Siyah Erik Suyunun Şaşırtıcı Faydaları

Araştırmalar, siyah erikten (prunus domestica) elde edilen siyah erik suyunun vücudun mineral ve vitamin ihtiyacını karşılayabileceğini ve bazı hastalıkları önleyebileceğini öne sürüyor.

Haber Merkezi / A, C, E ve K vitaminleri açısından oldukça zengin olan siyah erikte, tiamin, riboflavin, niasin, B6 vitamini ve folat gibi diğer vitaminler de bulunur.

İşte siyah erikten elde edilen siyah erik suyunun başlıca faydaları:

Sindirim sistemine destek olur: Siyah erik suyu, yüksek lif içeriği sayesinde sindirimi düzenler ve kabızlığı önlemeye yardımcı olur. Doğal bir müshil etkisi vardır.

Antioksidan kaynağıdır: Siyah erik, C vitamini ve fenolik bileşikler gibi antioksidanlar açısından zengindir. Bu, serbest radikallerle savaşarak hücre hasarını azaltabilir ve yaşlanmayı yavaşlatabilir.

Bağışıklık sistemini güçlendirir: İçeriğindeki C vitamini sayesinde bağışıklık sistemini destekler ve enfeksiyonlara karşı koruma sağlayabilir.

Kan şekerini dengelemeye yardımcı olur: Düşük glisemik indeksi ve lif içeriği ile kan şekerinin ani yükselmesini önleyebilir, bu da diyabet yönetiminde yardımcı olabilir.

Kalp sağlığını destekler: Potasyum içeriği sayesinde kan basıncını düzenlemeye yardımcı olur ve kalp – damar sağlığını destekler.

Kemik sağlığını destekler: Siyah erik suyunda bulunan K vitamini ve magnezyum, kemik yoğunluğunu korumaya katkıda bulunabilir.

Hidratasyon ve detoks: Su içeriği yüksek olduğundan vücudu nemlendirir ve toksinlerin atılmasına yardımcı olabilir.

Uyarılar

Siyah erik suyunu aşırı tüketmek ishal gibi yan etkilere yol açabilir, bu yüzden ölçülü tüketim önemlidir.

Eğer şeker eklenmiş bir versiyonu değil de doğal haliyle tüketirseniz faydaları daha belirgin olur.

Paylaşın

ABAP Belleği Nedir? Önemi

ABAP (Advanced Business Application Programming) Belleği, SAP yazılım sistemiyle ilişkilendirilen bir terimdir ve uygulama sunucusunun ana belleğindeki geçici bir depolama alanına atıfta bulunur.

Haber Merkezi / Tek bir SAP kullanıcı oturumu içinde farklı ABAP programları, işlev modülleri veya alt rutinler arasında veri depolamak ve alışverişinde bulunmak için kullanılır. Bu bellek, bir veritabanına ihtiyaç duyulmadan verimli veri aktarımı ve iletişimi sağlar ve böylece SAP sisteminin performansını artırır.

ABAP Belleği, bir SAP sistemindeki farklı ABAP programları ve oturumları arasında veri paylaşımını sağlayan geçici bir bellek alanını ifade ettiği için önemli bir teknoloji terimidir. Bu, sistem içinde verimli iletişim ve işleme olanağı sağlayarak, tablolara tekrar tekrar erişme veya yinelenen veri üretme ihtiyacını azaltır; bu da sonuç olarak kaynaklardan tasarruf sağlar ve genel sistem performansını iyileştirir.

ABAP Belleği, veri tutarlılığının korunmasına yardımcı olur, geliştirme sürecini basitleştirir ve bir programdaki değişikliklerin aynı verileri paylaşan diğer programları olumsuz etkilememesini sağlar. Dolayısıyla ABAP Belleğinin etkin kullanımı, kesintisiz veri paylaşımını sağlar ve SAP sistemlerinin güvenilir bir şekilde çalışmasına önemli katkı sağlar.

ABAP Belleği, özellikle uygulama geliştirme alanında SAP sistemlerinin verimli bir şekilde çalışmasında önemli bir bileşen görevi görür. ABAP Belleğinin birincil amacı, sistem içinde aynı anda çalışan farklı ABAP programları arasında sorunsuz iletişim ve veri aktarımını kolaylaştırmaktır. Daha teknik terimlerle, ABAP Belleği, tüm dahili modların erişebildiği SAP sisteminin uygulama sunucusunda paylaşılan bir bellek alanıdır.

Verileri depolamak için merkezi bir depo görevi görerek, tekrarlanan veri sorgularına olan ihtiyacı ortadan kaldırır, böylece genel performansı önemli ölçüde iyileştirir ve veritabanlarındaki iş yükünü azaltır. ABAP Belleğinin kullanımı, sorunsuz bir kullanıcı deneyimi sunar ve bir SAP ortamında kaynakların verimli bir şekilde yönetilmesini sağlar. Geliştiriciler, bu özelliği farklı program çağrıları, raporlar ve işlev modülleri arasında veri alışverişi yapmak için kullanabilir ve esasen işlemlerini düzene sokabilirler.

Örneğin, bir uygulamadaki birden fazla programın aynı bilgiye erişmesi veya aynı bilgiye başvurması gerektiğinde, bir geliştirici bu bilgiyi ABAP Belleğinde saklayabilir ve böylece tüm program çağrılarında veri tutarlılığı sağlanabilir.

Ayrıca, bu yaklaşım koddaki gereksiz tekrarları azaltarak bir uygulama içinde daha temiz, daha kolay sürdürülebilir bir yapıyı destekler. Sonuç olarak, ABAP Belleği ile çalışmak yalnızca bir SAP sistemi içindeki veri iletişimini geliştirmekle kalmaz, aynı zamanda optimizasyon çabalarını ve yazılım geliştirme en iyi uygulamalarını da teşvik eder.

ABAP Bellek Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

ABAP Bellek kullanmanın avantajları nelerdir?

ABAP Belleği kullanmanın bazı avantajları şunlardır:

Birden fazla program ve oturum arasında veri paylaşımına izin verir
Veritabanına okuma ve yazmaları azaltarak daha hızlı veri işlemeyi kolaylaştırır
Verileri bellekte tutarak uygulama sunucusundaki yükü azaltır
Genel sistem performansını iyileştirir

ABAP Belleği ile SAP Belleği arasındaki fark nedir?

ABAP Belleği, ABAP programlarına özgü verileri depolamak için kullanılan uygulama sunucusu içindeki bir bellek alanıdır; SAP Belleği ise tüm programlar ve uygulamalar tarafından erişilebilen verileri depolayan genel bir bellek alanıdır. ABAP Belleği oturum özelindedir; SAP Belleği ise herhangi bir belirli oturuma bağlı değildir.

ABAP Belleğinde veriler nasıl saklanır?

ABAP Belleğinde veri depolamak için EXPORT ifadesini kullanmanız gerekir. Bu bir örnek sözdizimidir: EXPORTBELLEK KİMLİĞİNE.

ABAP Bellekten verilere nasıl erişirsiniz?

ABAP Belleğinde depolanan verilere erişmek için IMPORT ifadesini kullanmanız gerekir. Bu bir örnek sözdizimidir: IMPORTBELLEKTEN KİMLİK.

Paylaşın

Alerji Sezonu Başladı, Semptomları Hafifletmek İçin İpuçları

İlkbahar, her ne kadar doğanın canlandığı ve her şeyin yeşile büründüğü bir zaman dilimi olsa da bitki polenleri özellikle alerjiye yatkın kişilerde pek çok sağlık sorununa yol açabiliyor.

Haber Merkezi / Ancak semptomları hafifletmeye ve günlük hayatı kolaylaştırmaya yardımcı olabilecek basit önlemlerde bulunmakta. İşte o önlemlerden bazıları:

Ortamın temiz tutulması: Polenlerin eve girmesini önlemek için pencereler kapalı tutulmalı. Klima kullanılıyorsa filtreler düzenli temizlenmeli.

Burun yıkama: Bir neti potu veya burun spreyi ile tuzlu su kullanarak sinüsleri temizlemek, alerjenleri ve mukusu uzaklaştırabilir. Bu, sinüs baş ağrılarını hafifletebilir.

Nem dengesi: Evde nem oranını yüzde 30-50 arasında tutmak için nemlendirici veya nem alıcı kullanılmalı. Çok kuru veya çok nemli hava alerji semptomlarını kötüleştirebilir.

Maske: Dışarıda polen seviyesinin yüksek olduğu günlerde (özellikle rüzgarlı havalarda) bir maske takmak, solunan alerjen miktarını azaltabilir.

Alerji ilaçları: Reçetesiz antihistaminikler (setirizin, loratadin gibi) kaşıntı, hapşırık ve burun akıntısını hafifletebilir. Dekonjestanlar ise sinüs baskısını azaltabilir.

Bitki çayları: Nane veya zencefil çayı gibi doğal seçenekler, sinüsleri açarak baş ağrısını ve baskıyı hafifletebilir.

Polen takibi: Polen yoğunluğunun yüksek olduğu saatlerde (genelde sabah erken) dışarı çıkmamaya özen gösterilmeli.

Gözleri koruma: Polen göz irritasyonuna da yol açabilir ve bu baş ağrısını tetikleyebilir. Güneş gözlüğü takmak veya göz damlası kullanmak rahatlama sağlayabilir.

Hızlı rahatlama için

Buhar inhalasyonu: Sıcak suyla dolu bir kaba birkaç damla okaliptüs yağı ekleyip buharını solumak sinüsleri açabilir.

Bol su: Mukusu inceltir ve alerjenlerin vücuttan atılmasını kolaylaştırır.

Paylaşın

Reuters’dan “Süreç” Analizi: İmamoğlu’nun Tutuklanması Kürtlerin Güvensizliğini Körükledi

Birleşik Krallık merkezli Reuters, Abdullah Öcalan’ın PKK’ya yaptığı silah bırakma çağrısı sonrası başlayan sürece ilişkin yayınladığı analizde, İmamoğlu’nun tutuklanmasının Kürtler arasında güvensizliği derinleştirdiği ifadelerine yer verdi.

Analizde ayrıca, DEM Parti’nin Abdullah Öcalan’la İmralı Cezaevi’nde üç kez görüştüğünü ancak hükümetin somut bir reform planını paylaşmadığı kaydedildi. Analiz yazısında, Erdoğan’ın “Silahsızlanma sonrası demokratik alan doğal olarak genişleyecek” açıklamasına rağmen net adımların belirsizliğini koruduğu da ifade edildi.

Birleşik Krallık merkezli Reuters haber ajansı, Türkiye’deki son siyasi gelişmeleri ele alan analizinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının Kürtler arasında barış sürecine yönelik güvensizliği derinleştirdiğini bildirdi. Ajansın değerlendirmesinde, Erdoğan’ın başlıca siyasi rakibine yönelik yaptırımları ile PKK’nın silah bırakma çağrısı sonrası atılacak reformlara dair belirsizliğin, Kürt toplumunda endişelere yol açtığı vurgulandı.

Analizde, İmamoğlu’nun yolsuzluk iddialarıyla tutuklanmasının Türkiye’de son on yılın en büyük protesto dalgasını tetiklediği belirtilirken, özellikle Kürt nüfusun yoğun olduğu güneydoğu bölgesinde yapılan görüşmelerde barış umutlarından çok şüphelerin öne çıktığı aktarıldı. DEM Parti Milletvekili Cengiz Çandar’ın “Bir mayın tarlasına giriyoruz. Her şey rayından çıkabilir ve başarısızlıkla sonuçlanabilir” şeklindeki uyarısına yer verildi.

Hükümet somut bir reform planı paylaşmadı

Reuters, DEM Parti’nin Abdullah Öcalan’la İmralı Cezaevi’nde üç kez görüştüğünü ancak hükümetin somut bir reform planını paylaşmadığını kaydetti. Erdoğan’ın “Silahsızlanma sonrası demokratik alan doğal olarak genişleyecek” açıklamasına rağmen net adımların belirsizliğini koruduğu ifade edildi.

Ajans, barış sürecinin başarısız olması halinde Güneydoğu Anadolu’da ekonomik ve sosyal sorunların derinleşebileceği ve 40 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği çatışmaların yeniden alevlenebileceği uyarısında bulundu. Türkiye Cumhurbaşkanlığı’nın konuya ilişkin yorum yapmaktan kaçındığı, AK Parti yetkililerinin ise barış süreciyle ilgili açıklamaların Cumhurbaşkanı’nın yetkisinde olduğunu belirttiği aktarıldı.

Reuters analizinde, PKK’nın silah bırakma çağrısıyla başlayan sürecin Ortadoğu’daki diğer gerilimlerin hafiflemesine de katkı sağlayabileceği, ancak İmamoğlu’nun tutuklanması gibi gelişmelerin bu süreci kırılgan hale getirdiği değerlendirmesi yapıldı.

Paylaşın

Erdoğan’a Seslenen Özel: Hizbullahçıları Değil Türkiye’nin Geleceğini Serbest Bırak

Saraçhane’deki İBB Binası’nda gündeme ilişkin açıklama yapan CHP Lideri Özgür Özel, Erdoğan’a, Hizbullahçıları değil Türkiye’nin geleceğini serbest bırak çağrısında bulundu.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel Saraçhane’de açıklamalarda bulundu. Özel’in açıklamalarından öne çıkanlar şu şekilde: “Bu zulme hazırlanan iktidar partisi ya da bloğu bileşenlerinin üyelerini, oy verenlerini, geçmişte onlara gönül verenleri en sıcak duygularla selamlıyoruz. Ama o Saray aklına, darbeye kalkışanlara, 15 milyon kişi tarafından püskürtülen darbecilere, ne bayramda, ne demokrasi sınırları içinde söylenecek söz bulamıyoruz.

Bu milletin bayramını zehir edenlere söylenecek uygun söz yoktur. Hak ettikleri sözler bayramlık ağzımızı açtığımızda söyleyeceğimiz sözlerdir. Hepsini bayramın sonrasına, onları rezil edeceğimiz, milletin de artık bunların yüzüne bakmayacağı bir sürece bırakıyoruz. Yalancı şahitlerle ceza peşindeler. Hak ettikleri sözleri bayram sonrası yasal düzeyde vereceğiz.

Volkan Konak’ı sahnede geçirdiği kalp kriziyle Kıbrıs’ta kaybettik. Ailesine başsağlığı diliyoruz. İlk ayağa kalkan ilk başını kaldıran kişiydi. Bayrağı ilk çekmiş sanatçıdır. Sonra hukuk adalet be demokrasi için omuz omuza veren sanatçılar, imzaları vermeye başladığında, bu metne imza koyması için kendisini arayan arkadaşına, Volkan Konak, ‘Ben o metne imzamı değil, kalbini basarım’ dedi. Acaba sanatçılardan çıt çıkacak mı derken, bu tweeti atan Konak’ı kaybettik. Acımız çok büyük. Yerini nasıl dolduracağız bilmiyoruz. Ama adını yaşatmak ve onun özlediği Türkiye’yi, gençlerle dost olan doğa ile hayvanlarla dost olan bir Türkiye’ye kavuşmak için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.

‘Her şey çok güzel olacak Berkay’ı ziyaret ettik. Moral bulduk. Koğuşlar ağzına kadar dolu. İtirazla serbest bırakılmaları, ilk duruşmaya kadar da içeride tutulmamaları gerektiğini düşünüyoruz. Bayramda Hizbullahçıları yetki kullanıp serbest bırakan Erdoğan’a, Türkiye’nin geçmişini karartan canilere değil Türkiye’nin geleceği aydınlansın diyen, hiçbirinin elinde kan olmayan gençleri Silivri’de tutmanın utancını, bunun ne kadar kötülük içeren ruh halinde olduğunu kendisine hatırlatıyoruz. Hizbullah’ı değil Türkiye’nin geleceğini serbest bırakması gerektiğini söylüyoruz.

2 genç koymuşsunuz, geri kalan 47 kişi hepimizin dudaklarını uçuklatacak hükümlerle cezaevinde yatanlar. Bu olacak iş değildir. Oradaki gençleri bu psikoloji içinde tutmak doğrudan psikolojik işkencedir. Gerekli başvuruları yaptık, bir an önce sonuç alınmasını istiyoruz. Bu öğrencilere ters kelepçe takıldı, saatlerce ailelerinin bilmediği yerlerde tutuldu. 60 kişiye 4 şişe su veridi. Kötü muameleler, küfürler her bir öğrenci tarafından rapor edildi. Bunun saatlerini yerlerini biliyoruz. Rapor edilen yatırıp kafaya basmanın, surata tekme atmanın nerede kimler tarafından yapılmış olabileceğini biliyoruz.

Bundan sonra anayasaya göre kanunsuz emri uygulamayıp yazılı isteme hakkını tüm emri uygulayanlara hatırlatıyorum. Geçmişte bunlara şahit olanlar, gerçekleri kapalı zarfa yazıp emanete alsınlar, o zaman siz kurtulacaksınız, bu çetenin yaptıkları çorap söküğü gibi ortaya çıkacak. Geçmişte önemli görevler yapmış yürütmüş kişilerin yönlendirmeleriyle üstünde olduğumuzu herkes bilsin. O enseye, surata basanın günü gelince gırtlağına hukuk basacak. Suç işlemeyen korkmasın. Gördüğünüz şahitlikleri unutmadan yazın kapalı zarfa yazın. Bu soruşturma seneye değilse öbür sene var. Bunun ucunu bırakan hesabını sormayan asla ve asla biz olmayacağız.

Kötü muameleye hukuk ceza verecek. Kötü muamelenin zaman aşımı ve affı olmaz. Kazanınca geçmişi unutmayacağız. İftiraları unutmayacağız, takip edeceğiz, hesap soracağız. Suça ortak olmayın, suçu ihbar etmek için bugünden yazın. Zarfı kapatın en güvendiğinize verin.

“Bir santim bile eğilmeyiz, korkmayız”

Türkiye’deki 35 ili ve o geceki veriye göre 412 belediyeyi kazandığımız önemli bir başarıdır. Sandıktan gelen mesajı anladık. Partili ayırmadan hizmet ettik. İstanbul’u kaybetmenin acısı içindeler. Bir santim bile eğilmeyiz, korkmayız.

5 tane siyasi yasak istemi, 31 yıl önce verilen diplomanın iptal istemiyle, kamera şakası bile olamayacak adımları peş peşe attılar. 47 ay daha dayanamadılar. Yüzlerce polisle şafak vakti ailesiyle birlikte yaşadığı İBB’nin resmî konutunu basıp başkanımızı ve arkadaşlarını gözaltına aldılar. İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır şeklinde iman ettiği gerçeklik yüzünden rakibini ekarte edip kendisini yenebilecek herkesi ekarte edip kendisini yenebilecek bir adayla yarışmak hatta katılımın yüzde 40’lara indiği göstermelik bir seçimin öz hazırlığı şeklinde bir darbe yapmaya karar verdi.

Cumhur İttifakı’ndan bir genel başkan yardımcısı, gazeteci Sinan Burhan’a, ‘İmamoğlu bayramdan önce tutuklanacak’ diye mesaj attı. Kim olduğunu biliyoruz.

İstanbul’u Maltepe’de eyleme, gücünü göstermeye davet ettik. Geçen sene televizyonlarda “İstanbul boş, mitingin iptali söz konusu” diyerek duyurdular. Bugün hep birlikte milyonlarda kişi Maltepe Meydanı’na aktı. Herkesin hedefi Maltepe Miting alanı olmuştur. Gençlerin coşkusu ve her yaştan İstanbullunun kararı İmamoğlu oldu. Çoğunluk İmamoğlu’nun arkasındadır. Arkalarında ne devlet ne millet vardır. Devletle millet yarışırsa millet kazanır. RTÜK’ten dışarıya halkın haber alma özgürlüğüne ateş açılmaktadır.

Şimdi yandaş kanallar, kendi içlerinde üstünlüğün nasıl muhalefete geçtiğini ve bunun nasıl geri alınacağını düşünüyorlar. Gelecek Cumhurbaşkanı adayına darbe girişimi milletin çıplak elleriyle püskürtülmüştür. Arkalarında kimse yoktur. Ne devlet ne de millet vardır. Devlet ve millet yarışırsa millet kazanır. Devleti bir partinin emrine verenler, partiyi devletleştiremedikleri gibi devleti de partileştiremezler. O seçimler yapılana kadar devletteki herkese devlet adamı gibi çalışmak düşer.

Bundan sonra CHP olarak attığımız her adımı bir öncekinden daha büyük kararlılıkla atacağız. Hiç kimse, şöyle bir şey düşünmesin ‘Güç ellerinde, devlet ellerinde’ 19 Mart sabahı test ettiler millet cevabı verdi. Bugün son seçimlerde ikinci turda da olsa seçilmiş olmasına rağmen, milletten aldığı yetkiye rağmen millete sırtını dönenlerin, anketlerde yerlerde sürüklenenlerin milletin gönlünde bir karşılığı yoktur.

Avrupa’da kendi evinde demokrasicilik oynayıp Türkiye’de bir otokrasicilik oynayan vatandaş bu iktidarın değişeceğini bilecek. Bugünlerde sessiz kalan tüm dostlara, içeriden dışardan şunu söylüyorum; bu zor günlerde 18 yaşındaki çocuklarımıza, peşinden koştuğunuz İmamoğlu’na bunlar yapılıyorken siz bugün hangi tutumdaydınız dönüp bunlara bakacağız. Bugünkü iktidar otokrasiye mahkum olmuş bir cunta yönetimidir. Aha orada duruyor. İsteyen ilişki kursun, isteyen oyun planını ona göre kursun.”

Paylaşın

Mevsim Değişiklikleri Baş Ağrılarını Tetikler Mi?

“Mevsim değişiklikleri baş ağrılarını tetikler mi?” sorusuna “evet” cevabını verebiliriz. Bunun nedeni, hava basıncı, nem, sıcaklık dalgalanmaları ve rüzgar gibi çevresel faktörlerin vücudun dengesini etkileyebilmesidir.

Haber Merkezi / Özellikle kronik baş ağrısı ve migreni olan kişiler, mevsim geçişleri sırasında semptomlarının arttığını bildirebilir.

Hava basıncı değişimleri: Barometrik basınç düştüğünde, bazılarının sinüsleri veya kan damarları bu değişime tepki verebilir ve baş ağrısına yol açabilir.

Nem ve sıcaklık: Ani sıcaklık değişimleri veya yüksek nem, vücudun stres yanıtını tetikleyebilir.

Alerjiler: İlkbahar veya sonbaharda polen gibi alerjenlerin artması, sinüs baş ağrılarını kötüleştirebilir.

Mevsim değişikliklerinin tetiklediği baş ağrılarını önlemek veya tedavi etmek için aşağıdaki yöntemler faydalı olabilir.

Önleme

Hidratasyon: Dehidrasyon baş ağrılarını kötüleştirebilir. Mevsim geçişleri sırasında yeterince su içmeye özen gösterilmeli.

Düzenli uyku: Uyku düzenindeki değişiklikler baş ağrısını tetikleyebilir. Sabit bir uyku rutini oluşturmak yardımcı olabilir.

Hava durumu: Hava basıncı veya nem değişimlerini önceden bilmek, hazırlıklı olmayı sağlayabilir. Mesela, basınç düşüşü bekleniyorsa o gün stresi azaltıcı aktiviteler planlanabilir.

Alerji kontrolü: Eğer alerjiler baş ağrısına katkıda bulunuyorsa, antihistaminikler veya burun spreyleri gibi doktor önerisiyle alınan önlemler işe yarayabilir.

Stres yönetimi: Yoga, meditasyon veya hafif egzersiz, mevsimsel değişimlerin yarattığı fiziksel ve zihinsel stresi azaltabilir.

Kafein ve bBeslenme: Kafeini aşırıya kaçmadan dengeli kullanmak ve işlenmiş gıdalardan uzak durmak tetikleyicileri azaltabilir.

Tedavi

Ağrı kesiciler: İbuprofen veya parasetamol gibi reçetesiz ilaçlar hafif baş ağrılarını geçirebilir. Ancak sık kullanımda doktora danışılmalı.

Soğuk veya sıcak kompres: Alına veya enseye soğuk bir bez koymak kan damarlarını daraltarak rahatlatabilir; sıcak kompres ise gergin kasları gevşetebilir.

Dinlenme: Karanlık ve sessiz bir odada kısa bir süre uzanmak, özellikle migren tipi ağrılarda etkili olabilir.

Bol oksijen: Temiz havada kısa bir yürüyüş veya derin nefes egzersizleri, sinüs kaynaklı ağrıları hafifletebilir.

Doktor önerisiyle ilaç: Eğer baş ağrıları sık ve şiddetliyse, migren için özel ilaçlar (triptanlar gibi) veya önleyici tedaviler gerekebilir.

Paylaşın

Sezgi Felsefesi Nedir: Altı Filozofun Düşünceleri

Sezgi, genellikle bir şeyin doğrudan, aracısız ve anlık bir şekilde kavranması olarak tanımlanır. Sezgi felsefesi ise, bilgiye ulaşmada sezginin rolünü ele alan ve onu akıl, mantık veya duyusal deneyim gibi diğer bilgi kaynaklarıyla karşılaştıran bir düşünce alanıdır.

Haber Merkezi / Felsefede sezgi, farklı filozoflar tarafından farklı şekillerde ele alınmış ve değerlendirilmiştir.

Antik Yunan düşünürü Platon’un idea teorisinde “sezgi” önemli bir yer tutar. Platon’a göre, gerçek bilgi duyusal dünyadan değil, idealar dünyasından gelir ve bu bilgiye sezgisel bir kavrayışla ulaşılır. Akıl yürütme, bu sezgisel hakikati açığa çıkarır.

Modern felsefenin kurucularından Rene Descartes, sezgiyi “zihnin saf ve dikkatli bir kavrayışı” olarak tanımlar. Descartes’a göre, bazı temel gerçekler (örneğin, “Cogito, ergo sum” – Düşünüyorum, öyleyse varım) sezgiyle açık ve seçik bir şekilde bilinir.

Immanuel Kant, sezgiyi duyusal algının temel bir bileşeni olarak görür. Ancak bu, modern anlamda “sezgi”den farklıdır; Kant için sezgi, duyuların ham verisini zihne sunar ve bilgi, bu verinin aklın kategorileriyle işlenmesiyle oluşur.

20. yüzyılın önemli sezgi filozoflarından Henri Bergson, sezgiyi analitik akıldan üstün tutar. Bergson’a göre, akıl dünyayı parçalara ayırarak anlamaya çalışırken, sezgi yaşamın akışını ve sürekliliğini (duration) bütüncül bir şekilde kavrar. Bergson’a göre, gerçeklik ancak sezgiyle tam anlamıyla anlaşılabilir.

Modern felsefede ve bilişsel bilimlerde, sezgi genellikle bilinçdışı süreçlerle ilişkilendirilir. Psikologlar, sezgisel yargıların geçmiş deneyimlerin hızlı bir sentezi olduğunu öne sürerken, bazı filozoflar bunun rasyonel düşünceye alternatif değil, tamamlayıcı olduğunu savunur.

Immanuel Kant’ın Aşkın İdealizmi

Immanuel Kant’ın Aşkın İdealizmi, onun felsefi sisteminin temel taşlarından biridir ve özellikle Saf Aklın Eleştirisi (1781, 1787) adlı eserinde detaylı bir şekilde ortaya konur. Kant’ın teorisi, bilginin doğası, gerçekliğin algılanışı ve insan zihninin rolü üzerine devrim niteliğinde bir yaklaşımdır.

Kant, aşkın idealizmiyle rasyonalizm ile ampirizm arasındaki çatışmayı uzlaştırmayı amaçlar ve “Kopernik Devrimi” olarak adlandırılan bir dönüşüm önerir: Gerçekliği anlamak için nesnelerin bize uyum sağlaması yerine, bizim zihnimizin nesneleri algılama biçimimize nesnelerin uyum sağladığını savunur.

Henri Bergson’un Sezgisel Yöntemi

Henri Bergson’un sezgisel yöntemi, onun felsefi sisteminin temel taşıdır ve özellikle Yaratıcı Evrim (1907) ile Metafiziğe Giriş (1903) gibi eserlerinde detaylı bir şekilde geliştirilmiştir. Bergson, sezgiyi, bilginin doğası ve gerçekliğin kavranışı üzerine yenilikçi bir yaklaşım olarak öne çıkarır.

Sezgisel yöntem, analitik aklın ve bilimsel düşüncenin sınırlarını aşarak, yaşamın akışkan, dinamik ve sürekli değişen doğasını (duration – süre) doğrudan kavramayı amaçlar. Bergson’a göre, gerçeklik, mekanik ve statik bir yapıdan ziyade yaratıcı bir evrim sürecidir ve bu gerçeklik, ancak sezgiyle tam anlamıyla anlaşılabilir.

Edmund Husserl’in Fenomenolojik Sezgisi

Edmund Husserl’in fenomenolojik sezgisi, onun fenomenoloji felsefesinin temel bir unsuru olarak ortaya çıkar ve özellikle Mantıksal Araştırmalar (1900-1901) ile Fenomenolojinin İdeaları (1913) gibi eserlerinde sistematik bir şekilde geliştirilmiştir.

Husserl, fenomenolojiyi “şeylerin kendisine dönmek” ilkesiyle tanımlar; bu, önyargılardan, teorilerden ve varsayımlardan arınarak, bilincin deneyimlerini doğrudan ve saf bir şekilde incelemeyi amaçlar. Fenomenolojik sezgi, bu süreçte bilincin nesneleri kavrama yetisi olarak merkezi bir rol oynar ve Husserl’in “özgörme” ya da “eidetik sezgi” dediği kavrayışla bağlantılıdır.

Rudolf Steiner’ın Manevi Bilimi

Rudolf Steiner’ın Manevi Bilimi (veya diğer adıyla “Ruh Bilimi”), onun geliştirdiği antropozofi felsefesinin temelini oluşturan bir yaklaşımdır. Steiner, bu kavramı, insanın fiziksel dünyayı aşan ruhsal boyutlarını ve evrenle olan ilişkisini anlamaya yönelik bir yöntem olarak tanımlar.

Antropozofi, “insan bilgeliği” anlamına gelir (Yunanca anthropos – insan ve sophia – bilgelik) ve Steiner’ın hem bilimsel hem de manevi bir araştırma yolu olarak sunduğu bir disiplindir. Manevi Bilim, duyularla algılanan maddi gerçekliğin ötesine geçerek, insanın ruhsal doğasını ve kozmik bağlantılarını sezgisel bir kavrayışla keşfetmeyi amaçlar.

Soren Kierkegaard’ın Varoluşsal Sezgisi

Soren Kierkegaard’ın varoluşsal sezgisi, onun felsefi yaklaşımının temelinde yer alan ve bireyin öznel deneyimlerini, özellikle de varoluşsal kaygı, inanç ve özgürlük gibi temaları merkeze alan bir kavramdır. Kierkegaard, genellikle modern varoluşçuluğun babası olarak kabul edilir ve felsefesi, sistematik ve nesnel akıl yürütmeden ziyade bireyin içsel yolculuğuna odaklanır.

Onun sezgisi, insanın kendi varlığını anlamaya yönelik derin bir içgörü ve doğrudan bir kavrayış olarak ortaya çıkar; bu, soyut spekülasyonlardan veya evrensel hakikatlerden çok, bireysel varoluşun somut gerçekliğiyle ilgilidir.

Gaston Bachelard’ın Epistemolojik Sezgisi

Gaston Bachelard’ın epistemolojik sezgisi, onun bilim felsefesi ve bilgi teorisi alanındaki yenilikçi yaklaşımının temel bir unsuru olarak ortaya çıkar. Fransız filozof ve bilim tarihçisi olan Bachelard, özellikle Bilimsel Zihnin Oluşumu (1938) ve Yeni Bilimsel Tin (1934) gibi eserlerinde, bilimin gelişimini ve bilimsel bilginin doğasını anlamak için sezgisel bir bakış açısı sunar.

Bachelard’ın epistemolojik sezgisi, bilimsel aklın statik bir yapı olmadığını, aksine dinamik, yaratıcı ve sürekli dönüşen bir süreç olduğunu vurgular. Bu yaklaşım, bilimsel ilerlemeyi anlamada sezgisel kavrayışın rolünü merkeze alır ve geleneksel pozitivist yaklaşımlara meydan okur.

Paylaşın

Otomotiv Sektörü: Yabancı Şirketler Türkiye’den Çıkış Hazırlığında

TAYSAD Eski Başkanı Albert Saydam, Türkiye’de uzun yıllardır faaliyet gösteren bazı küresel otomotiv tedarikçilerinin, artan maliyetler ve azalan rekabet gücü nedeniyle Türkiye’deki yatırımlarını gözden geçirdiğini açıkladı.

Albert Saydam, “Yıllardır Türkiye’de üretim yapan, binlerce çalışanı bulunan ve alanında küresel lider konumunda olan bazı firmalar, yönetim kurulu düzeyinde Türkiye’deki varlıklarını sorgulamaya başladı. Hatta bu firmalardan biri, gelecek yıl fabrikalarından birini kapatmayı değerlendiriyor” dedi.

Taşıt Araçları Tedarik Sanayicileri Derneği (TAYSAD), Türk otomotiv sektörüne ilişkin kritik uyarılarda bulundu. Derneğin yeni başkanı Yakup Birinci ve eski başkanı Albert Saydam, İstanbul’da düzenledikleri basın toplantısında hem üretim verilerine dair endişeleri hem de yabancı sermayeli firmaların Türkiye’deki varlıklarını gözden geçirmeye başladığını duyurdu.

Yakup Birinci, küresel ekonomide yaşanan dalgalanmalar, ticaret savaşları ve arz zinciri sorunları nedeniyle dünya genelinde otomotiv üretiminin beklenen 100 milyon adedin altında, 92-93 milyon adet bandında seyrettiğini ifade etti. Bu küresel daralma karşısında Türkiye’nin üretim kapasitesinde düşüş eğilimi gösterdiğine dikkat çekti.

Ekonomim’in haberine göre; Birinci, “Şu anda üretim 1,8 milyon adet civarında seyrediyor. Ancak bu rakamın 2026 yılında 1,4 milyon adede kadar düşme riski bulunuyor. Türkiye’nin toplam pazardaki payı azalıyor. İç pazarın daralması da bu düşüşte belirleyici faktörlerden biri,” dedi. Sektör için “tehlike çanları çalıyor” uyarısında bulunan Birinci, rekabet gücünün korunamaması halinde Türkiye’nin küresel sıralamadaki konumunun sarsılabileceğini vurguladı.

Türkiye’nin 2025 yılında ilk kez küresel otomotiv üretiminde ilk 10 ülke arasına girmesinin mümkün olduğunu belirten Birinci, bu başarının kalıcı hale gelmesi için yıllık üretimin 2 milyon adete yaklaşması gerektiğini söyledi. “Aksi takdirde 10’unculuktan bir anda 15’inci sıraya düşmek işten bile değil” ifadelerini kullandı.

“Firmalardan biri, gelecek yıl fabrikalarından birini kapatmayı değerlendiriyor”

TAYSAD Eski Başkanı Albert Saydam ise Türkiye’de uzun yıllardır faaliyet gösteren bazı küresel otomotiv tedarikçilerinin, artan maliyetler ve azalan rekabet gücü nedeniyle Türkiye’deki yatırımlarını gözden geçirdiğini açıkladı. Saydam, “Yıllardır Türkiye’de üretim yapan, binlerce çalışanı bulunan ve alanında küresel lider konumunda olan bazı firmalar, yönetim kurulu düzeyinde Türkiye’deki varlıklarını sorgulamaya başladı. Hatta bu firmalardan biri, gelecek yıl fabrikalarından birini kapatmayı değerlendiriyor” dedi.

TAYSAD yönetimi, üretimde sürdürülebilirliği sağlamak ve Türkiye’yi küresel otomotiv değer zincirinde üst sıralarda tutabilmek için devlet destekli yapısal reformlara ihtiyaç olduğunu vurguladı. Kur, enerji, iş gücü maliyetleri ve yatırım ortamının yeniden ele alınması gerektiği ifade edildi.

Paylaşın

Madara Atlısı: Avrupa’da Türünün Tek Örneği

“Madara Süvarisi” ya da “Madara Binicisi” olarak da bilinen Madara Atlısı, Bulgaristan’ın kuzeydoğusunda, Şumen yakınlarındaki Madara köyü civarında bulunan tarihi bir kaya kabartmasıdır. 

Haber Merkezi / Madara Atlısı, 100 metre yüksekliğindeki bir kayalığın yaklaşık 23 metre yukarısına oyulmuştur. Kabartma, bir atlı figürünü tasvir eder; atlı, mızrağıyla bir aslanı vururken, önünde uçan bir kartal ve peşinden koşan bir köpek de sahnede yer alır. Bu kompozisyon, genellikle zafer ve güç sembolü olarak yorumlanır.

Yüzyılın başlarında, Birinci Bulgar Devleti’nin kuruluşundan kısa bir süre sonra yapıldığı tahmin edilen Madara Atlısı, Bulgar tarihinin ve kültürünün önemli bir simgesidir.

Birçok tarihçi, kabartmanın Han Tervel’i temsil ettiğini ve 705 yılında Bizans İmparatoru II. Justinianus’a yardım ederek kazanılan zaferi kutladığını öne sürer. Anıtın etrafındaki Yunanca yazıtlar da bu döneme dair bilgiler sunar ve Bulgar hanları Tervel, Krum ve Omurtag’dan bahseder.

Madara Atlısı, Avrupa’da Erken Orta Çağ’dan kalma tek kaya kabartması olmasıyla eşsizdir ve bu özelliğiyle 1979 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmıştır. Bulgaristan’ın milli sembollerinden biri olarak kabul edilir ve ülkenin kültürel kimliğinde önemli bir yer tutar.

Paylaşın

Alzheimer, Basit Bir Testle Erken Teşhis Edilebilir

Bilim insanları, Alzheimer hastalığı riski altında olanları, semptomlar ortaya çıkmadan yıllar önce tespit etmek için evde uygulanabilen bir test geliştirdiler.

Haber Merkezi / ABD’deki Massachusetts General Hospital tarafından yapılan yeni bir araştırmada, farklı kokuları tanımlama ve hatırlama özelliğinin bilişsel gerileme için bir uyarı işareti olabileceği keşfedildi.

Bilim insanları, araştırma kapsamında, AROMHA adlı evde uygulanabilen bir koku testi geliştirdiler.

Bu test, katılımcıların kokuları ayırt etme, tanıma ve hatırlama özelliklerini değerlendiriyor. Bulgular, bilişsel bozukluğu olan yetişkinlerin bu testte daha düşük skorlar aldığını ve bu yöntemin Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıkların erken belirtisi olabileceğini gösteriyor.

Bilim insanları, kokuyu işlemekten sorumlu beyin bölgelerinin Alzheimer hastalığından ilk etkilenenler arasında olması nedeniyle kokuya odaklanmayı seçtiler.

Araştırma, bu beyin bölgelerinin Alzheimer hastalığına işaret eden değişiklikleri, hafıza sorunlarının başlamasından 15 ila 20 yıl önce başlayarak, semptomlar ortaya çıkmadan çok önce gösterebileceğini vurgulamakta.

Öte yandan test, Alzheimer dışında diğer demans türleri veya koku kaybına yol açabilecek farklı durumlar (örneğin, sinüzit veya Parkinson) arasında ayrım yapmada tek başına yeterli değil. Bu yüzden tanı için ek testlerle desteklenmesi gerekiyor.

Test nasıl uygulanıyor?

Katılımcıya bir dizi koku örneği (örneğin, nane, tarçın, limon gibi) sunulur. Katılımcıdan bu kokuları koklaması, tanımlaması ve bazen bir süre sonra hatırlaması istenir. Performans, yaşa ve cinsiyete göre standart bir skalaya göre değerlendirilir.

Paylaşın