ABD Ve İsrail’in İran Saldırıları: Tahran’ın Bölgesel Etkisini Güçlendirebilir Mi?

Orta Doğu’da son haftalarda yaşanan ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri operasyonları, sadece iki ülke arasındaki çatışmayı değil, bölgesel güç dengeleri ve küresel jeopolitik etkiyi de gündeme taşıdı.

Haber Merkezi / Uzmanlar, bu saldırıların Tahran’ın etkisini zayıflatmak yerine, bazı alanlarda güçlendirebileceğini öne sürüyor.

28 Şubat’ta başlayan operasyonlarla İran’ın askeri ve stratejik altyapısı hedef alındı. Sivil ve askeri noktaların zarar gördüğü saldırılar, yüksek hasara yol açtı. Ancak Reuters’in analizine göre, saldırılar İran’ı zayıflatmak yerine daha dirençli hale getirebilir ve bölgedeki etkisini artırabilir. Uzmanlar, İran’ın mevcut kapasitesinin beklenenden daha güçlü olduğunu ve hava savunma sistemlerinin kırılgan olmasına rağmen direnç göstermeye devam ettiğini belirtiyor.

Tahran yalnız değil. Lübnan’daki Hizbullah, Yemen’deki Husi grubu ve Irak’taki İran bağlantılı milisler, çatışmanın genişlemesine katkı sağlayan aktörler arasında. Örneğin Husiler’in İsrail’e yönelik saldırıları, savaşın coğrafi sınırlarının ötesine taşındığını gösteriyor. Bu durum, İran’ın bölgesel bir aktör olarak etkisini proxy yapılar üzerinden sürdürebileceğini ortaya koyuyor.

Bölgede yaşanan çatışmalar, küresel ekonomiyi de sarstı. Petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki dalgalanmalar, Hürmüz Boğazı’ndaki güvenlik riskleri, enerji arzındaki istikrarsızlık İran’a stratejik avantaj sağlayabilir. Avrupa ve diğer dünya ülkeleri, çatışmanın etkilerini göz önünde bulundurarak yeni diplomatik ve ekonomik stratejiler geliştiriyor.

Saldırılar İran halkı üzerinde derin etkiler bıraksa da, rejimin beklenenden daha dayanıklı olduğu yorumları öne çıkıyor. Uluslararası analizler, bu gerilimin içte birlik ve direniş söylemini güçlendirebileceğini ve İran’ın bölgesel stratejik pozisyonunu sağlamlaştırabileceğini belirtiyor.

ABD ve İsrail’in operasyonları, kısa vadede İran’ın bazı altyapılarını hedef alsa da, uluslararası analizler çatışmanın İran’ı tamamen zayıflatmak yerine, bölgesel güç dengelerini yeniden şekillendirme sürecine dönüştüğünü gösteriyor. Uzmanlar, Tahran’ın direncinin, bölgesel müttefiklerinin desteğinin ve küresel ekonomik ve diplomatik dalgalanmaların, İran’ın etkisini artırabileceğini öne çıkarıyor.

Bu gelişmeler, Orta Doğu’daki çatışmaların artık sadece bölgesel değil, küresel yansımaları olan bir güç mücadelesine dönüştüğünü işaret ediyor.

Paylaşın

Sodyum Lauril Sülfat (SLS) Ve Bilmeniz Gereken Üç Olası Yan Etkisi

Sodyum Lauril Sülfat (SLS), diş macunlarından şampuanlara, sabunlardan temizlik ürünlerine kadar hayatımızın birçok alanında karşımıza çıkan kimyasal bir bileşendir.

Haber Merkezi / Çoğu insan için güvenli olsa da, bazı durumlarda cilt, ağız veya gözlerde tahrişe yol açabilir. İşte dikkat etmeniz gereken üç olası yan etki:

1. Cilt Tahrişi

SLS, birçok temizlik ve kişisel bakım ürününde bulunur. Düşük konsantrasyonlarda genellikle güvenli olsa da, yüksek konsantrasyon veya uzun süreli maruziyet bazı kişilerde cilt tahrişine neden olabilir.

Belirtiler ve dikkat edilmesi gerekenler:

Kızarıklık, kuruluk, pullanma, kaşıntı ve soyulma
Hassas ciltler, rozasea veya sedef hastalığı olanlar daha risklidir
Yüksek konsantrasyon (Yüzde 2’nin üstü) cilt tahrişini artırabilir

2. Ağız Tahrişi

SLS, diş macunlarında köpürme etkisini sağlayan bileşendir. Bazı kişilerde ağız içi ve diş etlerinde tahrişe yol açabilir.

Bilmeniz gerekenler:

SLS, ağızdaki koruyucu mukoza zarını inceltebilir ve diş etlerinde tahrişe sebep olabilir
Ağız yaralarının iyileşmesini yavaşlatabilir
Sık sık aft oluşan kişiler, SLS içermeyen diş macunlarını tercih etmelidir

3. Göz Tahrişi

Yüksek SLS konsantrasyonları gözleri tahriş edebilir, ancak çoğu tüketici ürününde bu seviyeler genellikle güvenlidir.

Önemli noktalar:

Yüzde 0,1’in altındaki SLS seviyeleri genellikle tahriş yaratmaz
Çok yüksek konsantrasyonlar göz hasarı, iyileşme gecikmesi ve katarakt gibi ciddi sorunlarla ilişkilendirilmiştir
Günlük ürünlerde bu kadar yüksek SLS seviyeleri nadirdir

SLS İçeren Yaygın Ürünler

Diş macunu, ağız gargarası, şampuan, saç kremi, banyo ürünleri
Tıraş kremi, makyaj temizleyici, fondöten, el sabunu, losyon ve kremler
Çamaşır ve bulaşık deterjanları, çok amaçlı temizlik ürünleri
Bazı ilaçlar, SLS sayesinde tablet hâline gelir ve çözünmeleri kolaylaşır

Kullanım önerisi: Ürün etiketlerini kontrol edin. Eğer SLS içeren bir ürün yan etkilere yol açıyorsa, kullanmayı bırakın ve bir sağlık uzmanına danışın.

Paylaşın

Müzik Zevki Tesadüf Değil: Zekâyla Bağlantılı Olabilir

Günlük hayatın vazgeçilmez bir parçası olan müzik, yalnızca bir eğlence aracı değil; aynı zamanda bireyin zihinsel yapısına dair dikkat çekici ipuçları da barındırıyor.

Haber Merkezi / Uluslararası araştırmalar, dinlenen müzik türleri ile bilişsel özellikler ve zekâ arasında dikkat çekici ilişkiler olabileceğini ortaya koyuyor.

İngiltere’de University of Cambridge ve University of Oxford araştırmacılarının yürüttüğü çalışmalarda, bireylerin müzik tercihleri ile kişilik özellikleri ve düşünme biçimleri arasında anlamlı bağlantılar tespit edildi. Araştırmalar, özellikle karmaşık yapıya sahip müzik türlerini tercih eden bireylerin analitik düşünme becerilerinin daha yüksek olabileceğini gösteriyor.

Caz, klasik müzik ve enstrümantal türler gibi çok katmanlı ve yapısal açıdan zengin müzikleri dinleyen kişilerin, genellikle soyut düşünme ve problem çözme konularında daha başarılı olduğu ifade ediliyor. Buna karşılık, daha ritim odaklı ve tekrarlayan yapıya sahip popüler müzik türlerini tercih eden bireylerin ise sosyal yönlerinin daha güçlü olduğu ve duygusal tepkilerinin daha belirgin olduğu belirtiliyor.

Psikologlar, bu farklılıkların zekânın tek boyutlu bir kavram olmamasından kaynaklandığını vurguluyor. Analitik zekâ, duygusal zekâ ve yaratıcılık gibi farklı bileşenler, müzik tercihlerine farklı şekillerde yansıyabiliyor. Bu nedenle bir müzik türünü dinlemek, doğrudan “daha zeki” olmak anlamına gelmiyor; ancak bireyin bilişsel eğilimleri hakkında ipuçları sunabiliyor.

ABD’de Stanford University bünyesinde yapılan bir başka araştırma ise müziğin beyin üzerindeki etkisine odaklanıyor. Bu çalışmaya göre, karmaşık müzik yapıları beynin farklı bölgelerini aynı anda aktive ederek dikkat, hafıza ve analiz becerilerini uyarabiliyor.

Uzmanlar, müzik tercihlerinin aynı zamanda eğitim düzeyi, kültürel çevre ve kişisel deneyimlerle de şekillendiğini hatırlatıyor. Bu nedenle müzik ile zekâ arasındaki ilişki doğrudan bir neden-sonuç bağı olarak değil, çok boyutlu bir etkileşim olarak değerlendiriliyor.

Sonuç olarak bilimsel veriler, çalma listelerimizin yalnızca zevklerimizi değil; düşünme biçimimizi, duygusal yapımızı ve bilişsel eğilimlerimizi de yansıttığını ortaya koyuyor. Kısacası, kulaklığınızdan yükselen melodiler, zihninizin nasıl çalıştığına dair sandığınızdan çok daha fazla şey söylüyor.

Paylaşın

Otomotiv Satışları Çakıldı

Türkiye otomobil ve hafif ticari araç pazarı, 2026 yılının ilk çeyreğinde sınırlı daralma sinyalleri verirken, özellikle mart ayında yaşanan gerileme dikkat çekti.

Haber Merkezi / Yılın Ocak-Mart döneminde toplam pazar, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 3,94 küçülerek 265 bin 398 adet olarak gerçekleşti.

Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği (ODMD), Mart 2026’ya ilişkin otomobil ve hafif ticari araç satış verilerini açıkladı. Veriler, sektörde özellikle mart ayında belirgin bir daralmaya işaret etti.

Türkiye otomobil ve hafif ticari araç pazarı, 2026 yılının ilk çeyreğinde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 3,94 küçülerek 265 bin 398 adet olarak gerçekleşti. Bu dönemde otomobil satışları yüzde 5,86 düşüşle 210 bin 688 adede gerilerken, hafif ticari araç pazarı yüzde 4,23 artarak 54 bin 710 adet oldu.

Ancak mart ayında tablo daha da zayıfladı. Toplam otomobil ve hafif ticari araç pazarı, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 12,75 daralarak 101 bin 997 adet seviyesine indi. Otomobil satışları yüzde 13,04 azalışla 79 bin 857 adede gerilerken, hafif ticari araç satışları da yüzde 11,69 düşüşle 22 bin 140 adet oldu.

Buna karşın, mart ayı satışlarının uzun vadeli ortalamaların üzerinde kalması dikkat çekti. Toplam pazar, 10 yıllık mart ayı ortalamasına göre yüzde 23,8 artarken; otomobil pazarı yüzde 24,3, hafif ticari araç pazarı ise yüzde 22,2 büyüme kaydetti.

Segment bazında değerlendirildiğinde, otomobil pazarının yüzde 85’ini düşük vergi dilimindeki A, B ve C segmentleri oluşturdu. C segmenti 114 bin 588 adetle yüzde 54,4 pay alırken, B segmenti 64 bin 155 adetle yüzde 30,5 paya ulaştı.

Gövde tiplerinde SUV modeller açık ara öne çıktı. SUV otomobiller yüzde 62,8 pay ve 132 bin 380 adetle ilk sırada yer alırken, sedan araçlar yüzde 20,5, hatchback modeller ise yüzde 16,4 payla sıralandı.

Motor tipine göre benzinli otomobiller yüzde 42,1 payla liderliğini sürdürürken, hibrit araçlar yüzde 33 payla yükselişini sürdürdü. Elektrikli otomobiller yüzde 18,2 paya ulaşırken, dizel araçların payı yüzde 6,3’e kadar geriledi.

Şanzıman tercihlerinde otomatik vitesli araçlar pazara damga vurdu. Otomatik şanzımanlı otomobiller yüzde 97,3 pay alırken, manuel vitesli araçlar yüzde 2,7’de kaldı.

Hafif ticari araç tarafında ise van tipi araçlar yüzde 75,9 pay ve 41 bin 498 adetle en çok tercih edilen gövde tipi olurken, kamyonetler yüzde 9 payla ikinci sırada yer aldı.

Açıklanan veriler, yılın ilk çeyreğinde sınırlı bir daralma yaşansa da mart ayında talepte sert bir yavaşlama olduğunu ortaya koyarken, pazarın uzun vadeli ortalamaların üzerinde kalması sektörün dirençli yapısını koruduğunu gösterdi.

Paylaşın

Son Anket: CHP İle AK Parti Arasındaki Puan Farkı 4,21

Son seçim anketine göre; CHP, AK Parti’nin 4,21 puan önünde. Ankete katılan katılımcıların, yüzde 33,37’si CHP’ye, yüzde 29,16’sı ise AK Parti’ye oy verebileceklerini belirtti.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) erken seçim çağrılarını sürdürürken araştırma ve anket sonuçları açıklanmaya devam ediyor.

Seçmen eğilimlerini ölçmek amacıyla düzenli araştırmalar yapan Gündemar Araştırma ve Danışmanlık, Mart 2026’ya ait “Milletvekili Seçimi” anket sonuçlarını kamuoyuyla paylaştı.

23-26 Mart 2026 tarihleri arasında Türkiye genelinde 2 bin 200 katılımcıyla gerçekleştirilen araştırmada, CATI (Bilgisayar Destekli Telefon Görüşmesi) ve CAWI (Bilgisayar Destekli Web Anketi) yöntemleri kullanıldı. Katılımcılara, “Bu pazar milletvekili seçimi olsa hangi siyasi partiye oy verirsiniz?” sorusu yöneltildi.

Araştırmada kararsız seçmenler, “fikrim yok” diyenler ve protesto oyları dağıtıldıktan sonra ortaya çıkan sonuçlar ve Şubat 2026’ya göre değişimler şöyle oldu:

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP): Yüzde 33,37 (+0,65 puan)
Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti): Yüzde 29,16 (-0,69 puan)
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti): Yüzde 7,94 (-0,89 puan)
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP): Yüzde 6,30 (+0,99 puan)
İYİ Parti: Yüzde 5,49 (+0,95 puan)
Zafer Partisi: Yüzde 5,47 (-0,03 puan)
Anahtar Parti: Yüzde 4,74 (-0,66 puan)
Yeniden Refah Partisi (YRP): Yüzde 3,43 (-0,67 puan)
Diğer Partiler: Yüzde 2,82 (+0,08 puan)
Türkiye İşçi Partisi (TİP): Yüzde 1,28 (+0,27 puan)

Sonuçlara göre Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), oy oranını artırarak yüzde 33,37 ile ilk sıradaki yerini korudu. Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) ise oy kaybı yaşayarak yüzde 29,16’ya geriledi. Böylece iki parti arasındaki fark 4 puanın üzerine çıktı.

Mart ayında Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ve İYİ Parti’nin oy oranlarında dikkat çekici artışlar görülürken, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti)’nde düşüş eğilimi sürdü. Zafer Partisi sınırlı bir gerileme yaşarken, Anahtar Parti ve Yeniden Refah Partisi (YRP)’de düşüş öne çıktı. Diğer partiler ve Türkiye İşçi Partisi (TİP) ise sınırlı da olsa artış kaydetti.

Paylaşın

Kayıp Zamanın İzinde: Belleğin Sarsılmaz Gücü

Marcel Proust’un Kayıp Zamanın İzinde’si (À la recherche du temps perdu), belleğin derinliklerinde kaybolan anıları ve zamanın akışını ustalıkla keşfeden modern edebiyatın başyapıtıdır.

Haber Merkezi / Kayıp Zamanın İzinde, sadece modern edebiyatın mihenk taşlarından biri değil, zamanın, belleğin ve insan bilincinin öyküsünü tüm ihtişamıyla yazıya döken dev bir düşünce yapıttır.

20. yüzyılın ilk çeyreğinde yayımlanmaya başlayan bu roman, modern anlatı geleneklerini kökten dönüştürmüş ve edebiyatta yeni bir ufuk açmıştır. Okuyucusuna sadece bir hikâye anlatmakla kalmaz; bizi kendi geçmişimizle, bugünkü benliğimizle ve zamanın akışıyla yüzleşmeye çağırır.

Proust’un romanında zaman, klasik anlamıyla bir çizginin ilerlemesi değildir; o, hafızanın derinliklerinde yavaşça ortaya çıkan bir yapboz gibidir. Ana anlatıcı, bir madeleine bisküvisini çaya batırıp tattığında çağrışımlarla geçmişe, çocukluk anılarına döner. İşte bu sıradan an, belleğin “istem dışı hatırlama” denen o şaşırtıcı gücünü açığa çıkarır; geçmişin parçaları önceden fark etmediğimiz şekillerde şimdi ile birleşir.

Okurun zihninde roman, yüzlerce karakter ve olayın peşi sıra dizildiği bir sosyal panorama gibi de işlev görür. Paris’in yüksek sosyetesinden Combray’ın kasvetli sokaklarına kadar uzanan geniş bir evren, aşkı, kıskançlığı, dostluğu ve sanat tutkusunu anlatır. Ancak Proust’un esas marifeti, bu toplumsal manzarayı birer yüzeysel gözlem olmaktan çıkarıp insan bilincinin en ince kıvrımlarına dek indirgeyebilmesidir.

Okuması sabır ve dikkat isteyen bu devasa eser, okuyucusunu sadece bir olay örgüsü takip etmeye değil, düşünmeye davet eder. Birçok okur için Proust’un cümleleri bazen bu kadar uzun ve karmaşık olduğundan ilk bakışta zorlayıcıdır; ama bu yoğun anlatım, romandaki en küçük duygusal tecrübeyi bile bir içsel evrene dönüştürür. Zamanla, romanın çizgisel değil, döngüsel bir hafıza mimarisi kurduğunu fark edersiniz — bugün ile geçmiş, unutulmuş duygularla sürekli karşılaşır.

Bu eser, modern romanın sınırlarını zorlamış olmasının yanı sıra, insan yaşamının en temel sorularıyla yüzleşir: Kim olduğumuz, hangi anılar bizi biz yapar ve zamanın akışı içinde kendimizi nasıl yeniden kurarız? Proust’un romanı bize, zamanın geçmişte kaybolmuş bir şey olmadığını, tam tersine bilinçaltımızın en derin köşelerinde hâlâ yaşayan bir yapı olduğunu gösterir.

Bugün Kayıp Zamanın İzinde, dünya edebiyatının en derin ve en çok okunan eserlerinden biri olmaya devam ediyor. Okuyuculara zor ama ödüllendirici bir okuma deneyimi sunan bu roman, sadece bir anlatı değil; yaşamın, belleğin ve insan varoluşunun bizzat kendisi üzerine bir meditasyondur.

Modern edebiyatın bu başyapıtı, geleceğe dair bakışımızı değiştiren bir aynadır; okudukça kendi geçmişimiz ve bugünümüzle yüzleşmemizi sağlar — tıpkı Proust’un anlatıcısının zaman içinde yaptığı gibi.

Paylaşın

Kredi Bağımlılığı Çağı

Modern yaşam, kredi ve borçla şekillenen bir tüketim çılgınlığına dönüştü. Bireyler harcamalarını gelirleriyle değil, borçlanarak finanse ediyor ve finansal bağımlılığın içinde kayboluyor.

Haber Merkezi / Dünya genelinde kredi kartı kullanımının hızla yaygınlaşmasıyla birlikte tüketim alışkanlıkları da dramatik biçimde değişiyor. Tüketim çılgınlığı artık sadece ekonomik bir olgu değil, sosyal bir problem hâline gelmiş durumda.

Gelişmiş ekonomilerde kredi artık sıradan bir ödeme aracı değil, yaşam tarzının bir parçası olarak kabul ediliyor. Haneler, alışverişlerini sadece gelirleriyle değil, kredi olanaklarıyla finanse ediyor. Kredi kartları ve tüketici kredileri, modern yaşamın “zorunlu ihtiyaçları” gibi sunuluyor ve bireyler borçla harcama yapmayı normal karşılamaya başlıyor.

Sosyolojik araştırmalar, kredi kullanımının bazı durumlarda bir bağımlılık nesnesi hâline geldiğini gösteriyor. Reklamlar ve pazarlama stratejileri, krediyi sadece satın alma gücü değil, bir “yaşam standardı aracı” olarak konumlandırıyor. Bu da tüketicilerin daha fazla harcama yapmasına ve borç sarmalına girmesine yol açıyor.

Kompulsif satın alma davranışları ve kredi bağımlılığı, bireylerde stres ve kaygıyı artırıyor. Borç yükü, yalnızca finansal geleceği değil, psikolojik sağlığı da tehdit ediyor. İnsanlar, krediyle yaşamı bir norm hâline getirirken, uzun vadede hem ekonomik hem de ruhsal kırılganlık yaşıyor.

Özellikle gençler, kredi kullanımını yetişkinliğe geçişin bir parçası olarak görüyor. Ancak erken yaşta borçlanma, uzun vadede bireyleri riskli finansal davranışlara itiyor ve gelecekte ekonomik kırılganlığı artırıyor.

Tüketim çılgınlığı ve kredi bağımlılığı, yalnızca bireysel tercihlerin değil, modern toplumun kültürel bir yansıması. Finansal okuryazarlığın artırılması ve borçlanmaya dayalı yaşam biçimlerinin sorgulanması, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde kritik bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor.

Paylaşın

Prambanan: Bin Yıllık Taş Miras

Endonezya’nın Java adasında, tarihin sessiz anıtları arasında yükselen Prambanan Tapınak Kompleksi, binlerce yıllık kültürel mirasın yaşayan bir simgesi olarak ziyaretçilerini büyülüyor.

Haber Merkezi / UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne 1991’de dahil edilen bu muazzam tapınak kompleksi, Güneydoğu Asya’nın en etkileyici Hindu mimari eserlerinden biri olarak kabul ediliyor.

Prambanan’ın kökeni 9. yüzyıla uzanıyor. Sanjaya Hanedanı döneminde inşa edilen bu kutsal alan, Hindu tanrıları Trimurti — Brahma, Vishnu ve Shiva — için oluşturulan tapınaklardan oluşuyor.

Kompleksin ortasında yer alan 47 metrelik ana tapınak, Shiva’ya adanmış kutsal bir mabed olarak göğe uzanırken, etrafında Brahma ve Vishnu’ya adanan daha küçük yapılar yer alıyor.

Prambanan’ın mimarisi, Hindu kozmolojisini simgeleyen bir mandala planı üzerine kurulmuş. Mekânın dış bölgesinde yüzlerce küçük “pervara” tapınağı yer alıyordu; bunların çoğu zaman içinde hasar görmüş olsa da, kalan taşlar hâlâ ziyaretçilere antik dönemin ihtişamını hatırlatıyor.

Tarihin acımasızlığı ve doğanın gücü, Prambanan üzerinde derin izler bırakmış durumda. Zaman içinde büyük ölçüde harap olan kompleks, 17. yüzyıla kadar unutulmuştu.

Hollandalı arkeologların 19. yüzyıldaki yeniden keşfi ve 20. yüzyılda başlayan kapsamlı restorasyon çalışmaları, bu mirasın yeniden ayağa kalkmasını sağladı. Ana tapınaklar 1950’lerden 1990’lara kadar süren restorasyon sürecinde onarıldı ve bugün ziyaretçilerin hayranlığını topluyor.

Bugün Prambanan hâlen restorasyon çalışmalarının sürdüğü bir açık hava müzesi konumunda. Özellikle çevredeki “pervara” yapılarının taş parçaları dikkatli şekilde belgelendirilmeyi bekliyor.

Endonezya ile Hindistan’ın kültürel miras koruma ekipleri arasındaki uluslararası iş birliği, bu taşların ait oldukları tapınaklara yeniden yerleştirilmesini hedefliyor ve bölgede korunma çalışmalarını güçlendiriyor.

Prambanan sadece tarih ve mimarinin buluştuğu bir alan değil; aynı zamanda antik Hindu ritüelleri ve çağdaş kültürel etkinliklere de ev sahipliği yapıyor. Her yıl binlerce ziyaretçi, bu taş duvarlar arasında gezerek hem geçmişin sesini duyuyor hem de bu eşsiz kompleksin evrensel değerine tanıklık ediyor.

Sonuç olarak, Prambanan Tapınak Kompleksi, Endonezya’nın kültürel mirasının en parlak taş yazıtlarından biri olarak yalnızca geçmişe değil, geleceğe de ışık tutuyor.

Paylaşın

İTO Duyurdu: İstanbul’un Enflasyonu Yüzde 37,68

Verilere göre, İstanbul Tüketici Fiyat Endeksi martta aylık bazda yüzde 2,97 yükseldi. Yıllık bazda bakıldığında ise fiyat artışının yüzde 37,68 olduğu görüldü.

Haber Merkezi / İstanbul Ticaret Odası (İTO), 2026 Mart Ücretliler Geçinme İndeksi ve Toptan Eşya Fiyatları İndeksi verilerini açıkladı.

Verilere göre, İstanbul Tüketici Fiyat Endeksi martta aylık bazda yüzde 2,97 yükseldi. Yıllık bazda bakıldığında ise fiyat artışının yüzde 37,68 olduğu görüldü. Böylece İstanbul’da enflasyonun yüksek seyrini koruduğu dikkat çekti.

Verilere göre, 2026 yılının başından itibaren fiyatlardaki toplam artış yüzde 11,81 olarak hesaplandı. On iki aylık ortalamalara göre artış ise yüzde 40,44 seviyesinde gerçekleşti.

Mart ayında en yüksek fiyat artışı yüzde 5,14 ile ulaştırma grubunda yaşandı. Ulaştırmayı;

Sağlık (Yüzde 4,72)
Alkollü içecekler ve tütün (Yüzde 4,59)
Ev eşyası (Yüzde 2,94)
Haberleşme (Yüzde 2,92)
Gıda ve alkolsüz içecekler ile eğlence-kültür (Yüzde 2,89)

izledi.

Diğer harcama gruplarında ise artışlar daha sınırlı kaldı. Konut harcamaları yüzde 2,16, lokanta ve oteller yüzde 1,42, giyim ve ayakkabı yüzde 1,26 ve eğitim yüzde 0,70 oranında yükseldi.

Fiyatlardaki yükselişte özellikle ulaştırma grubunda akaryakıt fiyatlarındaki artış etkili oldu. Gıda fiyatlarında mevsimsel koşullar, sağlıkta kamu kaynaklı düzenlemeler ve diğer kalemlerde piyasa dinamikleri belirleyici rol oynadı.

Yıllık bazda en yüksek fiyat artışı yüzde 67,30 ile eğitim grubunda kaydedildi.

Konut: Yüzde 60,38
Sağlık: Yüzde 39,53
Gıda ve alkolsüz içecekler: Yüzde 37,86

oranında artış gösterdi.

Paylaşın

ABD Başkanı Donald Trump’tan NATO’ya Yönelik Sert Eleştiriler

ABD Başkanı Donald Trump, NATO’ya yönelik sert eleştirilerde bulunarak ülkesinin ittifaktan çekilme ihtimalini gündeme getirdi. İngiliz basınına verdiği röportajda Trump, ABD’nin NATO üyeliğini “ciddi şekilde değerlendirdiğini” belirtti.

Trump, özellikle İran’a yönelik askeri süreçte NATO müttefiklerinin yeterli destek vermediğini savunarak, ittifakı “kağıttan kaplan” olarak nitelendirdi. Bu çıkış, Washington ile Avrupa başkentleri arasında zaten gerilimli olan ilişkileri daha da tırmandırdı.

ABD yönetiminden gelen açıklamalar da bu söylemi destekler nitelikte. Pentagon cephesinden yapılan değerlendirmelerde, NATO’nun kolektif savunma ilkesine bağlılığın nihai olarak başkanın kararına bağlı olduğu vurgulandı. Bu durum, ittifakın geleceğine dair soru işaretlerini artırdı.

Trump’ın açıklamalarının arka planında, ABD’nin İran merkezli askeri politikalarına Avrupa ülkelerinin mesafeli yaklaşımı yer alıyor. Bazı NATO üyelerinin ABD’ye askeri ve lojistik destek vermemesi, Washington yönetiminin ittifaka yönelik eleştirilerini sertleştirdi.

Avrupa Birliği ve NATO çevreleri ise transatlantik bağların önemine vurgu yaparak, ittifakın güvenlik açısından vazgeçilmez olduğunu savunuyor. Uzmanlara göre, ABD’nin olası bir çekilme kararı yalnızca NATO’yu değil, küresel güvenlik mimarisini de derinden etkileyebilir.

Öte yandan ABD’nin NATO’dan tamamen çekilmesi, yalnızca siyasi bir karar değil, aynı zamanda hukuki bir süreç gerektiriyor. Mevcut yasal düzenlemelere göre, böyle bir adım için Kongre onayı gerekiyor ve bu durum süreci karmaşık hâle getiriyor.

Buna rağmen analistler, ABD’nin ittifak içindeki rolünü fiilen azaltmasının bile NATO’nun caydırıcılığı üzerinde ciddi etkiler yaratabileceğine dikkat çekiyor.

Trump’ın çıkışı, uluslararası kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Avrupa liderleri, NATO’nun zayıflatılmasının Rusya gibi aktörler karşısında risk yaratabileceğini dile getirirken, bazı değerlendirmelerde bu adımın Batı ittifakında tarihi bir kırılmaya yol açabileceği ifade ediliyor.

Uzmanlara göre, tartışma yalnızca NATO’nun geleceğiyle sınırlı değil; aynı zamanda ABD’nin küresel liderlik rolü ve çok taraflı güvenlik sistemlerinin geleceği açısından da kritik bir döneme işaret ediyor.

Paylaşın