Akıllı Telefon Kullanıcılarının Yarıdan Fazlası Yan Etkilerden Şikayetçi

Almanya’da ticari danışmanlık hizmeti veren Deloitte tarafından yapılan bir ankete katılan katılımcılarının yüzde 56’sı akıllı telefon kullanımı kaynaklı pek çok yan etkiden şikayet ediyor. 

Katılımcıların, akıllı telefon kullanımı ile ilgili en fazla dile getirdiği şikayet, yüzde 48 ile uyuyamama sorunu. Bunu yüzde 40 ile başka işlere odaklanamama ve yüzde 36 ile sürekli akıllı telefonu eline alma isteği izliyor.

Deloitte’un teknoloji, medya ve iletişim birimleri yöneticisi Andreas Gentner, “Akıllı telefonlar her ne kadar şu an hiç olmadığı kadar popüler olsa da, ekran karşısında geçirdiği uzun sürelere eleştirel bakan insan sayısı artıyor” ifadelerini kullanıyor.

Almanya’da yapılan bir ankete göre akıllı telefon kullanıcılarının yarısı, telefonuyla gereğinden çok daha fazla zaman geçirdiğini düşünüyor. Ticari danışmanlık hizmeti veren Deloitte şirketi tarafından yapılan ankete katılan 2 bin kişinin yüzde 49’u, akıllı telefonların çok fazla zamanını aldığını ifade ederken, bu oran 35 yaş altı kişilerde yüzde 84 oldu.

Akıllı telefonların aşırı kullanımının, çeşitli sağlık sorunlarını da içeren çok sayıda yan etkisi var. Anket katılımcılarının bazıları odaklanma sorunu, uyuyamama, baş ağrısı ve diğer ağrılardan muzdarip olduğunu ifade ederken, yüzde 48’lik bir kesim, son bir yılda akıllı telefonla geçirdiği zamanın arttığını belirtti.

Anket, son yıllarda akıllı telefonla geçirdiği zamanı azaltmak isteyen kişi sayısının da geçen yıllar içinde arttığını ortaya koyuyor. 2019 yılında yapılan, bundan önceki son araştırmada, katılımcıların yüzde 38’i akıllı telefonu ile gereğinden fazla zaman geçirdiğini dile getirmişti.

Anket sonuçlarını değerlendiren Deloitte’un teknoloji, medya ve iletişim birimleri yöneticisi Andreas Gentner, “Akıllı telefonlar her ne kadar şu an hiç olmadığı kadar popüler olsa da, ekran karşısında geçirdiği uzun sürelere eleştirel bakan insan sayısı artıyor” ifadelerini kullanıyor. Her yaştan anket katılımcılarının yüzde 56’sı, çok fazla oyalanmadan farklı ağrılara kadar, akıllı telefon kullanımı kaynaklı pek çok yan etkiden şikayet ediyor.

Katılımcıların, akıllı telefon kullanımı ile ilgili en fazla dile getirdiği şikayet, yüzde 48 ile uyuyamama sorunu. Bunu yüzde 40 ile başka işlere odaklanamama ve yüzde 36 ile sürekli akıllı telefonu eline alma isteği izliyor. 25 yaş altı grupta akıllı telefon kullanımının olumsuz yan etkileri olduğunu dile getirenlerin oranı ise yüzde 93.

Deloitte’in araştırmasına katılan 2 bin kişinin yüzde 70’i akıllı telefon kullanımını azaltmaya çalıştığını belirtirken, akıllı telefonsuz bir hayat sürebileceğini düşünenlerin oranı yüzde 3 oldu.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Suriye İle Normalleşme: Erdoğan’dan Esad’a Çağrı

Kabine toplantısının ardından açıklamalarda bulunan Erdoğan, Beşar Esad’a isim vermeden çağrıda bulunarak, “Karşılıklı saygı ve müşterek menfaatler temelinde daha önce karşımızda konumlanan ülkelerle dahi ilişkilerimizi güçlendirdik. Tüm bunları malum çevrelerin körüklediği eksen tartışmasına rağmen başardık” dedi ve ekledi:

“Dostlarımızın sayısını çoğaltmaya büyük önem veriyoruz. Büyük güçler arasındaki paylaşım kavgasının hızlandığı bir dönemde dış siyasette yeni denklemler kurmamız Türkiye için tercihten öte ihtiyaçtır. Bu açılımlara komşularımızla birlikte diğer ülkelerin de muhtaç olduğunu görüyoruz. Bunun için sıkılı yumrukların açılmasında fayda olduğunu görüyoruz.”

Kabine, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında Beştepe’de toplandı. Yaklaşık 1 saat 15 dakika süren toplantının ardından Erdoğan, açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Aşure günü: Bugün idrak ettiğimiz Aşure Günü’nü canı gönülden tebrik ediyorum. Tutulan oruçların, yapılan ibadetlerin Hak katında kabul olmasını gönülden niyaz ediyorum. Bu ay Kerbela hadisesi sebebiyle bizim için hüzün ve keder ayıdır. Hz. Hüseyin ehl-i beyitten 72 müminle birlikte bugün şehit edilmiştir. Kerbela faciasının 1385. yıldönümünde şehitlerin sultanı Hz. Hüseyin efendimizi ve yârenlerini bir kez daha yâd ediyoruz.

Bu akşam külliyemizde sevgili canları külliyemizde misafir edeceğiz. Kerbela katliamı üzerinden bizi bölmek, aramıza nifak ve fitne tohumları serpmek isteyenlere fırsat vermeyeceğiz. İslam alemini ilgilendiren her meselede olduğu gibi Kerbela olayında olduğu gibi birleştirici tutumumuzu devam edeceğiz. Alevi-Bektaşi kardeşlerimizle yakın istişare halinde olmayı sürdüreceğiz. Aşure gününün bütün milletimiz için barışa, kardeşliğe ve muhabbete vesile olmasını diliyorum.

Gazze Şeridi, NATO, Suriye: Dış siyasette oldukça yoğun görüşme ve ziyaret trafiğimiz oldu. Önce Şangay işbirliği teşkilatının 24. zirvesine şeref konuğu olarak Kazakistan’ın başkenti Astana’ya gittik. Orada çok hayırlı neticeler doğuracak kritik temaslar gerçekleştirdik. Rusya ve Çin’le olan işbirliğimizi ticaret, turizm, ulaştırmadan yatırıma kadar her alanda ilişkilerimi geliştirme azmindeyiz. Bu tür yatırım ortaklarıyla ikili ticaretimizi daha dengeli ve sürdürülebilir seviyeye getirmeyi hedefliyoruz. Ülkemiz ekonomisine katma değer sağlayacak her türlü yatırıma kapımız ardına kadar açıktır. Yeter ki yatırım meselesi siyasi manivela olarak kullanılmasın.

Astana’nın ardından Şuşa’daki Türk devletleri teşkilatı gayriresmi ziyaretine katılmaktı. Ancak millilerimizi yalnız bırakmamak için planımızda ufak bir değişiklik yaptık. Biz de Bizim Çocuklara destek vermek üzere Berlin’e geçtik. UEFA’nın Merih Demiral’la ilgili kararı kendilerine zarar vermiştir. Buradan bizlere büyük gurur yaşatan A milli takımımızı yürekten tebrik ediyorum. Gurbetçi kardeşlerimize ayrıca teşekkür ediyorum. İngiltere’yi yenerek Avrupa Şampiyonu olan İspanya’yı kutluyorum. Paris Olimpiyatlarında yarışacak sporcularımıza şimdiden başarılar diliyorum.

NATO liderler zirvesi Türkiye’nin NATO içindeki vazgeçilmez rolünü tekrar teyid etmiştir. Bu tarihi zirvede savunma sanayi ve terörle mücadele başta olmak üzere müttefiklerimizden beklentilerimizi ifade ettik. Halen arzu ettiğimiz işbirliğinin çok uzağındayız. Müttefiklerimiz tarafından ülkemize binbir nazla verilen silahlar terör örgütünden çıkıyor. İttifak dayanışma ve müttefiklik ruhuyla bunların bağdaşmadığı açıktır.

7 Ekim’den bu yana Gazze’deki kardeşlerimizin maruz bırakıldığı katliamları gündeme getirdik. Türkiye olarak mevcut İsrail yönetimi ateşkese zorlamak amacıyla tüm imkanları seferber etmiş durumdayız. Uluslararası Adalet Divanı’nda İsrail aleyhine açılan soykırım davasına müdahil olma kararımız bir diğeriydi. Filistin’de kalıcı barış tesis edilene kadar İsrail’le NATO nezdinde işbirliği yapılması yönündeki girişimlere onay vermeyeceğiz.

Bu konudaki kararlı duruşumuzu zirvede açık açık vurguladık. İsrail’in soykırım politikası devam ettikçe tutumumuzu değiştirmeyiz. 7 Ekim’den bu yana her türlü zulmü, barbarlığı ve vahşeti sergilemesine rağmen Filistin halkının direniş azmini kıramadı. 40 bine yakın şehide ve üzerlerine yağan bombalara karşı tüm dünyaya vatanperverlik dersi veren Filistinli kardeşlerimizi hürmetle selamlıyorum. Kandan, gözyaşından ve işgalden beslenen zalimler rahatsız olsa da Filistin’in yanında dimdik duruyoruz ve duracağız.

Türkiye coğrafi, beşeri, ekonomik ve tarihi bağları itibariyle tek bir bloğa sıkıştırılamayacak bir ülkedir. Bizim için batı dünyası ile ilişkilerimizi ilerletmek ne kadar önemli ise Asya, Afrika ve Latin Amerika’ya kadar işbirliğimizi güçlendirmemiz aynı derecede önemlidir. Bizi kimsenin dar kalıplarına hapsedilmesine izin vermeyiz. Ne batı için doğuya sırtımızı döneriz ne de doğu için batıyı ihmal ederiz. Son 22 yılda Türkiye’nin nüfuz alanını genişletmek için tarihi adımlar attık.

Karşılıklı saygı ve müşterek menfaatler temelinde daha önce karşımızda konumlanan ülkelerle dahi ilişkilerimizi güçlendirdik. Tüm bunları malum çevrelerin körüklediği eksen tartışmasına rağmen başardık. Dostlarımızın sayısını çoğaltmaya büyük önem veriyoruz. Büyük güçler arasındaki paylaşım kavgasının hızlandığı bir dönemde dış siyasette yeni denklemler kurmamız Türkiye için tercihten öte ihtiyaçtır. Bu açılımlara komşularımızla birlikte diğer ülkelerin de muhtaç olduğunu görüyoruz. Bunun için sıkılı yumrukların açılmasında fayda olduğunu görüyoruz.

Bölgesel işbirliğinin ve dayanışmayı ne kadar artırırsak giderek büyüyen tehditler karşısında o derece mukavemet kazanırız. Küresel siyasetin istikrara kavuşamaması küresel ekonominin çözüm yollarını tıkamaktadır. Büyüme, istihdam ve enflasyonla ilgili kötümser hava hala ortadan kalkmadı. Hafta sonu sayın Trump’a düzenlenen menfur suikast dünyadaki mevcut kırılganlıkları gözler önüne sermiştir. Suikast girişimini bir kez daha lanetliyor, Trump’a ve ailesine bir kez daha geçmiş olsun diyorum.

TÜRKSAT 6A: Küresel sistemde yeni denge arayışları artarak devam ediyor. Bu olumsuz iklime rağmen hedeflerimizden kopmuyoruz Evlatlarımıza bırakacağımız miras olan Türkiye Yüzyılı inşası için yoğun çabanın içindeyiz. Geçen hafta TÜRKSAT 6A’nın uzay yolculuğu fiilen başladı. 3 ay sonra operasyona alacağız. TÜRKSAT 6A ile haberleşme uydusu üreten ilk 11 ülke arasına girdik. Yeni uydumuz dışa bağımlılığın azaltılması yönünde önemli kilometre taşı olacak.

Kahramanmaraş merkezli depremler: 6 Şubat depremlerinde yıkılan şehirlerimizin yeniden imarı gündemimizin en tepesindeki yerini korumaktadır. Şimdiye kadar 76 binden fazla afet konutunu hak sahiplerine teslim ettik. Hedefimiz yıl sonuna kadar 200 bin konutun teslimatını gerçekleştirmektir. 2025 senesi bitmeden önce evine girmeyen hiçbir depremzede kardeşimizi bırakmayacağız. Afetzede kardeşlerim şunu çok iyi bilsin; şahsımızın ve hükümetin bir eli daima deprem bölgesinin üzerindedir.

Karşılaşılan sıkıntıları, yapılan işleri an be an takip ediyoruz. Deprem bölgesinde yaşayan insanlarımızla aramıza kimseyi sokmamakla kararlıyız. Biz milletle seçim meydanlarında yaptığı sözleşmesine sadık bir iktidarız. Meydanlarda atıp tutanların halktan yetki alınca nasıl çark ettiklerini hep beraber görüyoruz. Orada burada gün aşırı miting yaparak kendi beceriksizliklerinin üstünü örtmeye çalışıyorlar.

Beşiktaş’ta rızkının peşinde koşan 29 emekçi kardeşimiz ihmallerin kurbanı oldu. Antalya’da teleferik faciası yaşandı. İstanbul’da bir çocuk parkında 5 yaşındaki bir evladımız boğularak can verdi. Geçtiğimiz günlerde aynı beceriksizliğin faturasını bu sefer İzmir Konak’ta ödedik. 2 vatandaşımız yürek yaka şekilde vefat etti. Bu facialarda vebalı olanlar çıkıp milletten bir kez olsun milletten özür dilemedi.

Acılarını bir nebze olsun dindirecek açıklama yapmadılar. Hiçbir şey olmamış gibi yollarına devam ettiler. Bunun mazur görülebilir hiçbir yanı yoktur. Ne siyaseten ne vicdanen anlaşılabilir tarafı yoktur. İnsan hayatına malolan iş bilmezliklere bir dur verilmesi gerekiyor. Bu skandallarda payı olanların hukuk önünde hesap vermesi için gereken neyse yapıyoruz ve yapacağız. Konak’taki hadisede hayatını kaybeden kardeşlerimize Allah’tan rahmet, acılı ailelerine sabır niyaz ediyorum.

Ekonomik gelişmeler: Sokağa, çarşıya, pazara kulak tıkayan hükümet olmadık bugün de olmadık. Bazı kesimlerin hayat pahalılığı sebebiyle yaşadığı zorlukların bilincindeyiz. Amacımız ekonomimizi, enflasyonu tekrar körükleyecek kısır döngüye sokmadan vatandaşlarımızın refahını kalıcı olarak yükseltmektir. Türkiye’ye geçmişte ağır faturalar ödetmiş popülizm batağına düşmemek için politikalar yürütüyoruz.

Geçen aydan itibaren enflasyonun ateşi düşmeye başladı.İnşallah önümüzdeki aylarda bu süreç daha da ivmelenecek. Sene sonu enflasyonda hedeflediğimiz seviyelere indireceğiz. Belli başlı sektörlerde filan balonu yavaş yavaş sönüyor. Orta vadeli programın etkileri görüldükçe ekonomi kurmaylarımıza yıpratma kampanyaları yoğunlaşmaktadır. Sabır ve kararlılıkla yol haritamızı uygulamaya devam edeceğiz. İstihdam konusunda işgücü verilerimiz gayet güzel geliyor.

İşsizlik oranı bir önceki yıla göre 1,1 puan azalarak yüzde 8,4 seviyesine geriledi. İhracat tarafında yakaladığımız ivmeyi sürdürüyoruz. Cari açıkta iyileşme aynı şekilde devam etmektedir. Merkez Bankası brüt rezervi tüm zamanların rekorunu kırdı. Ekonomiye dair birçok düzenlemeyi içeren kanun teklifi Meclisimizin takdirine sunuldu.”

Paylaşın

Özgür Özel’den “Parlamenter Sistem” Çıkışı

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “CHP artık güçlendirilmiş parlamenter sistem demiyor mu?” eleştirilerine yanıt verdi:

“Açık söylüyorum, her konuda bu ülkeyi nasıl yöneteceğimizi, işçiler, emekçiler, gazeteciler, basın özgürlüğü için, en üst düzeylerde demokratik standartlarda hak arama mücadelelerine destek vermek için, tarım, milli eğitim, dış politika, savunma sanayii için bu partinin önerileri vardır, bu ülkeyi nasıl yöneteceğini hem kademe kademe önümüzdeki seçime doğru tüm şeffaflığıyla vurgulayacaktır. Bu ülkenin yönetim sistemi için de CHP’nin vazgeçmediği tercihi, güçlü bir parlamentodur, parlamenter sistemdir. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin haftalık grup toplantısında gündeme yönelik açıklamalarda bulunuyor. Özel’in açıklamasından öne çıkanlar şöyle:

Yıllarca mücadele ettik. Meclis tutanaklarında mevcuttur; Kamer Genç yıllarca uyarıda bulundu. O gece 16 arkadaş genel merkezimizde toplandık. Kısa bir değerlendirmeden sonra dedik ki tüm darbeler Meclis’i kapatır. Bizim teklifimizle Meclis’i Sayın İsmail Kahraman açtı. Biz o gün darbelerden medet ummadığımızı ifade ettik. Kim darbeye yeltenirse karşısındayız. Demokrasinin arkasındayız.

Parlamenter sistem: Zaman zaman diyorlar ki; ‘CHP artık güçlendirilmiş parlamenter sistem demiyor mu?’ Açık söylüyorum, her konuda bu ülkeyi nasıl yöneteceğimizi, işçiler, emekçiler, gazeteciler, basın özgürlüğü için, en üst düzeylerde demokratik standartlarda hak arama mücadelelerine destek vermek için, tarım, milli eğitim, dış politika, savunma sanayii için bu partinin önerileri vardır, bu ülkeyi nasıl yöneteceğini hem kademe kademe önümüzdeki seçime doğru tüm şeffaflığıyla vurgulayacaktır.

Bu ülkenin yönetim sistemi için de CHP’nin vazgeçmediği tercihi, güçlü bir parlamentodur, parlamenter sistemdir. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. 15 Temmuz’da hiç asılmayan binalara Atatürk resimleri asanlar, hata yaptık, sadakata baktık liyakata değil diyenlerin, şimdi aynı hataları tekrar ettiklerini görüyoruz. O yüzden, iyi yetişmiş, liyakatli kadroların ve kesinlikle cemaatlere, partilere, kişilere değil, devlete olan sadakatin öneminin altını çiziyorum.

Bahçeli’nin elini öpen müdür: Aynı hataların tekrar başladığı bir süreçteyiz. Devlete olan sadakatin altını çiziyorum. Dün gördüğüm bir şaşkına da söylüyorum ki sen devletin polisi olmayı yanlış anlamışsın. Yanlış Devlet’in eline sarılmışsın. bir siyasiye saygı gösterilmesi eyvallah. O siyasinin bunu nasıl karşıladığı kendi tercihidir. Ama bu devletten maaş alan, bu milletin tamamı için görev yapması gereken birilerinin bu ülkede siyasette küçük bir kısmının temsiline el etek öpmesini asla kabul etmiyoruz nokta.

Bundan sonraki süreçte devletin memuru, devletin memuru gibi davranacak, böyle basit konularla Türkiye gündemini işgal edilecek işlere girişilmeyecek. Siyasiler de üzerine düşen yükümlülüğün farkında olacaklar. Ben bir devlet memurunun, bir siyasi liderin eline sarılmasında muhatap hangimiz olursa olsun o devlet memuruna üstlendiği vazifenin gereğini hatırlatma gereğinde bulunurum.

İzmir’deki faciada kusuru olan kim varsa cezalandırılacak. CHP Genel Başkanı olarak hepinize söz veriyorum. Bu mesele ile ilgili arkadaşlarım bir Meclis araştırma komisyonu kurulması için başvuracak. Bunun için hep birlikte çalışacağız. Bir kaza olursa belki de ucu bize dokunacaklar hayır diyorum, belki de ucu bize dokunacak. Ama kaldırın engelleri diyorum.

İğneada’da Sisli Vadisi’nde 6 vatandaşımız sel geldi boğularak öldüler. 10 aydır bir hukuk mücadelesi var. Tesisin kaçak olduğu, yıkım kararı olduğu ama uygulanmadığı öğrenildi. Kamu görevlilerinin yargılanmalarına izin verilmiyor. Biz ailelerin yanında olacağız. İğneada davasında mağdurların sonuna kadar arkasındayız.

Çevre ve Şehircilik Bakanı bumerang gibi. Millet atıyor, o geri geliyor. Bumerang bakan. Çıktı ve inanılmaz açıklamalarda bulundu. Erdoğan bir yılda 650 bin konut sözü verdi. 1,5 yılda 76 bin konut yaptılar. Şimdi çıkmış Bakan diyor ki; ‘2025 sonuna kadar bütün konutlar bitecek.’ Kardeşim, hanginize inanacağız? Seni atayan dolma kalemin sahibi ‘Bir yıl sonra evler yapılacak, oyu bana verin’ dedi. İnsanlar onun bu sözüne güvendi, ona yetkiyi verdi, o yetkiyle o seni atadı, sen diyorsun ki; ‘3 yıl bitince evler bitecek.’ 3 yıl diyor.  Yani daha 1,5 yıl konteyner, çadır, soğuk, güneş, toz, toprak…

Can Atalay: Bugün enteresan bir konuyu sizlerle konuşmak isterdim. Konu bir hukuk katliamı. Gezi davasından 5 kişi içeride. Hepimizin yerine yatıyorlar. Gezi biziz kardeşim, hepimiz Gezi’deydik. Gezi bizim onurumuzdur. 2 kez beraat edenleri 3. kez yargılayıp mahkeme kararlarına rağmen içeride tutacaksın. Can Atalay milletvekili seçildi, yemin töreninde kürsüye çağrıldı. Salmadılar gelsin.

Oy birliğiyle insan hakları komisyonuna seçildi kapıyı kapattılar ‘salmayız’ dediler. Yani millete, Meclis’e direniyor birileri. AYM 25 Ekim’de hak ihlali diyor. 8 Kasım’da Yargıtay bu işlemi yok sayıyor. AYM yine hak ihlali kararı veriyor ama Yargıtay yine direniyor. 30 Ocak’ta milletvekilliği düşürüldü. AYM’den gerekçeli karar bekleniyor. AYM’nin üyelerine sesleniyorum sizi kimin atadığından bağımsız vicdanınızla bir karar verin, verdiğiniz kararın gerekçesini de yazın.

Tuğrul Türkeş: 7 yılı geçen bir süredir içeride yatan Osman Kavala ile ilgili bugün Tuğrul Türkeş bir açıklama yaptı. Milliyetçi hareketten gelen herkesin başbuğ dediği Alparslan Türkeş’in oğlu Tuğrul Türkeş. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde Türk heyetinin başkanıdır. Ziyaretimde bana şunu demişti: “Kavala orada tutuklu, biz bu odada hapisiz”. Biz Türkiye için çalışmak istedikçe karşımıza bu dava geliyor. Bu insanların hiçbiri Kavala’yı tanımaz ama sembol davadır. Hakim de cumhurbaşkanı da anayasaya uymak zorundadır.

Tuğrul Bey emek verdi, olmadı. Bugün açıklama yapmış. Diyor ki, “Kavala’yı ziyaret edeceğim”. Hangi Kavala’yı? Biz söyleyince “Vatan hainlerinin adını anıyorsunuz, o ajandır” dedikleri Kavala’yı, Alparslan Türkeş’in oğlu Tuğrul Türkeş ziyaret edeceğini söylüyor ve diyor ki “Gerçek milliyetçilik budur”. Bakalım Tuğrul Bey’e MHP ne diyecek? Gezi Davası’nı inadına sürdürmek, bu insanları inadına içeride tutmak, Tuğrul Bey’in dediği gibi ne milliyetçiliğe sığar, ne vatanseverliğe sığar.

Hayvan yasası: Evet Türkiye’de bir başıboş köpek sorunu var. Ama bunun çözümü için insancıl, akılcı, bilimsel yöntemlerin uygulanması gerekirken, muğlak ifadelerle öldürmeyi meşrulaştıran ve çözümü tamamen belediyelere, uygulayıcıların inisiyatifine bırakan, bakımevi açma zorunluluğunu 2028’e kadar eterleyen, hayvan hakları derken, hayvanların yaşam hakkını tehdit eden bir ölüm yasasını getirdiler.

Yıl 2020 Hayvan Hakları Raporu diyor ki hayvan hakları fonu kurulmalı, yaygın ve etkin kısırlaştırmayla barınak hizmetleri karşılanmalı. Fon parayı nereden alacak? At yarışı, Milli Piyango ve bazı vergilerin küçük kısmı. Bu yıl bu sorun çözülebilecekken sorun tamamen ortada bırakılıyor. Ölüm yasasına bu grubumuz tarihi bir direniş gösterecek.”

Paylaşın

Sağlıklı Beslenmenin Günlük Maliyeti 900 Liraya Dayandı

Gıda madde fiyatları üzerinden yapılan hesaplamaya göre dört kişilik bir memur ailesinin sağlıklı beslenmesi için günlük yapması gereken harcama 88 liraya yükseldi.

Yine dört kişilik bir memur ailesinin, gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar ile yapılması gereken diğer zorunlu aylık harcamalarının toplamı, yani yoksulluk sınırı ise 72 bin 199 liraya çıktı.

Büro Emekçileri Sendikası Araştırma Merkezi (BES-AR), 2024 Temmuz ayı açlık ve yoksulluk sınırını açıkladı. BES-AR’ın yaptığı açıklamada, gıda madde fiyatları üzerinden yapılan hesaplamaya göre 4 kişilik bir memur ailesinin sağlıklı beslenmesi için aylık yapması gereken harcama tutarının Temmuz 2024 için 26 bin 401 lira, tek bir (evli olmayan) çalışanın yaşam maliyeti ise 30 bin 672 lira olduğu belirtildi.

Yine gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı, yani yoksulluk sınırının ise 72 bin 199 lira olduğu belirtildi.

BES-AR’ın açıklamasında, şunlar belirtildi: “Sağlıklı beslenmenin maliyeti günlük 880 lirayı geçti. 2024 yılında da asgari ücret açlık sınırının altında kaldı.Büyükşehirlerde kamu emekçileri, barınma ihtiyacını karşılamak için neredeyse maaşının yüzde 75-80’ini kiraya ödemek zorunda kalıyor. Büyükşehirlerde kamu emekçileri, barınma ihtiyacını karşılamak için öğrenci evi gibi 3 ya da 5 kişi bir arada yaşamak zorunda kalıyor.”

Paylaşın

Sandhoff Hastalığı Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Sandhoff hastalığı nadir görülen bir lizozomal depolama hastalığıdır. Sinir hücrelerinin yıkımına (nörodejenerasyon) neden olur. Bu, düşünme ve hareket etmede sorunlara yol açar. Sandhoff hastalığı, HEXB genindeki zararlı değişikliklerden kaynaklanır.

Haber Merkezi / Bu gendeki zararlı değişiklikler, hücrenin geri dönüşüm merkezlerindeki (lizozomlar) iki enzimin miktarının azalmasına neden olur. Bu enzimler olmadan, belirli yağlar (lipitler) sinir hücrelerinde büyük miktarlarda birikir. Bu, beyne ve omuriliğe (merkezi sinir sistemi) zarar verir. Sandhoff hastalığı, Tay Sachs hastalığına çok benzer.

İnfantil Sandhoff Hastalığı: Sandhoff hastalığının en yaygın türü, bebeklikte hızla ilerleyen zihinsel ve motor gerilemeye neden olur. Yaşamın ilk altı ayında, Sandhoff hastalığı olan bebekler güçsüzlük yaşarlar. Dönme, oturma ve emekleme gibi becerilerini kaybederler. Ayrıca beslenme konusunda sorun yaşayabilirler, ani yüksek seslere aşırı tepki verebilirler, gecikmiş konuşma, erken körlük, nöbetler, kalp üfürümü ve sürekli gergin kaslar (spastisite) yaşayabilirler.

Bir doktor gözün arkasında kırmızı noktalar (makulanın kiraz kırmızısı noktaları) ve sinir sisteminde hasar olduğunu gösteren ayağın anormal bir refleksini (Babinski refleksi) fark edebilir. Sandhoff hastalığının diğer belirtileri arasında büyük bir kafa (makrosefali) ve benzersiz yüz hatları yer alabilir. Sandhoff hastalığının bu formuna sahip bebekler genellikle 2-5 yıldan fazla yaşamazlar.

Juvenil ve Yetişkin Sandhoff Hastalığı: Sandhoff hastalığı daha büyük çocuklarda ve yetişkinlerde de görülebilir. Bu bireyler, infantil Sandhoff hastalığına göre daha yavaş bir zihinsel ve motor gerileme yaşarlar. Semptomların başlangıcı ve şiddeti değişebilir.

Daha geç başlayan Sandhoff hastalığının belirli bir semptomu, kol, bacak ve kalça kaslarını etkileyen kas güçsüzlüğüdür. Diğer semptomlar arasında kas kaybı (kas atrofisi), denge sorunları, kontrol edilemeyen kas kasılması (distoni), istemsiz bedensel işlevleri kontrol eden sinirlerde hasar (otonomik nöropati), entelektüel işlev kaybı (bilişsel işlev bozukluğu), psikiyatrik hastalık ve bunama bulunur.

Sandhoff hastalığı, HEXB adı verilen bir gendeki zararlı mutasyonlardan kaynaklanır . Bu gen mutasyonları, iki önemli enzimin miktarının azalmasına neden olur: beta-heksosaminidaz A ve beta-heksosaminidaz B. Bu enzimler, hücrenin geri dönüşüm merkezlerinde (lizozomlar) bulunur ve görevleri, GM2 gangliosidleri ve globosidleri adı verilen yağlı maddeleri parçalamaktır. Sandhoff hastalığının belirtileri, bu yağların (lipidlerin) beyinde ve sinir hücrelerinde zararlı miktarlarda birikmesi nedeniyle ortaya çıkar. Bu, beyne ve omuriliğe (merkezi sinir sistemi) zarar verir.

Sandhoff hastalığı otozomal resesif bir desenle kalıtılır. Resesif genetik bozukluklar, bir birey her iki ebeveyninden de çalışmayan bir gen miras aldığında ortaya çıkar. Bir birey hastalık için bir çalışan gen ve bir çalışmayan gen alırsa, kişi hastalık için taşıyıcı olacaktır, ancak genellikle semptomlar göstermeyecektir.

Taşıyıcı ebeveynlerden ikisinin de çalışmayan geni geçirmesi ve dolayısıyla etkilenen bir çocuğa sahip olması riski her hamilelikte %25’tir. Ebeveynler gibi taşıyıcı olan bir çocuğa sahip olma riski her hamilelikte %50’dir. Bir çocuğun her iki ebeveyninden de çalışan genler alma şansı %25’tir. Risk erkekler ve kadınlar için aynıdır.

Sandhoff hastalığı genellikle beta-heksosaminidaz A ve beta-heksosaminidaz B enzimlerinin aktivitesinin test edilmesiyle (enzim testleri) teşhis edilir. Sandoff hastalığı olan kişilerde her iki enzimin aktivitesi azalmıştır veya yoktur. Tanıyı doğrulamak için genetik test kullanılır.

Sandhoff hastalığının şu anda bir tedavisi yoktur. Yönetim semptomlara dayanır ve çoğunlukla destekleyicidir. Destekleyici tedavi, uygun beslenme ve hidrasyonun sağlanmasını, hava yolunun açık tutulmasını ve antikonvülzanlarla nöbet kontrolünü içerir.

Paylaşın

Schimke İmmüno Osseöz Displazi Nedir? Belirtileri, Nedenleri, Teşhisi, Tedavisi

Schimke immüno osseöz displazi (SIOD), otozomal resesif bir desende kalıtılan multisistemli bir hastalıktır. Genellikle ilk olarak büyüme yetersizliği ile kendini gösterir. Hastalığın diğer özellikleri genellikle büyüme yetersizliğinin sonraki değerlendirmesinde fark edilir veya sonraki yıllarda gelişir.

Haber Merkezi / Klinik özelliklerin ciddiyetine ve başlangıç ​​yaşına göre, SIOD infantil veya şiddetli erken başlangıçlı bir form ve juvenil veya daha hafif geç başlangıçlı bir form olarak ayrılmıştır. Erken başlangıçlı etkilenen bireyler şiddetli semptomlar gösterir ve ortalama ölüm yaşı 9,2 yıldır. Bu bireyler felç, şiddetli fırsatçı enfeksiyonlar, kemik iliği yetmezliği, böbrek yetmezliği komplikasyonları, konjestif kalp yetmezliği ve belirtilmemiş akciğer hastalığı nedeniyle ölmüştür.

Öte yandan, daha hafif hastalığı olanlar semptomatik olarak tedavi edilirse beşinci on yıla kadar hayatta kalmıştır. Ancak, semptomların ciddiyeti ve başlangıç ​​yaşı her zaman hayatta kalmayı tahmin etmez çünkü erken başlangıçlı hastalığı olanların birkaçı üçüncü ve dördüncü on yıla kadar hayatta kalmıştır. SIOD’un çoklu semptomları ve bunların göreceli sıklığı tabloda listelenmiştir. Semptomlar daha sonra etkilenen organ sistemine göre tartışılmıştır.

Fiziksel Özellikler: Etkilenen bireylerin çoğu belirgin fiziksel özelliklere sahiptir. Bunlar arasında ince saçlar (%60), ince üst dudak, geniş, alçak burun köprüsü (%68), soğan biçimli burun ucu (%83) ve orantısız şekilde kısa boy (%98) bulunur. Ek özellikler arasında lomber omurganın aşırı içe doğru eğriliği (lomber lordoz, %84), çıkıntılı karın ve gövdede ve ara sıra boyun, yüz, kollar ve bacaklarda hiperpigmente maküller (%85) bulunur. Daha az yaygın fiziksel özellikler arasında dişlerin olmaması veya küçük olması ve kornea opaklıkları (%19) bulunur.

Büyüme ve İskelet Sistemi: SIOD’un genellikle ilk belirgin belirtisi olan büyüme geriliği, normal büyüme hormonu üretimine rağmen ortaya çıkar ve büyüme hormonu takviyesiyle düzeltilmez. Etkilenen bireylerin çoğunda büyüme geriliği doğumdan önce başlar ve doğumdan sonra da devam eder; ancak, etkilenen bazı çocukların normal doğum boyları ve ağırlıkları vardır ve büyüme gerilikleri doğumdan sonra fark edilir (aralığı: 0 ila 13 yıl, ortalama: 2 yıl). Yetişkinliğe kadar hayatta kalanların boyları erkeklerde 136-157 cm ve kadınlarda 98,5-143 cm idi.

Kısa boy genellikle iskelet büyüme bozukluğu olan spondiloepifiz displazisinden (%86) kaynaklanır; böbrek yetmezliğinin bir komplikasyonu olarak ortaya çıkmaz. SIOD’lu hastaların antropometrik özellikleri, özellikle ortanca bacak uzunluğu ve oturma yüksekliği açısından, diğer kronik böbrek hastalığı formlarına sahip hastalarınkinden belirgin şekilde farklıdır. Omurga ve kalça eklemi en ciddi şekilde etkilenir.

Radyolojik anormallikler arasında oval veya hafifçe düzleşmiş vertebral gövdeler, küçük ve lateral olarak yer değiştirmiş femurlar (uyluk kemiği) ve sığ anormal asetabular fossalar (kalça yuvaları) bulunur. Daha az sıklıkta görülen iskelet sorunları arasında lordoz, kifoz ve skolyoz (omurganın anormal eğrilikleri) ile osteopeni (azalmış kemik mineral yoğunluğu) ve dejeneratif kalça hastalığı bulunur. Birçok hasta kalça protezi gerektirmiştir.

Endokrin Sistem: SIOD’lu bireylerin yaklaşık %42’sinde tiroid fonksiyonu azalmıştır. Ancak bugüne kadar, zayıf tiroid fonksiyonu klinik semptomlara (subklinik hipotiroidizm) neden olmamıştır. Tiroid hormonu takviyesi alanlar arasında, tiroid hormonu seviyelerinin düzeltilmesi SIOD’un diğer semptomlarını hafifletmemektedir.

Böbrek Sistemi: Bildirilen etkilenen tüm bireylerde sonunda böbrek fonksiyon bozukluğu gelişmiştir. Böbrek hastalığı, idrarda protein kaybının giderek kötüleşmesiyle karakterizedir ve en sonunda böbrek yetmezliği ile sonuçlanır. İlerleyen böbrek hastalığı immünosüpresan tedaviye yanıt vermez. Böbrek fonksiyon bozukluğu tanısı genellikle büyüme yetersizliği tanısıyla eş zamanlı olarak veya tanıdan sonraki beş yıl içinde yapılır.

Diyaliz veya böbrek nakli gerektiren böbrek yetmezliği genellikle sonraki 11 yıl içinde gelişir, ancak ilerleme hızı büyük ölçüde değişir. Böbrek hastalığı yüksek tansiyona ve yüksek kan kolesterolü ve lipid seviyelerine neden olduğundan, teori SIOD’un vasküler hastalığını vurguladığıdır; ancak böbrek nakli aterosklerozun ilerlemesini engellemez. Tek bir böbreğin görülme sıklığı etkilenmemiş popülasyona göre daha yüksek olabilir ve bu böbrek yetmezliğinin daha hızlı başlamasıyla ilişkilidir.

Kardiyovasküler sistem: SIOD hastalarının yarısında aterosklerozun klinik belirtileri gelişir. Başlangıç ​​genellikle erken çocukluk dönemindedir ve amansızca ilerler. Hastalık böbrek veya kemik iliği nakli veya kolesterol düşürücü ilaçlarla ortadan kaldırılmaz, ancak kolesterol düşürücü ilaçlar ve böbrek nakli yüksek tansiyon ve yüksek kan lipid ve kolesterol seviyeleri gibi faktörleri hafifleterek ilerlemeyi yavaşlatabilir. SIOD dokusunun içsel bir kusurundan kaynaklanan aterosklerozla tutarlı olarak, vasküler hastalık nakledilen böbreklerde tekrarlamaz.

Aterosklerozun yanı sıra, otopside arteriyel iç elastik tabakanın ayrılması ve yıpranması ve arteriyel duvarların kas tabakasının kalınlaşması bulunmuştur. İkinci bulgu yüksek tansiyonun bir komplikasyonu veya kan damarlarındaki içsel bir kusur olabilir. Birkaç hastada ayrıca subaort stenozu gelişmiştir, bir hastada şiddetli biküspit aort stenozu, bir hastada ise aritmojenik sağ ventrikül kardiyomiyopatisine benzeyen yaygın yağlı infiltrasyon vardır.

Merkezi sinir sistemi (MSS): Merkezi sinir sistemi hem çoklu gelişimsel hem de iskemik değişiklikler gösterir. Gelişimsel kusurlar arasında heterotopi, düzensiz korteks kalınlığı, eksik giral oluşum, korteks katmanlarının zayıf tanımı ve hamartia gibi anormal nöronal göçü düşündüren beyin malformasyonları bulunur. Ek olarak, ergen ve yetişkin hastalarda çok az nöral progenitör (kök hücre) bulunur. Bu malformasyonlara rağmen, çoğu SIOD hastası beyin kan tedarikinin azalmasından (serebral iskemi) kaynaklanan semptomların başlangıcına kadar normal sosyal, dil, motor ve bilişsel gelişime sahiptir.

Beyin iskemisi, beynin belirli bir bölgesinin kan akışını geçici veya kalıcı olarak bozabilir ve böylece geçici (geçici iskemik ataklar %47) veya kalıcı (felçler %44) işlev bozukluğuna neden olabilir. Beyin iskemik atakları ve felçler genellikle yüksek doz steroidlerin uygulanması gibi kan basıncındaki akut değişikliklerle tetiklenir. İskemik değişiklikler arasında nöron ve miyelin kaybı, gliozis (yara izi), beyin atrofisi ve serebellum atrofisi de dahil olmak üzere enfarktüslü bölgelerin dejenerasyonu bulunur. Muhtemelen beyin iskemisi ve aterosklerozun bir komplikasyonu olarak, hastaların birkaçı aynı zamanda Moyamoya hastalığını da gösterir.

SIOD hastalarında yaygın görülen bir diğer nörolojik özellik şiddetli migren benzeri baş ağrılarıdır (%60). Baş ağrılarının nedeni hala bilinmemektedir ancak genel popülasyondaki migren benzeri baş ağrılarından daha şiddetli olma eğilimindedirler ve anti-migren ilaçlarına dirençlidirler. Bir hastada geri dönüşümlü serebral vazokonstriksiyon sendromundan şüphelenildi.

Pulmoner sistem: Birkaç hasta pulmoner emboli, pulmoner hipertansiyon ve akciğer hastalığı gibi pulmoner komplikasyonlardan öldü. Otopsi ile tanımlanan akciğer anormallikleri arasında hava yolu (bronşiyal) düz kaslarının yaygın kalınlaşması (hiperplazi), gaz değişim bölgelerinin (alveoller) genişlemesi (amfizematöz değişiklikler) ve pulmoner arter düz kaslarının yaygın hiperplazisi yer alır. Son bulgu bazı hastalarda gözlenen pulmoner hipertansiyonu açıklayabilir.

Hematopoietik ve Bağışıklık Sistemleri: Etkilenen bireylerin hemen hemen hepsinde bir miktar kan hücresi eksikliği vardır. Bağışıklıkta önemli bir rol oynayan beyaz kan hücrelerinin bir alt grubu olan T lenfosit eksikliği en yaygın olanıdır (%97) ve genellikle doğumda mevcuttur. Bağışıklık sisteminin birçok yönünü düzenleyen CD4 T hücrelerinde ve virüslerin kontrolünde önemli olan CD8 T lenfositlerinde azalmalar tipiktir.

Ancak, T lenfosit eksikliğine ek olarak, hematopoietik bozukluk diğer kan hücresi soylarından herhangi birini veya hepsini içerebilir. Bu hematopoietik hücre eksiklikleri, kemik iliği tarafından bu hücrelerin üretiminin azaldığını yansıtır ve etkilenen bireyler, ilaç tedavisinin bir yan etkisi olarak kanda hematopoietik hücre seviyelerinin azalmasına etkilenmeyen bireylere göre daha yatkındır. Etkilenen bireyler ayrıca, nötrofillerin kemik iliği üretimini artırmak için G-CSF tedavisinin ve kemik iliği üretimini veya kırmızı kan hücresi öncüllerini artırmak için eritropoietin tedavisinin etkilerine daha az duyarlıdır.

Bağışıklık yetersizlikleri nedeniyle, etkilenen bireyler fırsatçı mantar, viral ve bakteriyel enfeksiyonlar için artmış bir riske sahiptir. Ayrıca daha şiddetli enfeksiyon riskleri de artmıştır. Bağışıklık yetersizliği ayrıca otoimmün kan hastalıkları gibi bağışıklık düzensizliği bozukluklarıyla da ilişkilidir.

Üreme sistemi: Birkaç SIOD hastası cinsel olgunluğa ulaşmıştır ve bu olgunluğa ulaşanların hiçbiri daha sonra çocuk sahibi olmamıştır. Ancak, yetişkinliğe kadar hayatta kalan hastalar ikincil cinsel özellikler geliştirmiştir ve kadınların adet döngüleri vardır. Etkilenen iki erkeğin otopsisi, sperm üretiminin değişen derecelerde etkilendiğini ortaya koymuştur. Bir hastada, testislerde interstisyel fibroz ve sperm yokluğu (azoospermi) görülürken, diğerinde daha az interstisyel fibroz ve bir miktar sperm üretilmiştir.

SIOD, otozomal resesif bir desenle kalıtılır. Resesif genetik bozukluklar, bir birey her iki ebeveyninden de anormal bir gen miras aldığında ortaya çıkar. Bir birey hastalık için bir normal gen ve bir anormal gen alırsa, kişi hastalık için taşıyıcı olacaktır, ancak genellikle semptomlar göstermeyecektir. Taşıyıcı iki ebeveynin her ikisinin de anormal geni geçirmesi ve dolayısıyla etkilenen bir çocuğa sahip olma riski her hamilelikte %25’tir. Ebeveynler gibi taşıyıcı olan bir çocuğa sahip olma riski her hamilelikte %50’dir. Bir çocuğun her iki ebeveyninden de normal genler alma şansı %25’tir. Risk erkekler ve kadınlar için aynıdır.

Kromatinin swi/snf ile ilişkili, matrisle ilişkili, aktin bağımlı düzenleyicisi olan alt aile a benzeri 1 ( SMARCAl1 ) genindeki iki mutasyon, SIOD ile klinik olarak teşhis edilen bireylerin %50 ila %60’ında bulunur. SMARCAL1’de tespit edilebilir mutasyonu olmayan bireylerde hiperpigmente maküller ve lenfopeni sıklığı daha düşük ve bilişsel bozukluk sıklığı daha yüksektir. Bu, başka bir genetik nedene bağlı olarak ince bir şekilde farklı bir bozukluğa veya SIOD’a sahip olabileceklerini düşündürmektedir.

SMARCAL1’de tanımlanan mutasyonlar, SIOD’un kodlanmış proteindeki işlev kaybından kaynaklandığını düşündürmektedir. Bu mutasyonlar gen delesyonlarının yanı sıra anlamsız, çerçeve kayması, ekleme ve anlamsız mutasyonları da içerir. SMARCAL1’deki mutasyonların başka herhangi bir hastalığa neden olduğu bulunmamıştır.

Etkilenen bir hastanın kardeşi hariç, SMARCAL1’de iki mutasyonu olan tanımlanmış tüm hastalarda SIOD vardı ve test edilen etkilenmemiş kardeşlerin hiçbirinde iki mutasyon yoktu. İki mutasyonu olan asemptomatik çocuk ilk tanımlandığında 2 yaşındaydı ve daha sonra semptomlar geliştirebilir.

Kapsamlı analizlere rağmen, belirli SMARCAL1 mutasyonları ile semptomların şiddeti veya sonuç arasında öngörülebilir bir ilişki yoktur . Bu, SIOD’un SMARCAL1 mutasyonları ile çevresel, genetik ve epigenetik faktörler arasındaki etkileşimin sonucu olduğu fikrine yol açmıştır.

SMARCAL1 geni, DNA onarımında ve DNA stres yanıtında rol oynayan, durmuş DNA replikasyon çatallarını aktive etmede ve tek sarmallı DNA’yı çift sarmallı DNA’ya yeniden bağlamada rol oynayan SMARCAL1 enzimini kodlar. Doku kültürü hücrelerindeki SMARCAL1 eksikliği ayrıca kromozomların uçlarındaki telomer DNA’sının normal replikasyonunu da bozar.

İki SMARCAL1 mutasyonu nedeniyle SMARCAL1 eksikliği olan bazı SIOD hastalarında yapılan son çalışmalar, T hücreleri de dahil olmak üzere beyaz kan hücrelerinde önemli ölçüde kısalmış telomerler bulmuştur. SMARCAL1 eksikliği, gen ifadesinde rastgele olmayan, genel değişikliklere neden olur ve gen ifadesindeki değişiklikler arterioskleroz, böbrek hastalığı ve immün yetmezliğe neden olur. Arterioskleroz, elastinin azalmış ifadesinin bir sonucu gibi görünmektedir.

Böbrek hastalığı, WNT ve NOTCH yollarının aşırı ifadesinden ve aktivitesinden kaynaklanmaktadır. T hücresi eksikliği, IL7 reseptör alfa zinciri ifadesinin eksikliğinden kaynaklanır ve IL7R promotorünün hipermetilasyonu ve kısalmış telomer uzunluğu ile ilişkilidir. Gen ifadesindeki bu değişiklikler, replikasyon çatalının durması ve çökmesiyle ilişkili epigenetik işaretlerdeki değişikliklerden kaynaklanabilir.

SIOD tanısı klinik bulgulara göre konur. En kesin tanı bulguları iskelet displazisi (spondiloepifiz displazisi), böbrek disfonksiyonu (idrar protein kaybı), T lenfosit eksikliği (özellikle naif CD4 ve CD8 T hücreleri için), dismorfik yüz özellikleri ve hiperpigmente maküllerdir. Antropometri, SIOD’u diğer kronik böbrek hastalığı formlarından ayırt etmeye yardımcı olabilir: < 0,83’lük bir oturma yüksekliği: bacak uzunluğu oranı SIOD tanısıyla tutarlıdır, oysa > 1,01’lik bir oran SIOD olmayan kronik böbrek hastalığını gösterir. Tanıyı doğrulamak için SMARCAL1 genindeki mutasyonlar için DNA testi mevcuttur.

Tedaviler, bireysel semptomların gelişmesiyle birlikte ele alınacak şekilde seçilir. Böbrek nakli böbrek hastalığını etkili bir şekilde tedavi eder ve kemik iliği nakli immün yetmezliği ve diğer hematolojik anormallikleri etkili bir şekilde tedavi eder. Pentoksifilin, asetilsalisilik asit, dipiridamol, varfarin ve heparin gibi kan inceltici ilaçlar aterosklerotik arterlerdeki kan akışını geçici olarak iyileştirebilir ancak serebral iskemiden kalıcı bir rahatlama sağlamaz. Asiklovir ve bazı antibakteriyel ajanlarla tedavi, fırsatçı enfeksiyonların önlenmesi veya sıklığının azaltılması için faydalı olmuştur. Kalça protezi dejeneratif kalça hastalığını etkili bir şekilde tedavi eder.

Paylaşın

Schindler Hastalığı Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Schindler hastalığı, lizozomal enzim alfa-N-asetilgalaktozaminidazın (alfa-NAGA veya alfa-galaktozidaz B) yetersiz aktivitesiyle karakterize nadir görülen kalıtsal bir metabolik bozukluktur.

Haber Merkezi / Enzim kusuru, vücudun birçok dokusunda ve idrarda terminal veya preterminal N-asetilgalaktozaminil kalıntıları bulunan belirli kompleks bileşiklerin (glikozfingolipidler, glikoproteinler ve oligosakkaritler) anormal birikimine yol açar. Schindler hastalığının iki ana formu vardır – bebeklikte başlayan şiddetli bir form (tip I) ve yetişkinlikte başlayan daha hafif bir form (tip II).

Bazı araştırmacılar, tip I’den daha az şiddetli, ancak tip II’den daha şiddetli olan bir tip III Schindler hastalığı formu önermişlerdir. Schindler hastalığının spesifik semptomları ve şiddeti kişiden kişiye değişebilir. Schindler hastalığı, NAGA geninin mutasyonları nedeniyle oluşur ve otozomal resesif bir özellik olarak kalıtılır.

Schindler hastalığı, lizozomal depolama bozuklukları olarak bilinen bir hastalık grubuna aittir. Hücreler içinde, lizozomlar zarlarla bağlı küçük bölmeler veya organellerdir. Hücrelerin birincil sindirim birimleri olarak işlev görürler. Lizozomlar içindeki enzimler belirli besinleri ve hücresel artıkları parçalar veya sindirir. Bu enzimlerin düşük seviyeleri veya inaktivitesi, normalde parçaladıkları maddelerin anormal bir şekilde birikmesine yol açar, bunun sonucunda vücuttaki hücreler içindeki lizozomların büyümesi ve sayılarının artması ve depolanan içeriklerinin sızmasıyla sonuçlanır. Bu bozukluklar normal hücresel işlevi engelleyebilir ve hastalık belirtilerine neden olabilir.

Bazı araştırmacılar Schindler hastalığını üç ayrı türe ayırmıştır. Tip I, bebeklik döneminde ortaya çıkan ve nörolojik semptomlarla ilişkili olan şiddetli bir formdur. Tip II, genellikle yetişkinlikte başlayan ve varsa hafif nörolojik semptomlarla ilişkili olan daha hafif bir bozukluk formudur. Tip III, başlangıcı ve şiddeti diğer ikisinin arasında kalan bir ara formdur. Sonuç olarak, Schindler hastalığının şiddeti ve spesifik semptomları bir ailedeki hastalardan diğerine büyük ölçüde değişebilir.

Etkilenen bireylerin aşağıda tartışılan tüm semptomlara sahip olmayabileceğini belirtmek önemlidir. Etkilenen bireyler, kendi özel durumları, ilişkili semptomlar ve genel prognoz hakkında doktorları ve tıbbi ekipleriyle konuşmalıdır.

Tip I: Hastalığın klasik formu olan Schindler hastalığı tip I, bebeklikte başlar. Etkilenen çocuklar yaklaşık 9 ay ile 1 yaşına kadar normal şekilde gelişir. Daha sonra zihinsel ve kas aktivitesinin koordinasyonunu gerektiren becerilerin edinilmesinde gecikme (psikomotor gerileme) göstermeye başlayabilirler. Bu tür gelişimsel gecikmelerin yaşandığı bir dönemden sonra, etkilenen çocuklar daha önce edindikleri fiziksel ve zihinsel yetenekleri kaybetmeye başlayabilir (gelişimsel gerileme); bu tür gerileme yaklaşık 2 yaşında başlayabilir.

Etkilenen çocuklar daha sonra kas güçsüzlüğü ve azalmış kas tonusu (hipotoni); yavaş, sert hareketlerle sonuçlanan istemsiz kas spazmları (spastisite), gözlerin hizasızlığı (şaşılık); istemsiz, hızlı göz hareketleri (nistagmus); ve/veya göz sinirlerinin kademeli olarak bozulması nedeniyle görme bozukluğu (optik atrofi) gibi çeşitli nörolojik semptomlar göstermeye başlayabilir. Ayrıca kollarda, bacaklarda veya tüm vücutta kısa süreli, şok benzeri kas spazmları (miyoklonik hareketler ve grand-mal nöbetleri) yaşayabilirler.

Tip II: Schindler hastalığının erişkin başlangıçlı formunda (ayrıca Schindler hastalığı tip II veya Kanzaki hastalığı olarak da bilinir), semptomlar yaşamın ikinci veya üçüncü on yılına kadar ortaya çıkmayabilir. Schindler hastalığı tip II’nin belirgin bir semptomu, kırmızımsı küçük cilt lezyonlarına neden olan ciltteki küçük kan damarlarının (telanjiektazi) tutulumu ve anjiyokeratomlar olarak adlandırılan boynuzsu tabakasının (stratum korneum; hiperkeratoz) artmasıdır. Küçük lenf damarlarının genişlemesi, özellikle alt ekstremitelerde şişmeye (lenfödem) yol açabilir.

Anjiyokeratomlar ilk olarak tek bir bölgeyle (lokalize) sınırlı olabilir, örneğin alt gövde ve daha sonra ek yerlerde (örneğin, alt gövdeden göğüs bölgesine) ortaya çıkabilir. Bu kırmızımsı lezyonlar düz veya kabarık olabilir ve renkleri değişebilir ve kümeler halinde ortaya çıkabilir. Etkilenen bireylerde ayrıca ağız ve gözler gibi mukoza zarları gibi vücudun diğer bölgelerinde de bu lezyonlar olabilir.

Schindler hastalığı tip II olan bireylerde ayrıca hafif zihinsel bozukluk vardır, ancak Schindler hastalığı tip I ile ilişkili ciddi nörolojik komplikasyonlar görülmez. Schindler hastalığı tip II olan bireylerde ayrıca hafif kaba özellikler, kalın dudaklar, çökük burun köprüsü ve genişlemiş burun ucu gibi belirgin yüz özellikleri gelişebilir. Tıbbi literatürde baş dönmesi, işitme kaybı, kulak çınlaması (tinnitus) ve kas güçsüzlüğü gibi ek semptomlar bildirilmiştir. Hastalar ayrıca ağrı krizleri yaşayabilir. Son belirtilerin çoğunun lizozomal depolama nedeniyle olduğu düşünülmektedir.

Tip III: Schindler hastalığı tip III, bozukluğun ara bir formudur. Semptomlar daha ciddi zihinsel bozukluk, nörolojik işlev bozukluğu ve nöbetlerden konuşma ve dil gecikmeleri ve hafif otizm benzeri semptomlar gibi daha hafif nörolojik ve psikiyatrik sorunlara kadar değişebilir.

Schindler hastalığı NAGA genindeki mutasyonlardan kaynaklanır. Bu mutasyonlar otozomal resesif özellikler olarak kalıtılır. Genetik hastalıklar, babadan ve anneden alınan kromozomlardaki belirli bir özellik için mutasyonların birleşimiyle belirlenir. Resesif genetik bozukluklar, bir birey her iki ebeveynden aynı özellik için anormal bir gen miras aldığında ortaya çıkar. Bir birey bir normal gen ve bir hastalık geni alırsa, kişi hastalık için taşıyıcı olacaktır, ancak genellikle semptomlar göstermeyecektir.

Taşıyıcı ebeveynlerden ikisinin de kusurlu geni aktarması ve dolayısıyla etkilenen bir çocuğa sahip olması riski her hamilelikte %25’tir. Ebeveynleri gibi taşıyıcı olan bir çocuğa sahip olma riski her hamilelikte %50’dir. Bir çocuğun her iki ebeveyninden de normal genler alması ve o belirli özellik için genetik olarak normal olması şansı %25’tir. Risk erkekler ve kadınlar için aynıdır.

Araştırmacılar, NAGA (alfa-N-asetilgalaktosaminidaz) geninin kromozom 22’nin (22q13.2) uzun kolunda (q) bulunduğunu tespit ettiler. İnsan hücrelerinin çekirdeğinde bulunan kromozomlar, her bir bireyin genetik bilgisini taşır. İnsan vücut hücreleri normalde 46 kromozoma sahiptir. İnsan kromozom çiftleri 1’den 22’ye kadar numaralandırılır ve cinsiyet kromozomları X ve Y olarak adlandırılır.

Erkeklerde bir X ve bir Y kromozomu, kadınlarda ise iki X kromozomu bulunur. Her kromozomun “p” olarak adlandırılan kısa bir kolu ve “q” olarak adlandırılan uzun bir kolu vardır. Kromozomlar ayrıca numaralandırılmış birçok banda ayrılır. Örneğin, “kromozom 22q13.2”, kromozom 22’nin uzun kolundaki bant 13 alt bant 2’yi ifade eder. Numaralandırılmış bantlar, her bir kromozomda bulunan binlerce genin yerini belirtir.

Araştırmacılar, NAGA geninin alfa-N-asetilgalaktosaminidaz (alfa-NAGA) olarak bilinen bir enzimi üretme (kodlama) talimatları içerdiğini belirlemiştir. Schindler hastalığının üç formu da bu enzimin çok düşük seviyeleri veya yetersiz aktivitesi ile karakterizedir. Enzimin düşük seviyeleri veya hiç aktivitesi olmaması, vücudun belirli dokularında ve idrarda belirli kompleks bileşiklerin (glikosfingolipidler, glikoproteinler ve oligosakkaritler) anormal birikimine yol açar.

NAGA genindeki mutasyonlar vücutta alfa-N-asetilgalaktozaminil kalıntıları içeren kompleks bileşiklerin birikimiyle açıkça bağlantılı olsa da, bazı araştırmacılar NAGA genindeki mutasyonların Schindler hastalığıyla ilişkili nörolojik semptomlara neden olup olmadığını sorguladılar. Schindler hastalığı olan tüm bireylerde NAGA geninde mutasyonlar olmasına rağmen, hepsinde nörolojik semptomlar gelişmez. Tip I Schindler hastalığının şiddetli nörolojik semptomları, sinir liflerinin (aksonların) ucundaki karakteristik şişliklerle ilişkilidir.

Bu şişliklere distrofik akson şişlikleri veya “kürecikler” denebilir. Kürecikler, nöroaksonal distrofinin karakteristiğidir – sinir hücrelerinde şiddetli bir değişiklik. Bu şişlikler, sinir hücreleri arasındaki uyarıların iletilmesini engelleyerek düzgün sinir fonksiyonunu bozuyor gibi görünmektedir. Bazı araştırmacılar, NAGA genindeki mutasyonlara ek olarak veya bunların yerine başka faktörlerin Schindler hastalığının nörolojik semptomlarının gelişmesine neden olabileceğinden şüpheleniyor.

Örneğin, bazı araştırmacılar nörolojik semptomları olan Schindler hastalığı olan bireylerin ilgisiz bir gende ek mutasyonlar olabileceğini ileri sürmüşlerdir. Ancak, bu teoriyi doğrulayacak kesin bir kanıt bulunmamaktadır. Schindler hastalığının nöroaksonal distrofisine neden olan kesin karmaşık mekanizmaları belirlemek için daha fazla araştırma gereklidir.

Schindler hastalığı doğumdan sonra (doğum sonrası) kapsamlı bir klinik değerlendirme, ayrıntılı hasta öyküsü ve çeşitli özel testlerle teşhis edilebilir. İdrar analizi (örneğin, oligosakkarit ve glikopeptid profilleri) idrarda belirli kompleks bileşiklerin artmış seviyelerini ortaya çıkarabilir (örneğin, oligosakkarituri ve glikopeptidüri). Alfa-NAGA enziminin azalmış aktivitesi, etkilenen bireylerden kültürlenmiş beyaz kan hücreleri (lökositler), kan plazması ve/veya belirli cilt hücreleri (fibroblastlar) üzerinde enzim testleri (deneyler) yapılarak doğrulanabilir.

Schindler hastalığı tip I olan çocuklarda, rektumun mukozal ve kas katmanlarından (submukozal ve miyenterik pleksus) alınan doku örneklerinin (biyopsi) incelenmesi, vejetatif (otonom) sinir sisteminin sinir hücrelerinin (aksonlar) uzantılarında lizozomal birikimi ortaya çıkarabilir. Beynin manyetik rezonans görüntüleme (MRI) ve bilgisayar destekli tomografisi (CAT) gibi gelişmiş görüntüleme teknikleri, beynin dış tabakasının (korteks), serebellumun ve beyin sapının dejenerasyonunu ortaya çıkarabilir.

Schindler hastalığı öyküsü olan ailelerde, bozukluk amniyosentez ve/veya koryon villus örneklemesi (CVS) gibi özel testlerle doğumdan önce (doğum öncesi) teşhis edilebilir. Amniyosentez sırasında, gelişmekte olan fetüsü çevreleyen bir sıvı örneği alınır ve incelenir. Koryon villus örneklemesi sırasında, plasentanın bir bölümünden doku örnekleri alınır. Bu sıvı veya doku örnekleri üzerinde yapılan çalışmalar, alfa-NAGA enziminin aktivitesinin azaldığını ortaya çıkarabilir.

Schindler hastalığı olan bireyler için özel bir tedavi yoktur. Schindler hastalığının tedavisi her bireyde belirgin olan spesifik semptomlara yöneliktir. Genetik danışmanlık etkilenen bireyler ve aileleri için faydalı olabilir. Diğer tedavi semptomatik ve destekleyicidir.

Paylaşın

Seyfi Doğanay Kimdir? Hayatı, Albümleri

5 Ocak 1949 yılında Tunceli’nin Hozat ilçesinde dünyaya gelen Seyfi Doğanay, 30 Ocak 2015 yılında İstanbul’da hayatını kaybetti. Seyfi Doğanay, hayranları tarafından “Seyfi Baba” olarak anılırdı.

Seyfi Doğanay, 1966 yılında Almanya’ya ailesinin yanına taşındı. Seyfi Doğanay, sanat hayatına Almanya’da başladı. 1986 yılında itibaren müzik çalışmalarına Türkiye’de devam eden Seyfi Doğanay, şöhreti 1993’te “Ağlıyorum Gizlice” albümüyle kazandı.

Seyfi Doğanay’ın albümleri: Beni Yerden Yere Vurma, Çilekeş, Ne Gelen Var Ne Giden Doğma Güneş, Dert Olur Bana Ömrüm, Gel İçelim Hemşerim, Haberin Var Mı, Merhaba, Mıhlarım, Nerdesin, Yol Ver Dağlar, Sermayem Sırtımda,

Yokluk Beni Mecbur Etti, Dert Deryası, Derbederim, Güle Güle İlk Göz Ağrım, Sevda Dağları, İşte Geldim Ömrüm, Eline Düştüm Minik Yarim, Belli Değil, Aşkı Çekene Sor, Ağlıyorum Gizlice, Gariban, Yaralar Beni, Benden Gizli İşlerin Mi Var, Sebebi Sensin, Küstüm, Yoruldum, Sevmem, Dayı.

 

Paylaşın

Hatimoğulları, Emekli Maaşları Üzerinden İktidara Yüklendi

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler’in en düşük emekli aylığının 12 bin 500 lira olacağını duyurduğuna dikkati çekerek, “Saray, 15 saniyede bir emekli maaşı harcıyor” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Meclis’te partisinin haftalık grup toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi.

15 Temmuz 2016 askeri kalkışmanın yıl dönümüne ilişkin Tülay Hatimoğulları, geçmiş dönemlerde yaşanan tüm darbelerin en ağır bedelini işçilerin, emekçilerin, yoksulların, solcuların, sosyalistlerin ve muhaliflerin ödediğini söyledi. Hatimoğulları, “Bizler DEM Parti geleneği olarak siyasi ve askeri darbelere karşı tutumuz çok açık ve nettir. Darbelerin sadece kazananı, o darbeyi gerçekleştiren klik ve ona bağlı güçler olmuştur. Kaybedeni de Türkiye olmuştur. 15 Temmuz darbe girişiminin ve devam eden darbenin kaybedeni yine Türkiye olmuştur” dedi.

AK Parti’nin askeri kalkışmadan nemalandığını belirten Hatimoğulları, “Ankara Gar Katliamı ve Suruç Katliamı’ndan sonra iktidar, ‘Bu katliamlar iyi oluyor bizlerin oyları artıyor’ diyerek, bu katliamlar üzerinden, yani insan kanı üzerinden bu rejimi inşa etti. 15 Temmuz Türkiye halklarına karşı kurulmuş büyük bir komplodur. 15 Temmuz Türkiye’de zamana yayılmış siyasi darbedir ve kolluk kuvvetleri ile yargı tarafından desteklenmiş bir darbedir” diye konuştu.

Hatimoğulları, “Askeri darbeler analizi yapan uzmanların yaptığı bir değerlendirmeyi paylaşacağım sizlerle. ’15 Temmuz bir darbe değildir’ dediler. ‘Bu girişim kimin işine yaradıysa faili odur’ dediler. Aynen öyle. Bu tespite yürekten katılıyoruz. Öncesi ve sonrası, yani 15 Temmuz darbe girişiminin hem öncesi hem sonrası tamamen bir senaryoydu. Bu senaryonun kimler tarafından yazıldığını bütün detaylarıyla bugün konuşacağız. 15 Temmuz’un mağduru toplumdur. O gün bugündür ekonomi tam bir çöküş içinde, siyaset tam bir çöküş içinde, demokrasinin kırıntısına dair hiçbir şey yok ortada” dedi.

Kobani ve Gezi davalarına dikkati çeken Hatimoğulları, “Bu siyasetçiler HDP’li siyasetçilerdi. İçinde o dönemin eş başkanları olan sevgili Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın olduğu onlarca HDP’li siyasetçi gözaltına alındı tutuklandı. Onun evveliyatında önce dokunulmazlıkları kaldırıldı. 4 Kasım darbesi. Bu fotoğraf, 4 Kasım darbesinin Sincan Adliyesindeki fotoğrafıdır. İşte darbe budur. Yine bu fotoğraf. Geziden yargılanan arkadaşlarımızın fotoğrafı. Gezi davası, daha doğrusu gezi direnişi bu ülkenin toplumsal hafızasında en onurlu toplumsal direniş en onurlu sivil itaatsizlik eylemlerinden biriydi. Bizlerin ayağa nasıl kalkabileceğini halkın gücünü bütün dünyaya gösteren bir direnişti Gezi direnişi. Sivil demokratik olan Gezi direnişi bu şekilde müebbetle cezalandırıldı. Bu darbe değil de nedir?” diye sordu.

Cenazelere ve mezarlıklara dönük saldırılara değinen Hatimoğulları, “Bir hafızayı bu şekilde ortadan kaldıracaklarına inandılar. Mezarları tahrip ettiler, cenazelere işkence yaptılar. Cenazelerin gömülmesini bile engellediler. Bu bir savaş hukukunda bile kabul görecek bir şey değildir. Kabul edilemez. Bu fotoğraf Ali Rıza Aslan’a ait ve elinde taşıdığı koli, kargo ile gelen çocuğunun cenazesi. Sadece bu fotoğraf bile bize ne kadar çok şey anlatıyor. Ali Rıza Aslan ‘Gözlerim karardı, nefesim kesildi. Sanki o bütün Diyarbakır başıma yıkıldı’ demişti. Bütün Diyarbakır, bütün Türkiye bu acı çeken ailelerin başına yıkılıyor. Bunu da yapan sözde mütedeyyin olan, inançlı olan ama İslam’ın değerlerini siyasal amaçları için kullanan AKP’dir” şeklinde konuştu.

Hatimoğulları, cezaevlerindeki şüpheli ölümler ve yaşlarına rağmen tutuklu olan annelerin durumunu da değindi. 83 yaşındaki Makbule Özer’in yüzde 61 engelli olmasına rağmen tutuklu olduğuna dikkati çeken Hatimoğulları, 2 gün önce de Êlih’te çok sayıda annenin tutuklandığını anımsattı. Hatimoğulları, Makbule Özer’in fotoğrafını göstererek, “Sanmayın ki bu anlattıklarımız sadece bir Kürt kadının hikayesidir. Bu anlattığımız bir elinde çiçek, bir elinde bastonu beyaz tülbentiyle dimdik ayakta durmaya çalışan bir Kürt ananın fotoğrafı” dedi.

“Asla unutmayacağız”

Hatimoğulları, Colemêrg Belediyesi’ne 3 Haziran’da kayyım atandığına işaret ederek, şöyle devam etti: “Geçmiş dönemde yaşamış olduğumuz askeri darbe dönemlerinde dahi kayyımlar atanmadı. Bu darbe 12 Eylül askeri darbe girişiminden daha beter bir darbedir. Alın size 100 yıl boyunca hatırlayacağımız bir darbe fotoğrafı. Hakkari Valisinin Hakkari Belediyesine kayyım olarak atanmasının belgesi. Askeri güçle bunu sağladıklarının belgesi bu fotoğraftadır. Bu fotoğrafı asla unutmayacağız. Yürüyüşlerimizle nöbetlerimizle direnişimizle Hakkari’de atanan kayyım el çektirilene kadar orada belediye meclisi tarafından seçilen ve bütün yasal prosedürlere uygun olan halkın iradesi temsil eden Viyan Tekçe başkan vekili olarak atanana dek kayyıma karşı mücadelemiz devam edecektir.

Bir kare daha var ki bütün darbelerin ortak özelliği. Darbe süreçlerinde biliyorsunuz ilk basına saldırılır. Özgür basına saldırılır. Çünkü yaptıkları kirlilikler, otoriterleşme, faşistleşme, insan hakları ihlalleri kamuoyuna gösterilmesin diye en büyük darbeyi basına yaparlar. Nitekim şimdi Türkiye cezaevinde gazetecileri olan ve en ön sıralarda yer alan ülkelerden biridir. En çok gazeteciyi cezaevine atmış olan bir ülke. Bunu darbe döneminde daha fazla yaptı. Sermaye gruplarıyla oldukça güçlendirdiler kendi medyalarını. Medya daima burjuvazinin tekelindeydi ama AKP döneminde medyayı daha fazla tekellerine aldılar. Bakın bu süreçte KHK’larla toplam 204 medya kuruluşu, 6 haber ajansı, 70 gazete, 20 dergi, 41 radyo, 38 TV, 29 yayınevi, dağıtım şirketi kapatıldı. Yüzlerce basın kartı iptal edildi, gazeteciler tutuklandı.

Elimdeki son kare ve el değiştiren darbe. Kapatılan Özgür Gündem Gazetesinin 19 Temmuz 2016 tarihli manşeti. ‘Darbe el değiştirdi’ diyor ve altta devam ediyor; ‘Saray ve AKP darbe girişimini fırsat bilerek kendi darbesini yapıyor. Sokağa salınan çeteler demokratik güçleri hedef alıyor diyor.’ Tam da böyle oluyor. Özgür Gündem yaşanan her şeyi bu cümle ile o kadar net özetlemiş ki. Evet iktidarın şiddet ve unutturma yaklaşımına karşı bizler bu karelerde hafızalarımızı her alanda dipdiri cap canlı tutuyoruz. Onlar zannetmesin ki attıkları yalanlarla bu kareleri gölgeleyebilecekler. Bu kareler toplumun vicdanında zaten bir hafıza oluşturmuş aynı zamanda arşivlerde de en iyi şekilde yerlerini almıştır.”

“Darbenin siyasi ayağı nerede?”

Darbenin siyasi ayağını AKP hiç konuşmaz. Türkiye toplumu darbenin siyasi ayağını çok ciddi bir biçimde konuşmalıdır. Darbenin hakimi, savcısı var. Eniştesi var. Çaycısı var, ama bu darbenin siyasi ayağı yok. Darbenin asıl failini bulmak için o zaman HDP şimdi DEM Parti olarak defalarca araştırma komisyonu kurulsun diye teklifler verdik. En son darbe araştırma komisyonu kuruldu. Şu an söyleyeceğimiz şey o kadar mühim ki. Bu iktidarın derhal istifa etmesini gerektiren bir şey. Çünkü belgeyi çaldılar belgeyi.

Bizler direnmeye alışkın bir geleneğin çocuklarıyız ve kazanacağız. Bu umutla mücadele ediyoruz. AKP ve MHP sadece 15 Temmuz darbe girişiminde değil cumhuriyet tarihindeki en büyük askeri ve sivil darbenin kirli mirasını omuzlayan bir iktidar oldular. AKP darbe mekaniğinin bizatihi uygulayıcısı oldu. 20 Temmuz OHAL darbesinden sonra rejimin değişmesini de muhalefet ne yazık ki oturup izledi. Bizler ne darbenin ne darbecilerin bir parçası olduk.

Ne darbeden faydalananlar olduk. Bizler darbe rejiminin sahte oyunun pardesini açarak bütün açıklığıyla bunu halklara gösterenler olduk. Bizler Yenikapı ruhunun figüranı olmayı reddettik. Halkın yanında olduk. Böyle de olmaya devam edeceğiz. Bunları neden hatırlama gereği duyuyoruz. Çünkü yeni dönemin siyaseti muhalefet tarafından şekillendirilmeye çalışılırken bu konuştuğumuz konuları o dönem Yenikapı ruhu oluşturarak bu iktidarın kendini kurumsallaştırmasının önünü açan anlayış ile muhalefetin hesaplaşması gerekiyor.

Ne bu halk düşmanı olan rejimin ne de bu rejimi restore etme ihtimaline karşın görev üstlenebilme olasılığı olan muhalefetin Türkiye halklarına bir faydası olmaz. İşte biz bu nedenle diyoruz ki ne bu iktidar ne bu rejim ne de bu restorasyoncu anlayış. Bütün bunlara karşı demokratik cumhuriyet olan Üçüncü Yol. Üçüncü yolun yolcuları da DEM Parti’de mücadele vermektedir.

Biz onların rahatlarını bozabiliriz. Çünkü biz çoğuz. Bizler korkuyu Kerbela’da, korkuyu 1977 1 Mayıs’ında bıraktık. Bizler korkuyu 15-16 Haziran işçi direnişinde, bizler korkuyu Amed Zindanlarında bıraktık. Bizler korkuyu 14 Temmuz direnişlerinde, Gezi direnişlerinde bıraktık. Bizler cesaretimizi kuşanmış yoldayız ve yürüyoruz. Bütün ferasetimizle bizler ekmek için de adalet için de mücadele ediyoruz. Mücadelemiz 85 milyon yurttaşımızın bu ülkede eşit ve adil bir sistemde yaşaması içindir.”

Tülay Hatimoğulları, hükümetin en düşük emekli maaşına dair kararına dair tepki gösterdi. AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler’in en düşük emekli aylığının 12 bin 500 lira olacağını duyurduğuna dikkati çeken Tülay Hatimoğulları, “Saray, 15 saniyede bir emekli maaşı harcıyor” dedi.

(Kaynak: MA)

Paylaşın

Ay’da Mağara Keşfedildi: Astronotlara Ev Sahipliği Yapabilir

Bilim insanları, 1969 yılında Apollo 11 astronotları Neil Armstrong ve Buzz Aldrin’in ilk kez Ay’a ayak bastığı yerden sadece 400 kilometre uzaklıkta yer alan Sessizlik Denizi’nde bir mağara keşfetti.

Mağara yüzeyin yaklaşık 150 metre altında yer alıyor. Bilim insanları, mağarayı NASA’nın ay keşif yörünge aracı (LRO) tarafından toplanan radar verilerini analiz ederek keşfetti.

Bilim insanları Ay yüzeyinde ilk kez bir mağara keşfetti. 100 metre derinlikteki bu oyuğun, Ay’da kalıcı bir üs için uygun şartları sağlayabileceği değerlendiriliyor. Araştırmacılara göre, Ay’ın ‘keşfedilmemiş bölgelerinde’ yüzlerce benzer mağara olması da muhtemel.

BBC Türkçe’nin aktardığına göre, ülkeler Ay’da kalıcı bir insan varlığı tesis etmek için yarış halinde. Ancak astronotların radyasyon, aşırı sıcaklık dereceleri ve uzay koşullarından korunması zorlu bir iş. Uzaya çıkan ilk İngiliz astronot Helen Sharman, yeni keşfedilen mağaranın üs kurmak için iyi bir yer olabileceğini söyledi ve insanların 20-30 yıl içerisinde Ay’daki çukurlarda yaşamasının mümkün olduğunu dile getirdi.

Ancak Sharman’a göre bu çukur ‘çok derin’ ve astronotlar buradaki üsse ulaşmak için özel ekipmanlar kullanmak zorunda kalabilir. Sırtta taşınan roketler ya da bir tür asansör, bu işi görebilir. İtalya’daki Trento Üniversitesi’nden Lorenzo Bruzzone ve Leonardo Carrer, bu mağarayı radar kullanarak keşfetti.

Mağara, Mare Tranquillitatis adı verilen ovada bulunuyor. ‘Sessizlik denizi’ olarak anılan bu ova, Dünya’dan da çıplak gözle görülebiliyor ve insanlığın başka bir gezegende ziyaret ettiği ilk nokta olarak önem taşıyor. Mağaranın tabanının görülenden daha geniş olabileceği düşünülüyor.

Bu çukur, milyonlarca ya da milyarlarca yıl önce, Ay yüzeyinde lavın akışı ve kaya içerisinde bir tünel oluşturmasıyla meydana geldi. Prof. Carrer, bu mağaraya en benzer yapının, İspanya’da Lanzarote’deki volkanik mağaralar olduğunu, araştırmacıların bu bölgeyi de incelediğini kaydetti. Prof. Carrer, “Bu gerçekten heyecan verici. Bu keşfi yaptığınızda ve fotoğraflara baktığınızda, insanlık tarihinde bunu gören ilk kişi olduğunuzu fark ediyorsunuz” dedi.

Araştırmacılar mağaranın büyüklüğünü anladıklarında, bunun üs kurmak için iyi bir nokta olabileceğini de fark etti. Carrer, “Neticede Dünya’daki yaşam da mağaralarda başladı. Ay’da da insanların mağarada hayatta kalması mantıklı” diye konuştu. Mağara tamamen keşfedilmiş değil, ancak araştırmacılar radarların, kameraların ve robotların buranın haritasını çıkarmak için kullanılabileceğini düşünüyor.

Bilim insanları Ay yüzeyinde buna benzer mağaraların olabileceğini yaklaşık 50 yıl önce fark etmişlerdi. 2010’da Lunar Reconnaissance Orbiter adlı uzay aracının kamerası, mağara girişi olabilecek çukurların fotoğrafını çekmeyi başardı. O zamanlar bu mağaraların ne kadar derin olduğu ya da çökme ihtimali hakkında çok az şey biliniyordu. Prof. Bruzzone ve Prof. Carrer’in çalışmasıyla bu sorulara daha net yanıtlar verilebiliyor.

Avrupa Uzay Ajansı’ndan Francesco Sauro, “Yüzeye ait çok iyi görüntülerimiz var, Apollo’nun indiği bölgeyi görebiliyoruz, ancak yüzeyin altında ne olduğunu bilmiyoruz. Keşfetmek için büyük bir olanağa sahibiz” dedi. Sauro, bu araştırmanın ileride Mars yüzeyindeki mağaraları anlamak için de öncü olabileceğini ekledi. Üstelik bu çalışmalar Mars’ta yaşamın izlerini incelemek için de büyük önem taşıyabilir.

Ay’da keşfedilen mağara, insanların buraya yerleşmesine yardımcı olabileceği gibi, Ay’ın tarihini ve hangi evrelerden geçtiğini daha iyi anlamak için de işlevli olabilir. Çünkü mağaradaki kayalar uzay koşullarından daha az etkilendikleri için milyarlarca yıllık jeolojik kaydı barındırma potansiyeline sahip. Araştırma, Nature Astronomy adlı dergide yayımlandı.

Paylaşın