DEVA Partisi Lideri Babacan: İktidar Demokrasinin Nefesini Kesmek İstiyor

RTÜK’ün muhalefete yer veren televizyon kanallarına kestiği cezaları eleştiren DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, “İktidar demokrasinin nefesini kesmek istiyor, muhalif her sesi kısıyor” dedi ve ekledi.

Ülkenin gerçeklerini karartamayanlar, çareyi televizyon ekranlarını karartmakta arıyor. Sözcü TV, Halk TV, Tele 1 ve NOW televizyon kanallarına verilen cezalar, ifade özgürlüğüne ve halkın haber alma hakkına açık bir müdahaledir.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, sosyal medya üzerinden, iktidarın uyguladığı baskıcı politikalara sert eleştirilerde bulundu. Babacan, şu ifadeleri kullandı: “İktidar demokrasinin nefesini kesmek istiyor, muhalif her sesi kısıyor.

Ülkenin gerçeklerini karartamayanlar, çareyi televizyon ekranlarını karartmakta arıyor. Sözcü TV, Halk TV, Tele 1 ve NOW televizyon kanallarına verilen cezalar, ifade özgürlüğüne ve halkın haber alma hakkına açık bir müdahaledir.

Çaresizliklerini, sıkışmışlıklarını anlatan; ümitsizliklerini haykıran yüzlerce gencin tutuklanması, demokratik hakların yok sayılmasıdır. Türkiye’yi içine girdiği bu çıkmazdan kurtaracak kudret milletimizde vardır.

Hukuksuzluklara, baskılara geçit vermemek için gece gündüz çalışmaya; meşru siyaset zemininde demokrasi mücadelesinin neferi olmaya devam edeceğiz.”

Paylaşın

Tuncer Bakırhan: Yargı “İktidarın Sopası” Haline Geldi

DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan, “Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması hukukun zedelendiğinin hatta ortadan kaldırıldığının çok somut bir örneğidir. 16 milyonluk bir kentin belediye başkanı hukuk sopası ise terbiye edilmek isteniyor” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Kürtlerin kazandığı belediyelere kayyım atanıyor. Dışarıdan gelen bir memur belediyeyi gasp ederek, sosyal kültürel kurumların kapılarına kilit vuruyorlar. Bunun dışında Türkiye’de yaygın bir sansür var. Yandaş medyanın önü açılmış, muhalif medyaya dönük bir ciddi bir baskı var. Bugün yüzlerce kişi sanal medya paylaşımları sebebiyle gözaltına alınıyor. Sanal medya hesapları, haber siteleri kapatılıyor. Herkesi hizaya çekmek isteyen bir anlayış var.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ve beraberindeki heyetin Avrupa temasları sürüyor. Tuncer Bakırhan, 19. Avrupa Birliği, Türkiye, Ortadoğu ve Kürtler başlıklı konferansa katıldı. Belçika’nın başkenti Brüksel’de bulunan Avrupa Parlamentosu’nda ikinci gününde devam eden konferansta konuşan Bakırhan, İmralı’da yaptıkları görüşmenin detaylarını, Barış ve Demokratik Toplum Çağrısını anlattı.

Kürt sorununun çözümsüzlüğünün maliyetinin büyük olduğunu belirten Bakırhan, “Yaşanan bu savaş ile birlikte toplumda çok ciddi bir kutuplaşma yaşandı. Hukuk araçsallaştı ve iktidarın elindeki bir sopa haline geldi. Ekonomi ciddi bir krize girdi. Partimize dönük baskılar arttı. Barış umutları da neredeyse yok edildi. Bu süreçte tüm toplumsal kesimler arasında fay hatları oluştu ve 10 yıllık süreç içinde bu kutuplaşma çok ciddi bir artış gösterdi. Fakat Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat tarihli çağrısı çok önemli. Bu 10 yıl çok önemli tecrübeler yarattı” dedi.

Kürt sorunun küresel bir sorun haline geldiğinin altını çizen Bakırhan, “Kürt meselesi artık bölgesel ve küresel boyuta ulaşmış durumda. Sadece Kürtlerin değil diğer toplumsal yapıların da sorunları görünür hale geldi. Türkiye’nin demokratikleşmesi, ekonomik bağımsızlığı Kürt meselesinin çözümüne bağlı. Bunu bir siyasi tercih olarak değil, varoluşsal bir zorunluluk olarak görüyoruz. Geçmişten çıkarılacak dersler var. Önceki çözüm sürecini enine boyuna tartışıyoruz. Bu konuda eksik kaldığımız konulara ilişkin özeleştiri veren bir partiyiz. Tüm eksiklerine rağmen önceki çözüm süreci toplumsal güvenin, demokrasinin inşa edildiği bir süreç oldu. Ekonomik refah çok ciddi bir artış sağladı. Barış sürecinin ülkenin önünü açtığını görmüş olduk. Kürt sorununun çözümü birçok fırsatı beraberinde getiriyor” dedi.

“Türkiye’de bir de anayasa problemi var”

Kayyım politikaları ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yapılan operasyona da değinen Bakırhan, şu ifadeleri kullandı: “Fakat bu meselenin önünde iç ve dış dengeler var. Son dönemde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması hukukun zedelendiğinin hatta ortadan kaldırıldığının çok somut bir örneğidir. 16 milyonluk bir kentin belediye başkanı hukuk sopası ise terbiye edilmek isteniyor. Bildiğiniz gibi Kürtlerin kazandığı belediyelere kayyım atanıyor. Dışarıdan gelen bir memur belediyeyi gasp ederek, sosyal kültürel kurumların kapılarına kilit vuruyorlar.

Bunun dışında Türkiye’de yaygın bir sansür var. Yandaş medyanın önü açılmış, muhalif medyaya dönük bir ciddi bir baskı var. Bugün yüzlerce kişi sanal medya paylaşımları sebebiyle gözaltına alınıyor. Sanal medya hesapları, haber siteleri kapatılıyor. Herkesi hizaya çekmek isteyen bir anlayış var. Bunlarla birlikte Türkiye’de bir de anayasa problemi var. Anayasa ortak ve toplumsal değerleri esas almıyor. Merkeziyetçi anayasa gençleri, kadınları, ötekileri kapsayan bir anayasa değil.

Bu sürecin önünde engel olarak duran dış etkenler de var. Öngörülemez bir uluslararası ilişkiler sürecinden geçiyoruz. Anlık değişen kararlar, ilkesiz dış siyaset ülkeye çok ciddi etki ediyor. Bu sorun Avrupa’yı da doğrudan etkiliyor. Türkiye’nin demokratikleşmesi demek aynı zamanda Avrupa’yı da etkileyecektir. Ortadoğu’da Kürtlerin öncülüğünde yürütülen siyaset oldukça demokratik ve takdire şayandır. Yine işçi ve emekçiler, kadınlar, gençler, ötekilerin faydasına bir siyaset yürütüyoruz. Demokrasi ve insan hakları alanındaki duruşumuz Avrupa için de büyük bir fırsat sunuyor. Suriye’ye bakıldığında bu daha rahat görülüyor.

Orada Ezidilerin, Türkmenlerin, Kürtlerin, Arapların, kadınların, gençlerin bir arada yaşadığı bir sistem kuruldu. Demokratik bir anlayış, demokratik bir yönetim uygulanıyor. AB-Türkiye ilişkileri de çalkantılı bir süreçten geçiyor. Bölgede istikrarlı bir Türkiye, Avrupa için de önemli ve faydalı olacaktır. Türkiye’nin iç barışı doğrudan Suriye’deki gelişmeleri, Irak’taki gelişmeleri etkileyecektir. Bu da doğrudan Avrupa’ya doğru göçü azaltacaktır. Barış ve demokrasi tarihi bir kazanım olacaktır, bunun için çalışıyoruz.”

Paylaşın

Araştırma: Toplumun Yüzde 73’ü İmamoğlu Protestolarını Meşru Görüyor

KONDA’nın yaptığı araştırmaya göre; toplumun yüzde 73’ü İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının ardından ülke genelinde başlayan protestoları meşru görüyor.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun 19 Mart 2025’te gözaltına alınmasıyla başlayan ve tutuklanmasıyla büyüyen protestolar ülke genelinde devam ediyor.

KONDA Araştırma ve Danışmanlık Şirketi, 24-25 Mart’ta yaptığı görüşmelerde, yurttaşlara İmamoğlu’nun tutuklanmasını ve protestolarla ilgili düşüncelerini sordu.

Elde edilen veriler, toplumun genelinde protestolara temkinli; ama olumlu bir yaklaşım olduğunu gösteriyor.

Araştırma bulgularına göre:

Yüzde 21, eylemleri haklı buluyor.
Yüzde 52, düzeni bozmadıkça eylemlere hak veriyor.
Yüzde 27, eylemler haksızdır diyor.

Eylemlere dair üç görüş

Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasını destekleyenler protestolara büyük oranda karşı çıkarken, tutuklamaya karşı olanlar eylemleri büyük ölçüde haklı buluyor.

İmamoğlu’nun tutuklanmasını doğru bulanların yalnızca yüzde 3’ü “Eylemler haklıdır” derken, yüzde 32’si “Düzeni bozmadıkça haklıdır” görüşünü savunuyor; yüzde 65 ise eylemleri tamamen haksız buluyor.

Tutuklamayı yanlış bulanların yüzde 43’ü eylemleri doğrudan haklı, yüzde 56’sı ise düzeni bozmadıkça haklı görüyor. Bu grupta yalnızca yüzde 2’lik bir kesim eylemleri haksız buluyor.

Tutuklama hakkında fikir beyan etmeyenler arasında ise yüzde 5 “Eylemler haklıdır”, yüzde 65 “Düzeni bozmadıkça haklıdır” derken, yüzde 30 eylemleri haksız bulduğunu ifade ediyor.

Paylaşın

Zaman Kısıtlı Beslenme Kilo Vermeye Yardımcı Olabilir Mi?

Zaman kısıtlı beslenme, yemek yemeyi günün belirli bir zaman aralığıyla sınırlamayı içerir. Örneğin, 16:8 yöntemi (16 saat açlık, 8 saat yemek yeme penceresi) en popüler olanlardan biridir.

Haber Merkezi / Peki zaman kısıtlı beslenme işe yarıyor mu?

Mississippi Üniversitesi’nden yapılan yeni bir araştırma, zaman kısıtlı beslenmenin düzenli egzersizle birleştirildiğinde işe yaradığını öne sürüyor.

Uluslararası Obezite Dergisi’nde yayımlanan araştırma sonuçlarına göre, sekiz saatlik bir yeme aralığına uyan ve düzenli egzersiz yapan bireylerin, sadece egzersiz yapanlara kıyasla daha fazla vücut yağı kaybettiği ortaya çıktı.

Beslenme uzmanı Doç. Dr. Nadeeja Wijayatunga, “Hem zaman kısıtlamalı beslenme hem de egzersiz yapan kişilerin daha fazla yağ kaybı ve daha düşük vücut yağ yüzdeleri olduğunu gördük” dedi.

2018’de yapılan bir araştırma, 8 haftalık 16:8 zaman kısıtlı beslenmenin, kalori kısıtlaması olmadan bile kilo kaybına yol açtığını göstermiştir (ortalama 2-3 kg).

Başka bir araştırma ise, zaman kısıtlı beslenmenin geleneksel diyetlere göre üstün olmadığını, ancak kalori kontrolüyle birleştiğinde etkili olduğunu belirtmiştir.

Kilo verme, yaş, cinsiyet, metabolizma hızı, aktivite seviyesi ve mevcut kilon gibi şeylere bağlı. Örneğin, 20’lerinde bir erkekle, 50’lerinde bir kadın aynı sonuçları almayabilir.

Paylaşın

RTÜK’ten 4 Kanala 7 Ayrı Ceza

Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na ilişkin yapılan yayınlar nedeniyle Tele 1, Halk TV, NOW TV ve Sözcü TV’ye ceza verdi.

Haber Merkezi / RTÜK ayrıca gazeteci Fatih Altaylı’nın youtube kanalı ile geçtiğimiz günlerde tutuklanan yönetmen İlker Canikligil’in ortağı olduğu Flu TV’nin yayın lisansı almaması halinde bu kanallara erişim engeli getirilmesi kararı aldı.

Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’na ilişkin yapılan yayınlar nedeniyle NOW TV, Tele 1, Halk TV ve Sözcü TV’ye ceza yağdırdı.

RTÜK üyesi İlhan Taşçı, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, verilen cezalara ilişkin şunları kaydetti:

“RTÜK’ün bugünkü Üst Kurul Toplantısında, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasına uzanan süreçteki yayınlara program durdurmadan, lisans iptalinden önceki en ağır ceza olan 10 gün yayın durdurmaya uzanan tarihinin en ağır cezaları oyçokluğuyla alındı.

Sözcü TV’ye İstanbul, Ankara ve İzmir’den canlı yayın yapılarak, yorumlarda “halkın kin ve düşmanlığa teşvik” edildiği savıyla 10 gün yayın durdurma cezası verildi. Kanal aynı maddeden 8/1/b ceza alması halinde lisansı iptal edilecek. Tebliğin ardından SZC TV’nin 10 gün boyunca 7/24 ekranı karartılacak. Ekrana yalnızca siyah zemin üzerine RTÜK’ün karar metni yansıtılacak.

SZC TV hakkında ayrıca CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır’ın MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye yönelik sözleri nedeniyle yüzde 3 idari para cezasına hükmedildi.

Halk TV’ye Gündem Özel programında, CHP Genel Başkanın Özgür Özel’in Saraçhane mitinginde Akın Gürlek ve Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik eleştirileri boykot çağrısının ekrana yansıtılması ile İstanbul, Ankara ve İzmir’den canlı yayın yapılarak, yorumlarda “halkın kin ve düşmanlığa teşvik” edildiği savıyla yüzde 5 idari para cezası ve 5 kez de program durdurmaya karar verildi. Halk TV’ye ayrıca CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır’ın ”Elinde terazi olan bu darbecilere karşı hep birlikte direneceğiz” sözleri nedeniyle yüzde 3 idari para cezasına hükmedildi.

Tele 1’e Haber 13 programında, CHP Genel Başkanın Özgür Özel’in Saraçhane mitinginde Akın Gürlek ve Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik eleştirileri ile İstanbul, Ankara ve İzmir’den canlı yaparak, yorumlarda “halkın kin ve düşmanlığa teşvik” edildiği iddiasıyla yüzde 5 idari para cezası ile 5 kez de program durdurma cezası çıktı.

Tele 1’e ayrıca Sabah Pusulası programında RTÜK Başkanına yönelik değerlendirmeler nedeniyle de yüzde 3 idari para cezası kesildi.

Now TV’ye Orta Sayfa programında Ekrem İmamoğlu soruşturmasıyla ilgili işlemlerin “hukuka aykırı ve talimatlarla yapıldığı” yorumları gerekçesiyle yüzde 2 idari para cezası verildi.”

Üst Kurul toplantısından YouTube kanalı üzerinden yayın yapanlara yönelik de kararlar çıktı. Fatih Altaylı ve İlker Canikligil’in ‘Flu TV’ adlı YouTube kanallarıyla ilgili 72 saat içerisinde lisans almaları gerektiği, alınmadığı takdirde kanallarına erişim engeli istenileceği aktarıldı.

Akıllı TV’ye ise, bir yıl içerisinde ikinci kez sağlık beyanı ile ürün satışı yaptığı için 10 süreyle yayın durdurma cezası uygulandı.

Paylaşın

Tohum Yağları: Gerçekten Zararlı Mı?

Soya, mısır, ayçiçeği, kanola gibi bitkilerden elde edilen yağlar son dönemlerde oldukça popüler sağlık tartışmalarının merkezinde yer alırken, farklı görüşler öne çıkıyor.

Haber Merkezi / Bazı uzmanlar bu yağların sağlığa zararlı olduğunu iddia ediyor, bazı uzmanlar ise, tohum yağlarının ölçülü tüketilmesi durumunda paniğe gerek olmadığını öne sürüyor.

Şimdi konuyu daha iyi anlamak için birkaç temel noktaya bakalım:

Tohum yağları, genellikle yüksek ısı ve kimyasal çözücüler kullanılarak rafine edilir. Bu süreç, yağların oksidasyona yatkın hale gelmesine ve trans yağlar gibi zararlı bileşiklerin oluşmasına neden olabilir.

Bu yağların afine edilmemiş, soğuk sıkım versiyonları daha az işlenmiş olsa da, yaygın değildir.

Tohum yağları, omega-6 yağ asitleri bakımından zengindir. Omega-6’nın omega-3’e oranla aşırı yüksek olması, kronik iltihaplanmaya katkıda bulunabileceği düşünülüyor.

Ancak bu, tohum yağlarının “zararlı” olduğu anlamına gelmez; daha çok tüketim miktarları ile ilgili bir durumdur.

Tohum yağları, çoklu doymamış yağ asitleri açısından oldukça zengindir. Bu nedenle tohum yağları, yüksek ısıda pişirme sırasında kolayca okside olabilir.

Bazı araştırmalar, tohum yağlarının kalp sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olabileceğini öne sürerken, bazı araştırmalarda bu yağların doymuş yağlara kıyasla daha iyi bir alternatif olduğunu iddia ediyor.

Genel anlamda tohum yağlarının zararlı olup olmadığı, nasıl ve ne kadar kullanıldığına, kişinin genel beslenmesine ve sağlık hedeflerine bağlı.

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu Protestoları: 1.879 Gözaltı, 260 Tutuklama

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Ekrem İmamoğlu protestolarına katılan 1.879 kişinin gözaltına alındığını duyurdu. İmamoğlu, geçtiğimiz çarşamba sabahı gözaltına alınmış, pazar günü ise tutuklanmıştı.

Haber Merkezi / İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının ardından tüm yurtta başlayan protestolar dün de devam etti.

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, protestolara katılan 1.879 kişinin gözaltına alındığını açıkladı. Yerlikaya, “Bunların; 260’ı tutuklandı, 468’i hakkında adli kontrol kararı verildi, 662’sinin işlemleri devam ediyor, 489’u da serbest bırakıldı” bilgisini verdi.

Ali Yerlikaya, “silahsız ve saldırısız” gösterilerin Anayasal bir hak olduğunu belirtti ancak son protestolarda “taşlar, asitler, baltalar ve molotoflar” kullanıldığını söyledi.

Yerlikaya, “Adalet sokakta değil, mahkeme salonlarında tecelli eder. Sokağa çıkmakla kimse temize çıkamaz. Hukuku sokak eylemleriyle bastırmaya çalışmak, adaleti linç etme kampanyalarıyla susturmaya kalkmak kimseye fayda sağlamaz” diye ekledi.

Gösteriler sırasında 150 polis memurunun yaralandığını belirten Yerlikaya, “Geçen yıl, 2024’te, Bakanlığımıza toplantı ve gösteri yürüyüşü için 903 başvuru yapıldı. Bunların 863’üne izin verildi” ifadelerini kullandı, Bakanlığın gösterilere izin verme oranının yüzde 96 olduğunu belirtti.

2019 yerel seçimlerinde seçim otobüsünün içindeki Ekrem İmamoğlu’na, “Ekrem abi, her şey çok güzel olacak” diye seslenerek, seçim kampanyasının sloganı haline gelen sözlerin sahibi 22 yaşındaki Berkay Gezgin tutuklananlar arasında yer alıyor.

Yerlikaya’nın açıklaması şöyle: “Milletimizin kardeşliğine pusu kuruldu. Polislerimize saldırıldı. Milli ve manevi aile değerlerimiz ayaklar altına alındı. Adalet sokaklarda değil mahkeme salonlarında tecelli eder. Sokağa çıkmakla kimse temize çıkamaz. Hukuku sokak eylemleriyle bastırmaya çalışmak kimseye fayda sağlamaz.

Sokak kışkırtması gerçeklerin üzerini örtemez. Bakanlık olarak toplantı ve gösteri yürüyüşlerine ilişkin bize yapılan başvurularda yüzde 96’sına izin vermişiz. Son yapılan eylemlerde yapılanların özgürlükle ilgisi var mı? Sokak çağrısı yapanlar bu gerçeklerle yüzleştiğinde ne düşündüler? Boykot çağrısı yapmakla yerli ve milli markalarımızın çalışanlarını zor durumda bırakmakla amaçlanan nedir?

Bu son yapılan eylemler sonrası bin 879 şüpheli gözaltına alındı. Bunların 260’ı tutuklandı. 468’i hakkında adli kontrol verildi. 662’sinin işlemleri devam ediyor. 150 polisimiz yaralandı.”

Tutuklu yedi gazeteciye tahliye

Öte yandan Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasıyla tetiklenen protestoları takip eden ve önceki gün tutuklanarak cezaevine gönderilen yedi gazeteci hakkında tahliye kararı verildi.

Mahkeme, yapılan itiraz üzerine AFP muhabiri Yasin Akgül, NOW Haber muhabiri Ali Onur Tosun, foto muhabiri Bülent Kılıç, muhabir Zeynep Kuray, İBB foto muhabiri Kurtuluş Arı, Bakırköy Belediyesi foto muhabiri Gökhan Kam ve muhabir Hayri Tunç’un serbest bırakılmasına hükmetti.

Tahliye kararı sonrası açıklamada bulunan Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan, “Tutuklanan gazeteciler tahliye edildi. Hak ihlalinin uzamaması elbette sevindirici ancak HSK tarafından da sorumlular hakkında gecikmeksizin inceleme başlatılması gerekiyor. Bu ve benzeri hukuka aykırı uygulamaların basının tamamı üzerinde bir baskı oluşturduğu unutulmamalı” dedi.

Paylaşın

Analiz: Erdoğan, En Güçlü Rakibi İmamoğlu İçin Kusursuz Zamanı Seçti

Avrupa Birliği (AB) diplomatı olan Marc Pierini, Erdoğan’ın baş rakibi İmamoğlu’nu cezaevine göndermek ve protestoculara sert bir tepki vermek için en “kusursuz zamanı” seçtiğini belirtiyor.

ABD merkezli düşünce kuruluşu Brookings Enstitüsü’nden Aslı Aydıntaşbaş, “ABD hükümeti değerlere dayanan bir dış politika izlemeyi pek istemiyor. Avrupalıların ise Suriye’nin istikrara kavuşması ve savaştan sonra Ukrayna’da, Avrupa açısından kalıcı bir güvenlik mimarisi oluşturulabilmesi için Türkiye’ye ihtiyacı var. Zaman, Erdoğan ile kavgaya girmeye hiç uygun değil” ifadelerini kullanıyor.

Ekrem İmamoğlu’nun önce diplomasının iptal edilmesi ardından da gözaltına alınıp daha sonra tutuklanması ve bu süreçte başlayarak bugüne dek devam eden kitlesel protestolara karşı devletin sert tavrına Batı dünyasından kayda değer bir tepki gelmemesi, uluslararası düzeyde de dikkat çekiyor.

AFP haber ajansının bu bağlamda yayınladığı bir analize göre Batı’nın Türkiye’ye, Ukrayna’nın savunulması ve Suriye’de sağlam bir yapı kurulabilmesi için ihtiyacı var. Siyasi gözlemcilere göre, jeopolitik açıdan elinin güçlendiğini farkeden Erdoğan bu durumu ülkesindeki iktidarını daha da güçlendirmek için kullanıyor. En büyük rakibini cezaevine göndererek devre dışı bırakan Erdoğan, ciddi bir sonucu olmayacağını bildiği için protestoculara karşı da son derece sert bir tavır takınıyor.

“Erdoğan jeopolitik anı iyi farketti” diyen ABD merkezli düşünce kuruluşu Brookings Enstitüsü’nden Aslı Aydıntaşbaş, “ABD hükümeti değerlere dayanan bir dış politika izlemeyi pek istemiyor. Avrupalıların ise Suriye’nin istikrara kavuşması ve savaştan sonra Ukrayna’da, Avrupa açısından kalıcı bir güvenlik mimarisi oluşturulabilmesi için Türkiye’ye ihtiyacı var. Zaman, Erdoğan ile kavgaya girmeye hiç uygun değil” ifadelerini kullanıyor.

Her ne kadar Erdoğan’ın rakibi, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasına karşı Almanya ve Fransa kınama mesajları göndermiş olsa da, yaptırım tehdidinde bulunmadılar. Diğer Avrupa ülkelerinin dışişleri bakanlıkları ise, ABD Dışişleri Bakanlığı gibi sessiz kaldı. Salı günü Türk mevkidaşı Hakan Fidan’ı Washington’da ağırlayan ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Türkiye’de protestocuların kitleler halinde gözaltına alınmasından “endişe” duyduklarını dile getirmekle yetindi.

Carnegie Avrupa isimli düşünce kuruluşundan, eski bir Avrupa Birliği (AB) diplomatı olan Marc Pierini, Erdoğan’ın baş rakibini cezaevine göndermek ve protestoculara sert bir tepki vermek için en “kusursuz zamanı” seçtiğini belirtiyor. İngiltere ile Fransa bugünlerde Ukrayna’ya destek sağlayacak ve belki de ileride bu ülkeye askeri güç gönderecek bir “Gönüllüler Koalisyonu” kurmaya çalışıyor. Büyük askeri gücü, askeri insansız hava araçları (İHA) donanımı ve üretim kapasitesi ve hem Kiev hem de Moskova sahip olduğu yakın ilişkiler sayesinde Türkiye önemli bir ortak.

2006-2011 yılları arasında AB’nin Ankara Büyükelçisi olarak görev yapan Pierini, “Bu, Türkiye’nin sağlam ve esnek savunma sanayii sayesinde, Erdoğan’ın, önemli bir rol oynayacağı uluslararası sahneye dönüşü anlamına geliyor” ifadesini kullanıyor. “Türkiye Cumhurbaşkanı’nın bu bağlamda, hukuk devleti ilkelerinin çiğnenmesine Batı Avrupa ülkelerinin sessiz kalacağına güvendiğini” dile getiren deneyimli Türkiye uzmanı Pierini, şu ana kadar her şeyin Erdoğan’ın planladığı gibi gittiğini belirtiyor.

Türkiye’nin NATO içinde yıldızı parlıyor

Türkiye, Perşembe günü Paris’te yapılacak olan Ukrayna Zirvesi’ne de katılacak. Ancak Avrupa’nın Türkiye’ye ihtiyaç duyduğu tek konu, Moskova’ya karşı Kiev’e destek değil. Suriye’de uzun yıllar iktidarı elinde tutan Beşar Esad’ın devrilmesinin ardından Ankara, bu ülkedeki en önemli aktör konumunda. İsyancı grupların Şam’ı ele geçirmesine büyük katkı sağlayan Türkiye, Suriye’de istikrârın sağlanması için vazgeçilemeyecek öneme sahip. Güçlü donanması ile Akdeniz’de etkili olma potansiyeline sahip Ankara diğer yandan bugünlerde, ABD Başkanı Donald Trump’ın kestirilemeyen diplomasi anlayışı sebebiyle NATO’da oluşan zorluklardan da yararlanıyor.

Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nden Türkiye Uzmanı Dorothée Schmid’e göre, “Türkiye yeni güvenlik endişeleri nedeniyle ve Trump’ın kutuplaştırıcı başkanlığı bağlamında NATO içinde çok önemli bir partner konumuna geldiğinin farkında.” Ülke içinde protestolar ve gerginlik artarken “Erdoğan’ın, neredeyse hiç uluslararası tepki olmadığını gördüğünü” ifade eden Schmid, “Bana göre Avrupalıların Türkiye’nin iç politikası üzerinde hiçbir etkisi yok” diyor.

“İçinde bulunduğumuz dönem, tarihin, demokratik değerlerin çok kolay bir şekilde sert jeopolitik gerçekler tarafından yok sayılacağı bir anına denk geliyor” ifadelerini kullanan Aslı Aydıntaşbaş, “Türkiye bu anlamda, böyle şeyler yaşayan ne ilk ne de son ülke olacak” öngörüsünü dile getiriyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu Protestoları: Tutuklu Yedi Gazeteci Hakkında Tahliye Kararı

Saraçhane’de Ekrem İmamoğlu protestolarını haberleştirdikleri için tutuklanan yedi gazeteci hakkında tahliye kararı verildi. Gazeteciler, “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununa Muhalefet” suçlamasıyla tutuklanmıştı.

Haber Merkezi / İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasını protesto eylemlerini haberleştirdikleri için tutuklanan AFP muhabiri Yasin Akgül, NOW Haber muhabiri Ali Onur Tosun, foto muhabiri Bülent Kılıç, muhabir Zeynep Kuray, İBB foto muhabiri Kurtuluş Arı, Bakırköy Belediyesi foto muhabiri Gökhan Kam ve muhabir Hayri Tunç hakkında tahliye kararı verildi.

Tahliye kararı sonrası açıklamada bulunan Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan, “Tutuklanan gazeteciler tahliye edildi. Hak ihlalinin uzamaması elbette sevindirici ancak HSK tarafından da sorumlular hakkında gecikmeksizin inceleme başlatılması gerekiyor. Bu ve benzeri hukuka aykırı uygulamaların basının tamamı üzerinde bir baskı oluşturduğu unutulmamalı” dedi.

DİSK Basın-İş gazetecilerin tahliye edilmesine dair yaptığı açıklamada “Şimdi soruyoruz: Gazetecilere kimler kumpas kurdu? Basın kartları ve ekipmanları gözükmeyecek şekilde fotoğraflarını çeken polisler kim? Gözaltına alma kararı ile tutuklama kararı veren hakim ve savcılar hakkında işlem başlatılacak mı? Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı bu kumpastan öylece sıyrılamaz! HSK, hukuksuz karar veren yargı mensupları hakkında derhal işlem başlatmalıdır” dedi.

“Gazeteciliğe dokunulamaz”

Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu gazetecilerin tahliyesine ilişkin yaptığı değerlendirmede şunları kaydetti: “İstanbul’daki gazeteci arkadaşımızın tahliye kararından teselli duyuyoruz. Yine muazzam bir haksızlık sonucu İzmir’de gözaltına alınan ve gözaltında dördüncü günlerini yaşayan meslektaşlarımızın da bir an önce bırakılmasını talep ediyoruz. Gazeteciliğe dokunulamaz!

Gazetecilerin toplu tutuklanması gibi toplu tahliyesi de, mesleki dayanışmanın önemini bir kez daha ortaya çıkarırken, gazeteciliğin ve toplumsal rolünün kasıtlı, skandal bir tarzda hedef alınmasını gün yüzüne çıkardı. Bu kabul edilemez! İzmir’deki meslektaşlarımızın da tahliyesini talep ediyoruz.”

1.879 gözaltı, 260 tutuklama

Öte yandan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının ardından tüm yurtta başlayan protestolar dün de devam etti.

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, protestolara katılan 1.879 kişinin gözaltına alındığını açıkladı. Yerlikaya, “Bunların; 260’ı tutuklandı, 468’i hakkında adli kontrol kararı verildi, 662’sinin işlemleri devam ediyor, 489’u da serbest bırakıldı” bilgisini verdi.

Ali Yerlikaya, “silahsız ve saldırısız” gösterilerin Anayasal bir hak olduğunu belirtti ancak son protestolarda “taşlar, asitler, baltalar ve molotoflar” kullanıldığını söyledi.

Yerlikaya, “Adalet sokakta değil, mahkeme salonlarında tecelli eder. Sokağa çıkmakla kimse temize çıkamaz. Hukuku sokak eylemleriyle bastırmaya çalışmak, adaleti linç etme kampanyalarıyla susturmaya kalkmak kimseye fayda sağlamaz” diye ekledi.

Gösteriler sırasında 150 polis memurunun yaralandığını belirten Yerlikaya, “Geçen yıl, 2024’te, Bakanlığımıza toplantı ve gösteri yürüyüşü için 903 başvuru yapıldı. Bunların 863’üne izin verildi” ifadelerini kullandı, Bakanlığın gösterilere izin verme oranının yüzde 96 olduğunu belirtti.

2019 yerel seçimlerinde seçim otobüsünün içindeki Ekrem İmamoğlu’na, “Ekrem abi, her şey çok güzel olacak” diye seslenerek, seçim kampanyasının sloganı haline gelen sözlerin sahibi 22 yaşındaki Berkay Gezgin tutuklananlar arasında yer alıyor.

Yerlikaya’nın açıklaması şöyle: “Milletimizin kardeşliğine pusu kuruldu. Polislerimize saldırıldı. Milli ve manevi aile değerlerimiz ayaklar altına alındı. Adalet sokaklarda değil mahkeme salonlarında tecelli eder. Sokağa çıkmakla kimse temize çıkamaz. Hukuku sokak eylemleriyle bastırmaya çalışmak kimseye fayda sağlamaz.

Sokak kışkırtması gerçeklerin üzerini örtemez. Bakanlık olarak toplantı ve gösteri yürüyüşlerine ilişkin bize yapılan başvurularda yüzde 96’sına izin vermişiz. Son yapılan eylemlerde yapılanların özgürlükle ilgisi var mı? Sokak çağrısı yapanlar bu gerçeklerle yüzleştiğinde ne düşündüler? Boykot çağrısı yapmakla yerli ve milli markalarımızın çalışanlarını zor durumda bırakmakla amaçlanan nedir?

Bu son yapılan eylemler sonrası bin 879 şüpheli gözaltına alındı. Bunların 260’ı tutuklandı. 468’i hakkında adli kontrol verildi. 662’sinin işlemleri devam ediyor. 150 polisimiz yaralandı.”

Paylaşın

Rujun Uzun Süre Kalıcı Olması İçin En İyi İpuçları

Günümüzde piyasada uzun süre kalıcı olduğunu iddia eden birçok bulaşmayan ruj bulunmaktadır. Ancak bunlar ciltten çıkarılması zor olabilen birçok zararlı kimyasal ve boya içermektedir.

Haber Merkezi / Bu rujlar tüketildiğinde ciddi sorunlara yol açabilir. Daha uzun süre kalıcı olması için normal rujları tercih edip bazı uygulamaları takip etmek daha iyidir.

İşte rujun gün veya gece boyu taze ve canlı kalmasını sağlayacak en iyi ipuçları:

Nemlendirme ve Peeling: Kuru ve çatlamış dudaklar rujun tutunmasını zorlaştırır. İlk önce dudaklarınıza nemlendirici bir balm sürün ve 5-10 dakika bekletin.

Ardından bir dudak peelingi (şeker ve bal karışımı gibi doğal bir karışım da olur) ile ölü deriyi nazikçe temizleyin.

Fazla nemi bir mendille alarak dudaklarınızı hazırlayın.

Dudak Bazı: Dudaklar için özel bir primer veya ince bir kat fondöten uygulayın. Bu, rujun yüzeyde daha iyi tutunmasını sağlar ve rengi sabitler.

Alternatif olarak, şeffaf bir pudra ile dudaklarınızı hafifçe pudralayabilirsiniz.

Dudak Kalemi ile Çerçeve: Rujunuzla uyumlu bir dudak kalemiyle dudaklarınızın dış hattını belirleyin. Bu, rujun taşmasını önler ve daha uzun süre kalıcı bir temel oluşturur.

Daha fazla dayanıklılık için dudak kalemiyle tüm dudaklarınızı doldurun; bu tabaka rujun altına ekstra bir katman ekler.

Katmanlama Tekniği: Ruju ince bir kat halinde sürün, ardından bir mendille fazla ürünü hafifçe alın. Üzerine ikinci bir kat ruj uygulayın. Bu yöntem, rengin daha yoğun ve kalıcı olmasını sağlar.

Mat rujlar genellikle daha uzun süre dayanır, bu yüzden tercihinizi onlardan yana kullanabilirsiniz.

Pudra ile Sabitleme: Rujunuzu uyguladıktan sonra ince bir kağıt mendili dudaklarınıza yerleştirin ve üzerinden şeffaf bir pudra ile hafifçe geçin. Bu, ruju sabitler ve parlaklığını biraz azaltarak daha kalıcı hale getirir.

Uzun Süre Kalıcı Formüller: Likit mat rujlar veya uzun süre kalıcı etiketli ürünler genellikle gün boyu dayanır. Bulaşmaz özellikli rujlar da bardak izi veya dağılma sorununu ortadan kaldırır.

Daha az Parlatıcı: Dudak parlatıcısı rujun ömrünü kısaltabilir. Eğer parlak bir görünüm istiyorsanız, sadece dudak ortasına az miktarda uygulayın ve dağıtmayın.

Yeme – İçme Sonrası Kontrol: Yağlı yiyecekler veya içecekler ruju çabuk çıkarabilir. Yemekten sonra dudaklarınızı nazikçe silip rujunuzu tazeleyin.

Pipet kullanarak içecek tüketmek, rujun dudağınızda kalma süresini artırabilir.

Paylaşın