AB Sonuç Bildirgesinde Türkiye’ye Yunanistan Uyarısı

Avrupa Birliği (AB) liderlerinin Ukrayna’ya ve Moldova’ya “tam üyelik” statüsü verdikleri tarihi zirvede Türkiye de gündeme geldi. Yunanistan Başbakanı Kriyakos Miçotakis’in Doğu Akdeniz’de Türkiye ile yükselen gerilimi gündeme getirmesi üzerine AB’nin sonuç bildirgesinde Doğu Akdeniz başlığı altında Türkiye konusu da yer aldı.

VOA Türkçe’den Arzu Çakır’ın haberine göre, AB sonuç bildirgesi dış ilişkiler bölümünde, “Doğu Akdeniz” başlığı altında, “AB’nin Türkiye’nin son zamanlarda tekrarlanan eylemlerinden ve açıklamalarından derin endişe duyduğu” belirtilerek, “Türkiye, tüm AB üye devletlerinin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göstermelidir. Avrupa Konseyi, önceki sonuçlarını ve 25 Mart 2021 tarihli deklarasyonu hatırlatarak, Türkiye’nin uluslararası hukuka tam olarak uymasını, Doğu Akdeniz’de bölgesel istikrar adına gerilimleri azaltmasını ve iyi komşuluk ilişkilerini sürdürülebilir bir şekilde geliştirmesini beklemektedir” denildi.

Konuya ilişkin Brüksel’de gazetecilere açıklama yapan Yunanistan Başbakanı Miçotakis, “Atina sonuç bildirgesinde yer alan ifadelerin tamamen arkasındadır. Burada Türkiye’ye açık bir dille AB üyesi ülkelerin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü sorgulamayı bırakması ve uluslararası hukuka uygun biçimde gerilimi düşürme tavrına geri dönmesi için çağrı yapılmıştır” dedi.

Miçotakis, “Umarım Türkiye bu sefer çağrılara kulak verir. Çünkü Doğu Akdeniz’de, son iki ayda, tamamen komşumuz tarafından tırmandırılan gerilimi düşürmenin tek yolu bu” diye konuştu.

Ukrayna’ya destek vurgusu

Sonuç bildirgesinde zirveye damgasını vuran, “Ukrayna’daki durum ile Ukrayna, Moldova ve Gürcistan’ın üyelik başvurularına” ilişkin bölümde ise, “Avrupa Konseyi, Ukrayna’nın yanında olduğunu ve Avrupa Birliği’nin insani yardım da dahil olmak üzere genel ekonomik, askeri, sosyal ve mali dayanıklılığı için Ukrayna’ya güçlü destek sağlamaya devam edeceğini bir kez daha teyit eder” denildi.

AB’nin askeri ekonomik, sosyal ve finansal destek vermeye devam edeceği belirtilen açıklamada, “Avrupa Birliği, Ukrayna’nın Rus saldırganlığına karşı doğal meşru savunma hakkını kullanmasına ve toprak bütünlüğünü ve egemenliğini savunmasına yardımcı olmak için daha fazla askeri destek sağlama konusundaki kararlılığını sürdürmektedir. Bu amaçla, Avrupa Konseyi, Konsey’den askeri yardımın daha da artırılması için hızla çalışmasını talep etmektedir” ifadeleri kullanıldı.

Avrupa Konseyi’nin, 2022’de Ukrayna’ya 9 milyar Euro’luk yeni istisnai makro-finansal yardım sağlamak için Komisyon tarafından yapılacak bir öneriyi not ettiği, Ukrayna’nın yeniden inşaası için AB yardımına ilişkin Komisyonun uluslararası ortaklar, kuruluşlar ve uzmanlarla istişare içinde önerilerini hazırlayarak hızla sunmakla görevlendirdi.

Ukrayna ve Moldova’nın “aday ülke” statüsü bildirgede

Avrupa Konseyi’nin, Ukrayna, Moldova ve Gürcistan’ın Avrupa perspektifini tanıdığı vurgulanan sonuç bildirgesinde, “Bu ülkelerin ve vatandaşlarının geleceği Avrupa Birliği’ndedir. Avrupa Konseyi, Ukrayna ve Moldova Cumhuriyeti’ne aday ülke statüsü vermeye karar verdi. Konsey, gereken koşullar tam olarak karşılandıktan sonra daha fazla eyleme karar verecektir” denildi.

Konseyin, Gürcistan’ın üyelik başvurusuna ilişkin görüşünde de “Gürcistan’a aday ülke statüsü vermeye hazır olduğu”; bu ülkenin üyelik sürecinin ilerlemesinin Kopenhag kriterlerini karşılama konusundaki girişimlerine bağlı olacağı vurgulandı.

Batı Balkanlar

Zirve öncesinde 6 Batı Balkan ülkesiyle bir araya gelen AB liderleri, bu zirvede Bulgaristan vetosuyla uzlaşma sağlanamayınca, sonuç bildirgesinde “AB Konseyi, Batı Balkanlar’ın AB’ye katılım olasılığına tam ve kesin olarak bağlı olduğunu ifade eder ve katılım sürecinin hızlandırılması için çağrıda bulunur” denildi.

Bildiride ayrıca 6 Batı Balkan ülkesi Kuzey Makedonya, Kosova, Bosna Hersek, Karadağ, Sırbistan ve Arnavutluk’a, özellikle hukukun üstünlüğü, yargı sisteminin bağımsızlığı ve işleyişi ile yolsuzlukla mücadele ile ilgili reformların önemi hatırlatıldı. Bu ülkeler ayrıca azınlıklara mensup kişilerin haklarını ve eşit muameleyi garanti etmeye davet edildi.

Zirvede Sırbistan, Kuzey Makedonya ve Arnavutluk ile katılım müzakerelerinin hızla başlayabilmesi için, Kuzey Makedonya ile Bulgaristan arasındaki sorunların hızla çözülmesi çağrısı da yapıldı. Özellikle Sırbistan ve Kosova arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesine ilişkin, ikili ve bölgesel anlaşmazlıkların çözümünde somut ilerlemeye duyulan acil ihtiyaç yeniden teyit edildi.

Avrupa Siyasi Topluluğu kurulması

AB liderleri zirvenin gece yarısı süren bölümünde de Fransa Cumhurbaşkanı ve AB dönem Başkanı Emmanuel Macron’un “Avrupa Siyasi Topluluğu” kurulması önerisini tartıştı. Liderler, sonbahardan itibaren, dönem başkanlığını devralacak Çek Cumhuriyeti’nin başkenti Prag’da bu konunun yeniden ele alınması konusunda anlaştı.

Avrupa Siyasi Topluluğu konusu sonuç bildirgesinde “Avrupa Birliği’nin Avrupa’daki ortaklarıyla ilişkileri konusunda stratejik bir tartışma gerçekleştirdiği” belirtilerek, “Bu topluluk ile amaç kıtadaki Avrupa ülkeleri için bir politik işbirliği platformu sağlamaktır. Bu platform, yakın ilişki içinde olduğumuz tüm Avrupa ülkelerini ilgilendirebilir. Avrupa kıtasının güvenliğini, istikrarını ve refahını güçlendirmek için ortak çıkar konularını ele almak için siyasi diyalog ve işbirliğini teşvik etmeyi hedefliyor. Bu çerçeve, genişleme de dahil olmak üzere mevcut AB politikalarının ve araçlarının yerini almayacak ve Avrupa Birliği’nin karar alma özerkliğine tam olarak saygı duyacaktır. Bu ilk görüş alışverişi temelinde, Avrupa Konseyi bu soruya geri dönecektir” ifadeleri yer aldı.

AB liderler zirvesinin ikinci gününde Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde’ın da katılımıyla, enflasyon, enerji krizi ve devlet borçlanma faizlerinin yükselmesi gibi ekonomik konular ele alınacak.

Milyonlar Borç Batağında

Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik krizle birlikte alım gücü her geçen gün biraz daha düşerken, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) haftalık bülteninde yer alan veriler, milyonlarca yurttaşın krizle birlikte borç bataklığına sürüklendiğini gözler önüne serdi.

Bültene göre bankalara olan borçluluk 1 haftada 52 milyar lira artarken, 6 trilyon 303 milyar 788 milyon liraya yükseldi.

Verilere göre, tüketici kredileri tutarı, 17 Haziran itibarıyla 5 milyar 768 milyon lira artışla 896 milyar 102 milyon liraya çıktı. Söz konusu kredilerin 341 milyar 955 milyon lirası konut, 22 milyar 678 milyon lirası taşıt ve 531 milyar 469 milyon lirası ihtiyaç kredilerinden oluştu.

Söz konusu dönemde taksitli ticari kredilerin tutarı 8 milyar 454 milyon lira artarak 840 milyar 988 milyon liraya yükseldi. Bankaların bireysel kredi kartı alacakları 268 milyar 617 milyon lira olarak gerçekleşti. Bireysel kredi kartı alacaklarının 112 milyar 238 milyon lirası taksitli, 156 milyar 379 milyon lirası taksitsiz oldu.

Merkez Bankasının haftalık para ve banka istatistikleri

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından haftalık para ve banka istatistikleri de yayımlandı. Buna göre, bankacılık sektöründeki toplam mevduat 17 Haziran ile biten haftada 132 milyar 801 milyon 677 bin lira artarak 7 trilyon 207 milyar 161 milyon 973 bin liraya yükseldi.

Mevduat bankalarındaki tüketici kredileri, geçen hafta yüzde 0,64 artarak 848 milyar 372 milyon 149 bin lira oldu. Aynı dönemde taksitli ticari krediler yüzde 0,96 artışla 758 milyar 933 milyon 242 bin liraya, kredi kartları bakiyesi yüzde 0,85 yükselişle 403 milyar 236 milyon 802 bin liraya çıktı.

Mevduat bankalarındaki tüketici kredilerinin 312 milyar 998 milyon 929 bin lirası konut, 15 milyar 797 milyon 63 bin lirası taşıt ve 519 milyar 576 milyon 157 bin lirası diğer kredilerden oluştu.

Türkiye, FIFA Dünya Sıralamasında 42. Sıraya Yükseldi

UEFA Uluslar C Ligi’nde başarılı bir grafik çizen Türkiye, FIFA dünya sıralamasında bir basamak yükselerek 42. sıraya yerleşti. Sıralamada en büyük çıkışı Kazakistan kaydetti.

Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği (FIFA), Haziran ayı dünya sıralamasını açıkladı. Türkiye, sıralamada bir basamak yükselerek 42. sıraya yerleşti.

FIFA’nın internet sitesinde yayınlanan sıralamada Brezilya, bin 837 puanla zirvedeki yerini korurken, Belçika bin 821 puanla ikincilikte kaldı, Arjantin ise bin 770 puan alarak üçüncü sıraya çıktı.

A Millî Takımın UEFA Uluslar C Ligi 1. Grup’taki rakiplerinden Lüksemburg 93. sıraya çıktı, Faroe Adaları 125’inciliğe, Litvanya ise 142. sıraya geriledi.

UEFA Uluslar C Ligi 1. Grup’taki ilk dört maçını kazanan A Milli Takım, toplamda 1475.13 puan sahip.

En büyük çıkışı, 11 basamak yükselerek 114.’lüğe yerleşen Kazakistan kaydetti. Bir sonraki FIFA dünya sıralaması, 25 Ağustos’ta açıklanacak.

GRECO Türkiye Yolsuzlukla Mücadele Raporu: 12 Madde Yerine Getirilmedi

Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu (GRECO), Türkiye’ye yapılan ‘yolsuzlukla mücadele’ tavsiyelerini yerine getirip getirmediğini değerlendirildi. Raporda Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun (HSK) yapısının “bağımsız ve özerk yargıya ilişkin Avrupa standartlarıyla çeliştiği” ifade edildi.

Üçüncü Ara Uyum Raporu’nda Türkiye’de yargının bağımsızlığı ve milletvekilleri açısından “yolsuzluğu önlemeye yönelik ilerleme eksikliği” olduğu kaydedildi.

GRECO, Türkiye’ye yapılan 22  tavsiyeden üçünü “tatmin edici şekilde yerine getirdiğini; geriye kalan tavsiyelerden dokuzunu kısmen yerine getirdiğini, 12’sini ise yerine getirmediğini” belirtti.

“Milletvekilleri, hâkim ve savcılar bakımından yolsuzluğun önlenmesi” başlığını taşıyan Raporda, “milletvekilleriyle ile ilgili olarak, İkinci Ara Uyum Raporu’nun kabul edilmesinden bu yana GRECO tavsiyelerinin yerine getirilmesine yönelik somut herhangi bir gelişme kaydedilmemiştir.” denildi.

Son Değerlendirme Raporu’ndan bu yana “hiçbir gelişme kaydedilmemiş olmasını üzüntüyle karşıladığını” belirten GRECO, “Milletvekillerine Yönelik Etik Davranış İlkeleri Kanun tasarısının, önceki yasama meclisi tarafından incelendiğini ve mevcut yasama meclisinde görüşülmeyi beklediğini” hatırlattı.

HSK uyarısı

Hâkimler ve savcılar ile ilgili olarak, Yargı Etiği Bildirgesi’nin ayrım yapmaksızın hem hâkimleri hem de savcıları kapsadığı belirtilen raporda, “reddi hâkim konusunun Yargın Etiği Bildirgesi’nin dışında bırakıldığı”na dikkat çekildi.

Raporda, Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun (HSK), yapısı eleştirilerek, “HSK’nın Cumhurbaşkanı ve TBMM tarafından belirlenen üyelerden oluşması ve üyelerin hiçbirinin hâkim ve savcıların kendileri tarafından seçilmiyor olması, bağımsız ve özerk yargıya ilişkin Avrupa standartlarıyla çelişmektedir.” denildi.

Ayrıca, yürütmenin, “yargının işleyişi hususunda, hâkim ve savcı adaylarının seçim ve hizmete alım süreci, adlî makam sahiplerinin görev yerlerinin kendi rızaları dışında değiştirilmesi, disiplin işlemleri ve savcı ve hâkimlerin eğitimi gibi bir dizi kilit konudaki güçlü etkisini sürdürdüğü” ifade edildi.

Raporda GRECO’nun tavsiyelere mevcut uyumun halen “genel anlamda tatmin edici olmadığı” sonucuna vardığı belirtildi.

31 Mart 2023’e kadar süre

GRECO, Türkiye Delegasyon Başkanlığından, en geç 31 Mart 2023 tarihine kadar, kalan tavsiyeleri yerine getirmek üzere alınan tedbirlere ilişkin bir rapor sunmasını istedi.

Ayrıca Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’nden Türkiye Dışişleri Bakanı’na, dikkatini ilgili tavsiyelere uyulmadığına çeken bir mektup göndermesini tavsiyesinde bulundu.

Raporda Ankara’nın GRECO’nun tavsiyeleri “kısmen yerine getirdiği” maddelerden bazıları şöyle sıralanıyor:

  • “GRECO, milletvekillerinin görev ve sorumluluklarıyla uyumlu olmayan yan faaliyetlerin gözden geçirilmesini ve bu faaliyetler sonucunda ortaya çıkabilecek çıkar çatışmalarına çözüm bulmak amacıyla kapsamlı ve uygulanabilir bir yasanın hazırlanmasını tavsiye etmiştir.”
  • “GRECO, tüm hâkim ve savcı adaylarının, kamuoyuna açık ve Avrupa standartlarıyla uyumlu kesin ve nesnel kriterlere dayalı olarak etik davranış ve dürüstlük konularında denetlemeye tâbi olması hususunda tavsiyede bulunmuştur.”
  • “GRECO, çıkar çatışmaları ve dürüstlükle alakalı diğer hususlarda (hediyeler, reddi hâkim, üçüncü tarafla ilişkiler ve gizli bilgilerin ele alınması, vs.) yeterli ölçüde rehberlik sunan uygulamalı örnekler de dâhil olmak üzere hâkimlerin belirli görevleri için etik davranış ilkelerinin belirlenmesini ve (ii) bunların halka açık olmasını ve her sınıftan hâkimin eğitiminde kullanılmasını tavsiye etmiştir.”
  • “GRECO, hâkim ve savcılar için geliştirilen özel hizmet içi eğitimin, bu birbirinden ayrı iki meslek bakımından tesis edilecek etik norm ve davranış kurallarıyla aynı doğrultuda yolsuzluğun önlenmesi ve yargı etiği konularında düzenli eğitimlerin de verilmesi şeklinde genişletilmesini tavsiye etmiştir.”

Türkiye’nin GRECO’nun tavsiyeleri “yerine getirmediği” maddelerden bazıları şu şekilde:

  • “GRECO, milletvekillerinin mal beyanında bulunma rejimine; kuralların ihlal edilmesine karşı etkin, orantılı ve caydırıcı yaptırımlar getirilmesinin yanı sıra mal beyanının doğruluğu ve gerçekliğini teyit eden bir sistemin eklenmesi ve Meclise sunulduktan hemen sonra bu mal beyanlarının içeriğinin kamuoyuna açıklanması (eşler ve bakmakla yükümlü olunan aile üyeleri ile ilgili bilgilerin kamuoyuna açıklanmasına gerek olmadığı anlaşılmıştır) hususlarında tavsiyede bulunmuştur.”
  • “GRECO, yasama dokunulmazlığının kaldırılması sürecinin öncelik sırasına göre ele alınmasının ve milletvekilleri hakkında rüşvet suçlamasıyla yürütülen ceza soruşturmalarının engellenmemesinin sağlanması amacıyla kararlı tedbirlerin alınması hususunda tavsiyede bulunmuştur.”
  • “GRECO, yürütme erkinden ve siyasi etkiden bağımsız olmasına yönelik muhtemel

tehditlerle ilgili olarak Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) bağımsızlığının güçlendirilmesi için kararlı tedbirler alınması hususunda tavsiyede bulunmuştur.”

  • “GRECO, hâkim ve savcı adaylarının seçim ve mesleğe alım süreçleriyle ilgili olarak yargı erkinin müdahilliğinin ve sorumluluğunun önemli ölçüde artırılması hususunda tavsiyede bulunmuştur.”
  • “GRECO, hâkim/savcıların etik davranış ve dürüstlük hususundaki değerlendirmelerinin kamuoyuna açık ve Avrupa standartlarıyla uyumlu kesin ve  nesnel kriterlere dayalı olmasına dair tavsiyede bulunmuştur.”
  • “GRECO, Adalet Bakanının, hâkim ve savcıların görev dokunulmazlıklarının kaldırılabilmesine ilişkin izin verebilme yetkisinin yargıya (örneğin, üst düzey hâkimlerden oluşan bir heyete veya HSYK’ya) devredilmesini ve bu hususun  mevzuatta açık bir şekilde belirtilmesini tavsiye etmiştir.”

“Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu” Türkiye’nin de üyesi olduğu Avrupa Konseyi bünyesinde 1999’da kuruldu.

Türkiye’nin 2004 yılında dahil olduğu GRECO, üye ülkelere yönelik düzenli olarak rapor ve tavsiye kararları hazırlıyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Yangınlar Büyüyor, Mücadele Bütçesi Küçülüyor

Muğla’nın Marmaris ilçesi Bördübet mevkisindeki ormanlık alanda Salı günü saat 20.00 civarında başlayan yangın kısa sürede geniş bir alana yayıldı. Gece boyuncu karadan müdahalenin yapıldığı yangına sabah saatlerinden itibaren de 20 helikopter ve 14 uçakla yangına müdahale edildi.

Marmaris’teki yangının öğle saatlerinde kontrol altına alındığı belirtilirken, Fethiye ve Datça’da da sabah saatlerinde yangın çıktı ve kısa sürede söndürüldü. Üç ayrı noktada çıkan orman yangınları, gözlerin bir kez daha alınan ve alınacak olan önlemlere çevrilmesine neden oldu. Geçtiğimiz yıl Ege ve Akdeniz bölgelerinde 500’den fazla noktada çıkan yangınlarda 139 bin hektarlık alan yanmıştı. Bu miktar, Türkiye’nin son 10 yıl içerisinde yaşanan yangınlarda kaybettiği ormanlık alanın yüzde 61.5’ini oluşturdu.

Kurumun bütçedeki payı azalıyor

Peki, Türkiye bu yıl orman yangınlarına hazırlıklı mı? DW Türkçe’den Eray Görgülü Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı ile Orman Genel Müdürlüğünün (OGM) faaliyet ve performans raporlarından derlediği bilgilere göre, yangınla mücadeleye yönelik ayrılan kaynağın merkezi bütçedeki payına olan oranının azaldığı göze çarpıyor. 2015 yılında OGM bütçesi için 2 milyar 567 milyon 630 bin TL ayrılmıştı. Bu kaynak, merkezi bütçenin yüzde 0.54’ünü oluşturmuştu. Ancak OGM’ye ayrılan payın merkezi bütçedeki oranı 2015’ten itibaren azalmaya başladı.

2021 yılında OGM bütçesi için 4 milyar 205 milyon 954 bin TL’lik kaynak ayrıldı ancak bu kaynağın merkezi bütçedeki oranı yüzde 0.31’de kaldı. 2022 yılı için OGM’nin bütçesinde yaklaşık yüzde 50’lik artış öngörülse de genel müdürlüğün merkezi bütçe içerisindeki payı yalnızca yüzde 0.35’te kaldı. Böylece aradan geçen yedi yıl içerisinde OGM’nin payı yaklaşık yüzde 35 oranında azalmış oldu. Diğer yandan OGM’nin yangınla mücadele bütçesindeki rakamlar da dikkat çekti. OGM, geçtiğimiz yıl yangınla mücadele için 8.1 milyar TL’lik kaynak harcamıştı. Ancak, bu yıl söz konusu harcama için yalnızca 5.4 milyar TL’lik kaynak ayrıldı.

Özkara: Bıraktığımız yerde olduğumuzu gördük

Uzmanlara göre sahada da eksiklikler bulunuyor. Marmaris’teki yangını değerlendiren Türkiye Ormancılar Derneği Başkanı Hüsrev Özkara, “Marmaris’teki yangın yine geçmişteki yaşanan mega yangınlardaki sıkıntının devam ettiğini gösteriyor. Maalesef geldiğimiz nokta itibarıyla bıraktığımız yerde olduğumuzu gördük” ifadesini kullandı. Özkara, yangına karadan müdahale konusundaki eksikliğe de dikkat çekti.

Genel Müdürlüğün, büyük çoğunluğu orman yangınlarıyla mücadelede kullanılmak üzere 5 bin işçi alımı için harekete geçtiğini hatırlatan Özkara, halen bu işçilerin eğitimden geçirilip de sahada çalışabilir hale gelemediğine dikkat çekti. Özel sektörle yürütülen taşeron işçi programının da yetersiz kaldığını savunan Özkara, “Yangınla mücadele edecek işçinin tecrübeli olması çok önemli. Bu kişilerin çoğunluğunun da orman köyünde yaşayan insanlardan olması gerekiyor. Bu arkadaşlar, bu duygu ve düşüncelerin içerisinde değilse o tecrübesi yoksa yangında bırakın katkı sağlamalarını, gerçekten olumsuz sonuçları da ortaya çıkabilir” dedi.

“Amfibik uçaklar kullanılamıyor”

Öte yandan havadan müdahale ile ilgili yangın söndürme uçakları bu yıl da tartışma konusu olmaya devam ediyor. Bekir Pakdemirli’nin bakanlığı döneminde Tarım ve Orman Bakanlığı ile Türk Hava Kurumu (THK) karşı karşıya gelmiş, “uçabilir durumda olmadığı” gerekçesiyle 2019’dan bu yana THK’nın uçakları yangın söndürme faaliyetlerinde kullanılmamıştı. THK Kayyum Heyeti Başkanı Abdullah Kaya, Pazartesi günü yaptığı açıklamada envanterdeki uçaklardan üçünün bakımının tamamlandığını ve Temmuz ayından itibaren kullanılacağını açıkladı.

THK’nın amfibik uçaklarının göl, deniz ve barajlardan su alarak kısa süre içerisinde yangın bölgesine ulaştırabildiğine dikkat çeken Özkara, şu anda yangın bölgesinde amfibik uçak kullanılamamasını eleştirdi. Özkara, bakan ve üst düzey bürokratların bölgeye gitmelerinin de yangın söndürme faaliyetlerini olumsuz etkilediğini öne sürdü. Özkara, “Geçen sene de uyarmıştık. Çok yanlış bir tutum. Oradaki çalışmanın bütünlüğünü bozar. İdari düzenin etkilenmesine, çalışmanın etkilenmesine neden olur” diye konuştu.

Türkiye İle Suudi Arabistan Arasında ‘Yeni İş Birliği’ Dönemi

Suudi Arabistan Veliahtı ve Başbakan Yardımcısı Prens Muhammed bin Selman bin Abdülaziz Al Saud, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın daveti üzerine geldiği Türkiye’de resmi törenle karşılandı.

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen törenin ardından Bin Selman ve Erdoğan baş başa görüşme gerçekleştirdi. Görüşmeyle ilgili iki ülke dışişleri bakanlarının imzasını taşıyan ortak bildiride “yeni bir işbirliği döneminin başlamasına yönelik kararlılık” vurgusu yapıldı.

Açıklamaya göre görüşmede karşılıklı ticaretin geliştirilmesi, kolaylaştırılması ve çeşitlendirilmesi, yatırım fırsatlarının araştırılması ve çeşitli alanlarda somut ortaklıklara dönüştürülmesi için iki ülkenin kamu ve özel sektöründeki iletişimin artırılması ele alındı.,

“2030 Vizyonu’nun sunduğu fırsatlar”

Açıklamada, G20 üyesi iki ülkenin büyük ekonomik potansiyeline ve Suudi Arabistan’ın 2030 Vizyonu’nun yatırım, ticaret, turizm, kalkınma, sanayi, madencilik, inşaat projeleri, ulaşım-altyapı (müteahhitlik dahil), tarım, gıda güvenliği, sağlık, iletişim-bilgi teknolojisi alanları, medya ve spor alanlarında sunduğu fırsatlara vurgu yapılarak Türkiye-Körfez İşbirliği Konseyi’nin (KİK) 13 Ekim 2016 tarihli 5. Bakanlar Toplantısı Ortak Beyanatı’na atıfla, Türkiye-KİK Serbest Ticaret Anlaşması müzakerelerinin önemine işaret edildi.

Taraflar, enerji alanında özellikle petrol ve rafinerisi, petrokimya, enerji verimliliği, elektrik, yenilenebilir enerji, inovasyon, hidrokarbon kaynakları için temiz teknolojiler, hidrojen de dahil olmak üzere düşük karbonlu yakıtlar alanlarında iş birliği yapma beklentilerini; enerji sektörü ve ilgili tedarik zincirlerinin yerelleştirilmesi ve bu alanlarda ilgili projeler geliştirilmesi hususları üzerinde çalışılması arzusunu ifade ettiler.

Yapay zekâ, dijital teknolojiler ve akıllı şehirler alanlarında üretim ve yatırım ortaklıklarının geliştirilmesi ve bu alanlarda faaliyet gösteren özel sektör aktörlerinin iş birliğine teşvik edilmeleri konularında görüş birliğine varılırken iklim değişikliği ve çevre kaynaklı sınamalarla mücadele konusunda da kararlılık vurgusu yapıldı.

Türkiye’den yatırım daveti

Ortak bildiriye göre Türk tarafı, Suudi Arabistan girişimcilik ekosisteminde faaliyet gösteren yatırım fonlarını  Türkiye’deki startup’lara yatırım yapmaya ve onlarla ortaklıklar kurmaya davet etti.

Bilim insanlarının karşılıklı ziyaretleri, KOBİ’ler’in desteklenmesinde iş birliği, savunma alanında iki ülke arasında imzalanan anlaşmaların etkin hale getirilmesi, adli iş birliğinin geliştirilmesi, turizm, sivil havacılık ve sağlık yatırımlarında iş birliği, üzerinde mutabakat sağlanan konular arasında sayıldı.

Bölgesel konularda istişare ve iş birliği

Ortak açıklamada, “iki ülkenin ve halklarının çıkarları doğrultusunda bölgenin istikrar ve huzurunun güçlendirilmesi için, bölgesel konularda da istişare ve işbirliğinin derinleştirilmesinin kararlaştırıldığı” belirtilerek “Görüşmenin sonunda taraflar, iki ülkenin ve halklarının ortak çıkarlarına katkıda bulunacak ve tüm kesimlere fayda sağlayacak şekilde, bölgenin geleceğine hizmet etmek için tarihi kardeşlik temelinde iş birliğini geliştirerek sürdürme kararlılıklarını vurgulamışlardır” ifadesine yer verildi.

AB Anketi: Türkiye’ye En Olumlu Bakan Ülke Letonya

Avrupa Parlamentosu’nun Avrupa Birliği (AB) genelinde yaptırdığı bir kamuoyu araştırmasında Türkiye’yle ilgili veriler de yer aldı. Anket kapsamında katılımcılara ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Hindistan ve Türkiye’yle ilgili görüşleri de soruldu.

AB üyesi 27 ülkede yaklaşık 27 bin kişiyle Nisan ve Mayıs aylarında yüz yüze görüşülerek yapılan Eurobarometer anketine katılanların yüzde 28’i Türkiye hakkında olumlu görüşe sahip olduğunu söyledi. Yüzde 60’ı olumsuz görüş bildirirken yüzde 12’si de “Bilmiyorum” yanıtını verdi.

Türkiye hakkında en fazla olumlu görüş bildirilen ülke, yüzde 56 ile Letonya oldu. Bu ülkeyi Romanya (yüzde 55), Litvanya (yüzde 52), Hırvatistan (yüzde 52) ve Malta (yüzde 50) takip etti.

En az olumlu görüş bildirilen ülkeyse yüzde 4 ile Yunanistan oldu. Olumlu görüş sahibi katılımcıların oranının en düşük seviyede olduğu diğer ülkeler Kıbrıs Cumhuriyeti (yüzde 9), İsveç (yüzde 12) ve Almanya (yüzde 17) oldu.

Gençler daha pozitif

AB genelinde verilen yanıtlar sosyo-demografik açıdan analiz edildiğinde, genç katılımcıların Türkiye hakkında daha olumlu görüşlere sahip olduğu görüldü. Ankete katılan 55 yaş üstü AB vatandaşlarının sadece yüzde 22’si Türkiye hakkında olumlu görüş bildirirken bu oran 15-24 yaş grubunda yüzde 38 olarak kaydedildi.

Ayrıca AB hakkında olumlu görüş sahibi olan katılımcıların Türkiye’ye de daha olumlu baktığı görüldü. Avrupa Birliği hakkında olumlu görüş bildirenlerin yüzde 31’inin Türkiye hakkında da olumlu düşündüğü ortaya koyulurken, olumsuz görüş bildirenlerin yüzde 23’ü Türkiye hakkında da olumsuz düşündüğünü ifade etti.

Ukrayna savaşıyla ilgili haberleri takip edenler arasındaki Türkiye sempatisi de takip etmeyenlere kıyasla az da olsa yüksek çıktı.

Ukrayna savaşıyla ilgili haberleri takip etmeyenlerin yüzde 31’i Türkiye hakkında olumlu görüş bildirirken takip edenlerin yüzde 27’si olumsuz görüş sahibi olduğunu belirtti.

Rusya ve Çin büyük düşüşte

Yapılan anket, Avrupalıların ABD ve İngiltere hakkında olumlu görüş sahibi olduğuna işaret ederken Rusya ve Çin’le ilgili düşüncelerinin daha da olumsuz bir hâl aldığını gösterdi.

Ankete katılanların yüzde 65’i İngiltere hakkında olumlu görüş bildirdi. ABD hakkında olumlu düşünenlerin oranıysa yüzde 58 çıktı. Aynı anket 2018 yılında Donald Trump ABD Başkanı’yken yapıldığında bu oran yüzde 45’ti. Çin hakkındaki olumlu görüş dört yılda yüzde 36’dan yüzde 22’ye, Rusya hakkındaki olumlu görüş yüzde 30’dan yüzde 10’a geriledi.

Rusya hakkında en fazla olumlu görüş bildirilen ülke Bulgaristan oldu. Bulgarların yüzde 49’u Rusya hakkında olumlu görüş bildirdi. Kıbrıs Cumhuriyeti’nde de bu oranın yüzde 36 olduğu görüldü.

Hindistan’a Türkiye’den daha olumlu bakıyorlar

Ankete bu yıl Türkiye ile beraber eklenen Hindistan hakkında AB genelinde olumlu görüş bildirenlerin oranıysa yüzde 38 oldu.

Hindistan hakkında olumlu görüş sahibi olanların oranının en düşük olduğu ülke yüzde 28 ile Almanya çıktı. En yüksek oransa yüzde 53 ile Hırvatistan’da görüldü.

(Kaynak: DW Türkçe)

Türkiye’yi Terk Eden Doktor Sayısı Son 6 Ayda Bine Yaklaştı

Türkiye’de TÜİK verilerine göre yıllık enflasyonun yüzde 70’i geçmesi ve ekonomik dengenin bozulması birçok iş alanında yurt dışına göçü artırdı. Son dönemde daha iyi yaşam şartları için özellikle Avrupa ülkelerine yönelenler arasında sağlık çalışanları da bulunuyor. 

Türk Tabipleri Derneği’ne (TTB) göre bu yılın ilk yarısında 938 doktor ülkeden ayrıldı. Bu sayı geçen yıl bin 400 olarak rapor eldi.

Erdoğan, Mart ayında yaptığı bir konuşmada, “Açık konuşuyorum, gidiyorlarsa gitsinler” demiş “Bizler de üniversiteyi yeni bitiren doktorlarımızı istihdam ederiz. Biz asistan doktorlarımız ile buralarda devam ederiz. Daha da ileri gidiyorum; yurt dışından dönmek isteyenlerin dönüşünü sağlar, buralarda görevlendiririz” demişti.

“Sorun eriyen maaşlar ve zorlu çalışma koşulları”

Gelir meselesi en büyük endişelerden biri. Enflasyon nedeni ile gelirleri eriyen doktorlar hem maaşlarını hem de zorlu çalışma koşullarını protesto ediyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ise maaşların düşük olmadığını “En az alan doktor ne alıyor dedim, ‘8-9 bin’ dediler. En fazla alan ne alıyor dedim, ’25-30 bin’ dediler. Özel sektör çok veriyormuş, oraya gidiyorlar. Varsın gitsinler” cümleleri ile bu protestolara yanıt veriyor.

Benzer sorunlardan yakınan ve ismini vermek istemeyen başka doktorlar, ekonomik sebeplerden ötürü çalışanların özel hastanelere yöneldiğini belirtiyor. Kamu hastanelerinde maaşlar düşük olması ve hasta sayısının fazla olması, yurt dışına gidemeyen bu doktorları özel hastanelere itiyor.

Ülkede resmi kurumların açıkladığı ve son 20 yılın en yüksek seviyesini işaret eden enflasyon oranları ise kamuoyu yoklamalarına göre inandırıcı bulunmuyor. Halkta bu oranın çok daha yüksek olduğu kanısı hakim.

Bu yönde açıklamalarda bulunan bir grup bağımsız iktisatçı da asıl enflasyon oranının yüzde 160’ları bulduğunu ileri sürüyor. Bu uzmanların kurduğu Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) hakkında TÜİK savcılığa şikayette bulunmuş ve soruşturma başlatılmıştı.

euronews muhabiri Kristina Jovanovski’ye konuşan ENAGrup kurucularından Veysel Ulusoy, enflasyon oranlarının siyaset üzerinde de etki oluşturduğunu ve iktidar partisinin oy oranlarında azalmaya neden olduğunu belirtti.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

AİHM, Suriyelinin Açtığı Davada Türkiye’yi Mahkum Etti

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Suriye vatandaşı Muhammed Fevzi Akad’ın, Türkiye’de geçerli oturum izni olmasına rağmen Türk makamları tarafından “zorla ülkesine sınır dışı edilmesi” konusunda Ankara’nın hak ihlalinde bulunduğuna hükmetti.

2004 yılından beri Türkiye’de yaşayan ve “geçici koruma” statüsüne sahip olan 1997 doğumlu Muhammed Fevzi Akad isimli Suriyeli, 2018 yılında Yunanistan’a geçmeye çalışırken Meriç Irmağı yakınında jandarma tarafından yakalanmış ve iki gün sonra Suriye’ye sınır dışı edilmişti. Davacı, hukuka aykırı bir şekilde zorla Suriye’ye gönderildiğini, ayrıca Edirne’den Hatay’a kadar yaklaşık 20 saatlik otobüs yolculuğunu, sınır dışı edilecek başka bir kişiye kelepçeyle bağlı şekilde geçirdiğini belirtmişti.

AİHM, iki konuda da Türk makamlarının hem Türk hukukunu hem de AB hukukunu ihlal ettiğine oy birliğiyle karar verdi. Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) üç ayrı maddesini ihlal ettiği gerekçesiyle davacıya 9 bin 750 euro manevi tazminat ve 2 bin 500 euroluk masraf ve giderleri ödemeye mahkum edildi.

Mahkeme, kararında davacının zorla ve hukuk dışı bir şekilde Suriye’ye gönderilmesinin ve Edirne ile Hatay arasındaki otobüs yolculuğunda kelepçe uygulamasının “insanlık dışı ya da küçük düşürücü muameleyi” yasaklayan 3’üncü maddeye aykırı olduğuna hükmetti. Davacıya Suriye’ye gönderilme kararına karşı hukuken itiraz hakkı tanınmaması, AİHS’nin “etkili başvuru” hakkını düzenleyen 13’üncü maddesine, Meriç’te yakalanmasından Suriye’ye gönderilmesine kadar geçen iki günlük sürede özgürlük haklarının kısıtlanması da “kişi özgürlük ve güvenliği”ni düzenleyen 5’inci maddeye aykırı bulundu.

Türkiye savunmasında davacının gönüllü dönüşler çerçevesinde Suriye’ye gönderildiğini bildirmişti. Söz konusu kişinin Suriye’ye gönderildikten sonra yeniden Türkiye’ye giriş yaparak Türkiye üzerinden Almanya’ya gitmeyi başardığı ve daha önce Almanya’ya kaçarak iltica hakkı kazanan ailesiyle birlikte Almanya’da yaşadığı belirtildi.

AİHM, Türkiye’nin Deniz Yücel Ve Nazlı Ilıcak Kararlarına İtirazını Reddetti

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) temyiz başvurularını değerlendiren kurulu, Almanya’da Die Welt gazetesine çalışan İlker Deniz Yücel’in açtığı davada Türkiye’ye verilen mahkumiyet kararına yapılan itirazı kabul etmedi.

Kurul, AİHM’in gazeteci Nazlı Ilıcak’ın yaptığı başvuruda da Türkiye aleyhine verilen karara yapılan itirazı reddetti. AİHM’in 5 yargıçtan oluşan kurulunun, iki temyiz bavurusunu reddetmesiyle daha önce ilgili daireler tarafından Yüzel ve Ilıcak için alınan kararlar böylelikle onanmış oldu.

AİHM’in Yücel kararı neydi?

AİHM, bu yıl 25 Ocak’ta aldığı kararda, Yücel’in 2017 yılında yaptığı başvuruyla ilgili olarak Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) güvenlik ve özgürlükle ilgili 5. maddesinin 1. ve 5 fıkralarıyla, ifade ve düşünce özgürlüğüyle ilgili 10. Maddesini ihlal ettiğini hükmetmişti.

AİHM gerekçeli kararında, Yücel’in suç işlediğinden şüphelenmek için “makul bir neden olmadan” gözaltına alınarak duruşma öncesi tutuklu kaldığı ifade edilmişti.

Anayasa Mahkemesi’nin daha sonra Yücel’i haklı bulmasına rağmen kendisine uygun bir maddi tazminat ödeme kararı almamasını da ihlal nedeni sayan Strasbourg Mahkemesi, eleştirel görüşleri yüzünden ve makul bir gerekçe olmadan Yücel’in gözaltına alınmasının hem kendisi hem de toplum için olumsuz etkileri olacağından dolayı ifade ve düşünce özgürlüğünün de ihlal edildiği görüşüne varmıştı.

Türkiye’nin, karar gereği mahkeme masrafları da içinde olmak üzere Yücel’e 13 bin 300 euro tazminat ödemesine karar verilmişti.

Die Welt Türkiye muhabiri Deniz Yücel dönemin Enerji Bakanı Berat Albayrak’ın özel e-posta adresinin RedHack tarafından hacklenmesine ilişkin kaleme aldığı haberiyle ilgili soruşturma ekiplerine ifade vermek üzere 14 Şubat’ta İstanbul’da gözaltına alınmış ; “terör örgütü propagandası ve halkı kin ve düşmanlığa tahrik” iddiasıyla sevkedildiği mahkemece 27 Şubat 2017’de tutuklanmıştı.

AİHM’in Ilıcak kararı neydi?

AİHM, 14 Aralık 2021’de aldığı kararda gazeteci Nazlı Ilıcak’ın ifade hürriyetinin ihlal edildiğine hükmederek, Türkiye’yi haksız bulmuş ve Ankara’yı 16 bin euro para cezasına çarptırdı.

Gazeteci Ilıcak’ın 2017 yılında yaptığı başvuruyu bugün karara bağlayan AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin güvenlik ve özgürlük hakkıyla ilgili 5. maddesinin 1 fıkrası ile ifade ve düşünce özgürlüğüyle ilgili 10. maddenin Türkiye tarafından ihlal edildiğine hükmetti.

Gerekçeli kararda, “Ilıcak’ın terör örgütüne üye olma veya hükümeti devirmeye teşebbüs etme suçlarını işlemesinden şüphelenmek için hiç bir makul neden bulunmadığı” yorumu yapıldı.

Ilıcak’a yönelik suçlamalara eleştiri getirilen gerekçeli kararda, bu suçlamaların gazetecinin kaleme aldığı kamu yararına ve bilinen gerçekler ve olaylarla ilgili olduğu belirtilerek, gazetecinin hiç bir şekilde şiddeti övmediği ve desteklemediği ifade edildi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)