Pervin Buldan: Bu Bütçe İktidarınızın Son Bütçesidir

TBMM’de Bütçe Kanun Teklifi üzerine konuşan HDP Eş Başkanı Pervin Buldan, “Toplumsal barış taleplerini ve bu ülkenin çoğulculuğunu, farklılıkları reddeden tekçi sistemin retçi bütçesidir. Kadınları ve eşitlik talebini reddeden erkek düzenin bütçesidir. Ve bu bütçe iktidarınızın son bütçesidir! Dönüşü olmayan gidiş bütçenizdir” dedi.

Haber Merkezi / Buldan, konuşmasının devamında, “Bir taraftan ‘ülke bolluk içinde’ yalanına sarılırken, diğer taraftan tahıl ambarı olan bu ülkeyi ithalat ambarına çevirdiniz. Daha geçenlerde 285 milyon dolarlık buğday, arpa, yağ ihalesi yaptınız. Açlığı ihaleye çevirip üzerinden ithalat zenginleri yaratan bir iktidar olarak tarihe geçtiniz.” ifadelerini kullandı.

Konuşmasında, açlık ve yoksulluk sınırına da değinen Pervin Buldan, “Dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı 10 bin 396 liraya ulaştı. Sarayınızın zenginlik sınırı ise 128 milyar dolardır. Açlık sınırı asgari ücreti geçti. Bugün açlık sınırı 3 bin 192 liradır. İktidarınızın tokluk sınırı ise çifter, hatta üçer beşer maaşlarınızdır. Yarattığınız ülke tablosu işte budur” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, 2022 Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi üzerine Meclis Genel Kurulu’nda yaptığı konuşma yaptı. Buldan’ın konuşması şöyle:

“Bugün burada görüştüğümüz bütçe, geçim derdindeki halkın değil seçim derdindeki bir iktidarın bütçesidir. Halkın bütçe hakkının yok sayıldığı, katılımdan uzak, Saray’ın emir ve isteğine göre hazırlanan bir bütçedir. Asgari ücret artışı başta olmak üzere grubumuzun bütçeye ilişkin verdiği tüm değişiklik önergeleri bir bir ret edildi, çünkü bu bütçe retçi iktidarınızın retçi bütçesidir.

Bu bütçe; ekmeği büyütme bütçesi hiç değildir. Halkın sofrasındaki ekmeği daha da küçültme, yoksulluğu, açlığı daha da büyütme bütçesidir. Bu bütçe, adaletsizliği ve eşitsizliği daha da çoğaltma bütçesidir. Saray’a kemer gevşettiren, halka ise kemer sıktıran bir bütçedir.

“Bu bütçe iktidarınızın son bütçesidir”

Toplumsal barış taleplerini ve bu ülkenin çoğulculuğunu, farklılıkları reddeden tekçi sistemin retçi bütçesidir. Kadınları ve eşitlik talebini reddeden erkek düzenin bütçesidir. Ve bu bütçe iktidarınızın SON bütçesidir! Dönüşü olmayan gidiş bütçenizdir!

Geldiğimiz noktada; Türkiye toplumunun talep ve ihtiyaçlarıyla iktidarınızın tercihleri keskin bir şekilde ayrışmıştır. Halkın talebi huzurdur, refahtır, adalettir, gelir dağılımı eşitliğidir, toplumsal barıştır, özgürlüktür, güven duyacağı demokratik bir sistemdir. İktidarınızın hedefi ise çoklu kriz üreten bu yozlaşmış otoriter, rantçı sistemin ömrünü biraz daha uzatmaktır.

Ekonomik ve sosyal olarak çökmekte olan halka, diriliş, şahlanış, uçuş hamasetini izlettirmek isteyen, kitlesel açlığın karşısında iktidar yandaşlarının tokluğunu güvence altına almaya çalışan bir anlayış bu ülkeden de halktan da sokağın gerçekliğinden de çoktan kopmuştur.

Tanzim kuyruklarından sonra halkın ekmek kuyruklarına girdiği, bebek mamalarının raflara kelepçelendiği, açlığın sefaletin kol gezdiği, kasapların sadece camından bakıldığı bir ülke, iktidarınızın bir özetidir. Marketlerde ürünlere uygulanan kotalar, Saray sefanızı sürdürmek için temel gıdalara, elektriğe, suya, gaza, benzine varıncaya kadar her şeye yaptığınız yüksek zamlar iflasın, çöküşün birer fotoğrafıdır.

İşsizlikten intihar eden insanlar, inşaatlarda can veren ataması yapılmayan gençler, yurt bulamayan öğrenciler, borcu nedeniyle cezaevine atılan çiftçiler, geleceği çalınan gençler, her gün katledilen kadınlar, çocukları uyuduktan sonra evine gidebilen işsiz babalar, “geçinemiyoruz” diye sokaklara dökülen yoksullar iktidarınızın özetidir.

Halk yokluk içindeyken rantın bolluğu içindeki TÜGVA’larınız, torpilli yandaş atamalarınız, çifter maaşlarınız, bitmek tükenmek bilmeyen saray israfınız, 5’li çetenize vergi aflarınız, iktidarınızın bir özetidir. Pandemide, yangında, selde, depremde kaderiyle baş başa bıraktığınız, destek yerine tepelerine çay attığınız halkın yaşadıkları iktidarınızın bir özetidir.

“Ülkeyi bu hale getiren sizin iktidarınızdır”

Sokaklarda kıtlığın konuşulduğu günlerden geçiyoruz. Ülkeyi bu hale getiren sizin iktidarınızdır. Dış güçler değildir. Sizlersiniz! Herkese yetecek kaynaklara sahip olan bu bereketli ülkeyi tarımda, hayvancılıkta, gıdada dışa bağımlı hale getirdiniz. Eli nasırlı üreticilerin yerine yandaş ithalat vurguncularınızı, verimli toprakların yerine ithalat limanlarını koydunuz.

Bir taraftan “ülke bolluk içinde” yalanına sarılırken, diğer taraftan tahıl ambarı olan bu ülkeyi ithalat ambarına çevirdiniz. Daha geçenlerde 285 milyon dolarlık buğday, arpa, yağ ihalesi yaptınız. Açlığı ihaleye çevirip üzerinden ithalat zenginleri yaratan bir iktidar olarak tarihe geçtiniz!

Aynı zihniyet iki de bir çıkıp, “halkı faize ezdirtmeyeceğiz” diyor.  2022 bütçesinde yurttaşın sırtına yüklediğiniz faiz borcu 240 milyardır. Diliniz faiz indirmekte, eliniz ise durmadan faiz borcunu arttırmaktadır. Nas ortadaysa buyurun ilk devletten başlayın; öğrenciden, çiftçiden, borçlu vatandaştan aldığınız yüksek borç faizlerini hemen şimdi silin! Nas yurttaş için geçerli değil midir? Kendinize gelince Nas, yurttaşa gelince acı reçete sunmaktan artık vazgeçin.

Dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı 10 bin 396 liraya ulaştı. Sarayınızın zenginlik sınırı ise 128 milyar dolardır. Açlık sınırı asgari ücreti geçti. Bugün açlık sınırı 3 bin 192 liradır. İktidarınızın tokluk sınırı ise çifter, hatta üçer beşer maaşlarınızdır. Yarattığınız ülke tablosu işte budur!

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminiz bir yüksek kur, yüksek enflasyon, yüksek faiz borcu, yüksek işsizlik, yüksek yoksulluk sistemidir. Kitabını yazamıyorsunuz ama faizi, rantı, yolsuzluğu kitabına gayet iyi uyduruyorsunuz. İşte sizin bütçeniz de budur!

“Kriz yok” dediniz. “En kötüsünü geride bıraktık” dediniz. “Türkiye şaha kalkıyor” dediniz. Sonuç ortadadır; tam anlamıyla yerli ve milli bir çöküştür! Katar’ı, Birleşik Arap Emirlikleri’ni kayyım yaptığınız ekonomi hızla çökmektedir!

“Sizinki ekonomiyi değil, tek adamı kurtarma savaşıdır”

Haksız ve emeksiz zenginleşen iktidar düzeniniz sebeptir, ekmeksiz bırakılan halk ise sonuçtur. Saraylarınızın sınırsız israfı sebeptir, ülkenin topyekûn iflası ise sonuçtur. Suriye savaşına, çetelere, S400’e harcadığınız paralar, 2022 bütçesinde güvenlikçi politikalara ayırdığınız 246 milyar sebeptir; ekmek kuyrukları, işsizlikten intiharlar, kararan hayatlar sonuçtur. Bir de kalkmış “ekonomik kurtuluş savaşı” diyorsunuz. Sizinki ekonomiyi değil, tek adamı kurtarma savaşıdır.

Buradan söylüyorum: Sizin savaşınızın finali “Er Ryan’ı Kurtarmak” filminin finali gibi asla ama asla olmayacaktır. Çünkü derdiniz vatandaşın geçimi değildir, seçimi nasıl kazanırız derdidir. Derdiğiniz enflasyonu, işsizliği, hayat pahalılığını düşürmek değildir, 50+1’i düşürme derdidir. Amacınız yurttaşın huzuru değildir, yandaşlarınızın huzur hakkıdır. Amacınız milletin aşını çoğaltmak değildir, çifter maaşlarınızı çoğaltmaktır. Amacınız vatandaşın borcunu silmek değildir, 5’li çetenizin vergi borçlarını sıfırlamaktır. Hedefiniz gençlere istihdam yaratmak değildir, eş dost, akrabalarınızı kamuya doldurmaktır. Amacınız hukuka uymak değildir, hukuku kendinize uydurmaktır. Artık şapkadan tavşan çıkarma döneminiz çoktan bitmiştir. Tavşanı da yürüttüğünüz için şapka artık boştur!

Zihniyetinizi değiştirmeden sık sık Hazine Bakanı, Merkez Bankası Başkanı değiştirerek farklı sonuç beklemeniz beyhudedir. Einstein’ın dediği gibi; “Bir sorunu ortaya çıkaran zihniyet o sorunu çözemez”.

TÜİK’in yalan rakamları bir yana, halkın mutfağındaki gerçek enflasyon bugün yüzde 60’a dayanmış durumdadır. AKP Genel Başkanı ise, “Göreceksiniz seçim öncesi enflasyon düşecek” diyor.  Evet, iki düşüşü birden göreceğiz. Önce iktidarınızın sandıkta düşeceğini göreceğiz, sonra da mutfaktaki enflasyonun düştüğünü göreceğiz. TÜİK’niz de yalanlarınız da sizi kurtarmaya yetmeyecektir. Bunu biz başaracağız, enflasyon altında inim inim inlettiğiniz emekçi yoksul halklarımız başaracaktır.

Eğer bir ülkede kalıcı barış ortamı yoksa, demokrasi her gün siyasi darbe uygulamalarıyla karşı karşıysa, denge denetleme, demokratik tartışma zemini, adalet ve hukuk yoksa, kayyım rejimi devredeyse o ülkede güven ve ekonomik istikrar olmaz, olamaz. Her şeyden önce sistem demokrasiye kapalıysa, halk iradesini dışlıyorsa, çoğulculuğu reddediyorsa o ülke düzlüğe çıkamaz.

Bugün yaşamakta olduğumuz çöküş büyük bir demokrasi krizidir, iktidar ortaklarının yarattığı çoklu siyaset krizidir. Toplumsal alanı olabildiğince daraltan, demokratik sivil siyaseti yok etmeye çalışan, bunun karşısında ise otoriter iktidarı devasa büyüterek devletleştiren bir siyasal anlayış, krizin en temel nedenidir. Mutlak güç ve otoriteyle bu ceberut düzeni ayakta tutmak için kaynakları askeri güvenlikçi politikalara ayıran anlayış, krizin tam da sebebidir.

Bir asırlık tekçi, inkârcı, otoriter sistemin, vesayetin ve statükonun yeni sahipleri olarak bir yüzyıl daha bu sistemi ayakta tutma çabası içerisinde olduğunuzu elbette ki biliyoruz. Sisteminiz, bu ülkenin tüm kurucu halklarının, ötekileştirilen, tekleştirilmek istenen kimliklerin, inançların, yoksulların, emekçilerin ülke yönetiminde söz sahibi olmaması, eşit ortaklığa dayalı yeni bir yaşam ve demokratik bir gelecek oluşturmaması için örülen bir duvardır. Kürt’ün de, Alevi’nin de, Arap’ın da, Ermeni’nin de, Süryani’nin de, Ezidi’nin de Rum’un da, Roman’ın da, Çerkes’in de, Laz’ın da, Pomak’ın da, Yahudi’nin de, Hristiyan’ın da haklar ve kimlikler temelinde güvende olmadığı, eşit olmadığı bir düzendir bu.

Hızlı karar alma mekanizması vs. diyerek bu sistemi allayıp, pullayamazsınız. Hızlı kararlarınızın ne olduğunu halk gayet iyi biliyor. Hızlı işleyen kararınız halkı sopayla, baskı ve korkuyla hizaya getirme kararıdır. Yurttaşların hak taleplerini bastırma ve ezme, kapısına kolluk gücünü dayama kararıdır.

Kadınların eşitlik talebini engelleme kararıdır. Adalet arayan insanlara adaletin kapısını kapatma kararıdır. Roboski’de, Soma’da, Çorlu’da, Suruç’ta, Ankara Gar’da gerçek adaleti işletmeme kararıdır.

Urfa’da iki oğlu ve eşi gözlerinin önünde katledilen bir anne, Emine Şenyaşar, adaleti aylardır sokaklarda, vicdanlarda aramaktadır. Siz, kadim peygamberler şehri olan Urfa’yı, adaletin yerin dibine gömüldüğü çorak bir toprağa çevirdiniz! Mısra Öz’ün üç yıldır yollara düşerek aradığı adaleti, Çorlu’da rayların altına gömdünüz. Cumartesi Annelerinin adalet ve hakikat mücadelesini engelleyerek 1990’ların Susurluk karanlığına sahip çıktınız. İşte Türkiye’nin ortak vicdanı olan annelerin yaşadıkları, iktidarınızın da düzeninizin de bir özetidir.

Ayrımcı, ötekileştirici, hedef gösterici, tehdit edici dille toplumu kutuplaştırdınız, ülkeyi kamplaştırdınız. “Biz ve onlar” diyerek birbirine sırtını dönen “bizler” ve “onlar” yaratmaya çalıştınız. Ortak duyguyu, ortak değerleri hedef aldınız. Erdemli olmayan bir siyaset anlayışı toplumu da ülkeyi de yıkıma uğratır, siyaset kurumunu çökertir. İşte bugün yürüttüğünüz siyaset tam anlamıyla değerler sistemini tüketen, toplumu yıkıma uğratan bir anlayışa dayanmaktadır.

Siyaset denilince bugün Türkiye toplumunun tanıklıkları ile tecrübe ettiği yalan siyasetidir, dolandırıcılık ve talan düzenidir, kayırmacılıktır, iktidar yandaşçılığıdır, partizanlıktır, başkasının hak ve hukukunu çiğnemektir, kibirdir, güç zehirlenmesidir.

Kurumsallaştırmaya çalıştığınız partizanlık sistemiyle parti devleti, parti yargısı, parti kurumları, parti bürokrasisi, parti medyası projesini adım adım hayata geçirmeye çalıştığınızı görüyor ve biliyoruz. Her gün düşman üreten, düşmansız ayakta kalamayan güvenlikçi sistemin ömrünü uzatabilmek için iç politikada, dış politikada, her yerde çatışma politikasından beslendiniz. Yayılmacı, emperyal hayallere kapıldınız. “Oyunu bozacağız” derken, izlediğiniz yanlış politikalarla kendi ülkenizin içini bozdunuz. Oraya buraya parmak sallarken, ülke parasını pula çevirdiniz. Uluslararası alanda kriz fırsatçılığına çıktınız, krizi kendi ülkenizde büyüttünüz!

“Rotası barış olmayanlar kriz ve istikrarsızlıktan kurtulamaz”

Kürtler hiçbir yerde rahat nefes almasın diye her yerde Kürt düşmanlığı yürüttünüz, çatışma politikasıyla Türkiye’yi nefes alamaz hale getirdiniz. Kürt’e kaybettirme politikasıyla, Türkiye’ye kaybettirdiniz! Hem de çok büyük kaybettirdiniz. Rotası barış olmayanlar kriz ve istikrarsızlıktan kurtulamaz!

Ekonomi politikasını polisiye yöntemlerle yürütmek için yeniden Milli Güvenlik Kurulu’nu devreye koydunuz. Oysa ekonomideki yıkımın sebeplerinden birini görmek istiyorsanız Çözüm Sürecini bitirerek savaş kararı aldığınız Aralık 2014’teki MGK toplantısına bakmanız yeterlidir. Çöküşün temellerinden birini ta o gün attınız.

Bugünkü yıkımın sebebi ürün stokçuluğu değildir, iktidarınızın savaş ve kriz stokçuluğudur. Kin, nefret ve düşman stokçuluğudur. Çözüm Sürecinde 12 bin dolar olan milli gelir, bugün 8 bin dolara inmiştir. Kişi başı 4 bin doları savaşa harcadınız. Oysa Çözüm Sürecinde ekonomi de büyüyordu, demokrasi de gelişiyordu.

Barış çabaları büyürse ekonomi de büyür, istikrar da gelişir. Savaşı büyüttüğünüzde ise ekonomiyi yerlerde süründürürsünüz. “Bu sorunu izin verilirse bir haftada çözerim” diyerek cesur bir irade ortaya koyan Sayın Öcalan’ın çözüm çağrısına tecritle karşılık verdiniz. Hukuka aykırı görüş engelleriyle çözümsüzlüğü büyüttünüz. Sonuç: Her yönüyle çözülen Türkiye’dir!

İçeride barışa kapattığınız kapı sebeptir, dışarıda uluslararası alanda medet umduğunuz ve saatlerce bekletildiğiniz kapılar ise birer sonuçtur. 2013’teki çözüm iradesinin reddi sebeptir, 2021 Türkiye’sinin çöküşü ise sonuçtur. “Ne Dolmabahçesi, ne çözümü?” diyen akıl, bugün Kürt sorununun çözüldüğünü savunmaktadır. Dik duramayanlar, cesaretli olamayanlar, inkâra sarılanlar sorunu çözemez!

Dolmabahçe masasının yerine savaş koalisyonuyla çözümsüzlük masası kuranlar sorunun karşısında çözülür, nitekim çözülüyor da. Evet, çözülenlerle sorun çözülemez. Bu mesele samimiyetle yaklaşan, geçmişten ders alan, demokratik müzakereye, diyaloğa inanan bir irade ve siyasi akılla çözülür ve çözülecektir de! Bu irade de Türkiye halklarının ve demokrasi güçlerinin bugünkü ortak barış iradesidir ve demokratik parlamenter zemindir.

HDP, demokratik müzakerenin ve ortak çözümün siyasi bir aktörü ve öznesidir. Çözümsüzlüğü büyütmek için HDP’ye ve demokratik siyasete karşı her gün siyasi darbe politikası yürütüyorsunuz. Ülkede o kadar çürümüşlük, yolsuzluk, dolandırıcılık, çetecilik varken partimiz hakkında açılan Kobanî Kumpas Davası ve siyasi intikam amaçlı kapatma davası siyasi bir darbe girişimidir. Türkiye’nin üçte birinde halk iradesini hiçe sayarak belediyelerimize kayyım atamanız siyasi bir darbedir. Eşbaşkanlık sistemimizi hedef alan tüm saldırılarınız kadına karşı erkek darbesidir.

Sevgili Demirtaş ve Sevgili Yüksekdağ başta olmak üzere tutuklu binlerce seçilmiş, siyasetçi arkadaşımız darbe hukukuyla cezaevlerinde tutulmaktadır. Kobanî Kumpas Davası, iktidarınızın bir seçim kampanyasıdır. Merkez Bankası Başkanı değiştirir gibi sık sık değiştirdiğiniz mahkeme üyeleri Saray’ınızın birer partizanıdır!

“Kumpas ve komplo siyaseti yenilecektir!”

IŞİD’in Kobanî’de kendi karanlığına gömülmesi sizin politikalarınızı çökertti. Siz de HDP’yi ve demokratik siyaseti tasfiye ederek intikam almak istiyorsunuz. Biz bunun farkındayız. 7 Haziran’ın, 31 Mart’ın siyasi intikamını almaya çalıştığınızı çok iyi biliyoruz. Ortada bir hukuk yoktur, bağımsız bir yargı yoktur, engizisyon mahkemeleriniz vardır AKP’li üyeler! Ama unutmayın; darbe mahkemelerinizle siyaseti de geleceği de şekillendiremeyeceksiniz. Sandıkta, meydanlarda yenemediğiniz HDP’yi mahkeme salonlarında da yenemeyeceksiniz. Kumpas ve komplo siyaseti yenilecektir!

Şunu da hatırlatırım: HDP’nin mücadele geleneği, bugüne değin sayısız yargı darbesi, siyasi kumpas ve komplo gördü. 1990’larda Mehmet Sincarları, Vedat Aydınları katleden zihniyetin bugünkü sahipleri İzmir’de parti binamızda Sevgili Deniz Poyraz’ı katletti. HDP’yi suikast, linç, siyasi soykırım operasyonları ve yargı kumpasları kıskacına alarak siyaset yapamaz hale getirmek isteyenler iyi bilsin; biz diz çökmeyiz, boyun eğmeyiz, demokratik siyasetten ve barış mücadelemizden asla vazgeçmeyiz!

Siz yasakladıkça demokratik siyaseti yaşamın her alanında daha fazla büyütmeye devam edeceğiz. Tutuklu ama özgür siyasetimiz mutlaka kazanacaktır. İradeye kelepçe vuran erdemsiz, yozlaşmış, korkak siyaset ise büyük kaybedecektir!

Sevgili Musa Anter’in dediği gibi:

“Ve cellat uyandı yatağında bir gece,

Tanrım dedi bu ne zor bilmece

Öldükçe çoğalıyorlar,

Ben tükenmekteyim öldürdükçe.”

İşte HDP budur! Bir gidip bin gelen, milyonlarla yoluna devam eden, cezaevlerine de meydanlara da sığmayan köklü bir mücadele deryasıdır. Halkları hak, adalet, eşitlik ve barış temelinde birleştiren ve Türkiye’nin özgür geleceğinin teminatı olan bir fikriyattır. Bir ucu Anadolu’da, diğer ucu Mezopotamya’da olan bu fikriyatı durduramayacaksınız, engelleyemeyeceksiniz.

Ülke olarak yaşadığımız bu büyük çöküş, aynı zamanda çıkış için de önemli fırsatlar yaratmaktadır. İktidarın her ne kadar uykuları kaçsa da ülke artık bir seçim sürecine girmiştir. Buradan çağrı yapıyorum: Politikanıza güveniyorsanız, cesaretiniz varsa buyurun sandığı hemen getirin, halk kararını versin. Seçim koşulları çoktan oluşmuştur. Halk sabırsızlıkla sandığı beklemektedir. Oyalamayla zaman kazanmaya çalışmayın.

Ne yaparsanız yapın o büyük yüzleşme günü gelecektir. Eninde sonunda o sandık kurulacak ve gerçeklerle, yarattığınız tabloyla mutlaka yüzleşeceksiniz. Yurttaşlarımız şunu bilmelidir: Bu seçim bir cumhurbaşkanlığı seçimi değildir; bu bir rejim seçimidir, gelecek yüzyılı belirleme seçimidir!

Bu seçim, halkın huzur ve refah içinde eşitçe yaşayacağı güçlü bir demokrasi ve herkes için adalet düzeni ile hukuksuzluk, talan ve soygun düzeni arasındaki bir seçimdir. Haksız zenginleşme ve yolsuzluk düzeni ile ekmeği, aşı büyütme arasındaki bir seçimdir. Bu seçim, halklarımıza tekçiliği dayatan düzen ile kimliği, dili, inancı ve kültürü reddedilmeden herkesin eşit ve özgürce birlikte yaşayacağı ortak gelecek arasındaki bir seçimdir. Bu seçim, en büyük şiddet ve ayrımcılığa uğrayan, kazanımları her gün saldırı altında olan kadınların özgürlük ısrarı ile erkek düzen arasındaki seçimdir.

“Mücadelemize güveniyor ve inanıyoruz!”

Bu seçim, özgür bir gelecek kuracak olan gençler ile bu geleceği karartmak isteyen kötülük düzeni arasındaki bir seçimdir. Bu seçim, en büyük barış ittifakı ile ülkeyi yıkıma götüren savaş koalisyonu arasındaki seçimdir. Bu seçim, rant için talan edilen ormanlar ve dereler ile rantçı iktidar arasındaki bir seçimdir.

Evet, Türkiye halkları asla karamsarlığa ve kaygıya kapılmamalıdır. Büyük demokratik dönüşümü mutlaka başaracağız. İşçisiyle, emekçisiyle, esnafıyla, çiftçisiyle, kadınıyla, genciyle omuz omuza vererek ve ortak mücadeleyi büyüterek bu düzeni birlikte değiştireceğiz. Mücadelemize güveniyor ve inanıyoruz!

Bu mücadele, ekmeğimizi de aşımızı da büyütme mücadelesidir. Herkes için ekmek, herkes için barış, herkes için adalet, herkes için demokrasi mücadelesidir. Ortak, eşit gelecek mücadelesidir. Bu mücadele, bizim olan kazanımlarımızı söke söke bu düzenden geri alma mücadelesidir. Halktan gasp ettiğiniz hakları ve özgürlükleri, alın terinin hakkını söke söke misliyle geri alacağız. Sevgili halkımız bunu asla unutmayın, asla kaygıya kapılmayın.

Kadınlar, İstanbul Sözleşmesi başta olmak üzere gasp ettiğiniz tüm hakları söke söke erkek düzeninizden geri alacak ve bu erkek düzeninize son verecektir!

Gasp ettiğiniz belediyelerimizi yolsuzluk ve yüzsüzlük yarışına giren o kayyımlarınızdan bir bir geri alacağımızın sözünü veriyoruz halkımıza. Halkın ekmeğiyle, geleceğiyle oynamanın siyasi bedelini sandıkta çok ağır ödeyeceksiniz!

“Cumhuriyeti büyük demokrasiyle, büyük barışla buluşturalım”

Demokrasiden, barıştan, adaletten, emekten, birlikte yaşamdan yana olan, bu düzenin zulmü altında her gün bedel ödeyen tüm yurttaşlarımıza, toplumsal muhalefete, tüm demokratik muhalefete buradan mücadele ortaklığı çağrısı yapıyorum: Gelin yeni bir dönemi hep birlikte başlatalım. Korkuları, siyasi kaygıları, hesapları bir kenara bırakalım. Siyaset üstü bakalım. Bu ülke halklarının enkazdan kurtarılması için en güçlü birlikteliği kuralım. Türkiye toplumunu yoksulluk-işsizlik-açlık-adaletsizlik sarmalıyla kuşatan bu zulüm düzeninin karşısında demokrasi, adalet, barış, özgürlük ve ekmek mücadelesini büyütelim. En güçlü demokrasi ittifakıyla, büyük barış ittifakıyla yüzüncü yılında  Cumhuriyeti büyük demokrasiyle, büyük barışla buluşturalım!

HDP buna vardır, bu cesarete ve kararlılığa her zamankinden daha fazla sahiptir ve bunu başaracaktır. Herkes umutlu olmalıdır. Değişim gücü halklarımızın elindedir. Karunlaşan iktidar düzenini değiştirecek olan halklarımızın Harunlaşan mücadelesi olacaktır.

Unutulmamalıdır: Karanlığın en koyu olduğu an aydınlığın en yakın olduğu andır. Ve o an hızla yaklaşmaktadır. Büyük değişime az bir süre kalmıştır. Ve bu büyük değişimin kapısını HDP şimdiden açmıştır. Milyonların iradesi ve umudu yeni bir dönemi başlatacaktır. Güneşi gülüşüne, direnişi yaşamına sığdıran kadınlar ve cesaretini gelecekle buluşturan gençler, bu yüzyılı demokrasi ve özgürlük yüzyılına çevirmeyi başaracaktır.”

HDP Eş Genel Başkanı Sancar’dan Dikkat Çeken İttifak Açıklaması

HDP Eş Genel Başkanı Sancar, katıldığı bir etkinlikte yaptığı konuşmada, “HDP olarak her yerde halkla buluşmalar gerçekleştirerek önerilerimizi ortaya koyuyoruz, çözüm için birlikteliği güçlendirmeye çalışıyoruz. Çıkış yolumuz en geniş demokratik ittifakı oluşturmaktır. Bunu gerçekleştirebilirsek; bütün soygun, talan, savaş düzenine karşı ortak mücadele yaratabilirsek ittifak tartışmaları kendiliğinden bir sonuca bağlanacaktır. Esas olan sahada ortak mücadeledir. Önce ortak demokratik mücadele, bu mücadele zemininde güçlü demokrasi ittifakları oluşturmak lazım.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Sancar, açıklamasının devamında, bu yönetimin istifa etmesi gerektiğini belirterek, “Tek bir dertleri var, iktidarda kalmak. Bizim de birinci sorumluluğumuz, bu yönetimin bir an önce gitmesini sağlamaktır. Bunun için ortak demokratik mücadele şarttır.  Bunun halka mal olmasıyla erken seçim gerçekleştirilebilir. Eğer bunu sağlayamazsak ülkeyi bu şekilde yönetmek için ellerinden geleni yapacaklar.” dedi.

Açıklamasının sonuna doğru “Ortak mücadele bu ülkeyi cehennemden çıkarmak için şarttır” diyen Sancar, “Türkiye’nin kaynakları bu topluma yeter. Bizim ülkenin kaynaklarını halkçı bir yönetimle paylaştıracağımız bir düzeni kurmamız gerekiyor, buna gücümüz yeter. Ülkenin geleceğini demokrasi özgürlük ve barış üzerine kurmamız görevimizdir. İktidarı ayakta tutan temel sütunların Saray’a bütçe, yandaşa rant, savaşa yatırım olduğunu görürsek demokrasi mücadelesini, sömürüye karşı emekçilerin birlikteliğini, savaşa karşı barış mücadelesini yürütmemiz de zor olmayacaktır. Bu mücadeleyi bütünlüklü yürütmek önemlidir.” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Adana’da sivil toplum örgütleri ve demokratik kurumların temsilcileriyle bir araya geldi. Sancar, toplantıda toplantıda yaptığı konuşmada şunları söyledi:

Çukurova’nın kalbinde Adana’da siz değerli demokratik kitle örgütü temsilcileriyle buluşmanın sevincini yaşıyorum. Çok değerli bir bölge ve bu bölgenin merkezi olan Adana’dayız. Bizler yarın Mersin’de bir miting düzenleyeceğiz, öncesinde Adana’da sizlerle buluşmayı istedim. Kısa sürede hazırlıkları ancak yapılabildi, buna rağmen geniş katılımdan büyük memnuniyet duyuyorum. 27 Eylül’de açıkladığımız deklarasyonumuzun ruhuna vurgu yapmak isterim. Amacımız tüm ezilenleri, dışlananları, mağdurları, emekçileri birleştiren bir ortak mücadele hattı oluşturmaktır. Tüm kesimlerle diyaloğu hayati önemde buluyoruz.

Böyle bir mekanizma kurabilirsek yani tüm ezilenlerin birbiriyle konuşup ortak mücadele yürütebilecekleri bir zemin yaratabilirsek Türkiye çöküşten çıkacaktır. Bu çöküş, çok boyutlu krizlerin sonucu olarak gerçekleşiyor. Türkiye uzun süredir çoklu krizler içindedir. Bu krizlerin kaynağı iktidarın yönetim anlayışıdır. Bütçe görüşmelerinin ilk etabı komisyonda tamamlandı. Bütçeye bakınca bu iktidarın tercihlerini görebiliyorsunuz. Bu bütçe halkın bütçesi değildir, bu bütçe 19 yıllık AKP iktidarının politikalarının bir özetidir. Saray’a, yandaşa kaynak aktarmayı esas alan, halkı yok sayan, halkın çıkarlarına önem vermeyen bir bütçedir.

Bu anlayışın yol açtığı sonuçları son 2 haftada daha çarpıcı biçimde yaşıyoruz. Türkiye’de liranın değer kaybının yarattığı yıkımı canlı şekilde izledik. Son 1 haftada liranın değer kaybı o kadar çok boyutlu ki neredeyse geleceğimiz mahvedilmektedir. Halkın geleceği yok edilmek istenmektedir. Önümüzdeki dönem sadece yoksulluktan söz etmeyeceğiz, bir de gıda krizi, yani açlık olacak. Sadece yoksulluk ve sömürü değil, açlık yaşamak zorunda kalacak bu ülke. Tüm bunlar bir avuç sermayedarın çıkarlarına hizmet amacıyla yürütülen anlayışın sonucudur.

“Esas olan sahada ortak mücadeledir”

Bizim bu anlayışa, bu düzene karşı birlikte mücadele etme sorumluluğumuz var. HDP olarak her yerde halkla buluşmalar gerçekleştirerek önerilerimizi ortaya koyuyoruz, çözüm için birlikteliği güçlendirmeye çalışıyoruz. Çıkış yolumuz en geniş demokratik ittifakı oluşturmaktır. Bunu gerçekleştirebilirsek; bütün soygun, talan, savaş düzenine karşı ortak mücadele yaratabilirsek ittifak tartışmaları kendiliğinden bir sonuca bağlanacaktır. Esas olan sahada ortak mücadeledir. Önce ortak demokratik mücadele, bu mücadele zemininde güçlü demokrasi ittifakları oluşturmak lazım.

Aslında yaşadığımız şey tam bir cehennemdir. Cehennem nedir diye sorarsanız; Turgut Uyar’ın “Açlık çoğunluktadır” şiiri var. Bu şiir, Türkiye’nin şimdiki durumunu anlatıyor: “Cehennem başarılmamış bir savaştır, başarılmamış bir mücadeledir.”

Pamuğun üretiminde de çok gerilere gidildi. Bunun sebebi, iktidarın izlediği ekonomi politikalarıdır. Ekilebilir arazilerin büyük kısmı imara açılmıştır. Sürekli binalar dikilmektedir. İktidar, kendini inşaat sektörü üzerinden var etmek istemektedir. O nedenle bu ülkenin geleceğinin, çiftçisinin gözünün yaşına bakmamıştır.

Sadece 80’li yıllarda 2,5 milyon dekarda pamuk üretiliyordu, 2020 yılında 600 bin dekara düştü. Ne için kullanılıyor bu alan? İmara açılıyor, bu imar üzerinden yandaş sermayenin tahakkümünü sağlıyorlar. Pamuk üretimi tarihe karışıyor. 2000 yılında 577 bin ton pamuk ithal edilmiş, 2020 yılında 1 milyon 81 bin ton. Bugünkü ithalat miktarı bu. Buğdayda yaşadığımız durumda aynı şekilde.

Döviz kurundaki artışın maliyete yansıması korkunçtur. Geçen gün bir üretici ile konuşurken unla ilgili şu örneği verdi. Biliyorsunuz sınırlı miktarda satış yapılıyor, çünkü yarın ne olacağını bilmiyorlar. 150 km ötedeki bir yere ısmarladığı unu götürmek için sabit fiyat veremiyor un satıcısı. Çünkü 2 saat sonra “istediğin yere ulaştırdığımda fiyat değişmiş olacak” diyor. Bir ekonomide fiyat bile belirlenemiyorsa bu çöküştür, bunun sonuçları ağırdır. Bizim amacımız bu çöküşün enkazının halkın üzerinde kalmasını önlemektir. Hep birlikte mutlaka ortak ilkeler ve ortak hedefler için buluşmak zorundayız. Bizim acil öneriler programımız var. Bu önerilerin hiçbiri bütçe görüşmelerinde kabul edilmedi.

“Bu yönetim istifa etmelidir, ülkeyi çöküşe götürüyor”

Şu an acil olarak dile getirmemiz gereken taleplerden birincisi derhal seçim talebidir. Bu yönetim istifa etmelidir, ülkeyi çöküşe götürüyor. Eminim Cumhurbaşkanı ne yaptığını biliyor, çünkü bu politikalar izledikleri yolun sonucudur. Halkı önemsemeyen, halkın geleceğini önemsemeyen zihniyetin bilinçli politikalarıdır. Bu ülkeyi ucuz emek cehennemine çevirmek istiyorlar. Asgari ücretin 30-40 dolara indiği bir ülkede burayı köle yuvasına dönüştürmek istiyorlar. Yandaş sermayenin desteği ile iktidarlarını sürdürmek istiyorlar. Tek bir dertleri var, iktidarda kalmak. Bizim de birinci sorumluluğumuz, bu yönetimin bir an önce gitmesini sağlamaktır. Bunun için ortak demokratik mücadele şarttır.  Bunun halka mal olmasıyla erken seçim gerçekleştirilebilir. Eğer bunu sağlayamazsak ülkeyi bu şekilde yönetmek için ellerinden geleni yapacaklar.

Biz sizlerle bu buluşmada dile getiriyoruz, yarın mitingimizde de çağrımızı yineleyeceğiz. Bundan sonraki çalışmalarımızda da bu talebi en geniş kitlelerin ortak talebi haline getirmek için çalışacağız. Ortak mücadele bu ülkeyi cehennemden çıkarmak için şarttır. İnce Memed romanı bize “mücadele haktır” diyor. Buna ekleme yapıyoruz; mücadele görevdir, sorumluluktur. Bunu en geniş birliktelikle yapmak da bu ülkenin bütün insanlarına karşı bir vicdani yükümlülüktür. Bundan kim kaçarsa gelecek nesillere nasıl hesap vereceğini düşünmesi gerekir. Biz demokratik birliktelik ile bu ülkenin bunlara mecbur olmadığını göstereceğiz. Türkiye’nin kaynakları bu topluma yeter. Bizim ülkenin kaynaklarını halkçı bir yönetimle paylaştıracağımız bir düzeni kurmamız gerekiyor, buna gücümüz yeter. Ülkenin geleceğini demokrasi özgürlük ve barış üzerine kurmamız görevimizdir. İktidarı ayakta tutan temel sütunların Saray’a bütçe, yandaşa rant, savaşa yatırım olduğunu görürsek demokrasi mücadelesini, sömürüye karşı emekçilerin birlikteliğini, savaşa karşı barış mücadelesini yürütmemiz de zor olmayacaktır. Bu mücadeleyi bütünlüklü yürütmek önemlidir.”

HDP’li Paylan, Partisinin 6 Maddelik Ekonomik Tedbirler Paketi Önerisini Açıkladı

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Ekonomiden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Garo Paylan, Meclis’te düzenlediği basın toplantısıyla, partisinin hazırladığı Acil Ekonomik Tedbirler Paketini açıkladı.

Haber Merkezi / Açıklamasında, “HDP olarak en azından bütçenin bu son gününde büyük bir ekonomik kriz koşullarında yaşayan halkımıza nefes aldıracak tedbirlerin alınmasını öneriyoruz” diyen Paylan, özetle şunları söyledi;

“Bugün, bir aydır görüşülmekte olan 2022 yılı bütçesinin tercihlerini değiştirme imkanının olduğu son gün. Halka nefes aldıracak bir bütçe yapmak, eğer tam da bugün bütçe tercihlerini değiştirebilirsek mümkün olacak! Aksi takdirde Saray’dan gelen bütçe Meclis’te aynı şekilde, geldiği gibi kabul edilecek.

Saray’dan gelen bütçe, doları 2022 yılında 9 lira 27 kuruş tahmin etmişken, şu anda dolar 2022’ye girmeden 12-13 liraya çıkmıştır. İktidarın aymaz politikaları nedeniyle oluşan bu dolar artışı sonucunda, yurttaşlarımızın üzerine zam yağmaktadır.

Yurttaşlarımız, benzini daha ucuz almak için uzun kuyruklar oluşturmakta, market market dolaşıp ayçiçek yağının 5 lira daha ucuz olduğu yer aramaktadır.  Mutfakta, çarşıda, atölyede, pazarda yangın var. Çiftçi tarlasına gübre atamamakta, çünkü gübre fiyatları 5 kat artmıştır. Yurttaşlar mutfak masraflarını karşılayamamakta, emeklilerimiz ay sonunu getirememektedir.

Saray’dan gelen bütçe çökmüştür. Bu zam yağmuru altında 2022 yılı Türkiye’nin yaşadığı en zor yıllardan biri olacaktır. Saraydakiler bunun farkında değiller çünkü onlar paralel evrende yaşıyor. Onlar “Türkiye uçuyor” diyorlar. Kim uçuyor? Evet birileri uçuyor. Halkımıza sorduğumuzda “Türkiye baş aşağı gidiyor” diyorlar.

“Bütçe tercihleri değiştirilmelidir”

Bu şartlarda belki saraydaki vicdansızlar ülkedeki yangını, zam yağmurunu alım gücünün erimesini görmüyorlar o noktada Millet Meclisi’nin devreye girmesi gerekiyor. Saraydan gelen bütçede kaynaklar saraya, şatafata, israfa, yandaşlara ve faize akıyor. Bu bütçe tercihleri mutlaka değiştirilmelidir.

HDP olarak, ekonomik buhran yaşadığımız bu günlerde bir kriz masası oluşturduk. Kriz Masamız ekonomide alınacak acil önlemlere ilişkin bir teklif hazırladı. Biz Halkın Bütçesi teklifimizi sunmuştuk, orada çok sayıda önerimiz vardı ama şu an iktidar, bütçedeki kaynakları tüketmiş olduğu için bu adımları atma olasılığı artık yoktur!

Bizler, HDP olarak en azından bütçenin bu son gününde büyük bir ekonomik kriz koşullarında yaşayan halkımıza nefes aldıracak tedbirlerin alınmasını öneriyoruz.

Halkın vicdanlı temsilcilerine, bu önerilerimize destek verme çağrısı yapıyoruz. HDP Ekonomi Kriz Masası olarak hazırladığımız, Acil Ekonomik Tedbirler Paketini 6 maddede topladık:

  • Elektrik, su, doğalgaz ve internet tüm hanelere ihtiyaç sınırına kadar ücretsiz sağlansın.
  • Çiftçilerin tarlasına gübre atabilmesi için bütçeye kaynak eklensin.
  • Asgari Ücret vergi dışı bırakılsın.
  • Üniversite öğrencilerine karşılıksız aylık 2.000 TL burs sağlansın.
  • Esnafın banka ve vergi borçları faizsiz uzun vadeli yapılandırılsın.
  • Geliri olmayan tüm yurttaşlarımıza aylık 2.000 TL Asgari Gelir sağlansın.

Bu 6 maddelik paketin hayata geçmesi için bugün Meclis, Plan ve Bütçe Komisyonu’na önergeler vereceğiz. Şu anda Sarayda, paralel evrende yaşayıp, uçuyoruz zannedenlere karşı; inim inim inleyen, alım gücü biten halkın feryatlarına cevap veren bir meclis olup olmadığımızı göstereceğiz.

Halk zamlar altında kendisine kalkan olacak bir Meclis arıyor. Bu bütçe, halkın alım gücünü destekleyecek bir bütçe olmalıdır. Bu bütçe, Sarayın değil Halkın Bütçesi olmalıdır. Bunu yapmak, bütçe tercihlerini değiştirirsek mümkündür. HDP olarak açıkladığımız 6 maddelik ‘Acil Ekonomik Tedbirler Paketi’ önerisini bütün siyasi partilerin desteklemesini talep ediyoruz.

“Derhal istifa, hemen seçim diyoruz!”

Şu da bilinmeli; Tek Adam Rejimi sürdükçe yara kanamaya devam edecektir. Tek Adam Rejimi sürdükçe her gün soframızdan bir dilim ekmek eksilmeye devam edecektir. Bu açıdan biz HDP olarak, bu iktidarın bir an önce istifa etmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu iktidar istifa etmeli ve derhal erken seçime gidilmelidir! Bu iktidarla geçen her gün ekmeğimiz, huzurumuz ve refahımız eksilecektir. Bu açıdan derhal istifa, hemen seçim diyoruz!

Demirtaş: Erdoğan Rejimi Uzatmaları Oynuyor

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan HDP Eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “Erdoğan rejimi çözüldü, dağıldı, bitti. Sadece uzatmaları oynuyor ve bu süre içinde de tahribat yaratmaya devam ediyor. Bence devlet içindeki hiçbir güç odağı artık Erdoğan’ın arkasında durarak ona destek olmayacak ve suça ortak olmaktan kaçınacaktır” ifadelerini kullandı.

Demirtaş, Artı TV’nin sorularını yanıtladı. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun helalleşme çağrısını bir niyet beyanı ve ilk adım olarak önemli bulduğunu söyledi. İktidar ve yakın çevresinden, Kılıçdaroğlu’nun çağrısına yönelik açıklamaları provokatif bulduğunu ve dikkate alınmaması gerektiğini belirtti.

Demirtaş, “Türkiye’ye özgü bir yüzleşme süreci hayata geçirilebilir. Eş Genel Başkanımız Mithat Sancar bu konunun uzmanlarındandır. Elbette ki, yüzleşmenin bir boyutu da Kürtleri kapsayacaktır. Ancak yaralı toplumlar sadece Kürtlerden ibaret de değildir.” değerlendirmesini yaptı.

Konuyla ilgili, “Helalleşme” adlı yazısında kullandığı “Biz de helalleşeceğiz” ifadesinin çarpıtıldığını, kendisinin Kürtler adında birilerinden özür dilediğinin zannedildiğini söyledi ve tepki gösterdi.

Demirtaş, “Kürt halkının devlete özür borcu yoktur. Bununla birlikte, Kürtlerin siyasi temsilcilerinin kendi eksiklikleri ve hataları nedeniyle hem Kürtlere hem de diğer kesimlere bir özür borcu vardır. Benim de yazımda açıkça belirttiğim buydu. Yoksa mağdurun egemene özür borcu yoktur, olamaz.” ifadesini kullandı.

Demirtaş, “Muhalefet temsilcileri Erdoğan’ın gidici olduğunu her fırsatta dile getiriyor. Sizce Erdoğan gidici mi?” sorusuna verdiği yanıtta, Erdoğan rejiminin çöktüğünü, devlet içindeki güç odaklarının artık Erdoğan’a destek vermeyeceğini ve suça ortak olmayacağını belirtti.

“Hiçbir güç odağı artık Erdoğan’ın arkasında durarak ona destek olmayacak”

Demirtaş, “Erdoğan rejimi çözüldü, dağıldı, bitti. Sadece uzatmaları oynuyor ve bu süre içinde de tahribat yaratmaya devam ediyor. Bence devlet içindeki hiçbir güç odağı artık Erdoğan’ın arkasında durarak ona destek olmayacak ve suça ortak olmaktan kaçınacaktır.” düşüncesini dile getirdi.

Demirtaş, Erdoğan sonrası ve yeni sistem inşasında Kürtler ile HDP’nin pozisyonunu ise şöyle tarif etti:

“Partimiz mevcut ittifakların dışında konumlandığını zaten ilan etmişti. Ne seçim sürecinde ne de seçim sonrasında HDP ve Kürtler olup biteni tribünden izlemeyecektir. Aksine, siyasetin yapıcı unsuru olarak sürecin merkezinde olacaktır. Yüz yıl önceki gibi, cumhuriyet adeta yeninden inşa edilirken bir kez daha Kürtlerin ve diğer kesimlerin dışlanmasına, yok sayılmasına fırsat verilmemelidir. Aksi takdirde demokrasi de gelişmez, sorunlar da çözülmez.”

AKP dağılıp çöktüğü için ‘iktidarımı nasıl kurtarırım?’ telaşıyla tartışmaya açıyor bu konuyu. Bizim işimiz AKP iktidarının nasıl kurtulacağı değil, sandığa nasıl gömüleceğini tartışmak ve bunu yapmaktır. Muhalefetin yüzde 50+1 gibi bir gündemi olmamalı.”

Demirtaş, HDP’nin ittifaklara ve cumhurbaşkanlığı adaylığına ilişkin politikasını da değerlendirdi.

“HDP’nin cumhurbaşkanlığı seçiminde aday çıkarıp çıkarmayacağına, kimi destekleyeceğine tabanıyla birlikte HDP yönetimi karar verir. Günü geldiğinde bizlerin de görüşünü alarak, partimiz tavrını netleştirecektir. Henüz verilmiş bir karar bulunmuyor. Ben sadece AKP-MHP’nin yürüttüğü HDP’yi kriminalize etme planının ne kadar işe yaramaz ve aptalca olduğunu anlatmaya çalıştım.”

Millet İttifakının “HDP ile yan yana olmaktan kaçındığı” izleniminin de sorulduğu Demirtaş şunları kaydetti: 

“Kimse HDP ile yan yana oturmaya mecbur değil. HDP kimseye dayatmada bulunmuyor, kimseye şantaj yapmıyor veya yalvarmıyor. HDP’yi yok sayan, HDP ile konuşmayan, diyalog kurmayan hiç kimse, kim olursa olsun HDP’nin desteğini alamaz. HDP’nin kapıları diyaloğa sonuna kadar açık iken bunu değerlendirmemek büyük hata olur. Ama ben sağduyunun devreye gireceğine ve tüm muhalefetin seçim döneminde güçlü bir diyalog ve iş birliği zemini yakalayacağına inanıyorum.”

“Partimin ve halkımın vereceği her türlü görevi yürütmekten onur duyarım”

“HDP’nin başına yeniden geçmeyi düşünüyor musunuz? sorusuna Demirtaş, “Tabii ki siyasetten ve mücadeleden hiçbir zaman kopmadım, kopmayacağım. Benim için siyaset koltuk veya yetki demek değildir. Partimin ve halkımın vereceği her türlü görevi yürütmekten onur duyarım sadece.” yanıtını verdi.

“Cumhurbaşkanı seçilirse yapacağı ilk üç icraatının ne olacağı” sorusuna ise Demirtaş’ın yanıtı şu oldu:

“Çıkaracağım bir kararnameyle, gazetecilerin siyasetçilere bu tür sorular sorarken ilk icraatlarını üçle sınırlandırmasını yasaklardım. Çünkü Türkiye gibi bir ülkede yapılacak ilk üç şey değil, yapılacak ilk yüz şey, hatta bin şey var. Dolayısıyla bu soruya gönül rahatlığıyla, üç şey sayıp cevap vermem mümkün değil.”

Özlediklerini ve dışarı çıkması durumunda ilk yapmak istediklerine ilişkin olarak da “Dışarıda olan her şeyi özledim doğal olarak. Hızla dışarıdaki normal hayatıma adapte olmaya çalışırım herhalde.” dedi.

-Boş bir duvara yazı yazma şansınız olsaydı ne yazardınız?

“Lütfen bu duvara yazı yazmayın :)”

HDP’den Erken Seçim Açıklaması: Bu Bir Zorunluluktur

Erdoğan – Bahçeli, Kılıçdaroğlu – Akşener görüşmesini değerlendiren HDP Sözcüsü Ebru Günay, “Ülke yangın yerine döndü. İktidarın ülkeyi yönetemediği artık bir hakikat. Erdoğan ve kabinesi ülkeyi yönetemediklerini ve bu haliyle yönetemeyeceklerini  kabul ederek bir seçim sürecine girmelidir. Bu bir zorunluluktur… İktidar bu kötü yönetme halini kabul ederek seçim sürecine girmelidir” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Demirtaş’ın Cumhurbaşkanlığı adayları ile ilgili tartışmalara da değinen Günay, “Hiçbir arkadaşımız bir pazarlık içinde değildir, olmaz da. Arkadaşlarımızın pozisyonu direniş pozisyonudur. Bu tartışmalara dahil olmak iktidarın faşizmine su taşımaktan başka bir şey ifade etmiyor. HDP’nin tavrı nettir, farklı bir tartışmamız yoktur. Bu konudaki tavrımızı tutum belgemizde ifade ettik” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Ebru Günay, partisinin Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi.

20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü’nü kutlayarak sözlerine başlayan Günay’ın konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle;

“Hepinizin bildiği üzere partimize yönelik kumpas politikaları birkaç koldan eş güdümlü sürüyor. Bir yandan kapatma davası diğer yandan Kobanî Kumpas Davası; parti çalışanlarımıza, binalarımıza, mücadelemize dönük artan saldırı dalgaları, gözaltılar ve tutuklamalar devam ediyor. Kobanî Davası, izlenen yol ve dayatılan hukuksuzluk Türkiye siyasi tarihinin en kara lekelerinden biri olarak şimdiden tarihe geçmiştir.

Kobanî Kumpas Davası üzerinden kurgulanan kapatma davası bir başka utanç davasıdır. Bu davalar hukuk davaları değildir. Bunu neden mi diyorum? Dosyada unutulan TEM bilgi notu, savcılıklara ve yargıya açık emirlerle doludur. O bilgi notunda yargıya akıl veriliyor, yol, yöntem gösteriliyor, kumpas davasının nasıl partimizi kapatmaya yönelik bir hazırlık olduğunu açıkça gösteriyor. Bu kumpas değil de nedir?

“Sadece partimize değil toplumun tamamına saldırıyorlar”

Elbette yola çıkarken zorlu bir yolda mücadele edeceğimizi biliyorduk. Bu davaların hiçbiri bizim açımızdan şaşırtıcı değil. O yüzden yargılanan değil yargılayan pozisyondayız, içeride ve dışarıda siyaset tarihine altın harflerle yazılacak bir direniş sergiliyoruz. Biz direndikçe, kumpas ve komplolara karşı mücadele ettikçe kumpasçılar kaybediyor. Sadece partimize saldırmıyorlar, toplumun tamamına saldırıyorlar, bir halkın en temel değerlerine savaş açıyorlar.

Son zamanlarda artan bir şekilde tekrar Kürt kültürüne, Kürtçeye, Kürt sanatına yönelik saldırılar yoğunlaştı. Elbette Kürt halkının diline, kültürüne, sanatına yönelik bu saldırılar yeni değil. Bir asrı aşkındır sistematik olarak devam ettirilen, inkar, yasaklama ve yok etme saldırılarının devamıdır. Geçmişin inkarcı uygulamalarını kendilerine rehber edinenler pervasızca Kürt halkının değerlerini yok etmeye, asimilasyonu sürdürmeye çalışıyor.

İktidar 100 yılı aşkındır Kürt halkının dilini, kültürünü, varlığını bütün saldırılara rağmen nasıl koruduğundan hiç ders çıkarmıyor, saldırganların nasıl tarih olduğunu görmüyor. Kürtçe ve Kürt halkının kültürü değil ona saldıranlar tarihe karışacak. Yalan, hile, haksızlık ve çaresizlikten ibaret siyasetlerini partimize saldırarak yaşatmaya çalışıyorlar. Tehditle, kaba güçle, ev baskınları ile bize geri adım attırmaya çalışıyorlar. HDP’ye saldırarak iktidarlarını sürdürmeyi artık tek çare olarak görüyorlar!

“50+1 hesabı uykularını kaçırdıkça, birbirlerine koşuyorlar”

Demokratik siyasetin önünde kurduğunuz bütün kumpas ve komplolar gün gelir ayağınıza dolanır dedik, öyle de oldu. Bizi barajlarla engellemeye çalışanlar baraja takıldı, despotik yönetimlerini kurmak için kurdukları Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi yine kendilerinin kurduğu 50+1 sisteminden şikayet etmeye başladılar. Kurduğunuz her kumpasın sonucunu siz düşünün artık. İstediğiniz kadar saldırın bu hakikati değiştiremezsiniz. Bunu da böyle bilin! 50+1 hesabı uykularını kaçırdıkça, birbirlerine koşuyorlar. Saray sıkıştıkça Bahçeli’nin kapısına dayanıyor, zirve üzerine zirve yapıyor.

İstediğiniz kadar zirve yapın, istediğiniz kadar görüşün artık bırakın 50+1’i bu ülkenin siyasetinde yer almayı rüyanızda bile göremeyeceksiniz, 1 + 1 kalmaktan kurtulamayacaksınız. Kim kiminle görüşürse görüşsün, kim kiminle hangi pazarlığı yaparsa yapsın 50+1’e takılacaksınız. Bunun başka bir oluru ve kaçarı yok. Erdoğan ve onu ebediyen iktidarda tutacaklarını sanan ekibi kendilerine göre oluşturdukları seçim sistemiyle 50 + 1 formülünü icat etmişlerdi ve bu formülle kendilerine ömür boyu iktidar, muhalefete de sürekli yenilgi tuzağı hazırlamışlardı. İktidar muhalefete kurduğu tuzağa kendisi düştü.

Biraz tarihe bakarlarsa şunu görecekler: HDP ve HDP’nin fikriyatı ile başa çıkmak, hele saldırılarla onu bertaraf etmek kolay değildir. Bu gelenek yılların rafine halidir. Bu gelenek 7’den 70’e direnenlerin mirasıdır. HDP, bütün renkleriyle toplumsal muhalefetin, katılımın, eşitliğin, özgürlüğün, barışın partisi olarak; demokrasi için mücadele eden, demokrasi güçlerinin direnişini örgütleyen partidir. HDP halktır; halkın cesaret kaynağıdır, açlık, yoksulluk, işsizlik, zorbalık karşısında tutunacağı dal, mücadeleye katılmak için gireceği mevzidir.

“Helalleşme yüzleşmeyi gerektirir”

Biliyorsunuz Türkiye’de ‘helalleşme’ tartışmaları yaşanıyor. Önemsediğimiz bir tartışmadır. Sayın Kılıçdaroğlu’nun gündeme getirdiği bu kavrama biz daha çok ‘yüzleşme’ diyoruz. Helalleşme geçmişin hatalarıyla ve yanlışlarıyla gerçek anlamda yüzleşmeyi gerektirir. Bu anlamıyla toplumsal barışın tesisi için bunun gerçekleşmesi önemlidir. Bunun için öncellikle hataları kabul etmek, samimi bir şekilde özeleştiri yapmak gerekir. En önemlisi de bundan sonra o hataların yapılmayacağının güvencesini ve sözünü vermek gerekir topluma. Partimiz geçmişten bu yana Hakikatleri Araştırma ve Geçmiş ile Yüzleşme Komisyonunun Meclis bünyesinde kurulmasını öneriyor. Bu çağrımızı bir kez daha tekrarlıyoruz.

“Memleket yangın yeriyken Erdoğan herkese saldırıyor”

Türkiye’de 25 milyon insan yoksulluk sınırının altında yaşıyor. 8 milyon insan işsiz, 3,5 milyon genç gelecekle ilgili ümidini kesmiş durumda. Her sabah farz niyetine zam haberleriyle uyanıyoruz. Esnaf batıyor. Kadınlar her gün katlediliyor. Kumpas davalarıyla demokratik siyasete saldırmaya devam ediyorlar; memleket yangın yeri. Ekonomi, siyaset ve toplumsal yaşam çökmek üzere ama Erdoğan, mikrofonu eline aldığı gibi herkese saldırmaya başlıyor. Partimize iftira atan Erdoğan, 2014’e kadar paralel yapıya “istediği her şeyi verdi”, 2014’te bu ortaklık bitti dedi. Ergenekon ve 90’ların derin devleti ile ittifak kurdu. Ergenekoncular, Erdoğan çizgimize geldi dediğinde bile ses edemeyen Erdoğan, partimizle ilgili iftiralarda bulunmak yerine kendi partisinin karanlık yapılarla ortaklık kurmadan bir gün yaşayamadığını anlatsın. Sabah akşam Bahçeli’ye neden koştuğunu söylesin.

Siyaseti inkar, Kürt sorununu inkar, insan hak ihlallerini inkar, hukuku inkar eden Erdoğan, hızını alamayıp ekonomik krizi de inkar ediyor. “Ekonomimize saldırı” oldu diyor ama Londra’daki tefecilerin kapısından ayrılmıyor. “Ekonomideki çöküşün izahı yok” diyor ama aynaya bakmayı unutuyor. Beş defa art arda faiz artırımı yapıyor, sadece 2022 yılı merkezi bütçesinden faiz lobilerine 240,4 milyar lira harcama ayırıyor sonra da dönüp “faizi savunanlarla işim olmaz” diyor. Erdoğan, siyaset tarihine “kendisi ile işi olmadığını” iddia eden tek siyasetçi olarak geçmiştir. Tükenmeyi tehditle, kendi hatalarını kendisini inkâr ederek örtmeye çalışan iktidar için çanlar çalmaya başladı.

İktidar kendisini kurtarmak için saldırılarını sürdürsün, hesap yapsın, ama halkın gündemi ekonomi, halkın gündemi geçim derdi, enflasyon, halkın gündemi iktidarın her sabah için yeni zamlara ayarlanmış çalar saatidir. AKP Genel Başkanı dün yine, yeniden “faiz sebep, enflasyon sonuçtur” dedi. Dün yine, yeniden “halkı enflasyona ezdirmeyeceğiz” dedi. Sadece 2021 yılı içerisinde yüzde 100’ün üzerinde zam yapılan doğalgaz, elektrik ve akaryakıt fiyatları için “kontrol altında tutuyoruz” dedi. AKP Genel Başkanı masallar âleminde yaşıyor, kendisi anlatıyor, kendisi dinliyor. Kendi yanlışlarını o kadar çok tekrar ediyor ki artık onları hakikat zannediyor.

“Yüzde 50+1’in hesabını nerede yapacağınızı biz size söyleyelim”

Tıpkı yüzde 50+1 meselesinde olduğu gibi doğru zannettikleri her yanlışın bedelini Türkiye halkları ödüyor. Bu tutum Türkiye’yi her geçen gün daha fazla yoksulluk, daha fazla açlık, daha fazla borçluluk ile karşı karşıya getiriyor. Yüzde 50+1’in hesabını yapacaksanız, bu hesabı nerede yapacağınızı biz size söyleyelim:

· Emekli maaşlarına, memur maaşlarına yüzde 50+1 zam yapabilirsiniz

· Asgari ücrete 1 yılda iki defa yapılmak üzere yüzde 50+1 zam yapabilirsiniz

· Engelli istihdam oranını yüzde 50+1 oranında arttırabilirsiniz.

· Sermayeye ve yandaşa yapılan vergi afları yerine çiftçiye, esnafa yüzde 50+1 oranında istisna yapabilirsiniz.

· KYK borcu olan gençlerin, kredi borcu olan çiftçilerin borçlarını yüzde 50+1 oranında silebilirsiniz.

· İşsizlere, geliri olmayan yurttaşlara temel ihtiyaç faturalarını yüzde 50+1 oranında karşılayabilirsiniz.

· Savaşa, ranta, yandaşa ayırdığınız bütçeyi yüzde 50+1 oranında düşürebilirsiniz.

Bunları yapmayacaklar ve yüzde 50+1 AKP’nin çırpınışının sembolü olarak tarihte yer edinecek.

Soru / Cevap

Soru; Bildiğiniz gibi dün Erdoğan Bahçeli ile Kılıçdaroğlu da Akşener ile görüştü. Görüşmelerden sonra Kılıçdaroğlu ve Akşener erken seçim çağrısı yaptı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz:

Cevap; Ülke yangın yerine döndü. İktidarın ülkeyi yönetemediği artık bir hakikat. Erdoğan ve kabinesi ülkeyi yönetemediklerini ve bu haliyle yönetemeyeceklerini  kabul ederek bir seçim sürecine girmelidir. Bu bir zorunluluktur. Ülkenin içinde olduğu durum ortada. Ekonomik krizin kat be kat arttığı, yoksullaştığı, kadınların katledildiği, gençlerin ve çocukların geleceksiz bırakıldığı bir Türkiye gerçeği var. İktidar bu kötülükleri tercihen yapıyor ama artık toplum bunu kabul etmiyor. İktidar bu kötü yönetme halini kabul ederek seçim sürecine girmelidir. Bunu daha önce defalarca ifade ettik.

Soru; Demirtaş’ın Cumhurbaşkanlığı adayları ile ilgili tartışmalar gündeme geldi, partiniz Demirtaş’ı aday olarak gösterir mi? Buna ilişkin tartışmalarınız var mı?

Cevap; Cezaevindeki hiçbir arkadaşımız, rehin tutulan hiçbir yol arkadaşımız, Demirtaş da dahil olmak üzere bu tür pazarlıklar içinde değildir. Arkadaşlarımız bir hukuk mücadelesi ve direniş içindeler. İktidarın arkadaşlarımızı tutukladığı günden itibaren bu tartışmalar gündeme geliyor. Hiçbir arkadaşımız bir pazarlık içinde değildir, olmaz da. Arkadaşlarımızın pozisyonu direniş pozisyonudur. Bu tartışmalara dahil olmak iktidarın faşizmine su taşımaktan başka bir şey ifade etmiyor. HDP’nin tavrı nettir, farklı bir tartışmamız yoktur. Bu konudaki tavrımızı tutum belgemizde ifade ettik.

HDP, TİP ve Sol Parti Üçüncü İttifakı Kuruyor

Cumhur ve Millet ittifakına alternatif üçüncü ittifak için harekete geçen Halkların Demokratik Partisi (HDP), Türkiye İşçi Partisi (TİP) ile Sol Parti, “Sol İttifak” olarak anılacak olan bir ittifak kuruyor. Sol İttifak’ın parlamento seçimlerine ayrı gireceği ancak muhalefetin belirleyeceği ortak cumhurbaşkanı adayını destekleyeceği  değerlendiriliyor.

Cumhuriyet’ten Erdem Sevgi’nin haberine göre; Millet İttifakı içinden “yeni bir sağ ittifak çıkacak” iddiaları konuşulurken Cumhur ve Millet’e alternatif olarak kurulması planlanan üçüncü ittifakın “soldan geleceği” öğrenildi. Edinilen bilgilere göre “TBMM’de sandalye sahibi olan HDP ve TİP’in yanı sıra Sol Parti’nin de kuruluş aşamasında yer alacağı” belirtilen üçüncü ittifakın ilerleyen dönemde “EMEP ve TKP gibi diğer sol partilerin de katılımı ile genişleme ihtimalinin olduğu” kaydediliyor. HDP’nin “sol ittifakta yer alması” durumunda, Cumhur İttifakı’nın ortakları AKP ve MHP’nin sıkça kullandığı ‘Millet İttifakı’nın gizli ortağı HDP’ söylemine son vermek durumunda kalacağı” değerlendiriliyor.

“Ortak adaya destek”

Edinilen bilgiye göre, sol ittifakın kurulması durumunda, olası erken seçim ya da Haziran 2023’te yapılacak seçimde “‘parlamento yarışı’ ve ‘cumhurbaşkanı adaylığı’ başlıklarında iki ayrı yol izleyecek”. Adları sol ittifak ile anılan siyasi partilerin Meclis’teki muhalefet bloğu ile birlikte “cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine” karşı olduğu biliniyor.

Bu kapsamda “sol ittifakın TBMM’de sandalye edinmek için kendi kapsamı içinde kalacağı” ancak “cumhurbaşkanı adayı çıkarmayacağı” belirtiliyor. Sol İttifak’ın, “AKP ve MHP tarafından Cumhur İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı olarak açıklanan Recep Tayyip Erdoğan’ın karşısında, ‘muhalefet bloğunun’ belirleyeceği ortak adayı destekleyeceği” kaydediliyor.

“CHP’de gündeme geldi”

TİP Genel Başkanı Erkan Baş, 5 Kasım’da Kocaeli’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “ittifaklara kapalı bir parti olmadıklarını” belirterek HDP ile görüştüklerini söylemişti. Baş, “HDP ile bazı konularda benzer düşünmediklerini” vurgulayarak “Temel bir takım yaklaşımlarda ortaklaştıktan sonra yeni bir ittifak mümkün. İttifaklar HDP’yi kapsamalı” değerlendirmesinde bulunmuştu. Bu gelişmenin ardından Baş, önceki gün CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu ziyaret etti.

Edinilen bilgiye göre, Kılıçdaroğlu ve Baş’ın parti heyetlerinin de katılımıyla yaptıkları toplantıda gündem maddelerinden biri üçüncü ittifak oldu. Toplantıda seçim sürecinde izlenmesi planlanan yol haritasına ilişkin bilgi veren Baş’ın “yeni kurulacak ittifakın önemine” dikkat çektiği, Kılıçdaroğlu’nun da “sol ittifakın demokrasiye katkı sağlayacağı” yönünde görüş bildirdiği öğrenildi.

Demirtaş’tan Kılıçdaroğlu’na ‘Helalleşme’ Desteği

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun ‘helalleşme’ açıklamasına HDP Eski Eş Genel Başkanı Demirtaş’tan destek geldi. Demirtaş, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Sayın Kılıçdaroğlu’nun açıklamasını toplumsal uzlaşma ve ülkemizin iç barışı açısından çok önemsiyor ve yürekten destekliyorum” ifadelerini kullandı.

Edirne F Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan HDP Eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘helalleşme’ açıklamasını politikyol’da kaleme aldığı yazısında değerlendirdi.

Yazısında, “Geçmiş hatalarımızla samimi, dürüst ve cesur bir şekilde yüzleşip karşılıklı helalleşmeden hiçbir sorunumuzu kalıcı olarak çözemeyiz. Bu nedenle, Cumhuriyet’in kurucu partisi CHP’nin Genel Başkanı sıfatıyla yapılmış bu açıklama tarihi önemdedir ve mutlaka sahiplenilmesi, desteklenmesi ve güç verilmesi gereken ciddi bir adımdır” ifadelerine yer veren Demirtaş, şunları dile getirdi;

“Sayın Kılıçdaroğlu’nun çabası çok kıymetli. Toplum, devamının gelmesini bekleyecektir. Sadece şimdi değil, ileride iktidar değiştiğinde, bu helalleşme sürecinin devlet adına da kurumsal ve resmi olarak işletilmesi gerekir. Ancak bu sorumluluk ne sadece CHP’nin ne de sadece Sayın Kılıçdaroğlu’nundur. Başta siyasetçiler olmak üzere herkes samimiyetle ve cesaretle elini taşın altına koymak, kendi payına düşen sorumluluk gereğince yüzleşmeye dahil olmak zorundadır. Bunun basit oy hesaplarıyla yaklaşılacak bir konu olmadığını herkesin iyi anlaması gerekir. Kaldı ki samimiyetle özeleştirisini ortaya koyan siyasetçiyi, halk kesinlikle bağrına basacaktır. Yine de ahlaklı davranmak ve risk almaktan da çekinmemek gerekir. Başka türlü siyasi öncülük de yapılamaz, toplumsal değişim de sağlanamaz. Bu nedenle, Sayın Kılıçdaroğlu’nun inisiyatif alması kıymetlidir, helalleşme için yola çıkması önemlidir.”

“Sözümüz olsun, biz de kendi hatalarımızla yüzleşecek ve hep birlikte helalleşeceğiz”

Öte yandan “Halkımıza, tüm Türkiye toplumuna sözümüz olsun, biz de kendi hatalarımızla yüzleşecek ve hep birlikte helalleşeceğiz” diyen Demirtaş, şunları kaydetti:

“Evet, sorunları biz yaratmadık, sorunların kaynağı biz değiliz ancak siyasetçiler olarak eğer doğru ve başarılı bir politika izleseydik çözümsüzlükten beslenenlerin ekmeğine, istemeden de olsa yağ sürmemiş olurduk. Kendi adıma bu sorumluluğu her zaman kabul ettim ve halen aynı noktadayım. Kimlik siyasetini aşarak toplumun tamamını kucaklamayı başarmalıydık. Şiddetin tümden devre dışı kalması için siyasetçiler olarak daha fazla inisiyatif almalı, öne çıkmalıydık.

Halkımızın haklı taleplerini daha doğru ve ikna edici bir dille anlatmayı, temsil etmeyi başarmalıydık. Bize yönelik ağır saldırılara ve kara propagandaya rağmen hiçbir mazeretin arkasına sığınmadan barış politikalarını hayata geçirmeliydik. Bunlar bizim eksiklerimiz, hatalarımızdır. Ve eminim bizden dolayı kırılmış, incinmiş milyonlarca insan da var. Dolayısıyla helalleşme ve yüzleşme bizim de sorumluluğumuz. Unutmayın, helalleşme için samimiyetle özür dileyebilmek zayıflık değil, cesaret ve erdemdir.”

Pervin Buldan: Bu Zam Ve Zulüm Dönemini Değiştireceğiz

HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, patisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, “Verin yetkiyi ekonomiyi şahlandıralım diyerek halkı aldatan bu iktidarla ilgili yapılacak işlem bellidir. Yetkisini bir an önce elinden almaktır. Halk o yetkiyi geri almasını da iyi bilir ve öyle de olacaktır. Halkımız sandıkları bekliyor, halkımız seçimleri bekliyor. Bu ülkenin işçisiyle, emekçisiyle, ezilen halklarıyla, emeklisiyle, çiftçisiyle, EYT’lisiyle, esnafıyla, genciyle, öğrencisiyle, kadınıyla, köylüsüyle, kentlisiyle el ele verip hep birlikte bu kötülük düzenini, zam ve zulüm düzenini mutlaka değiştireceğiz. Bunda da son derece kararlıyız” dedi.

Haber Merkezi / Konuşmasında 50+1 tartışmalarına da değinen Buldan, “Şimdi tabii kaybedeceklerini anlayınca 50+1 sistemini değiştirmek için kıvranmaya başladıklarını da görüyoruz. Çünkü getirdikleri sistem ayaklarına dolandı. Çıkış yolu aramaktan başka çarelerinin kalmadığını görüyoruz. Çıkış yolu yoktur, halk o yolu kapatmıştır. Küçük ortakları da “biz hükümet ortağı değiliz” demeye başladı. Nasıl ortak değilsiniz, bal gibi de ortaksınız! Yolsuzlukların da çürümenin de işsizliğin de yoksulluğun da ortağısınız! Bunu herkes gayet iyi net bir şekilde biliyor.” ifadelerini kullandı.

Konuşmasında kadın cinayetlerine ilişkinde değerlendirmede bulunan Pervin Buldan, “Bu cinayetler siyasi dilden, siyasi pratiklerden asla bağımsız değildir. Kılıçlı katilin kimlerden esinlendiği de gizli değildir. Elinde kılıçla Ayasofya’da şov yapan Diyanet Başkanından, iktidar kanallarındaki şoven milliyetçi kılıç kalkanlı, kanlı dizilere, kafa kesen IŞİD’lilerden kadınları yerlerde sürükleyen, sokak ortasında darp eden kolluk güçlerine varıncaya kadar iktidarın tüm mekanizmaları bu katillerin esin kaynağıdır. Bu cinayetlerin tek suçlusu ve faili elbette erkek katiller değildir, kadın düşmanı politikalarla onlara bu zemini sunan siyasal iktidar da şiddetin ortağı ve sorumlusudur.” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin Meclis grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmede bulundu. Buldan’ın açıklamaları şöyle;

Konuşmama başlamadan önce Dersim direnişi öncülerinden Seyit Rıza ve arkadaşlarını saygıyla, minnetle ve hasretle  anıyorum. Seyit Rıza’nın oğlu Resik Huseyn ve beş mücadele arkadaşıyla beraber idam edilişinin üzerinden tam 84 yıl geçti. “Size diz çökmedim. Bu da size dert olsun” diyerek bıraktığı miras 84 yıldır Alevi, Kürt ve bütün direnen halkların sözü ve meşalesi olmaya ve yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor. Seyit Rıza şahsında tüm arkadaşlarına sözümüz olsun: Oyunlarla, hilelerle baş ediyoruz, etmeye devam edeceğiz! Baş eğmeyeceğiz, geri adım atmayacağız. Bu vesileyle insanlık onuru adına direnenleri tekrardan minnetle ve saygıyla anıyorum.

“Ahmet Kaya’nın mezarına yapılan saldırıyı kınıyor ve yapanları lanetliyorum”

Tarih 16 Kasım’ı gösterdiğinde sonbahar misali yaprak döker bir yanımız, ama umutlu yarınlar ve anısı adına da bir yanımız bahar bahçedir. Bugün, Sevgili Ahmet Kaya’yı Paris’te, sürgünde yitirişimizin yıl dönümüdür. Saygıyla, minnetle ve özlemle anıyorum. Sanatını halkla, sözlerini mücadeleyle ve yaşamını demokratik bir gelecekle harmanlayan bir sanatçı olarak sistemin deresinde sevilmedi, linç edildi, hor görüldü ve sürgüne zorlandı. Ahmet Kaya’ya saldırı henüz bitmiş değildir.

Paris’teki mezarına yine saldırdılar. Şiddetle ve nefretle bunu yapanları kınıyorum. Bu insanlıktan nasibini almamış faşist zihniyetli insanların mezarlara saldırmasının kaynağını iyi biliyoruz. Bunun sorumluları mezardan annelerimizi çıkartanlarla pozlar verenlerdir. Sevgili Ahmet, dostum dostum güzel dostum; mavi gökyüzünü sana dar etmeye çalışanlara karşı direnişimiz sürüyor, sürecektir. Bir menekşe kokusunda seni aramaya ve anmaya devam edeceğiz. Bir kez daha rahmetle, minnetle anıyorum.

Evet değerli arkadaşlarım, 15 Kasım Dünya Hapisteki Yazarlar Günüydü. Düşüncenin, kalemin en büyük güç olduğunu bize anlatan dünyadaki ve ülkedeki tüm yazarları saygıyla selamlıyorum. Düşünceye, edebiyata, sanata en büyük prangaların vurulduğu böylesi bir süreçte daha çok dayanışma içinde olacağız. Sansüre uğrayan, yasaklanan, engellenen her kelimelerine köprü olmak, onların sesinin yankısını her tarafa ulaştırmak bizim görevimizdir.

Seyit Rıza’nın “başa çıkamadım” dediği oyunların günümüzdeki versiyonlarından biri biliyorsunuz Kobanî komplosudur. Adı dava olabilir ama kendisi bir komplodur, kumpastır. İktidar blokunun partimize, geleneğimize, demokratik siyasetteki varlığımıza ve halkların ortak gelecek umuduna karşı Saray’da kurduğu siyasi komplonun adıdır Kobanî Davası. Komplo olduğunu kanıtlamaya gerek yoktur. Davanın her aşaması, dosyada yer alan belgelerin her biri acemice, panikle tezgâhlanan kumpası kanıtlamaya yeter de artar bile. Kobanî Davası gerek arka planı gerek suçlama konusu gerekse de artık dosyaya sığmayan hukuksuzlukları, yargılamadaki adaletsizlikleri itibari ile bu iktidarın adeta bir özetidir.

IŞİD’in ve iktidarın ortak hedefi HDP ve demokrasi güçleridir

Bu dava IŞİD karanlığının vekâlet davasıdır. Bakın IŞİD Kobanî’de yenilgiye uğradı. IŞİD’in başı Bağdadi sınırın 2 km ötesinde öldürüldü. Sonra ne oldu? Bir yıl sonra 27 Eylül 2020’de HDP’ye yönelik büyük Kobanî operasyonu düzenlendi. IŞİD’in Türkiye’deki hedefi kimdi? 5 Haziran saldırısında da Suruç ve Ankara katliamlarında da HDP ve demokrasi güçleri hedefti. İktidar blokunun hedefi kimdir? Yine HDP ve demokrasi güçleridir, halklar dayanışmasıdır. İşte bu nedenle vekâlet davası diyoruz. İçerideki komplocularla IŞİD’in hedef birliği söz konusudur. İşte bu dava da bunun kanıtıdır. Evet, bu dava iktidarın özetidir çünkü 7 Haziran’ın, 31 Mart’ın intikamını alma davasıdır; demokratik siyasete karşı bir darbe davasıdır.

Bu iktidarın özetidir, çünkü asıl failler değil öldürülenler yargılanmak istenmektedir. Bu iktidarın özetidir, çünkü “HDP binalarına neden saldırı yok” diyeni Kobanî Davasında mahkeme başkanı yaptılar. Her şey açık ve net olarak ortadadır. Bu iktidarın özetidir, çünkü dava dosyasında unutulan ve kimler tarafından yazıldığı bilinmeyen gayri resmi bir belgede yargıya yönelik “HDP’yi kapatın” talimatı verilmekte, tutuklanması istenen HDP’lilerin listesine yer verilmektedir. Yargı margı hikâyedir. Davanın savcısı da hâkimi de Saray’dır. Tezgâh tepede kurulmuştur. 3 bin 530 sayfalık, 324 klasörlük delilden yoksun iddianameyi oldubittiye getirip kabul ettiler. IŞİD katliamlarının dava dosyalarını toplasanız Kobanî iddianamesinin 10’da biri kadar yoktur. Ancak mesele HDP olunca binlerce sayfa doldurdular ama kanıt bulamadılar.

“Suçlarınızı, kirlerinizi Kobanî Davası ile örtemezsiniz”

Bakın Mehmet Eymür itiraflarda bulundu. “Devlet adına 18 kişi öldürüldü” dedi. İşte buyurun kanıt size. Var mı tek sayfalık bir soruşturma, yok. HDP hakkında binlerce sayfa iddianame yazan yargıçlar, 18 kişi öldürülmüş neden sesiniz çıkmıyor? Sedat Peker, yaşanan pislikleri, işlenen suçları bir bir ifşa etmeye devam ediyor. Var mı tek bir soruşturma, yok. Terfi almak için HDP’liler hakkında fezlekeleri otomatiğe bağlayan fezleke fabrikatörleri buradan size sesleniyorum; neredesiniz, tek bir soruşturma açmadınız, neden sesiniz çıkmıyor?

Türkiye’yi soyup soğana çeviren hırsızlar devlette, iktidarda, kamuda itibar sahibi olarak ortalıkta dolaşıyor. Tek bir soruşturma yok. Ama ne var, Kobanî Davası var. Hırsızlıkların önünü kapatma davası yok ama HDP’yi kapatma davası var. Buradan bir kez daha iktidara şunları söylüyoruz. Suçlusunuz, kirlisiniz ve suçlarınızı, kirli işlerinizi Kobanî Davasıyla örtemezsiniz! Örtemeyeceksiniz! 17-25 Aralık’ın üzerini 6-8 Ekim’le örtemeyeceksiniz!

Kumpası kuranların tek dayanağı sahte gizli tanık yalanlarıdır, arkadaşlarımızın dayanağı ise hakikattir. İşte bu dava aynı zamanda bir hakikat davasıdır. Ve sonunda hakikatin kazanacağını da Türkiye halklarının iyi bilmesi gerekir. Gizli tanıklığın arkasına sığınan korkaklar, sahtekârlar, komplocular değil tarihin de tanıklık ettiği gibi eğilmeyen başlar, dimdik ayakta duran ve direnen arkadaşlarımız kazanacaktır.

Kobanî Kumpas Davasını hızla sonuçlandırıp HDP hakkındaki kapatma davasına sahte dayanak yapmak isteyen komplocular iyi bilsin ki başaramayacaklar! Bu komplo kendi ayağınıza dolanacak, kurduğunuz tuzağa siz düşeceksiniz. Hakikatler ortaya çıktıkça, Kobanî Davasının arkasındaki karanlık örgütlenmeniz de bir bir ortaya çıkmaya devam edecektir. IŞİD karanlığı Ortadoğu’da nasıl kaybettiyse, siz de kaybedeceksiniz. Siz de aynı şekilde bu davaların sonunda kaybetmeye mahkumsunuz. Türkiye’nin geleceğini hukuksuz mahkeme salonlarında, kumpas davalarında şekillendiremeyeceksiniz. Buna gücünüz yetmeyecektir. Türkiye halklarının ortak geleceği demokrasi meydanlarında demokrasi, barış ve adalet mücadelesiyle kurulacaktır.

“OHAL Komisyonu bir sivil darbe komisyonudur”

Çökmekte olan iktidar bloku halkın karşısına siyasetle çıkamıyor, çünkü yürütebilecekleri bir siyaset kalmadı. Neyle çıkıyorlar? Hukuksuz yargı kararlarıyla, hukuksuz kararnameleriyle, baskıyla ve zorla topluma korku salmaya çalışıyorlar. Bakın iktidarın OHAL-KHK-yargı üçlüsüyle yürüttüğü bir başka kumpas da Barış Akademisyenlerine ve barış arayışlarına yöneliktir. Darbe girişimi sonrasında OHAL Komisyonu adında ucube bir kurum oluşturdular. Bu kurum KHK ihraçlarıyla ilgili başvuruları değerlendirmek üzere kuruldu. Komisyon, Aralık 2017’den bu yana OHAL dönemi KHK’leriyle ilgili 126 bin 758 hak ihlali başvurusundan 118 bin 415’i hakkında karar vermiş. Geride kalan 4 yıllık süreçte 103 bin 365 başvuru ret, 15 bin 50 başvuru ise kabul edilmiş. Komisyonun karar vermesi beklenen hâlihazırda 8 bin 343 başvuru bulunmaktadır.

İktidar güdümlü bir kurum olan OHAL Komisyonunun ret kararlarının oranları da bu kurumun adaletin geciktirilmesi amacıyla kurulduğunun açık bir kanıtıdır. Bu komisyon Barış Akademisyenlerinin başvurularına ilişkin 4 yıl sonra ilk kararlarını ilan etti. Bu kararlar ile 81 Barış Akademisyeninin işlerine geri dönmek için yaptıkları başvurulara “RET” cevabı verildi. Yani Komisyon, KHK’lara ekli listelere konup hiçbir somut ve resmi gerekçe sunulmaksızın kamu hizmetinden hukuksuzca men edilen akademisyenlere “işlerinize dönemeyeceksiniz” diyerek “sivil ölüm”ü tekrar gösterdi. Üstelik bu kararları, Anayasa Mahkemesinin barış bildirisini, ifade özgürlüğü kapsamında değerlendiren kararına rağmen verdiler! Hukuk tanımaz bu komisyon “sivil darbe” komisyonudur, 12 Eylül cunta zihniyetinin devamıdır. Bu iktidar, her zaman söyledik bir kez daha söylüyoruz, darbecidir. Bu iktidar, demokrasi düşmanıdır, barış düşmanıdır!

“Barış Akademisyenleri yalnız değildir, arkalarında milyonlar var”

Barış Akademisyenleri bu ülkenin onurudur, gururudur, yüz akıdır. Yalnız değillerdir. Onların arkasında barışı savunan milyonlar vardır. Bu mücadele karanlığa karşı hepimizin ortak mücadelesidir. Ve onların yanında olduğumuzu bir kez daha ifade ediyoruz. Ve bilinmelidir ki; faşizmin bildirileri ve kumpas yargısının hukuksuz iddianameleri değil Barış Akademisyenlerinin barış bildirileri bu topraklarda mutlaka kazanacaktır ve yaşam bulacaktır.

Yaşamın her alanını zulme, işkenceye dönüştüren iktidarın son günlerde baskı ve hukuksuzluğu tırmandırdığı alanların başında cezaevleri gelmektedir. Bu iktidar, cezaevi sistemini ve hukuksuz tutuklamaları bir rejim haline getirdi. Tutuklayarak, cezaevlerinde işkence ve hukuksuzluk yaparak ayakta durmaya çalışan bir iktidarla karşı karşıyayız. Geçtiğimiz hafta bir önceki dönem milletvekilimiz, aynı zamanda Adıyaman’ın sevilen doktoru Behçet Yıldırım arkadaşımız haksızca, hukuksuzca tutuklandı. Bir türlü anlayamadılar; bu baskı ve tutuklamalar ancak ve ancak HDP’yi büyütür, HDP’yi daha da güçlendirir, HDP etrafındaki kenetlenmeyi arttırır. 4 Kasım Darbesinden bu yana aynı politikayı sürdürüyorlar ama her defasında karşılarında direnen, boyun eğmeyen bir HDP’yi görüyorlar, görmeye de devam edecekler. Behçet Yıldırım vekilimiz de diğer arkadaşlarımız gibi başı dik bir biçimde mücadele etmeye devam edecektir. Buradan kendisine selam ve sevgilerimizi gönderiyorum.

“16 yılda tutuklu ve hükümlü sayısı 5 misli arttı”

Hep söylüyorum, siyasete siyasetle karşılık verilir. Yenemediğiniz siyaseti, yargı, polis gücüyle durdurmaya çalışmak, siyasi korkaklıktır, siyasi acizliktir, siyasi basiretsizliktir, siyasi çürümüşlüktür. Bakın! 16 yıl içinde cezaevlerinde tutuklu ve hükümlü sayısı yaklaşık beş misli artmış durumdadır. Bunun sorumlusu tutuklatma rejimiyle ayakta durmaya çalışan AKP iktidarıdır. Şaban Kaygusuz yüzde doksan engelli bir kolu bir bacağı yok ve tek başına giyinebilecek, ihtiyaçlarını karşılayabilecek durumda değildir. Ailesi ve avukatlarının  aktardığına göre çıplak aramadan darba varıncaya kadar birçok işkenceye de maruz kalmıştır.

“Birçok tutuklu infaz yakma nedeniyle keyfi olarak salıverilmiyor”

Yüzde 87 engelli olan ve defalarca kalp krizi geçiren Mehmet Emin Özkan cezaevinde tutulmaya devam etmektedir. Çürümüşlüğün bir başka örneği; Kandıra 1 No’lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevinde tutulan Garibe Gezer’e yapılan işkence ve cinsel saldırıdır. Bir başka çürümüşlük ise Kürt ve Kürtçe düşmanlığıdır. Tutsakların Kürtçe yayınlara ulaşması keyfi olarak engellenmektedir. Artan infaz yakma uygulamaları, hukuksuzluk çukurunun en son örneğidir. Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulları adı altındaki yapı, mahkemelerin yerine geçerek karar vermekte ve infazları yakmaktadır. İşte paralel yapı dediğimiz tam da budur. 2015 yılından bu yana tutuklu bulunan ve beynindeki tümör nedeniyle ağır hasta olan Atilla Coşkun, hakkındaki “disiplin” cezaları gerekçe gösterilerek tahliye edilmemektedir. Yine kolon kanseri hasta tutuklu Aydın Değirmenci, 5 ay önce cezası bitmesine rağmen “iyi halli” olmadığı gerekçesiyle tahliye edilmemektedir. Daha birçok tutuklu infaz yakma nedeniyle keyfi olarak tahliye edilmemektedir.

Aysel Tuğluk arkadaşımızın ağır hastalığı nedeniyle aslında bir saniye dahi cezaevinde tutulmaması gerekirken tahliye edilmemekte, tedavisi engellenmektedir. Cezaevlerinde dört duvar arasında iradeleri dışında bir gücü olmayan tutuklulara zulmetmek faşizmi tüm ülkeye yayma politikasıdır. Cezaevleri bu iktidarın sorumluluğunda adeta insanlığa karşı işlenen suçların merkezi haline dönüştürülmüştür. Bu tablo düne kadar “çıplak arama yok” diyen AKP iktidarının eseridir. HDP’nin, demokratik kamuoyunun, insan hakları örgütlerinin, tutuklu ailelerinin ve vicdanlı insanların mücadelesi sayesinde şimdi o yönetmeliği değiştirdiler. Böyle bir karar aldılar. Hani çıplak arama yoktu! Bunu ortaya çıkaran milletvekilimiz Sevgili Ömer Faruk Gergerlioğlu’na karşı her türlü hukuksuzluğu yaptılar. Hatta AKP’nin bir sözcüsü çıplak arama için iftira demişti. Şimdi suçlarını kabul ettiler ve yönetmelikte bu maddeyi değiştirdiler.

“Çıplak arama suçunu işleyenler yargı önüne çıkarılmalıdır”

Buradan Adalet Bakanlığına sesleniyorum: Madem yönetmelik değişikliğiyle çıplak aramayı kaldırdınız, bugüne kadar kim bu çıplak arama suçunu kim işlemişse derhal yargı önüne çıkarın. Sadece yönetmelik değiştirmek yetmez. Etkin bir soruşturma başlatılmalıdır. Hasta tutsakların tahliyesini engelleyen, infazları yakan, tutuklulara işkence yapanlarla ilgili olarak Adalet Bakanlığını derhal girişimde bulunmaya ve bu zulme bir son vermeye çağırıyorum. Aysel Tuğluk başta olmak üzere kritik durumdaki tüm hasta tutsaklar derhal tahliye edilmelidir. Derhal serbest bırakılmalıdır.

Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunu da cezaevlerinde yaşanan hukuksuzluklar ve ihlaller karşısında bir kez daha görevini yapmaya ve girişimde bulunmaya davet ediyorum. Son zamanlarda gerçi cezaevlerine gitmeler var ama bunun pratik sonuçlarını görmek istiyoruz. Bu komisyonda yer alan, cezaevlerinde gidip incelemelerde bulunan Mersin Milletvekilimiz Fatma Kurtulan başta olmak üzere bütün arkadaşlarıma teşekkür ediyorum, çalışmalarında başarılar diliyorum. Biz bu suçların, bu ihlallerin peşini asla bırakmayacağız. Bir gözümüz daima cezaevlerinde olacaktır. Bir kez daha ifade ediyorum; demokrasiye, adalete ve barışa sahip çıkmak cezaevlerindeki zulme karşı çıkmayla başlar. Cezaevlerine karşı demokratik kamuoyu da mutlaka duyarlı olmalıdır.

“Medya ve yargı Başak Cengiz cinayetine kılıf bulmaya çalışıyor”

En can yakıcı gündemlerimizden biri tabii ki kadına yönelik artan şiddettir, ölümlerdir. Bakın daha geçen hafta yüreğimizi dağlayan ve gencecik bir kadını aramızdan koparan bir kadın cinayetiyle tüm ülke olarak bir kez daha sarsıldık. İstanbul’un göbeğinde, 28 yaşındaki mimar Başak Cengiz evine gitmeye çalışırken hiç tanımadığı bir erkek katilin kılıçlı saldırısı sonucu yaşamını yitirdi. Evet, samuray kılıcı denilen bir kılıçla gencecik bir kadın yol ortasında vahşice katledildi.

Kendisine Allah’tan rahmet, kederli ailesine sabır ve başsağlığı diliyorum. Bakıyoruz medya ve adli merciler her zamanki gibi bu kadın cinayetine de bir kılıf bulmak için “zanlının psikolojik sorunları var” diyerek cinayeti sıradanlaştırmaya çalışmaktadır. Biz bu telaşı İzmir İl binamızda Deniz Poyraz yoldaşımızı katleden caninin sahiplenilmesinden ‘akli dengesi yerinde değil’ yalanıyla aklanmaya çalışılmasından biliyoruz. Katil Onur Gencer nasıl ki siyasi saiklerle, iktidarın yükselttiği ırkçı, Kürt ve kadın düşmanı zihniyetle Deniz Poyraz’ı katlettiyse, Başak’ı katleden erkek de iktidarın kadın düşmanı politikasından destek almıştır. İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesinden cesaret almıştır. Nokta.

“Siyasi iktidar kadına yönelik şiddet dursun istemiyor!”

Bu cinayetler siyasi dilden, siyasi pratiklerden asla bağımsız değildir. Kılıçlı katilin kimlerden esinlendiği de gizli değildir. Elinde kılıçla Ayasofya’da şov yapan Diyanet Başkanından, iktidar kanallarındaki şoven milliyetçi kılıç kalkanlı, kanlı dizilere, kafa kesen IŞİD’lilerden kadınları yerlerde sürükleyen, sokak ortasında darp eden kolluk güçlerine varıncaya kadar iktidarın tüm mekanizmaları bu katillerin esin kaynağıdır. Bu cinayetlerin tek suçlusu ve faili elbette erkek katiller değildir, kadın düşmanı politikalarla onlara bu zemini sunan siyasal iktidar da şiddetin ortağı ve sorumlusudur.

Buradan soruyoruz; madem kadınları katleden katillerin akli dengesi yerinde değildir, peki kadın cinayetlerine karşı devletin, iktidarın aklı nerededir? İstanbul Sözleşmesi’ni fesheden akla ne demelidir? Buradan bir kez daha tüm kamuoyunun önünde bu soruyu sormak istiyoruz. Kadın katliamlarının ortaya çıkardığı tek bir sonuç var o da şudur: Siyasi iktidar kadına yönelik şiddet dursun istemiyor! Çünkü bu erkek egemen zihniyetten beslenen bir iktidar var. Baskıcı ortam yaratarak buradan nemalanmaya çalışan iktidar, kadın cinayetlerinin yarattığı şiddet iklimini kendi siyaseti için kullanmaktadır. Bizler bunu görüyoruz, kadınlar bunun farkındadır.

Kadınları sokakta hedef alan sistemli politikanın bir diğer ayağını ise erkek yargı yürütmektedir. Kadın katili erkek faillere iyi hal indirimi yapan, tecavüzcüyü serbest bırakan yargının kalemi ile Başak’ı katleden kılıç aynı noktada birleşmektedir. Aynı yargı, biliyorsunuz Sevgili Başak Demirtaş’a ceza verdi. Bu ceza, Kürt düşmanlığının ve kadın düşmanlığının sonucudur. Kadınları hedef alan erkek düzenin sahiplerine buradan sesleniyorum: Kadına yönelik şiddete ve bu şiddete geçit veren siyasi iktidara karşı mücadelemizden bir milim dahi geri adım atmayacağız. Biz kadınları kılıçlarınızla, silahlarınızla, cinayet şebekelerinizle, erkek yargınızla yıldıramayacaksınız, korkutamayacaksınız. Kadınları durduramayacaksınız! Ve kadınlar sizin erkek sisteminizi mutlaka ama mutlaka alaşağı edecektir. Ve o günler de çok yakındır. Ve her yıl olduğu gibi bu 25 Kasım’da daha güçlü bir biçimde “erkek-devlet şiddetine, savaşa, yoksulluğa karşı her yerdeyiz” diyerek alanları dolduracağız, her yerde haykıracağız!

“Barışın olmadığı bir ülkede ekonomi çöker”

Türkiye, bu iktidarın politikaları nedeniyle tarihinin en derin ekonomik ve sosyal çöküşünü yaşamaktadır. Demokrasinin, hukukun, bağımsız yargının, insan haklarının, denetimin, şeffaflığın, toplumsal barışın ve medya özgürlüğünün olmadığı bir ülkede ekonomi çöker. Dengenin yerini dengesizliğin, denetlemenin yerini denetimsizliğin aldığı bir sistem iflasa götürür. İflas etmiş siyasi sistemin sonucu ise iflas etmiş ve çökmüş ekonomidir, işsizlik ve milyonların yoksulluğudur. İflasın üzerini kapatmak için gece gündüz durmadan zam yapıyorlar. Türkiye’de fiyat etiketleri günlük değişir hale geldi. Bakın, son bir yıl içerisinde;

Gübreye yüzde 400,

Ayçiçek yağına yüzde 200,

Elektriğe yüzde 100,

Gaza yüzde 100,

Kiralara yüzde 100,

Yumurtaya yüzde 100,

Temel gıdaya yüzde 100,

Akaryakıta yüzde 50,

Şekere yüzde 25 zam,

Maaşlara ise yüzde 5 zam yapıldı.

İşte bu zam tablosu AKP’nin zulüm tablosudur. Her gün sofradan bir dilim ekmek daha azalmakta, bir kaşık yemek, bir yudum su Saray’ın faizi, israfı, rantı ve savaş politikaları için ayrılmaktadır. Her gün bir gencin hayallerine ipotek konulmaktadır. İşsizlik ve borçluluk düzeni ile gençlerin gelecekleri çalınmaktadır.

Dolar 10 TL’nin üzerine çıkmış, AKP Genel Başkanı “ekonominin kitabını yazdık” diyor. Buradan öneriyorum: Madem ekonominin kitabını yazdınız, filmini de çekin! Çünkü sizde oyuncu gerçekten çok. Bu filmi gayet rahat çekebilirsiniz. Nasıl olsa sizde oyuncu çok! 5’li çetenizle, müteahhitlerinizle, üçer maaşlı bürokratlarınızla, kendi bakanlığını çarpan bakanlarınızla, trollerinizle, çukur medyanızla batan ekonominin filmini gayet güzel çekebilirsiniz. Ne kitabı ya, filmini çekin! Yazdığınız kitaplar okunmuyor ki belki çektiğiniz filmler izlenir.

“Ülkenin parasını, dürbünle bakılsa görülemeyecek seviyeye getirdiler”

İşsizlik yükseliyor, yoksulluk ve açlık yükseliyor, geçim sıkıntısı yükseliyor, borç her gün yükseliyor, gıdadan enerjiye fiyatlar her gün yükseliyor, döviz kuru yükseliyor. Dürbünle baksanız göremeyecek seviyeye getirdiğiniz bu ülkenin parasının değeri AKP’nin ustalık eseri olarak karşımızda durmaktadır. AKP’nin lügatiyle torpil, atama sistemi olmuş. Rant, dağıtım sistemi olmuş. İsraf, itibar olmuş. Tügva, AKP’nin İŞKUR’u olmuş. TÜİK, AKP’nin yalan makinesi olmuş. Merkez Bankası zaten Saray’ın çelik kasası olmuş. Yağma ve talanın adı özelleştirme olmuş. Üçer maaşlar yandaşların maaşlı bordrosu olmuş!

Bunlarda ar kalmamış, bunlarda utanma kalmamış. Çete mafya düzeniyle ilgili her gün yeni suçlar ortaya saçılmakta. Kalkıp bir de ekonomiyi yalan dolanla yönetmeye çalışıyorlar. AKP’nin ekonomi anlayışı çocuklarına mama alamayıp şekerli su içiren, lapa yediren annelerin Türkiye’sidir. AKP’nin ekonomi anlayışı ataması yapılmadığı için, beden eğitimi dersi vermek yerine inşaatta çalışmak zorunda kalan Fedai Öğretmenin hayatını kaybetmesidir. AKP’nin ekonomi anlayışı gece yatağa aç giren çocuklardır. Borçlarını ödeyemediği için traktörünü satan çiftçi demektir. Evine doğalgaz alamayan, geçinemeyen emeklilerdir. AKP’nin ekonomi anlayışı öğrencilerin yurtsuz, barksız, kiracıların evsiz barksız kalmasıdır. Getirdikleri 2022 bütçesine bakıyoruz halk yok, kadınlar yok, gençler yok, yoksullar yok, emekçiler yok, çiftçiler yok. Kimler var? Saray ve yandaşları var, müteahhitleri var!

Cumhurbaşkanı Erdoğan, AKP Genel Başkanı Erdoğan’a bütçe hazırlamış, mesele budur! Bu bütçede huzur yok, refah yok, mutluluk yok; huzursuzluk ve mutsuzluk var, savaş ve yıkım var, rant ve talan var. Bu bütçeyle Hazine ve Maliye Bakanlığını “borç ve faiz bakanlığı” yapmışlar, Çevre, Şehircilik, İklim Bakanlığını “rant, talan ve felaket Bakanlığı” yapmışlar, Ulaştırma Bakanlığını “yandaşa ihale ve garanti ödemeleri bakanlığı” yapmışlar. Aile Bakanlığını kendi ailelerinin bakanlığına çevirmişler. Çalışma ve Sosyal Güvenlik bakanlığını, TÜGVA’nın çiftliğine dönüştürmüşler. Dışişleri Bakanlığını dışarıyı, İçişleri Bakanlığını da içeriyi karıştırma bakanlığına çevirmişler! İşte bütçenin özeti budur. Çürümüş düzenin çürümüş bütçesidir.

“Bu zam ve zulüm dönemini değiştireceğiz”

Verin yetkiyi ekonomiyi şahlandıralım diyerek halkı aldatan bu iktidarla ilgili yapılacak işlem bellidir. Yetkisini bir an önce elinden almaktır. Halk o yetkiyi geri almasını da iyi bilir ve öyle de olacaktır. Halkımız sandıkları bekliyor, halkımız seçimleri bekliyor. Bu ülkenin işçisiyle, emekçisiyle, ezilen halklarıyla, emeklisiyle, çiftçisiyle, EYT’lisiyle, esnafıyla, genciyle, öğrencisiyle, kadınıyla, köylüsüyle, kentlisiyle el ele verip hep birlikte bu kötülük düzenini, zam ve zulüm düzenini mutlaka değiştireceğiz. Bunda da son derece kararlıyız. En geniş demokrasi güç birliğiyle; ezilenlerin, kadınların, gençlerin ittifakıyla yeni bir dönemi birlikte başlatacağız. Tek çıkar yolun bu olduğunu artık Türkiye halkları da biliyor, hepimiz biliyoruz. Bunu hep birlikte başaracağız. Başarmalıyız.

Şimdi tabii kaybedeceklerini anlayınca 50+1 sistemini değiştirmek için kıvranmaya başladıklarını da görüyoruz. Çünkü getirdikleri sistem ayaklarına dolandı. Çıkış yolu aramaktan başka çarelerinin kalmadığını görüyoruz. Çıkış yolu yoktur, halk o yolu kapatmıştır. Küçük ortakları da “biz hükümet ortağı değiliz” demeye başladı. Nasıl ortak değilsiniz, bal gibi de ortaksınız! Yolsuzlukların da çürümenin de işsizliğin de yoksulluğun da ortağısınız! Bunu herkes gayet iyi net bir şekilde biliyor. Kobanî kumpasında ortaksınız, kapatma davasında ortaksınız, zulümde ortaksınız. Halkın, emekçinin lehine ne varsa Meclis’te reddedilmesinde ortaksınız. Sorumluluktan kaçamazsınız! Bu ortaklık sizi götürecektir. Sandıkta AKP’nin yanında siz de gideceksiniz, o çöplüğün içinde kaybolacaksınız. Hiç boş yere uğraşmayın!

“50+1 değil, Erdoğan ve Bahçeli olarak 1+1 kalacaksınız”

Boş yere matematik hesapları yapmayın. Halkın matematiği ve zekâsı farklıdır. Bunu seçimlerde göreceksiniz. İlk seçimlerde çarpılacaksınız, sıfırlanacaksınız. 50+1 hayali kurmayın! İlk seçimlerin sonucu şimdiden bellidir. Erdoğan ve Bahçeli olarak 1+1 kalacaksınız. Buradan bunun duyurusunu da halkımıza yapıyoruz. Ülkenin başına bela olan çöküş sisteminiz değil, yeni döneme umutla bakan halklarımızın çıkış sistemi ve büyük değişim umudu kazanacaktır. Merak etmeyin bu ülkenin emekçi yoksul halkları talan düzenini değiştirmenin kitabını yazacaktır!

Bizler HDP olarak çalışıyoruz, çalışmalarımıza devam ediyoruz. 11-12 Kasım’da Ankara’da Parti Meclisimizle toplandık. Türkiye’nin halkları ve geleceği için tarihi bir dönemden geçtiğimizin farkındayız. Bu tarihi süreçte Parti Meclisi olarak HDP’nin üzerine düşen sorumlulukları değerlendirdik. HDP olarak en güçlü şekilde halkı savunmaya devam edeceğimize olan inancımızı bir kez daha yeniledik. Kapatma ve Kobanî davaları, her gün artarak süren iktidar saldırılarına karşı Ankara’dan Amed’e, Edirne’den Van’a kadar ülkenin her yerinde bizleri, vekillerimizi, PM ve MYK üyelerimizi, parti çalışanlarımızı büyük bir coşku ve inançla karşılayan her bir yoldaşımıza ve halkımıza sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz. Gittiğimiz her sokak, misafir olduğumuz her ev geleceğe dair umudumuzu büyütmeye devam ediyor.

“20 milyon hanenin kazanacağı bir ülkeyi hep birlikte kuracağız”

Ekonomik, siyasi ve toplumsal krizlerin üst üste yaşandığı bu dönemde, “batarsa batsın, ben alacağımı aldım” diyenlere karşı tek adam ve bin odalı sarayın değil 84 milyonun, 20 milyon hanenin kazanacağı bir ülkeyi hep birlikte kuracağız. Bizler, her birimiz farklılıklarımızla bir arada oldukça, bu yozlaşmış düzen her gün sonuna bir adım daha yaklaşacak. Bizler, halklar, inançlar, kadınlar, gençler ve ezilenler olarak umudun adresi olan HDP’yi sahiplendikçe, AKP-MHP ittifakı erimeye devam edecektir. Biz mücadeleyi yükselttikçe iktidardaki düşüş, çözülme ve çürüme de hızlanacaktır!

Bizler; Kürtler özgürleşmeden Türkiye halkları, kadınlar özgürleşmeden insanlık özgürleşmeyecek bunu biliyoruz. Bu inançla; barışın, demokrasinin ve eşit yurttaşlığın yolunu açmaya hep birlikte devam edeceğiz. Açtığımız bu yolda, mücadele ortaklığını daha da büyüterek yürümeye devam edeceğiz. Bir kez daha HDP olarak bu ülkenin geleceği için üstümüze düşen ne varsa yapacağımıza dair sözümüzü yineliyoruz. “Dün çok erkendi, yarın çok geç” diyerek bugün ve her gün bu ülkenin geleceğini, son kullanma tarihi geçmiş ampuller yerine yeni yaşam umutlarıyla aydınlatacağımıza buradan bir kez daha söz veriyoruz. Hepinize geldiğiniz ve katıldığınız için teşekkür ediyor, selam ve saygılar sunuyorum.”

Oluç’tan ’50+1′ Açıklaması: Seçim Sistemiyle Oynamak İktidarı Kurtarmaz

HDP’li Saruhan Oluç, gündemdeki ’50+1′ tartışmalarına ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Seçim sistemiyle, ister Parlamento ister Cumhurbaşkanlığı seçimi olsun, seçim sistemiyle oynamak, iktidarı kurtaramaz. Bunun daha önce de örnekleri oldu, halk bunu affetmez. Sandık geldiği zaman halk asla bu tür oyunları affetmemiştir ve yine affetmeyecektir. Maç oynanırken kural değiştirmeye çalışıyorsunuz, öyle olmaz” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun helallik çıkışını da değerlendiren Oluç, “Elbette önemlidir, helallik meselesi. Geçmişte yapılmış ya da yaşanmış yanlışların bir özeleştirisi anlamına gelir. Önemli bir tespitte bulunmuştur. İçeriğini tam olarak bilmediğim için kapsamlı bir değerlendirme yapamayacağım. Ama siyasilerin geçmişe dönük özeleştirel yaklaşımları, helallik arayışları önemlidir. Sadece CHP lideri açısından söylemiyorum. Keşke Türkiye’deki siyaset kültürü demokratik olsa, geçmişe dair her zaman özeleştirel bakışımızı korusak, özeleştiri yapmaktan çekinmesek. Bu Türkiye siyaseti açısından çok olumlu olurdu” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, Meclis’te basın toplantısı düzenleyerek gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi. Oluç’un açıklamaları şöyle:

“Birinci konumuz “ekonominin kitabı” meselesi. Erdoğan, “biz ekonominin kitabını yazdık” dedi. 19 yılda AKP’nin baş yazarının yazdığı kitabın adı olsa olsa “Bir ekonominin batış, bir iktidarın bitiş hikayesi”dir. Kitaptaki bazı ara başlıkları da söyleyelim: Beşli çeteyi nasıl zenginleştirip ihya ettik; vergi kaçakçılarını nasıl ülke dışına yönlendirdik; 3-5 maaş alan bürokrat kadrosunu nasıl yarattık; kendi bakanlıklarını dolandıran bakanları nasıl koruduk; TL’yi nasıl değersiz pula dönüştürdük; işçiyi, emekçiyi, emekliyi, esnafı, çiftçiyi, köylüyü nasıl ezdik; yoksulluğu nasıl sürdürebilir hale getirdik; yalanları nasıl yutturduk… Ara başlıkları bunlardır bu kitabın. Çok sayıda yazarı var, ama başyazar AKP Genel Başkanı Erdoğan’dır. ‘Ekonominin kitabını yazdık’ yerine yolsuzluğun, usulsüzlüğün, hukuksuzluğun, talanın kitabını yazdık dese, daha iyi olacak.

“Titanik batarken Saray ahalisi dansına devam ediyor”

Ekonomideki batışı, krizi artık saklayamıyorlar. Kendi vekilleri bile bunu söylemekten kaçınamıyor artık. Geçen gün Kayseri milletvekili demiş ki, asgari ücret 4 bin TL olmalıdır. Niye bunu söylüyor. Çünkü artık halkın arasına çıkamıyorlar, çarşıya pazara çıkamıyorlar. İnsanların içine çıksalar, AKP milletvekiliyiz deseler, oradaki eleştiri ve protestoları kaldıracak durumda değiller. Bütün bu gerçeklere rağmen, Titanik batarken Saray ahalisi dansına devam ediyor, fonda da Ahmet Kaya’nın müziği ‘‘Olmasaydı sonumuz böyle.’’

Dolar rekor üstüne rekor kırıyor. Buraya gelmeden baktım, 10,03 olmuş. Muhtemelen daha da artacak. Çünkü Perşembe yaklaşıyor; Merkez Bankası toplanacak, ondan sonra doların halini göreceğiz. MB Başkanı, görevini ülke ekonomisinde istikrarı sağlamak yönünde değil, AKP Genel Başkanı’nın faiz direktiflerini yerine getirme doğrultusunda sürdürüyor. Merkez Bankası başkanı böyle olunca, TL’nin de değersiz pul haline gelmesi kaçınılmaz oluyor. Geçen gün demiş, ‘Cari açık ile mücadele ediyoruz.’ Hazine ve Maliye Bakanı da dedi ki, “Cari açık yapısal sorundur ve hükümetin sorumluluğundadır”. Yani MB Başkanına diyor ki, senin işin cari açıkla mücadele etmek değil, işini yap.

Duyduk ki, AKP Genel Başkanı Birleşik Arap Emirlikleri Veliaht Prensi ile görüşecekmiş. Ne görüşeceksiniz? Ekonomideki krizden kurtulmak için bize biraz sıcak para verin mi diyeceksiniz? Yoksa 15 Temmuz darbe girişiminin sorumlusu dediğiniz BAE’den hesap mı soracaksınız? Hangisi? Ne oldu da 15 Temmuz’un sorumlusu ve finansörü ilan ettiğiniz BAE ile görüşüyorsunuz?

“Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ülkenin batışının nedenidir”

Bir kez daha hatırlatalım, bu hale gelinmesinin sebebini. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi sebeptir, ülkenin batışı sonuçtur. Haberlere göre Erdoğan’ın önünde binlerce dosya imza bekliyor. Bir ülkeyi tek kişinin yönetimine bırakırsanız, ülke bu hale gelir. Bu tek kişi yönetimi bütün açılardan, ekonomi, hukuk, siyasal olarak batışın nedenidir. O nedenle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi mutlaka değiştirilmelidir.

Asgari ücret bu yılın başında dolar olarak 385 dolardı. Bugün 280 dolara inmiş. Yani 11 ay içinde asgari ücrette 100 dolarlık bir düşüş yaşanmış. 385 dolar da matah bir şey değil, ama 11 ayda 100 dolarlık düşüş yaşanmış. Refahı artırıyoruz dediğiniz bu mu? Milyonlarca insan asgari ücretle ailelerini yaşatmaya, geçindirmeye çalışıyor. Elektrikte son bir yılda yüzde 50’nin üzerinde, doğalgazda yüzde 120’nin üzerinde artış oldu. Hayat pahalılığı gerçekte yüzde 50’nin üzerinde. TÜİK’in sahte rakamları bile yüzde 20 diyor. Bir kez daha söyleyelim; asgari ücretten kesilen vergi kaldırılmalıdır, asgari ücret net 5 bin TL olmalıdır. İnsanların, insanca yaşam sınırına yaklaşmaları için böyle olmalıdır. 4 kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı bugün 10 bin TL’dir.

“5’li çeteye dağıtılanlar EYT’lilere verilirse sorun çözülürdü”

EYT’liler meselesinden yaklaşık 5,5 milyon kişi etkileniyor. Bu hak tanınırsa, ilk etapta 1 milyon kişi emekli olacak. EYT’liler konusunda son günlerde yaşananlar ayıptır, günahtır,  insanların umutlarıyla oynuyorsunuz, umutlarını çökertiyorsunuz. Neden böyle söylüyorum?  Çalışma Bakanı demişti ki, EYT ile ilgili çalışma yapıyoruz. İki gün sonra Çalışma Bakanlığı açıklama yaptı ve ‘öncelikli çalışmalarımız arasındaki böyle bir şey yok’ dedi. Yetmedi, Cumhurbaşkanı Yardımcısı da ‘yaş şartı yerine gelmeden emeklilik olmaz’ dedi.

Hani emeklilikte yaşa takılanlara ilişkin bir düzenleme yapılacaktı? Yok, neden yok? Çünkü kasada para kalmamış? Kasadaki parayı siz yandaş sermayeye, 5’li çeteye dağıttınız. Son 10  yılda Cengiz, Kolin, Makyol, Kalyon, Limak’a 128 kere vergi resim ve harç istisnası belgesi düzenlenmiş. Milyarlarca TL’den söz ediyoruz. Yani 5’li çeteye milyarca liralık vergi istisnası tanınmış. Bu kaynakları EYT’lilere verseydiniz, bu sorun çoktan çözülürdü. Bu konuda önerge verdik, kimin oylarıyla reddedildi? AKP-MHP oylarıyla reddedildi.

Asgari ücretten vergi kaldırılsın ve net 5 bin TL olsun; en düşük emekli maaşı 4 bin TL olsun; ev içi emek veren kadınların sağlık ve emeklilik primleri için bütçeden kaynak ayrılsın; ev eksenli çalışan kadınların sağlık sigortaları için bütçeden kaynak ayrılsın; engelli istihdam kotası yüzde 10’a çıkarılsın; 50 bin TL’ye kadar olan çiftçi borçları silinsin önergelerini Plan Bütçe Komisyonu’nda verdik, hepsi reddedildi. Kimin oylarıyla? AKP-MHP oylarıyla.

Daha örnekleri artırmak mümkün. Bu önergelerin hepsi Plan Bütçe Komisyonunda AKP-MHP oylarıyla reddedildi. İktidarda Cumhur İttifakı bloğu var. MHP’nin kimi sözcülerinin, ‘‘biz iktidarda değil, muhalefetteyiz; hükümet ortağı değiliz’’ sözleri doğru değil. Hepiniz oradasınız, o kaptan köşkündesiniz. Bu ülkenin toplumuna, halklarına büyük zararlar veren ekonomik ve sosyal kararları birlikte alıyorsunuz. Bütün önerilerimizi ortaklaşa reddediyorsunuz. Kimse kendi seçmenini aptal yerine koymasın. Hepiniz krizin ortağısınız, birlikte yarattınız ve bu kriz sizi birlikte götürecek.

“Seçim sistemiyle oynamak, iktidarı kurtaramaz”

50 artı 1 meselesi var bir de. AKP Genel Başkanı Erdoğan, Temel Karamollaoğlu ile yaptığı görüşmede mealen ‘‘Büyük bir yanlışımız oldu, 50 artı 1’’ demiş. Kaybedişinizin itirafını yapıyorsunuz. Tutturamıyorsunuz 50 artı 1’i. İktidar, kurduğu tuzağa yakalandı. Şimdi iktidarı nasıl kurtarabiliriz, yeniden nasıl seçilebiliriz arayışı içindeler. 50 artı 1 bunun için büyük sorun. Seçim sistemiyle, ister Parlamento ister Cumhurbaşkanlığı seçimi olsun, seçim sistemiyle oynamak, iktidarı kurtaramaz. Bunun daha önce de örnekleri oldu, halk bunu affetmez. Sandık geldiği zaman halk asla bu tür oyunları affetmemiştir ve yine affetmeyecektir. Maç oynanırken kural değiştirmeye çalışıyorsunuz, öyle olmaz. Göreceksiniz, sokağın matematiği sizinkinden iyi ve farklıdır.

“Savcılar terfi almak için HDP’li vekillere fezleke düzenliyorlar”

İşsiz savcılar var, yapmaları gereken işleri yapmayan, ama terfi bekleyen savcılar var. Ne yapıyor bunlar? HDP’li vekiller hakkında fezleke düzenliyorlar. Yine 16 vekilimize 19 fezleke gönderilmiş. Fezleke gönderilmezse haber olacak artık, gönderilmesi değil. Savcılar terfi almak için HDP’li vekillere fezleke düzenliyorlar. Sedat Peker ve Mehmet Eymür itiraflarda bulundu neden işlem yapmıyorsunuz? Hiç bir savcı duymuyor bunları.

Ama Bismil’de İlçe Eşbaşkanımız, Demirtaş ve diğer seçilmişlerimiz hakkında ‘siyasi rehine’ lafını kullandı diye gözaltına alınmış. Gözaltında ‘hangi devletin kimliğine sahipsiniz?’ diye sormuşlar. Soruya bakın. Bu bir cüret mi yoksa salaklık mı? Halktan özür dileyerek bu lafı kullanıyorum. Biz size soralım. ‘Siz devletin hangi karanlık odağı adına çalışıyorsunuz?’  Bismil İlçe Eşbaşkanına, bu ülkenin onurlu vatandaşına, ‘hangi devletin kimliğine sahipsiniz’  sorusunu sorma hakkınız yok.

Siz devletin hangi karanlık odağı adına çalışıyorsunuz, önce bunu yanıtlayın. Bismil İlçe Eşbaşkanımıza demişler, ‘rehine nasıl dersin?’ Öyle değil mi? Demirtaş ve geçmiş dönem vekillerimiz ve seçilmişlerimiz AİHM kararına rağmen siyasi rehine olarak içeride tutulmuyorlar mı? Demirtaş hakkında AİHM, 5 ayrı suçtan Türkiye hakkında mahkumiyet kararı vermesine rağmen, siyasi saiklerle HDP hakkında dava açıyorsunuz kararına rağmen, rehine olarak içeride tutulmuyor mu? Her bir üyemiz, milletvekilimiz, yöneticimiz ve seçmenlerimiz, arkadaşlarımızın içeride rehin olarak tutulduğunu biliyor.

“Urfa il binamıza saldırı oldu”

Dün Urfa il binamıza bir saldırı oldu. Kapımıza çarpı işareti koymuşlar, ülkü ocaklarının amblemini çizmişler. Bunlar kameralara yansımış, savcılık izni olmadığı gerekçesiyle görüntüler partililerimize verilmemiş. İl binamıza bir çay içmeye gelenlere GBT yapanlar, kapımıza çarpı işareti koyup, ırkçı hakaretleri yazanları nedense bulamıyor, gidip Bismil İlçe Eşbakanımızı buluyorlar. Yapmanız gereken, partimizin duvarlarına ırkçı söylemleri yazanları yakalamaktır, ama bunu yapmayacağınızı biliyoruz.

“Seyit Rıza ve Ahmet Kaya’nın özlemle ve minnetle anıyoruz

Toplantıyı sonlandırırken, iki tarihsel kişiye değinmek istiyorum. 15 Kasım, 1937 yılında Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edilen Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının idamının 84’üncü yıldönümüdür. Saygıyla ve minnetle anıyoruz. Dersim halkının, Alevi ve Kürt halkının maruz kaldığı tarihsel katliama, baskı ve asimilasyon politikalarına karşı direnişin, umudun ve mücadele kararlılığının timsalidir Seyit Rıza ve arkadaşları. Ahmet Kaya’nın da yarın, 16 Kasım, ölümünün 21’inci yıldönümüdür. O dostumuzu, o kardeşimizi de çok özlediğimizi belirtiyoruz, sevgi ve hasretle kendisini anıyoruz. Sevgili Ahmet Kaya’nın mezar taşına bir ırkçı saldırı oldu. Çok sert biçimde bu insanlık dışı tutumu kınıyoruz. Ahmet Kaya’nın, Türkiye’de yaşayan halklar ve her bir yurttaş açısından baktığımızda, ne kadar önemli, birleştirici ve bütünleştirici, Kürt halkının haklarının gasp edilmesini protesto eden bir sanatçı olduğunu biliyoruz. Dostumuzu ve kardeşimizi çok özlediğimizi bir kez daha belirtiyoruz.”

“Helallik ve özeleştirel yaklaşımı önemsiyoruz

Soru: Kemal Kılıçdaroğlu’nun helallik ile ilgili bir çıkışı oldu. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Saruhan Oluç: Elbette önemlidir, helallik meselesi. Geçmişte yapılmış ya da yaşanmış yanlışların bir özeleştirisi anlamına gelir. Önemli bir tespitte bulunmuştur. İçeriğini tam olarak bilmediğim için kapsamlı bir değerlendirme yapamayacağım. Ama siyasilerin geçmişe dönük özeleştirel yaklaşımları, helallik arayışları önemlidir. Sadece CHP lideri açısından söylemiyorum. Keşke Türkiye’deki siyaset kültürü demokratik olsa, geçmişe dair her zaman özeleştirel bakışımızı korusak, özeleştiri yapmaktan çekinmesek. Bu Türkiye siyaseti açısından çok olumlu olurdu.”

Demirtaş’tan Türkiye Soluna 9 Soru

“Türkiyeli solculara basit sorular sorup sorularıma basit yanıtlar isteyerek meramımı daha net anlatmaya çalışayım” diyen HDP Eski Eş Genel Başkanı Demirtaş, Türkiye soluna 9 soru yöneltti.

Bir önceki yazısında HDP’nin Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde izleyeceği yolu değerlendiren Selahattin Demirtaş, bugün Evrensel gazetesinden yayınlanan yazısında bir önceki yazısına çeşitli destek ve eleştirilerin geldiğini kaydetti.

“Bağımsız, birleşik sol, sosyalist cephe veya çatı parti denemelerinin tümü bizzat sol eliyle her seferinde boşa çıkarılmış, fırsatlar bir bir heba edilmiştir” eleştirisinde bulunan Demirtaş, “Çok uzun yıllardır çözülemeyen solda birlik sorununu cezaevinden şakkadanak çözme iddiasıyla bir çağrı yapmadığımın bilinmesini isterim” diye ekledi.

Demirtaş, “Türkiyeli solculara basit sorular sorup sorularıma basit yanıtlar isteyerek meramımı daha net anlatmaya çalışayım” diyerek 9 soru yöneltti.

Demirtaş’ın soruları şöyle:

Sosyalistler, solcular kendi cumhurbaşkanı adaylarıyla mı seçime girecekler yoksa ilk turdan itibaren muhalefetin ortak adayını mı destekleyecekler?

Kendi adaylarıyla seçime gireceklerse nasıl bir adayla, hangi ilke ve programla seçmenlerin karşısına çıkacaklar?

Seçim kampanyasını nasıl örgütleyecekler?

Olası ikinci turda nasıl bir tutum alacaklar?

Muhalefetin ortak adayı etrafında buluşulacaksa o adayın belirlenmesi, programı, ilkeleri konusunda şimdiden masada olmak için neler yapmak gerekiyor?

Milletvekili seçimlerine, bir çatı partide girilecekse hangi partide buluşulacak? Çatı parti olmayacaksa sol, sosyalist adayların diğer uygun partilerden olabildiğince fazla sayıda aday gösterilebilmesi ve seçilmeleri, sonrasında belki Mecliste en az yirmi kişilik bir sosyalist grubun oluşması için neler yapılabilir? Oluşacak bu sosyalist Meclis grubu, bir çatı partisine dönüşebilir mi? Sosyalist grup olarak olası koalisyon hükümetlerinde yer alınabilir mi? Bu ihtimal varsa hangi kesimler, kimler Meclise taşınırsa daha verimli olur?

Seçimlerde iktidar değişirse valiler, kaymakamlar, rektörler, dekanlar, bakanlık üst düzey bürokrasisi başta olmak üzere on binlerce yeni kadro göreve gelebilir. Soldan ve emekten yana ve kadın kimliğiyle kaç nitelikli bürokrat bu mevkilerde görev alarak demokratikleşmeye sol perspektifle katkı sunabilir? Bu kişiler kimler olabilir?

Solu devlete ve iktidara entegre edip yozlaşma tehlikesine karşı tüm bu çabaların yanında sivil ve kültürel alan, sendikalar nasıl güçlendirilebilir? Bu şekilde, solun bağımsız olarak kitleselleşmesinin önü nasıl açılabilir?

Bunlar yapılmazsa yeni iktidarın sağ, neoliberal, emek karşıtı, çevre karşıtı bir politikaya hızla savrulmayacağının garantisi, tedbiri nedir?

‘Bu tarihi fırsatı kaçırmayalım’

Demirtaş, yazısını şöyle bitirdi: “Hiç değilse emekçiler için bu tarihi fırsatı kaçırmayalım. Unutmayın, sol akıl işin içinde olmadan toplum, devlet ve dünya daha iyiye evrilemez. Şu, fenomen haline gelmiş karikatürdeki isyanla bitireyim: Millet aç, aç!”