Yüzünüze En Uygun Kaş Şekli Nasıl Seçilir?

Doğru seçilen kaş şekli yüzünüzün özelliklerini daha ön plana çıkarabilir, yanlış seçilen kaş şekli ise yüzünüzün görünümünü tamamen mahvedebilir. İyi görünen bir şekil seçip ve onu kaş şekli yapmak kolay. Buradaki püf nokta seçilecek olan şekil.

Haber Merkezi / Peki kaşınızın nasıl görünmesi gerektiğini belirlemede yüz şeklinizin hayati bir rol oynadığını biliyor muydunuz? Evet…

Yuvarlak

Yumuşak, kavisli bir çene ve geniş elmacık kemikleri, yuvarlak yüz şeklinin ortak bazı özellikleridir. Bu kategoriye giriyorsanız, ilk kural yuvarlak kaşlardan kaçınmak, yüzünüzü daha yuvarlak gösterecektir. Yuvarlak yüzünüzün özelliğini geliştirmek için kaşlarınızı yumuşak ve hafif kavisli görünecek şekilde şekillendirmenizi öneririz. Kaşlara biraz yükseklik ve uçlara biraz uzunluk eklemek, daha uzun bir yüz yanılsaması yaratacaktır.

Oval

Oval yüz şekline sahip olanlar daha geniş bir alına, yumuşak bir çeneye ve yüzün yanlarında hafif bir kıvrıma sahiptirler. Bu yüz şekline sahip olmanın en iyi yanı, çoğu kaş stilinin uygulanabilir olmasıdır. Ancak yine de en güzel şekli elde etmek için kaşlarınızı çok köşeli veya keskin gösterecek her şeyden kaçının.

Kare

Kare yüz şekli için işin püf noktası, kaşlarınızı doğal yüz şeklinizle çelişmemeleri için köşeli tutmaktır. Yüzünüzün daha uzun görünmesi için kaşlarınıza iyi bir kaldırma ve biraz uzunluk verin.

Kalp

Geniş bir alın ve dar bir çene, kalp şeklinde bir yüze sahip olan kişilerin ortak özellikleridir. Ancak doğru kaşlar alnınızı daha küçük gösterebilir. Alnınızın genişliğini kısaltmak için hafif bir eğri ile yumuşak şekillendirilmiş daha yuvarlak kaşları tercih edin.

Dikdörtgen

Dikdörtgen yüz şeklinin özellikleri kare yüz şekline çok benzer. Alın, yanaklar ve çene çizgisi hemen hemen aynı genişliktedir. Kaşlarınızın en iyi özelliklerinizi öne çıkarmasını istiyorsanız, kuyruğa uzunluk ekleyin ve ortada yeterli boşluk bırakın.

Antalya: Istlada Antik Kenti

Istlada Antik Kenti; Antalya’nın Kaş İlçesi’ne bağlı Kapaklı Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Köy dolmuşları ve özel araçlarla ulaşmak mümkündür.

Istlada adı şehrin birçok yazıtında okunabilmiş olup Likya Birliği içinde komşu diğer şehirlerle bölgenin tarihi kaderini paylaşmıştır. Gerek Hoyran mezarındaki ilginç kabartmalardan gerekse okunabilir Likya yazıtlarından şehrin tarihini en azından İ.Ö. 4’üncü yüzyıl başlarına indirmek mümkündür. Likya döneminden sonra sırasıyla Helenistik, Roma ve Bizans Dönemleri’nde yerleşim gördüğü kalıntılardan anlaşılmaktadır.

Istlada; Apollonia, Aperlai, Phellos veya İsinda gibi ufak bir beyin oturduğu etrafı surlarla çevrili ufak bir kale görünümündedir. Şehrin surları akropolün doğu ve batı yönünde uzanır. Sur, doğu uca yakın yerde, kale içine girişi sağlayacak bir kapı ile sonlanmaktadır. Kapının hemen batısında kapıyı kontrol amaçlı yapılmış bir yapı kalıntısı göze çarpar.

Yer yer görülen sarnıç ve kuyular ve bunlara su birikimini sağlayan yerli kayaya açılmış kanalcıklar su ihtiyacının biriktirme ile karşılandığını göstermektedir. Istlada Kapaklı Köyü’nde bulunan ünlü “Hoyran Anıtı” adıyla anılan kabartmalı mezarıyla da arkeoloji dünyasında çok özel bir yere sahiptir. Anıt  ana kayanın yontularak ev tipi mezar haline getirilmiş örneğidir. Alınlığın ortasında mezar sahibi eşi ve oğluyla seçilebilmektedir.

Çok basık gotik alınlığın altındaki frizde, ortada bir divan üzerine uzanmış mezar sahibinin ayakucunda askerleri başucunda ise oğlu, kızı, eşi ve kadınlardan oluşan bir grup törene iştirak edenleri oluşturmaktadır. Biri kopuk olan akroterlerde dışa dönük olarak sfenks tasvirleri mevcuttur. Anıt, Lykia alfabesi ile kazınmış yazıtı ve üzerindeki kabartmalardan M.Ö. 4’üncü yüzyıla tarihlenir.

Akropol’ün doğu ve kuzeyi kaya mezarları, lahitler ve stel şeklindeki tek blok mezarlarla doludur. Lahitlerin büyük çoğunluğu tipik Likya lahti formunda, kaide, sanduka ve kapaktan oluşmaktadır. Lahitlerin aralarında steller yer almaktadır. Tümü yörenin doğal oluşumu olan kireçtaşından yapılmıştır. Kaya mezarları Klasik Çağ’a, lahitlerin tümü ise Roma Çağı’na tarihlenir.

Üzerlerindeki kuş tasvirlerinden dolayı, horozlu ve güvercinli mezar olarak tanınan kaya mezarı en eski örneklerden biri olup İ.Ö. 4’üncü yüzyıl başlarına tarihlenir. Diğer ilginç bir örnek de üzerinde ayakta savaşçı kabartmasının yer aldığı tek parça bloktan oluşan stel tarzı mezar anıtı olup tipik kaya mezarları kompleksinin önünde yer alır. Kalıntıların yer aldığı zirveden güneye bakıldığında bölgenin en çarpıcı manzarası olan Gökkaya Koyu ve çevresi görülebilir ki Gökkaya büyük olasılıkla Istlada Antik Kenti’nin limanı görevini de yürütmekteydi.

Antalya: İsinda Antik Kenti

İsinda Antik Kenti; Antalya’nın Kaş İlçesine bağlı Belenli Köyü’nün 3 kilometre güneyindeki tepenin doruğu ve yamaçlarındadır. Kaş’tan Belenli dolmuşları ile ulaşılabilir.

İsinda, ismine antik yazarlarda pek rastlamadığımız ufak bir yerleşim yeridir. Hala görülebilen Lykia dilinde yazılmış 3 üç mezar anıtı, kentin M.Ö. 4’ncü yüzyılın ilk yarısından önce iskan edildiğini göstermektedir. Lykia Birliği’nin oluştuğu M.Ö. 2’nci yüzyılda Aperlai ile beraber birlikte temsil edilmiştir. Tıpkı Apollonia’daki gibi “İsindalı Aperlailılar” şeklinde şehrin ismini gösteren kitabeler mevcuttur.

İsinda, daha çok ufak bir beyin veya sülalenin oturduğu müstahkem bir mevki durumundadır. Kent uzun süre varlığını sürdürmüş ve Paxromana Dönemi’nde Antiphellos’un gelişip, zenginleşmesi ve İsinda halkının kıyıdaki bu kente göçmesiyle zamanla terk edilmiştir. İsinda antik kentinin kalıntıları, Belenli Köyü’nün üst tarafında kalan orta büyüklükteki bir tepede yer almaktadır. Akropolü çevreleyen, yörenin doğal oluşumu düzgün dörtgen kireçtaşı bloklardan yapılmış sur duvarları özellikle kuzey ve kuzeydoğu köşede daha belirgindir.

Su ihtiyacını sarnıç ve kuyulardan sağlayan İsinda’da sur içerisinde yağmur suyu toplamaya yarayan kuyu ve sarnıçlar bulunmaktadır. Ayrıca surun ortasına yakın yerde uzun bir yapının temel izleri seçilebilmektedir. Bu küçük kentin en önemli kalıntısı akropolis doruğunun altındaki, alınlığında Lykia dilinde yazıtı bulunan ev biçiminde iki anıtsal mezardır. Belenli Köyü doğrultusunda veya Aperlai istikametinde kaya mezarlarına rastlanıldığı gibi Roma Devri’ne ait Lykia tipi lahitlerde görülebilir.

Antalya: Phellos Antik Kenti

Phellos Antik Kenti; Antalya’nın Kaş İlçesi, Çukurbağ Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Kaş otobüsleri ve özel araçlar ile ulaşılabilir.

Phellos Antik Kenti kalıntılarına, Demre-Kaş karayolu üzerindeki Ağullu yerleşiminden Çukurbağ yönüne devam edilerek ulaşılır. Kaş’a inen virajlardan ayrılan patika ile de yürüyerek ulaşım sağlanması mümkündür.

Phellos kentine ilk kez coğrafyacı Hekataios tarafından İ.Ö. 500 civarında değinilmişse de bir hata yaparak şehrin Pamfilya’da olduğunu söyler. Phellos ve Antiphellos Yunanca isme sahip birkaç Lykia şehrinden biridir. “Taşlık ülke” anlamına gelen Phellos sözcüğünün Lykia dilindeki karşılığı ise “Vehinda” dır.

Çevresindeki dağlık bölgeye hâkim bir sırt üzerinde kurulmuş olan Phellos, M.Ö. IV. yüzyılda oldukça önemli bir kenttir. Antiphellos şehri, Phellos’un limanı iken, Helenistik Çağ’la birlikte kendi kurduğu liman kentinin gelişimiyle sönük kalır.

Tarihi hakkında fazla bilgi bulunmayan Phellos, mevcut kalıntısıyla büyük bir yerleşme yerinden çok bir savunma şehri, müstahkem mevki görünümündedir. Phellos’ta akropolü çevreleyen ve yer yer poligonal tekniğin görüldüğü sur dışında fazla yapı kalıntısına rastlanmaz.

Yaklaşık 550 metre uzunluk ve 200 metre genişliğindeki bir alana yayılmış olan Phellos Akropolisi, tümüyle surlarla çevrelenmiş olup bölgenin doğal oluşumu kireçtaşı bloklardan inşa edilmişlerdir. Surlarla bitişik doğu ve güney yönündeki kuleler ise rektagonal tekniktedir. Akropolün batı kenarında yer alan ev tipi kaya mezarı, Likya’nın ahşap ev mimarisini kaya gömütüne yansıtmış en özgün örneklerden birisidir.

Aile mezarı özelliğinde olup, mezar odasının üç tarafında klineler görülür. Akropolün kuzey yönündeki vadi içinde ve karşısındaki tepenin eteğinde yer alan çok sayıda lahit arasında kabartmalı olanı kentin en dikkat çekici eserleri arasındadır. Kireçtaşı bloklardan kaide, sanduka ve kapak olmak üzere üç parçadan oluşmuştur. Bu lahdin bir yanında sedire uzanmış elinde kadeh tutan mezar sahibinin tasviri vardır.

Ölünün iki yanında ayakta duran iki figür ile sedirin altında kuş figürleri görülür. Lahdin diğer yüzü belirsizdir. Lahdin kısa kenarlarından birinde savaşçı figürü diğerinde ise mezar sahibine miğfer uzatan savaşçı kabartmaları yer alır. İ.Ö 385-350 tarihli bu lahtin kapağının alın kısmında karşılıklı grifonlar fark edilir.

Antalya: Aperlai Antik Kenti

Aperlai Antik Kenti; Antalya’nın Kaş İlçesi, Sıçak Yarımadası’nda uzun ve dar bir koyun başlangıcında yer alır. Özel araçla ulaşabilirsiniz.

Kent adının orijinali Luwi dilinde “Aprillai” olup “Akarsu Boğazı” anlamına gelmektedir. Aperlai, küçük boyutlu bir Likya liman kentidir. M.Ö. V. ve IV. yüzyıla ait eserler olarak APR ve PRL kısaltmalarıyla bastırdığı Lykia dili ile yazılmış gümüş sikkeler, Aperlai’ın Lykia Birliği öncesi varlığına işaret eder.

Şehrin ismine daha çok, geç devir yazarlarında Plinius, Stadiasmus, Ptolemaios, Hierokles’te rastlamak mümkündür. 16’ncı yüzyılda, tamamen terk edildiği ve belki üç beş balıkçı ailesinin barındığı korunaklı bir liman olarak Piri Reis’in Kitab-ı Bahriye’sinde de anılmaktadır. Birlik dönemine ait sikkeleri de ele geçmiş olan Aperlai’ın diğer Roma egemenliğindeki Lykia şehirleri gibi yalnız III. Gordianus zamanında sikke basma yetkisine sahip olduğu bilinmektedir.

Lykia Birliği sırasında Aperlai üç kentin, bazı kaynaklara göre ise dört kentin “tek oya” sahip olduğu birliğin başındadır. Aperlai’ın Simena, Apollonia ve İsinda ile bir “sympoliteia” imzaladığı ve oluşturduğu kesindir. Söz konusu üç şehrin vatandaşlarından yazıtlarda “Simena’dan Aperlailılar” diye söz edilmekte ve kendi etnik isimleri kullanılmamakta idi. Bizans Dönemi Piskoposluk kayıtlarında ise ismi “Aprillae” şeklinde karşımıza çıkmaktadır.

Kentin kalıntıları denize doğru inen tepenin eteklerinde, körfezin kuzey tarafında yer alır. Aperlai Antik Kenti, deniz kenarından başlayarak, akropole doğru uzanan rektogonal ve poligonal tekniklerin kullanıldığı, kulelerle takviye edilmiş surlarla çevrilmiştir. Kuzey surların üstünde kare planlı üç adet savunma kulesi görülür. En iyi korunmuş durumda olan batı duvarı, ikisi düz biri kemerli üç kapıya sahiptir.

Güney duvarı ise tepe yamacına dik olarak devam eder ve poligonaldir. Günümüzde büyük ölçüde tahrip olmasına rağmen orta kısmında şehre girişi sağlayan, iki yanında birer kulesi bulunan bir kapı yer almaktadır. Tüm Likya liman kentlerinde olduğu gibi Aperlai’da da limana yakın iki adet Roma Dönemi hamam kalıntısı saptanabilmiştir. Biri akropolün kuzeybatı köşesinde diğeri de güney-doğu köşe de olmak üzere iki adet küçük boyutlu Bizans Kilisesi kalıntısı dikkat çeker.

İ.S. 6ve 7’nci yüzyıllara tarihlenen her iki kilisede bazilikal planda inşa edilmiş olup, Erken Bizans kilise mimarisini yansıtır. Orta geniş koridorun her iki yanında, iki dar koridor, sonunda ise yarım daire planlı apsis yer alır. Kentin nekropolü kale surlarının doğusunda yer almakta olup çok sayıda Likya lahitleri bulunmaktadır. Rıhtım, rıhtıma ait binalar ile rıhtıma yakın yapıların kalıntıları bugün sular altındadır.

Antalya: Antiphellos Antik Kenti

Antiphellos Antik Kenti; Antalya’nın Kaş İlçesi, Çukurbağ Yarımadası sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür. 

Lykia dilinde Habesos veya Habesa adıyla anılan Antiphellos, Lykia Bölgesi’nin eski yerleşim yerlerinden biridir. Antiphellos adını daha sonra alan kent, “kayalıklı yerin karşısındaki yer”, “Phellos’un karşısındaki” anlamına gelmektedir. Lykia Birliği’ne üye kentlerden biri olup, kuzeyindeki Phellos Kenti’nin limanı olduğu ve İ.Ö 6’ncı yüzyıldan beri yaşamını sürdürdüğü bilinmektedir. Hellenistik Dönem’de ise ticari girişimler önem kazanır ve Antiphellos, ana şehir olan Phellos’un gerilemesine karşılık daha çabuk gelişir, Roma İmparatorluğu döneminde önemli bir liman kenti olur.

Antiphellos M.Ö 2’nci yüzyıl ortasından itibaren, Lykia Birliği’nde tek oy ile kısıtlanmış olsa bile ticari bir kent olarak hem kendi bastırdığı hem de birlik adına çıkardığı sikkeleriyle tanınmaktadır. Kaş iİçesi’nin içerisindeki antik kente ait kalıntılar, ilçenin çevresinde ve doğu- batı doğrultusunda uzayan yarımada boyunca devam eder.

Dikdörtgen taş işçiliği gösteren Hellenistik sur kalıntıları yarımadanın başladığı kesimde ve Meis Adası’na bakan yüzde görülür. Surların limana baktığı yerde bugün camiye dönüştürülmüş kilisenin güneydoğusunda hangi tanrıya ait olduğu bilinmeyen temenosu ile belli bir tapınak kalıntısı bulunmaktadır. Tapınağın temenosu bosajlı, rektogonal duvar işçiliğinde yapılmıştır. Orijinal yapı İ.Ö 1’nci yüzyıla sonraki ek ise İ.S. 3’ncü yüzyıla tarihlenmektedir.

Antiphellos’ta tapınağa göre daha iyi korunmuş yapı tiyatrodur. Akropolis tepesinin güney eteğindeki tiyatro yamaca yaslanmış olup yirmi altı oturma sırası (caveası) ile denize bakmaktadır. Oturma sıraları dört dikey merdivenle üç kısıma ayrılmıştır, diazoma bulunmamaktadır. Helenistik Çağ yapıtı olduğu düşünülen tiyatro, sabit bir taş skene binasına sahip değildir.

Tiyatronun kuzey doğusunda ana kayaya oyularak yapılmış yirmi dört kadın kabartmasının bulunduğu mezar odası yer alır. Kadınların ve cephe süslemelerinin şeklinden İ.Ö 4’üncü yüzyıla tarihlenir. Çarşı içerisinde Kaş’ın sembolü haline gelmiş olan çok iyi korunmuş hyposorionlu aslan başı şeklinde taşıma çıkıntıları ve Lykia dilindeki kitabesiyle M.Ö 4’üncü yüzyıla tarihlenen gotik alınlıklı mezar bulunmaktadır.

Bugünkü Kaş’ı kuzeydoğudan sınırlayan tepenin üzerinde çok sayıda Gotik tarzlı veya Likya Yazıtlı birçok kaya mezarı yer alır. Bunların içinde en ilginç olanı ikinci katı Gotik kemer biçiminde yapılmış üstünde bir Likya yazıt olan mezardır. Yüzyıllar sonra mezar Claudia Recepta adlı bir kadın tarafından tekrar kullanıldığında Latince bir kitabe eklenmiştir. Bunlardan başka limanın çevresinde su içinde ve kıyıya yakın daha geç devirlerde yapılma Likya tipi lahitler şehrin günümüze kalabilmiş diğer anıtlarıdır.

Antalya: Xanthos Antik Kenti

Xanthos Antik Kenti; Antalya’nın Kaş İlçesi, Kınık Beldesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Kınık Beldesi araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Xanthos Antik Kenti, Xanthos Nehri (Eşen Çayı) kenarındaki ovaya hâkim iki tepe üzerinde kurulmuştur. İlki Eşen Çayı’nın kenarından sarpça bir kayalık şeklinde yükselen surla çevrili Likya Akropolü, ikincisi ise kuzeydeki daha yüksek ve geniş olan Roma Akropolü’dür. Likya Birliği’nin idari merkezi olarak nitelenen Xanthos’un ismi Likya dilinde yazılmış kitabelerde ARNNA şeklinde geçmektedir.

Homeros, Sarpedon yönetimindeki Xathosluların Troya savaşlarına katıldıklarını anlatır. Ancak kazılarda elde edilen buluntular şehrin iskânını İ.Ö. 8’inci yüzyıldan önce götürmeye imkân vermemektedir. Şehir, İ.Ö. 545–546 yıllarında Pers Kumandanı Harpagos tarafından kuşatılır. Xanthoslular, kahramanca karşı koyup direnmelerine rağmen çaresiz duruma düştüklerinde, kadın ve çocuklarını öldürüp şehri ateşe vererek insansız ve harap bir şehri Harpagos’a bırakırlar. İ.Ö. 475–450 arasında Xanthos, bu kez yangın felaketi ile karşılaşır. İ.Ö. 334 yılında Büyük İskender şehri almıştır.

İskender’in ölümünün ardından Xathos, İ.Ö. 309’dan itibaren Mısır Hanedanı Ptolemaios’ların, ardından birçok Likya şehri gibi Suriye Kralı III. Antiokhos’un egemenliğini kabul etmek zorunda kalmıştır. İ.Ö. 2. yy.da Likya Birliğinin başkenti olan Xanthos, İ.Ö 42 yılında bu kez Romalı Brutus tarafından yerle bir edilmiş, ancak ardından İmparator. Marcus Antonius’un gayretleriyle yeniden imar görmüştür.

İ.S. 1’inci yüzyılda Roma egemenliği altındaki Xanthos’ta İmparator Vespasianus adına tak yaptırılmış, günümüze kalmış Roma yapılarının çoğu bu dönemde inşa edilmiştir. Bizans egemenliği sırasında piskoposluk merkezi olan Xanthos, bu dönemde birçok yeni yapıya kavuşmuştur. 7’nci yüzyıl sonrası Arap akınları şehrin önemini yitirmesine sebep olmuş ve 1938 yılında Charles Fellows’un burayı keşfedip bazı kalıntıları Londra’ya taşımasına kadar ufak bir köy kimliğiyle yanı başındaki Kınık’ta yaşamını sürdürmüştür.

Xanthos’un her iki akropolü de değişik örgü sistemlerinin görüldüğü sur duvarları ile çevrilidir. Likya akropolünün kuzeyinde Roma Devri Tiyatrosu yer alır. Xanthos’un en ilginç kalıntıları, tiyatronun batısında konumlanır. Bunlardan ilki yüksek dikdörtgen yekpare kaide üzerindeki ölü ailesi ile yanındaki kadın gövdeli, kuşkanatlı yaratıklar olan ve ölülerin ruhlarını gökyüzüne taşıdıklarına inanılan “Harpy” kabartmalarına sahiptir.

Bugün orijinal kabartmaları, Biritish Museum’da sergilenen Harpy Anıtı, İ.Ö. 5’nci yüzyıla tarihlenmektedir. Bu anıt mezarın yanında 4’üncü yüzyıla ait diğer bir kaideli Likya lahdi yer almaktadır. Tiyatronun bitişindeki kare şekilli geniş alan ise üç yanı dükkânlarla çevrili Roma Devri Agorası’dır. Agoranın kuzeydoğu köşesinde, Harpy Anıtına çok benzer, yekpare dikdörtgen gövdesinde Likya ve Grekçe dilinde yazılmış kitabe yer alan İ.Ö. 5’nci yüzyıla ait anıt mezar yükselir. Anıtın gövdesindeki kitabe günümüze dek bulunmuş Likya dilindeki en uzun kitabe olup, Kherei adlı Xanthos’lu prensin serüvenlerini anlatmaktadır.

Roma Akropolü’nde de birçok kaya mezarı ve kaideli mezarı yan yana görmek mümkündür. Bu alanın güney eteklerde yer alan, Aslanlı Mezar, Pa vaya ve Merehi lahitlerinin kaideleri dışında tümü British Museum’da sergilenmektedir. Günümüz kalıntılarına çıkan rampanın sağ kenarında sadece temelleri kalmış olan İ.Ö. 4’üncü yüzyıla ait tapınak planlı Nereid Anıtı da British Museum da sergilenen Xanthos’un ünlü anıtlarından biridir. Xanthos örenyeri, Likya uygarlığının özgünlüğü ve kazılarda elde edilen buluntuların önemi nedeniyle UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesi’ne dâhil edilmiştir.

Antalya: Mavi Mağara

Mavi Mağara; Antalya’nın Kaş İlçesi, Kaputaş Plajı sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi toplu ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

1972 yılında Jeolog Dr. Temuçin Aygen tarafından bulunmuştur. 50 metre uzunluğunda, 40 metre genişliğinde ve 15 metre yüksekliktedir. Farklı odacıkları ve kanalları olan oldukça büyük bir mağaradır. İç ve dış galeriler olarak ikiye ayrılan mağara, ismini, dış kısımdaki dehlizlerden içeri giren mavi ışıktan alır.

Hava boşluğuna çıkış yapmaya imkan veren iç galerilerin ise tamamı karanlıktır. Mağaranın hem iç hem de dış galerilerinde yumuşak mercan oluşumları ve canlı çeşitliliği dikkat çeker. Döneme bağlı olarak iç galerilerde karides sürüleri görülmektedir. Hem derinlik seviyesi hem de yapısı ile her seviyede dalıcıya mağara dalışı yapma imkanı tanımaktadır.