Sekiz Aylık Dış Ticaret Açığı 65,8 Milyar Dolar

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ile Ticaret Bakanlığı iş birliğiyle açıklanan geçici verilere göre, ağustosta ihracat yıllık bazda yüzde 8,1 artarak 23 milyar 467 milyon dolara, ithalat ise yüzde 10,5 yükselerek 28 milyar 706 milyon dolara çıktı.

Böylece ağustos ayında dış ticaret açığı, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 22,3 artışla 4 milyar 283 milyon dolardan 5 milyar 239 milyon dolara yükseldi. İhracatın ithalatı karşılama oranı ise yüzde 83,5’ten yüzde 81,7’ye geriledi.

Yılın ilk sekiz ayında da dış ticaret hacmindeki artış sürdü. Ocak-ağustos döneminde ihracat yüzde 4 artarak 184 milyar 996 milyon dolara, ithalat ise yüzde 5,3 artışla 250 milyar 790 milyon dolara ulaştı.

Bu dönemde dış ticaret açığı yüzde 9,3 artarak 60 milyar 206 milyon dolardan 65 milyar 793 milyon dolara yükseldi. İhracatın ithalatı karşılama oranı da yüzde 74,7’den yüzde 73,8’e geriledi.

Enerji ürünleri ve parasal olmayan altın hariç tutulduğunda, ağustosta ihracat yüzde 2,7 artarak 20 milyar 831 milyon dolara yükseldi. Aynı dönemde söz konusu kalemler hariç ithalat yüzde 9,6 artışla 21 milyar 919 milyon dolar oldu.

Buna göre enerji ürünleri ve parasal olmayan altın hariç dış ticaret açığı 1 milyar 88 milyon dolar olarak gerçekleşti. Bu kapsamda dış ticaret hacmi yüzde 6,1 artarak 42 milyar 749 milyon dolara çıktı. İhracatın ithalatı karşılama oranı ise yüzde 95 oldu.

Ekonomik faaliyetlere göre değerlendirildiğinde, ağustos ayında ihracatın yüzde 93,6’sını imalat sanayi oluşturdu. Tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörünün payı yüzde 3,2, madencilik ve taşocakçılığı sektörünün payı ise yüzde 2,3 oldu.

Ocak-ağustos döneminde de imalat sanayinin ihracattaki ağırlığı devam etti. Bu dönemde imalat sanayinin payı yüzde 93,9 olurken, tarım, ormancılık ve balıkçılığın payı yüzde 3,6, madencilik ve taşocakçılığının payı yüzde 1,8 olarak kaydedildi.

İthalatta ise ağustos ayında ara malları yüzde 70,7 ile en büyük payı aldı. Sermaye mallarının payı yüzde 13,5, tüketim mallarının payı ise yüzde 15,5 oldu.

İhracatın zirvesinde Almanya, ithalatta Çin

Ağustos ayında Türkiye’nin en fazla ihracat yaptığı ülke Almanya oldu. Almanya’ya 1 milyar 760 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirilirken, bu ülkeyi 1 milyar 731 milyon dolarla ABD, 1 milyar 203 milyon dolarla Birleşik Krallık, 1 milyar 79 milyon dolarla Irak ve 1 milyar 73 milyon dolarla İsviçre izledi.

İlk beş ülkeye yapılan ihracat, toplam ihracatın yüzde 29,2’sini oluşturdu.

Ocak-ağustos döneminde de ihracatta ilk sırada Almanya yer aldı. Bu dönemde Almanya’ya 15 milyar 45 milyon dolarlık ihracat yapılırken, ABD 11 milyar 894 milyon dolar, Birleşik Krallık 10 milyar 690 milyon dolar, İtalya 9 milyar 180 milyon dolar ve Fransa 7 milyar 395 milyon dolarla sıralandı.

İthalatta ise ağustos ayında ilk sırayı Çin aldı. Çin’den yapılan ithalat 4 milyar 706 milyon dolar olurken, Almanya 2 milyar 68 milyon dolar, Rusya Federasyonu 1 milyar 935 milyon dolar, ABD 1 milyar 872 milyon dolar ve İtalya 1 milyar 374 milyon dolarla takip etti.

İlk beş ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın yüzde 41,7’sini oluşturdu. Ocak-ağustos döneminde de Çin, 36 milyar 55 milyon dolarlık ithalatla ilk sıradaki yerini korudu. Çin’i 26 milyar 108 milyon dolarla Rusya Federasyonu, 18 milyar 71 milyon dolarla Almanya, 13 milyar 372 milyon dolarla ABD ve 10 milyar 177 milyon dolarla İtalya izledi.

Paylaşın

Hizmet Enflasyonu Yüzde 33,29

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Ağustos ayına ilişkin Hizmet Üretici Fiyat Endeksi (H-ÜFE) verilerini açıkladı. Buna göre hizmet üretici fiyatları, yıllık bazda yüzde 33,29, aylık bazda ise yüzde 2,87 arttı.

H-ÜFE, ağustosta bir önceki aya göre yüzde 2,87 yükselirken, 2025 Aralık ayına göre yüzde 32,66 artış gösterdi. Endeksteki yıllık artış yüzde 33,29 olurken, on iki aylık ortalamalara göre artış yüzde 34,46 olarak gerçekleşti.

Hizmet sektörlerinin yıllık değişimleri incelendiğinde en yüksek artış ulaştırma ve depolama hizmetlerinde görüldü. Bu grupta fiyatlar, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 40,07 arttı.

Aynı dönemde mesleki, bilimsel ve teknik hizmetlerde yüzde 32,79, idari ve destek hizmetlerde yüzde 30,44, bilgi ve iletişim hizmetlerinde yüzde 28,69, konaklama ve yiyecek hizmetlerinde yüzde 27,53 ve gayrimenkul hizmetlerinde yüzde 21,71 artış kaydedildi.

Hizmet üretici fiyatlarında ağustos ayında bir önceki aya göre en yüksek artış yine ulaştırma ve depolama hizmetlerinde gerçekleşti. Bu gruptaki fiyatlar aylık bazda yüzde 3,99 yükseldi.

Ağustosta idari ve destek hizmetleri yüzde 3,03, gayrimenkul hizmetleri yüzde 2,77, bilgi ve iletişim hizmetleri yüzde 2,31, konaklama ve yiyecek hizmetleri yüzde 2,27 ve mesleki, bilimsel ve teknik hizmetler yüzde 0,65 arttı.

Böylece hizmet sektöründe üretici fiyatları ağustos ayında hem aylık hem de yıllık bazda yükselişini sürdürürken, yıllık en belirgin fiyat artışı ulaştırma ve depolama hizmetlerinde kaydedildi.

Paylaşın

Enceladus, Yaşam İzlerini Uzaya Fırlatıyor!

Güneş Sistemimizde Dünya dışı yaşam bulma olasılığı nedir? Berlin Özgür Üniversitesi’nden gezegen bilimci Prof. Frank Postberg öncülüğündeki uluslararası bir araştırma ekibi, Satürn’ün uydusu Enceladus’ta yaşam izlerine ulaşma ihtimalini artıran kritik bulgulara ulaştı.

Haber Merkezi / Prestijli Science Advances dergisinde yayımlanan araştırmada bilim insanları, Enceladus’un buzlu yüzeyinin altında gizlenen okyanusun bileşenlerini analiz etmenin daha önce sanılandan çok daha kolay olduğuna dair yeni kanıtlar sundu. Prof. Postberg, aynı gün yayımlanan ikinci bir çalışmada da yer aldı. Berlin Özgür Üniversitesi’nden gezegen bilimci Dr. Nozair Khawaja’nın da katkıda bulunduğu bu diğer araştırma ise bazı mikroorganizmaların Enceladus’un okyanusundaki zorlu koşullara sanılandan daha dirençli olabileceğini ortaya koydu.

Bu iki çalışma, Satürn’ün buzla kaplı uydusunda yaşamın varlığını doğrudan kanıtlamasa da gelecekte düzenlenecek uzay görevlerinde olası yaşam izlerini tespit etme şansını önemli ölçüde artırıyor.

Enceladus Yaşam Arayışında Neden Bu Kadar Önemli?

Enceladus, Güneş Sisteminde Dünya dışı yaşam arayışı açısından en umut verici gök cisimlerinden biri kabul ediliyor. Araştırmacılar, uydunun buzlu kabuğunun altında küresel bir sıvı su okyanusu, bu okyanusun altında ise kayalık bir çekirdek bulunduğunu öngörüyor.

Uydudaki kriyovolkanik (buz yanardağı) faaliyetler nedeniyle, güney kutbundaki buz kabuğunda yer alan çatlaklardan uzaya devasa su ve buz püskürmeleri gerçekleşiyor. Bu püskürmeler, yüzlerce kilometre öteye buz parçacıkları fırlatıyor.

NASA’nın Cassini uzay aracı, bu püskürmelerin içinden defalarca geçerek gayzerlerin bileşimini analiz etti. Böylece Enceladus’un okyanusu, bilim insanlarının doğrudan örnek toplayıp inceleyebildiği tek Dünya dışı su kütlesi haline geldi. Analizler, suyun içinde çeşitli tuzların yanı sıra organik bileşiklerin varlığını da ortaya koydu. Cassini’nin önceki verileri ayrıca okyanus tabanında hidrotermal süreçlerin işlediğine ve yaşamı destekleyebilecek ortamın mevcut olduğuna işaret etmişti.

Buz Parçacıkları Okyanus Bileşenlerini Doğal Olarak Ayırıyor

Prof. Frank Postberg’in liderliğindeki “Cassini CDA, Enceladus’un Buz Tanelerinin Yavaş Donması ve Okyanus Spreyinin Parçalanmasından Kaynaklanan Bileşimsel Ayrışmasını Gözlemliyor” başlıklı araştırmada, okyanus suyunun uzaya fışkırırken geçirdiği değişimler incelendi. Araştırma ekibi bu süreci modellemek için Cassini verilerini, uzun süreli laboratuvar deneylerini ve teorik simülasyonları bir araya getirdi.

Elde edilen bulgulara göre okyanus yüzeyinde yükselip patlayan gaz kabarcıkları küçük su damlacıkları oluşturuyor. Su buharı ise bu damlacıkları buz kabuğundaki çatlaklardan yukarı, uzaya doğru taşıyor. Bilim insanları daha önce bu damlacıkların anında donduğunu varsayıyordu; ancak yeni veriler donmanın yavaş gerçekleştiğini gösterdi.

Bu yavaş donma süreci sayesinde, suda çözünmüş haldeki tuzlar ve organik maddeler ayrışarak buz kristallerinin farklı noktalarında yoğunlaşıyor. Hatta sodyum klorür (sofra tuzu) ile sodyum karbonat gibi farklı tuz türleri bile bu aşamada birbirine karışmadan ayrılıyor.

Yükseliş sırasında saatte 1.000 kilometre hıza ulaşan donmuş damlacıklar, buz çatlaklarının duvarlarına çarparak birkaç mikrometre büyüklüğünde minik parçalara bölünüyor. Sonuç olarak uzaya fırlayan her bir buz taneciği, önceden ayrışmış tek bir maddenin yüksek konsantrasyonda bulunduğu görece “saf” bir örneğe dönüşüyor.

Bu mekanizmayı değerlendiren Prof. Postberg, “Enceladus aslında Dünya’daki kimya laboratuvarlarında büyük çaba gerektiren numune hazırlama işini bizim yerimize yapıyor. Okyanus bileşenlerini ayrıştırıp her bir buz parçacığında tek tek yoğunlaştırıyor,” ifadelerini kullandı.

Biyolojik İzleri Bulmak Artık Daha Kolay

Bu doğal ayrıştırma mekanizması, biyolojik izlerin (biyo-imzaların) aranması bakımından büyük bir avantaj sağlıyor. Okyanustan fışkıran bir damlatı yabancı bir mikropa ait hücresel materyal içeriyorsa, bu materyal donma ve çarpma esnasında diğer bileşenlerden ayrılıyor. Böylece mikrobiyal yapı, püskürmedeki buz taneciklerinin yalnızca küçük bir kısmına dağılsa bile, yer aldığı tanecik içinde yüksek yoğunlukta ve saflıkta korunabiliyor.

Bu durum, gelecekteki görevlerde uzay araçlarının tek tek buz parçacıklarını tarayarak yaşam izlerini tespit etmesini son derece kolaylaştıracak. Nitekim Postberg’in laboratuvarında yürütülen ön çalışmalar, mevcut teknolojilerle dahi tek bir buz tanesindeki mikrobiyal hücresel kalıntıların tespit edilebildiğini kanıtlamıştı.

Bu keşif, Avrupa Uzay Ajansı’nın (ESA) planlama aşamasındaki L4 görevi gibi doğrudan Enceladus’ta yaşam belirtisi arayacak gelecekteki projeler için kritik önem taşıyor.

Enceladus’un Koşullarında Mikroorganizmalar Yaşayabilir mi?

Science Advances dergisinde eş zamanlı yayımlanan LMU Münih kaynaklı ikinci çalışma ise Enceladus’un okyanus koşullarının bazı canlı türleri için sanılandan çok daha elverişli olabileceğini gösterdi.

Dr. Nozair Khawaja ve Prof. Postberg’in de katkı sunduğu bu araştırmada, Enceladus’un alkali (pH 10–11), yüksek karbonatlı, aşırı düşük oksijenli ve hidrotermal etkileşimli okyanus ortamı laboratuvarda simüle edildi. Ardından bu ortama, Dünya’daki derin deniz bacalarında yaşayan ve metan üreten bir arke türü olan Methanothermococcus okinawensis yerleştirildi.

Oksijensiz ortamda yalnızca hidrojen ve karbondioksit kullanarak yaşamını sürdüren bu mikroorganizma, yüksek pH’lı standart laboratuvar ortamında karbondioksit yetersizliği nedeniyle gelişemezken; Enceladus simülasyonunda su-kaya tepkimeleriyle üretilen hidrojeni kullanarak metan üretmeye ve çoğalmaya devam etti. Dr. Khawaja, mikroorganizmanın kısıtlı karbondioksite bu derece hızlı uyum sağlamasını “Beklemediğimiz, son derece şaşırtıcı bir başarı” olarak nitelendirdi.

Yaşamın Kökenine Işık Tutan Araştırmalar

İki çalışmanın ortak sonucu, Enceladus’un özel jeokimyasal ortamının Dünya’daki en eski metabolik sistemlerden birini bile destekleyebileceğini ortaya koyuyor. Bu durum uyduda kesin olarak yaşam olduğu anlamına gelmese de, eğer varsa bu izleri bulma şansımızın artık çok daha yüksek olduğunu gösteriyor.

Öte yandan Berlin Özgür Üniversitesi bünyesindeki araştırmalar genişleyerek devam ediyor. Alman Araştırma Vakfı (DFG) tarafından finanse edilen ve yöneticiliğini Prof. Lena Noack ile Prof. Frank Postberg’in üstlendiği CRC 1759 “Yaşanabilirlik Temel Bir Gezegen Süreci Olarak” adlı araştırma merkezi, Temmuz 2026 itibarıyla faaliyetlerine başladı. Merkez; Enceladus başta olmak üzere Güneş Sistemimizdeki ve ötesindeki gök cisimlerinde yaşamın ortaya çıkmasını sağlayan evrensel süreçleri incelemeyi sürdürüyor.

Paylaşın

Sosyal İzolasyon ve Yalnızlık Ömrü Kısaltıyor

Yeni bir araştırma, yalnızlık ve sosyal izolasyonun sağlıklı yaşam alışkanlıklarına rağmen fiziksel ve ruhsal sağlık üzerinde ciddi etkiler oluşturabildiğini ortaya koydu. Çalışmaya göre bu durum, hastalıksız geçirilen yaşam süresini bazı bireylerde 6 yıla kadar azaltabiliyor.

Haber Merkezi / Nature Communications dergisinde yayımlanan çalışmaya göre, kendini yalnız hisseden ve sosyal açıdan izole bir yaşam süren bireyler, sağlıklı yaşam alışkanlıklarını sürdürseler bile fiziksel ve ruhsal sağlık açısından önemli kayıplar yaşayabiliyor. Araştırmacılar, yalnızlık ve sosyal izolasyonun hastalıksız geçirilen yaşam süresini bazı durumlarda altı yıla kadar azaltabildiğini belirtiyor.

Uzmanlar, günlük hayatta çoğu zaman birbirinin yerine kullanılan sosyal izolasyon ve yalnızlık kavramlarının farklı anlamlara geldiğine dikkat çekiyor.

Ulusal Yaşlılık Konseyi’nin tanımına göre sosyal izolasyon, kişinin çevresinde az sayıda sosyal ilişki bulunması veya diğer insanlarla sınırlı düzeyde iletişim kurması anlamına geliyor. Yalnızlık ise bireyin ihtiyaç duyduğu anlamlı sosyal bağları kuramadığını hissetmesiyle ortaya çıkan olumsuz bir duygu durumu olarak tanımlanıyor.

Bu nedenle az sayıda insanla iletişim kuran bir kişi, mevcut ilişkilerinden memnunsa kendini yalnız hissetmeyebiliyor.

Araştırmanın arka planında, ABD’deki yetişkinlerin yaklaşık yarısının zaman zaman yalnızlık hissettiği ve benzer bir oranın sosyal açıdan izole olduğu belirtiliyor.

277 Binden Fazla Kişi Yıllarca Takip Edildi

Araştırmada, Birleşik Krallık’taki UK Biobank veri tabanına kayıtlı, 40-69 yaş arasındaki 277 binden fazla katılımcının sağlık verileri incelendi.

Çalışmanın başlangıcında diyabet, kalp hastalığı, akciğer hastalığı, demans, kanser, depresyon ve anksiyete olmak üzere yedi temel hastalıktan herhangi birine sahip olmayan katılımcılar uzun yıllar boyunca takip edildi.

Bilim insanları, 50 yaşını referans noktası olarak kabul ederek yalnızlık ve sosyal izolasyonun hastalıksız geçirilen yaşam süresi üzerindeki etkisini değerlendirdi.

Ruh Sağlığındaki Kayıp Erkeklerde Daha Fazla

Araştırma sonuçlarına göre, hem yalnızlık hem de sosyal izolasyon yaşayan kadınlar, fiziksel hastalıklardan uzak geçirebilecekleri yaşam süresinden ortalama 2,4 yıl kaybetti. Erkeklerde ise bu kayıp 1,7 yıl olarak hesaplandı.

Ruh sağlığı açısından değerlendirildiğinde ise daha büyük bir fark ortaya çıktı. Yalnızlık ve sosyal izolasyon yaşayan kadınların zihinsel hastalıklardan uzak geçirebilecekleri yaşam süresi yaklaşık 3,7 yıl azalırken, erkeklerde bu süre 5,8 yıla kadar ulaştı.

Araştırmayı yürüten Tulane Üniversitesi Halk Sağlığı ve Tropikal Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Lu Qi, cinsiyetler arasındaki farka ilişkin değerlendirmesinde, erkeklerin yalnızlığın ruhsal etkilerinden daha fazla etkilenmiş olabileceğini belirtti. Qi, kadınların ortalama olarak daha uzun yaşamasının ve bazı hastalıklara karşı sahip oldukları biyolojik avantajların da bu farklılıkta rol oynayabileceğini ifade etti.

Sağlıklı Yaşam Tarzı Yalnızlığın Etkisini Tamamen Ortadan Kaldırmıyor

Araştırmanın dikkat çeken bulgularından biri de sağlıklı yaşam alışkanlıklarının yalnızlık ve sosyal izolasyon üzerindeki etkisi oldu.

Düzenli ve dengeli beslenme, fiziksel aktivite, kaliteli uyku ve sigara kullanmama gibi sağlıklı yaşam alışkanlıklarının sosyal izolasyonla ilişkili sağlık kayıplarını bir ölçüde azaltabildiği belirlendi. Ancak bu alışkanlıkların yalnızlığın yol açtığı sağlık risklerini tamamen ortadan kaldırmadığı görüldü.

Prof. Dr. Lu Qi, önceki araştırmaların da sosyal izolasyon ve yalnızlığın erken ölüm riskiyle ilişkili olduğunu ortaya koyduğunu belirterek, yeni çalışmanın yalnızlığın fiziksel ve ruhsal sağlık üzerindeki etkilerine ilişkin önemli bulgular sunduğunu ifade etti.

Paylaşın

Gün Uzunluğundaki Değişimlerin Sırrı Çözüldü

Dünya’da günlerin uzunluğu tam olarak aynı değil. Bilim insanları, onlarca yıldır gezegenimizin dönüş hızında meydana gelen ve yalnızca birkaç milisaniye süren küçük değişimleri kaydediyor.

Haber Merkezi / İnsanların günlük yaşamda fark etmesinin mümkün olmadığı bu değişimler, Dünya’nın kendi ekseni etrafındaki dönüş hızının zaman içinde değiştiğini gösteriyor.

Gezegenin dönüş hızındaki bu hassas dalgalanmaların arkasında birbiriyle bağlantılı birçok etken bulunuyor. Atmosfer ve okyanuslardaki hareketler, Dünya’nın dönüşünü çok küçük oranlarda hızlandırıp yavaşlatabiliyor. Büyük depremler ise kütle dağılımını değiştirerek dönüş hızını etkileyebiliyor. Bunun yanı sıra eriyen kıtasal buzulların büyük miktarda suyu okyanuslara taşıması da gezegenin dönüş dinamiklerine katkıda bulunuyor.

Gizemli Mekanizma Dünya’nın Derinliklerinde

Kısa vadeli değişimleri açıklayabilen bu yüzeysel etkenlerin yanı sıra, on yıllara yayılan daha uzun vadeli sapmaların kaynağının Dünya’nın derinliklerinde bulunduğu düşünülüyor.

Kayalık mantonun altında, yaklaşık 2 bin 250 kilometre kalınlığında ve sürekli hareket hâlinde olan sıvı metalden oluşmuş dış çekirdek yer alıyor. Dış çekirdekteki akışlarda meydana gelen değişimler, gezegenin dönüş hızını etkileyebiliyor. Ancak bu kuvvetlerin çekirdek ile manto arasında nasıl iletildiği uzun süredir bilim insanlarının yanıt aradığı sorulardan biri.

Çekirdek ile manto arasındaki sürtünmenin oldukça zayıf olması nedeniyle araştırmacılar, Dünya’nın iç yapısındaki diğer mekanizmalara odaklandı. Prestijli bilim dergisi Nature’da yayımlanan yeni bir çalışma, bu etkileşimin arkasındaki önemli mekanizmalardan birini ortaya koydu.

Çekirdek ile Manto Arasında Yer Çekimi Etkileşimi

Alberta Üniversitesi’nden jeofizikçi Mathieu Dumberry ve ekibi, katı hâlde bulunan iç çekirdeğin yer çekimi etkisiyle dönüşünü belirli bir yönde değiştirmeye çalıştığını, çekirdek ile manto arasındaki diğer etkileşimlerin ise buna karşı koyduğunu öne sürüyor.

Araştırmacılara göre onlarca yıl boyunca devam eden bu etkileşim, Dünya’nın yüzeyde ölçülen dönüş hızında küçük hızlanmalara ve yavaşlamalara neden oluyor.

Teorinin temelinde, iç çekirdeğin Dünya’nın geri kalanıyla tam olarak aynı hızda dönmemesi ve mantodaki kütle dağılımıyla tamamen hizalanmaması bulunuyor. Dumberry’nin açıklamasına göre iç çekirdek, manto ile daha uyumlu bir konuma gelme eğiliminde. Yer çekimi de bu iki katmanı sürekli olarak birbirine daha uyumlu bir konuma çekmeye çalışıyor.

Bu çekim kuvveti, çok küçük oranlarda da olsa Dünya’nın yüzeydeki dönüş hızını etkiliyor.

Modeller Gerçek Verilerle Örtüştü

Bilim insanları, iç çekirdeğin dönüşüne ilişkin sismik tahminleri dış çekirdekteki akış modelleriyle birleştirerek bu etkileşimin 1964-2019 yılları arasındaki etkilerini yeniden modelledi.

Geliştirilen yer çekimi modelleri, söz konusu dönemde gözlemlenen dönüş hızı değişimlerinin hem zamanlamasını hem de büyüklüğünü büyük ölçüde ortaya koydu. Araştırmacılar, model sonuçlarının gerçek gözlemlerle önemli ölçüde örtüştüğünü belirledi.

Bilim insanları, Dünya’nın dönüş hızındaki değişimlerde henüz keşfedilmemiş başka mekanizmaların da rol oynayabileceğini belirtiyor. Bununla birlikte çalışma, gezegenin değişken gün uzunluklarının nedenlerinden birinin Dünya’nın derinliklerindeki çekirdek-manto etkileşimi olabileceğine ilişkin önemli bulgular sunuyor.

Dumberry, Dünya’nın iç katmanlarındaki bu etkileşimi bir halat çekme yarışına benzetirken, söz konusu süreçte yer çekiminin belirleyici rol oynadığını ifade ediyor.

Paylaşın

Ekonomik Güven Eylül Ayında Yükselişini Sürdürdü

Ekonomik güven endeksi, ağustos ayında 100,6 iken eylül ayında 101,3 değerine yükseldi. Endeksin 100’den büyük olması genel ekonomik duruma ilişkin iyimserliği, 100’den küçük olması ise genel ekonomik duruma ilişkin kötümserliği gösteriyor.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), merakla beklenen Eylül 2026 Ekonomik Güven Endeksi verilerini açıkladı. Ağustos ayında 100,6 seviyesinde gerçekleşen ekonomik güven endeksi, Eylül ayında bir önceki aya göre yüzde 0,7 oranında artış göstererek 101,3 değerine yükseldi. Bu artış, genel ekonomik beklentilerdeki olumlu havanın sürdüğüne işaret etti.

Açıklanan alt endeks detaylarına bakıldığında, Eylül ayındaki artışta özellikle tüketici ve perakende ticaret sektöründeki iyimserliğin payı dikkat çekti. Bir önceki aya göre en yüksek oranlı artış yüzde 1,3 ile tüketici güven endeksinde yaşandı ve endeks 91,9 değerine çıktı. Tüketici güvenindeki bu toparlanmayı, yüzde 1,1’lik artış ve 111,3 değeriyle perakende ticaret sektörü takip etti.

İmalat sanayiini temsil eden reel kesim güven endeksi ise yüzde 0,1’lik sınırlı bir yükselişle 102,5 seviyesine ulaştı. Hizmet sektörü güven endeksi Eylül ayında değişim göstermeyerek 111,9 ile önceki aydaki güçlü konumunu korudu.

Günün tek olumsuz verisi ise inşaat sektöründen geldi. Diğer tüm ana sektörlerde artış ya da yatay seyir gözlenirken, inşaat sektörü güven endeksi Eylül ayında yüzde 0,2 oranında azalarak 83,0 değerine geriledi. Böylece inşaat, Eylül döneminde güven kaybı yaşayan tek sektör olarak öne çıktı.

Ekonomik güven endeksi nedir ve neden önemlidir?

Ekonomik güven endeksi, tüketici ve üreticilerin genel ekonomik duruma ilişkin değerlendirme, beklenti ve eğilimlerini özetleyen bir bileşik endekstir. Endeks, mevsim etkilerinden arındırılmış tüketici güven endeksi, reel kesim, hizmet, perakende ticaret ve inşaat sektörleri güven endekslerinin alt endekslerinin ağırlıklandırılarak birleştirilmesinden oluşmaktadır.

Ekonomik güven endeksi hesaplamasında, her bir sektörün ağırlığı o sektörün normalleştirilmiş alt endekslerine eşit dağıtılarak uygulanmakta, güven endekslerine doğrudan uygulanmamaktadır. Bu kapsamda tüketici, reel kesim, hizmet, perakende ticaret ve inşaat sektörlerine ait toplam 20 alt endeks hesaplamada kullanılmaktadır.

Ekonomik güven endeksinin hesaplamasında kullanılan alt endeksler her ayın ilk iki haftasında derlenen veriler kullanılarak hesaplanmaktadır. Ekonomik güven endeksinin 100’den büyük olması genel ekonomik duruma ilişkin iyimserliği, 100’den küçük olması ise genel ekonomik duruma ilişkin kötümserliği göstermektedir.

Paylaşın

UEFA Uluslar Ligi: A Milli Erkek Futbol Takımı İtalya’ya 4-1 Yenildi

UEFA Uluslar Ligi A Ligi 1. Grup’taki ikinci maçında İtalya’yı Bursa Yüzüncü Yıl Atatürk Stadyumu’nda konuk eden A Milli Erkek Futbol Takımı, sahadan 4-1’lik mağlubiyetle ayrıldı. A Milli Erkek Futbol Takımı, grupta henüz puanla tanışamadı.

Karşılaşmaya etkili başlayan İtalya, 9. dakikada öne geçti. Sol kanattan kullanılan kornerde Bastoni’nin kayarak yaptığı vuruşta top ağlarla buluştu ve konuk ekip 1-0 öne geçti. Frattesi 22. dakikada, Kayode ise 27. dakikada attığı gollerle farkı üçe çıkardı.

İlk yarı, İtalya’nın 3-0’lık üstünlüğüyle tamamlandı.

İkinci yarıya üç oyuncu değişikliğiyle başlayan A Milli Erkek Futbol Takımı, 47. dakikada farkı ikiye indirdi. Oğuz Aydın’ın altıpas üzerine çıkardığı topu ağlara gönderen Barış Alper Yılmaz, skoru 3-1’e getirdi.

Bu golden üç dakika sonra Tonali’nin direkten dönen şutunu kafa vuruşuyla tamamlayan Francesco Pio Esposito, İtalya adına skoru 4-1 yaptı.

Mücadele İtalya’nın 4-1’lik üstünlüğüyle sona erdi.

Fransa Liderliğe Yükseldi

Günün diğer karşılaşmasında Fransa, deplasmanda Belçika’yı 1-0 mağlup etti. Bu sonuçla Fransa puanını 6’ya yükselterek grup liderliğine çıktı.

İkinci maçların ardından puansız Türkiye grubun son sırasında yer alırken, İtalya ve Belçika 3’er puanla ikinci ve üçüncü sırayı paylaştı.

A Milli Erkek Futbol Takımı’nın Sıradaki Rakipleri Belçika ve İtalya

UEFA Uluslar Ligi A Ligi’ndeki mücadelesine devam eden A İtalya Erkek Futbol Takımı, gruptaki üçüncü maçında 2 Ekim Cuma günü deplasmanda Belçika ile karşılaşacak.

İtalya Takım, dördüncü maçında ise 5 Ekim Pazartesi günü İtalya’ya konuk olacak.

İtalya Karşısında 17 Maçta Galibiyet Yok

İtalya ile tarihindeki 17. karşılaşmasına çıkan Türkiye, rakibi karşısında galibiyet elde edemedi.

İki ülke arasında oynanan 17 maçta Türkiye 12 mağlubiyet ve 5 beraberlik aldı.

A İtalya Erkek Futbol Takımı, 103 yıllık tarihindeki 656. maçını geride bırakırken genel bilançosu 260 galibiyet, 151 beraberlik ve 245 mağlubiyet olarak kayıtlara geçti.

Paylaşın

UEFA Uluslar Ligi: A Milli Erkek Futbol Takımı Fransa’ya Mağlup Oldu

A Milli Erkek Futbol Takımı, tarihinde ilk kez mücadele ettiği UEFA Uluslar Ligi A Ligi 1. Grup’taki ilk maçında Fransa’yı Kocaeli Stadyumu’nda konuk etti. A Milli Erkek Futbol Takımı, karşılaşmadan 1-0 mağlup ayrıldı.

Karşılaşmanın ilk yarısında iki takım da gol fırsatları yakaladı. Fransa’da Olise ve Cherki, A Milli Erkek Futbol Takımı’nda ise Barış Alper Yılmaz, Can Uzun ve İsmail Yüksek rakip kalede etkili oldu.

Fransa, 54. dakikada Kylian Mbappe’nin golüyle öne geçti. Savunmanın uzaklaştırmakta zorlandığı topu kazanan Olise, pasını Mbappe’ye aktardı. Fransız yıldızın vuruşunda top ağlarla buluştu ve konuk ekip 1-0 öne geçti.

Golden sonra beraberlik için rakip kalede baskısını artıran A Milli Erkek Futbol Takımı, Arda Güler’in sert şutu ve Abdülkerim Bardakcı’nın röveşatasıyla gole yaklaştı ancak aradığı golü bulamadı.

Karşılaşmanın 84. dakikasında gelişen Fransa atağında gole izin vermeyen Uğurcan Çakır, pozisyonun ardından yapılan VAR incelemesi sonucunda ceza sahası dışında elle oynadığı gerekçesiyle cezalandırıldı.

Alman hakem Felix Zwayer, VAR incelemesinin ardından 87. dakikada Uğurcan Çakır’ı kırmızı kartla oyun dışına gönderdi.

A Milli Erkek Futbol Takımı, kalan bölümde 10 kişi mücadele etmesine rağmen skoru değiştiremedi ve sahadan 1-0 mağlup ayrıldı.

Türkiye, Fransa ile tarihindeki 9. karşılaşmasına çıktı. Bu sonuçla birlikte A Millî Erkek Futbol Takımı, Fransa karşısındaki 6. mağlubiyetini aldı.

A Milli Erkek Futbol Takımı, 103 yıllık tarihindeki 655. maçını oynarken toplamda 260 galibiyet, 151 beraberlik ve 244 mağlubiyet elde etti.

Grupta Belçika Lider

Gruptaki diğer karşılaşmada Belçika, deplasmanda İtalya’yı 2-0 mağlup etti.

İlk maçların ardından Belçika ve Fransa 3’er puanla ilk iki sırayı paylaşırken, Türkiye averajla üçüncü sırada yer aldı. İtalya ise puansız olarak grubun son sırasında bulunuyor.

A Milli Erkek Futbol Takımı’nın Sıradaki Rakibi İtalya

UEFA Uluslar Ligi A Ligi’ndeki ilk maçından puansız ayrılan A Milli Erkek Futbol Takımı, gruptaki ikinci karşılaşmasında İtalya’yı konuk edecek.

Bursa Yüzüncü Yıl Atatürk Stadyumu’nda oynanacak karşılaşmada A Milli Erkek Futbol Takımı, gruptaki ilk puanlarını almak için sahaya çıkacak.

Paylaşın

Zaman Üç Boyutlu Olabilir Mi?

Varşova ve Oxford üniversitelerinden araştırmacıların ortaya koyduğu yeni bir teorik çalışma, modern fiziğin iki temel alanı olan özel görelilik ile kuantum mekaniği arasındaki ilişkiye farklı bir perspektif getiriyor.

Haber Merkezi / Çalışmada, ışık hızından daha hızlı hareket eden varsayımsal gözlemciler açısından uzay ve zamanın boyutlarının değişebileceği öne sürülüyor.

Modern fizik, evreni açıklamak için büyük ölçüde Albert Einstein’ın özel görelilik teorisi ile atom altı dünyayı açıklayan kuantum mekaniğine dayanıyor. Ancak iki teori, özellikle uzay, zaman ve parçacıkların davranışlarının temelinde yatan mekanizmaların açıklanması konusunda hâlâ tam olarak birleştirilebilmiş değil.

Özel görelilik teorisine göre evren, üç uzay ve bir zaman boyutundan oluşan dört boyutlu bir uzay-zaman yapısı olarak tanımlanıyor. Uzayda farklı yönlerde hareket edilebilirken zamanın deneyimlenişi tek yönlü. Teori ayrıca kütleli cisimlerin ışık hızına ulaşmasını veya bu hızı aşmasını mümkün görmüyor.

Kuantum mekaniğinde ise parçacıkların davranışları klasik fizik kurallarından farklı özellikler gösteriyor. Bir parçacığın konumu ve hareketi kesin değerler yerine olasılıklarla ifade edilebiliyor. Kuantum dolanıklığında ise birbirleriyle bağlantılı parçacıklar arasında, aralarındaki mesafeden bağımsız olarak güçlü korelasyonlar gözlenebiliyor.

Işıktan Hızlı Hareket Mümkün Olsaydı Ne Olurdu?

Araştırmacılar, bu farklılıkların altında yatan yapıyı incelemek amacıyla ışık hızından daha hızlı hareket eden varsayımsal gözlemcilerin evreni nasıl algılayabileceğini ele aldı.

Özel görelilik çerçevesinde, ışık hızının altında hareket eden kütleli bir cismin hızlandırılarak ışık hızının üzerine çıkarılması mümkün değil. Bununla birlikte teorik fizik kapsamında, başlangıçtan itibaren ışık hızının üzerinde hareket ettiği varsayılan ve hiçbir zaman ışık hızının altına inmeyen hipotetik nesneler matematiksel olarak incelenebiliyor.

Çalışmada, böyle bir gözlemci açısından uzay ve zamanın rollerinin değişebileceği öne sürülüyor. Buna göre üç uzay boyutu yerine tek bir uzay boyutu, tek bir zaman boyutu yerine ise üç zaman boyutu ortaya çıkıyor.

Bu yaklaşım, parçacıkların tek bir zaman çizgisi üzerinde ilerlemek yerine birden fazla olası zamansal yönde hareket edebileceği fikrini gündeme getiriyor.

Kuantum Davranışlarına Yeni Açıklama

Araştırmacılara göre bu farklı bakış açısı, kuantum mekaniğinde gözlenen bazı özelliklerin yorumlanmasına da katkı sağlayabilir.

Klasik fizik açısından bir parçacık belirli bir yörünge üzerinde hareket eden tekil bir nesne olarak düşünülebilir. Buna karşılık dalga davranışında enerji ve olasılık uzaya yayılarak birden fazla olası sonuç oluşturabilir. Çalışma, ışık hızından hızlı gözlemciler açısından parçacıkların dalga benzeri davranışlarının bu boyut değişimiyle ilişkilendirilebileceğini savunuyor.

Bu çerçevede kuantum mekaniğindeki dalga-parçacık ikiliği ve olasılıksal davranışlar için farklı bir teorik yorum öneriliyor. Kuantum dolanıklığı gibi olgular da bu yaklaşım kapsamında yeniden ele alınabilecek fiziksel özellikler arasında bulunuyor.

Parçacık Yerine Alanlar Öne Çıkıyor

Çalışmanın ortaya koyduğu yaklaşım, temel parçacıkların doğasına ilişkin geleneksel anlayışın da yeniden değerlendirilmesini gündeme getiriyor. Buna göre parçacıklar, uzay ve zamanda bağımsız olarak hareket eden küçük nesnelerden ziyade daha geniş bir uzay-zaman yapısının parçaları olarak ele alınabilir.

Modern fizik zaten parçacıkları daha temel düzeyde alanların uyarımları olarak tanımlayan kuantum alan teorisini kullanıyor. Bu nedenle araştırmacıların yaklaşımı, parçacık ve alan arasındaki ilişkinin farklı bir uzay-zaman perspektifinden değerlendirilmesine dayanıyor.

Takyonlar Henüz Varsayım Aşamasında

Işık hızından daha hızlı hareket ettiği varsayılan teorik parçacıklara takyon adı veriliyor. Ancak bugüne kadar takyonların gerçekten var olduğunu gösteren deneysel bir kanıt bulunmuş değil.

Takyonların varlığı, nedensellik ve zamanın sıralanışı gibi temel fizik ilkeleri açısından önemli sorunlar ortaya çıkarabileceği için uzun süredir teorik fiziğin tartışma konularından biri olarak değerlendiriliyor.

Varşova ve Oxford üniversitelerinden araştırmacıların çalışması da ışık hızından hızlı hareket eden gözlemcilerin varsayımsal özelliklerini kullanarak özel görelilik ile kuantum mekaniği arasındaki ilişkiye yeni bir teorik çerçeve sunuyor. Ancak yaklaşımın fiziksel olarak doğrulanabilmesi için deneysel kanıtlara ihtiyaç bulunuyor.

Paylaşın

Mansur Yavaş CHP’den İstifa Etti

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) üyeliğinden istifa ettiğini açıkladı. Yavaş, siyasi yoluna bağımsız olarak devam edeceğini duyurdu.

Yavaş, istifa kararını sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayla kamuoyuna duyurdu. Kararını uzun süre değerlendirdiğini belirten Yavaş, 19 Mart’tan bu yana yaşanan gelişmeler ve sonrasında gündeme gelen “mutlak butlan” tartışmaları da dahil olmak üzere çeşitli hukuki ve siyasi süreçlere işaret etti.

Yavaş, daha önce parti içinde kendisiyle veya izlediği tutumla ilgili bir rahatsızlık bulunması halinde gereğini yapacağını söylediğini hatırlatarak, “Bugün yapılan bazı açıklamalar nedeniyle” CHP üyeliğinden ayrıldığını bildirdi.

İstifa kararının ardından Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevini bağımsız olarak sürdüreceğini belirten Yavaş, CHP çatısı altında birlikte siyaset yaptığı isimlere teşekkür etti. Yavaş, bundan sonraki süreçte siyasi yoluna bağımsız devam edeceğini ifade etti.

Yavaş açıklamasında, seçmenin sandıkta yalnızca bir kişiye değil, siyasi bir iradeye de oy verdiğini belirterek seçmen iradesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı olarak tüm Ankaralılara hizmet etmeye devam edeceğini kaydetti.

Yavaş’ın CHP’den ayrılmasının ardından Ankara’daki bazı ilçe belediye başkanları da CHP üyeliklerinden istifa ettiklerini açıkladı. Anadolu Ajansı, Beypazarı, Kalecik, Şereflikoçhisar, Ayaş, Polatlı, Güdül, Elmadağ ve Nallıhan belediye başkanlarının istifalarını duyurduğunu bildirdi.

Paylaşın