Dokuz Harika Akşam Göz Makyajı

Gündüz göz makyajı ile gece göz makyajı oldukça farklıdır. Akşam makyajı genellikle daha cesur ve dikkat çekici olur, bu yüzden renkler, ışıltılar ve teknikler ön plana çıkar.

Haber Merkezi / İşte adım adım uygulanabilecek 9 harika akşam göz makyajı fikri:

Klasik Dumanlı Göz: Siyah veya koyu gri farı göz kapağınızın dış köşesine uygulayın ve yumuşak bir fırçayla dağıtarak buğulu bir etki yaratın.

Göz pınarlarına açık renk (örneğin sedefli beyaz) bir far ekleyerek kontrast sağlayın. Üst ve alt kirpik diplerine siyah göz kalemi çekip hafifçe dağıtın, ardından bolca maskara ile tamamlayın.

Metalik Işıltı: Bronz, altın veya gümüş gibi metalik bir farı göz kapağınıza uygulayın. Parmaklarınızla tampon hareketlerle dağıtarak yoğunluğu artırın.

Kirpik diplerine ince bir eyeliner çekin ve kirpiklerinizi hacimli bir maskarayla vurgulayın. Daha dramatik bir görünüm için takma kirpik ekleyebilirsiniz.

Kedi Gözü: Siyah likit eyeliner ile kirpik diplerinden dışa doğru uzayan keskin bir kuyruk çizin. Göz kapağınıza nude veya açık kahve tonlarında bir far uygulayarak eyelinerı ön plana çıkarın.

Kirpikleri kıvırıp uzunluk veren bir maskara ile finali yapın.

Mor ve Mürdüm Tonları: Göz kapağınıza mor bir far uygulayın, dış köşelere mürdüm tonlarıyla derinlik katın. Renk geçişlerini yumuşatmak için bir karıştırma fırçası kullanın.

Alt kirpik diplerine ince bir mor kalem çekip maskara ile tamamlayın; bu tonlar özellikle ela ve kahverengi gözleri öne çıkarır.

Parıltılı Kesim: Göz kapağınızın katlanma çizgisine keskin bir koyu renk (örneğin kahverengi) far uygulayın ve üstüne simli bir farla kontrast yaratın.

Eyeliner ile kirpik diplerini belirginleştirin.  Aydınlık bir görünüm için kaş kemiğine ve göz pınarlarına highlighter ekleyin.

Lacivert Derinlik: Lacivert farı göz kapağınıza uygulayın ve dış köşelere doğru yoğunlaştırın. Alt kirpik diplerine lacivert bir kalemle ince bir çizgi çekin. Kirpiklere hacim veren bir maskara ile gözlerinize gizemli bir hava katın.

Kırmızı ve Turuncu Tutkusu: Göz kapağınıza turuncu bir far sürün, dış köşelere kırmızı tonlarla geçiş yapın. Renklerin birbirine karışması için iyice dağıtın.

Siyah eyeliner ve maskara ile dramatik bir bitiş sağlayın; bu cesur seçim geceye enerji katar.

Yeşil ve Altın Kombini: Göz kapağınıza zümrüt yeşili bir far uygulayın, üzerine altın rengi bir farla ışıltı ekleyin. Kirpik diplerine kahverengi bir eyeliner çekerek tonları dengeleyin.

Kirpiklerinizi belirginleştiren bir maskara ile tamamlayın.

Minimal ama Çarpıcı: Göz kapağınıza tek bir renk (örneğin koyu bordo veya zeytin yeşili) uygulayın ve hafifçe dağıtın. İnce bir eyeliner ve bol maskara ile sadeliği şıklığa dönüştürün.

Kaş altlarına hafif bir aydınlatıcı dokunuşuyla gözlerinizi öne çıkarın.

Uygulama İpuçları:

Makyajın kalıcılığı için göz farı bazı kullanmayı unutmayın.
Daha yoğun bir görünüm için ıslak fırçayla far uygulayabilirsiniz.
Akşam ışığında parlamak için simli veya sedefli ürünler tercih edin.

Paylaşın

Erdoğan Duyurdu: Ramazan Bayramı Tatili 9 Gün

”Emekçiler ile İftar” programında konuşan Erdoğan, bayram tatiline ilişkin “Kamu çalışanlarımız 2 Nisan Çarşamba, 3 Nisan Perşembe ve 4 Nisan Cuma günü de idari izinli sayılacak. Böylece milletimiz toplamda 9 günlük bir tatil yapma imkanına kavuşacak” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beştepe Millet Sergi Salonu’nda ”Emekçiler ile İftar” programında konuştu. Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle: “Soframızı onurlandıran emekçi kardeşlerimize teşekkür ediyorum. Bu gazi mekana hepiniz hoş geldiniz. Bugün aynı zamanda bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi’ni idrak ediyoruz.

Semadan rahmet ve bereketin yağdığı bu mübarek gecenin sizlerle birlikte tüm İslam alemi ve dünya için hayırlı olmasını temenni ediyorum. Ramazan Bayramınız da şimdiden mübarek olsun. Gönül coğrafyamızdaki tüm kardeşlerimizi dualarınızda unutmamanızı istirham ediyorum.

Emek, alın teri ve helal kazanç değerlerimizin merkezinde yer alıyor. Göreve geldiğimiz günden beri çalışanın hakkını vermeye, adil bir çalışma iklimi oluşturmaya gayret ettik. Tüm çalışanların refah seviyelerini yükseltmek için çaba harcadık. İstihdam politikalarından fırsat eşitliğine, iş sağlığından sosyal güvenliğe çalışma hayatının tüm kesimlerini kuşatan reformlar yaptık.

Kanuni Sultan Süleyman döneminde payitahtta görev yapan Hollanda Büyükelçisi, Hollanda Kralı’na bir mektup gönderiyor. Bakınız bu mektupta hangi ifadeler yer alıyor. Onlarda muhteşem bir imparatorluğun kaynakları, zafere alışkanlık, savaşma yeteneği, sıkı çalışmaya dayanıklılık, tutumluluk, düzen, disiplin ve tedbir. Bizde ise yaygın fakirlik, bazı kesimlerde lüks ve israf, tembellik ve eğitimsizlik.

Öyleyse bu durumdan nasıl bir sonuç bekleyebiliriz ki? Tarihimiz işte bu mektubun resmettiği manzarada olduğu gibi daha nice erdemlerle, güzelliklerle doludur. Bizde bu mirasa sahip çıkarak göreve geldiğimiz günden beri çalışanın hakkını vermeye, adil bir çalışma iklimi inşa etmeye gayret ettik. İşçilerimizin, memurlarımızın, sendikalarımızın ve tüm çalışanların şartlarını iyileştirmek, refah seviyelerini yükseltmek için çaba sarf ettik.

Yasa ve mevzuat değişikliklerinden sendikal haklara, istihdam politikalarından fırsat eşitliğine, iş sağlığından, sosyal güvenliğe, çalışma hayatının tüm kesimlerini kuşatan reformlar yaptık. Bilhassa son dönemde devrim niteliğinde adımlar attık. Millete kan kusturan tek parti faşizminin yasakladığı 1 Mayıs’ı emek ve dayanışma günü olarak resmi tatil ilan ettik.

Çalışanlarımızın daha emniyetli koşullarda çalışmalarını temin etmek için iş sağlığı ve güvenliği kanununu çıkardık. Sendikaların kuruluş şartlarını kolaylaştırdık. Sendikalar ve toplu iş sözleşmesi kanununu revize ederek iyileştirdik. Toplu sözleşme sistemini genişlettik. Sendikal güvenceleri ve grev hakkını biz güçlendirdik.

“Hak ve özgürlüklerini garanti altına aldık”

Kamu görevlilerimize toplu sözleşme hakkı tanıdık. Ana Muhalefet Partisi’nin Anayasa Mahkemesi’ne taşıyıp iptal ettirdiği toplu sözleşme ikramiyesini yeniden biz yürürlüğe koyduk. Kamuda başörtüsü yasağını kaldırarak kadınların çalışma hayatındaki hak ve özgürlüklerini garanti altına aldık.

Kamu çalışanlarımız artık cuma izni, hac izni gibi haklardan tam ve etkin şekilde yararlanabiliyor. Maaş artışları, disiplin affı, refakat izni, 3600 ek gösterge ve ek ödemeler gibi bu alanlarda yaptığımız düzenlemelerle memurlarımızın çalışma ve özgürlük haklarını iyileştirdik.

Kamu görevlilerimizin ücret artış oranlarını, zam ve tazminatlarını, sosyal desteklerini çalışanlarımızı enflasyona ezdirmeyecek şekilde biz düzenledik. 2025 yılı Ocak ayı itibariyle enflasyon farkıyla birlikte memur maaşlarına %11,54 oranında zam yaptık. Böylece 2002 yılında 392 lira olan en düşük memur maaşını 2025’te 43.726 liraya yükseltmiş olduk.

Bu rakamlarla birlikte 2002’den bugüne en düşük memur maaşı reel olarak %266 oranında nominal olarak ise yaklaşık 112 kat arttı. Ağustos ayı içerisinde inşallah toplu sözleşme sürecini başlatacağız. Kamu görevlilerimizin sorunlarını 23 yıldır olduğu gibi yine yapıcı bir anlayışla çözüme ulaştıracağız.

Kamu toplu iş sözleşmeleri çerçeve anlaşma protokolüyle ilgili talepler sendikalar tarafından bize iletildi. Sosyal diyalog anlayışı içinde kamu işçilerimizin toplu iş sözleşmelerine ilişkin olarak bu süreci de inşallah yine bu dönemde tamamlayacağız. Değerli misafirler, bir önceki yıla göre %30 artış yapılan asgari ücreti gelir vergisinden muaf tuttuk. İşverenlere sağladığımız asgari ücret desteğini sürdürüyoruz. Geçmişte ilaç ve hastane kuyruklarında ömür tüketen vatandaşlarımızın tüm sorunlarını giderdik. Sağlık ve sosyal güvenlik sistemini sorunsuz şekilde işler hale getirdik.

Kamu kurumlarındaki alt işveren işçilerine ve sözleşmeli personele kadro verdik. Geçici işçilerin tam yıl çalışabilmesinin önünü açtık. İş kur, gençlik programı ile üniversite öğrencilerimizin bilgi ve tecrübe kazanmalarını sağlayarak gelir elde etmelerini sağladık. Daha nice düzenlemeyi, yeniliği, projeyi devreye alarak çalışanlarımızı her alanda destekledik, teşvik ettik, güçlendirdik.

Sorumsuz boykot çağrıları ile işçinin ekmeği ile oynayan muhteris siyasetçilere prim vermeyeceğiz. Tüm medya gruplarını Batı’ya şikayet ediyor. Gidecek başka kapı mı bulamadınız? Şunu bilin kaybedeceksiniz. Gençleri sokağa dökmek kazandırmaz.

Biliyorsunuz, gelecek hafta tüm okullarımız ikinci ara tatillerine giriyor. Ara tatilin olduğu pazartesi ve salı günleri aynı zamanda Ramazan bayramı tatilinin ikinci ve üçüncü günlerine denk geliyor. Ailelerimiz çocuklarıyla doya doya vakit geçirsin, bayramı aileleriyle birlikte huzurla, sevinçle idrak etsin istiyoruz. Bu amaçla kamu çalışanlarımız için bayramı takip eden 3 günlük süreyi de idari izin kapsamına aldık.

Yani 2 Nisan Çarşamba, 3 Nisan Perşembe ve 4 Nisan Cuma günü de kamu çalışanlarımız idari izinli sayılacak. Böylece milletimiz toplamda 9 günlük bir tatil yapma imkanına kavuşacak.”

Paylaşın

Uzun Yaşamın Anahtarı Sosyal Çevre Mi?

Son dönemde yapılan bilimsel araştırmalar, güçlü ve destekleyici bir sosyal çevrenin, hem fiziksel hem de zihinsel sağlık üzerinde olumlu etkileri olduğu ortaya koymuştur.

Haber Merkezi / Örneğin, “Blue Zones” (Mavi Bölgeler) olarak bilinen, insanların en uzun yaşadığı yerlerde (Okinawa, Sardinya gibi), topluluk ve aile bağlarının çok güçlü olduğu dikkat çekiliyor.

Bu bölgelerde insanlar birbirine destek oluyor, düzenli sosyal etkileşimde bulunuyor ve yalnız kalmıyorlar.

Harvard Üniversitesi’nin 80 yıllık araştırması olan “Harvard Study of Adult Development” da, iyi ilişkilerin uzun ve mutlu bir yaşamın en önemli göstergelerinden biri olduğunu ortaya koydu.

Sosyal çevreyi lehimize nasıl değerlendirebiliriz?

Destekleyici ilişkiler kurmak: Çevremizde bize pozitif enerji veren, gerektiğinde destek olan bireyleri tutmaya özen göstermeliyiz.

Düzenli etkileşim: Aile, arkadaşlar veya komşularla düzenli görüşmek, yalnızlık hissini azaltabilir. Basit bir kahve sohbeti bile dopamin ve oksitosin gibi mutluluk hormonlarını artırabilir.

Topluluklara katılmak: Ortak ilgi alanlarına sahip gruplara (kitap kulüpleri, spor grupları, gönüllü çalışmalar) katılmak, hem yeni bireylerle tanışmayı sağlayabilir.

Karşılıklı yardımlaşma: Sosyal çevre ile dayanışma içinde olmak, hem bize hem de başkalarına fayda sağlayabilir.

Duygusal açıklık: Çevremizdeki bireylerle duygularımızı paylaşmak, stresi azaltır ve daha güçlü bağlar kurmamızı sağlayabilir.

Teknolojiyi akıllıca kullanmak: Sosyal medya veya mesajlaşma gibi araçlarla uzak mesafedeki sevdiklerimizle bağları koruyabiliriz.

Sosyal çevre alışkanlıklarımızı nasıl etkiler?

Sosyal taklit (Mimikri): Çevremizdeki bireyleri farkında olmadan taklit ederiz. Örneğin, herkes sürekli telefonla vakit geçiriyorsa, sen de o alışkanlığı kapabilirsin.

Normlar ve baskı: Sosyal çevre, kabul edilen davranışları belirler. Sigara içen bir gruptaysan, sigara içme ihtimalin artabilir; spor yapan bir çevredeysen, spor yapma isteğin artabilir.

Motivasyon ve destek: Olumsuz bir alışkanlığınızı değiştirmek istediğinizde, çevrenizdekiler ya seni teşvik eder ya da köstek olur. Araştırmalar, kilo verme veya sigarayı bırakma gibi hedeflerde sosyal desteğin başarıyı artırdığını gösteriyor.

Rutinlerin paylaşımı: Birlikte vakit geçirdiğin bireylerin günlük rutinleri, senin günlük rutinlerini de etkiler.

Duygusal etki: Çevrenin ruh hali, alışkanlıklarını dolaylı yoldan şekillendirir. Stresli bir grupta alkol gibi rahatlama alışkanlıkların artabilirken, huzurlu bir grupta meditasyon gibi sakinleştirici alışkanlıklar edinebilirsin.

Paylaşın

DEM Parti’den İktidara: Demokrasi Olmadan Ekonomi Olur Mu?

Meclis’te düzenlediği basın toplantısında konuşan DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Demokrasi olmadan ekonomi olur mu? Barış olmadan ekonomi olur mu? Bunları ekonomi yönetimi bilmiyor mu? Hükümet bilmiyor mu? Mehmet Şimşek bilmiyor mu?” diye sordu.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis’te güncel gelişmelere ilişkin düzenlediği basın toplantısında konuştu. Koçyiğit’in konuşması şöyle:

“Meclis’te biliyorsunuz yine bir yasayı görüşüyoruz. Bu yasanın en can alıcı maddelerinden biri de emekli ikramiyelerinin 3 bin TL’den 4 bin TL’ye çıkarılması oldu. Yani koca AKP iktidarı 22 yıllık iktidarının sonunda, günlerce yaptığı toplantıların ardından kocaman bir rakamı, tam tamına bin TL’yi emeklilere reva gördü. Gece sabahlara kadar Meclis’i çalıştırarak bu “büyük” miktarı emeklilere ulaştırmanın yolunu ve yöntemini aradı.

Biz telaffuz ederken utanıyoruz, söz kurarken utanıyoruz; emekli o parayı çekerken utanıyor, yoksul pazara giderken utanıyor. Ama ne yazık ki iktidar, yarattığı bütün bu yoksulluğun ve yıkımın karşısında utanmak bir yana, pişkin pişkin yoksulun ve emeklinin yüzüne bakarak bin TL’yi büyük bir rakammış gibi anlatmaya devam ediyor.

Neredeyse milyonlarca insan açlık sınırının altında yaşamaya mecbur ve mahkum edilmiş durumda. Milyonlarca insan, asgari ücretin neredeyse yarısıyla yaşamak durumunda kalıyor. 4 milyon emekli, yaşamını çok cüzi miktarlarla idame etmeye çalışıyor. Dünya kadar uluslararası rapor, endeks var. Hepsinde Türkiye ne yazık ki en sonda. Ekonomi, toplum ve yoksullar açısından alarm veriyor. Buna rağmen, iktidar ve sermayesi ellerini ovuştura ovuştura yoksulun, emeklinin, asgari ücretlinin sırtına binmeye devam ediyor. Sadece 2 ay içinde enflasyon oranı yüzde 7,3 oranında arttı. Yani 14 bin 469 TL olan emekli maaşının yüzde 56’sı aslında 2 aylık enflasyon oranıyla zaten eridi gitti. Zaten verilen emekli maaşı da hedef enflasyon üzerinden verilmişti.

Bu da çok düşük tutulmuştu. Yüzde 15,75 üzerinden emeklilere zam yaptılar, sonra hedef enflasyonu revize ettiler ama emekli maaşlarını ve asgari ücreti revize etmek gibi bir gündemi hiç düşünmediler. Halihazırda, hedef enflasyon üzerinden büyük kayıplarla işçiler ve asgari ücretliler çalışıyor, emekliler de yaşamaya çalışıyor. Bugün milyonlarca insan, maaşları 5 kat artırılırsa ancak ve ancak yoksulluk sınırına yaklaşabilir. Neden? Çünkü bu ülkede yoksulluk sınırı 78 bin 230 TL’ye, açlık sınırı 25 bin 720 TL’ye yaklaştı. Emekli ne alıyor? Sadece 14 bin 469 TL.

Peki, bunlarla yaşamak mümkün mü? Bugün de 1000 TL verecekler. Bu gece muhtemelen sabaha karşı yasalaşacak emekli ikramiyelerindeki artış. 1000 TL ile bu ülkede iki kişi yemek yiyemiyor. 1000 TL ile pazara giden dar gelirli, pazar filesinin içine 3 parça şey koyamıyor. 1000 TL ile bir bayram alışverişi, bir tatlı alışverişi, bir şeker alışverişi yapılamıyor. Yoksul insanlar, 1000 TL’nin artık hiçbir dertlerine derman olmayacak bir miktar olduğunu çok iyi biliyor. Ama iktidar bunu pazarlamaya, anlatıp abartmaya devam ediyor.

Sadece ekonomi meselesi bununla da ilgili değil. Ülkenin içinde bulunduğu bütün antidemokratik uygulamaların, İstanbul Belediyesine yapılan operasyonun ekonomik maliyetlerine bakalım. Tüm bunları üst üste koyduğumuzda, nasıl bir girdap içerisinde olduğumuz göreceğiz. Bakın, 3 gün içinde sadece Merkez Bankasının 25 milyar dolar rezervi erimiş. Bu 25 milyar doları nasıl Merkez Bankasına koymuşlardı? Kemer sıkma politikalarıyla. İşçiye, yoksula ve emekliye vermediler ve rezervleri oradan doldurmaya çalıştılar.

Antidemokratik ve hukuksuz bir darbenin sonucunda da bu ülkenin Merkez Bankasının rezervleri dövizi bir yerde tutmak için 3 günde 25 milyar dolar eridi. Neden? Çünkü piyasaya sürekli döviz sattılar. Borsayı kesmek zorunda kaldılar. Çünkü 2 trilyon TL’lik bir borsa kaybı oldu. Uluslararası bazı yatırım kuruluşları bütün haklarından feragat ederek Türkiye piyasasından çekildiler. Bu da yetmedi; bu riskler artınca, borsa çökünce ve dolar rezervleri eriyince Sermaye Piyasası Kurulu önlem için toplantı aldı. Bankalarla toplantı aldılar, bu krizi nasıl engelleriz diye. K

rizi engellemenin yolu açık: Antidemokratik olmayın, hukuksuzluk yapmayın, darbe yapmayın, seçilmiş iradeye el koymayın, belediye başkanlarını tutuklamayın, darbe üzerine darbe yapmayın. Cumhuriyet Başsavcılarını operasyon odağı olarak bindirilmiş kıtalar gibi kullanmayın. Böylece döviz rezerviniz de artar, ekonomik kırılganlığınız da gider, refah da artar. Bir ülkede demokrasi olmadan ekonomi olur mu? Bir ülkede barış olmadan ekonomi olur mu? Bir ülkenin en temel gerekçesi iç huzur ve barış değil midir? Demokratik normların yükseltilmesi değil midir? Adaletin tesis edilmesi değil midir? Bütün bunları ekonomi yönetimi bilmiyor mu, hükümet bilmiyor mu, Mehmet Şimşek bilmiyor mu?

“Ekonomi Bakanı orada boşuna oturuyor”

Şimdi uluslararası finans kuruluşlarıyla online toplantı yapıyor Sayın Şimşek, toparlamaya çalışıyor. ‘İstanbul’un hali nedir? sorularına, yanıt yok diyor.’ Nasıl yanıt yok? Darbeci bir iktidarın ekonomi bakanısınız. Yanıt açık: Halka, hukuka, sandığa darbe yapıyorsunuz. Seçilmiş iradeyi gasp ediyorsunuz. Sandığı tanımıyorsunuz. Seçimsiz bir yönetim ve rejim ilan etmeye, sistemi buraya itmeye çalışıyorsunuz.

AKP şunu söylüyor: ‘Ben sandıktan çıkarsam sandık meşrudur, haktır. O zaman halkın iradesi tecelli etmiştir. Ama sandıktan eğer muhalefet, başka bir parti çıkarsa o sandık gayrimeşrudur. Ben ona öyle ya da böyle el koyarım. Gerekirse iftira atarım, yolsuzluk derim. Gerekirse terör ile iltisak gibi uydurma bir şey yaparım ve kayyım atarım. Kent uzlaşısını kriminalize ederim. HDK’ye, oradan KCK’ye bağlarım. Kopyala-yapıştır dosyalar yaparım. CHP’ye de DEM Parti’ye de kayyım atarım’.

Bütün bunlara Ekonomi Bakanının bir sözü yoksa biz ona söyleyelim: Orada boşuna oturuyorsun. Geldiğinden beri ne enflasyon düştü ne de ekonomik göstergeler düzeldi. Halk açlık ve yoksullukla sınanıyor. Milyonlar açlık ve yoksullukla mücadele etmeye çalışıyor. Uluslararası ekonomi kuruluşlarının peşinde gezerek bu ülkenin ekonomisinin düzeltilemeyeceğini görmek için kahin olmaya da ekonomist olmaya da yüksek tahsile de gerek yok. Gidin sokaktaki Mehmet amcaya sorun, ekonominin nasıl düzeleceğinin reçetesini söylesin. Ama bunları yapmıyorlar. Bütün bunlar umurlarında değil.

Bakın, İstanbul’daki darbeden sonra sokağa çıkan üniversitelilere, gençlere, milyonlara karşı uygulanan polis şiddetinden bunu görüyoruz. Dünden beri bunu Meclis’te ‘vandallık’ olarak tarif ediyor AKP iktidarı. Toplumun hukuka sahip çıkması, adalet talep etmesi, demokrasiye sahip çıkması, seçilmiş iradesinin arkasında durması hangi demokraside ve devlette vandallık olarak yaftalanabilir ki? Nasıl bir vandallık olabilir? Bir vandallık varsa, polisin orantısız bir şekilde halka yönelik şiddetidir.

Sokakta yürüyen kadını durdurup coplayan polis ne yapıyor? Sırtına basıp gözaltına alan polisin pozisyonu nedir? Yakın mesafede insanların gözünün içine gaz ve su sıkmak, insanları yaralamak, kolunu bacağını kırmak nedir? Orantılı mıdır bütün bunlar? Bunlar hukuk devleti ve demokrasiyle bağdaşan şeyler midir? Sokağa çıkmak, protesto etmek evrensel bir haktır. Bugün milyonlar bu evrensel hakkını, Anayasa’dan kaynaklanan hakkını kullanıyor. Demokrasi olsun diye kullanıyor. Bu ülke daha fazla karanlığa sürüklenmesin diye toplum iradesini ortaya koyuyor.

Sandığa attığı oyun gereğini yapıyor. ‘Oy attım sahip çıkıyorum’ diyor. İktidar, bu tabloyu okumak ve sokaktaki milyonların sesine kulak vermek ve antidemokratik uygulamalardan geri adım atmak yerine, bugün sokağı bilerek isteyerek terörize ediyor; sokağa çıkan insanları hedef haline getiriyor. Bunu asla kabul etmiyoruz. Haber takibi yapan, hakikati ve gerçeği halka ulaştırmaya çalışan 16 gazeteci tutuklandı. Gazetecilik suç olabilir mi? Mesleki faaliyetlerini yaptıkları için insanlar nasıl gözaltına alınıp tutuklanır? Bu hangi demokrasi kriteridir? Bu nasıl bir ülkedir? Artık isyan ediyoruz bunlara! Bunları anlatmak zorundayız ama artık söz gerçekten bitti.

Bu darbe sürecinin Türkiye’ye etkilerini daha konuşacağız. Türkiye iki açıdan yol ayrımındadır. Birincisi 27 Şubat’ta yapılan çağrı nedeniyle yol ayrımındadır. 27 Şubat’taki Sayın Öcalan’ın tarihi çağrısı Türkiye’ye şu soruyu soruyor: “Sen Kürt sorununun demokratik çözümünden yana mısın, demokrasiden ve birlikte yaşamdan yana mısın? Yoksa mevcut düzenin devamından mı yanasın? Çözümsüzlükte ısrar ederek iktidarda kalmaya mı çalışacaksın?” Bu soruları bugün AKP iktidarına soruyor. Diğeri İstanbul’daki darbenin kendisidir ve Türkiye’yi bir yol ayrımına getirmiştir. 16 milyonluk bir mega kentin, bir metropolün, dünya başkentlerinden birinin büyükşehir belediye başkanını tutuklamak, onun ilçe belediye başkanlarını tutuklamak bir yol ayrımıdır.

Türkiye karar vermek zorunda, iktidar karar vermek zorunda. Ya antidemokratik uygulamalarla yol almaya devam edecekler ya da gerçekten rotalarını demokrasiye dönecekler ve bu ülkeyi hep beraber düze çıkaracağız. Ama gördüğümüz, anladığımız, okuduğumuz şey iktidarın hukuksuzlukla ayakta kalmaya çalıştığıdır. Zorla ayakta kalmaya çalışıyor. Kendisine rakip olabilecek insanları, antidemokratik yargıyı araçsallaştırarak bertaraf etmeye çalışıyor. Her bir siyasetçi özneyi cezaevine koyup sesini kısarak kendisi için dikensiz gül bahçesi yaratmaya çalışıyor. Bunları kabul etmiyoruz. Bunlara karşı hep mücadele ettik, bundan sonra da edeceğiz.

“Kürt sorunu çözülmeden Türkiye demokratikleşemez”

Bu anlamıyla, çatısı altında bulunduğumuz Meclis’in özel rolüne ve önemine de dikkat çekmek istiyorum. Bugün toplumda büyük bir feryat varken, toplumda büyük bir itiraz hareketi yükselmişken, Newroz alanlarında milyonlar 27 Şubat’taki çağrının etrafında kenetlenmişken, barış ve çözüm talebini birinci elden milyonlar sahiplenmiş ve bu çağrının arkasında durmuşken; Saraçhane’den Amed Newrozuna, İstanbul Newrozundan bugün İzmir’de ve Ankara’da sokağa çıkan her bir yurttaşa kadar bu ülkenin demokratik geleceği için söz söyleyen ve alana çıkan insanların sesine Meclis gerçekten kulak kabartacak mı, yoksa antidemokratik ve toplum karşıtı yasaları çıkarmaya devam mı edecek? Bu soruları hep beraber soruyoruz.

Şunu açık ve net söyleyelim: Biz demokrasi meselesini bir bütün olarak görüyoruz. Sadece Kürt’e demokrasi gibi bir algımız yoktur. Türkiye demokratikleşmeden Kürt sorunu çözülemez, Kürt sorunu çözülmeden Türkiye demokratikleşemez. Bunlar iç içe, birbirine bağlıdır. Kürt sorunu kendinden menkul, Türkiye’nin demokrasi sorunundan ayrı bir sorun değildir. Zaten bu ülke demokratik olmadığı için, özgürlükçü olmadığı için Kürt sorunu diye bir sorunumuz var. Bugün adım atılacaksa, bütün ülkenin demokratikleşmesi için adım atılmak zorundadır. Bu, Kürt’ü de Türk’ü de kapsayacaktır. Ülkede yaşayan 86 milyon insanı kapsayacak bir demokrasi hamlesi olmalı, olmak zorundadır.

Buradan, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’a da seslenmek istiyoruz. 27 Şubat’ta Sayın Öcalan’ın yaptığı çağrının ardından Meclis Başkanımız, “TBMM, Türkiye’nin bütün sorunlarının çözüm yeridir. Dolayısıyla mesele TBMM’deki siyasi partilerin ortak tavrıyla çözümlenecektir. Gerektiği zaman biz de devreye girerek bu konuyla ilgili meselenin şeffaf, açık, samimi bir şekilde yürütülmesini sağlayacağız” demişti. Soruyoruz: Meclis ne zaman bu sorumluluğu yerine getirecek? Meclis ne zaman toplumsal barış için gerçekten söz söyleyecek, demokrasi taleplerini duyacak ve bu taleplerin gereği olarak hızlı bir şekilde adım atacak? Bu tarihsel sorumluluktan ülkenin seçilmişleri ne zamana kadar kaçacak? Kafalarını kuma gömerek ne kadar yol alabilirler, bu ülkeye ne kadar yol aldırabilirler?

Ülkenin ve halkın gerçek gündemi demokratik alanın genişletilmesi, ekonomik refahın yükseltilmesi, barışın toplumsallaşmasıdır. Bütün bunlar için emek sarf eden bir Meclis pratiğini bütün Türkiye halkları görmek istiyor. Ancak 1 Ekim’den beri içinde bulunduğumuz süreçte iktidarın sürekli parmak salladığını görüyoruz. Herkese parmak sallayan, sürekli aba altından sopa gösteren, kayyım ve tutuklamalarla demokrasi alanını daraltan, antidemokratik uygulamaları son hız devam ettiren bir iktidar pratiğiyle karşı karşıyayız.

Meclis’te ne konuşuyoruz sürekli? İktidarın zorbalıklarını ve antidemokratik uygulamalarını. Biz tecrit kaldırılsın, umut hakkı tanınsın, hasta tutsaklar öncelikli olmak üzere infazda eşitlik sağlansın, TMK ve TCK’daki ayrımcı yasal maddeler hızla ayıklansın, AİHM ve AYM kararları doğrultusunda bu ülkedeki yasal mevzuat hızlı bir şekilde taransın dediğimizde karşımıza tek bir madde ve tek bir sözle çıkıyorlar: Silahlar bırakılsın.

İyi, tamam bırakılsın. Silah bırakılmasın diyen var mı? Sayın Öcalan büyük bir sorumlulukla, 40 yılı aşkın bir süredir içinde bulunduğumuz bu şiddet zeminini sonlandıracak çağrıyı 27 Şubat’ta yapmadı mı? Kendi örgütüne 27 Şubat’ta silah bırakma çağrısı yapmadı mı? Yaptı. Örgüt buna olumlu karşılık verdi mi? Evet. Hatta bir adım attılar ve ateşkes ilan ettiler. Peki, Meclis bugün gerçekten örgütün silah bırakması için gerekli yasal mevzuatı ve sürecin selameti için gerekli olan çerçeve yasayı konuşuyor mu? Hayır. Bu insanlar nereye silah bırakacak? Örgüt nereye ve nasıl silah bırakacak? Bunun yasal güvenceleri nedir? Böyle bir tartışma yürütüyor mu? Hayır.

Bu soruların yanıtlarını alamıyoruz. Bu sürecin selameti açısından, bu sürecin ilerletilmesi açısından Sayın Öcalan’ın koşullarının düzeltilmesine ilişkin bir adım var mı? Onun da olmadığını görüyoruz. Özgür çalışma koşullarının, süreci yürütmek için örgütüyle ilişki kurup kongre yaptırabilecek koşulların sağlanmasına yönelik bir yaklaşım var mı? Hayır. Sayın Numan Kurtulmuş’a atıfla yeniden söyleyelim. ‘Hiç kimsenin süreci zehirlememesi gerektiği kanaatindeyiz. Süreci bir siyasi pazar haline getirmeden tamamlayacağız’ demişti.

Bu çok önemli. Peki, o halde soralım: Bu kadar önemli ve tarihi bir açıklama varken, bu süreci İstanbul’da kayyım ve tutuklama pratiğiyle, sokaktaki insanlara gazla ve jopla saldırma pratiğiyle kim zehirliyor. Süreç karşıtı bir iklimin oluşması, sürecin zehirlenmesi için kim çalışıyor, kim söz söylüyor, kim harekete geçmiş durumda? Bu soruları biz Sayın Kurtulmuş’a ve bütün iktidar yetkililerine sormak istiyoruz.

Bu ülkede fiili olarak Anayasa askıdadır. Anayasa fiili olarak askıda olduğu için de bugün Kürt sorununu hukuki ve siyasi zeminde konuşamıyoruz. O nedenle bir an önce hukuki ve siyasi zeminin açılması gerekiyor. Bir an önce yasal çerçevesinin ve güvencesinin Meclis tarafından oluşturulması gerekiyor. Bir an önce Meclis’in Kürt sorununun demokratik çözümü için inisiyatif alması, Meclis Başkanının rolünü oynaması gerekiyor. Bütün bunlar için de Meclis’in yeniden kurucu bir anlayışla, 21’inci yüzyılın kurucu meclisi rolüyle harekete geçmesi gerekiyor.

İstanbul Barosunun görevden alınması, İmamoğlu’nun tutuklanması, Eğitim Sen’e soruşturma açılması meselesinde Saray’ın savcısının önemli bir rolü var. Bir zamanların Zekeriya Öz’ünün taklidini yapmaktadır savcı. Onun rolünü üstlenmiştir. Bütün bunların Türkiye’de barış sürecini zehirlediğinin, barış sürecine zarar verdiğinin, barışa sabotaj olduğunun altını çizmek istiyoruz. Bugün İstanbul Adliyesinden Türkiye’nin geleceği belirlenmeye çalışılıyor, İstanbul Adliyesinde Türkiye demokrasisine pusu kuruluyor.

İstanbul Adliyesinden bütün ülkeye yayılacak bir antidemokratik rejim kalıcılaştırılmak isteniyor. Bu ülkenin geleceğini belirleyen Meclis olmalı ama ne yazık ki Saray’dan talimatla bir başsavcı her şeyi belirlemeye ve yönetmeye çalışıyor. Ülkenin demokrasisine ve barışına dinamit koyuyor. Bunu tarihe not düşelim. 19 Mart’tan başlayan bu sürecin gelişmesi ve derinleşmesi Türkiye’ye ve demokrasisine kaybettirir.

Bu sürecin karşısında da demokrasiden, eşitlikten ve özgürlükten yana tutumumuzu sürdürüyoruz. Sokağa çıkan milyonların haykırdığı demokrasi talebinin yanındayız. Hiç kimsenin ama hiç kimsenin umutsuzluğa kapılmaması gerekiyor. Türkiye’nin dört bir yanında üniversiteler demokrasi için alanlara çıkmışsa umudumuz büyüktür. Demokratik bir Türkiye’yi ve cumhuriyeti elbette inşa edeceğiz. Bütün bu süreci zehirleyen antidemokratik uygulamalara rağmen biz barış ve çözüm ısrarımızı sürdürmeye devam edeceğiz.”

Paylaşın

İmamoğlu Protestoları Dış Basında: Erdoğan, Türkiye Demokrasisini Daraltıyor

Ekrem İmamoğlu protestoları dış basında yakından takip edilirken, The Economist, Erdoğan Türkiye’nin demokrasisini daraltıyor” başlıklı haberinde, bu durumun, ”Türkiye dışında kimsenin umurunda olmadığını” dile getirdi.

Dünya basını, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, 19 Mart sabahı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın “yolsuzluk” ve “terör” suçlarından başlattığı iki ayrı soruşturma kapsamında gözaltına alınmasının ardından başlayan protestoları, yakından takip etmeyi sürdürüyor.

BBC: ”Bin 400’den fazla gözaltının ardından binlerce kişi Türkiye’deki protestolara katıldı” başlıklı İngiltere merkezli yayın kuruluşu BBC’nin haberinde, yedi gün boyunca süren protestolarda gözaltına alınan veya tutuklanan insanların olduğu belirtilerek, ”Türkiye’de binlerce kişi yedinci gecesine giren protesto gösterilerinde şu ana kadar aralarında öğrenci, gazeteci ve avukatların da bulunduğu bin 400’den fazla kişi gözaltına alındı” denildi. Hak grupları ve Birleşmiş Milletlerin (BM), tutuklamaları ve polisin protestoculara karşı orantısız güç kullanmasını kınadığı kaydedildi.

The Guardian: The Guardian gazetesi de Türkiye’de yaşanan son gelişmelere ve medyanın tutumuna değinen ”Bu bir dezenformasyon’: Türk devlet televizyonu kitlesel sokak protestolarına yer vermekten kaçınıyor” başlıklı bir değerlendirme yazısı hazırladı. Yazıda, Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının ardından başlayan kitlesel protestoların, Türkiye’deki devlet televizyonu ve hükümet yanlısı medya kanallarında yer bulmadığından bahsedildi. ”Protesto haberleri, iyi finanse edilen hükümet yanlısı ağlar dışındaki birkaç gazete ve kanalda yer verildi” denilirken; yazıda şu ifadeler de kullanıldı:

”Bu kanallar, protestoları görmezden gelerek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın iftar yemeğindeki konuşmaları ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in ekonomiyle ilgili çalışmalarına odaklandı. Medya gözlemcileri, Türkiye’de medya ortamının son yirmi yılda giderek kutuplaştığını ve hükümetin medya üzerindeki kontrolünün arttığını belirtiyor. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), protestoların canlı yayınlanmasını yasakladı ve yasaları ihlal eden yayıncıların cezalandırılacağını duyurdu. Muhalefet partileri, RTÜK’ün bu kararını eleştirerek, bağımsız medya kuruluşlarına karşı çifte standart uygulandığını savundu.”

Euronews: Avrupa’ya ilişkin yayın yapan Fransa merkezli Euronews’in haberinde, İmamoğlu’nun tutuklanmasının siyasi amaçlı olduğunun düşünüldüğünü ve ülke genelindeki birçok kentte gösterilere yol açtığını belirtti. Euronews, bazı protesto ve eylemlerde, şiddet olaylarının meydana geldiğini dile getirdi. Haberde, “Hükümet, Türkiye’de yargının bağımsız ve siyasi etkilerden uzak olduğu konusunda ısrar ediyor” denildi.

The Economist: İngiltere merkezli The Economist gazetesi de “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Türkiye’nin demokrasisini daraltıyor” başlıklı haberinde, bu durumun, ”Türkiye dışında kimsenin umurunda olmadığını” dile getirdi. Gazete, Avrupa Komisyonu’nun İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın tutuklanmasına tepkisinin ”yumuşak ve yetersiz” olduğunu vurgulayarak, ”Fransa ve Almanya’dan gelen açıklamalar daha sert olsa da Avrupa, daha fazlasını yapması gerektiğini” belirtti.

(Kaynak: BirGün)

Paylaşın

Zabid: Yok Olma Tehdidi Altındaki Tarihi Şehir

Yemen’in en eski şehirlerinden biri olarak kabul edilen Zabid, ülkenin Tihama bölgesinde yer alır. Zabid şehrinin kuruluşu, İslamiyet’in ilk dönemlerine kadar uzanır.

Haber Merkezi / Şehir, Hz. Muhammed’in sahabelerinden Ebu Musa el-Aşari tarafından MS 628 yılında inşa edilen Ulu Cami (Aşa’ir Camii) ile ilişkilendirilir. Bu cami, İslam tarihindeki en eski camilerden biri olarak kabul edilir ve Zabid’in dini önemini artıran unsurlardan biridir.

Şehir, başlangıçta Asha’ir kabilesinin yaşadığı “Husayb” adlı bir köyken, güneyindeki Zabid vadisinin adını alarak zamanla “Zabid” olarak anılmaya başlanmıştır. Orta Çağ’da Zabid, özellikle Rasulid Hanedanı (1229 – 1454) döneminde altın çağını yaşamıştır.

Bu dönemde şehir, çok sayıda saray, bahçe ve dini yapıyla süslenmiş, Yemen’in en önemli ticaret ve eğitim merkezlerinden biri olmuştur. 14. yüzyıl Arap yazarı Al-Khazraji’nin aktardığına göre, Zabid’de 230 ila 240 arasında cami bulunuyormuş.

Zabid, 1539 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nun hakimiyetine girerek Yemen Eyaleti’nin idari merkezi haline gelmiştir. Ancak modern dönemde, şehir ekonomik ve entelektüel açıdan eski ihtişamını yitirmiştir.

1993 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan Zabid, zengin mimari mirası ve tarihi dokusuyla dikkat çekmektedir. Ancak 2000 yılında, koruma koşulları nedeniyle Tehlike Altındaki Dünya Mirası Listesi’ne eklenmiştir.

UNESCO’ya göre, şehirdeki evlerin yaklaşık yüzde 40’ı beton yapılarla değiştirilmiş, eski pazar yeri ve diğer yapılar ise harap durumdadır. Ayrıca, 2015’ten beri devam eden Yemen İç Savaşı, Zabid’in tarihi dokusuna zarar vermiştir.

Şehir, tarihi camileri, üniversitesinin kalıntıları ve geleneksel mimarisiyle hala ziyaret edilmeye değer bir yer olarak öne çıkmaktadır. Ancak savaş ve ihmal, bu eşsiz kasabanın geleceğini tehdit etmeye devam etmektedir.

Paylaşın

Yüz Bakımlarının Bildiğinizden Daha Fazla Faydası Var

Yüz bakımı, cildin temizlenmesi, nemlendirilmesi ve sağlıklı kalması için yapılan uygulamalardır. Genellikle temizleme, peeling, maske ve nemlendirme gibi adımları içerir; cildi yeniler, canlandırır ve dış etkenlerden korur.

Haber Merkezi / Basit bir rutinle veya profesyonel bir cilt bakım uzmanıyla bu faydaları görebilirsiniz. İşte, yüz bakımının sağlayacağı faydalardan bazıları:

Cildi Temizler: Yüz bakımı, gün içinde biriken kir, yağ ve ölü deri hücrelerini temizleyerek ciltteki gözeneklerin nefes almasını sağlar. Bu, sivilce ve siyah nokta oluşumunu azaltır.

Nemlendirme Sağlar: Cilt tipine uygun ürünlerle yapılan bakımlar, cildin nem dengesini korur. Kuru ciltler yumuşar, yağlı ciltler ise fazla parlama olmadan dengelenir.

Kan Dolaşımını Artırır: Yüz masajı gibi uygulamalar kan dolaşımını hızlandırır. Bu, cilde daha fazla oksijen ve besin ulaşmasını sağlayarak sağlıklı bir ışıltı verir.

Yaşlanma Belirtilerini Azaltır: Düzenli yüz bakımı, kırışıklık ve ince çizgilerin görünümünü hafifletebilir. Özellikle nemlendirici ve antioksidan içeren ürünler cildin elastikiyetini korumaya yardımcı olur.

Stresi Azaltır: Yüz bakımı sadece cilde değil, ruha da iyi gelir. Rahatlatıcı bir bakım seansı, günün stresini atmanıza yardımcı olabilir.

Cilt Tonunu Eşitlemeye Yardımcı Olur: Leke ve renk eşitsizlikleri, peeling veya maske gibi uygulamalarla azalabilir, böylece daha pürüzsüz bir görünüm elde edilir.

Cilt bakımlarında olası komplikasyonlar

Bazı durumlarda komplikasyonlar ortaya çıkabilir. Bunlar genellikle yanlış uygulama, cilt tipine uygun olmayan ürünler veya hijyen eksikliğinden kaynaklanır. İşte yüz bakımlarının olası komplikasyonları:

Alerjik Reaksiyonlar: Kullanılan ürünlerdeki kimyasallar (parfüm, alkol, bazı asitler) ciltte kızarıklık, kaşıntı veya döküntüye neden olabilir.

Cilt Tahrişi: Aşırı peeling, sert kimyasallar veya uzun süreli maske kullanımı cildi tahriş edebilir. Kızarıklık, yanma hissi veya pullanma gibi belirtiler görülebilir.

Sivilce Artışı: Yanlış ürün seçimi (örneğin, yağlı ciltte ağır kremler) gözenekleri tıkayabilir ve akne oluşumunu tetikleyebilir. Buna “kozmetik akne” denir.

Enfeksiyon: Eğer bakım sırasında kullanılan aletler steril değilse veya eller temiz değilse, bakteriler cilde bulaşabilir. Bu, iltihaplı sivilcelere veya daha ciddi enfeksiyonlara yol açabilir.

Kimyasal Yanıklar: Profesyonel bakımlarda (örneğin, kimyasal peeling) kullanılan güçlü asitler yanlış uygulanırsa ciltte yanıklara veya soyulmalara neden olabilir.

Pigmentasyon Sorunları: Güneş koruması olmadan yapılan bazı işlemler (örneğin, derin peeling) ciltte lekelenmeye veya renk eşitsizliğine yol açabilir.

Paylaşın

İncir Sirkesi Kalbe İyi Geliyor

Hafif, tatlı-ekşi bir tada ve zengin bir aromaya sahip olan incir sirkesi, elma sirkesi veya balzamik sirke kadar bilinmesine rağmen, dünya genelinde hızla popülerlik kazanıyor.

Haber Merkezi / İncir, potasyum, magnezyum ve lif açısından oldukça zengin bir meyvedir.

Potasyum, kan basıncını düzenleyerek kalp sağlığını desteklerken, lif ise kolesterol seviyesini düşürmeye yardımcı olabilir, ki bu da damar tıkanıklığı riskini azaltabilir.

İncir ayrıca, antioksidanlar (polifenoller) da içerir; bunlar serbest radikallerle savaşarak damar sağlığını koruyabilir.

İncir sirkesinin kalbe iyi gelmesi:

Kan basıncını dengeleme: İncirin potasyumu ve sirkenin potansiyel damar gevşetici etkisi, hipertansiyonu kontrol altına alabilir.

Kolesterol yönetimi: Lif ve antioksidanlar, kötü kolesterolü (LDL) düşürebilir, bu da kalp krizi riskini azaltabilir.

Antioksidan koruma: Damar duvarlarında oksidatif stresi azaltarak aterosklerozu (damar sertliği) önleyebilir.

Kan şeker kontrolü: Dengeli kan şekeri, diyabetle bağlantılı kalp komplikasyonlarını azaltabilir.

İncir sirkesinin diğer faydaları:

Sindirimi iyileştirir: İncir sirkesi probiyotik özellikleri sayesinde bağırsak sağlığını destekleyebilir. İyi bakterilerin üretimini teşvik ederek sindirimi ve besin emilimini iyileştirebilir.

Kilo vermeye yardımcı olur: İncir sirkesi iştahı azaltabilir ve metabolizmayı hızlandırabilir. Bu da sağlıklı bir kiloyu korumaya yardımcı olabilir.

İncir sirkesi seçerken, katkı maddesi veya renklendirici içermeyen doğal ürünleri tercih edin. Özelliklerini koruyabilmesi için serin ve karanlık bir yerde saklayın.

Paylaşın

Kanser Tedavisi Cildi Nasıl Etkiler?

Kanser tedavisi, özellikle kemoterapi, radyoterapi ve hedefe yönelik ilaçlar, cildi çeşitli şekillerde etkileyebilir. Bu etkiler tedavinin türüne, dozuna ve bireyin cilt hassasiyetine bağlı olarak değişebilir.

Haber Merkezi / Uzmanlar, çoğu cilt değişikliğinin uygun bakım ve tıbbi destekle yönetilebileceğini söylüyor.

Kemoterapi:

Cilt Kuruluğu ve Hassasiyeti: Kemoterapi, cilt hücrelerinin yenilenme hızını yavaşlatabilir, bu da kuru, pullu veya kaşıntılı bir cilde neden olabilir.

Döküntüler: Kemoterapi sırasında kullanılan bazı ilaçlar alerjik reaksiyonlara veya akne benzeri döküntülere yol açabilir (örneğin, EGFR inhibitörleri).

Renk Değişiklikleri: Kemoterapinin hiperpigmentasyon (ciltte koyu lekeler) veya tırnaklarda renk değişimi gibi yan etkiler görülebilir.

Işığa Duyarlılık: Bazı kemoterapi ilaçları cildi güneş ışığına karşı daha hassas hale getirebilir, bu da yanık veya lekelenme riskini artırır.

Radyoterapi:

Radyasyon Dermatiti: Radyoterapi sırasında, tedavi edilen bölgede kızarıklık, yanma hissi, soyulma veya hatta açık yaralar oluşabilir.

Kalıcı Değişiklikler: Radyoterapi, uzun vadede, tedavi alanındaki ciltte incelme, sertleşme (fibrozis) veya damar görünürlüğünde artış gibi değişiklikler olabilir.

Hedefe Yönelik Tedaviler ve İmmünoterapi:

Bu tedaviler, özellikle ciltte döküntü, kaşıntı veya iltihaplanmaya neden olabilirler. Örneğin, immünoterapi bazen otoimmün reaksiyonlara bağlı cilt problemlerini tetikleyebilir.

Genel Yan Etkiler:

Saç Dökülmesi: Kemoterapi genellikle saç köklerini etkileyerek saç, kaş ve kirpik kaybına yol açar, bu da cildin korunmasız kalmasına neden olabilir.

Tırnak Değişiklikleri: Tırnaklarda kırılma, çizgilenme veya renk değişimi yaygın olabilir.

Cilt Bakımı Önerileri:

Nemlendirici kremler kullanarak cildi nemli tutmak.
Güneş kremi ile UV ışınlarından korunmak.
Tahriş edici kimyasallardan (parfüm, alkol içeren ürünler) kaçınmak.
Radyoterapi alanlarında doktorun önerdiği özel kremleri kullanmak.

Tedavinin cilde etkisi kişiden kişiye değişir, bu nedenle bir onkolog veya dermatologla görüşmek, bireysel duruma uygun çözümler bulmada yardımcı olabilir.

Paylaşın

Özgür Özel Saraçhane’de Konuştu: Gözaltıyla Tutuklamayla Azalmayız Çoğalırız

İstanbul Saraçhane’de toplanan vatandaşlara hitap eden CHP Lideri Özgür Özel, “Tayyip Bey’in bilmesi gereken bir şey var. Gözaltıyla, tutuklamayla azalmayız, çoğalırız” dedi.

Haber Merkezi / İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ikinci gününde binlerce vatandaş, tutuklama kararını protesto etmek için İBB’nin bulunduğu Saraçhane’de toplandı.

Cumhuriyet Halk Partisi CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Saraçhane’de toplanan protestoculara hitap etti. Özgür Özel’in konuşmasından satır başları şu şekilde: “Burada yüzbinler, Türkiye’de milyonlar var. Sandık başında 15 milyon yürek var. Kendisini mücadeleye adamış bir Türkiye var.

Biz çokuz. Kalabalığız, omuz omuzayız. Ama karşımızda bir avuç insan var. Onların arkasında ne devlet var ne millet var. Bir avuç çıkar çevresine karşı omuz omuzayız.

Biz ne zenginleşelim istedik ne mal istedik. Biz üniversiteliye yurt, yenidoğmuşa kreş, insanca yaşam, eşitlik, mutluluk ve huzur istedi. ‘Her şeyi ben bilirim’ diyen kibirinden yanında durulamayan, milyonlara saldıran sinir küpüne karşı biz de ‘Birini bulalım, karşısına çıkaralım’ dedik.

Önce bütün üyelerimize sormak istedik. Sonra baktık ondan korkuyorlar. Yıllar önce aldığı diplomasına bile göz koydular. ‘Bu aday sadece CHP’nin değil hepimizin adayıdır, sandık koyalım oylayalım’ dedik.

Birileri Ekrem Başkanı Silivri’ye koyarken siz de sandığı önünüze koydunuz, onun arkasında kapı gibi durdunuz.

Dosyada kimsenin görmediği, sadece savcının bildiği iftiracı müptezellerin ifadeleri var. Ekrem Başkana iftira atıyor. Kim söylüyor? Söyleyemem. Kod adı, Çınar. Kim biliyor? Kod adı, Ladin. Kim getirdi bunları?

Ben getirdim. Allah seni kahretsin odun. Çınarla ladini getiren odunu da onu oraya getiren odunu da Allah’a havale ediyorum. Ekrem Başkan yalnızca girdiği seçimlerde Erdoğan’a yenilmemiş bir siyasetçi değil bir sonraki seçimde Türkiye’nin cumhurbaşkanı adayıdır.

Eyy Erdoğan, şu kadarcık cesaretin varsa Ekrem İmamoğlu’na kurduğun kumpas davalarını TRT’den yayınla. Cesaretin var mı? O polis kardeşlerimi günde 15 saat çalıştıran ve mesaisini vermeyenler, onlara kanunsuz emir verip gençlerimizin üstüne gaz sıktırıyorlar. Polis de ne aldığı maaştan memnun, ne aldığı emirden memnun.

Ama öyle ki her iki tarafı da mağdur eden körüklüyor. Dün 80 milletvekilimiz görev yaptığı halde biz burada beklerken onlar haksız işlemlerle gençlerimize saldırdılar, hem de gözaltı işlemleri yaptılar. Dün emniyet müdürünü uyardım, Vali’yi uyardım. Şimdi Vali’ye söylüyorum; ‘Bu meydan boşalmadan, herkes evine gitmeden ben bu otobüsün üstündeyim.

Eğer bir gencime bu gece cop vurursan, plastik mermi atarsan, senin alnını karışlamayan namerttir. Yettiniz be! Ne sözünüze güveniliyor, ne yeminize güveniliyor. Eğer bu kadar halktan koptuysan sensin marjinal! Biz utancımızı kaybetmedik. Ama korkuyu unuttuk. Bu akşam bu meydanı provoke ederseniz, bu meydanın huzur içinde dağılmasına engel olursanız yarın sizi en rahatsız eden yere 500 bin kişilik çağrı yaparım.

Bugün sekiz gazeteciyi, ‘Her şey çok güzel olacak’ diyen Berkay’ı tutukladılar. Tayyip Bey’in bilmesi gereken bir şey var. Gözaltıyla, tutuklamayla azalmayız, çoğalırız. Gözaltına alınan gazeteciler, adliyeden Vatan emniyete geri götürdüler çünkü İstanbul hapisanelerinde yerleştirecek yer kalmadı. Yarın civar illere gönderilmek için planlar yapılıyor. Öğrencileri ve gazetecileri içeri ata ata hapiste yer kalmamış.

Yeni boykot listesi!

Kimlere boykot yapıyoruz söyleyelim. İktidara yalakalık bize düşmanlık yapan TRT’ye yazıklar olsun. TRT’nin düğmesini tamamen kapatıyoruz. Kanal D, CNN Türk işi gücü bırakmışlar, İstanbul’un iradesine kafa tutup ne gazetecilik ne televizyonculuk. Kanal D ve CNN Türk bizden uzak olsun.

TGRT’yi, A Haber’i, Sabah’ı, Turkuaz’ı İhlas’ı gören okuyan, izleyen, bunlardan bir şey satın alan bizden değildir. İHA ve DHA’ya a abone olan belediye başkanlarımı, tüm şirketleri uyarıyorum. Espressolab’ın önünden geçmeyelim. D&R’ı gördüğünüzde karşı kaldırıma geçin.

Bakan’ın ETS Tur’unu yerin dibine batırın.  Milli Piyango’dan uzak durun, misli.com, iddia.com bu sitelerin yanına yanaşmayın. Gençler kafayı takmış, Ülker diye bağırıyorlar.

HaberTürk ile CNN ipin üstünde yürüyorlar. Bugün grubu vermişler yarıdan fazla. İyi hal durumundan izliyoruz. Ama sınıfı geçen biri var. Demirören AVM’yi başkaları almış, İstiklal’de. Beni aradılar, ben de ‘tabelayı kaldır’ dedim. İsimleri sökmüşler, adlarını İstiklal AVM yapmışlar. Bu boykotun gücü.

Yarın bu binada sizin sayenizde bir seçim yapılacak. Tarihin en büyük açık hava halk oylamasını yapacağız. Ekrem İmamoğlu’na sahip çıkmak için, canlı yayında yargılamalar talep etmek, erken seçim için bir büyük mitinge var mısınız?

Yüzde 80 oyla Maltepe seçildi. Yenikapıcılar kaybetti. Anadolu yakasına gidiyoruz, Ekrem Başkan’a sahip çıkıyoruz. Cumartesi günü saat 12’de Maltepe’de buluşuyoruz. Cumartesi günü Maltepe’de tarih yazacağız. Size inanıyorum, size güveniyorum. Bu meydan boşalana kadar buradayım.”

Paylaşın