Süper Lig: Beşiktaş, Kocaelispor’u 2-1 Mağlup Etti

Süper Lig’in 7. haftasında Beşiktaş, sahasında Kocaelispor’u 2-1 yendi. Siyah-beyazlıların gollerini Orkun Kökçü ve Dusan Vlahovic kaydederken konuk ekibin tek golü Show’dan geldi.

Beşiktaş, Süper Lig’in 7. haftasında İnönü Stadı’nda oynanan karşılaşmada Kocaelispor’u 2-1 mağlup etti. Hakem Abdullah Buğra Taşkınsoy’un yönettiği mücadelede ev sahibi takım, ilk yarıda bulduğu gollerle üç puana ulaştı.

Karşılaşmanın 10. dakikasında Beşiktaş, Leandro Trossard ile gole yaklaştı ancak kaleci Serhat Öztaşdelen şutu ayaklarıyla çıkardı.

Beşiktaş, 18. dakikada Vaclav Cerny’nin sağ kanattan ceza sahasına çıkardığı pası Orkun Kökçü’nün uzak köşeye yaptığı vuruşla gole çevirmesiyle 1-0 öne geçti.

Kocaelispor, 27. dakikada Show’un golüyle skoru 1-1’e getirdi. Beşiktaş, 31. dakikada Dusan Vlahovic’in penaltıdan kaydettiği golle yeniden öne geçti ve ilk yarı 2-1 tamamlandı.

Beşiktaş’ta İlhan Fakılı’nın 52. dakikadaki şutu direkten dönerken, devam eden pozisyonda Trossard’ın vuruşlarında kaleci Serhat Öztaşdelen gole izin vermedi.

Kalan dakikalarda başka gol olmadı ve karşılaşma Beşiktaş’ın 2-1 üstünlüğüyle sona erdi.

Bu sonucun ardından Beşiktaş puanını 15’e yükseltti. Kocaelispor ise 12 puanda kaldı. Beşiktaş, ligin 8. haftasında deplasmanda Trabzonspor ile karşılaşacak.

Vincenzo Italiano: İkinci yarı acı çektik

Beşiktaş Teknik Direktörü Vincenzo Italiano, karşılaşmanın ardından yaptığı açıklamada, milli takım arasından sonra hazırlık sürecinin zorlaştığını belirtti.

Italiano, “Maçın çok zor olacağını biliyorduk. Millî ara dönüşleri maçlar zor oluyor. Futbolcularınızla 3 hafta bir arada olamıyorsunuz. 17 oyuncu yolladık millî takıma. Cuma gelen oldu. İlk yarı iyi oynadık ama ikinci yarı acı çektik.” ifadelerini kullandı.

Galibiyetin ardından üç puan aldıklarını belirten İtalyan teknik adam, takımın bir sonraki karşılaşmaya hazırlanacağını söyledi. Perşembe günü oynanacak Avrupa maçı öncesinde Vaclav Cerny’nin sakatlığına da değinen Italiano, futbolcunun bu karşılaşmada forma giymesinin zor olduğunu açıkladı.

Selçuk İnan: Oyuncularımın hakkını koruyamadım

Kocaelispor Teknik Direktörü Selçuk İnan, maç sonu açıklamalarında hakem yönetimine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

İnan, “Bu sahanın içinden gelmiş biri olarak böyle bir mücadele, oyun için oyuncularıma teşekkür ediyorum. Ama içeride oyuncularımla konuştum. Oyuncularım sahada haklarını verdiler ama ben hocaları olarak dışarıda haklarını koruyamadım. Onlardan özür diledim.” dedi.

Hakem kararlarına yönelik tepkisini sürdüren İnan, “Hakemler bugün iyi niyetli değildi. Bunun Beşiktaş ile ilgisi yok.” ifadelerini kullandı. İnan, açıklamasının sonunda Beşiktaş’ı ve taraftarlarını da tebrik etti.

Paylaşın

Tuncer Bakırhan: AK Parti İle Seçim Pazarlığı Yapmıyoruz

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, PKK’nın silah bırakma süreci, İmralı görüşmeleri, yeni anayasa tartışmaları ve sürecin seçim pazarlığı olduğu yönündeki eleştirilere ilişkin açıklamalarda bulundu. 

Halk TV’de Deniz Bayramoğlu’nun sunduğu Gün Doğarken programına konuk olan Bakırhan, PKK’nın silah bırakma sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kasım ayının sonunda yapılması beklenen Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında sürecin teyit edilip edilmeyeceğine ilişkin soruyu yanıtlayan Bakırhan, saha okumaları ve kendilerine ulaşan bilgilere göre 27 Kasım’a kadar önemli bir aşamanın tamamlanabileceğini söyledi.

Bakırhan, “Saha okumalarından, oradan aldığımız duyumlara göre 27’sine en azından örgütün, PKK’nın kendisini yetiştirebileceğini düşünüyoruz. Yani diğer taraftan gerçekten sürece bir inanç var. Bakın bu çok önemli” ifadelerini kullandı.

2013’teki çözüm süreci ile mevcut sürecin aynı olmadığını savunan Bakırhan, PKK’nın bu süreçte daha bütünlüklü bir yaklaşım ortaya koyduğunu belirtti. Bakırhan, “Ben 27’sine yetişebileceğini düşünüyorum ama meselemiz sadece Milli Güvenlik Kurulu’nun vereceği o tespit ve teyit raporu değil” dedi.

Bakırhan’ın 27 Kasım tarihine vurgu yapması dikkat çekti. PKK, 27 Kasım 1978’de Diyarbakır’ın Fis köyünde kurulmuştu.

Silah bırakanların sosyal ve siyasal yaşama dönüşünün ne zaman gündeme geleceğine ilişkin soruyu da yanıtlayan Bakırhan, sürecin geçmişteki Habur görüntüleriyle karşılaştırılmasına karşı çıktı.

Silah bırakanların sosyal ve siyasal yaşama dönüşünün sürecin doğal bir parçası olduğunu belirten Bakırhan, geçmişte yaşananlardan ders çıkarılması gerektiğini söyledi. Bakırhan, “Kimsenin böyle bir derdi yok. Biz gerçekten barışmak istiyoruz” ifadelerini kullandı.

Bakırhan, kalıcı bir barış için hukuki ve siyasi zeminin oluşturulması gerektiğini belirterek, “Bir barışı hukuka oturtamazsan, bir barışı siyasete oturtamazsan, bir biçimiyle bir başka biçimde tekrar patlak verir” değerlendirmesinde bulundu.

“AK Parti ile seçim pazarlığı yapmıyoruz”

Sürecin AK Parti ile DEM Parti arasında bir seçim pazarlığına dayandığı yönündeki eleştirileri de değerlendiren Bakırhan, böyle bir işbirliğinin söz konusu olmadığını söyledi.

Muhalefetin sürece ilişkin kaygılarını anladığını belirten Bakırhan, DEM Parti’nin görüşmelerde kendi kimliğini ve değerlerini koruduğunu ifade etti.

Bakırhan, “Orada biz bir ittifak, biz bir işbirliği içerisinde değiliz. Bir meselenin çözümü için masaya oturulmuş. Bizim kimliğimiz, bizim değerlerimiz orada duruyor” dedi.

AK Parti ile seçim pazarlığı yapıldığı iddialarını da reddeden Bakırhan, “Biz AK Partiyle seçim pazarlığı yapmıyoruz. Seçime ilişkin iş tutmuyoruz. Onun için bir seçim işbirliği yok. Böyle bir şey asla masada yok” diye konuştu.

Yeni anayasa tartışmalarına ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Bakırhan, DEM Parti’nin demokratik anayasa talebinin yeni olmadığını söyledi.

HADEP döneminden bu yana demokratik anayasa talebini dile getirdiklerini belirten Bakırhan, eşitlikçi, özgürlükçü ve katılımcı bir anayasa hazırlanması halinde bunu değerlendireceklerini ifade etti.

Bakırhan, anayasanın tek bir siyasi parti veya kişinin siyasi ajandasına göre hazırlanmasına ise karşı olduklarını belirterek, “Tek partiye, tek kişiye, bir siyasi ajandaya dayalı bir anayasa olursa biz buna ‘evet’ demeyiz. Siyasi ajandaya dayalı bir anayasa bizden geçmez” dedi.

Bakırhan, Abdullah Öcalan’ın İmralı’daki koşullarına ilişkin tartışmalara da değindi. Öcalan için “villa” yapıldığı yönündeki iddiaları reddeden Bakırhan, İmralı Cezaevi’nde yapılan düzenlemelerin çalışma koşullarına yönelik tadilat ve düzenlemeler olduğunu savundu.

Bakırhan, “Öyle bahsedildiği gibi havuzu, denize kapısı olan bir şey değil. Çok ayıp. Orada cezaevinin içerisinde çalışma koşullarını düzenleyen kimi tamir ve tadilatlar yapılmıştır. Tamamı budur. Bunun dışında anlatıldığı gibi bir villa meselesi yok” ifadelerini kullandı.

Gazetecilerin İmralı’ya gidip gitmeyeceği sorusuna da yanıt veren Bakırhan, Öcalan’ın bu konuda heyete mesaj verdiğini belirtti. Bakırhan, “Sayın Öcalan’ın kendisi heyete söylemişti; ‘Yani gelsinler’ demişti. Dolayısıyla bu konuda kendisinin de böyle bir yaklaşımı olduğunu biliyoruz” dedi.

Paylaşın

DEM Parti: Bütün Tıkanıklıkların Aşılmasının Yolu Siyasetten Geçiyor

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM) Parti Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sezai Temelli, parlamento muhabirleriyle TBMM’de düzenlenen kahvaltıda bir araya gelerek yeni yasama dönemine ve siyasi gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Koçyiğit, Türkiye’nin birden fazla krizle karşı karşıya olduğunu belirterek, çözüm için Meclis’in daha etkin bir rol üstlenmesi gerektiğini söyledi.

Koçyiğit, yeni yasama döneminin ilk gününde yaşanan gelişmelerin zorlu bir sürece işaret ettiğini belirterek, siyasi, toplumsal ve ekonomik krizlerin sonuçlarının toplumun tamamını etkilediğini ifade etti. Bu krizlerden çıkış için Meclis’in sorunları tartışması ve yeni bir yol haritası ortaya koyması gerektiğini söyledi.

Koçyiğit, “çerçeve yasa”nın uygulanması için teyit ve tespit koşulunun bulunduğunu ve bunun Milli Güvenlik Kurulu’nun (MGK) onayına bağlandığını belirtti. Örgüt ile devletin güvenlik bürokrasisi arasında sürecin yürütüldüğünü söyleyen Koçyiğit, dönüşler ve yasanın uygulanmasına ilişkin kesin bir takvim veremeyeceklerini kaydetti.

Koçyiğit, gerekli koşulların en kısa sürede karşılıklı olarak sağlanmasını ve yasanın hızlı şekilde hayata geçirilmesini umduklarını dile getirdi.

Koçyiğit, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile yapılan görüşmede kurulların işleyişinin, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ile gerçekleştirilen görüşmede ise Meclis’te kurulması planlanan İzleme Komisyonu ile yol haritasının ele alındığını söyledi.

Koçyiğit, Abdullah Öcalan’ın süreçteki pozisyonunun belirleyici olduğunu savundu. Öcalan’ın sürece koordinatör olarak öncülük etmesinin süreci hızlandırıcı bir etkisinin olacağını belirten Koçyiğit, bugüne kadar alınan mesafede Öcalan’ın yaklaşımının önemli rol oynadığını ifade etti.

DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli ise gazetecilerin İmralı’ya gitmesine ilişkin henüz belirlenmiş bir tarih bulunmadığını söyledi. DEM Parti’nin yanı sıra diğer siyasi partiler, gazeteciler ve aydınların da adaya gitme talebinde bulunduğunu belirten Temelli, bu konuda henüz somut bir adım atılmadığını ifade etti.

Temelli, İmralı’ya yönelik tecridin tamamen sona erdiğinin söylenemeyeceğini savunarak, sürecin şeffaf ve etkin şekilde yürütülebilmesi için iletişim ve diyalog zemininin oluşturulması gerektiğini söyledi.

Temelli, 10 Ağustos’ta kabul edilen yasanın bir “ilk adım yasası” olduğunu belirterek, yasanın uygulanmasının önündeki engellerin kaldırılması gerektiğini söyledi.

Yasanın MGK vesayetine bağlandığını savunan Temelli, sürecin ilerletilmesinde Meclis’in siyasi inisiyatif alması gerektiğini ifade etti. Temelli, kurulacak komisyonun yalnızca yasanın uygulanmasına odaklanmaması, sürecin önündeki engelleri kaldıracak ve diğer yasal düzenlemelerle süreci destekleyecek çalışmalar yürütmesi gerektiğini belirtti.

Koçyiğit de bütün gazetecilerin İmralı’ya giderek Abdullah Öcalan’la görüşebilmesini istediklerini söyledi. Gazetecilerin Adalet Bakanlığı’na başvurduğunu belirten Koçyiğit, kimlerin ne zaman adaya gideceğine ilişkin henüz kesin bir yanıt verilemediğini ifade etti.

Gazetecilerin, aydınların, yazarların ve siyasi parti temsilcilerinin Öcalan’la birebir görüşmesinin toplumsal güveni artıracağını savunan Koçyiğit, bu görüşmelerin gecikmeden gerçekleştirilmesi gerektiğini söyledi.

Temelli, sürecin yalnızca iktidarla değil, tüm muhalefet partileri ve toplumun farklı kesimleriyle birlikte yürütülmesi gerektiğini söyledi.

Kürt meselesinin demokratik çözümünün Türkiye’nin demokratikleşmesiyle birlikte ele alınması gerektiğini belirten Temelli, sürece ilişkin yaklaşımlarında iktidarla farklılıklar bulunduğunu ifade etti. DEM Parti’nin bu konuyu Türkiye’nin demokratikleşme sürecinden ayrı değerlendirmediğini söyledi.

“Eskiden bu baskıyı Kürtler yaşıyordu, şimdi bütün Türkiye yaşıyor”

Koçyiğit, Türkiye’de demokratikleşme meselesi ile Kürt sorununun demokratik çözümünün birbirinden ayrı ele alınamayacağını savundu.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik operasyon ve Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasına ilişkin bir soru üzerine kayyum uygulamalarına ve cezaevindeki siyasetçilere dikkat çeken Koçyiğit, “Eskiden bu baskıyı Kürtler yaşıyordu, şimdi bütün Türkiye yaşıyor” ifadelerini kullandı.

Koçyiğit, Türkiye’de refah, eşitlik, özgürlük ve demokrasi alanlarında ortak bir zeminin oluşturulamadığını savunarak, yaşanan sorunların çözümünde demokratik siyasetin güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Barış ve Demokratik Toplum Süreci ile Türkiye’deki siyasi gelişmelerin ayrı kulvarlarda değerlendirilmesi gerektiğini belirten Koçyiğit, mevcut siyasi koşullara yönelik itirazlarının sürecin ilerletilmesine ilişkin tutumlarını değiştirmediğini söyledi.

Koçyiğit, Türkiye’de çatışmasız geçen dönemi önemli bir kazanım olarak gördüklerini belirterek, “Ne olursa olsun süreç de ilerlesin istiyoruz” dedi.

Sezai Temelli, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin seçimlerin Meclis eliyle yenilenmesi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden adaylığına ilişkin açıklamalarının sorulması üzerine, DEM Parti’nin gündeminde seçim tartışması bulunmadığını söyledi.

Temelli, “Terörsüz Türkiye” ve “terörsüz bölge” kavramlarının siyasetin dışına çıkarılması gerektiğini belirterek, önceliğin barış ve müzakere sürecinin ilerletilmesi olduğunu ifade etti.

Anayasa tartışmalarına da değinen Temelli, yeni anayasanın toplumun katılımıyla hazırlanması gerektiğini savundu. Gerçek anlamda sivil bir anayasa için toplumun anayasa yapabilecek bir siyasi ve toplumsal iklime kavuşması gerektiğini belirten Temelli, bunun siyasetin öncelikleri arasında yer alması gerektiğini söyledi.

Koçyiğit ise Cumhur İttifakı’nın kendi içerisindeki iş bölümünün DEM Parti’yi bağlamadığını belirtti. DEM Parti’nin önümüzdeki seçimlerde cumhurbaşkanlığı, milletvekili ve yerel seçimlerde kendi siyasi iddiasıyla yer alacağını söyledi.

CHP ile seçim ittifakı yapılacağı yönündeki iddialara da yanıt veren Koçyiğit, “Şu anda hiçbir partiyle bizim kurullarımızda yürütülmüş bir tartışma yok” dedi. Koçyiğit, DEM Parti’nin ittifak anlayışının seçim ittifakından ziyade toplumsal bir demokrasi ittifakı oluşturmak üzerine kurulu olduğunu ifade etti.

Bu kapsamda işçiler, emekçiler, kadınlar, ekoloji hareketleri, meslek örgütleri ve sendikalar başta olmak üzere farklı toplumsal kesimlerle ortak bir demokrasi zemini oluşturmayı hedeflediklerini belirtti.

Paylaşın

Arıkan’dan Fon Vurgunu Tepkisi: Her Bir Kuruş Sorumlulardan Tazmin Edilmelidir

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, Yeni Yol Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada kamuoyunda tartışılan fon soruşturmasına geniş yer verdi. Arıkan, kayıpların vatandaşın cebinden karşılanmaması gerektiğini belirterek, sorumluların ortaya çıkarılması çağrısında bulundu.

Arıkan, konuşmasına Yeni Yol Grubu’na katılan Yeniden Refah Partisi Konya Milletvekili Ali Yüksel’i tebrik ederek başladı. İstanbul’da yaşanan okul saldırısında hayatını kaybeden Eslem Sare Bulut’a rahmet, yaralı öğrencilere acil şifa dileyen Arıkan, Ankara Pursaklar’da uygulama noktasında bir araçtan açılan ateş sonucu şehit olan polis memuru Ahmet Türkoğlu’nu da andı.

Yeni yasama döneminde Meclis kürsüsünü “milletin kürsüsü” haline getireceklerini söyleyen Arıkan, Anadolu’da vatandaşlardan dinledikleri sorunları Meclis gündemine taşımaya devam edeceklerini ifade etti.

Türkiye’nin farklı kesimlerinin farklı sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirten Arıkan, iktidarın anlattığı Türkiye ile vatandaşın yaşadığı Türkiye arasında fark bulunduğunu savundu.

Fon soruşturmasına ilişkin sert eleştirilerde bulunan Arıkan, yaşananların basit bir ihmal olarak değerlendirilemeyeceğini öne sürdü.

Arıkan, “Fon vurgunu bir ihmalin değil, örgütlü, organize bir yapının eseridir” dedi. Yaşananların yalnızca fondaki paranın kaybıyla sınırlı olmadığını belirten Arıkan, “Bu milletin umudu, güveni, geleceği çalındı” ifadelerini kullandı.

Fonlardaki kayıpların telafi edilebileceğini belirten Arıkan, asıl önemli meselenin vatandaşın ve devlete olan güvenin yeniden tesis edilmesi olduğunu söyledi.

Kayıpların kamu kaynaklarıyla karşılanmasına karşı çıkan Arıkan, “Milletin sol cebinden çalınanları, milletin sağ cebinden alınanlarla ödemek gibi bir hataya asla düşmemeliyiz” diye konuştu.

Arıkan, fondaki kayıpların sorumlularından, parayı götürenlerden ve sürece dahil olan kişilerden tahsil edilmesi gerektiğini savundu.

Fon soruşturmasının bütün yönleriyle araştırılması gerektiğini belirten Arıkan, sürece ilişkin sorumluluk zincirinin ortaya çıkarılması çağrısında bulundu.

Arıkan, “Bu fon işinde kim tuttu, kim kesti, kim pişirdi, kim yedi, kim ‘Hani bana?’ dedi? Bunların hepsi tek tek ortaya çıkarılmalıdır” ifadelerini kullandı.

İktidar tarafından daha önce yapılan “Ucu nereye dokunursa dokunsun üzerine gidilecek” açıklamasını da hatırlatan Arıkan, bazı isimlerin soruşturma kapsamında ifadeye çağrılmadığını savundu. Meclis Genel Kurulu’nda fon iddialarının araştırılması yönündeki girişimlerin sonuçsuz kalmasını da eleştiren Arıkan, “Siz neden bu fon vurgununun aydınlatılmasını istemiyorsunuz?” diye sordu.

Soruşturmayla ilgili yargı sürecinin işletilmesi gerektiğini vurgulayan Arıkan, sorumluların yalnızca görevlerinden ayrılmasının yeterli olmayacağını söyledi.

Arıkan, “Kimse ‘Ayağım kaydı’, ‘Şeytana uydum’, ‘Affımı talep ediyorum’ diyerek yargıdan kaçamaz” dedi. Paranın iade edilmesinin hukuki sorumluluğu ortadan kaldırmayacağını belirten Arıkan, sorumluların hakim karşısına çıkarılması gerektiğini ifade etti.

Arıkan, fon soruşturması üzerinden dini değerlerin tartışma konusu yapılmasına da karşı çıktı. Hesap sorulacaksa paranın izinin sürülmesi, denetim mekanizmalarının neden işlemediğinin araştırılması ve siyasi ilişkilerin incelenmesi gerektiğini belirten Arıkan, dini değerlerin suçlama konusu yapılmaması gerektiğini söyledi.

Arıkan, “Dini değerleri kullanarak insanları aldatmak, İslam değil, İslam’ın istismarıdır” ifadelerini kullandı.

Konuşmasında siyasi transferleri de eleştiren Arıkan, iktidarın milletvekili, belediye başkanı ve para transferlerine önem verdiğini savundu.

Arıkan, “İktidar üç transferi çok seviyor: Bir, milletvekili transferi. İki, belediye başkanı transferi. Üç, para transferi” dedi. Bu durumun milli iradeyi “kapalı kapılar arkasında kurulan bir siyaset borsasına” dönüştürdüğünü ileri sürdü.

Arıkan, staj ve çıraklık sigortası mağdurlarının taleplerine de değindi. Bu kişilerin çalışma hayatında emek verdiğini belirten Arıkan, staj ve çıraklık dönemlerinin emeklilik hesabında dikkate alınması gerektiğini savundu.

Arıkan, bu dönemler için borçlanma hakkı tanınması, eksik primlerin tamamlanması ve sigorta başlangıcının buna göre düzenlenmesi çağrısında bulundu.

Sigara, şekerli içecekler ve atıştırmalıklara yönelik yeni vergilerle “Sağlıklı Hayata Katkı Fonu” oluşturulmasının gündemde olduğuna değinen Arıkan, yeni vergilere tepki gösterdi.

Sigara ve obeziteyle mücadele edilmesi gerektiğini belirten Arıkan, bunun yolunun her soruna yeni bir vergi getirmek olmadığını söyledi.

“AKFON” önerisi

Arıkan, Saadet Partisi iktidarında “AKFON” adıyla “Adalet ve Kalkınma Fonu” kuracaklarını açıkladı. Haksız şekilde elde edildiğini belirttiği gelirlerin geri alınacağını söyleyen Arıkan, bu fonda biriken kaynağın emeklilere ikramiye olarak dağıtılacağını ifade etti.

Arıkan, “Bu iktidar döneminde haksız yere elde edilen her bir kuruşun hesabını soracağız” dedi.

Türkiye’de siyasetin kapsamlı bir değişime ihtiyacı olduğunu savunan Arıkan; siyasetin para ile arasına mesafe koyması, nepotizm, iltimas, kayırmacılık ve çifte standarttan arınması gerektiğini belirtti.

Konuşmasının son bölümünde Mekke Savunma İttifakı’na da değinen Arıkan, Türkiye’nin bölgesel bir cepheleşmenin askeri tarafına dönüşmemesi gerektiğini söyledi. “Bir masada arabulucu, öteki masada muharip taraf olunamaz” diyen Arıkan, bölgenin yeni cephelerden ziyade barış ve ortak güvenlik anlayışına ihtiyacı olduğunu ifade etti.

Arıkan, konuşmasının sonunda siyasi partilere yolsuzluk, adaletsizlik ve yoksullukla mücadelede ortak hareket etme çağrısı yaptı. Siyasi ahlakın güçlendirilmesi, liyakatin esas alınması, yoksulluğu azaltacak ekonomik politikaların uygulanması ve devlet imkanlarının herhangi bir siyasi partinin imkanına dönüştürülmemesi gerektiğini söyledi.

Paylaşın

Babacan’dan Fon Krizi Çıkışı: Sorumlular Adalet Önünde Hesap Vermeli

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Yeni Yol Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, kamuoyunda tartışılan fon soruşturması ve sermaye piyasalarındaki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Babacan, başta Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ve Borsa İstanbul olmak üzere ilgili kurumların denetim ve gözetim sorumluluğunu yerine getirip getirmediğinin açıklığa kavuşturulması gerektiğini söyledi.

Babacan, konuşmasında Borsa İstanbul’un bilgi işlem altyapısına ilişkin geçmişte yapılan çalışmaları hatırlatarak, “Dünyanın en gelişmiş NASDAQ’ın bilgi işlem altyapısını getirdik, Borsa İstanbul’la kurduk. Üstelik kaynak kodlarıyla beraber kurduk. Sistemi bilelim, daha da geliştirelim diye. Bütün veriler elinizde. İhbarlar gelmiş. Kanun size her türlü müdahale yetkisini de vermiş” ifadelerini kullandı.

Denetim mekanizmalarının neden zamanında harekete geçmediğini soran Babacan, SPK yönetimine yönelik eleştirilerde bulundu. Babacan, “Elinizi, kolunuzu tutan mı oldu? Elinizi, kolunuzu kim tuttu arkadaş?” diye konuştu.

Fon Kurulu toplantısına da değinen Babacan, kurulun siyasi sorumluluğunun açık şekilde ortaya konulması gerektiğini savundu. Kararların kimler tarafından alındığının kamuoyuna açıklanması gerektiğini belirten Babacan, sorumluluğun farklı kurumlar arasında dağıtılmaması gerektiğini ifade etti.

Babacan, söz konusu olayın uzun süre devam etmesinin ancak siyasi iktidar ve bürokrasi içerisinden sağlanan destekle mümkün olabileceğini öne sürdü. Bu kapsamda, iddialarda adı geçen yapıların siyasi ve bürokratik bağlantılarının araştırılması gerektiğini söyledi.

“Herkes adalet önünde hesap vermeli”

Soruşturmanın sonucuna bakılmaksızın sorumluların adalet önünde hesap vermesi gerektiğini belirten Babacan, mağdurların zararlarının karşılanması çağrısında bulundu.

Babacan, 2001 bankacılık krizinin ardından kötü niyetli banka sahiplerinden kamu alacaklarının tahsil edildiğini hatırlatarak, benzer şekilde fon soruşturmasında da kaçırıldığı belirlenen paraların tahsil edilmesi gerektiğini söyledi.

Kamu kaynaklarının, siyasi ve bürokratik sorumluları korumak veya yaklaşan seçim sürecinin etkilerini azaltmak amacıyla kullanılmaması gerektiğini savunan Babacan, Hazine ve Maliye kaynakları ile Merkez Bankası kaynaklarına dikkat çekti.

Babacan, olayın ortaya çıkmasının ardından başta SPK ve Borsa İstanbul olmak üzere gözetim ve denetimden sorumlu kurumların yöneticilerinin görevden alınması gerektiğini ifade etti.

Ekonomide ve sermaye piyasalarında güven unsurunun önemine dikkat çeken Babacan, bağımsız yargı denetiminin yanı sıra Devlet Denetleme Kurulu ve TBMM denetiminin de işletilmesi gerektiğini belirtti.

Meclis’te araştırma komisyonu kurulması çağrısı yapan Babacan, yaşananların bütün yönleriyle araştırılması gerektiğini söyledi.

Fon Kurulu’nun yapısını da eleştiren Babacan, çok sayıda kişiden oluşan bir kurul yerine, kriz ve çözümleme sürecini yönetecek 5 ila 7 kişilik uzman bir ekibin oluşturulmasını önerdi.

Babacan, “Bu işin teknik uzmanları lazım” diyerek, sürecin uzmanlık gerektirdiğini ifade etti.

Fon soruşturmasının yalnızca belirli yatırımcıları değil, sermaye piyasasının genelini etkilediğini savunan Babacan, şirket hisselerine yatırım yapanların ve halka açık şirketlerin ortaklarının da değer kaybı nedeniyle mağdur olduğunu söyledi.

Yüksek risk, yüksek faiz ve yüksek enflasyon ortamının 86 milyon vatandaşı etkilediğini belirten Babacan, sermaye piyasalarında kaybedilen güvenin yeniden oluşturulmasının uzun zaman alabileceğini ifade etti.

Babacan, SPK tarafından yapılan ve elde edilen haksız kazançların iadesine yönelik çağrıyı da eleştirdi. Yatırımcılardan fazla kazandıklarını düşündükleri paraları belirli bir hesaba yatırmalarının istenmesini eleştiren Babacan, bunun hukuki açıdan yeterli bir yaklaşım olmadığını savundu.

Babacan, “Bu hırsızlığa teşviktir. Bu bundan sonraki dolandırıcılıkların devamına teşviktir” ifadelerini kullanarak, haksız kazançların tespit edilmesi ve hukuki süreçler işletilerek tahsil edilmesi gerektiğini söyledi.

Paylaşın

Merkez Bankası Başkanı Karahan: Dezenflasyon Sürecinde İlerleme Kaydediyoruz

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, Dünya Yatırımcı Haftası kapsamında düzenlenen seminerde ekonomi ve para politikasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Karahan, yakın dönemdeki enflasyon gelişmelerinin dezenflasyon sürecinde ilerleme kaydedildiğine işaret ettiğini belirtti.

Karahan, jeopolitik gelişmelerin bu yıl dezenflasyon sürecinin hızını yavaşlattığını ifade ederek, “Yakın dönem enflasyon gelişmeleri, dezenflasyonda ilerleme kaydettiğimizi gösteriyor” dedi.

Enflasyonun ana eğiliminde yavaşlama görüldüğünü belirten Karahan, hizmet grubundaki yıllık enflasyonun geçen yıla kıyasla 7 puan azalarak yüzde 37 seviyesine gerilediğini söyledi.

Karahan, dezenflasyon sürecindeki ivme kaybının temel nedenlerinden birinin jeopolitik gelişmelerin enerji fiyatları üzerindeki etkisi olduğunu belirterek, enerji fiyatlarının jeopolitik riskler nedeniyle yüksek seyrini sürdürdüğünü kaydetti.

İç talebe ilişkin göstergelerin zayıf bir görünüme işaret ettiğini belirten Karahan, para politikasındaki sıkı duruşun enflasyon beklentilerindeki bozulmayı sınırladığını ifade etti.

Karahan, “Göstergeler iç talepteki zayıf seyri teyit ediyor. Para politikamızdaki sıkı duruşumuzla enflasyon beklentilerindeki bozulmanın sınırlı kaldığını görüyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

Yurt içi yerleşiklerin Türk Lirası’na yönelik tercihinin güçlü kalmaya devam ettiğini belirten Karahan, TL mevduatın toplam içindeki payının yüzde 61’in üzerine yükseldiğini açıkladı.

Karahan ayrıca, fonlarda yaşanan çıkışların büyük ölçüde mevduata yöneldiğini söyledi.

Jeopolitik risklerin enerji fiyatları üzerindeki etkisine de değinen Karahan, bu risklerin devam etmesi nedeniyle enerji fiyatlarının yüksek seviyelerde kalmayı sürdürdüğünü belirtti.

Karahan, 2026 yılında cari açığın milli gelire oranının uzun dönem ortalamasının altında gerçekleşmesini beklediklerini ifade etti.

Paylaşın

Tuncer Bakırhan: Barış İçin Somut Adım Bekliyoruz

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Okullarda güvenlik önlemlerinin artırılmasından Kobani davasına, fon ve borsa iddialarından Mersin’deki belediye operasyonlarına, barış sürecinden basın özgürlüğüne kadar birçok başlıkta açıklama yapan Bakırhan, iktidara “cesur ve somut adımlar” atma çağrısında bulundu.

Konuşmasına okullarda yaşanan şiddet olaylarına değinerek başlayan Bakırhan, bir okulda meydana gelen bıçaklı saldırıda öğrencilerin yaralanmasına dikkat çekti. Yaralı öğrencilere geçmiş olsun dileklerini ileten Bakırhan, okullarda güvenlik tedbirlerinin yeniden ele alınması gerektiğini söyledi.

Güvenlik önlemlerinin tek başına yeterli olmayacağını belirten Bakırhan, her okula yeterli sayıda psikolojik danışman atanmasını ve çocuklar arasında şiddet ile akran zorbalığını önlemeye yönelik kalıcı programların hayata geçirilmesini istedi. Bu çalışmaların eğitim sendikaları, aileler, öğrenciler ve uzmanların katılımıyla hazırlanması gerektiğini ifade etti.

6-8 Ekim Kobani olaylarının yıl dönümüne de değinen Bakırhan, olaylarda hayatını kaybedenleri andı ve faillerin ortaya çıkarılması gerektiğini söyledi.

Kobani davasında tutuklu bulunan DEM Partili isimlere ilişkin de konuşan Bakırhan, yerel mahkemenin kararına rağmen tutuklulukların devam etmesini eleştirdi. Bakırhan, davada yargılananların bir an önce özgürlüklerine kavuşması gerektiğini savundu.

Ekonomik sorunlar ve son dönemde gündeme gelen fon ve borsa iddialarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Bakırhan, Türkiye’de geniş kesimlerin geçim sıkıntısı yaşadığını söyledi.

Emeklilerin, çiftçilerin, esnafın ve öğrencilerin ekonomik sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirten Bakırhan, buna karşılık büyük miktarlarda para kazanıldığı iddialarının gündemde olduğunu ifade etti.

Bakırhan, “yerli ve milli finans” söyleminin halkın sırtından servet transferi yapanların maskesi haline getirildiğini savunarak, futbola kadar uzanan bir ekonomik ve kurumsal sorun bulunduğunu ileri sürdü.

Türkiye Futbol Federasyonu’nun son yıllarda yüzlerce yöneticiyi bahis nedeniyle disipline sevk ettiğini hatırlatan Bakırhan, futboldaki gelişmeleri de genel kurumsal ve siyasal çürümenin yansıması olarak değerlendirdi.

Bakırhan, gençlere yönelik çağrısında, “Nerede kof bir milliyetçilik, nerede içi boş bir hamaset görürseniz önce duygularınızı sonra ceplerinizi kontrol edin” dedi.

Bakırhan, konuşmasının önemli bölümünde kamuoyunda tartışılan fon ve borsa iddialarına ilişkin iktidara ve ilgili kurumlara çeşitli sorular yöneltti.

Vurgun iddialarından önce fonlardan yüksek miktarda para çekenlerin kimler olduğunu soran Bakırhan, bazı kişilerin mal varlıklarına yönelik tedbirlerin kısa süre içinde kaldırıldığı iddialarının da açıklığa kavuşturulmasını istedi.

Bakırhan, Sermaye Piyasası Kurulu yönetiminin görevde kalmasını da eleştirerek, iddiaların bütün boyutlarıyla araştırılması gerektiğini söyledi. Mağdur edildiğini belirten yurttaşların zararlarının nasıl karşılanacağının açıklanmasını isteyen Bakırhan, TBMM’de bir araştırma komisyonu kurulması çağrısında bulundu.

“Barış için somut adım bekliyoruz”

Konuşmasında barış sürecine ilişkin değerlendirmelere geniş yer veren Bakırhan, Meclis’ten geçen çerçeve yasa kapsamında oluşturulan kurul ve alt komisyonların çalışmalarının sonuçlarının görülmesi gerektiğini söyledi.

Bakırhan, silahsızlanma ve stratejik koordinasyon kurulunun etkin şekilde çalışmasının önemine dikkat çekerek, devletin ve iktidarın “cesur ve ciddi adımlar” atması gerektiğini ifade etti.

Barış sürecinde silah bırakmanın karşılığında hukuki güvencelerin oluşturulması gerektiğini savunan Bakırhan, demokratik hakların tanınması ve hukuki güvencelerin sağlanmasının sürecin temel unsurlarından olduğunu söyledi.

Bakırhan ayrıca Abdullah Öcalan’ın çalışma, görüşme ve iletişim koşullarının iyileştirilmesi gerektiğini belirterek, ilgili taraflarla düzenli temas kurmasının önünün açılmasını istedi.

Meclis’in de süreci izlemek üzere öngörülen komisyonu en kısa sürede kurması gerektiğini belirten Bakırhan, komisyonun uygulamayı izlemesi, taraflarla görüşmesi ve ihtiyaç duyulan yasal düzenlemeler konusunda çalışma yürütmesi çağrısında bulundu.

Bakırhan, son dönemde bazı medya kuruluşlarına ve sosyal medya hesaplarına getirilen erişim engellerini de eleştirdi. T24 ve Mezopotamya Ajansı’nın Kürtçe sosyal medya hesaplarına yönelik erişim engellerine değinen Bakırhan, basın kuruluşlarının geçmişteki haberlerinin incelenmesine gösterilen hassasiyetin, kamuoyunda tartışılan ekonomik iddialar konusunda da gösterilmesi gerektiğini savundu.

Gazetecilere yönelik gözaltı ve tutuklamalara ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Bakırhan, haber yapan gazetecilerin tutuklandığını, buna karşılık fon soruşturmalarında sorumluların yeterince araştırılmadığını ileri sürdü.

Mersin’de belediyelere yönelik operasyonlara da değinen Bakırhan, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer ile birlikte çok sayıda kişinin gözaltına alınmasını eleştirdi. Eyüpsultan Belediyesi’ne yönelik operasyonu da gündeme getiren Bakırhan, son dönemde belediyelere yönelik operasyonların arttığını söyledi.

Kadın cinayetlerine de dikkat çeken Bakırhan, son günlerde yaşanan kadın cinayetlerinin münferit olaylar olarak görülmemesi gerektiğini savundu. Kadınların yaşam hakkının güvence altına alınması için somut adımlar atılması çağrısında bulundu.

Cezaevlerindeki infaz uygulamalarına ilişkin de konuşan Bakırhan, özellikle siyasi tutukluların cezalarının tamamlanmasına rağmen çeşitli gerekçelerle tahliyelerinin engellendiğini ileri sürdü.

Bakırhan, konuşmasının son bölümünde Varto Belediyesi’nin katılımcı bütçe uygulamasını örnek gösterdi. Varto Belediyesi’nin katılımcı bütçe çalışmasının, dünya genelinde 188 belediyenin yer aldığı bir yarışmada finale kaldığını ve ikinci olduğunu belirten Bakırhan, yurttaşların kent bütçesindeki öncelikleri doğrudan belirlemesini “yerel demokrasinin önemli bir örneği” olarak nitelendirdi.

Varto’daki köylerin çevresel projelere karşı yürüttüğü direnişe de değinen Bakırhan, köylülerin yaşam alanlarını korumak için sürdürdüğü hukuki mücadeleye destek verdi.

Akbelen’deki kamulaştırma davasını da gündeme getiren Bakırhan, “kamu yararı” kavramının şirketlerin çıkarlarıyla değil, halkın, doğanın, suyun ve üretimin korunmasıyla değerlendirilmesi gerektiğini savundu.

Bakırhan, konuşmasının sonunda DEM Parti’nin “Demokratik Cumhuriyet Hareketi” olarak adlandırdığı siyasi yaklaşımın önemine vurgu yaptı.

Türkiye’nin barışa, Cumhuriyet’in demokrasiye ve siyasetin hukuka ihtiyacı olduğunu belirten Bakırhan, bu hareketin halkın egemenliği, hukukun üstünlüğü, emeğin korunması ve yurttaşların eşitliği temelinde şekilleneceğini söyledi.

Bakırhan, “Demokratik Cumhuriyet Hareketi”nin yalnızca bir partiye değil, Türkiye’de eşit ve özgür yaşamak isteyen herkese ait olduğunu savunarak, vurguna karşı emeği, yasaklara karşı özgürlüğü ve kayyımlara karşı halk iradesini savunmaya devam edeceklerini ifade etti.

Paylaşın

İzmir’de Bayraklı Belediyesi’ne Operasyon: 45 Gözaltı

İzmir’de Bayraklı Belediyesi’nin önceki dönemine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında operasyon düzenlendi. Aralarında eski Bayraklı Belediye Başkanı Serdar Sandal’ın da bulunduğu 45 şüpheli gözaltına alındı.

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Bayraklı Belediyesi’ne yönelik yürütülen soruşturma kapsamında sabah saatlerinde eş zamanlı operasyon gerçekleştirildi. Operasyonda, aralarında önceki dönem Bayraklı Belediye Başkanı Serdar Sandal’ın da bulunduğu 45 şüpheli gözaltına alındı.

Soruşturmanın, belediyenin önceki döneminde faaliyet gösterdiği öne sürülen bir yapılanmaya ilişkin yürütüldüğü belirtildi. Başsavcılık açıklamasında soruşturma kapsamında “suç işlemek amacıyla örgüt kurmak”, “rüşvet” ve “ihaleye fesat karıştırmak” suçlarına ilişkin deliller elde edildiği ifade edildi.

Başsavcılığın açıklamasına göre soruşturma kapsamında Sayıştay ve MASAK raporları, teknik ve fiziki çalışmalar ile elde edilen bilgi ve belgeler değerlendirildi.

Bu çalışmalar sonucunda, aralarında eski belediye başkanının yanı sıra belediye ve belediye şirketlerinde görev yapmış yöneticiler ve çalışanlar ile çeşitli şirketlerin yetkilileri ve sahiplerinin de bulunduğu 48 şüpheli hakkında gözaltı kararı verildi.

İzmir İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele ve İstihbarat Şube Müdürlüğü ekiplerinin gerçekleştirdiği eş zamanlı operasyonda 45 şüpheli yakalanarak gözaltına alındı.

Operasyon kapsamında belirlenen adreslerde arama ve el koyma işlemlerinin de sürdüğü bildirildi. Hakkında gözaltı kararı bulunan diğer şüphelilerin yakalanması için çalışmaların devam ettiği belirtildi.

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturmanın tüm yönleriyle sürdürüldüğünü ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla çalışmaların devam ettiğini açıkladı.

Soruşturmanın ilerleyen aşamalarında şüphelilerin emniyetteki işlemlerinin tamamlanmasının ardından adliyeye sevk edilmeleri bekleniyor.

Paylaşın

Bahçeli’den Erdoğan’ın Yeniden Adaylığı İçin Seçimlerin Yenilenmesi Çağrısı

MHP Lideri Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Erdoğan’ın bir dönem daha aday olması gerektiğini belirterek TBMM’nin seçimlerin yenilenmesi kararı almasını istedi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Türkiye’nin demokrasi tarihinin askeri darbeler, siyasi istikrarsızlıklar ve koalisyon krizleriyle sınandığını savunan Bahçeli, siyasetin temel görevinin sorunların çözüm adresi olmak ve güçlü kurumsal yapıyı güvence altına almak olduğunu söyledi.

Parlamenter sistem dönemindeki hükümetlerin kısa ömürlü olduğunu ifade eden Bahçeli, 21 Temmuz 1946 ile Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin uygulanmaya başladığı 9 Temmuz 2018 arasındaki dönemde 51 hükümet kurulduğunu belirtti. Bahçeli, ortalama 1 yıl 5 ay görev yapan hükümetlerin Türkiye’nin küresel rekabette geri kalmasına neden olduğunu ileri sürdü.

Siyasi partilerin farklı ideolojik çizgilere sahip olabileceğini ancak ortak paydanın Türkiye olması gerektiğini belirten Bahçeli, “İdeolojik koordinatlarımız farklı olsa da politik merkezimiz Türkiye’dir. Siyasi rekabet alanımız ne kadar geniş olsa da pergelimizin sabit ucu Ankara’dır” dedi.

Bahçeli, siyasi partilere ve milletvekillerine yeni yasama yılında “hizmette rekabet, İstiklalde vahdet, istikbalde gayret” anlayışıyla hareket etmeleri çağrısında bulundu.

MHP’nin 15’inci Olağan Kurultay sürecine de değinen Bahçeli, 4 Ekim itibarıyla ilçe ve il kongrelerinin tamamlandığını, sürecin Olağan Büyük Kongre ile sona ereceğini açıkladı.

Bahçeli’nin konuşmasında öne çıkan başlıklardan biri Terörsüz Türkiye hedefi oldu.

Türkiye’nin 40 yılı aşkın süredir terörle mücadele ettiğini belirten Bahçeli, terörün kalıcı olarak sona erdirilmesi için tarihi bir fırsat bulunduğunu söyledi. Terör ve silah yerine adalet, siyaset, demokrasi, milli birlik ve bütünleşmenin hâkim olması gerektiğini ifade eden Bahçeli, yeni yasama döneminde Terörsüz Türkiye’nin hukuki ve siyasi altyapısının güçlendirilmesini istedi.

7595 sayılı Kanun kapsamında oluşturulan komisyonların çalışmalarının yanı sıra ihtiyaç duyulacak yeni yasal düzenlemelerin de gündeme geleceğini belirten Bahçeli, Meclis’in yeni dönemde yapısal reformlara odaklanması gerektiğini söyledi.

Bahçeli, “Önümüzdeki Meclis dönemini, kısır siyasi tartışmaların ötesinde, Türkiye’nin orta ve uzun vadeli geleceğini şekillendirecek bir yapısal reform dönemi” olarak değerlendirdi.

Yolsuzluk iddiaları için “şeffaf soruşturma” çağrısı

Türkiye’de son dönemde gündeme gelen yolsuzluk, usulsüzlük ve kayırmacılık iddialarına da değinen Bahçeli, bu konuların toplumda güven erozyonuna yol açmaması gerektiğini belirtti.

Kamu kaynaklarının usulsüz kullanımına ilişkin her iddianın, siyasi görüş veya makam ayrımı yapılmaksızın bağımsız, tarafsız ve şeffaf biçimde soruşturulması gerektiğini söyleyen Bahçeli, işlemlerin hukuk devleti ilkelerine uygun yürütülmesi çağrısında bulundu.

Bahçeli, demokratik siyasetin meşruiyetinin hesap verebilirlikten, ekonomik kalkınmanın ise güçlü kurumlar ve öngörülebilir bir hukuk düzeninden geçtiğini ifade etti.

Birleşmiş Milletler’in küresel krizler karşısında yeterli etkinliği gösteremediğini savunan Bahçeli, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Dünya 5’ten büyüktür” sözünü hatırlattı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndaki konuşmasına da tepki gösteren Bahçeli, İsrail’in Gazze ve bölgedeki politikalarını sert sözlerle eleştirdi.

Bahçeli, Birleşmiş Milletler’in siyasi merkezinin New York olduğunu, ancak Türkiye’nin adalet ve insanlık değerleri bakımından öncü bir rol üstlenebileceğini belirterek, “Adalet merkezi Ankara’dır” dedi.

İsrail’in bölgedeki politikalarına karşı İslam ülkelerinin ortak bir tutum geliştirmesi gerektiğini savunan Bahçeli, daha önce gündeme getirdikleri “Kudüs İttifakı” önerisini yineledi.

Bahçeli ayrıca Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması’nın çerçevesinin genişletilmesini ve caydırıcı bir “İslam Barış Gücü” oluşturulmasını istedi.

Bahçeli’nin konuşmasındaki en dikkat çekici bölüm ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden adaylığına ilişkin açıklamaları oldu.

Türkiye’nin yakaladığı yükseliş ivmesinin sürmesi için Erdoğan’ın bir kez daha Cumhurbaşkanlığı görevini üstlenmesi gerektiğini savunan Bahçeli, Cumhur İttifakı’nın adayının yeniden Erdoğan olması yönündeki talebini açıkça dile getirdi.

Bahçeli, “Sayın Cumhurbaşkanımızın, bugüne kadar üstlendiği sorumluluk, ortaya koyduğu liderlik ve Türkiye’ye kazandırdığı stratejik kapasite dikkate alındığında kendisinin bir dönem daha Cumhurbaşkanlığı görevini üstlenmesi Türkiye’nin ve bölgemizin hayrına olacaktır” ifadelerini kullandı.

“Seçimlerin yenilenmesi kararı alınmalı”

Erdoğan’ın yeniden aday olabilmesi için Anayasa’nın 116’ncı maddesine işaret eden Bahçeli, TBMM’nin seçimlerin yenilenmesine karar vermesi gerektiğini söyledi.

Bahçeli, “Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın bir daha aday olabilmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisinde uygun zamanda ve azami mutabakatla ‘seçimlerin yenilenmesi’ kararı alınmalıdır” dedi.

Seçimlerin yenilenmesi halinde seçimin yine 2028 yılı içerisinde yapılabileceğini belirten Bahçeli, böylece istikrar ve öngörülebilirliğin korunacağını savundu.

Bahçeli, söz konusu adımın ekonomik güveni artıracağını ve Türkiye’nin önündeki belirsizlikleri ortadan kaldıracağını ileri sürdü.

Bahçeli, 2028 seçimlerine ilişkin MHP’nin hedeflerini de açıkladı.

Partisinin yasama alanındaki hedeflerini “temsil gücü, kurumsal güç ve siyasal güç” olarak sıralayan Bahçeli, oy oranını ve milletvekili sayısını artırarak Türkiye’nin birinci partisi olmayı hedeflediklerini söyledi.

MHP’nin TBMM’de daha fazla görev üstlenmesini ve yasama faaliyetlerinde daha etkin hale gelmesini isteyen Bahçeli, partinin ekonomik ve sosyal politika önceliklerini hayata geçirecek daha güçlü bir konuma ulaşması gerektiğini ifade etti.

Konuşmasının sonunda önümüzdeki beş yıllık döneme ilişkin siyasi hedeflerini bir sloganla açıklayan Bahçeli, “Yürütmede Erdoğan, Yasamada MHP; Türkiye’de Cumhur İttifakı, dünyada Türk Asrı” dedi.

Bahçeli, Türkiye’nin içinde bulunduğu küresel belirsizlik ortamında en temel ihtiyacın istikrar olduğunu savunarak, Cumhur İttifakı’nın mevcut siyasi çizgisinin sürdürülmesi gerektiği mesajını verdi.

Paylaşın

UEFA Uluslar Ligi: A Milli Erkek Futbol Takımı, İtalya Deplasmanında 3-1 Kaybetti

UEFA Uluslar A Ligi 1. Grup’taki dördüncü maçında A Millî Erkek Futbol Takımı, İtalya ile karşı karşıya geldi. Bolonya’daki Renato Dall’Ara Stadyumu’nda oynanan mücadeleyi İtalya 3-1 kazandı.

Karşılaşmanın ilk golü 26. dakikada geldi. Giovanni Di Lorenzo’nun sağ kanattan yaptığı ortada penaltı noktası üzerinde topla buluşan Gianluca Scamacca, yaptığı vuruşla İtalya’yı 1-0 öne geçirdi.

İlk yarının kalan bölümünde A Millî Erkek Futbol Takımı, Salih Özcan ve Yunus Akgün ile gol fırsatları yakaladı. Ancak İtalya kalecisi Gianluigi Donnarumma’nın kurtarışları sonucunda başka gol olmadı ve ilk yarı 1-0 tamamlandı.

A Millî Erkek Futbol Takımı, ikinci yarının 61. dakikasında beraberliği sağladı. Yunus Akgün’ün pasıyla sağ çaprazda topla buluşan Zeki Çelik, meşin yuvarlağı ceza sahasına çevirdi. Pozisyonun devamında topu önünde bulan Aral Şimşir, yaptığı vuruşla skoru 1-1’e getirdi.

İtalya, beraberlik golünden üç dakika sonra yeniden öne geçti. 64. dakikada Nicolò Barella’nın kullandığı serbest vuruşta arka direkte yükselen Riccardo Calafiori, kafa vuruşuyla topu ağlara gönderdi ve skor 2-1 oldu.

Karşılaşmanın son bölümünde A Millî Erkek Futbol Takımı, Salih Özcan ile beraberlik golüne yaklaştı ancak Donnarumma bu pozisyonda gole izin vermedi.

İtalya, 87. dakikada üçüncü golü buldu. Alessandro Romano’nun pasında kale önünde topla buluşan Francesco Pio Esposito, yaptığı vuruşla skoru 3-1’e taşıdı.

Kalan dakikalarda başka gol olmayınca İtalya karşılaşmadan 3-1 galip ayrıldı.

Paylaşın