Kan Grubuna Göre Hangi Yiyeceklerden Uzak Durulmalı?

Muhtemelen hepiniz kendinize şu soruyu sormuşsunuzdur: “Herkes aynı şekilde mi beslenmeli?” veya “Bir gıdanın sağlıklı olarak tanımlanması, herkesin onu tüketmesi gerektiği anlamına mı gelir?” Peki ya kan grubu?

Haber Merkezi / Kan grubuna göre beslenme, Dr. Peter D’Adamo’nun 1996’da yayımladığı ve kan gruplarının evrimsel kökenlerine dayanarak beslenme önerileri sunduğu “Eat Right 4 Your Type” kitabıyla popülerleşen bir beslenme yaklaşımıdır.

Bu beslenme yaklaşımındaki temel fikir, her kan grubunun (A, B, AB, 0) genetik özelliklere bağlı olarak belirli yiyeceklere daha iyi tepki verdiği ve bazı yiyeceklerin ise sindirim, bağışıklık veya metabolik sorunlara yol açabileceği yönündedir.

İşte kan gruplarına göre beslenme önerileri:

0 Grubu: D’Adamo’ya göre 0 grubu, insanlığın en eski kan grubu olup avcı – toplayıcı atalara dayanır. Bu nedenle yüksek proteinli bir beslenme bu grup için uygundur.

Önerilenler:

Protein: Kırmızı et (sığır, kuzu), balık (somon, morina), kümes hayvanları.
Sebze: Brokoli, ıspanak, kara lahana gibi yeşil yapraklılar.
Yağlar: Zeytinyağı, keten tohumu yağı.
Meyve: Erik, incir, kiraz gibi alkali meyveler.

Uzak durulması gerekenler:

Tahıllar: Buğday, mısır, yulaf (gluten hassasiyeti iddia edilir).
Baklagiller: Mercimek, fasulye (sindirimde zorluk yaratabilir).
Süt ürünleri: Süt, peynir (çoğu 0 grubu bireyin laktozu sindiremediği öne sürülür).
Diğer: Kahve, alkol, işlenmiş gıdalar.

A Grubu: A grubu, tarım toplumlarının ortaya çıkmasıyla ilişkilendirilir. Vejetaryen bir yaşam tarzına daha uygun olduğu düşünülür.

Önerilenler:

Sebze: Brokoli, havuç, ıspanak, kabak.
Meyve: Yaban mersini, limon, greyfurt, ananas.
Tahıllar: Karabuğday, kinoa, yulaf.
Baklagiller: Mercimek, soya fasulyesi, siyah fasulye.
Protein: Soya ürünleri, az miktarda balık (somon, sardalya).

Uzak durulması gerekenler:

Et: Kırmızı et, tavuk (sindirimde ağır geldiği iddia edilir).
Süt ürünleri: Yoğurt, peynir (bağışıklık sistemini zayıflatabilir).
Sebzeler: Patates, domates, biber (lektin içeriği nedeniyle sakıncalı bulunur).
Diğer: İşlenmiş karbonhidratlar, şeker.

B Grubu: B grubu, göçebe topluluklarla bağdaştırılır ve hem bitkisel hem hayvansal gıdalara uyum sağladığı düşünülür.

Önerilenler:

Protein: Kuzu, tavşan, balık (morina, alabalık), yumurta.
Süt ürünleri: Yoğurt, kefir, az yağlı peynir (B grubu laktozu iyi sindirir).
Sebze: Brokoli, pancar, havuç.
Tahıllar: Yulaf, kinoa, pirinç.

Uzak durulması gerekenler:

Et: Tavuk, domuz eti (lektinlerin bağışıklık sistemini etkilediği öne sürülür).
Tahıllar: Mısır, buğday, çavdar.
Baklagiller: Mercimek, nohut.
Diğer: Yer fıstığı, susam, ayçiçeği tohumu.

AB Grubu: En yeni kan grubu olarak kabul edilir ve A ile B’nin özelliklerini birleştirir.

Önerilenler:

Protein: Deniz ürünleri (somon, sardalya), hindi, tofu.
Süt ürünleri: Yoğurt, kefir, az yağlı peynir.
Sebze: Brokoli, ıspanak, kereviz.
Meyve: Üzüm, kiraz, kivi.
Tahıllar: Pirinç, kinoa, yulaf.

Uzak durulması gerekenler:

Et: Kırmızı et, tavuk (sindirimde zorluk yaratabilir).
Baklagiller: Siyah fasulye, barbunya.
Diğer: Mısır, kafein, alkol.

Kan grubuna göre beslenme, ilginç bir görüş olsa da bilimsel olarak kesin bir doğruluğu yok. Yine de bazı kişiler için yapılandırılmış bir beslenme rehberi sunduğu için motive edici olabilir.

Örneğin, 0 grubu için düşük karbonhidratlı diyet veya A grubu için bitkisel ağırlıklı beslenme, genel sağlık trendleriyle uyumludur ve fayda sağlayabilir. Ancak bu diyeti körü körüne takip etmek yerine, kendi ihtiyaçlarınızı ve sağlık hedeflerinizi göz önünde bulundurmanız önemlidir.

Paylaşın

İdeal Siyasal Yönetim Nedir? Platon, Aristoteles Ve Demokritos

İdeal siyasal yönetim nedir? Günümüz dünyasında, ideal siyasal yönetim liberal demokrasilerin güçlü kurumlar, bağımsız yargı ve aktif sivil toplumla desteklendiği model olarak görülür.

Kurtuluş Aladağ / Liberal demokrasi modeline göre; Bireyler ve gruplar arasında ayrım yapmadan herkesin hakları korunur, hukukun üstünlüğü sağlanır ve tüm vatandaşlar eşit muamele görür.

Halkın yönetim süreçlerine katılımı teşvik edilir, demokratik mekanizmalar (seçimler, referandumlar, sivil toplum) aracılığıyla bireylerin görüşleri dikkate alınır.

Yönetim, karar alma süreçlerinde açık ve şeffaf davranır ve yetkililer yaptıklarından sorumlu tutulur. Kaynaklar akılcı bir şekilde kullanılır, altyapı ve hizmetler toplumun refahını artıracak şekilde düzenlenir.

Düşünce, ifade, din ve toplanma gibi temel özgürlükler güvence altına alınır, farklı görüş ve gruplar arasında denge kurularak toplumsal barış ve istikrar sağlanır. Çoğunluğun iradesi, azınlık haklarını göz ardı etmeden uygulanır.

“Halkın bilgisizce karar alması kaosa yol açar”

İlk çağ düşünürleri de bu konuda farklı yaklaşımlar sunmuşlardır. Platon, ideal siyasal yönetimi filozof kralların bilgeliğiyle ilişkilendirdi. Platon, bu görüşünü özellikle Devlet (Republic) adlı eserinde ayrıntılı bir şekilde ele aldı.

Platon, toplumun ancak bilgeliğe ve erdeme dayalı bir yönetimle adil ve uyumlu olabileceğini savundu. Filozof krallar, hakikati arayan, akıl ve bilgiyle donanmış kişilerdir. Bunlar, çıkar çatışmalarından uzak, yalnızca toplumun ortak iyiliğini düşünür.

Platon, toplumu üç sınıfa ayırır:

Yöneticiler (Filozof Krallar): Akıl odaklı, bilgiye ulaşmış, yönetimde yetkin.
Koruyucular (Askerler): Cesaret ve disiplinle toplumu koruyanlar.
Üreticiler (Esnaf, çiftçi vb.): Arzularına yönelen, üretim ve geçim sağlayanlar.

Platon’a göre, her sınıf, kendi doğasına uygun rolü oynar ve toplumsal uyum sağlanır.

Filozof kralların seçilmesi için sıkı bir eğitim süreci öngören ve sadece en yetkin ve erdemli olanlar yönetici olacağını vurgulayan Platon, yöneticilerin kişisel çıkar, zenginlik veya güç peşinde koşmalarını reddeder.

Adaletin, her sınıfın kendi görevini yapması ve kimsenin başkalarının alanına müdahale etmemesiyle sağlanacağını belirten Platon, demokrasiyi ideal bir siyasal yönetim olarak görmedi; ona göre halkın bilgisizce karar alması kaosa yol açar.

Platon’un öne sürdüğü model, elitist ve hiyerarşik bulunarak eleştirilse de, Platon’un amacı, akıl ve erdemle yönetilen bir toplumun kaos ve adaletsizlikten kurtulmasıydı.

Platon’un öğrencisi Aristoteles ise ideal siyasal yönetim konusunda hocasından farklı bir yaklaşım benimsedi. Aristoteles, Politika (Politics) ve Nikomakhos’a Etik gibi eserlerinde bu görüşlerini ayrıntılı bir şekilde ele aldı.

Aristoteles’e göre ideal siyasal yönetim, vatandaşların erdemli bir yaşam sürmesini sağlayacak şekilde düzenlenmelidir. Ancak Platon’un filozof krallar fikrinden farklı olarak, Aristoteles daha geniş bir katılımı savunmuş ve erdemi toplumun geneline yaymayı hedefledi.

Aristoteles, en iyi yönetim biçiminin anayasal yönetim (politeia) olduğunu düşündü. Politeia’da, ne tek bir kişinin (monarşi) ne de sadece zenginlerin (oligarşi) ya da çoğunluğun (demokrasi) mutlak hakimiyeti vardır. Orta sınıfın ağırlıkta olduğu bir sistem, aşırılıkları önler ve istikrar sağlar.

Aristoteles, yönetim biçimlerini üçe ayırdı ve her birinin yozlaşmış haline dikkat çekti:

Monarşi (tek kişinin erdeme dayalı yönetimi): Yozlaşmış hali “Tiranlık”
Aristokrasi (az sayıda erdemli kişinin yönetimi): Yozlaşmış hali “Oligarşi”
Politeia (orta sınıfın anayasal yönetimi): Yozlaşmış hali “Demokrasi”

Aristoteles, her toplumun yapısına göre bu biçimlerden birinin uygun olabileceğini, ancak Politeia’nın genellikle en pratik ve dengeli olduğunu savundu.

“Yasaların üstünlüğü keyfi yönetimi engeller”

Hocası Platon’un bilge yöneticilere verdiği ağırlığa karşılık, Aristoteles yasaların üstünlüğünü vurgu yaptı. Aristoteles’e göre, iyi düzenlenmiş yasalar, bireylerin öznel kararlarından daha güvenilirdir ve keyfi yönetimi engeller.

Aristoteles, devletin amacının yalnızca düzeni sağlamak değil, vatandaşların “iyi yaşam” (eudaimonia) sürmesini mümkün kılmak olduğunu belirtir.

Platon’un idealize edilmiş devlet modeline karşı, daha gerçekçi bir yaklaşım benimseyen Aristoteles, toplumların tarihsel, kültürel ve ekonomik koşullarına göre farklı yönetim biçimlerinin uygun olabileceğini kabul eder.

Demokrasiyi tamamen reddetmeyen, ancak saf demokraside çoğunluğun bilgisizce veya bencilce karar alabileceğini düşünen Aristoteles, orta sınıfın egemen olduğu bir Politeia’nın, zengin ve yoksul arasındaki çatışmaları dengeleyerek adaleti sağlayacağını belirtir.

Aristoteles’in bu yaklaşımı, hocası Platon’un elitist ve soyut modeline göre daha pratik ve esnektir.

“Devletin refahı, herkesin refahıdır”

Demokritos ise, Platon veya Aristoteles gibi sistematik bir devlet teorisi sunmaz; daha çok etik, toplumsal uyum ve bireyin rolü üzerine odaklanır.

Antik Yunan’daki Atina demokrasisine olumlu bir yaklaşım sergileyen Demokritos’a göre, demokrasi, bireylerin topluma katkıda bulunabileceği ve ortak iyiliği destekleyebileceği bir sistemdir.

Demokritos, bireylerin özgürce yaşayabildiği bir toplumun daha uyumlu olduğunu düşünür. “Özgürlük, yoksulluk içinde olsa bile, zenginlikteki kölelikten iyidir” gibi ifadeleri, Demokritos’un eşitlikçi bir yönetim anlayışına eğilimini gösterir.

Vatandaşların siyasal sürece katılması gerektiğini savunan Demokritos’a göre, bu katılımın bilinçli ve erdemli olması önemlidir; aksi takdirde, bilgisiz kitlelerin kararları topluma zarar verebilir.

İdeal siyasal yönetimin toplumsal uyumu sağlaması gerektiğini belirten Demokritos, bireylerin kendi çıkarlarını değil, topluluğun ortak iyiliğini gözetmesi gerektiğini vurgular: “Devletin refahı, herkesin refahıdır.”

Yasaların toplumun temel taşı olduğunu savunan Demokritos, iyi yasaların, bireylerin hem özgür hem de disiplinli olmasını sağladığını belirtir. Demokritos, yasaların etkili olabilmesi için bireylerin eğitilmesi gerektiğini düşünür.

Demokritos, ideal siyasal yönetimin yalnızca iyi yasalarla değil, erdemli vatandaşlarla mümkün olduğuna inanır ve bireylerin disiplin, akıl ve ahlaki doğruluk geliştirmesi gerektiğini savunur.

Demokrasinin de kusursuz olmadığını kabul eden Demokritos, yine de demokrasiyi oligarşiye veya tiranlığa tercih eder: “Birçoğunun yönetimi, azınlığın yönetiminden daha iyidir, çünkü hatalar daha az zarar verici olur.”

Paylaşın

Dört Günlük Kayısı Diyeti Harikalar Yaratıyor

Kayısı, B3 ve B5 vitaminleri, folik asit, C vitamini, E vitamini (alfa tokoferol) ve K vitamini açısından harika bir kaynaktır ve sadece üç kayısıda bulunan karoten, günlük A vitamini ihtiyacının yarısını karşılar.

Haber Merkezi / Kayısı ayrıca, yüksek miktarda potasyum, demir, bakır ve magnezyum mineralleri içerir. Kayısı, potasyum içeriği sayesinde kalp – damar sistemini destekleyen değerli bir besindir. Kayısı, içerdiği demir sayesinde kansızlığa iyi gelir. Kayısı ayrıca, damarları güçlendirir ve göz sağlığına da yardımcı olur.

Eğer bu büyülü meyveyi bugüne kadar ihmal ettiyseniz, onu menünüze eklemenin zamanı geldi. Kayısı diyeti, kayısı tüketimine odaklanan, genellikle kısa süreli bir detoks veya kilo verme diyeti olarak kullanılan bir beslenme planıdır.

Kayısı diyeti, çoğunlukla 3-7 gün gibi kısa sürelerde uygulanır ve hızlı kilo kaybını hedefler.

Diyet sırasında günlük belirli miktarda taze veya kuru kayısı tüketilir ve günlük kalori alımı genellikle 1000 kalorinin altında tutulur.

Kayısının lif içeriği sayesinde sindirimi düzenlediği ve toksin atımına yardımcı olduğu düşünülür.

Örnek menü (4 günlük versiyon):

Kahvaltı: 3-4 taze kayısı, şekersiz bitki çayı veya su.
Ara öğün: 1-2 kayısı veya bir avuç kuru kayısı.
Öğle: Yarım kilo taze kayısı, az yağlı yoğurt veya salata.
Akşam: Kayısı, haşlanmış sebzeler veya bir parça ızgara tavuk.

Diyet sırasında bol su ve bitki çayı tüketimi önerilirken, şekerli gıdalar, işlenmiş karbonhidratlar ve yağlı yiyecekler kesinlikle yasaktır.

Kayısı diyetinin avantajları:

Kayısı, A vitamini, C vitamini, potasyum ve lif açısından zengindir; sindirimi destekler ve tokluk hissi sağlar.
Kısa sürede su kaybı ve şişkinlik azalmasıyla hızlı kilo kaybı görülebilir.
Basit ve uygulaması kolaydır.

Kayısı diyetinin dezavantajları:

Tek tip beslenmeye dayalı olduğu için besin eksikliklerine yol açabilir (özellikle protein ve sağlıklı yağlar eksik kalabilir).
Hızlı kilo kaybı genellikle su ve kas kaybından kaynaklanır, yağ kaybı sınırlıdır.
Uzun süre uygulanması metabolizmayı yavaşlatabilir ve sağlık sorunlarına neden olabilir.
Kuru kayısı fazla tüketilirse şeker içeriği nedeniyle kalori alımı artabilir.
Şeker hastaları veya sindirim sorunları olanlar için uygun olmayabilir.

Uyarı: Kayısı diyeti, sürdürülebilir bir beslenme planı değildir ve uzun süre uygulanmamalıdır. Herhangi bir sağlık sorununuz varsa (özellikle diyabet veya böbrek sorunları), diyete başlamadan önce doktora veya diyetisyene danışın.

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu’nun Tutukluluğuna İtiraz Reddedildi

Ekrem İmamoğlu’nun tutukluluğuna yapılan itiraz mahkeme tarafından reddedildi. İmamoğlu’nun tutukluluğuna itiraz dilekçesinde ”Soruşturma, baştan sona hukuken yasak usullerle yürütüldü” ifadeleri kullanılmıştı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik soruşturma kapsamında mali suçlamalarla tutuklanan ve görevden uzaklaştırılan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu ile İBB Medya AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun’un tutukluluğa ilişkin yapılan itirazlar reddedildi.

BirGün’de yer alan habere göre; Ekrem İmamoğlu’nun avukatlarının yaptığı bu itirazın ardından dava Asliye Ceza Mahkemesi’ne götürülecek. Üst mahkemenin kararına göre İmamoğlu ve Ongun hakkında tahliye ya da tutukluluk hallerinin devamı kararı verilecek.

Ekrem İmamoğlu’nun avukatları Fikret İlkiz, Hasan Fehmi Demir, Tora Pekin ve Mehmet Pehlivan, tutukluğa itiraz dilekçesini 7 Nisan’da İstanbul 10. Sulh Ceza Hakimliği’ne sunmuştu. Dilekçede, ”İmamoğlu’nun tutukluluğunun kaldırılması ile tahliyesine, hukuksuz tutuklamanın devamında ısrar edilmesi halinde dosyanın itirazen incelenmek üzere yetkili ve görevli Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi” istenmişti.

İtiraz dilekçesinde, ceza soruşturmasının en temel zorunluluklardan birinin, yer, tarih ve zaman dilimi ile belirlenmiş, fiille suç oluşturan sonuç arasındaki nedenselliğin ve bu sonuca sebebiyet veren failin somut olgulara dayalı, apaçık bir şekilde ortaya konulması gerekliliği olduğu vurgulanmıştı.

Dilekçede, bu zorunluluktan hareketle mevcut soruşturmada örneğin, ”rüşvet isnadına ilişkin olarak, kimin hangi tarihte, ne amaçla, kime, kaç lira vermiş olduğuna, ihaleye fesat karıştırmak isnadına ilişkin olarak, ihalenin tarihi, konusu, hangi eylemle nasıl fesat yaratıldığı, kişisel verilerin ele geçirilmesinin nasıl, hangi tarihte, ne amaçla, kim tarafından gerçekleştirildiğine ilişkin somut olgulara dayalı tespitlere yer verilmediği” aktarılmıştı.

Paylaşın

Greyfurt Uyurken Kilo Vermenizi Sağlar

Greyfurtun uyurken bile yağ yakan bir meyve olduğunu ve her zaman, her yerde tüketilmesi gerektiğini belirten uzmanlar, karmaşık beslenme planları yerine beslenmede tek bir malzemeye, yani greyfurta odaklanmayı öneriyor.

Haber Merkezi / 1970’lerde popülerleşen ve halen popülerliğini koruyan greyfurt diyeti, kısa süreli bir zayıflama diyetidir. Diyet, düşük kalorili bir beslenme planını greyfurtun metabolizmayı hızlandırıcı ve yağ yakıcı özelliğiyle birleştirir.

Greyfurt diyeti, genellikle 10 – 12 gün sürer ve diyet sırasında günlük kalori alımı 800 – 1000 kalori civarında tutulur.

Diyet döneminin her öğününde greyfurt veya greyfurt suyu tüketilir (genellikle yarım greyfurt veya bir bardak şekersiz greyfurt suyu).

Karbonhidrat (ekmek, makarna, şeker gibi) alımının oldukça sınırlı olduğun greyfurt diyetinde, yumurta, et, balık gibi protein kaynakları ön plandadır.

Diyette, kahvaltı, öğle ve akşam yemekleri düşük kalorili olacak şekilde planlanır.

Örnek menü:

Kahvaltı: Yarım greyfurt, 2 haşlanmış yumurta, şekersiz kahve veya çay.
Öğle: Yarım greyfurt, ızgara tavuk veya balık, yeşil salata (az yağlı sosla).
Akşam: Yarım greyfurt, kırmızı et veya balık, buharda pişmiş sebzeler.

Greyfurt diyetinin avantajları:

Hızlı kilo verme sağlayabilir (çoğunlukla su kaybı ve düşük kalori alımı nedeniyle).
Greyfurt, C vitamini ve lif açısından zengindir, tokluk hissi verebilir.

Greyfurt diyetinin dezavantajları:

Çok düşük kalorili olduğu için sürdürülebilir değildir ve kas kaybına yol açabilir.
Bilimsel olarak greyfurtun yağ yakıcı etkisi kanıtlanmamıştır; kilo verme daha çok kalori açığından kaynaklanır.
Uzun süre uygulanması besin eksikliklerine neden olabilir.
Bazı ilaçlarla (ör. kolesterol ilaçları) greyfurt etkileşime girebilir, bu yüzden doktor onayı gereklidir.

Uyarı: Greyfurt diyeti, kısa süreli bir çözüm olabilir ancak sağlıklı ve dengeli bir beslenme planı değildir. Uzun süreli kilo kontrolü için diyetisyenle çalışmak daha etkilidir. Herhangi bir sağlık sorununuz varsa, diyete başlamadan önce doktorunuza danışın.

Paylaşın

Türkiye’nin Sorunlarını Hangi Parti Çözer? CHP Yüzde 17, AK Parti Yüzde 2.4

ASAL Araştırma’nın anketine katılanların, yüzde 39.5’u Türkiye’nin sorunlarını hiçbir siyasi partinin çözemeyeceği görüşünde. AK Parti çözer diyenlerin oranı yüzde 2.4, CHP çözer diyenlerin oranı ise yüzde 17 oldu.

ASAL Araştırma, 21-28 Mart 2025 tarihleri arasında NUTS-2 bölgeleme sistemine göre toplam 26 ilde yaşayan kişilerle CATI (bilgisayar destekli telefon) anket yöntemi ile gerçekleştirdiği araştırmanın sonuçlarını sosyal medya hesabından paylaştı.

Araştırmaya 2 bin kişi katıldı. Yüzde 95 güven düzeyinde, hata payı yüzde 2,5 olarak hesaplandı. Araştırmada yaş, cinsiyet kotaları uygulandı.

Araştırma seçmen yaşı 18 ve üzeri yaş grupları ile gerçekleştirildi. İllere göre dağılımda son genel seçimlerdeki seçmen sayıları baz alındı, kadın ve erkek nüfusun dengeli dağıtılmasına özen gösterildi.

Araştırmaya İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Antalya, Konya, Adana, Kocaeli ile Mardin, Erzurum, Van, Ağrı’nın da aralarında bulunduğu 26 ilden katılım oldu.

Ankete katılanlara “Türkiye’nin sorunlarını hangi siyasi parti çözebilir?” diye soruldu. Sonuçlara göre ankete katılanların yüzde 39.5’u Türkiye’nin sorunlarını hiçbir siyasi partinin çözemeyeceği görüşünde.

AK Parti çözer diyenler yüzde 2.4, CHP yüzde 17, DEM yüzde 3.5, MHP yüzde 2.9 olurken, fikrim yok diyenlerin oranı ise yüzde 8.4 oldu.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Türkiye, Konut Fiyatlarının Maaşlara Göre En yüksek Olduğu Ülke

İktidar ekonomide pembe tablolar çizmeye devam ederken, veriler yaşanan ekonomik krizin derinliğini tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. 2024 yılında konut fiyatlarının maaşlara oranla en yüksek olduğu ülke Türkiye oldu.

2024 yılı, dünya genelinde konut piyasasında yaşanan dalgalanmalar ve yüksek faiz oranları nedeniyle ev sahibi olmanın giderek zorlaştığı bir yıl oldu. Konut fiyatlarındaki artış, özellikle gelişmekte olan ülkelerde vatandaşların alım gücüyle kıyaslandığında daha belirgin bir krizi ortaya koydu.

Uluslararası veri platformu Numbeo’nun 10 Eylül 2024 verilerinden yararlanarak BestBrokers tarafından hazırlanan analiz, konut fiyatlarının maaşlara oranla ne kadar erişilebilir olduğunu ortaya koydu.

Türkiye, bu çarpıcı tabloda ilk sıraya yerleşerek 2024’te konutun en erişilemez olduğu ülke olarak öne çıktı.

Analiz, ülkelerdeki konutların metrekare bazında ABD doları cinsinden fiyatları ile ortalama yıllık maaşlar karşılaştırılarak hazırlandı. Gelir-konut fiyatı oranının hesaplandığı sıralamada Türkiye, yüzde 81,45’lik oranla listenin en üst sırasında yer aldı. Bu oran, Türkiye’deki bir bireyin yıllık gelirinin neredeyse tamamını bir konutun sadece bir bölümünü satın almak için harcaması gerektiğini gösteriyor.

Yani bir Türkiye vatandaşının ortalama bir konut satın alabilmesi için neredeyse bir ömür boyu çalışması gerektiği anlamına geliyor. Artan döviz kurları, inşaat maliyetlerindeki yükseliş, yüksek faizli mortgage kredileri ve düşük gelir düzeyleri bu tablonun başlıca nedenleri olarak öne çıkıyor.

Ekonomim’de yer alan habere göre; listenin ikinci sırasında yüzde 59,04’lük oranla Nepal yer alırken, Hindistan yüzde 49,86 ile üçüncü sıraya yerleşti. Bu ülkeleri sırasıyla Endonezya, Ermenistan, Güney Kore, Peru, Dominik Cumhuriyeti, Brezilya ve Şili izledi.

Bu durum, yüksek yaşam standartlarıyla bilinen gelişmiş ülkelerde konut fiyatlarının pahalı olmasına rağmen gelir düzeylerinin yüksek olması sayesinde konutun daha ulaşılabilir olduğunu gözler önüne seriyor.

Araştırmanın dikkat çekici yönlerinden biri, en pahalı konutların bulunduğu ülkelerin aynı zamanda “erişilemez konut” listesinde yer almaması. Çünkü konutun erişilebilirliğinde belirleyici olan tek unsur fiyat değil; maaş düzeyiyle doğrudan ilişkilendirilen satın alma gücü.

Türkiye örneğinde ise, konut fiyatları her ne kadar bazı gelişmiş ülkelere göre daha düşük görünse de, alım gücünün zayıflığı ve yüksek enflasyon konutu erişilemez hale getiriyor.

Paylaşın

Aç Karnına Spor Yapmak Bu Altı Hastalığa Yol Açabilir

Aç karnına spor yapmanın daha fazla yağ yakmaya yardımcı olduğuna inanılıyor. Bu fikir kulağa hoş gelse de gerçek farklıdır. Spor öncesi öğün atlamak faydadan çok zarar verebilir.

Haber Merkezi / Aç karnına spor yapmak, zamanla ciddileşebilecek çeşitli sağlık sorunlarına yol açabilir.

Düşük kan şekeri (hipoglisemi): Aç karnına egzersiz yapmak kan şekeri seviyesinde ani düşüşe neden olabilir. Vücut enerji için yakacak kadar glikoza sahip olmadığında, temel işlevleri yavaşlatarak tepki verir.

Bu, baş dönmesine, titremeye, kafa karışıklığına, baş ağrılarına ve hatta bayılmaya yol açabilir. Bazıları için, sadece yorgun hissetmekle başlayabilir, ancak tekrarlayan ataklar tehlikeli hale gelebilir.

Yağ kaybı yerine kas kaybı: Aç karnına spor sırasında vücut yağ yakmak yerine, devam etmek için kas proteinini kullanır. Zamanla bu, kas kaybına, daha zayıf güce ve daha yavaş bir metabolizmaya yol açar. Buna kas katabolizması denir.

Hormonal dengesizlik: Spor öncesi öğün atlamak stresi ve metabolizmayı düzenleyen hormonları etkileyebilir. Örneğin stres hormonu kortizol, vücut baskı altındayken ve yakıtı azken yükselir.

Kortizol seviyesi zamanla yüksek kaldığında uykuyu bozabilir, göbek yağını artırabilir ve hatta bağışıklık sistemini zayıflatabilir. Bunun gibi hormonal dengesizlikler sağlıklı kalmayı veya herhangi bir spor hedefine ulaşmayı zorlaştırabilir.

Mide sorunları ve asitlik: Midede yiyecek olmadığında, sindirim için üretilen asit zararlı hale gelebilir. Spor sırasında, bu asit mide astarını tahriş edebilir ve asit reflüsüne, şişkinliğe veya hatta gastrite yol açabilir.

Bazıları için hafif bir rahatsızlık olarak başlar, ancak uzun vadede günlük yaşamı etkileyen kronik sindirim sorunlarına dönüşebilir.

Kalp sorunları riskinin artması: Bir araştırma, aç karnına yapılan sporun bazı bireylerde kalbe giden kan akışını geçici olarak azaltabileceğini ortaya koydu. Bu, altta yatan kalp rahatsızlığı olanlar için özellikle risklidir.

Sağlıklı bireylerde bile, düşük enerji seviyeleri yoğun egzersizler sırasında kalbe ekstra yük bindirebilir ve düzensiz kalp ritmi ve göğüs ağrısı riskini artırabilir.

Yorgunluk ve zayıf antrenman performansı: Aç karnına spor yapmak, yorgunluğa, nefes darlığına ve egzersiz performansında büyük bir düşüşe yol açar. Zamanla, bu sürekli yorgunluk tamamen tükenmişliğe veya aktif kalmak için motivasyon kaybına yol açabilir.

Paylaşın

Cilt Tonuna Uygun Saç Rengi Nasıl Seçilir?

Saç renginizi değiştirmeyi ilk düşündüğünüzde, cilt tonunuza uygun bir ton seçmenin ne kadar önemli olduğunu fark edersiniz. Cilt tonunuza uygun doğru saç rengini seçmek, fark yaratabilir.

Haber Merkezi / Yeni saç renginiz, özelliklerinizin parlamasına ve doğal, hoş bir görünüm oluşturmanıza yardımcı olabilir.

Birkaç ipucuyla, cilt tonunuza göre mükemmel saç rengini bulmak çok daha kolay ve çok daha eğlenceli hale gelir.

Muhtemelen “soğuk”, “sıcak” ve “nötr” alt tonlar hakkında bir şeyler duymuşsunuzdur, ancak hangisine sahip olduğunuzu anlamak biraz kafa karıştırıcı gelebilir.

Cilt tonunuz cildinizin genel rengidir – açık, orta veya koyu – alt tonlar ise yüzeyin altındaki ince tonlardır. Bu alt tonlar renklerin (saç boyaları gibi) cildinize karşı nasıl göründüğünü etkiler.

Alt tonunuzu belirlemenin hızlı bir yolu bileğinizdeki damarlara bakmaktır: mavimsi görünüyorlarsa, muhtemelen soğuk alt tonlara sahipsinizdir; yeşilimsi görünüyorlarsa, muhtemelen sıcak alt tonlara sahipsinizdir.

Her ikisinin bir karışımını görüyorsanız, nötr alt tonlara sahip olabilirsiniz.

Cilt tonunu belirleme:

Sıcak ton: Altın, sarımsı veya şeftali alt tonlar. Güneşte kolay bronzlaşır, damarlar yeşilimsi görünür.

Soğuk ton: Pembe, kırmızı veya mavimsi alt tonlar. Güneşte kolay yanar, damarlar mavimsi görünür.

Nötr ton: Sıcak ve soğuk tonların dengesi. Damarlar net bir renk göstermez.

Hızlı test: Gümüş mü altın takılar mı cildinizde daha iyi duruyor? Gümüş soğuk, altın sıcak tonu işaret eder.

Cilt tonuna göre saç rengi önerileri

Sıcak cilt tonu: Bal köpüğü, karamel, altın sarısı, tarçın, kestane, çikolata kahve bu cilt tonuyla uyumlu renklerdir. Çok küllü veya soğuk tonlar (platin sarı, kül grisi) cildi soluk gösterebileceği için bu cilt tonunun kaçınılması gereken renklerdir.

Soğuk cilt tonu: Platin sarı, kül sarısı, soğuk kahve, siyah, mavi-siyah, kirli sarı bu cilt tonuyla uyumlu renklerdir. Turuncu veya çok sıcak tonlar (kızıl, altın sarısı) ciltte kızarıklık yaratabileceği için bu cilt tonunun kaçınılması gereken renklerdir.

Nötr cilt tonu: Kumral, çikolata kahve, pastel tonlar, soft kızıl, bej sarısı bu cilt tonuyla uyumlu renklerdir. Çok aşırı tonlar (neon renkler) doğal dengeyi bozabileceği için bu cilt tonunun kaçınılması gereken renklerdir.

Diğer faktörler:

Göz rengi: Saç rengi, gözleri öne çıkarabilir. Mavi gözler için soğuk tonlar, yeşil/kahve gözler için sıcak tonlar uyumlu olabilir.

Cilt alt tonuyla kontrast: Açık ciltte koyu renkler dramatik, koyu ciltte açık renkler aydınlık bir etki yaratır.

Yaşam tarzı: Bakım gerektirmeyen renkler (kök uzaması az belli olan tonlar) pratik olabilir.

Paylaşın

Kaş Microblading Nedir? Kusursuz Kaşlar İçin Eksiksiz Bir Kılavuz

Seyrek kaşlarınızı doldurmaktan yorulduysanız veya sadece kusursuz kaşlarla uyanmak istiyorsanız, kaş microbladingi size doğal, az bakım gerektiren bir görünüm kazandırır. 

Haber Merkezi / Kaş microbladingi, bir teknisyenin cildinizde ince, kıl benzeri çizgiler oluşturmak için minik iğneli bir alet kullandığı yarı kalıcı bir işlemdir.

Bu çizgiler gerçek kaşlarınızla uyum sağlayarak onlara daha dolgun, daha belirgin bir görünüm kazandırır.

2 ile 3 saat arasında süren kaş microbladingi işlemi, 1 ile 3 yıl arasında kalıcıdır, cilt tipine ve bakımına bağlı olarak bu süre değişebilir.

İşlem sonrası, ilk haftalarda su temasından kaçınılmalı, güneşten korunmalı ve önerilen kremler kullanılmalıdır.

Kaş microbladingi işlemi sırasında, hafif bir ağrı hissedilebilir, ancak ağrı lokal anestezik kremlerle azaltılır.

Kaş microbladingi hakkında sıkça sorulan sorular:

Microblading ağrılı mıdır?

İşlemden önce uyuşturucu bir krem ​​uygulanır, bu yüzden sadece hafif bir kaşıntı hissi hissedebilirsiniz.

Microblading işlemi ne kadar sürer?

Genellikle 2-3 saat sürer. Bu, kaşları tasarlamak, pigmenti uygulamak ve son rötuşları yapmak anlamına gelir.

Microblading her cilt tipine uygun mudur?

Evet, tüm cilt tiplerinde işe yarar. Ancak yağlı cilde sahip kişiler daha sık rötuşlara ihtiyaç duyabilir.

Microblading kaşlardaki eşitsizliği düzeltebilir mi?

Kesinlikle! Microblading, düzensiz kaşları düzeltmek ve onlara simetrik, cilalı bir görünüm kazandırmak için mükemmeldir.

Paylaşın