Depresyon Yaşlılarda Alzheimer Riskini Beşe Katlıyor

Çin’de yürütülen kapsamlı bir araştırma, yaşlı yetişkinlerde depresyon ile demans türleri arasındaki güçlü bağlantıyı ortaya koydu. Bulgulara göre depresyon, özellikle Alzheimer hastalığı riskini dramatik biçimde artırıyor.

Haber Merkezi / Psychiatry Research dergisinde yayımlanan çalışmada, depresyon tanısı konmuş bireylerin Alzheimer hastalığına yakalanma riskinin, depresyonu olmayan yaşıtlarına kıyasla neredeyse 5 kat daha yüksek olduğu belirlendi. Aynı bireylerde vasküler demans riski ise yaklaşık 1,9 kat arttı.

Demans; hafıza, düşünme ve günlük işlevlerde gerilemeye yol açan nörobilişsel hastalıkların genel adı olarak biliniyor. Yaş ilerledikçe risk artsa da uzmanlar, bunun yaşlanmanın doğal bir sonucu olmadığını vurguluyor. Hastalık; beyin hücrelerinde hasar, damar sorunları ya da anormal protein birikimi gibi nedenlerle ortaya çıkıyor.

Araştırma, Çin’in Yichang kentinde 2015–2023 yılları arasındaki sağlık kayıtlarının incelenmesiyle gerçekleştirildi. Çalışmada, başlangıçta demans tanısı bulunmayan 50 yaş üzeri bireyler ele alındı. Depresyon tanısı olan 4.341 kişi, benzer yaş ve cinsiyetteki 43.214 kişiyle karşılaştırıldı.

Yaklaşık 3,6 yıllık takip süresinde 1.493 kişide demans gelişti. Bulgular, depresyonu olan bireylerin herhangi bir demans türüne yakalanma riskinin 2,2 kat daha fazla olduğunu ortaya koydu. Ancak en çarpıcı artış Alzheimer hastalığında görüldü.

Araştırmanın dikkat çeken bir diğer sonucu ise depresyon ile Alzheimer arasındaki “U şeklinde” zaman ilişkisi oldu. Alzheimer riski, depresyon tanısından sonraki ilk iki yıl içinde ve ardından 6 ila 8 yıl sonra yeniden zirve yaptı.

Uzmanlara göre bu durum iki farklı sürece işaret ediyor: Geç yaşta ortaya çıkan kısa süreli depresyon, henüz teşhis edilmemiş Alzheimer’ın erken bir belirtisi olabilir. Buna karşılık, uzun süreli depresyon ise kronik stres ve bağışıklık sistemi üzerindeki etkileri yoluyla doğrudan beyin hasarına katkıda bulunarak hastalık riskini artırıyor.

Araştırmacılar, bu modelin özellikle Alzheimer için geçerli olduğunu, vasküler demans riskinin ise daha çok uzun süreli depresyonla ilişkili olduğunu belirtiyor.

Bilim insanları, elde edilen bulguların yaşlı bireylerde depresyonun ciddiye alınması gerektiğini bir kez daha gösterdiğini vurguluyor. Bununla birlikte çalışmanın tek bir şehirden elde edilen verilerle sınırlı olması ve yaşam tarzı faktörlerine dair bilgilerin eksikliği, sonuçların genellenebilirliğini kısmen sınırlıyor.

Yine de araştırma, depresyonun yalnızca ruh sağlığıyla sınırlı bir sorun olmadığını; aynı zamanda ilerleyen yaşlarda ciddi nörolojik hastalıkların habercisi ya da tetikleyicisi olabileceğini güçlü biçimde ortaya koyuyor.

Paylaşın

Koenzim Q10 (CoQ10) İle Sağlığınızı Güçlendirin

Koenzim Q10 (CoQ10), hücrelerinizin enerji üretimine destek olan ve sağlık üzerinde birçok faydası bulunan doğal bir bileşendir. Kalp sağlığını güçlendirmekten migren ataklarını azaltmaya kadar pek çok etkisi bilimsel çalışmalarla gösterilmiştir.

Haber Merkezi / İşte CoQ10’un öne çıkan 5 faydası:

Kalp Sağlığını Destekler: CoQ10, kalp sağlığı üzerinde olumlu etkiler gösterebilir. Araştırmalar, takviye alan kişilerde inflamasyon belirteci yüksek duyarlılıklı C-reaktif proteinin azaldığını ve kalp hasarına karşı koruyucu rol oynadığını göstermektedir. Özellikle bazı kemoterapi ilaçlarının neden olabileceği kalp hasarını önlemeye yardımcı olabilir.

Migren Ataklarını Hafifletebilir: CoQ10 takviyesi alan migren hastaları, baş ağrısı ataklarının süresinde ve sıklığında belirgin bir azalma yaşamıştır. Baş ağrısının şiddeti değişmese de, yaşam kalitesi ciddi şekilde iyileşir.

Fibromiyalji Belirtilerini Azaltabilir: Fibromiyalji, yaygın ağrı, yorgunluk ve uyku problemleri ile karakterizedir. CoQ10, ağrıyı %24–37 oranında azaltabilir ve yorgunluk, depresyon ve anksiyete gibi belirtileri hafifletebilir, böylece günlük yaşam kalitesini artırır.

Ereksiyon Sorununa Destek Olabilir: Hafif ereksiyon bozukluğu yaşayan kişilerde yapılan araştırmalar, günde 200 mg CoQ10 takviyesi ile bazı erkeklerde iyileşme sağlandığını göstermektedir. Orta ve şiddetli vakalarda etkisi sınırlıdır.

Diyabet Yönetimine Yardımcı Olabilir: CoQ10, kan şekeri ve insülin seviyelerini kontrol altında tutarak tip 2 diyabetli bireylerde glikoz ve kolesterol değerlerini iyileştirebilir. Açlık glikoz ve insülin seviyelerini düşürmeye ve HbA1C’yi azaltmaya yardımcı olduğu görülmüştür.

CoQ10 Kullanımı ve Dozaj

Takviyeler tablet, kapsül, yumuşak jel veya sıvı formda bulunur.
Doz, hedeflenen sağlık faydasına göre değişir; kalp sağlığı için 100–400 mg, nörodejeneratif hastalıklar için 600–3000 mg arasında olabilir.
Kullanım öncesi sağlık geçmişinizi ve mevcut ilaçlarınızı göz önünde bulundurarak bir uzmana danışın.

Güvenlik ve Olası Yan Etkiler

CoQ10 genellikle güvenli kabul edilir, ancak hamile ve emziren kişiler için önerilmez.
Hafif yan etkiler: uykusuzluk, mide rahatsızlığı, bulantı, kusma, ishal
Nadir yan etkiler: baş dönmesi, tükenmişlik, baş ağrısı, göğüste yanma, ışığa duyarlılık
Yüksek dozlarda bile (1200 mg/gün) toksisite riski düşüktür.

Potansiyel İlaç Etkileşimleri

İnsülin ve diyabet ilaçları
Bazı kemoterapi ilaçları
Kan sulandırıcılar (örn. varfarin)

Yeni bir takviye kullanmadan önce ilaçlarınızı ve sağlık durumunuzu uzmanla paylaşmanız önemlidir.

Paylaşın

Sanatın Ardındaki DNA Sırrı

Bir şarkı dinlerken, çarpıcı bir tabloya bakarken ya da etkileyici bir şiir okurken hissettiğiniz ürperme hissi sadece ruhunuzla ilgili değil, genlerinizle de bağlantılı olabilir.

Haber Merkezi / Yeni bir araştırma, insanların sanattan aldıkları yoğun fiziksel ve duygusal tepkilerin kısmen biyolojik bir temele dayandığını ortaya koyuyor. Bulgular, PLOS Genetics dergisinde yayımlandı.

Yüzyıllardır düşünürler ve yazarlar, sanatın yaratabileceği yoğun tepkileri tanımlamıştır. Charles Darwin, büyük bir koro dinlerken titrediğini kaydetmiş, diğerleri ise bir deha eserinin işareti olarak karıncalanma hissini tanımlamıştır. Bilimsel olarak ise bu tepkiler “estetik ürperti” olarak adlandırılır ve beynin ödül merkezlerini aktive eden güçlü bir duygu dalgasından kaynaklanır.

Araştırmayı yöneten Giacomo Bignardi ve ekibi, Hollanda’daki Lifelines projesi kapsamında 15.000’den fazla yetişkinin anket verilerini ve genetik bilgilerini inceledi. Katılımcılar, müzik, görsel sanatlar ve şiirle tetiklenen ürperme deneyimlerini bildirdi; araştırmacılar da bu verileri DNA’daki yaygın varyasyonlarla karşılaştırdı.

Sonuçlar çarpıcıydı: İnsanların ürperme sıklığındaki farklılıkların yaklaşık %29’u aile bağlarıyla ilişkiliydi ve genetik varyasyonlar bu etkinin dörtte birini açıklıyordu. Yani genler, bir kişinin sanattan etkilenme düzeyinde doğrudan rol oynuyor. Ayrıca, müzikle tetiklenen tepkilerin genetik kökenleri, görsel sanatlar ve şiirle tetiklenenlerle kısmen örtüşüyor; bu da bazı biyolojik mekanizmaların farklı sanat biçimlerinde benzer etkiler yaratabileceğini gösteriyor.

Araştırma, aynı zamanda kişilik faktörlerinin de etkili olduğunu ortaya koydu. Hayal gücü yüksek ve sanata ilgi duyan bireylerin, müzik veya sanat eserleri karşısında ürperme yaşama olasılıklarının daha yüksek olduğu görüldü. Bu durum, biyolojik yatkınlığın kültürel deneyimle birleşerek fiziksel tepkileri şekillendirdiğini gösteriyor.

Bilim insanları, elde ettikleri bulguların, sanattan alınan fiziksel tepkilerin nedenlerini anlamak için önemli bir adım olduğunu vurguluyor. Ancak araştırma, yalnızca Avrupa kökenli katılımcılarla sınırlı ve tamamen öznel bildirimlere dayandığı için, farklı kültürler ve genetik profiller üzerinde yapılacak çalışmalarla daha kapsamlı sonuçlar elde edilmesi gerekiyor.

Sonuç olarak, sevdiğiniz bir şarkının veya etkileyici bir resmin sizi neden tüylerinizin diken diken olduğu hissine sürüklediği artık daha anlaşılır: Bir parça DNA’nız, beyniniz ve duygularınız, estetik deneyimlerle iç içe geçmiş durumda.

Paylaşın

Dermaplaning: Pürüzsüz Ve Parlak Bir Cilde Giden Minimal Dokunuş

Dermaplaning, cildinizin parlaklığını ve pürüzsüzlüğünü ortaya çıkaran, güvenli ve etkili bir yöntemdir. Düzenli uygulandığında, cildinizin doğal ışıltısını geri kazandırır ve bakım rutininizin etkisini artırır.

Haber Merkezi / Cildinizin ışıldamasını istiyorsanız, dermaplaning modern cilt bakımının en popüler yöntemlerinden biri. Küçük bir bıçakla yapılan bu nazik işlem, ölü deri hücrelerini ve ince tüyleri temizleyerek cildin doğal parlaklığını ortaya çıkarır.

Dermaplaning’in Cildinize Faydaları

Pürüzsüz ve Aydınlık Cilt: Ölü deri hücreleri, cildin mat ve pürüzlü görünmesine yol açar. Dermaplaning bu hücreleri nazikçe temizleyerek cildinizi daha taze ve ışıldayan bir hâle getirir.

Koyu Lekeler ve Renk Eşitsizlikleri: Yaşlanma, akne veya melazma kaynaklı koyu lekeler, dermaplaning sayesinde hafifler. İşlem, melanin dağılımını eşitleyerek daha dengeli bir cilt tonu sağlar.

İnce Tüyleri Temizler: Yüzünüzdeki “şeftali tüylerini” almak, makyajın daha düzgün uygulanmasını sağlar ve cildin daha pürüzsüz görünmesine yardımcı olur.

İnce Çizgiler ve Akne İzleri: Düzenli dermaplaning, ölü hücrelerin hızla temizlenmesini ve yeni hücrelerin yüzeye çıkmasını destekler. Bu, cildi dolgunlaştırır, ince çizgileri ve akne izlerini azaltır.

Cilt Bakım Ürünlerinin Etkisini Artırır: Ölü deri, kremlerin ve serumların cilde nüfuz etmesini engeller. Dermaplaning, ürünlerin daha derinlemesine emilmesini sağlayarak maksimum etki elde etmenize yardımcı olur.

Kimler İçin Uygun?

Dermaplaning, hassas, kuru veya akne izli ciltler için nazik ve etkili bir seçenektir. Ancak aktif akne, açık yaralar, cilt kanseri veya uçuk gibi durumlarda işlemden kaçınılmalıdır. Son altı ayda isotretinoin kullanmış kişiler de risk nedeniyle dermaplaning yaptırmamalıdır.

İşlem Sırasında ve Sonrasında Ne Beklemelisiniz?

İşlem genellikle 10-60 dakika sürer.
Dermatolog veya estetik uzmanı, yüzünüzdeki ölü hücreleri ve tüyleri nazikçe temizler.
Hafif bir kızarıklık, pembe ton veya şişlik birkaç gün içinde geçer.
Cilt yaklaşık bir hafta boyunca güneşe karşı hassastır; SPF 30+ güneş kremi şarttır.

İşlem Sonrası Bakım Önerileri

Nazik bir temizleyiciyle cildi temizleyin ve nemlendirin.
Retinol veya sert ürünlerden birkaç gün kaçının.
Güneş kremi ve gerektiğinde şapka veya gölge ile cildi koruyun.

Paylaşın

ABD Ve İsrail’in İran Saldırıları: Tahran’ın Bölgesel Etkisini Güçlendirebilir Mi?

Orta Doğu’da son haftalarda yaşanan ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri operasyonları, sadece iki ülke arasındaki çatışmayı değil, bölgesel güç dengeleri ve küresel jeopolitik etkiyi de gündeme taşıdı.

Haber Merkezi / Uzmanlar, bu saldırıların Tahran’ın etkisini zayıflatmak yerine, bazı alanlarda güçlendirebileceğini öne sürüyor.

28 Şubat’ta başlayan operasyonlarla İran’ın askeri ve stratejik altyapısı hedef alındı. Sivil ve askeri noktaların zarar gördüğü saldırılar, yüksek hasara yol açtı. Ancak Reuters’in analizine göre, saldırılar İran’ı zayıflatmak yerine daha dirençli hale getirebilir ve bölgedeki etkisini artırabilir. Uzmanlar, İran’ın mevcut kapasitesinin beklenenden daha güçlü olduğunu ve hava savunma sistemlerinin kırılgan olmasına rağmen direnç göstermeye devam ettiğini belirtiyor.

Tahran yalnız değil. Lübnan’daki Hizbullah, Yemen’deki Husi grubu ve Irak’taki İran bağlantılı milisler, çatışmanın genişlemesine katkı sağlayan aktörler arasında. Örneğin Husiler’in İsrail’e yönelik saldırıları, savaşın coğrafi sınırlarının ötesine taşındığını gösteriyor. Bu durum, İran’ın bölgesel bir aktör olarak etkisini proxy yapılar üzerinden sürdürebileceğini ortaya koyuyor.

Bölgede yaşanan çatışmalar, küresel ekonomiyi de sarstı. Petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki dalgalanmalar, Hürmüz Boğazı’ndaki güvenlik riskleri, enerji arzındaki istikrarsızlık İran’a stratejik avantaj sağlayabilir. Avrupa ve diğer dünya ülkeleri, çatışmanın etkilerini göz önünde bulundurarak yeni diplomatik ve ekonomik stratejiler geliştiriyor.

Saldırılar İran halkı üzerinde derin etkiler bıraksa da, rejimin beklenenden daha dayanıklı olduğu yorumları öne çıkıyor. Uluslararası analizler, bu gerilimin içte birlik ve direniş söylemini güçlendirebileceğini ve İran’ın bölgesel stratejik pozisyonunu sağlamlaştırabileceğini belirtiyor.

ABD ve İsrail’in operasyonları, kısa vadede İran’ın bazı altyapılarını hedef alsa da, uluslararası analizler çatışmanın İran’ı tamamen zayıflatmak yerine, bölgesel güç dengelerini yeniden şekillendirme sürecine dönüştüğünü gösteriyor. Uzmanlar, Tahran’ın direncinin, bölgesel müttefiklerinin desteğinin ve küresel ekonomik ve diplomatik dalgalanmaların, İran’ın etkisini artırabileceğini öne çıkarıyor.

Bu gelişmeler, Orta Doğu’daki çatışmaların artık sadece bölgesel değil, küresel yansımaları olan bir güç mücadelesine dönüştüğünü işaret ediyor.

Paylaşın

Sodyum Lauril Sülfat (SLS) Ve Bilmeniz Gereken Üç Olası Yan Etkisi

Sodyum Lauril Sülfat (SLS), diş macunlarından şampuanlara, sabunlardan temizlik ürünlerine kadar hayatımızın birçok alanında karşımıza çıkan kimyasal bir bileşendir.

Haber Merkezi / Çoğu insan için güvenli olsa da, bazı durumlarda cilt, ağız veya gözlerde tahrişe yol açabilir. İşte dikkat etmeniz gereken üç olası yan etki:

1. Cilt Tahrişi

SLS, birçok temizlik ve kişisel bakım ürününde bulunur. Düşük konsantrasyonlarda genellikle güvenli olsa da, yüksek konsantrasyon veya uzun süreli maruziyet bazı kişilerde cilt tahrişine neden olabilir.

Belirtiler ve dikkat edilmesi gerekenler:

Kızarıklık, kuruluk, pullanma, kaşıntı ve soyulma
Hassas ciltler, rozasea veya sedef hastalığı olanlar daha risklidir
Yüksek konsantrasyon (Yüzde 2’nin üstü) cilt tahrişini artırabilir

2. Ağız Tahrişi

SLS, diş macunlarında köpürme etkisini sağlayan bileşendir. Bazı kişilerde ağız içi ve diş etlerinde tahrişe yol açabilir.

Bilmeniz gerekenler:

SLS, ağızdaki koruyucu mukoza zarını inceltebilir ve diş etlerinde tahrişe sebep olabilir
Ağız yaralarının iyileşmesini yavaşlatabilir
Sık sık aft oluşan kişiler, SLS içermeyen diş macunlarını tercih etmelidir

3. Göz Tahrişi

Yüksek SLS konsantrasyonları gözleri tahriş edebilir, ancak çoğu tüketici ürününde bu seviyeler genellikle güvenlidir.

Önemli noktalar:

Yüzde 0,1’in altındaki SLS seviyeleri genellikle tahriş yaratmaz
Çok yüksek konsantrasyonlar göz hasarı, iyileşme gecikmesi ve katarakt gibi ciddi sorunlarla ilişkilendirilmiştir
Günlük ürünlerde bu kadar yüksek SLS seviyeleri nadirdir

SLS İçeren Yaygın Ürünler

Diş macunu, ağız gargarası, şampuan, saç kremi, banyo ürünleri
Tıraş kremi, makyaj temizleyici, fondöten, el sabunu, losyon ve kremler
Çamaşır ve bulaşık deterjanları, çok amaçlı temizlik ürünleri
Bazı ilaçlar, SLS sayesinde tablet hâline gelir ve çözünmeleri kolaylaşır

Kullanım önerisi: Ürün etiketlerini kontrol edin. Eğer SLS içeren bir ürün yan etkilere yol açıyorsa, kullanmayı bırakın ve bir sağlık uzmanına danışın.

Paylaşın

Müzik Zevki Tesadüf Değil: Zekâyla Bağlantılı Olabilir

Günlük hayatın vazgeçilmez bir parçası olan müzik, yalnızca bir eğlence aracı değil; aynı zamanda bireyin zihinsel yapısına dair dikkat çekici ipuçları da barındırıyor.

Haber Merkezi / Uluslararası araştırmalar, dinlenen müzik türleri ile bilişsel özellikler ve zekâ arasında dikkat çekici ilişkiler olabileceğini ortaya koyuyor.

İngiltere’de University of Cambridge ve University of Oxford araştırmacılarının yürüttüğü çalışmalarda, bireylerin müzik tercihleri ile kişilik özellikleri ve düşünme biçimleri arasında anlamlı bağlantılar tespit edildi. Araştırmalar, özellikle karmaşık yapıya sahip müzik türlerini tercih eden bireylerin analitik düşünme becerilerinin daha yüksek olabileceğini gösteriyor.

Caz, klasik müzik ve enstrümantal türler gibi çok katmanlı ve yapısal açıdan zengin müzikleri dinleyen kişilerin, genellikle soyut düşünme ve problem çözme konularında daha başarılı olduğu ifade ediliyor. Buna karşılık, daha ritim odaklı ve tekrarlayan yapıya sahip popüler müzik türlerini tercih eden bireylerin ise sosyal yönlerinin daha güçlü olduğu ve duygusal tepkilerinin daha belirgin olduğu belirtiliyor.

Psikologlar, bu farklılıkların zekânın tek boyutlu bir kavram olmamasından kaynaklandığını vurguluyor. Analitik zekâ, duygusal zekâ ve yaratıcılık gibi farklı bileşenler, müzik tercihlerine farklı şekillerde yansıyabiliyor. Bu nedenle bir müzik türünü dinlemek, doğrudan “daha zeki” olmak anlamına gelmiyor; ancak bireyin bilişsel eğilimleri hakkında ipuçları sunabiliyor.

ABD’de Stanford University bünyesinde yapılan bir başka araştırma ise müziğin beyin üzerindeki etkisine odaklanıyor. Bu çalışmaya göre, karmaşık müzik yapıları beynin farklı bölgelerini aynı anda aktive ederek dikkat, hafıza ve analiz becerilerini uyarabiliyor.

Uzmanlar, müzik tercihlerinin aynı zamanda eğitim düzeyi, kültürel çevre ve kişisel deneyimlerle de şekillendiğini hatırlatıyor. Bu nedenle müzik ile zekâ arasındaki ilişki doğrudan bir neden-sonuç bağı olarak değil, çok boyutlu bir etkileşim olarak değerlendiriliyor.

Sonuç olarak bilimsel veriler, çalma listelerimizin yalnızca zevklerimizi değil; düşünme biçimimizi, duygusal yapımızı ve bilişsel eğilimlerimizi de yansıttığını ortaya koyuyor. Kısacası, kulaklığınızdan yükselen melodiler, zihninizin nasıl çalıştığına dair sandığınızdan çok daha fazla şey söylüyor.

Paylaşın

Otomotiv Satışları Çakıldı

Türkiye otomobil ve hafif ticari araç pazarı, 2026 yılının ilk çeyreğinde sınırlı daralma sinyalleri verirken, özellikle mart ayında yaşanan gerileme dikkat çekti.

Haber Merkezi / Yılın Ocak-Mart döneminde toplam pazar, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 3,94 küçülerek 265 bin 398 adet olarak gerçekleşti.

Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği (ODMD), Mart 2026’ya ilişkin otomobil ve hafif ticari araç satış verilerini açıkladı. Veriler, sektörde özellikle mart ayında belirgin bir daralmaya işaret etti.

Türkiye otomobil ve hafif ticari araç pazarı, 2026 yılının ilk çeyreğinde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 3,94 küçülerek 265 bin 398 adet olarak gerçekleşti. Bu dönemde otomobil satışları yüzde 5,86 düşüşle 210 bin 688 adede gerilerken, hafif ticari araç pazarı yüzde 4,23 artarak 54 bin 710 adet oldu.

Ancak mart ayında tablo daha da zayıfladı. Toplam otomobil ve hafif ticari araç pazarı, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 12,75 daralarak 101 bin 997 adet seviyesine indi. Otomobil satışları yüzde 13,04 azalışla 79 bin 857 adede gerilerken, hafif ticari araç satışları da yüzde 11,69 düşüşle 22 bin 140 adet oldu.

Buna karşın, mart ayı satışlarının uzun vadeli ortalamaların üzerinde kalması dikkat çekti. Toplam pazar, 10 yıllık mart ayı ortalamasına göre yüzde 23,8 artarken; otomobil pazarı yüzde 24,3, hafif ticari araç pazarı ise yüzde 22,2 büyüme kaydetti.

Segment bazında değerlendirildiğinde, otomobil pazarının yüzde 85’ini düşük vergi dilimindeki A, B ve C segmentleri oluşturdu. C segmenti 114 bin 588 adetle yüzde 54,4 pay alırken, B segmenti 64 bin 155 adetle yüzde 30,5 paya ulaştı.

Gövde tiplerinde SUV modeller açık ara öne çıktı. SUV otomobiller yüzde 62,8 pay ve 132 bin 380 adetle ilk sırada yer alırken, sedan araçlar yüzde 20,5, hatchback modeller ise yüzde 16,4 payla sıralandı.

Motor tipine göre benzinli otomobiller yüzde 42,1 payla liderliğini sürdürürken, hibrit araçlar yüzde 33 payla yükselişini sürdürdü. Elektrikli otomobiller yüzde 18,2 paya ulaşırken, dizel araçların payı yüzde 6,3’e kadar geriledi.

Şanzıman tercihlerinde otomatik vitesli araçlar pazara damga vurdu. Otomatik şanzımanlı otomobiller yüzde 97,3 pay alırken, manuel vitesli araçlar yüzde 2,7’de kaldı.

Hafif ticari araç tarafında ise van tipi araçlar yüzde 75,9 pay ve 41 bin 498 adetle en çok tercih edilen gövde tipi olurken, kamyonetler yüzde 9 payla ikinci sırada yer aldı.

Açıklanan veriler, yılın ilk çeyreğinde sınırlı bir daralma yaşansa da mart ayında talepte sert bir yavaşlama olduğunu ortaya koyarken, pazarın uzun vadeli ortalamaların üzerinde kalması sektörün dirençli yapısını koruduğunu gösterdi.

Paylaşın

Son Anket: CHP İle AK Parti Arasındaki Puan Farkı 4,21

Son seçim anketine göre; CHP, AK Parti’nin 4,21 puan önünde. Ankete katılan katılımcıların, yüzde 33,37’si CHP’ye, yüzde 29,16’sı ise AK Parti’ye oy verebileceklerini belirtti.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) erken seçim çağrılarını sürdürürken araştırma ve anket sonuçları açıklanmaya devam ediyor.

Seçmen eğilimlerini ölçmek amacıyla düzenli araştırmalar yapan Gündemar Araştırma ve Danışmanlık, Mart 2026’ya ait “Milletvekili Seçimi” anket sonuçlarını kamuoyuyla paylaştı.

23-26 Mart 2026 tarihleri arasında Türkiye genelinde 2 bin 200 katılımcıyla gerçekleştirilen araştırmada, CATI (Bilgisayar Destekli Telefon Görüşmesi) ve CAWI (Bilgisayar Destekli Web Anketi) yöntemleri kullanıldı. Katılımcılara, “Bu pazar milletvekili seçimi olsa hangi siyasi partiye oy verirsiniz?” sorusu yöneltildi.

Araştırmada kararsız seçmenler, “fikrim yok” diyenler ve protesto oyları dağıtıldıktan sonra ortaya çıkan sonuçlar ve Şubat 2026’ya göre değişimler şöyle oldu:

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP): Yüzde 33,37 (+0,65 puan)
Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti): Yüzde 29,16 (-0,69 puan)
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti): Yüzde 7,94 (-0,89 puan)
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP): Yüzde 6,30 (+0,99 puan)
İYİ Parti: Yüzde 5,49 (+0,95 puan)
Zafer Partisi: Yüzde 5,47 (-0,03 puan)
Anahtar Parti: Yüzde 4,74 (-0,66 puan)
Yeniden Refah Partisi (YRP): Yüzde 3,43 (-0,67 puan)
Diğer Partiler: Yüzde 2,82 (+0,08 puan)
Türkiye İşçi Partisi (TİP): Yüzde 1,28 (+0,27 puan)

Sonuçlara göre Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), oy oranını artırarak yüzde 33,37 ile ilk sıradaki yerini korudu. Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) ise oy kaybı yaşayarak yüzde 29,16’ya geriledi. Böylece iki parti arasındaki fark 4 puanın üzerine çıktı.

Mart ayında Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ve İYİ Parti’nin oy oranlarında dikkat çekici artışlar görülürken, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti)’nde düşüş eğilimi sürdü. Zafer Partisi sınırlı bir gerileme yaşarken, Anahtar Parti ve Yeniden Refah Partisi (YRP)’de düşüş öne çıktı. Diğer partiler ve Türkiye İşçi Partisi (TİP) ise sınırlı da olsa artış kaydetti.

Paylaşın

Kayıp Zamanın İzinde: Belleğin Sarsılmaz Gücü

Marcel Proust’un Kayıp Zamanın İzinde’si (À la recherche du temps perdu), belleğin derinliklerinde kaybolan anıları ve zamanın akışını ustalıkla keşfeden modern edebiyatın başyapıtıdır.

Haber Merkezi / Kayıp Zamanın İzinde, sadece modern edebiyatın mihenk taşlarından biri değil, zamanın, belleğin ve insan bilincinin öyküsünü tüm ihtişamıyla yazıya döken dev bir düşünce yapıttır.

20. yüzyılın ilk çeyreğinde yayımlanmaya başlayan bu roman, modern anlatı geleneklerini kökten dönüştürmüş ve edebiyatta yeni bir ufuk açmıştır. Okuyucusuna sadece bir hikâye anlatmakla kalmaz; bizi kendi geçmişimizle, bugünkü benliğimizle ve zamanın akışıyla yüzleşmeye çağırır.

Proust’un romanında zaman, klasik anlamıyla bir çizginin ilerlemesi değildir; o, hafızanın derinliklerinde yavaşça ortaya çıkan bir yapboz gibidir. Ana anlatıcı, bir madeleine bisküvisini çaya batırıp tattığında çağrışımlarla geçmişe, çocukluk anılarına döner. İşte bu sıradan an, belleğin “istem dışı hatırlama” denen o şaşırtıcı gücünü açığa çıkarır; geçmişin parçaları önceden fark etmediğimiz şekillerde şimdi ile birleşir.

Okurun zihninde roman, yüzlerce karakter ve olayın peşi sıra dizildiği bir sosyal panorama gibi de işlev görür. Paris’in yüksek sosyetesinden Combray’ın kasvetli sokaklarına kadar uzanan geniş bir evren, aşkı, kıskançlığı, dostluğu ve sanat tutkusunu anlatır. Ancak Proust’un esas marifeti, bu toplumsal manzarayı birer yüzeysel gözlem olmaktan çıkarıp insan bilincinin en ince kıvrımlarına dek indirgeyebilmesidir.

Okuması sabır ve dikkat isteyen bu devasa eser, okuyucusunu sadece bir olay örgüsü takip etmeye değil, düşünmeye davet eder. Birçok okur için Proust’un cümleleri bazen bu kadar uzun ve karmaşık olduğundan ilk bakışta zorlayıcıdır; ama bu yoğun anlatım, romandaki en küçük duygusal tecrübeyi bile bir içsel evrene dönüştürür. Zamanla, romanın çizgisel değil, döngüsel bir hafıza mimarisi kurduğunu fark edersiniz — bugün ile geçmiş, unutulmuş duygularla sürekli karşılaşır.

Bu eser, modern romanın sınırlarını zorlamış olmasının yanı sıra, insan yaşamının en temel sorularıyla yüzleşir: Kim olduğumuz, hangi anılar bizi biz yapar ve zamanın akışı içinde kendimizi nasıl yeniden kurarız? Proust’un romanı bize, zamanın geçmişte kaybolmuş bir şey olmadığını, tam tersine bilinçaltımızın en derin köşelerinde hâlâ yaşayan bir yapı olduğunu gösterir.

Bugün Kayıp Zamanın İzinde, dünya edebiyatının en derin ve en çok okunan eserlerinden biri olmaya devam ediyor. Okuyuculara zor ama ödüllendirici bir okuma deneyimi sunan bu roman, sadece bir anlatı değil; yaşamın, belleğin ve insan varoluşunun bizzat kendisi üzerine bir meditasyondur.

Modern edebiyatın bu başyapıtı, geleceğe dair bakışımızı değiştiren bir aynadır; okudukça kendi geçmişimiz ve bugünümüzle yüzleşmemizi sağlar — tıpkı Proust’un anlatıcısının zaman içinde yaptığı gibi.

Paylaşın