Avrupa Birliği, Türkiye’den Kopmaya Mı Çalışıyor?

Avrupa Parlamentosu’nun raporu ve ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı açıklamaların yankıları hâlâ tartışılırken, Paris Bosphorus Enstitüsü Başkanı Dr. Bahadır Kaleağası AB’den beklenen iki önemli rapor öncesi Brüksel’de Türkiye’ye yönelik farklı kesimlerin farklı bakış açıları bulunduğunu belirtiyor.

Erdoğan’ın AP raporu ile ilgili sözlerini “bir devlet yetkilisinin hoşa gitmeyen bir rapora dair yapacağı türden olağan açıklama” olarak değerlendiren Kaleağası, Brüksel’de Türkiye ile ilişkilerin nasıl götürülmesi gerektiği ile ilgili bulunan farklı görüşleri şöyle aktarıyor:

“Şu anda Türkiye’ye ‘yüzde yüz destek olalım’ ve ‘yüzde yüz ipleri koparalım’ diyenler azınlıkta olan iki ayrı küçük grup. Bir de üçüncü ve dördüncü, daha çoğunlukta olan iki grup var. Biri diyor ki ‘biz Türkiye’ye ikincil bir statü oluşturalım, nasıl olsa kopamaz ve bunu da bir şekilde içerde satar.’ Diğer grup ise ‘Türkiye’yi sistem içinde tutmazsak nereye gideceği belli olmaz, zamana yayacak pragmatik bir çözüm bulalım’ görüşünü savunuyor.”

Brüksel’de uzun yıllar TÜSİAD Temsilciliği de yapan TÜSİAD eski genel sekreteri Kaleağası, AB ülkelerine tek tek bakıldığında Türkiye’nin önemiyle ilgili dengeli analizler ve politikalar üretilebildiğine dikkat çekerek, şöyle devam ediyor:

“Ama ne zaman ki AB bir araya geliyor ve ülkeler ortak bir karar çıkartmaya çalışıyor; o karar genelde asgari müştereklerde buluştuğu için Türkiye politikası dahil birçok konuda çok zayıf politikalar üretilebiliyor. Bu AB’nin gerçeği bugün.”

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasında vize kolaylığı ve Gümrük Birliği gibi alanlarda bir miktar hareketlenmenin olmaya başladığı dönemde önce Avrupa Parlamentosu’nun raporu, ardından da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “gerekirse yolları ayırırız” açıklaması tartışılıyor.

Avrupa Parlamentosu’nun geçen hafta kabul edilen bu yılki Türkiye raporunda Türkiye-AB ilişkileri için daha “gerçekçi bir çerçeve” talep edilmişti. Ankara tarafından tepkiyle karşılanan rapor hakkında konuşan Erdoğan, AB’nin Türkiye’den kopuş hamleleri içinde olduğunu, buna karşılık “gerekirse AB ile yolları ayırabileceklerini” belirtmişti.

DW Türkçe’den Gülsen Solaker‘in haberine göre; Uzmanlar ve AB tarafından Erdoğan’ın sözleri daha çok günlük siyasete dönük olarak değerlendirilirken, diğer taraftan Türkiye-AB ilişkilerinin geleceğinin belirlenmesinde sonbaharda yayımlanacak iki rapor önemli olacak.

14 Mayıs seçimlerinin ardından Erdoğan İsveç’in NATO üyeliğinin konuşulacağı Vilnius zirvesine giderken AB ile ilişkilerde yeni bir dönem açılmasını istediklerini söyleyerek Brüksel’e çağrıda bulunmuştu.

AB liderlerinin haziran ayı sonundaki zirvesinde Türkiye ile ilişkilerin Kıbrıs ve insan hakları meselelerinde adımlar atması durumunda yeniden geliştirilebileceği sinyali verilmişti. Türkiye ile ilişkilerin bundan sonra nasıl şekillenebileceğine dair bir rapor hazırlaması konusunda da AB Komisyonu Dış Politika ve Güvenlikten Sorumlu Yüksek Komiseri Josep Borrell’i görevlendirmişti.

Öte yandan ağustos ayı sonunda AB dışişleri bakanlarının yaptığı gayri resmi Gymnich toplantısı için beklenenin aksine Türkiye’ye bir davet gelmezken, AB Komisyonu’nun Komşuluk ve Genişlemeden Sorumlu Üyesi Oliver Varhelyi geçtiğimiz haftalarda Ankara’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile bir araya geldi. İki yetkilinin ortak basın toplantısında “pozitif bir gündemle” diyalog kanallarının açık kalması kararlaştırıldı.

Peki Türkiye-AB ilişkilerinde gelinen son nokta nedir? Şu anda Türkiye ile AB arasında son dönemde oluştuğu gözlemlenen ancak henüz meyve vermeyen pozitif gündemle ilgili masada Gümrük Birliği’nin yenilenmesi ve vize kolaylığı şeklinde iki ana başlık bulunuyor.

Bu iki ana başlık ve ilişkilerin bundan sonraki seyri için önümüzdeki aylarda yayımlanacak iki ayrı rapor önemli olacak.

Borrell’in hazırlamakta olduğu raporla ilgili olarak şu an Komisyon üyeleri ve Türkiye’deki farklı alanlardaki yetkililer arasındaki temaslar devam ediyor. Bu raporun ne zaman açıklanacağına dair şu an için net bir tarih verilmezken, sonbaharda ve muhtemelen de Ekim ayı sonlarında olabileceği belirtiliyor.

Türkiye-AB ilişkileri açısından Borrell’in hazırlamakta olduğunun yanı sıra bir diğer önemli rapor da her yıl yayımlanan İlerleme Raporu olacak. Bu raporun da yine sonbaharda çıkması bekleniyor.

Avrupa Parlamentosu’nun raporu ve ardından Erdoğan’ın yaptığı açıklamaların yankıları hâlâ tartışılırken, Paris Bosphorus Enstitüsü Başkanı Dr. Bahadır Kaleağası AB’den beklenen iki önemli rapor öncesi Brüksel’de Türkiye’ye yönelik farklı kesimlerin farklı bakış açıları bulunduğunu belirtiyor.

Erdoğan’ın AP raporu ile ilgili sözlerini “bir devlet yetkilisinin hoşa gitmeyen bir rapora dair yapacağı türden olağan açıklama” olarak değerlendiren Kaleağası, Brüksel’de Türkiye ile ilişkilerin nasıl götürülmesi gerektiği ile ilgili bulunan farklı görüşleri şöyle aktarıyor:

“Şu anda Türkiye’ye ‘yüzde yüz destek olalım’ ve ‘yüzde yüz ipleri koparalım’ diyenler azınlıkta olan iki ayrı küçük grup. Bir de üçüncü ve dördüncü, daha çoğunlukta olan iki grup var. Biri diyor ki ‘biz Türkiye’ye ikincil bir statü oluşturalım, nasıl olsa kopamaz ve bunu da bir şekilde içerde satar.’ Diğer grup ise ‘Türkiye’yi sistem içinde tutmazsak nereye gideceği belli olmaz, zamana yayacak pragmatik bir çözüm bulalım’ görüşünü savunuyor.”

Brüksel’de uzun yıllar TÜSİAD Temsilciliği de yapan TÜSİAD eski genel sekreteri Kaleağası, AB ülkelerine tek tek bakıldığında Türkiye’nin önemiyle ilgili dengeli analizler ve politikalar üretilebildiğine dikkat çekerek, şöyle devam ediyor:

“Ama ne zaman ki AB bir araya geliyor ve ülkeler ortak bir karar çıkartmaya çalışıyor; o karar genelde asgari müştereklerde buluştuğu için Türkiye politikası dahil birçok konuda çok zayıf politikalar üretilebiliyor. Bu AB’nin gerçeği bugün.”

Kaleağası AB’nin bugün daha esnek bir federasyona doğru gitmekte olduğuna, ancak bu sistemin de henüz tam oturmadığına işaret ederek, bu durumda Türkiye’nin farklı bir formatı kabul etmemesi ve tam üyelik hedefinden vazgeçmemesi gerektiğini şu sözlerle anlatıyor:

“Önümüzdeki 5-10 yılda küresel gelişmelere, Avrupa’nın geleceğinin nasıl şekilleneceğine ve Türkiye’nin demokrasi, ekonomi ve toplumsal kalkınma olarak nereye gideceğine bakılarak ilişkiler bir yere oturur. Türkiye’ye has bir format, bir statü Türkiye’yi ikinci sınıf bir ülke haline düşürür.”

Tam üyelik sürecinin kendi ritminde ama yavaş ilerlediğini hatırlatan Kaleağası, “Ama belki tam üyelik tanımı da değişebilir zamanla. Önce Avrupa’nın düzeni genel oluşmalı, Türkiye de orada kendi istediği yeri seçmeli. Bu arada mutlaka hukuk devleti, özgürlükler, ekonomik istikrar ve yapısal reformlar yönünde ilerlenmeli ve Gümrük Birliği yeşil, dijital ve sosyal boyutları da içerecek şekilde güncellenmeli” yorumu yapıyor.

Türkiye’nin AB’ye tam üyelik hedefinin bugün kalkmasının Türkiye’yi tüm dünyada zayıflatacağı uyarısında bulunan Kaleağası, şöyle konuşuyor:

“Türkiye için tarihten bu yana hiç değişmeyen bir denklem vardır. Türkiye Avrupa’da ne kadar güçlü olursa dünya ölçeğinde de o kadar ilerliyor. Dünyanın farklı bölgeleriyle ilişkilerde ne kadar ilerlerse Avrupa’da da değerli oluyor. Her dönemde ne zaman böyle yaptıysa Türkiye dünyada ekonomi, finans, diplomasi, kültürel her alanda güçlenmiş, bu dengeyi bozduğu her dönemde de gerilemiştir.”

Gümrük Birliği

Türkiye ile AB 1996’dan beri yürürlükte olan Gümrük Birliği’nde sorunların çözümlenmesi ve güncellenmesi için 2015’te uzlaşıya varmıştı. Ancak 2016’da Türkiye’de gerçekleşen darbe girişimi ve ardından gelen OHAL ile insan hakları alanında yaşanan gerilemenin de etkisiyle AB 2018’de aldığı kararla Gümrük Birliği’nin modernizasyonuna yönelik “başkaca bir çalışma öngörmediğini” açıklamıştı.

Son günlerde yapılan bazı pozitif açıklamalara karşılık Gümrük Birliği ile ilgili şu an için henüz müzakere aşamasına gelinmiş değil. AB Komisyonu’nun Gümrük Birliği müzakerelerine başlayabilmesi için Kıbrıs Cumhuriyeti (Güney Kıbrıs Rum kesimi) de dahil tüm üye ülkelerden yetki alması gerekiyor. Bu da sürecin başlamasının önündeki zorlu alanlardan biri olarak görülüyor.

Şu anda Ankara ile Brüksel arasında bu konuda yapılan görüşmeler daha çok alt yapıyı hazırlama ve ilk adımları atmaya yönelik zemin araştırması niteliğinde görülüyor.

AB yetkililerine göre görüşmelerde ilerleme sağlanabilmesi için öncelikle Türkiye’nin son dönemde getirdiği bazı ticaret engellerinde esnek olması gerekiyor. Brüksel’e göre Ankara’nın bu engelleri kaldırması Komisyon’un Konsey’e sunacağı raporda atılması gereken adımlarla ilgili tavsiye sunmasını kolaylaştırıcı etki yapabilir.

Vize Serbestliği

AB ile ilişkilerde bir diğer önemli başlık da Türkiye vatandaşlarının Schengen vizesinde yaşadığı zorlukların aşılması için kolaylık sağlanması.

Türkiye ile AB 2013’te mültecilerin Türkiye’de tutulması için Geri Kabul Anlaşması imzalamış ve beraberinde Türk Vatandaşları için Vize Serbestliği Diyaloğu başlatılmıştı. Ancak bu diyaloğun sürdürülmesi için tamamlanması şart koşulan kriterlerin hepsi henüz Türkiye tarafından yerine getirilmedi.

Ankara 2013’ten beri “vize serbestisi” sağlanması için çaba harcarken, Schengen ile yaşanan sorunların giderek artması nedeniyle şu anda “vize kolaylığı” seçeneğine daha olumlu bakıyor.

Paylaşın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir