ele geçiremesin derdindeyiz.

Suriye: Biz ilk önce doğrudan resmi bir talepte bulunmadık. Arka kapı diplomasisiyle ne düşünüldüğüne baktık. Bize dönen yaklaşımın resmi bir talep olursa olumlu bakılacağı yönündeydi. Resmi talebimizi yaptık birkaç gün önce. Biz de görüşsek sayın Erdoğan da görüşse Türkiye’nin lehine bir durum olduğunu düşünüyorum.”

Paylaşın