Erdoğan’a Seslenen Özel: Hizbullahçıları Değil Türkiye’nin Geleceğini Serbest Bırak

Saraçhane’deki İBB Binası’nda gündeme ilişkin açıklama yapan CHP Lideri Özgür Özel, Erdoğan’a, Hizbullahçıları değil Türkiye’nin geleceğini serbest bırak çağrısında bulundu.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel Saraçhane’de açıklamalarda bulundu. Özel’in açıklamalarından öne çıkanlar şu şekilde: “Bu zulme hazırlanan iktidar partisi ya da bloğu bileşenlerinin üyelerini, oy verenlerini, geçmişte onlara gönül verenleri en sıcak duygularla selamlıyoruz. Ama o Saray aklına, darbeye kalkışanlara, 15 milyon kişi tarafından püskürtülen darbecilere, ne bayramda, ne demokrasi sınırları içinde söylenecek söz bulamıyoruz.

Bu milletin bayramını zehir edenlere söylenecek uygun söz yoktur. Hak ettikleri sözler bayramlık ağzımızı açtığımızda söyleyeceğimiz sözlerdir. Hepsini bayramın sonrasına, onları rezil edeceğimiz, milletin de artık bunların yüzüne bakmayacağı bir sürece bırakıyoruz. Yalancı şahitlerle ceza peşindeler. Hak ettikleri sözleri bayram sonrası yasal düzeyde vereceğiz.

Volkan Konak’ı sahnede geçirdiği kalp kriziyle Kıbrıs’ta kaybettik. Ailesine başsağlığı diliyoruz. İlk ayağa kalkan ilk başını kaldıran kişiydi. Bayrağı ilk çekmiş sanatçıdır. Sonra hukuk adalet be demokrasi için omuz omuza veren sanatçılar, imzaları vermeye başladığında, bu metne imza koyması için kendisini arayan arkadaşına, Volkan Konak, ‘Ben o metne imzamı değil, kalbini basarım’ dedi. Acaba sanatçılardan çıt çıkacak mı derken, bu tweeti atan Konak’ı kaybettik. Acımız çok büyük. Yerini nasıl dolduracağız bilmiyoruz. Ama adını yaşatmak ve onun özlediği Türkiye’yi, gençlerle dost olan doğa ile hayvanlarla dost olan bir Türkiye’ye kavuşmak için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.

‘Her şey çok güzel olacak Berkay’ı ziyaret ettik. Moral bulduk. Koğuşlar ağzına kadar dolu. İtirazla serbest bırakılmaları, ilk duruşmaya kadar da içeride tutulmamaları gerektiğini düşünüyoruz. Bayramda Hizbullahçıları yetki kullanıp serbest bırakan Erdoğan’a, Türkiye’nin geçmişini karartan canilere değil Türkiye’nin geleceği aydınlansın diyen, hiçbirinin elinde kan olmayan gençleri Silivri’de tutmanın utancını, bunun ne kadar kötülük içeren ruh halinde olduğunu kendisine hatırlatıyoruz. Hizbullah’ı değil Türkiye’nin geleceğini serbest bırakması gerektiğini söylüyoruz.

2 genç koymuşsunuz, geri kalan 47 kişi hepimizin dudaklarını uçuklatacak hükümlerle cezaevinde yatanlar. Bu olacak iş değildir. Oradaki gençleri bu psikoloji içinde tutmak doğrudan psikolojik işkencedir. Gerekli başvuruları yaptık, bir an önce sonuç alınmasını istiyoruz. Bu öğrencilere ters kelepçe takıldı, saatlerce ailelerinin bilmediği yerlerde tutuldu. 60 kişiye 4 şişe su veridi. Kötü muameleler, küfürler her bir öğrenci tarafından rapor edildi. Bunun saatlerini yerlerini biliyoruz. Rapor edilen yatırıp kafaya basmanın, surata tekme atmanın nerede kimler tarafından yapılmış olabileceğini biliyoruz.

Bundan sonra anayasaya göre kanunsuz emri uygulamayıp yazılı isteme hakkını tüm emri uygulayanlara hatırlatıyorum. Geçmişte bunlara şahit olanlar, gerçekleri kapalı zarfa yazıp emanete alsınlar, o zaman siz kurtulacaksınız, bu çetenin yaptıkları çorap söküğü gibi ortaya çıkacak. Geçmişte önemli görevler yapmış yürütmüş kişilerin yönlendirmeleriyle üstünde olduğumuzu herkes bilsin. O enseye, surata basanın günü gelince gırtlağına hukuk basacak. Suç işlemeyen korkmasın. Gördüğünüz şahitlikleri unutmadan yazın kapalı zarfa yazın. Bu soruşturma seneye değilse öbür sene var. Bunun ucunu bırakan hesabını sormayan asla ve asla biz olmayacağız.

Kötü muameleye hukuk ceza verecek. Kötü muamelenin zaman aşımı ve affı olmaz. Kazanınca geçmişi unutmayacağız. İftiraları unutmayacağız, takip edeceğiz, hesap soracağız. Suça ortak olmayın, suçu ihbar etmek için bugünden yazın. Zarfı kapatın en güvendiğinize verin.

“Bir santim bile eğilmeyiz, korkmayız”

Türkiye’deki 35 ili ve o geceki veriye göre 412 belediyeyi kazandığımız önemli bir başarıdır. Sandıktan gelen mesajı anladık. Partili ayırmadan hizmet ettik. İstanbul’u kaybetmenin acısı içindeler. Bir santim bile eğilmeyiz, korkmayız.

5 tane siyasi yasak istemi, 31 yıl önce verilen diplomanın iptal istemiyle, kamera şakası bile olamayacak adımları peş peşe attılar. 47 ay daha dayanamadılar. Yüzlerce polisle şafak vakti ailesiyle birlikte yaşadığı İBB’nin resmî konutunu basıp başkanımızı ve arkadaşlarını gözaltına aldılar. İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır şeklinde iman ettiği gerçeklik yüzünden rakibini ekarte edip kendisini yenebilecek herkesi ekarte edip kendisini yenebilecek bir adayla yarışmak hatta katılımın yüzde 40’lara indiği göstermelik bir seçimin öz hazırlığı şeklinde bir darbe yapmaya karar verdi.

Cumhur İttifakı’ndan bir genel başkan yardımcısı, gazeteci Sinan Burhan’a, ‘İmamoğlu bayramdan önce tutuklanacak’ diye mesaj attı. Kim olduğunu biliyoruz.

İstanbul’u Maltepe’de eyleme, gücünü göstermeye davet ettik. Geçen sene televizyonlarda “İstanbul boş, mitingin iptali söz konusu” diyerek duyurdular. Bugün hep birlikte milyonlarda kişi Maltepe Meydanı’na aktı. Herkesin hedefi Maltepe Miting alanı olmuştur. Gençlerin coşkusu ve her yaştan İstanbullunun kararı İmamoğlu oldu. Çoğunluk İmamoğlu’nun arkasındadır. Arkalarında ne devlet ne millet vardır. Devletle millet yarışırsa millet kazanır. RTÜK’ten dışarıya halkın haber alma özgürlüğüne ateş açılmaktadır.

Şimdi yandaş kanallar, kendi içlerinde üstünlüğün nasıl muhalefete geçtiğini ve bunun nasıl geri alınacağını düşünüyorlar. Gelecek Cumhurbaşkanı adayına darbe girişimi milletin çıplak elleriyle püskürtülmüştür. Arkalarında kimse yoktur. Ne devlet ne de millet vardır. Devlet ve millet yarışırsa millet kazanır. Devleti bir partinin emrine verenler, partiyi devletleştiremedikleri gibi devleti de partileştiremezler. O seçimler yapılana kadar devletteki herkese devlet adamı gibi çalışmak düşer.

Bundan sonra CHP olarak attığımız her adımı bir öncekinden daha büyük kararlılıkla atacağız. Hiç kimse, şöyle bir şey düşünmesin ‘Güç ellerinde, devlet ellerinde’ 19 Mart sabahı test ettiler millet cevabı verdi. Bugün son seçimlerde ikinci turda da olsa seçilmiş olmasına rağmen, milletten aldığı yetkiye rağmen millete sırtını dönenlerin, anketlerde yerlerde sürüklenenlerin milletin gönlünde bir karşılığı yoktur.

Avrupa’da kendi evinde demokrasicilik oynayıp Türkiye’de bir otokrasicilik oynayan vatandaş bu iktidarın değişeceğini bilecek. Bugünlerde sessiz kalan tüm dostlara, içeriden dışardan şunu söylüyorum; bu zor günlerde 18 yaşındaki çocuklarımıza, peşinden koştuğunuz İmamoğlu’na bunlar yapılıyorken siz bugün hangi tutumdaydınız dönüp bunlara bakacağız. Bugünkü iktidar otokrasiye mahkum olmuş bir cunta yönetimidir. Aha orada duruyor. İsteyen ilişki kursun, isteyen oyun planını ona göre kursun.”

Paylaşın

Mevsim Değişiklikleri Baş Ağrılarını Tetikler Mi?

“Mevsim değişiklikleri baş ağrılarını tetikler mi?” sorusuna “evet” cevabını verebiliriz. Bunun nedeni, hava basıncı, nem, sıcaklık dalgalanmaları ve rüzgar gibi çevresel faktörlerin vücudun dengesini etkileyebilmesidir.

Haber Merkezi / Özellikle kronik baş ağrısı ve migreni olan kişiler, mevsim geçişleri sırasında semptomlarının arttığını bildirebilir.

Hava basıncı değişimleri: Barometrik basınç düştüğünde, bazılarının sinüsleri veya kan damarları bu değişime tepki verebilir ve baş ağrısına yol açabilir.

Nem ve sıcaklık: Ani sıcaklık değişimleri veya yüksek nem, vücudun stres yanıtını tetikleyebilir.

Alerjiler: İlkbahar veya sonbaharda polen gibi alerjenlerin artması, sinüs baş ağrılarını kötüleştirebilir.

Mevsim değişikliklerinin tetiklediği baş ağrılarını önlemek veya tedavi etmek için aşağıdaki yöntemler faydalı olabilir.

Önleme

Hidratasyon: Dehidrasyon baş ağrılarını kötüleştirebilir. Mevsim geçişleri sırasında yeterince su içmeye özen gösterilmeli.

Düzenli uyku: Uyku düzenindeki değişiklikler baş ağrısını tetikleyebilir. Sabit bir uyku rutini oluşturmak yardımcı olabilir.

Hava durumu: Hava basıncı veya nem değişimlerini önceden bilmek, hazırlıklı olmayı sağlayabilir. Mesela, basınç düşüşü bekleniyorsa o gün stresi azaltıcı aktiviteler planlanabilir.

Alerji kontrolü: Eğer alerjiler baş ağrısına katkıda bulunuyorsa, antihistaminikler veya burun spreyleri gibi doktor önerisiyle alınan önlemler işe yarayabilir.

Stres yönetimi: Yoga, meditasyon veya hafif egzersiz, mevsimsel değişimlerin yarattığı fiziksel ve zihinsel stresi azaltabilir.

Kafein ve bBeslenme: Kafeini aşırıya kaçmadan dengeli kullanmak ve işlenmiş gıdalardan uzak durmak tetikleyicileri azaltabilir.

Tedavi

Ağrı kesiciler: İbuprofen veya parasetamol gibi reçetesiz ilaçlar hafif baş ağrılarını geçirebilir. Ancak sık kullanımda doktora danışılmalı.

Soğuk veya sıcak kompres: Alına veya enseye soğuk bir bez koymak kan damarlarını daraltarak rahatlatabilir; sıcak kompres ise gergin kasları gevşetebilir.

Dinlenme: Karanlık ve sessiz bir odada kısa bir süre uzanmak, özellikle migren tipi ağrılarda etkili olabilir.

Bol oksijen: Temiz havada kısa bir yürüyüş veya derin nefes egzersizleri, sinüs kaynaklı ağrıları hafifletebilir.

Doktor önerisiyle ilaç: Eğer baş ağrıları sık ve şiddetliyse, migren için özel ilaçlar (triptanlar gibi) veya önleyici tedaviler gerekebilir.

Paylaşın

Sezgi Felsefesi Nedir: Altı Filozofun Düşünceleri

Sezgi, genellikle bir şeyin doğrudan, aracısız ve anlık bir şekilde kavranması olarak tanımlanır. Sezgi felsefesi ise, bilgiye ulaşmada sezginin rolünü ele alan ve onu akıl, mantık veya duyusal deneyim gibi diğer bilgi kaynaklarıyla karşılaştıran bir düşünce alanıdır.

Haber Merkezi / Felsefede sezgi, farklı filozoflar tarafından farklı şekillerde ele alınmış ve değerlendirilmiştir.

Antik Yunan düşünürü Platon’un idea teorisinde “sezgi” önemli bir yer tutar. Platon’a göre, gerçek bilgi duyusal dünyadan değil, idealar dünyasından gelir ve bu bilgiye sezgisel bir kavrayışla ulaşılır. Akıl yürütme, bu sezgisel hakikati açığa çıkarır.

Modern felsefenin kurucularından Rene Descartes, sezgiyi “zihnin saf ve dikkatli bir kavrayışı” olarak tanımlar. Descartes’a göre, bazı temel gerçekler (örneğin, “Cogito, ergo sum” – Düşünüyorum, öyleyse varım) sezgiyle açık ve seçik bir şekilde bilinir.

Immanuel Kant, sezgiyi duyusal algının temel bir bileşeni olarak görür. Ancak bu, modern anlamda “sezgi”den farklıdır; Kant için sezgi, duyuların ham verisini zihne sunar ve bilgi, bu verinin aklın kategorileriyle işlenmesiyle oluşur.

20. yüzyılın önemli sezgi filozoflarından Henri Bergson, sezgiyi analitik akıldan üstün tutar. Bergson’a göre, akıl dünyayı parçalara ayırarak anlamaya çalışırken, sezgi yaşamın akışını ve sürekliliğini (duration) bütüncül bir şekilde kavrar. Bergson’a göre, gerçeklik ancak sezgiyle tam anlamıyla anlaşılabilir.

Modern felsefede ve bilişsel bilimlerde, sezgi genellikle bilinçdışı süreçlerle ilişkilendirilir. Psikologlar, sezgisel yargıların geçmiş deneyimlerin hızlı bir sentezi olduğunu öne sürerken, bazı filozoflar bunun rasyonel düşünceye alternatif değil, tamamlayıcı olduğunu savunur.

Immanuel Kant’ın Aşkın İdealizmi

Immanuel Kant’ın Aşkın İdealizmi, onun felsefi sisteminin temel taşlarından biridir ve özellikle Saf Aklın Eleştirisi (1781, 1787) adlı eserinde detaylı bir şekilde ortaya konur. Kant’ın teorisi, bilginin doğası, gerçekliğin algılanışı ve insan zihninin rolü üzerine devrim niteliğinde bir yaklaşımdır.

Kant, aşkın idealizmiyle rasyonalizm ile ampirizm arasındaki çatışmayı uzlaştırmayı amaçlar ve “Kopernik Devrimi” olarak adlandırılan bir dönüşüm önerir: Gerçekliği anlamak için nesnelerin bize uyum sağlaması yerine, bizim zihnimizin nesneleri algılama biçimimize nesnelerin uyum sağladığını savunur.

Henri Bergson’un Sezgisel Yöntemi

Henri Bergson’un sezgisel yöntemi, onun felsefi sisteminin temel taşıdır ve özellikle Yaratıcı Evrim (1907) ile Metafiziğe Giriş (1903) gibi eserlerinde detaylı bir şekilde geliştirilmiştir. Bergson, sezgiyi, bilginin doğası ve gerçekliğin kavranışı üzerine yenilikçi bir yaklaşım olarak öne çıkarır.

Sezgisel yöntem, analitik aklın ve bilimsel düşüncenin sınırlarını aşarak, yaşamın akışkan, dinamik ve sürekli değişen doğasını (duration – süre) doğrudan kavramayı amaçlar. Bergson’a göre, gerçeklik, mekanik ve statik bir yapıdan ziyade yaratıcı bir evrim sürecidir ve bu gerçeklik, ancak sezgiyle tam anlamıyla anlaşılabilir.

Edmund Husserl’in Fenomenolojik Sezgisi

Edmund Husserl’in fenomenolojik sezgisi, onun fenomenoloji felsefesinin temel bir unsuru olarak ortaya çıkar ve özellikle Mantıksal Araştırmalar (1900-1901) ile Fenomenolojinin İdeaları (1913) gibi eserlerinde sistematik bir şekilde geliştirilmiştir.

Husserl, fenomenolojiyi “şeylerin kendisine dönmek” ilkesiyle tanımlar; bu, önyargılardan, teorilerden ve varsayımlardan arınarak, bilincin deneyimlerini doğrudan ve saf bir şekilde incelemeyi amaçlar. Fenomenolojik sezgi, bu süreçte bilincin nesneleri kavrama yetisi olarak merkezi bir rol oynar ve Husserl’in “özgörme” ya da “eidetik sezgi” dediği kavrayışla bağlantılıdır.

Rudolf Steiner’ın Manevi Bilimi

Rudolf Steiner’ın Manevi Bilimi (veya diğer adıyla “Ruh Bilimi”), onun geliştirdiği antropozofi felsefesinin temelini oluşturan bir yaklaşımdır. Steiner, bu kavramı, insanın fiziksel dünyayı aşan ruhsal boyutlarını ve evrenle olan ilişkisini anlamaya yönelik bir yöntem olarak tanımlar.

Antropozofi, “insan bilgeliği” anlamına gelir (Yunanca anthropos – insan ve sophia – bilgelik) ve Steiner’ın hem bilimsel hem de manevi bir araştırma yolu olarak sunduğu bir disiplindir. Manevi Bilim, duyularla algılanan maddi gerçekliğin ötesine geçerek, insanın ruhsal doğasını ve kozmik bağlantılarını sezgisel bir kavrayışla keşfetmeyi amaçlar.

Soren Kierkegaard’ın Varoluşsal Sezgisi

Soren Kierkegaard’ın varoluşsal sezgisi, onun felsefi yaklaşımının temelinde yer alan ve bireyin öznel deneyimlerini, özellikle de varoluşsal kaygı, inanç ve özgürlük gibi temaları merkeze alan bir kavramdır. Kierkegaard, genellikle modern varoluşçuluğun babası olarak kabul edilir ve felsefesi, sistematik ve nesnel akıl yürütmeden ziyade bireyin içsel yolculuğuna odaklanır.

Onun sezgisi, insanın kendi varlığını anlamaya yönelik derin bir içgörü ve doğrudan bir kavrayış olarak ortaya çıkar; bu, soyut spekülasyonlardan veya evrensel hakikatlerden çok, bireysel varoluşun somut gerçekliğiyle ilgilidir.

Gaston Bachelard’ın Epistemolojik Sezgisi

Gaston Bachelard’ın epistemolojik sezgisi, onun bilim felsefesi ve bilgi teorisi alanındaki yenilikçi yaklaşımının temel bir unsuru olarak ortaya çıkar. Fransız filozof ve bilim tarihçisi olan Bachelard, özellikle Bilimsel Zihnin Oluşumu (1938) ve Yeni Bilimsel Tin (1934) gibi eserlerinde, bilimin gelişimini ve bilimsel bilginin doğasını anlamak için sezgisel bir bakış açısı sunar.

Bachelard’ın epistemolojik sezgisi, bilimsel aklın statik bir yapı olmadığını, aksine dinamik, yaratıcı ve sürekli dönüşen bir süreç olduğunu vurgular. Bu yaklaşım, bilimsel ilerlemeyi anlamada sezgisel kavrayışın rolünü merkeze alır ve geleneksel pozitivist yaklaşımlara meydan okur.

Paylaşın

Otomotiv Sektörü: Yabancı Şirketler Türkiye’den Çıkış Hazırlığında

TAYSAD Eski Başkanı Albert Saydam, Türkiye’de uzun yıllardır faaliyet gösteren bazı küresel otomotiv tedarikçilerinin, artan maliyetler ve azalan rekabet gücü nedeniyle Türkiye’deki yatırımlarını gözden geçirdiğini açıkladı.

Albert Saydam, “Yıllardır Türkiye’de üretim yapan, binlerce çalışanı bulunan ve alanında küresel lider konumunda olan bazı firmalar, yönetim kurulu düzeyinde Türkiye’deki varlıklarını sorgulamaya başladı. Hatta bu firmalardan biri, gelecek yıl fabrikalarından birini kapatmayı değerlendiriyor” dedi.

Taşıt Araçları Tedarik Sanayicileri Derneği (TAYSAD), Türk otomotiv sektörüne ilişkin kritik uyarılarda bulundu. Derneğin yeni başkanı Yakup Birinci ve eski başkanı Albert Saydam, İstanbul’da düzenledikleri basın toplantısında hem üretim verilerine dair endişeleri hem de yabancı sermayeli firmaların Türkiye’deki varlıklarını gözden geçirmeye başladığını duyurdu.

Yakup Birinci, küresel ekonomide yaşanan dalgalanmalar, ticaret savaşları ve arz zinciri sorunları nedeniyle dünya genelinde otomotiv üretiminin beklenen 100 milyon adedin altında, 92-93 milyon adet bandında seyrettiğini ifade etti. Bu küresel daralma karşısında Türkiye’nin üretim kapasitesinde düşüş eğilimi gösterdiğine dikkat çekti.

Ekonomim’in haberine göre; Birinci, “Şu anda üretim 1,8 milyon adet civarında seyrediyor. Ancak bu rakamın 2026 yılında 1,4 milyon adede kadar düşme riski bulunuyor. Türkiye’nin toplam pazardaki payı azalıyor. İç pazarın daralması da bu düşüşte belirleyici faktörlerden biri,” dedi. Sektör için “tehlike çanları çalıyor” uyarısında bulunan Birinci, rekabet gücünün korunamaması halinde Türkiye’nin küresel sıralamadaki konumunun sarsılabileceğini vurguladı.

Türkiye’nin 2025 yılında ilk kez küresel otomotiv üretiminde ilk 10 ülke arasına girmesinin mümkün olduğunu belirten Birinci, bu başarının kalıcı hale gelmesi için yıllık üretimin 2 milyon adete yaklaşması gerektiğini söyledi. “Aksi takdirde 10’unculuktan bir anda 15’inci sıraya düşmek işten bile değil” ifadelerini kullandı.

“Firmalardan biri, gelecek yıl fabrikalarından birini kapatmayı değerlendiriyor”

TAYSAD Eski Başkanı Albert Saydam ise Türkiye’de uzun yıllardır faaliyet gösteren bazı küresel otomotiv tedarikçilerinin, artan maliyetler ve azalan rekabet gücü nedeniyle Türkiye’deki yatırımlarını gözden geçirdiğini açıkladı. Saydam, “Yıllardır Türkiye’de üretim yapan, binlerce çalışanı bulunan ve alanında küresel lider konumunda olan bazı firmalar, yönetim kurulu düzeyinde Türkiye’deki varlıklarını sorgulamaya başladı. Hatta bu firmalardan biri, gelecek yıl fabrikalarından birini kapatmayı değerlendiriyor” dedi.

TAYSAD yönetimi, üretimde sürdürülebilirliği sağlamak ve Türkiye’yi küresel otomotiv değer zincirinde üst sıralarda tutabilmek için devlet destekli yapısal reformlara ihtiyaç olduğunu vurguladı. Kur, enerji, iş gücü maliyetleri ve yatırım ortamının yeniden ele alınması gerektiği ifade edildi.

Paylaşın

Madara Atlısı: Avrupa’da Türünün Tek Örneği

“Madara Süvarisi” ya da “Madara Binicisi” olarak da bilinen Madara Atlısı, Bulgaristan’ın kuzeydoğusunda, Şumen yakınlarındaki Madara köyü civarında bulunan tarihi bir kaya kabartmasıdır. 

Haber Merkezi / Madara Atlısı, 100 metre yüksekliğindeki bir kayalığın yaklaşık 23 metre yukarısına oyulmuştur. Kabartma, bir atlı figürünü tasvir eder; atlı, mızrağıyla bir aslanı vururken, önünde uçan bir kartal ve peşinden koşan bir köpek de sahnede yer alır. Bu kompozisyon, genellikle zafer ve güç sembolü olarak yorumlanır.

Yüzyılın başlarında, Birinci Bulgar Devleti’nin kuruluşundan kısa bir süre sonra yapıldığı tahmin edilen Madara Atlısı, Bulgar tarihinin ve kültürünün önemli bir simgesidir.

Birçok tarihçi, kabartmanın Han Tervel’i temsil ettiğini ve 705 yılında Bizans İmparatoru II. Justinianus’a yardım ederek kazanılan zaferi kutladığını öne sürer. Anıtın etrafındaki Yunanca yazıtlar da bu döneme dair bilgiler sunar ve Bulgar hanları Tervel, Krum ve Omurtag’dan bahseder.

Madara Atlısı, Avrupa’da Erken Orta Çağ’dan kalma tek kaya kabartması olmasıyla eşsizdir ve bu özelliğiyle 1979 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmıştır. Bulgaristan’ın milli sembollerinden biri olarak kabul edilir ve ülkenin kültürel kimliğinde önemli bir yer tutar.

Paylaşın

Alzheimer, Basit Bir Testle Erken Teşhis Edilebilir

Bilim insanları, Alzheimer hastalığı riski altında olanları, semptomlar ortaya çıkmadan yıllar önce tespit etmek için evde uygulanabilen bir test geliştirdiler.

Haber Merkezi / ABD’deki Massachusetts General Hospital tarafından yapılan yeni bir araştırmada, farklı kokuları tanımlama ve hatırlama özelliğinin bilişsel gerileme için bir uyarı işareti olabileceği keşfedildi.

Bilim insanları, araştırma kapsamında, AROMHA adlı evde uygulanabilen bir koku testi geliştirdiler.

Bu test, katılımcıların kokuları ayırt etme, tanıma ve hatırlama özelliklerini değerlendiriyor. Bulgular, bilişsel bozukluğu olan yetişkinlerin bu testte daha düşük skorlar aldığını ve bu yöntemin Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıkların erken belirtisi olabileceğini gösteriyor.

Bilim insanları, kokuyu işlemekten sorumlu beyin bölgelerinin Alzheimer hastalığından ilk etkilenenler arasında olması nedeniyle kokuya odaklanmayı seçtiler.

Araştırma, bu beyin bölgelerinin Alzheimer hastalığına işaret eden değişiklikleri, hafıza sorunlarının başlamasından 15 ila 20 yıl önce başlayarak, semptomlar ortaya çıkmadan çok önce gösterebileceğini vurgulamakta.

Öte yandan test, Alzheimer dışında diğer demans türleri veya koku kaybına yol açabilecek farklı durumlar (örneğin, sinüzit veya Parkinson) arasında ayrım yapmada tek başına yeterli değil. Bu yüzden tanı için ek testlerle desteklenmesi gerekiyor.

Test nasıl uygulanıyor?

Katılımcıya bir dizi koku örneği (örneğin, nane, tarçın, limon gibi) sunulur. Katılımcıdan bu kokuları koklaması, tanımlaması ve bazen bir süre sonra hatırlaması istenir. Performans, yaşa ve cinsiyete göre standart bir skalaya göre değerlendirilir.

Paylaşın

CHP’den “Ekrem İmamoğlu Ve Erken Seçim” İçin İmza Kampanyası

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun serbest bırakılması ve erken seçim düzenlenmesi talebiyle imza kampanyası başlattı.

İmamoğlu’nun memleketi olan Trabzon’un Akçaabat İlçesi, Cevizli Köyü’nde tutuklu İBB Başkanı’nın babası Hasan İmamoğlu, oğulları Mehmet Selim ve Semih ile bayram namazı kılan Özel’in başlattığı kampanya kapsamındaki ilk imzayı 93 yaşındaki Rükiye Köroğlu attı. Ardından da CHP lideri Özel imza verdi.

Kılınan bayram namazının ardından gazetecilere açıklamada bulunan Özel, şu ifadeleri kullandı: “Tüm Türkiye’nin birleştiği, kucaklaştığı, küslüklerin unutulduğu bu bayram ülkemize büyük bir ayrılık yaşandırılıyor.

19 Mart günü başlayan bir süreçle, bu toprakların, bu memleketin oğlu Ekrem İmamoğlu, Türkiye’nin bir sonraki Cumhurbaşkanı olacağına inandığımız, 15,5 milyon kişinin oy kullanarak adaylaştırdığı Ekrem İmamoğlu, kendisini sevenlerden, babasından, evlatlarından, eşinden, dostundan, köylülerinden uzak tutuluyor.

Biz de bugün onun gelemediği köyüne hep beraber geldik, namazımızı kıldık, onun hemşerileriyle bayramlaştık ve buradan bir büyük kampanyayı başlatmaya geldik.

Caminin dışına çıktığımda Rukiye Teyzem geldi, 96 yaşında. Rukiye Köroğlu. Dün akşam hiç uyumadım, sabahı bekledim. Seni görmeye, Ekrem oğlum için ilk imzayı ben vermeye geldim dedi. Bu anlamlı, bu önemli imzayı buradan ilk kez Rukiye anneden alacağız. Sonra kendi köylülerinden, Akçaabatlılardan, Trabzonlulardan, dalga dalga bütün Türkiye’ye bu imza kampanyası yayılacak.

Ekrem Başkan’ın özgürlüğü için, Türkiye’nin güzel yarınlara, aydınlık yarınlara, yoksulluğun ortadan kalkacağı, işsizliğin ortadan kalkacağı yarınlara herkesin kavuşması için adayımızı talep ettiğimiz ve önümüze sandığın gelmesini istediğimiz imza kampanyasını başlatıyoruz.”

Özgür Özel daha sonra Trabzon Meydanı’na geldi. Burada kitleye konuşan Özel’in hedefinde Erdoğan vardı. Özel, “Ekrem İmamoğlu’nun suçu Tayyip Erdoğan’ın rakibi olmaktır” dedi. “Hepimiz biliyoruz ki Ekrem İmamoğlu’nun içeriye atılmasının sebebi geçmişte Tayyip Bey’i yenmiş olması, gelecekte de onu yenecek güçte, dirayette, kararlılıkta bir aday olmasıdır.” diye konuştu.

Özel şunları söyledi: “Bakanlarının yatak odalarından ayakkabı kutularıyla paralar çıkanlar, kendi çocuğu ile sıfırlamaları konuşanlar, bir yüzükle siyasete girip bugün yedi sülalesini zenginleştirenler Ekrem İmamoğlu’na tutup da hırsız, yolsuz diyemez.

Eğer bir belediyede kent rantını, kişisel ranta çevirmek nedir diye merak eden varsa bunu en başta AKP’nin Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığını 25 yıl yapan ve Bülent Arınç’ın deyimiyle ‘Ankara’yı parsel parsel satan’ Melih Gökçek’e sonra İstanbul’u yıllarca yönettirdiklerine soracaklar.

‘Bu kente biz ihanet ettik’ diyen Recep Tayyip Erdoğan’ın Beylikdüzü’nü dört katlık imarla yemyeşil tutan Ekrem İmamoğlu’na söyleyecek tek bir sözü yoktur. Bu bayram Ankara’daki bütün bayramlaşmalardan çekildik. Bu bayram evlatlarımız hapisteyken, Ekrem İmamoğlu için ‘Her şey çok güzel olacak’ diyen Berkay’ımız hapisteyken, binlerce öğrenci hapisteyken, gözaltındayken, mahkeme koridorlarındayken bu bayram bize bayram olarak değil hüzün olarak gelmiştir.”

Özel’e burada Erdoğan’ın affettiği 10 hükümlü arasında Hizbullahçıların olması da soruldu. “Erdoğan’ın iki Hizbullah hükümlüsünün kalan cezalarını affetmesini nasıl değerlendirdiği” sorusuna Özel, şu yanıtı verdi:

“Cumhurbaşkanının sağlık gerekçeleri ile af yetkisini kullanması Anayasa’da tanımlanan bir hak. Biz bugün Cumhurbaşkanı son günlerde yaşananları, gözü yaşlı anneleri, 16 yaşında çocukları, onları evde bekleyen küçük kardeşlerinin gözyaşlarını görür, babaların bugün bayram sofrasında evladının yerinin boş kalmasına gönüllerinin razı olmadığını görür, hiç olmazsa tutukluluklara itirazlar var bu konuda bir kendi niyetini ifade etse, dese ki ‘gençler bayramda evlerinde olsalar iyi olur’ dese onun talimatıyla iş görenler gereğini yapar diye düşünüyorduk.

Ama maalesef o günahsız, elinde kir, kan olmayan tertemiz evlatları aileleri buluşturacağına; Hizbullahçı terör örgütünün, domuz bağcıların, elinde kan olanların, kir olanların affedilmesini tercih etti bu bayram gününde. Erdoğan’a şu kadarını söylüyoruz; zulüm ile abad olunmaz. Bu kadar zulmün sonu felakettir. Bu ülkeyi bir felakete sürükleme, bu ülkenin gencecik evlatlarına zulmetmeyi bırak. İstediğin kadar kötülük yap bu iyiliğe, annelerin gözyaşlarına, küçük kardeşlerin, ninelerin dualarına yenileceksiniz, yenileceksiniz, yenileceksiniz.”

Haftada iki miting

CHP Lideri Özgür Özel, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada ise bundan sonra her hafta sonu farklı bir ilde, her çarşamba da İstanbul’un bir ilçesinde miting düzenleyeceklerini duyurdu.

“Ben milletim, milli iradeyim! Adayımı bırak, sandığı getir! Adayımı yanımda, sandığı önümde istiyorum!” ifadelerini kullanan Özel, “Bundan sonra her hafta sonu farklı bir ilimizde, her çarşamba İstanbul’un bir ilçesinde gece mitinginde meydanlarda olacağız! Miletin önünde hiçbir güç duramayacak!” dedi.

Paylaşın

Aşırı Tuz Tüketimi Yüzde Şişkinliğe Neden Olabilir Mi?

Yüksek sodyumlu bir beslenme sadece kan basıncını yükseltmekle kalmaz, aynı zamanda cilt sağlığını da etkiler. Yeni yapılan bir araştırmaya göre, aşırı tuz tüketimi ciltte ve yüzde şişkinliğe neden olabilir.

Haber Merkezi / Aşırı tuz tüketimi, vücudun sodyum seviyesini dengelemek için daha fazla su tutmasına neden olur ve bu da özellikle göz, yüz, eller veya ayaklarda şişkinliğe yol açar. Tuz tüketimi ile cilt şişkinliği arasındaki bağlantı çeşitli şekillerde ortaya çıkar.

Yetişkinler günlük ortalama 4.310 mg sodyum tüketir; bu, Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği 2.000 mg sınırının iki katından fazladır.

Çok fazla tuz tüketmek susuzluğa yol açabilir, bu da vücudun su tutmasına ve gözle görülür şişkinliğe neden olabilir. Yüksek sodyum alımı ayrıca iltihaplanmayı tetikleyerek özellikle göz altı gibi hassas bölgelerde sıvı birikmesine yol açabilir.

Cilt şişkinliğinin diğer nedenleri nelerdir?

Cilt şişkinliği veya yüz şişkinliği başka faktörlerden de kaynaklanabilir.

Susuzluk (Dehidrasyon): Yeterince su tüketilmediğinde, vücut su kaybını önlemek için mevcut suyu tutabilir, bu da şişkinliğe yol açabilir.

Hormonal değişiklikler: Adet dönemi, hamilelik veya hormon tedavileri gibi durumlar su tutulmasını artırabilir, özellikle yüzde ve ellerde şişkinlik görülebilir.

Alkol tüketimi: Alkol, vücudun su dengesini bozarak dehidrasyona ve ardından ödem oluşumuna neden olabilir.

Alerjiler: Polen, toz, gıda alerjileri veya cilt ürünlerine tepki gibi alerjik durumlar, yüzde ve diğer bölgelerde şişkinliğe yol açabilir.

Uyku eksikliği: Yetersiz uyku, lenfatik sistemin düzgün çalışmasını engelleyerek sıvı birikimine ve şişkinliğe neden olabilir.

Böbrek sorunları: Böbrekler sıvı dengesini düzenleyemediğinde ödem oluşabilir.

Kalp yetmezliği: Dolaşım sorunları sıvı birikimine yol açabilir.

Tiroid hastalıkları: Hipotiroidizm gibi durumlar ciltte şişkinlik yaratabilir.

İlaçlar: Kortikosteroidler, doğum kontrol hapları veya bazı tansiyon ilaçları gibi yan etkisi su tutulumu olan ilaçlar şişkinliğe neden olabilir.

Yüksek karbonhidrat tüketimi: Fazla karbonhidrat, glikojen depolanırken su tutulmasına yol açabilir.

Enfeksiyon veya yaralanma: Ciltte lokal bir enfeksiyon, böcek ısırığı veya travma, o bölgede şişkinliğe sebep olabilir.

Lenfatik sistem sorunları: Lenf dolaşımının bozulması (örneğin lenfödem) sıvı birikimini artırabilir.

Cilt şişkinliği nasıl tedavi edilir?

Cilt şişkinliği (ödem) tedavisi, altında yatan nedene bağlı olarak değişir. Eğer ciddi bir sağlık sorunundan kaynaklanmıyorsa, evde uygulanabilecek bazı yöntemler ve yaşam tarzı değişiklikleri genellikle yardımcı olabilir.

Evde uygulanabilecek yöntemler:

Su içmek: Dehidrasyonu önlemek ve vücudun fazla sodyumu atmasına yardımcı olmak için bol su tüketilmeli.

Tuz alımını azaltmak: İşlenmiş gıdalar, fast food ve aşırı tuzlu yiyeceklerden kaçınılmalı.

Soğuk kompres: Yüzdeki şişkinliği azaltmak için soğuk bir bez veya buz paketi (bir havluya sarılı) uygulanmalı. Bu, kan dolaşımını düzenler ve sıvı birikimini azaltabilir.

Ayakları veya elleri yükseltmek: Şişkinlik bacaklarda veya ellerdeyse, bu bölgeleri kalp seviyesinden yukarı kaldırmak yerçekimiyle sıvı drenajını kolaylaştırır.

Hafif egzersiz: Yürüyüş, yoga veya esneme gibi aktiviteler dolaşımı artırarak sıvı birikimini azaltabilir.

Masaj: Hafif bir masaj, lenfatik drenajı teşvik ederek şişkinliği hafifletebilir.

Beslenme ve yaşam tarzı değişiklikleri:

Potasyum zengini gıdalar: Muz, avokado, ıspanak gibi potasyum açısından zengin besinler sodyum dengesini düzenler ve su tutulmasını azaltır.

Alkol ve kafeini sınırlamak: Bunlar dehidrasyona neden olarak şişkinliği artırabilir.

Yeterli uyku: Düzenli ve kaliteli uyku, vücudun sıvı dengesini korumasına yardımcı olur.

Sıkı kıyafetlerden kaçınmak: Dolaşımı kısıtlayan kıyafetler şişkinliği kötüleştirebilir.

Tıbbi tedavi (gerektiğinde):

Eğer şişkinlik altta yatan bir sağlık sorunundan kaynaklanıyorsa, doktorun önerdiği tedaviler devreye girer:

Diüretikler: Böbreklerin fazla sıvıyı atmasını sağlayan ilaçlar (sadece reçeteyle).

Alerji tedavisi: Antihistaminikler veya alerjiye yönelik ilaçlar, alerjik şişkinliklerde kullanılabilir.

Hormon tedavisi: Hormonal dengesizlikler için doktor kontrolünde düzenleme yapılabilir.

Temel hastalığın tedavisi: Böbrek, kalp veya tiroid sorunları gibi durumlar için spesifik tedaviler gerekebilir.

Paylaşın

Antik Mısır’da Ma’at Kimdi (Neydi)?

Antik Mısır’da Ma’at, hem bir tanrıça hem de bir kavram olarak önemli bir yere sahipti. Ma’at, düzen, denge, adalet, doğruluk ve evrensel uyumu temsil eden soyut bir ilkeydi; aynı zamanda bu değerleri kişileştiren bir tanrıçaydı.

Haber Merkezi / Kısaca Ma’at, Antik Mısır’da hem bir tanrıça hem de düzeni sağlayan ilahi bir kavramdı.

Ma’at, firavunların görev tanımının özünü oluşturuyordu. Firavunlar, sadece politik liderler değil, aynı zamanda Mısır’ın kozmik ve toplumsal düzenini garanti altına alan kutsal figürlerdi. Ma’at’ı sürdürmek, firavunların hem bu dünyada hem de öteki dünyada başarılı olmalarının anahtarıydı.

Ma’at, Antik Mısır kozmolojisinde evrenin temel işleyişini sağlayan ilahi düzeni ifade ederdi. Mısırlılar, dünyanın kaos (isfet) karşısında ayakta kalabilmesi için Ma’at’ın varlığına inanırlardı. Bu kavram, toplumsal hayatta adaletin sağlanmasından doğanın döngüsel düzenine kadar her şeyi kapsardı.

Tanrıça Ma’at, genellikle genç bir kadın olarak tasvir edilirdi ve başının üzerinde bir devekuşu tüyü taşırdı. Bu tüy, Ma’at’ın sembolüydü ve doğruluk ile adaleti temsil ederdi. Ayrıca kanatları olan bir figür olarak da betimlenebilirdi, bu da onun evrensel kapsayıcılığını vurgulardı. Ma’at, diğer tanrılarla doğrudan bir aile bağı içinde değilmiş gibi görünse de, güneş tanrısı Ra’nın kızı olarak kabul edilirdi ve onunla yakın bir ilişki içindeydi.

Ma’at, ölümden sonraki yaşamda da kritik bir rol oynardı. Antik Mısır inancına göre, ölen kişinin kalbi, “Kalbin Tartılması” adı verilen bir törende Ma’at’ın tüyüne karşı tartılırdı. Bu törende, yeraltı dünyasının tanrısı Anubis tartıyı denetler, yazıcı tanrı Thoth ise sonucu kayda geçirirdi. Eğer kalp, Ma’at’ın tüyünden hafifse (yani kişi hayatını adalet ve doğrulukla yaşamışsa), ruh Osiris’in huzurunda sonsuz yaşama kabul edilirdi. Aksi halde, kalp günahlarla ağırlaşmışsa, canavar Ammit tarafından yutulurdu.

Ma’at, sadece bir tanrıça ya da ilke değil, Mısır medeniyetinin temel felsefesiydi. Hukuk sisteminden günlük ahlaki davranışlara kadar her alanda etkiliydi. Rahipler ve yöneticiler, Ma’at’a uygun hareket etmeye çalışır; tapınaklarda ona dualar sunulurdu. Ancak Ma’at’a adanmış büyük tapınaklar yerine, onun adı genellikle diğer tanrıların tapınaklarında anılırdı, çünkü o her yerde var olan bir ilkeydi.

Firavunların Ma’at ile İlişkisi

Antik Mısır’da Ma’at ile firavunların görevi arasında derin bir bağ vardı. Ma’at, düzen, adalet, doğruluk ve evrensel uyumu temsil eden ilahi bir ilke ve tanrıça olarak, Mısır kozmolojisinin temel taşıydı. Firavunlar ise bu ilahi düzeni yeryüzünde somutlaştıran ve sürdüren kişiler olarak görülürdü. Firavunların en önemli görevi, Ma’at’ı korumak ve kaosun (isfet) hakimiyetini engellemekti.

Firavunlar, tanrılar ile insanlar arasında bir köprü olarak kabul edilirdi. Özellikle güneş tanrısı Ra’nın oğlu ya da temsilcisi olarak görülen firavun, Ma’at’ın yeryüzündeki uygulayıcısıydı. Tahta çıktıklarında, Ma’at’ı sürdürme sorumluluğunu üstlendiklerine dair bir tür ilahi sözleşme yapmış sayılırlardı.

Ma’at, toplumsal düzenin ve adaletin simgesiydi. Firavunlar, yasaları uygulamak, halkı korumak ve adil bir yönetim sağlamakla yükümlüydü. Bu, vergi toplama, suçluları cezalandırma ve zayıfları koruma gibi pratik görevleri içerirdi. Ma’at’a uygun hareket etmek, firavunun meşruiyetinin temel dayanağıydı.

Mısır inancında kaos (isfet), evrenin düzenini tehdit eden bir güçtü. Firavunlar, iç isyanları bastırmak, dış düşmanlara karşı ülkeyi savunmak ve doğal afetlerle mücadele etmek gibi eylemlerle Ma’at’ı korurdu. Örneğin, bir savaş zaferi ya da Nil’in düzenli taşması, firavunun Ma’at’ı başarıyla sürdürdüğünün kanıtı olarak görülürdü.

Firavunlar, Ma’at’ı tapınaklarda ve dini törenlerde onurlandırırdı. Özellikle “Ma’at’ın Sunumu” adlı bir ritüelde, firavun sembolik olarak Ma’at’ın heykelciğini tanrılara sunar, böylece ilahi düzeni koruma taahhüdünü yenilerdi. Bu, hem dini hem de siyasi bir mesaj taşırdı.

Ma’at’ın Firavunluk Üzerindeki Etkisi

Bir firavunun başarılı sayılması, Ma’at’a ne kadar bağlı olduğuna bağlıydı. Eğer ülkede huzursuzluk, kıtlık ya da yenilgi yaşanırsa, bu, firavunun Ma’at’tan saptığının işareti olarak yorumlanabilirdi.

Firavunlar, Ma’at’ı koruduklarını göstermek için anıtlar, yazıtlar ve sanat eserleri kullanırlardı. Örneğin, tapınak duvarlarında düşmanları yenerken tasvir edilmeleri, kaosa karşı Ma’at’ı savunduklarını vurgulamak içindi.

Firavunlar da diğer insanlar gibi ölümden sonra Ma’at’ın tüyüne karşı kalplerinin tartılmasını beklerdi. Ancak onların konumu, bu yargılamada hem bir ayrıcalık hem de daha büyük bir sorumluluk getirirdi.

Paylaşın

Türk Kahvesinin Fiyatı 8 Yılda 16,5 Kat Arttı

2018’de ortalama 2,73 lira olan 100 gram Türk kahvesinin fiyatı 2025 yılında ortalama 45 liraya yükseldi. Başka bir ifadeyle 8 yılda Türk kahvesinin fiyatı ortalama 16,5 kat arttı.

Bayramda tatlının yanında kahve olmazsa olmaz ikramlardandır. Son yıllarda gerek küresel iklim değişiklikleri gerek de yurt içinde enflasyonla kahve fiyatlarında artış görülüyor. Ramazan Bayramı dönemlerinde 2018’den bu yana Türk kahvesinin fiyatlarındaki değişim de dikkat çeken bir yükseliş gösteriyor.

Bayramlarda tatlı ve kahve tüketimi artıyor. En önemli ikramlardan olan kahve tatlıyı reddeden olsa da misafirlere mutlaka sunuluyor.

Özellikle pandemi döneminde hem tedarik hem de iklim değişiminin etkileriyle önemli yükselişlerin görüldüğü küresel kahve fiyatlarının 2018’den bu yana seyrine bakıldığında yılbaşında 110 dolar seviyesinde olan vadeli Arabica kahvenin güncel fiyatı 379,60 dolar olarak görülüyor.

Dünyada pandeminin başladığı Şubat 2020’nin başından bu yana yükseliş yaklaşık yüzde 209 oranında oluyor. 2025 yılı yılbaşından bu yana kahve fiyatları son haftalarda gerilese de yüzde 19 oranında yükseldi.

Türkiye’de 2018’den bu yana yükselen enflasyon, 2021 sonrası hızlanırken, küresel kahve fiyatlarının yükselişi de eklenince dikkat çeken bir artış yaşandı.

2018 yılı Ramazan Bayramı için kahve alan bir tüketici; zincir marketlerde çok satılan markalardan birinin 100 gramlık bir paketini yaklaşık 2,73 TL’ye alırken, 2025 yılında ikram etmek için aynı kahveyi yüzde 1551 oranında artışla 45 TL’ye alıyor.

8 yılda asgari ücret yüzde 1279 oranında artarken, bayramda sadece kahve ikram etmek isteyen bir asgari ücretli 8 yıl önce 588 paket kahve alabilirken, 2025’te 491 paket kahve alabiliyor.

40 yıl hatırı olan kahve, Türk mutfağı için vazgeçilmez bir lezzet ve bayramların önemli ikramı olarak yerini koruyor.

(Kaynak: Karar)

Paylaşın