İmamoğlu, Kendisine Yönelik Aylardır Devam Eden “Yargı Tacizini” Yazdı

Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, 19 Mart’ta gözaltına alınması ile başlayan süreci New York Times (NYT) gazetesi için kaleme aldı.

İmamoğlu’nun NYT’de yayınlanan yazı, “19 Mart sabahının erken saatlerinde, onlarca silahlı polis memuru, gözaltı kararıyla kapıma dayandı. Sahne, Türkiye’nin en büyük şehri olan İstanbul’un seçilmiş belediye başkanının değil, bir teröristin yakalanmasına benziyordu” sözleriyle başlıyor.

Daha sonra ana muhalefet Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) cumhurbaşkanlığı adaylığı için ön seçim yapmasına dört gün kala gözaltına alınmasının şaşırtıcı olmadığını belirten İmamoğlu, kendisine yönelik aylardır devam eden “yargı tacizini” anlatıyor.

Diplomasının, mezuniyetimin üzerinden 31 yıl geçtikten sonra ‘aniden iptal edildiğini’ belirten İmamoğlu, “Yetkililer, anayasanın cumhurbaşkanının yükseköğrenim diplomasına sahip olmasını şart koştuğu için, bu hamlenin beni seçim yarışından diskalifiye edeceğine inanıyor gibiydi” dedi.

“Beni sandıkta yenemeyeceğini anlayan Erdoğan, başka yöntemlere başvurdu: ana siyasi rakibini, rüşvet, yolsuzluk, suç örgütü liderliği ve yasadışı Kürdistan İşçi Partisi’ne (PKK) yardım gibi temelsiz suçlamalarla tutuklatmak. Seçilmiş makamımdan da mali suçlamalar gerekçe gösterilerek uzaklaştırıldım” diyen İmamoğlu, yazısının devamında şu ifadeleri kullandı:

“Yıllardır Erdoğan rejimi, demokratik denge ve denetim mekanizmalarını aşındırıyor; medyayı susturuyor, seçilmiş belediye başkanlarını görevden alıp yerlerine atanmış bürokratlar getiriyor, yasamayı etkisiz hale getiriyor, yargıyı kontrol ediyor ve seçimleri manipüle ediyor.

Son aylarda protestocuların ve gazetecilerin kitlesel olarak tutuklanması, ürkütücü bir mesaj verdi: kimse güvende değil. Oylar iptal edilebilir ve özgürlükler bir anda elinizden alınabilir. Erdoğan yönetiminde Türkiye Cumhuriyeti, bir korku cumhuriyetine dönüşmüş durumda.”

28 Kasım 1978’de Diyarbakır’ın Lice ilçesinde kurulan PKK, Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), İngiltere, Fransa, Türkiye ve pek çok başka devlet tarafından terör örgütü kabul ediliyor.

İmamoğlu, “Tutuklanmam, Türkiye’nin otoriterleşmeye ve keyfi güce teslim olmasında yeni bir aşamayı işaret ediyor. Uzun bir demokratik geleneğe sahip olan ülkemiz, geri dönüşü olmayan bir noktaya doğru hızla ilerliyor” diye ekledi.

Ekrem İmamoğlu, baskıların yalnızca “kendisiyle sınırlı kalmadığını,” gizli tanık ifadelerinden oluşan bir iddianameye dayanan geniş çaplı bir operasyonla, belediye yöneticileri ve iş dünyasından isimler de dahil olmak üzere yaklaşık 100 kişinin daha gözaltına alındığını vurguladı.

İmamoğlu, şöyle devam etti: “Ancak Türk halkı bu baskılara meydan okudu. Gösteri yasaklarına ve şehir girişlerine kurulan barikatlara rağmen, İstanbul’dan Erdoğan’ın kalesi olarak görülen Rize’ye kadar yüz binlerce vatandaş sokaklara döküldü. Gözaltına alındığım ilk saatlerden itibaren ve takip eden günlerde, her yaştan ve kesimden insan partime katıldı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin önünde, artan baskı ve gözaltılara rağmen insanlar nöbet tuttu,” diyen İmamoğlu sözlerini şöyle sürdürdü: “Tüm baskılara rağmen, Cumhuriyet Halk Partisi pazar günü cumhurbaşkanlığı ön seçimlerini başarıyla gerçekleştirdi. Parti’nin açıkladığı sonuçlara göre, 1,7 milyon kayıtlı üyenin de dahil olduğu 15 milyon kişi oy kullanarak beni partisinin cumhurbaşkanı adayı olarak seçti.”

Şimdiye kadar Erdoğan’ın desteklediği adaylarla üç kez yarıştığını belirten İmamoğlu, bu adaylara her seferinde kazandığının altını çizdi. 2019’da İBB başkanlığı için yarışan İmamoğlu’na kazanmasına rağmen mazbata verilmemiş, oyların bir kez daha sayılmasıyla zaferi tescillenmişti. İBB Başkanı, geçtiğimiz yıl da yerel seçimlerden zaferle çıkmıştı.

“Şimdi, beni sandıkta yenemeyeceğini anlayan Erdoğan, yargıyı kullanarak beni devre dışı bırakmaya çalışıyor. Oysa son anketlere göre, seçimler bugün yapılsa kazanma şansım oldukça yüksek,” diyen İmamoğlu şunları da sözlerine ekledi: “Artan adaletsizlikler ve kötüleşen ekonomi karşısında, Türkiye’de halkın sabrı tükendi. İnsanlar seslerini yükseltiyor ve kapsayıcılık, adalet ve daha iyi bir gelecek vaat eden bir adayın etrafında birleşiyor. Onlar susturulamaz. Ancak halk, benim tutuklanmamın Türkiye’yi daha da otoriter bir yola sürükleme girişimi olduğunu da fark etti.

Baskılara rağmen dayanışma işaretleri var. Türkiye’deki ve dünyanın dört bir yanındaki sosyal demokrat liderler ve belediye başkanları—Amsterdam’dan Zagreb’e—cesaret ve ilke sahibi duruş sergileyerek bana destek verdi. Sivil toplum da geri adım atmadı. Peki, dünya genelindeki hükümetler? Onların sessizliği kulakları sağır edecek kadar yüksek.”

İmamoğlu, buna karşın, Washington’un yalnızca “son gözaltılar ve protestolarla ilgili endişelerini” dile getirdiğini, Avrupa’daki liderlerin ise birkaç istisna dışında güçlü bir tepki vermediğini söyledi.

“Şüphesiz ki, son olaylar—Rusya’nın Ukrayna’daki savaşı, komşumuz Suriye’de Esad rejiminin devrilmesi ve Gazze’deki yıkım—Türkiye’nin stratejik önemini artırdı,” diyen İmamoğlu, ülkenin özellikle Avrupa güvenliği açısından kritik hale geldiğinin altını çizdi.

Ekrem İmamoğlu, “Ancak, jeopolitik dengeler, değerlerin, özellikle de insan haklarının aşındığını görmezden gelmemize neden olmamalı. Aksi takdirde, küresel düzene zarar verenleri meşrulaştırmış oluruz” diye ekledi.

İmamoğlu, yazısını şöyle bitirdi: “Demokrasinin kaderi; öğrenciler, işçiler, yurttaşlar, sendikalar ve seçilmiş yetkililer—kurumlar çökerken sessiz kalmayı reddedenler—tarafından belirlenecek,” diyen İmamoğlu yazısını şu ifadelerle sonlandırdı: “Ben, Türkiye’de ve dünyanın dört bir yanında adalet ve demokrasi için mücadele eden insanlara inanıyorum.”

Ne oldu?

İmamoğlu, 18 Mart’ta İstanbul Üniversitesi’nden aldığı diplomanın iptal edilmesinden bir gün sonra gözaltına alınmış daha sonra da 23 Mart’ta ‘yolsuzluk’ soruşturmasından tutuklanmıştı. Tüm bu süreç, İBB Başkanı’na son haftalarda açılan soruşturmaların ardından ve CHP’nin cumhurbaşkanı adaylığı ön seçiminin öncesinde geldi. Bu soruşturmaların başlangıcında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da “Onlar da çok iyi biliyorlar ki daha turpların büyükleri heybede. Telaşlarının sebebi bu,” demişti.

Ancak İmamoğlu tutuklanmasıyla aynı gün 15 milyona yakın oyla CHP’nin cumhurbaşkanı adayı olarak ilan edildi. Ardından İçişleri Bakanlığı kararıyla İBB Başkanlığı görevinden uzaklaştırıldı. İmamoğlu’nun yerine CHP’li Belediye Meclis Üyesi Nuri Aslan İBB Başkanvekili olarak seçildi.

İmamoğlu’nun gözaltına alınması ve sonrasında tutuklanmasıyla tetiklenen kitlesel protestolar, Türkiye’de on yıldan uzun süredir görülen en büyük gösterilere dönüştü. Polis, protestolara karşı biber gazı, göz yaşartıcı gaz ve tazyikli su ile karşılık verdi. İstanbul başta olmak üzere ülkenin birçok büyük şehrinde güvenlik güçleri göstericilere sert müdahalelerde bulunuyor.

Yetkililer aralarında gazetecilerin de olduğu 1.100’den fazla kişiyi gözaltına aldı. Gazeteciler daha sonra serbest bırakıldı. Aynı zamanda sosyal medya platformu X’e yüzlerce hesap engelledi. Erdoğan ise Ankara’daki kabine toplantısının ardından yaptığı açıklamada protestoları ‘şiddet hareketi’ olarak nitelendirdi.

Ekonomistler, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) geçen hafta lirayı desteklemek için üç gün içinde 25 milyar dolara kadar müdahalede bulunduğunu tahmin ediyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Ali Babacan’dan Mehmet Şimşek’e Çok Sert Sözler

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e sert sözlerle yüklenen DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, “Böyle ekonomi yönetimi olur mu ya? Batsın böyle ekonomi yönetimi, batsın böyle ekonomi politikası” dedi ve ekledi:

“Ekonomi insan içindir, insan onuru içindir. Kitleleri topyekûn zenginleştirmedikten sonra sadece bir avuç insana yarayan ekonomi politikasını ne yapayım Allah aşkına? TÜİK büyüme açıklıyor, yüzde 3-4. Asgari ücretliye soruyoruz: Reel olarak büyüdün mü? Maaşın enflasyondan fazla arttı mı? Hayır. Emekliye soruyoruz: Reel olarak maaşın büyüdü mü? Yine hayır. Peki bu büyüme kime yaramış? En fazla yüzde 5’lik, zaten zengin olan kesime. Zengin daha zengin oluyor. Demokrasiyle yönetilen bir ülkede bu kabul edilebilir mi? Zaten demokrasimiz aksak işlediği için, bu saçma ekonomi modeli uygulanabiliyor.”

Demokrasi ve Atılım (DEV) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Sözcü TV’de Özlem Gürses ile Para Politika programında gündemi değerlendirdi.

Ekonomik kayıplara yönelik göstergeler paylaşan Babacan, “Piyasaların umursayıp umursamadığını çok basit birkaç göstergeyle görüyoruz. Eğer hisse senedinin fiyatlarının ortalama göstergesi olan BIST XU100 endeksi 10 bin 800’den bu sabahtan itibaren 9 bin 600’e düştüyse, halka açık şirketlerimizin değeri 40 milyar dolar düştüyse umursamadı ne demek… Bakın halka açık olmayan şirketlerimiz var bir de borsada alınıp satılan şirketler var. Sadece hisse senedi halka açık olan şirketlerin şu son 7-8 günde değer kaybı 40 milyar dolar… Ülke bu büyük bir kadar değerini kaybetmiş durumda… Piyasalar umursamadı ne demek? Hazinenin 2 yıllık tahvilinin faizi 8 puan artmış durumda. Merkez Bankası olağanüstü faiz kararıyla gecelik borçlanma faizini yüzde 42’den yüzde 46’ya çıkarttı. İlk defa bir likidite senedi çıkarttı yüzde 60 faizle…” dedi.

Babacan, “Bunun bedelini kim ödüyor? Yüksek faizin bedelini Hazine, bütçeden ödemiyor mu? Milyonlarca insandan toplanan vergi bütçede faiz olarak ödenmiyor mu? Yüksek faizi bizim çiftçimiz ödemiyor mu? Esnafımız, KOBİ’miz ödemiyor mu, sanayicimiz ödemiyor mu? Kredi kartı olup kredi kartına borçlu yaşayan milyonlarca vatandaşımız yüksek faizin bedelini ödemiyor mu? Piyasa umursamadı ne demek? Bu tamamen bir hikâye… Bir hayal pompalamaya çalışıyorlar. Ülkenin gerçeklerinden ne kadar habersiz olduklarını da gösteriyor bu…” diye ekledi.

Babacan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Çok büyük bedeller ödüyoruz çok büyük… Son olayların ben size maliyetini söyleyeyim. Kur ve faiz artışının sadece bütçeye etkisi 950 milyar bakın… Piyasalar etkilenmemiş laf… Külahımıza anlatsınlar… Sadece kur ve faiz artışının bir yıllık bütçeye etkisi 950 milyar lira. Türk lirasının bir lira değer kaybetmesi, yani kurun bir lira artmasının Türkiye’nin dış borç stoğu üzerindeki etkisi 525 milyar lira… Sadece özel sektörün dış borcuna etkisi 260 milyar lira… Rakamlara bakın… Bütçeye 950 milyar etki…

Türkiye’nin dış borç stoğuna etkisi 525 milyar. Özel sektörün dış borcuna etkisi 260 milyar… Bir mukayese için geçen sene çiftçiye ödenen toplam destek ne kadar 90 milyar… Tarımsal desteğin tamamı 90 milyar sadece son bir hafta içinde demokrasimize ve hukukumuza kastetmelerinin bütçeye bedeli 950 milyar… Borç stoğuna bedeli 525 milyar… Rakamlara bakın ya… Cumhurbaşkanı Yardımcısı diyor ki ‘Bu emeklilere verilen bayram ikramiyesinin maliyeti 28 buçuk milyar lira tuttu diyor, büyük para diyor… Ya siz yaptığınız yanlış bir işle 950 milyar bütçeye ek maliyet getirmişsiniz arkadaş bu mu ekonomi yönetimi, bu mu devlet yönetimi?

Çok ciddi bir bilgi asimetrisi var şu anda. Millete açıklamadıklarını, tutuyorlar bir zoom toplantısında belli sayıda yatırımcıya açıklıyorlar. Belli sayıda yatırımcıya diyorlar ki ‘Merkez Bankası şu gün, şu kadar döviz aldı, şu gün şu kadar döviz sattı.’ Böyle bir şey olur mu? Bizim hisse senedi piyasasında borsada milyonlarca küçük yatırımcımız var. Onların hiçbir şeyden haberi yok. Londra’dan, New York’tan zoom toplantısından katılan yatırımcılara özel bilgiler veriyorlar. Bu adalet midir?

“Damat gizliyordu da Sayın Şimşek neden hâlâ gizliyor?”

Eğer siz yaptığınıza güveniyorsanız Merkez Bankasının aldığını sattığını kamuoyuna açık yaparsınız. Niye gizliyorsunuz? Sayın Şimşek bunu niye gizliyor? Zamanında damat gizlemeye başladı da o gizlilik niye hâlâ devam ediyor? TÜİK’in enflasyon sepeti niye hâlâ gizli? Çünkü ayıplarını örtmeye çalışıyorlar. Şeffaf olan hesap vermekten kaçmaz. Doğru iş yapan her zaman hesap vermeye hazır olur.

Demokrasimiz büyük bir saldırı altında… Hukuk ve adalet de büyük bir saldırı altında… Dolayısıyla ekonomi de şu anda büyük bir saldırı altında ve bu saldırıda kullanılan mühimmat da sis bombasıdır. Sayın Erdoğan, ekonominin ortasına bıraktığı büyük bir sis bombasıdır. Bu sis ortada olduğu sürece ekonomi canlanmaz, ekonomi hızlanmaz, Türkiye’nin ekonomik sorunlarını çözmesi mümkün olmaz. Sisi dağıtmanın yolu da nedir? Hukuktur, adalettir, şeffaflıktır ve gerçekten Türkiye’yi demokrat bir zihinle yönetmektir. Bunlar yapamadı ama inşallah gün gelecek Türkiye’de bunlar olacak ve büyük ve güzel ülkemizden, Türkiye’mizden asla umudumuzu kesmeyeceğiz. Rahat olalım ama rehavet içinde olmayalım, demokrasi mücadelesinden de asla asla vazgeçmeyelim.

Demokrasimiz büyük bir tehdit altında şu anda. Ve mesele, bak baştan da söyledim. A Partisi, B Partisi, C Partisi değil… Mesele şu anda demokrasi meselesi. Çünkü demokrasinin maç sahasını kapatmaya çalışıyor bunlar. Demokrasinin oynanacağı sahayı tamamen kapatmak istiyorlar. Şu anda bizim önceliğimiz o sahayı açık tutmak. Demokrasinin oyun sahasını açık tutmak. Orada oynayan takımların şikesi olur, doping yapanlar olur, şu olur bu olur. Hani iddialar var ya yolsuzluk iddiası var.

İşte şaibeler, kurultay şaibeleri şudur budur…. Bunlar usulünce bakılır edilir. Şu anda önemli olan iktidarın basını susturması, sivil toplumu, iş dünyasını sindirmesi, sanat camiasına, sivil topluma sürekli ayar vermesi, bütün buralardan insanları gözaltına alıp tutuklaması, ev hapsinde tutması… Bütün kesimlere ‘Konuşmayın, susun, kafamı bozmayın, yoksa kendini bulacağınız yer demir parmaklarının arkasıdır’ diyerek bir yönetme tarzı var şu anda. Bu demokrasinin sahasını tamamen kapatmaktır. Oyun sahasını tamamen kapatmaktır.

Bizim şu andaki en öncelikli mücadelemiz hep beraber parti ayrımı yapmaksızın, bu demokrasi sahasını açık tutmak ve demokrasinin maç sahasını her an aktif tutmaktır. Öncelik budur. Varsa iddialar daha sonra bakılır edilir, varsa iddialar daha sonra hukuk çerçevesinde hepsi incelenir, hatası olan varsa da gider hesabını verir. Ama bugünkü öncelik farklı.”

Paylaşın

Loc Saçlar Ne Sıklıkla Tekrar Bükülmeli?

Loc saç, saçın belirli bir yöntemle kilitlenerek oluşturulan bir saç stilidir. Bu stilde saç telleri birbirine dolaşarak ya da örülerek kalın, ip gibi bölümler (loclar) haline getirilir. 

Haber Merkezi / Loc saçlar, genellikle doğal bir görünüm taşır ve farklı kültürlerde hem estetik hem de sembolik anlamlar barındırabilir.

Loc saçların tekrar bükülme sıklığı, saç tipine, locların boyutuna, büyüme hızına ve istenilen görünümün ne kadar düzenli olmasına bağlı olarak değişir. Çok sık bükmek saç köklerine zarar verebilir, bu yüzden dengeyi bulmak önemlidir.

Büküm yaparken saçın nemli olması ve uygun ürünlerin (örneğin loc kremi veya jel) kullanılması önerilir.

Yeni yapılan locların 2 ile 4 haftada bir bükülmesi önerilir ve bu locların şekillenmesine yardımcı olur. Olgunlaşmış locların ise 4 ile 6 haftada bir, hatta bazen daha uzun aralıklarla bükülmesi yeterli olabilir, çünkü saç kendi kendine kilitlenmeye başlar.

Eğer daha düzgün ve sıkı bir görünüm isteniyorsa, büküm daha sık (örneğin her 3 haftada bir) yapılabilir. Daha doğal ve serbest bir stil tercih ediliyorsa, bu süre uzatılabilir.

Paylaşın

Bu Yiyecekler Bahar Yorgunluğunu Yenmenize Yardımcı Olabilir

Bahar, getirdiği tüm güzelliklerin yanı sıra, günlük aktivitelerinizi yerine getirmenizi engelleyen bir durgunluk ve yorgunluk halini de beraberinde getiren bir mevsimdir.

Haber Merkezi / Bu dönemde pek çok kişi kendini uyuşuk hisseder. Bu halsizlik durumunu yaşamamak ve gün boyu dinlenmiş hissetmek için doğru besinleri tüketmek çok önemlidir.

İşte bahar yorgunluğuna iyi gelebilecek yiyecekler ve nedenleri:

Su ve Hidrasyon Sağlayan Gıdalar: Bahar aylarında hava değişimlerine uyum sağlamak için bol su içmek önemlidir: Salatalık, karpuz, portakal, kereviz gibi…

Magnezyum İçeren Besinler: Magnezyum, enerji üretimini destekler ve kas yorgunluğunu azaltır. Badem, ceviz, ıspanak, kabak çekirdeği, bitter çikolata gibi…

C Vitamini Zengini Gıdalar: Bağışıklığı güçlendirir ve antioksidan etkisiyle vücudu canlandırır. Portakal, kivi, çilek, biber, limon gibi…

Kompleks Karbonhidratlar: Uzun süreli enerji sağlar, kan şekerini dengede tutar. Yulaf, tam tahıllı ekmek, kinoa, esmer pirinç…

Protein Kaynakları: Kas onarımını destekler ve enerji seviyesini korur. Yoğurt, yumurta, tavuk, mercimek, nohut gibi…

Demir İçeren Yiyecekler: Demir eksikliği yorgunluğu artırabilir; baharda demir depolarını desteklemek faydalıdır. Kırmızı et, ıspanak, kuru üzüm, kabak çekirdeği gibi…

Probiyotikler: Bağırsak sağlığını destekleyerek enerji ve ruh halini iyileştirir. Kefir, yoğurt, turşu, kombucha…

Yeşil Yapraklı Sebzeler: Vitamin ve mineral deposudur, özellikle B vitamini enerji metabolizmasına katkı sağlar. Ispanak, roka, pazı, marul gibi…

Paylaşın

Sri Lanka’nın Kutsal Şehri Polonnaruwa

Polonnaruwa Antik Kenti, Güney Asya ülkesi Sri Lanka’nın Kuzey Merkez Eyaleti’nde yer alan ve ülkenin ikinci en eski krallığı olan Polonnaruwa Krallığı’nın başkenti olarak tarihe geçmiştir.

Haber Merkezi / 11. ve 13. yüzyıllar arasında, yani yaklaşık üç yüzyıl boyunca Sri Lanka’nın siyasi ve kültürel merkezi olan Polonnaruwa, 993 yılında Anuradhapura’nın yıkılmasının ardından önem kazanmıştır.

Polonnaruwa, 1070 yılında Kral Vijayabahu I tarafından Chola istilacılarına karşı zafer kazanılarak başkent ilan edilmiş ve bu dönemde büyük bir gelişim göstermiştir.

Polonnaruwa, özellikle Kral Parakramabahu I döneminde (1153-1186) altın çağını yaşamıştır. Bu dönemde inşa edilen Parakrama Samudra adlı devasa sulama sistemi, bugün bile bölgedeki tarımı destekleyen bir mühendislik harikasıdır.

Kent, görkemli sarayları, tapınakları, stupaları ve Buda heykelleriyle ünlüdür. Gal Vihara’daki kaya oyma Buda heykelleri, Quadrangle’daki dini ve Lankatilaka Tapınağı gibi yapılar, buranın mimari ve sanatsal zenginliğini gözler önüne sermektedir.

1982 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan Polonnaruwa Antik Kenti, Sri Lanka’nın en iyi korunmuş arkeolojik alanlarından biri olarak kabul edilir. Hem Chola hem de Sinhala krallıklarının izlerini taşıyan bu bölge, Budist kültürünün ve tarihin önemli bir merkezi olmuştur.

Ziyaretçiler, antik kenti bisikletle ya da yürüyerek keşfedebilir ve bu büyüleyici tarihe tanıklık edebilir. Polonnaruwa, Sri Lanka’nın Kültürel Üçgeni içinde yer alır ve tarih meraklıları için mutlaka görülmesi gereken bir duraktır.

Paylaşın

Dorothy Day Kimdi? Katolik Bir Anarşistin Radikal Hayatı

8 Kasım 1897’de New York’ta orta sınıf bir ailede dünyaya gelen Dorothy Day, gençilk yıllarında ailesiyle birlikte Chicago’ya taşındı ve 1914’te Illinois Üniversitesi’nde eğitimine başladı.

Haber Merkezi / İki yıl sonra üniversiteden ayrılan Dorothy Day, aynı dönemde sosyalist fikirlerle tanıştı.

1916’da New York’a dönerek gazeteciliğe başlayan Dorothy Day, The Call ve The Masses gibi sol eğilimli yayınlarda yazdı ve Greenwich Village’da bohem bir çevrede yaşadı; sanatçılar, yazarlar ve radikallerle vakit geçirdi.

1917’de kadınların oy hakkı için Beyaz Saray önünde düzenlenen protestolara katılan Day, bu nedeniyle hapse girdi. Hapishane deneyimi, Day’in yoksulların ve ezilenlerin mücadelesini daha yakından tanımasını sağladı.

Dorothy Day’in özel hayatı da oldukça çalkantılıydı. Forster Batterham ile evlilik dışı ilişki yaşamaya başlayan Day, 1927’de kızı Tamar’ı dünyaya getirdi.

Day’in evlilik dışı çocuk sahibi olması, o dönemin toplumunda dikkat çekici bir durumdu. Forster Batterham ateistti ve evliliğe karşıydı, bu durum Dorothy Day’in manevi arayışını etkiledi.

Tamar’ı dünyaya gelişi ise, Dorothy Day’in hayatında köklü bir değişikliğe neden oldu ve 1927’de Katolikliğe geçiş yaptı. Day, o dönemde “Tanrı’ya inanıyordum ama Kilise’ye değil” diyerek bu iç çatışmasını özetlemiştir.

Dorothy Day, aynı dönemde The Eleventh Virgin (1924) adlı yarı otobiyografik bir roman yazdı, ancak daha sonra bu kitaptan utanarak baskılarını satın alıp yaktığı söylenir.

Katoliklik öncesi Dorothy Day, asi bir gazeteci, feminist ve sosyalistti; entelektüel birikimle dolu bu yıllar, onun sosyal adalet mücadelesinin temelini attı. Katolik olduktan sonra bu enerjisini inancıyla birleştirerek bambaşka bir yola yöneldi.

Day, gazetecilik kariyerinde sosyal meseleleri ele aldı ve “The Catholic Worker” adlı gazeteyi çıkardı. Kadın hakları, işçi hakları ve savaş karşıtlığı gibi konularda aktifti; 1917, 1955, 1957 ve 1973’te olmak üzere defalarca hapse girdi.

Anarşist görüşleri benimseyen Day, hem dindarlığı hem de radikal duruşuyla tanındı.

Katolik Kilisesi tarafından “Tanrı’nın Hizmetkârı” unvanıyla anılan Dorothy Day için azizlik süreci başlatılmıştır.

Katolik Sosyal Adalet

Katolik Sosyal Adalet, Katolik Kilisesi’nin insan onuru, dayanışma ve ortak iyilik gibi temel ilkeler üzerine kurulu öğretisidir. Bu kavram, bireylerin ve toplulukların haklarını korumayı, yoksullukla mücadele etmeyi ve adil bir toplum inşa etmeyi amaçlar.

Dorothy Day gibi isimler, bu öğretiyi pratikte uygulamış önemli figürlerdir.

Katolik Sosyal Adalet, 19. yüzyılda Papa XIII. Leo’nun Rerum Novarum (1891) ansiklopedisiyle resmi bir çerçeveye kavuştu ve zamanla gelişti.

Katolik İşçi Hareketi

Katolik İşçi Hareketi (Catholic Worker Movement), Dorothy Day ve Peter Maurin tarafından 1933’te ABD’de kurulan, Katolik Sosyal Adalet ilkelerini hayata geçirmeyi amaçlayan bir topluluk ve harekettir.

Büyük Buhran’ın ortasında doğan bu hareket, yoksullara doğrudan yardım sağlamayı, sosyal adaleti savunmayı ve pasifist bir duruş sergilemeyi hedefledi. Hem pratik hem de felsefi bir yaklaşımı birleştiren bu oluşum, bugün bile etkisini sürdürmektedir.

Hareket, 1 Mayıs 1933’te The Catholic Worker gazetesinin ilk sayısıyla başladı. Day, gazetecilik deneyimini kullanarak bu yayını 1 Penny’ye satarak geniş kitlelere ulaştırdı.

Peter Maurin ise hareketin ideolojik mimarıydı ve kişiselcilik (personalism) felsefesini öne sürdü. Bu felsefe, bireyin sorumluluğuna vurgu yaparak devletin veya kurumların değil, insanların doğrudan birbirine yardım etmesi gerektiğini savunuyordu.

Katolik İşçi Hareketi, kapitalizmin ve komünizmin ötesinde bir yol önerdi.

Dorothy Day’in Rolü

Day, hareketin yüzü ve kalbiydi. Kendi yoksulluk deneyimleri ve gazetecilik becerileriyle, mesajı halka ulaştırdı.

Katolik olduktan sonra inancını aktivizmle birleştirdi; yoksullarla aynı masada yemek yiyerek dayanışmayı somutlaştırdı. Onun liderliğinde hareket, hem dindarları hem de seküler aktivistleri etkiledi.

Bugün ABD’de ve dünyada 200’den fazla Katolik İşçi topluluğu var. Hareket, bağımsız bir şekilde işliyor; merkezi bir otorite yok, her topluluk kendi bölgesinde ihtiyaçlara göre hareket ediyor.

Çevre adaleti, göçmen hakları ve savaş karşıtlığı gibi güncel meselelerde hâlâ aktif.

Katolik İşçi Hareketi, Dorothy Day’in “sevgi eyleme dökülmedikçe ölüdür” anlayışını yansıtır.

Paylaşın

DEVA Partisi Lideri Babacan: İktidar Demokrasinin Nefesini Kesmek İstiyor

RTÜK’ün muhalefete yer veren televizyon kanallarına kestiği cezaları eleştiren DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, “İktidar demokrasinin nefesini kesmek istiyor, muhalif her sesi kısıyor” dedi ve ekledi.

Ülkenin gerçeklerini karartamayanlar, çareyi televizyon ekranlarını karartmakta arıyor. Sözcü TV, Halk TV, Tele 1 ve NOW televizyon kanallarına verilen cezalar, ifade özgürlüğüne ve halkın haber alma hakkına açık bir müdahaledir.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, sosyal medya üzerinden, iktidarın uyguladığı baskıcı politikalara sert eleştirilerde bulundu. Babacan, şu ifadeleri kullandı: “İktidar demokrasinin nefesini kesmek istiyor, muhalif her sesi kısıyor.

Ülkenin gerçeklerini karartamayanlar, çareyi televizyon ekranlarını karartmakta arıyor. Sözcü TV, Halk TV, Tele 1 ve NOW televizyon kanallarına verilen cezalar, ifade özgürlüğüne ve halkın haber alma hakkına açık bir müdahaledir.

Çaresizliklerini, sıkışmışlıklarını anlatan; ümitsizliklerini haykıran yüzlerce gencin tutuklanması, demokratik hakların yok sayılmasıdır. Türkiye’yi içine girdiği bu çıkmazdan kurtaracak kudret milletimizde vardır.

Hukuksuzluklara, baskılara geçit vermemek için gece gündüz çalışmaya; meşru siyaset zemininde demokrasi mücadelesinin neferi olmaya devam edeceğiz.”

Paylaşın

Tuncer Bakırhan: Yargı “İktidarın Sopası” Haline Geldi

DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan, “Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması hukukun zedelendiğinin hatta ortadan kaldırıldığının çok somut bir örneğidir. 16 milyonluk bir kentin belediye başkanı hukuk sopası ise terbiye edilmek isteniyor” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Kürtlerin kazandığı belediyelere kayyım atanıyor. Dışarıdan gelen bir memur belediyeyi gasp ederek, sosyal kültürel kurumların kapılarına kilit vuruyorlar. Bunun dışında Türkiye’de yaygın bir sansür var. Yandaş medyanın önü açılmış, muhalif medyaya dönük bir ciddi bir baskı var. Bugün yüzlerce kişi sanal medya paylaşımları sebebiyle gözaltına alınıyor. Sanal medya hesapları, haber siteleri kapatılıyor. Herkesi hizaya çekmek isteyen bir anlayış var.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ve beraberindeki heyetin Avrupa temasları sürüyor. Tuncer Bakırhan, 19. Avrupa Birliği, Türkiye, Ortadoğu ve Kürtler başlıklı konferansa katıldı. Belçika’nın başkenti Brüksel’de bulunan Avrupa Parlamentosu’nda ikinci gününde devam eden konferansta konuşan Bakırhan, İmralı’da yaptıkları görüşmenin detaylarını, Barış ve Demokratik Toplum Çağrısını anlattı.

Kürt sorununun çözümsüzlüğünün maliyetinin büyük olduğunu belirten Bakırhan, “Yaşanan bu savaş ile birlikte toplumda çok ciddi bir kutuplaşma yaşandı. Hukuk araçsallaştı ve iktidarın elindeki bir sopa haline geldi. Ekonomi ciddi bir krize girdi. Partimize dönük baskılar arttı. Barış umutları da neredeyse yok edildi. Bu süreçte tüm toplumsal kesimler arasında fay hatları oluştu ve 10 yıllık süreç içinde bu kutuplaşma çok ciddi bir artış gösterdi. Fakat Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat tarihli çağrısı çok önemli. Bu 10 yıl çok önemli tecrübeler yarattı” dedi.

Kürt sorunun küresel bir sorun haline geldiğinin altını çizen Bakırhan, “Kürt meselesi artık bölgesel ve küresel boyuta ulaşmış durumda. Sadece Kürtlerin değil diğer toplumsal yapıların da sorunları görünür hale geldi. Türkiye’nin demokratikleşmesi, ekonomik bağımsızlığı Kürt meselesinin çözümüne bağlı. Bunu bir siyasi tercih olarak değil, varoluşsal bir zorunluluk olarak görüyoruz. Geçmişten çıkarılacak dersler var. Önceki çözüm sürecini enine boyuna tartışıyoruz. Bu konuda eksik kaldığımız konulara ilişkin özeleştiri veren bir partiyiz. Tüm eksiklerine rağmen önceki çözüm süreci toplumsal güvenin, demokrasinin inşa edildiği bir süreç oldu. Ekonomik refah çok ciddi bir artış sağladı. Barış sürecinin ülkenin önünü açtığını görmüş olduk. Kürt sorununun çözümü birçok fırsatı beraberinde getiriyor” dedi.

“Türkiye’de bir de anayasa problemi var”

Kayyım politikaları ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yapılan operasyona da değinen Bakırhan, şu ifadeleri kullandı: “Fakat bu meselenin önünde iç ve dış dengeler var. Son dönemde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması hukukun zedelendiğinin hatta ortadan kaldırıldığının çok somut bir örneğidir. 16 milyonluk bir kentin belediye başkanı hukuk sopası ise terbiye edilmek isteniyor. Bildiğiniz gibi Kürtlerin kazandığı belediyelere kayyım atanıyor. Dışarıdan gelen bir memur belediyeyi gasp ederek, sosyal kültürel kurumların kapılarına kilit vuruyorlar.

Bunun dışında Türkiye’de yaygın bir sansür var. Yandaş medyanın önü açılmış, muhalif medyaya dönük bir ciddi bir baskı var. Bugün yüzlerce kişi sanal medya paylaşımları sebebiyle gözaltına alınıyor. Sanal medya hesapları, haber siteleri kapatılıyor. Herkesi hizaya çekmek isteyen bir anlayış var. Bunlarla birlikte Türkiye’de bir de anayasa problemi var. Anayasa ortak ve toplumsal değerleri esas almıyor. Merkeziyetçi anayasa gençleri, kadınları, ötekileri kapsayan bir anayasa değil.

Bu sürecin önünde engel olarak duran dış etkenler de var. Öngörülemez bir uluslararası ilişkiler sürecinden geçiyoruz. Anlık değişen kararlar, ilkesiz dış siyaset ülkeye çok ciddi etki ediyor. Bu sorun Avrupa’yı da doğrudan etkiliyor. Türkiye’nin demokratikleşmesi demek aynı zamanda Avrupa’yı da etkileyecektir. Ortadoğu’da Kürtlerin öncülüğünde yürütülen siyaset oldukça demokratik ve takdire şayandır. Yine işçi ve emekçiler, kadınlar, gençler, ötekilerin faydasına bir siyaset yürütüyoruz. Demokrasi ve insan hakları alanındaki duruşumuz Avrupa için de büyük bir fırsat sunuyor. Suriye’ye bakıldığında bu daha rahat görülüyor.

Orada Ezidilerin, Türkmenlerin, Kürtlerin, Arapların, kadınların, gençlerin bir arada yaşadığı bir sistem kuruldu. Demokratik bir anlayış, demokratik bir yönetim uygulanıyor. AB-Türkiye ilişkileri de çalkantılı bir süreçten geçiyor. Bölgede istikrarlı bir Türkiye, Avrupa için de önemli ve faydalı olacaktır. Türkiye’nin iç barışı doğrudan Suriye’deki gelişmeleri, Irak’taki gelişmeleri etkileyecektir. Bu da doğrudan Avrupa’ya doğru göçü azaltacaktır. Barış ve demokrasi tarihi bir kazanım olacaktır, bunun için çalışıyoruz.”

Paylaşın

Araştırma: Toplumun Yüzde 73’ü İmamoğlu Protestolarını Meşru Görüyor

KONDA’nın yaptığı araştırmaya göre; toplumun yüzde 73’ü İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının ardından ülke genelinde başlayan protestoları meşru görüyor.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun 19 Mart 2025’te gözaltına alınmasıyla başlayan ve tutuklanmasıyla büyüyen protestolar ülke genelinde devam ediyor.

KONDA Araştırma ve Danışmanlık Şirketi, 24-25 Mart’ta yaptığı görüşmelerde, yurttaşlara İmamoğlu’nun tutuklanmasını ve protestolarla ilgili düşüncelerini sordu.

Elde edilen veriler, toplumun genelinde protestolara temkinli; ama olumlu bir yaklaşım olduğunu gösteriyor.

Araştırma bulgularına göre:

Yüzde 21, eylemleri haklı buluyor.
Yüzde 52, düzeni bozmadıkça eylemlere hak veriyor.
Yüzde 27, eylemler haksızdır diyor.

Eylemlere dair üç görüş

Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasını destekleyenler protestolara büyük oranda karşı çıkarken, tutuklamaya karşı olanlar eylemleri büyük ölçüde haklı buluyor.

İmamoğlu’nun tutuklanmasını doğru bulanların yalnızca yüzde 3’ü “Eylemler haklıdır” derken, yüzde 32’si “Düzeni bozmadıkça haklıdır” görüşünü savunuyor; yüzde 65 ise eylemleri tamamen haksız buluyor.

Tutuklamayı yanlış bulanların yüzde 43’ü eylemleri doğrudan haklı, yüzde 56’sı ise düzeni bozmadıkça haklı görüyor. Bu grupta yalnızca yüzde 2’lik bir kesim eylemleri haksız buluyor.

Tutuklama hakkında fikir beyan etmeyenler arasında ise yüzde 5 “Eylemler haklıdır”, yüzde 65 “Düzeni bozmadıkça haklıdır” derken, yüzde 30 eylemleri haksız bulduğunu ifade ediyor.

Paylaşın

Zaman Kısıtlı Beslenme Kilo Vermeye Yardımcı Olabilir Mi?

Zaman kısıtlı beslenme, yemek yemeyi günün belirli bir zaman aralığıyla sınırlamayı içerir. Örneğin, 16:8 yöntemi (16 saat açlık, 8 saat yemek yeme penceresi) en popüler olanlardan biridir.

Haber Merkezi / Peki zaman kısıtlı beslenme işe yarıyor mu?

Mississippi Üniversitesi’nden yapılan yeni bir araştırma, zaman kısıtlı beslenmenin düzenli egzersizle birleştirildiğinde işe yaradığını öne sürüyor.

Uluslararası Obezite Dergisi’nde yayımlanan araştırma sonuçlarına göre, sekiz saatlik bir yeme aralığına uyan ve düzenli egzersiz yapan bireylerin, sadece egzersiz yapanlara kıyasla daha fazla vücut yağı kaybettiği ortaya çıktı.

Beslenme uzmanı Doç. Dr. Nadeeja Wijayatunga, “Hem zaman kısıtlamalı beslenme hem de egzersiz yapan kişilerin daha fazla yağ kaybı ve daha düşük vücut yağ yüzdeleri olduğunu gördük” dedi.

2018’de yapılan bir araştırma, 8 haftalık 16:8 zaman kısıtlı beslenmenin, kalori kısıtlaması olmadan bile kilo kaybına yol açtığını göstermiştir (ortalama 2-3 kg).

Başka bir araştırma ise, zaman kısıtlı beslenmenin geleneksel diyetlere göre üstün olmadığını, ancak kalori kontrolüyle birleştiğinde etkili olduğunu belirtmiştir.

Kilo verme, yaş, cinsiyet, metabolizma hızı, aktivite seviyesi ve mevcut kilon gibi şeylere bağlı. Örneğin, 20’lerinde bir erkekle, 50’lerinde bir kadın aynı sonuçları almayabilir.

Paylaşın