ABEND Nedir Ve Ciddi Bir Sorun Mudur?

Genellikle ABEND olarak kısaltılan “Abnormal End” terimi, bir hata veya sorun nedeniyle bir işlemin veya programın beklenmedik veya ani bir şekilde sonlandırılması anlamına gelir.

Haber Merkezi / Genellikle ana bilgisayar bilişiminde bir yazılım çökmesini veya arızasını belirtmek için kullanılan bir terimdir. Abnormal End, devam eden işlemleri kesintiye uğratabilir ve veri kaybına veya bozulmasına neden olabilir.

ABEND’in amacı, sistem geliştiricileri, yöneticileri veya bakımcıları için sistem hatalarının nedenini gidermeye ve teşhis etmeye yardımcı olmaktır.

ABEND, hatalı sonuçlar üretmesine veya sistemi daha fazla bozmasına izin vermek yerine sistemin veya programın durmasına neden olur. Genellikle, arıza anında programın durumu hakkında yeterli veri saklanır ve bu da hata ayıklamayı mümkün kılar ve sorunun nedenini belirlemeye yardımcı olur.

Bir ABEND tetiklendiğinde, sistem verilerinin bütünlüğünün korunmasına yardımcı olur ve ayrıca bilgilendirilmiş bir tanı ve kesin düzeltme için sistem sonlandırma öncesi durumunun korunmasına katkıda bulunur.

ABEND hakkında sıkça sorulan sorular:

ABEND terimi ne anlama geliyor?

Genellikle “ABEND” olarak kısaltılan “Abnormal End” terimi, bir yazılım programının veya sisteminin anormal bir şekilde sonlanmasını belirtmek için bilgisayarlarda kullanılan bir terimdir. Programın, ele almak üzere tasarlanmadığı bir hata veya önemli bir beklenmeyen durumla karşılaştığında ortaya çıkar.

ABEND’in bazı yaygın nedenleri nelerdir?

Yazılım hataları, sistem hataları, donanım arızaları, uygunsuz veri girişi veya bellek veya depolama alanı gibi kaynakların tükenmesi gibi çeşitli nedenler Anormal Son’a neden olabilir.

ABEND, ilgili yazılımı veya sistemi nasıl etkiler?

ABEND, yazılımın veya sistemin normal işleyişini bozabilir. Kaydedilmemiş verilerin kaybolmasına, hizmetlerin kesintiye uğramasına veya ciddi durumlarda sistemin hasar görmesine yol açabilir.

ABEND nasıl çözülebilir?

ABEND genellikle hata ayıklama, sistem güncellemeleri, veri düzeltmeleri veya donanım düzeltmelerinin bir kombinasyonuyla çözülebilir. Hatanın kaynağını belirlemek, onu çoğaltmak ve ardından gerekli çözümleri uygulamak çok önemlidir.

ABEND ciddi bir sorun mudur?

ABEND’in ciddiyeti, nedenine ve meydana geldiği sisteme bağlıdır. Kritik bir sistemde, küçük bir Anormal Son bile büyük endişe yaratabilirken, daha az kritik sistemlerde, yalnızca küçük bir rahatsızlığa neden olabilir.

ABEND’i önlemek için hangi adımları atabiliriz?

Önlenmesi, öncelikle titiz yazılım testlerini, doğru veri girişinin sağlanmasını, sistem donanım ve yazılımının güncel tutulmasını, uygun sistem bakımının ve etkili hata işleme prosedürlerinin sağlanmasını içerir.

ABEND yalnızca belirli sistemlerde veya programlama dillerinde mi meydana gelir?

Hayır, ABEND herhangi bir sistemde veya programda hatalı bir durum veya hata ile karşılaşırsa oluşabilir. Bunlar belirli sistemlere veya programlama dillerine özgü değildir.

Paylaşın

Türkiye Kupası: Göztepe Yarı Finalde

Türkiye Kupası çeyrek finalinde Beşiktaş ile Göztepe, İnönü Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Karşılaşmadan 3 – 1 galip ayrılan Göztepe, adını yarı finale yazdırdı.

Haber Merkezi / Hakem Atilla Karaoğlan’nın yönettiği karşılaşmada Beşiktaş’ın golünü 30. dakikada Ernest Muçi, Göztepe’nin gollerini ise 38, 79 ve 81. dakikalarda Romulo Cardoso kaydetti.

Göztepe, Trabzonspor ile yarı finalde karşılaşacak.

Beşiktaş’tan Tayyip Talha Sanuç 36. dakikada kırmızı kart gördü.

30. dakikada Rafa Silva’nın ara pasında sol kanatta topla buluşan Ernest Muçi’nin ceza sahası içine girip çaprazdan uzak köşeye vuruşunda meşin yuvarlak ağlara gitti. 1-0

38. dakikada Romulo Cardoso’nun ceza yayının içinden kullandığı serbest vuruşta direkt kaleye giden meşin yuvarlak ağlarla buluştu. 1-1

77. dakikada sol taraftan kullanılan kornerde Koray Günter’in kafayla kaleye gönderdiği top Masuaku’ya çarptı. Hakem Atilla Karaoğlan, Masuaku’nun meşin yuvarlağa elle dokunduğunu işaret ederek beyaz noktayı gösterdi. 79. dakikada penaltıda topun başına geçen Romulo, meşin yuvarlak ile kaleciyi ayrı köşelere gönderdi. 1-2

81. dakikada İzmir ekibi farkı ikiye çıkardı. Savunmadan atılan uzun topta bir an duraksayan Beşiktaş defansının hatasını değerlendirerek ceza sahası içine giren Romulo, kaleci Ersin Destanoğlu’nun üzerinden aşırttığı meşin yuvarlağı ağlarla buluşturdu. 1-3

Paylaşın

Dünya, Dört Derece Isınırsa Yüzde 40 Daha Fakir Olacağız

Yeni yayınlanan bir araştırma, küresel ısınmanın ekonomik etkisinin hafife alındığını, dört santigrat derecelik bir ısınmanın yüzde 40’lık bir fakirleşmeye neden olacağını ortaya koydu.

Haber Merkezi / Avustralyalı bilim insanları tarafından yapılan araştırma, ısınmanın sanayi öncesi seviyelerin 2 santigrat derecenin üzerinde tutulması durumunda bile dünya genelinde kişi başına düşen ortalama GSYİH’nin (Gayrisafi Yurt İçi Hasıla) yüzde 16 oranında azalacağını öne sürüyor.

Bu, önceki tahminlerin (örneğin yüzde 11 civarı kayıp) neredeyse dört katı bir etki demek. Tedarik zincirlerinde yaşanacak kesintiler, iş gücü verimliliğinin azalması ve altyapı hasarları da bu fakirleşme senaryosunu destekleyen unsurlar.

Bilim insanları, ülkeler kısa ve uzun vadeli iklim hedeflerine ulaşsalar bile küresel sıcaklıkların 2,1 derece artacağını tahmin ediyor.

İklim bilimci ve araştırmanın ortak yazarı Dr. Timothy Neal, mevcut ekonomik modellerin, iklim değişikliğinin ciddi etkilerini hafife aldığını vurguluyor, ve 4 santigrat derecelik bir küresel ısınma senaryosunda ekonomik kayıpların önceki tahminlerden çok daha yüksek olabileceğini belirtiyor.

Neal, mevcut modellerin “gerçek dışı varsayımlar” içerdiğini söylüyor. Örneğin, ekonominin iklim şoklarına kolayca uyum sağlayacağı veya sıcaklık artışının sadece marjinal etkiler yaratacağı gibi. Neal, bilimsel uyarılar (örneğin, IPCC raporları) ile ekonomik tahminler arasındaki uçurum olduğunu ve modellerin yenilenmesi gerektiğini belirtiyor.

İklim bilimci ve araştırmanın ortak yazarlarından Prof. Andy Pitman ise, iklim modellerinin ekonomik kayıpları doğru tahmin etmekte yetersiz kalabileceğini ve gerçek etkilerin daha yıkıcı olabileceğini söylüyor.

Pitman, sıcaklık artışlarının tarım, su kaynakları ve insan sağlığı üzerindeki zincirleme etkilerinin ekonomik sistemleri derinden sarsabileceğini ifade ediyor. Ayrıca, 4 santigrat derecelik bir artışın “felaket” anlamına geleceğini ve mevcut politikaların bu riski ciddiye almadığını belirtiyor.

İklim politikaları uzmanı Prof. Frank Jotzo, önceki ekonomik modellerin (özellikle Entegre Değerlendirme Modelleri – IAM’ler) iklim değişikliğinin gerçek ekonomik etkilerini sistematik olarak hafife aldığını vurguluyor.

Prof. Frank Jotzo, bu modellerin, bir bölgede tarım gibi bir faaliyetin iklim değişikliği yüzünden çökmesi durumunda, başka bir bölgenin bunu telafi edebileceği gibi gerçek dışı bir varsayım üzerine kurulu olduğunu söylüyor.

“Bu, gerçek dünyanın işleyişine aykırı” diyen Prof. Frank Jotzo, küresel ekonominin birbirine bağlı doğası, aşırı hava olaylarının tetiklediği tedarik zinciri aksamalarının tüm ülkeleri etkileyeceğini belirtiyor.

Paylaşın

Uluslararası Af Örgütü: Suriye’deki Mezhepsel Katliamlar Savaş Suçu

Uluslararası Af Örgütü, Suriye hükümetine, geçen ay ülkenin kıyı bölgelerinde yaşayan Alevi sivilleri hedef alan “mezhepsel katliamlar” konusunda hesap verme çağrısında bulundu.

Haber Merkezi / Birleşik Krallık merkezli Af Örgütü, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, Suriye hükümetinin, “hiçbir kişi veya grubun mezhebi nedeniyle hedef alınmamasını sağlamak için derhal adımlar atması” gerektiğini belirtti.

Gerçeği ortaya çıkarmanın ve adaleti sağlamanın “vahşet döngülerini sona erdirmek için hayati önem taşıdığı” vurgulanan açıklamada, “Katliamların savaş suçu olarak soruşturulması gerekiyor” ifadelerine yer verildi.

Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Agnes Callamard, hükümete bağlı “milislerin” Alevi sivilleri kasten hedef aldığını ve “soğukkanlılıkla yakın mesafeden kişileri vurarak korkunç saldırılar gerçekleştirdiğini” söyledi.

Çatışmalar, 6 Mart’ta patlak verdi ve Hayat Tahrir el-Şam’a (HTS) bağlı gruplar Alevilerin çoğunlukta olduğu kıyı bölgelerini hedef aldı.

Birleşmiş Milletler’e göre 21.000’den fazla insan Lübnan’a kaçmaya zorlandı, binlercesi ise Rusya’nın Hmeimim Hava Üssü’ne sığındı.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Ofisi, “faillerin evlere baskın düzenleyerek sakinlere Alevi mi yoksa Sünni mi olduklarını sorduklarını, ardından onları öldürdüklerini veya bağışladıklarını” açıkladı.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, Suriye güvenlik güçleri ve müttefiklerinin “saha infazları” gerçekleştirdiğini, yaklaşık 1.700 sivili öldürdüğünü, ölümlerin çoğunun 7 ve 8 Mart’ta gerçekleştiğini bildirdi.

Buna karşılık, Suriye’nin geçici Devlet Başkanı Ahmed El-Şara, “sivil katliama” karışan herkesin hesap vereceğine söz verdi ve olayları araştırmak üzere bağımsız bir komite kurdu; ancak bulguları henüz yayınlanmadı.

Paylaşın

Ormanların Yok Edilmesi İklim Mücadelesini Rayından Çıkaracak

Yeni yayınlanan bir araştırma, ormanların CO₂ emme kapasitesinin azalacağını hesaba katmamanın, Paris Anlaşması hedeflerine ulaşmayı önemli ölçüde zorlaştırabileceğini, hatta imkansız hale getirebileceğini gösteriyor.

Haber Merkezi / Potsdam İklim Etkisi Araştırma Enstitüsü’nden (PIK) bir ekip, geçmişte bozulmamış ormanların yılda 7,8 milyar ton CO₂ emdiğini, bunun insan faaliyetleri sırasında ortaya çıkan emisyonlarının yaklaşık beşte biri olduğunu, ancak karbon emiliminin iklim değişikliği ve ormansızlaşma gibi insan faaliyetleri nedeniyle giderek daha fazla risk altında olduğunu duyurdu.

Araştırmanın baş yazarı Michael Windisch, iklim stratejileri ormanların sadece bozulmadan kalmasına değil, aynı zamanda artırılmasına yönelik olması gerektiğini belirtiyor ve ekliyor: “Kaliforniya’daki gibi orman yangınları ve Amazon’da devam eden ormansızlaşma bir kumar. İklim değişikliğinin kendisi ormanların karbon depolarını riske atıyor.”

Araştırmaya göre, emisyonları azaltmak ve ormanları korumak için alınması gereken önlemleri ertelemek iklim hedeflerini tehlikeye atabilir. Windisch, “Ormanlarda depolanan karbonu korumak için hemen harekete geçmeliyiz” diye vurguluyor. Windisch, “Orman karbon kayıplarını telafi etmek için enerji, endüstri ve ulaşım gibi temel emisyon kaynaklarından daha yüksek emisyon kesintileri yapılacak” diye ekliyor.

Paris Anlaşması

Paris Anlaşması, iklim değişikliğiyle mücadele etmek için 2015 yılında Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) kapsamında kabul edilen ve 2016’da yürürlüğe giren uluslararası bir anlaşmadır. 12 Aralık 2015’te Paris’te düzenlenen 21. Taraflar Konferansı’nda (COP21) 196 ülke tarafından müzakere edildi ve 22 Nisan 2016’da imzaya açıldı.

Şu an itibarıyla 195 BMİDÇS üyesi anlaşmaya taraf, ancak Eritre, İran, Irak, Libya ve Yemen gibi birkaç ülke henüz onaylamadı. Türkiye ise anlaşmayı 22 Nisan 2016’da imzaladı, fakat onay süreci 6 Ekim 2021’de TBMM’de tamamlanarak 10 Kasım 2021’de resmen taraf oldu.

Anlaşmanın temel amacı, küresel ortalama sıcaklık artışını sanayi öncesi seviyelere göre 2°C’nin oldukça altında tutmak ve mümkünse 1,5°C ile sınırlamak. IPCC raporları, bu seviyenin aşılmasının iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerini (sel, kuraklık, biyoçeşitlilik kaybı gibi) ciddi şekilde artıracağını gösteriyor.

Paris Anlaşması, Kyoto Protokolü’nden farklı olarak, tüm ülkeleri kapsayan bir “aşağıdan yukarı” yaklaşımı benimser. Yani, her ülke kendi Ulusal Katkı Beyanı’nı (NDC) belirler ve bu hedefleri beş yılda bir güncelleyerek daha iddialı hale getirmesi beklenir. Zorlayıcı bir mekanizma yok; ülkeler gönüllü taahhütlerde bulunuyor. Örneğin, Türkiye 2021’de sunduğu beyanda, 2030’a kadar emisyonları yüzde 41 artırma projeksiyonundan yüzde 21 azaltma sözü verdi ve 2053’te net sıfır hedefini açıkladı.

Türkiye, başlangıçta gelişmekte olan ülke statüsüyle finans ve teknoloji desteği talep ettiği için onay sürecini erteledi. Ancak 2021’de, özellikle AB’nin Yeşil Mutabakatı ve karbon sınır düzenlemeleri gibi ekonomik baskılarla, anlaşmayı onayladı. Bu, Türkiye’nin kömür bağımlılığını azaltıp yenilenebilir enerjiye yönelmesi gerektiği anlamına geliyor, ki enerji sektörü emisyonlarının yüzde 70’inden fazlasını oluşturuyor. Ama pratikte, kömürlü termik santraller hala aktif ve bu geçişin ne kadar hızlı olacağı belirsiz.

Paylaşın

İngiliz Kültüründe “Paris Komünü”nün İzleri

Paris Komünü, Prusya Savaşı’nın (1870-1871) ardından, Fransa’nın yenilgisi ve III. Napolyon’un düşüşüyle ortaya çıkan siyasi ve toplumsal kaos ortamında doğmuştur.

Haber Merkezi / Paris halkı, savaşın yıkımı, ekonomik zorluklar ve yeni kurulan Üçüncü Cumhuriyet’in muhafazakâr politikalarına karşı ayaklanarak kendi özyönetimlerini kurmuşlardır.

21-28 Mayıs 1871’de, Adolphe Thiers liderliğindeki hükümetin ordusu Paris’e girerek Komün’ü vahşice bastırmıştır. “Kanlı Hafta” (La Semaine Sanglante) olarak bilinen olaylarda on binlerce insan öldürülmüş (tahminler 10.000-30.000 arasında değişir), binlercesi hapse atılmış veya sürgüne gönderilmiştir.

Paris Komünü aynı zamanda, İngiltere’deki sosyalist ve işçi hareketleri için bir dönüm noktası olmuştur. Karl Marx, Komün’ü “Fransa’da İç Savaş” adlı eserinde analiz ederek proletarya diktatörlüğünün ilk örneği olarak tanımlamıştır.

Marx’ın Londra’da yaşaması ve Uluslararası İşçi Birliği’nin (Birinci Enternasyonal) merkezi olması nedeniyle, Komün’ün yankıları İngiliz düşünürler arasında hızla yayılmıştır.

William Morris gibi sosyalist yazarlar ve sanatçılar, Komün’ün eşitlikçi ideallerinden ilham alarak İngiliz işçi sınıfı hareketlerini şekillendiren eserler üretmişlerdir. Morris’in “News from Nowhere” gibi ütopik eserleri, Komün’ün doğrudan etkisi olmasa da, onun ruhundan beslenen bir vizyonu yansıtmaktadır.

Komün’ün bastırılmasının ardından, binlerce Komünar (Komün üyesi) Fransa’dan kaçarak İngiltere’ye sığınmıştır. Özellikle Londra, bu sürgünler için bir merkez haline gelmiştir.

Devrimci fikirlerin İngiltere’ye taşınması

Komünarlar, İngiliz toplumuna devrimci fikirleri, sanatı ve politik tartışmaları taşımıştır. Örneğin, Komünar sanatçılar ve yazarlar, Londra’daki bohem çevrelerle etkileşime girerek İngiliz sanatında ve edebiyatında radikal temaların daha fazla yer bulmasına katkıda bulunmuştur.

Komünarların varlığı ayrıca, İngiliz işçi sınıfı ile dayanışma ağlarının oluşmasını sağlamıştır; Enternasyonal’in düzenlediği dayanışma gösterileri, İngiliz halkında sınıf bilincini artırmıştır.

Paris Komünü, İngiliz edebiyatında ve sanatında romantik bir devrim sembolü olarak yer bulmuştur. Victorian dönemin muhafazakâr havasına karşı çıkan yazarlar, Komün’ü özgürlük ve direnişin bir örneği olarak görmüştür.

George Bernard Shaw gibi Fabian sosyalistleri, Komün’ün ideallerini dolaylı yoldan benimseyerek İngiliz toplumunda reformist düşünceleri yaygınlaştırmıştır.

Ayrıca, Komün’ün dramatik sonu (Kanlı Hafta), İngiliz yazarlarda trajik bir estetik uyandırmıştır; bu, dönemin edebiyatında melankolik ve isyankâr tonların artmasına yol açmıştır.

Komün, İngiliz işçi sınıfını radikalleştirdi

1870’lerde İngiltere’de sendikalar büyümekteydi ve Komün’ün cesur eylemleri, işçiler arasında kolektif mücadele fikrini güçlendirmiştir. Komün’ün yenilgisi ise, İngiliz sendikacılara devletin baskıcı gücünü hatırlatmış ve bu da daha örgütlü ve stratejik bir işçi hareketinin gelişmesine zemin hazırlamıştır.

1880’lerdeki sosyalist canlanma, Paris Komün’ün mirasından beslenerek Fabian Topluluğu ve İşçi Partisi’nin temellerini atmıştır.

Öte yandan Paris Komünü, İngiliz egemen sınıflarında da bir korku dalgası yaratmıştır. Fransız devrimcilerin Paris’te iktidarı ele geçirmesi, İngiltere’de benzer bir ayaklanmanın olabileceği endişesini doğurmuştur.

Bu durum, Victorian dönemin katı toplumsal düzenini koruma çabasını artırmış ve kültürel olarak muhafazakar bir tepkiyi tetiklemiştir. Ancak korku, reformların hızlanmasına da yol açmıştır; egemenler, işçi sınıfını yatıştırmak için sosyal politikaları gevşetmek zorunda kalmıştır.

Sonuç olarak Paris Komünü, İngiliz kültürünü tek bir yönde değil, çelişkili ama zengin bir şekilde şekillendirmiştir. Hem devrimci bir ilham kaynağı hem de muhafazakâr bir uyarı olarak işlev görmüştür.

Komün, entelektüel çevrelerde radikal düşünceleri ateşlerken, toplumsal düzeyde işçi hareketlerini güçlendirmiş ve sanatta isyankar bir ruhu beslemiştir.

İngiltere, Komün’ü fiziksel olarak yaşamasa da, onun dalgaları İngiliz toplumunun dokusuna nüfuz etmiş ve modern İngiliz kimliğinin oluşumunda dolaylı ama kalıcı bir rol oynamıştır.

Paylaşın

Yanlış Zamanda Yemek Yemenin Sağlık Açısından Beş Zararı

Yiyecekler vücut için yakıttır, ancak yanlış zamanda tüketildiğinde yarardan çok zarar verebilir. Sağlıksız beslenme düzenleri sindirimi, cilt sağlığını ve hatta enerji seviyelerini dahi etkileyebilir.

Haber Merkezi / Gece geç saatlerde yemek yemek veya kahvaltıyı atlamak gibi birçok yaygın alışkanlık zararsız görünebilir ancak uzun vadede sağlık sorunlarına neden açabilir.

İşte yanlış zamanda yemek yemenin sağlığı etkileyebileceği beş neden:

Geç saatlerde yenen akşam yemekleri karaciğere baskı yapabilir

Karaciğer, vücudu detoks etmede ve besinleri işlemede önemli bir rol oynar. Ancak, gece geç saatlerde ağır yemekler yemek, dinlenmesi gereken bu organın fazla mesai yapmasına neden olur. Bu, yavaş sindirime, yağ birikimine ve vücutta artan toksin birikimine yol açabilir. Zamanla, yetersiz detoks nedeniyle donuk cilde ve erken yaşlanmaya da katkıda bulunabilir.

Kahvaltıyı atlamak stres hormonlarını tetikleyebilir

Kahvaltı genellikle günün en önemli öğünü olarak adlandırılır ve bunun iyi bir nedeni vardır. Kahvaltıyı atlamak, stres hormonu olan kortizol seviyelerinin yükselmesine neden olabilir ve bu da günün ilerleyen saatlerinde artan kaygıya, yorgunluğa ve sağlıksız yiyeceklere duyulan isteklere yol açabilir. Ayrıca, sabahları uzun süre aç kalmak metabolizmayı yavaşlatabilir ve sağlıklı bir kiloyu korumayı zorlaştırabilir.

Saat 15’ten önce soğuk veya ağır bir öğle yemeği sindirimi yavaşlatabilir

Öğle yemeği enerji sağlamalı, vücudu uyuşuk hissettirmemelidir. Saat 15:00’ten önce soğuk veya aşırı ağır yemekler yemek sindirim sistemini şok edebilir, metabolizmayı yavaşlatabilir ve şişkinliğe veya rahatsızlığa yol açabilir. Geleneksel tıp sistemleri, sindirime yardımcı olmak ve vücudun enerjik hissetmesini sağlamak için öğleden sonraları sıcak, hafif öğle yemekleri önermektedir.

Aç karnına içilen çay veya kahve asitlenmeye neden olabilir

Güne yemek yerine çay veya kahveyle başlamak ciddi asitliğe ve bağırsak tahrişine yol açabilir. Bu içeceklerdeki kafein asit üretimini uyarır ve bu da yiyecek olmadan mide astarına zarar verebilir. Bu, rahatsızlığa, asit reflüsüne ve hatta uzun vadeli sindirim sorunlarına yol açabilir. Bu içecekleri tüketmeden önce hafif bir atıştırmalık yemek her zaman daha iyidir.

Gece yarısı atıştırmak melatonin seviyesini bozabilir

Gece geç saatlerde atıştırmak rahatlatıcı görünebilir, ancak vücudun doğal uyku döngüsünü bozabilir. Uyku hormonu olan melatonin, derin dinlenmeyi desteklemek için gece salgılanır. Bu saatlerde yemek yemek melatonin üretimini baskılayabilir, uykuya dalmayı zorlaştırabilir ve cilt onarımını etkileyebilir. Kötü uyku zamanla şiş gözlere, donuk cilde ve yorgun bir görünüme yol açabilir.

Paylaşın

CHP’de Olağanüstü Kurultay: Kılıçdaroğlu’ndan “Aday Değilim” Açıklaması

CHP’de olağanüstü kurultay için geri sayım devam ederken, partinin 7. Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Herkes aday yapıyor ama ben aday değilim” açıklamasında bulundu.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel’in partiye kayyım atanacağı iddialarının önünü kesmek için 6 Nisan’da olağanüstü kurultay ilan etmesinin ardından parti kulisleri hareketli.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in yeniden aday olacağı kurultayda, partinin 7. Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ya da işaret edeceği bir ismin aday olup olmayacağına ilişkin tartışmalar sürüyor.

Habertürk yazarı Muharrem Sarıkaya’ya konuşan Kılıçdaroğlu ise, “Aday mısınız?” sorusuna, “Hayır efendim. Ben aday değilim…” yanıtını verdi.

“Kurultaya gidecek misiniz?” şeklindeki soruya da cevap veren Kılıçdaroğlu, “Biliyorsunuz bir süredir Bayram dolayısıyla tatildeyim. Eğer davetiye geldiyse giderim. Ofiste olmadığım için davetiyenin gelip gelmediği hakkında da bilgim yok. Bir iki güne döneceğim, eğer davetiye gelmişse giderim” ifadelerini kullandı.

“Aday olmanız için imza toplayanlara kaç imza topladığınızı sorduğunuz, 400 civarında kaldığını öğrendiğinizde de 600’ü bulmaları halinde adaylığı düşüneceğinizi söylediğiniz ileri sürülüyor” şeklindeki soruya Kılıçdaroğlu, esprili bir dille yanıt verdi: “Az söylemişler. Madem istemişim niye az olsun, şöyle 750-800 olsaydı bari… Az demişler, 800’ü geçseydi…”

Kimsenin açıp kendisine sormadan hakkında yorumda bulunduğunun altını çizen Kılıçdaroğlu, “Herkes aday yapıyor ama ben aday değilim” ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut, olağanüstü kurultayla ilgili çok büyük bir beklentiye girilmemesi gerektiğini söyledi.

Olağanüstü kurultay kararının “kayyum” ihtimaline karşı alındığını anımsatan Bulut, “Burası baba ocağı, yüzde 5 imzayı bulan herkes aday olabilir” dedi.

Bulut, “Sosyal medya üzerinden doğru olmayan bilgilerin aktarılmasını da aday olmak isteyenlere de ‘vay niye aday oluyorsun’ denmesini de doğru bulmam. Biz her iki duruma göre de hazırlığımızı yapıyoruz” dedi.

Özel dışındaki bir ismin adaylığının CHP’nin birlik ve bütünlüğünü bozmayacağını vurgulayan Bulut, “Ama sosyal medya üzerinden parti içinde kavga varmış gibi göstermek, iktidarın ekmeğine yağ sürer” görüşünü dile getirdi.

Paylaşın

Herkesin Konuştuğu Yedi Dakikalık Egzersiz Nedir?

Günümüzün hızlı yaşam temposunda egzersiz yapmak için zaman bulmak oldukça zor olabilir. İşte yedi dakikalık egzersiz antrenmanı tam da bu noktada devreye giriyor!

Haber Merkezi / Bu, kısa bir sürede maksimum fayda sağlayan yüksek yoğunluklu devre antrenmanı (HICT) rutinidir.

Egzersiz fizyoloğu Chris Jordan tarafından 2013 yılında oluşturulan 7 dakikalık egzersiz, her biri 30 saniye uzunluğunda ve aralarında 10 saniyelik bir mola bulunan, art arda yapılan 12 egzersizden oluşur.

İşte klasik 7 dakikalık egzersizin bir örneği:

Zıplama jack’leri
Duvar oturması
Şınav
Karın mekikleri
Sandalyede basamaklar
Çömelme
Sandalyede triceps dips
Tahta
Yüksek dizler yerinde koşuyor
Hamleler
Dönmeli şınav
Yan planklar

Bu antrenman her fitness seviyesindeki kişiler için tasarlanmıştır. Yeni başlayanların bazı egzersizleri değiştirmesi veya daha uzun molalar vermesi gerekebilirken, ileri düzey kişiler ağırlık veya ek tekrarlar ekleyerek yoğunluğu artırabilir.

“HICT, vücut yağını azaltmaya, insülin duyarlılığını iyileştirmeye ve V˙O2max ve kas zindeliğini geliştirmeye yardımcı olan etkili bir egzersiz yöntemi gibi görünüyor.

Chris Jordan, “Günümüz dünyasının telaşlı temposu bireylerin egzersiz için ayırdıkları zaman miktarını etkilemeye devam ederken, bu tür programlar meşgul bireylerin sağlıklarını iyileştirmelerine ve egzersiz yoluyla stresten kurtulmalarına yardımcı olmak için iyi bir seçenek sunabilir,” diyor.

Nasıl çalışır?

7 dakikalık antrenman, direnç antrenmanını aerobik egzersizlerle birleştiren HICT prensiplerine dayanmaktadır. Bu yaklaşım, hem kas gücünü hem de kardiyovasküler dayanıklılığı aynı anda geliştirmeyi amaçlamaktadır.

Egzersiz, büyük kas gruplarını minimum dinlenmeyle çalıştırarak kalp atış hızınızı yükseltir ve kalorileri etkili bir şekilde yakar. Araştırmalar, bu tür yüksek yoğunluklu aralıkların, gelişmiş metabolik sağlık ve artan aerobik kapasite dahil olmak üzere önemli sağlık yararlarına yol açabileceğini göstermektedir.

Chris Jordan, “HICT devresindeki egzersizler, karşıt kas gruplarının sonraki egzersiz istasyonlarında dinlenme ve çalışma arasında dönüşümlü olarak çalışmasına izin veren bir sıraya yerleştirilmelidir. Örneğin, bir şınav (üst vücut) istasyonunu bir squat (alt vücut) istasyonu takip eder. Katılımcı şınav çekerken, alt vücut önemli ölçüde kullanılmaz ve bir şekilde iyileşebilir. Bu, alt vücudun squatları doğru form ve teknikle ve yeterli yoğunlukta gerçekleştirmek için yeterli enerjiye sahip olmasını sağlar” diye açıklıyor .

Jordan, “Belirli bir egzersiz kalp atış hızında veya yoğunluk talebinde önemli bir artış yaratıyorsa (genellikle alt vücudu veya tüm vücudu içeren dinamik egzersizler), bir sonraki egzersiz kalp atış hızını veya yoğunluğu hafifçe azaltma işlevi görür. Örneğin, sabit bir plank veya karın mekikleri zıplayan squatları takip edebilir” diye ekliyor.

Bağımsız bir egzersiz planı mı?

Etkili olsa da, bu egzersiz kapsamlı sağlık yararları sağlamak için çeşitli egzersizler ve aktiviteler içeren daha geniş bir fitness rejiminin parçası olmalıdır. Önemli yararlar için, devreyi iki ila üç kez tekrarlamanız ve egzersizi 14 veya 21 dakikaya çıkarmanız önerilir.

Ayrıca, egzersiz yüksek yoğunlukta gerçekleştirilecek şekilde tasarlanmıştır. Yeni başlayanlar veya sağlık sorunları olanlar başlamadan önce bir sağlık uzmanına danışmalı ve fitness seviyelerine uyacak şekilde egzersizleri değiştirmeleri gerekebilir.

Paylaşın

Sanat Tarihinin En Ünlü Beş Otoportresi

Koşan insanlar çizen ilk mağara adamından, eserleriyle yalnızlığı ve yabancılaşmayı gösteren modern, çağdaş sanatçılara kadar, sanat insanların çeşitli mesajlar iletmesine yardımcı olmuştur.

Haber Merkezi / Bu mesaj iletme yöntemlerinden biri de otoportrelerdir. İşte tarihin en ünlü otoportrelerinden beşi:

Vincent van Gogh’un ‘Sargılı Kulağı Olan Otoportre’si

Gelmiş geçmiş en üzücü otoportrelerden biri Vincent van Gogh’un ‘Sargılı Kulağı Olan Otoportre’sidir. Vincent van Gogh, ünlü ressam Paul Gauguin ile kavga ettikten sonra kendi kulağının bir kısmını kestikten sonra resmetmiştir.

Vincent van Gogh kendisini kürk astarlı bir palto ve yaralı kulağını kapatan bir bandajla gösterir. Yüzü oldukça solgun ve sarı görünür, gözlerinin arasında bir gerginlik hissi vardır.

Frida Kahlo’nun ‘Kısa Saçlı Otoportre’si

Frida Kahlo’nun ‘Kırpılmış Saçlı Otoportre’si, isyan ve özgür düşler haykıran bir otoportredir. Bu otoportre, kendisiyle son derece sorunlu bir ilişkisi olan Diego Rivera’dan boşandıktan sonra yapılmıştır.

Frida, resimde kendini büyük bir erkek takım elbisesiyle, elinde bir makasla ve uzun saçlarını yere sererek çizer ve insanlara isyanının ve değişiminin, ayrıntılı uzun saç kimliğini elinden alarak nasıl başladığını gösterir.

Claude Monet’nin ‘Bereli Otoportre’si

Monet’nin yaratımları klasik ve ikoniktir ve otoportresi de buna uygundur: Yumuşak renkler, gevşek fırça darbeleri ve belirgin bir ifade.

Monet resimde kendini açık mavi bir arka plana resmeder, kıyafetleri arkadaki açık renkle kontrast oluşturur. Gözleriyle izleyicinin arkasına bakıyormuş gibi görünür, sanki kendisinin yarattığı yaratımı görmeye kimin geldiğini görür gibi.

Gustave Courbet’in ‘Çaresiz Adam’ı

En ikonik ve etkileyici otoportrelerden biri de Gustave Courbet’nin ‘Çaresiz Adam’ıdır. Courbet kendini genç bir adam olarak resmeder, gözleri şaşkınlıkla kocaman açılmış ve elleri başının üstündedir. Bu çekimde o kadar çok ham duygu ve yoğunluk vardır ki insanlar durup tepkiyi neyin tetiklemiş olabileceğini düşünürler.

Gustave Courbet’yi geniş, dehşete kapılmış gözleri ve saçlarını kavrayan elleriyle oldukça yakışıklı bir genç adam olarak gösterir.

Artemisia Gentileschi’nin ‘Resmin Alegorisi Olarak Otoportre’ adlı eseri

Artemisia Gentileschi’nin ‘Resmin Alegorisi Olarak Otoportre’ adlı eseri yalnızca bir otoportre değil, aynı zamanda sanatçının olağanüstü yeteneklerinin de kanıtıdır.

Gentileschi resimde kendini, elini tuvale hafifçe yerleştirmiş ve gözleri fırça darbelerinin istediği gibi olup olmadığını analiz ederken gösteriyor.

Paylaşın