ABD’de Polis Cinayetine 3,25 Milyon Dolar Tazminat

ABD’nin Minnesota eyaletine bağlı Brooklyn Center’da geçen yıl trafik kontrolü sırasında polisin öldürdüğü Daunte Wright’ın ailesine 3,25 milyon dolar ödeme yapılması için anlaşmaya varıldı.

Polis memuru Kimberly Potter, 20 yaşındaki siyah Daunte Wright’ı 11 Nisan 2021’de silahla vurarak öldürmüştü.

Wright ailesinin avukatı Antonio M. Romanucci, Brooklyn Center yönetiminin aileye tazminat ödemeyi kabul ettiğini açıkladı: “Bu anlaşma özellikle Brooklyn Center’ın küçük boyutlu ve sınırlı kaynakları göz önüne alındığında, tarihi mali sorumluluğu yansıtıyor.”

Brooklyn Center ile varılan anlaşma, eyaletteki haksız ölüm kaynaklı üçüncü en büyük sivil haklar anlaşması oldu.

“Silahını yanlışlıkla kullandı” savunması

20 Yaşındaki siyah Daunte Wright, 11 Nisan 2021’de Minnesota’da polisin trafik çevirmesinde durdurulmuş, hakkında tutuklama kararı bulunan Wright arabasıyla kaçmaya çalışırken vurularak öldürülmüştü.

Wright’ın polis kurşunuyla öldürülmesinin duyulmasıyla Brooklyn Center’da protestolar başlamış, onlarca kişi gözaltına alınmıştı.

Polis Şefi Tim Gannon, Wright’ı vuran 26 yıllık polis memuru Kimberly Potter’in gözaltı sırasında elektroşok tabancası yerine yanlışlıkla normal silahını kullandığını ve olayın kaza olduğunu savunmuştu. 49 yaşındaki beyaz ABD’li Potter ile Polis Şefi Gannon daha sonra görevlerinden istifa etti.

Suçlu bulunan polise 16 ay hapis

Açılan davada 1. ve 2. derece cinayet suçlamasıyla yargılanan Potter, 24 Aralık 2021’de jüri tarafından suçlu bulunmuş, 18 Şubat’ta görülen ceza duruşmasında da 2 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.

Potter eyalet kanunlarına göre, 2 yıllık hapis cezasının üçte birine tekabül eden 16 aylık süreyi cezaevinde, geri kalan süreyi şartlı tahliye ile geçirebiliyor.

(Kaynak: Bianet)

ABD: Türkiye, NATO Üyelik Pazarlığı İle F-35 Programına Dönemez

ABD Temsilciler Meclisi Silahlı Hizmetler Komitesi Başkanı Adam Smith, F-35 savaş uçakları alımına karşı Türkiye’nin Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliği ile ilgili pazarlık yapamayacağını savundu. Demokrat Parti’den Adam Smith, basına yaptığı açıklamada, S-400 savunma sistemi aldığı için Türkiye’nin F-35 savaş uçağı programına geri dönemeyeceğini söyledi.

Savunma muhabirlerinin düzenlediği bir etkinlikte konuşan Smith, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 savunma sistemi almasının ülkesi için hala ciddi bir endişe kaynadığı olduğunu belirterek, “Bu Rusya’dan silah aldığı için Türkiye’yi cezalandırmak değil. Bu, S-400’ün F-35 ile aynı yerde olmaması ve oradaki kritik bilgilerin Ruslara ulaşma endişesiyle ilgili bir kaygı. Ben sonuçta onlara bazı silahların verileceğini ancak F-35 savaş uçaklarının satılmayacağını düşünüyorum. Avrupa’nın ne yapacağını bilmiyorum. Ancak onların da bu yönde davranacağını düşünüyorum.” dedi.

Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine karşı ittifak üyeleriyle yaptığı pazarlığa değinen Smith, “O (Erdoğan) , ‘bana yeterince iyi teklif yapmadınız, biz de İsveç ve Finlandiya’nın üyeliğine kabul etmeyeceğiz.’ diyor. Onun, en iyi pazarlığın bu olduğunu düşünmesi akıl almaz bir şey değil. Bizim, İsveç ve Finlandiya’nın işi de, ortaya çıkan şeyin bu olmaması için müzakere etmek. Bunu denemek. Ancak sonunda müzakere etmek zorunda kalacağımız şey bu.” ifadesini kullandı.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken geçen hafta Türkiye’ye savaş uçağı satışıyla, Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğinin farklı konular olduğunu söylemişti.

ABD’nin dış ilişkilerini yürütürken bazı ülkelerin Rusya ve Çin ile ilişkileri ile ilgili sert kararlar alamaması konusunda ülkesinin bazı esnekliğe sahip olması gerektiğini ve Türkiye’nin durumunun da bunu hatırlattığını kaydeden Smith şöyle konuştu:

“Dünyanın dört bir yanında bizimle ilgili güven sorunu var. ABD’nin mükemmel olduğu fikrine kapılmış birçok Kongre üyesi var. Türkiye ve Hindistan gibi dünyadaki bir sürü ülke ise bahislerini riske attıklarını anlamış görünmüyor. Biz de, ‘Ya bizimle ya da Rusya ve Çin’le birlikte olmak zorundasın’ diyoruz. Onlar ise hala bir anlamda bu kartla oynuyor. Ukrayna’da olup biten ne kadar korkunç olsa da Rusya ve Çin’i ve hatta bir dereceye kadar İran’ı uzaklaştırabilecekken, ABD’ye yaklaşabileceklerini düşünmüyorlar.”

Ülkesinin de geçmişten dersler alıp buna göre davranıp, koalisyonu oluşturmak için esneklik içinde hareket etmesi gerektiğini vurgulayan Smith şunları söyledi:

“Dünya mükemmel bir yer değil. Müttefikleriniz ve dostlarımız her zaman tam olarak istediğiniz yerde olmayacak. Ve biz de tam olarak bizim istediğimiz gibi dost ve müttefik olmadığımızı kabul etmeliyiz. Öyleyse, Rusya ve Çin’in küresel düzen için oluşturduğuna inandığım tehdidi göz önünde bulundurarak, burada nasıl anlaşabilir bir ortaklığa sahip olabiliriz buna bakmamız gerekecek.”

(Kaynak: Euronews Türkçe)

IŞİD’in Üst Düzey İsmi Suriye’de Yakalandı

ABD öncülüğündeki IŞİD karşıtı koalisyon, Suriye’de düzenlenen bir operasyonda örgütün üst düzey bir isminin yakalandığını duyurdu. Koalisyon, yakalanan kişinin “deneyimli bir bomba üreticisi” olduğunu belirtirken, kimliğini açıklamadı.

Açıklamada “Sivillere herhangi bir zarar gelmesini önlemek ve istenmeyen zayiat riskini asgariye indirmek için operasyon titizlikle planlandı” ifadeleri kullanıldı. Operasyonda hiçbir sivile zarar gelmediği ve koalisyon uçakları ya da mevzilerine herhangi bir hasarın söz konusu olmadığı belirtildi.

Mart 2019’da ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerinin düzenlediği askeri operasyonlarla Suriye’deki tüm denetimini kaybeden IŞİD, büyük oranda ücra noktalara çekilmek durumunda kalmıştı. IŞİD buna karşın Suriye hükümet güçleri ve YPG’ye karşı bu mevzilerden saldırılar düzenlemeyi sürdürmüş, Irak’ta da faaliyetlerine devam etmişti.

Şubat ayında ABD özel birliklerinin Suriye’nin kuzeybatısındaki İdlib bölgesinde gerçekleştirdiği bir baskında IŞİD lideri Ebu İbrahim el Haşimi el Kureyşi’nin öldürüldüğü açıklanmıştı.

Örgüt Kureyşi’nin intikamını alacağına yemin etmiş, örgütün bir sözcüsü destekçilerine Avrupa topraklarını hedef alan saldırıları yeniden başlatmaları, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini kast ederek “Haçlıların birbirleriyle çatışmalarından doğan fırsatı değerlendirmeleri” çağrısı yapmıştı.

Ebu İbrahim el Haşimi el Kureyşi’nin öldürülmesi, IŞİD’in bir önceki lideri Ebu Bekir el Bağdadi’nin 2019 yılında öldürülmesinden sonra örgütün verdiği en büyük kayıptı. Ebu Bekir el Bağdadi de ABD’nin elde ettiği istihbarat üzerine İdlib’de düzenlenen bir operasyon sırasında intihar yeleğiyle kendisini patlatarak öldürmüştü.

SMO: Helikopterle düzenlenen ilk operasyon

Bu açıklama öncesinde Türkiye tarafından desteklenen “Suriye Milli Ordusu” (SMO) güçleri sözcüsü, koalisyon birliklerinin Türkiye sınırının güneyindeki El Humeyra köyüne helikopterle bir operasyon düzenlediğini duyurdu.

Reuters’a konuşan SMO sözcüsü Binbaşı Yusuf Hamud, operasyonun ABD üretimi Chinook ve Black Hawk tipi helikopterlerle düzenlendiğini belirterek, “SMO kontrolündeki bölgelere ilk kez helikopterler inerek operasyon yaptı” şeklinde konuştu.

ABD’nin NATO Daimi Temsilcisi: Türkiye’nin Kaygılarını Gidermeye Çalışıyoruz

ABD’nin NATO Daimi Temsilcisi Büyükelçi Julianne Smith, şu anda farklı formatlarda yürütülen çok sayıda çaba olduğunu belirterek, iki aday ülke İsveç ve Finlandiya’nın Türkiye ile birlikte Ankara’nın endişelerini gidermek için çalıştığını söyledi.

ABD’nin NATO Daimi Temsilcisi Büyükelçi Julianne Smith, Dışişleri Bakanlığı’nın çevrimiçi brifinginde soruları yanıtladı.

VOA Türkçe’de yer alan habere göre, Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliği sürecinde Türkiye’nin kaygılarının nasıl giderilebileceği sorusuna Smith, üçlü formatta görüşmelerin yanısıra ABD dahil diğer ülkelerin de Türkiye ile diyaloğunun sürdüğünü belirtti.

”Şu anda farklı formatlarda yürütülen çok sayıda çaba var” diyen Smith, iki aday ülke İsveç ve Finlandiya’nın Türkiye ile birlikte Ankara’nın endişelerini gidermek için çalıştığını belirtti. Smith, ”Bu devam eden bir üçlü format. Ankara’nın masaya koyduğu bazı endişeleri gidermek için bu üç ülkenin bir araya geldiği yönünde haberler gördünüz” dedi.

Büyükelçi Smith, Amerikalı bazı yetkililerin iki ülkenin üyelik başvurusu yaptıkları dönemde Ankara’nın kaygılarını anlamak için Türkiye ile temas kurarak bireysel çabalar da yürüttüğünü belirtti.

Hem Washington’un hem de diğer NATO müttefiklerinin bireysel çabalarının sürdüğünü belirten Büyükelçi Smith, NATO’da da konuyla ilgili yuvarlak masa toplantılarının yapıldığını, Türkiye’nin Finlandiya ve İsveç’le ilgili dile getirdiği bazı kaygıların dinlendiğini ve yol çizme çabalarının devam ettiğini kaydetti.

Amerika’nın NATO Büyükelçisi Smith, ”Hedefimiz İsveç ve Finlandiya’nın Madrid zirvesinde davetli olarak yer alıp almayacaklarını görmek. Eğer bu olursa süreç devam edecek. Katılım görüşmelerini açık tutmaya çalışacağız. Sonunda bunun olacağına hala güveniyoruz. Zamanlama olaraksa kesin bir şey söyleyemiyorum. Ancak kapalı kapılar ardından Türkler’in kaygılarını gidermeye çalışıyoruz” dedi.

Brifingde bir gazeteci, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğini bir yıl kadar askıya almaya hazır olduğunu söylediği hatırlatarak, bunun sadece İsveç ve Finlandiya değil NATO’nun tamamı açısından da bir problem teşkil edip etmeyeceğini sordu.

Büyükelçi Smith, NATO müttefiklerinin bu durumun haftalar ya da aylar içinde çözülebilecek bir konu olmasını ve yıllar sürmemesini umduklarını belirtti. ”Hepimizin bu iki ülkeyi Madrid’de davetli olarak diğer ülke liderlerinin yanında görme umudumuz var, bu umudumuzun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini bilmiyoruz” diye konuştu.

Smith, NATO üyelerinin, iki ülkenin ittifaka katılması konusunda süreç o aşamaya geldiğinde onay mekanizmasının hızlandırılması yönünde adımlar atıyor olmasının cesaret verici olduğunu belirtti.

”ABD’de büyük destek var”

ABD’de bu iki ülkenin ittifaka katılması için güçlü destek olduğunu belirten Büyükelçi, Senato’nun da bu nedenle zamanı gelince yeni üyelikleri hızla onaylamaya hazır olacağı mesajını verdiğini söyledi.

Smith, ”Bir kez daha NATO’da perde arkasında bu iki ülkeye güçlü desteği, mümkün olan en hızlı şekilde ilerleme isteğini görmeye ve hissetmeye devam ediyorsunuz. Ancak Türkiye ile bugüne kadar dile getirdikleri kaygıları gidermek için birlikte çalışma isteğimiz de devam ediyor” dedi.

ABD’de Silahlı Saldırı: 3 Ölü

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Kongresinin alt kanadı Temsilciler Meclisinin ülkede daha sıkı silah yasa tasarısını oylamasından bir gün sonra (9 Haziran) bir silahlı saldırı haberi de Maryland’den geldi.

The New York Times gazetesinin aktardığına göre, Maryland eyaletindeki bir üretim tesisinde çalışan silahlı bir saldırgan dün çalıştığı iş yerinde üç kişiye ateş açtı. Olayda yaralanan üç kişi yaşamını yitirdi.

Olay sırasında iş arkadaşlarından birini de ağır yaralayan ve ardından olay yerinde kaçan saldırgan ile Maryland Eyalet Polisi arasında çatışma yaşandı. Çatışmada saldırgan ve bir polis memuru yaralandı.

Soruşturma devam ediyor

Olayla ilgili açıklama yapan Washington İlçe Şerif Ofisi yetkilileri yerel saatle 14:30’da Vancouver’daki Columbia Machine üretim tesisinde silahlı bir saldırgan olduğu ile ilgili ihbar aldıktan sonra olay yerine intikal ettiklerini söyledi. Yetkililer geldiğinde saldırgan olay yerinden kaçmıştı.

Üretim tesisine gelen Maryland Eyalet polisi saldırganın bulunduğu aracı tespit etti. Şerif Ofisinden yapılan açıklamaya göre, polislerin dur ihtarına uymayan saldırgan, aracın içinden polislere ateş açtı. Polis memurlarının karşılık vermesi sonucunda bir polis memuru ve saldırgan yaralandı.

Yaralı polis hastanedeki tedavisinin ardından taburcu edilirken şüphelinin durumu hakkında henüz bir bilgi paylaşılmadı.

Washington County Şerifi Douglas W. Mullendore, şüphelinin Batı Virginialı bir erkek olduğunu açıkladı.

Şerif Ofisinden yapılan açıklamaya göre, olayla ilgili soruşturma, Federal Soruşturma Bürosu ve Alkol, Tütün, Ateşli Silahlar ve Patlayıcılar Bürosu da dahil olmak üzere federal büroların desteğiyle sürüyor.

ABD’de silah yasaları ve silahlı şiddet

ABD Temsilciler Meclisi, son dönemde yaşanan silahlı saldırıların ardından bireysel silahlanmaya bir dizi kısıtlama öngören yasa tasarısını 8 Haziran’da kabul etti. Tasarı, yarı otomatik silah satın alma yaşının 18’den 21’e çıkarılmasını ve yüksek kapasiteli şarjörlerin yasaklanmasını öngörüyor.

Tasası, Temsilciler Meclisinin önüne gelmeden önce ABD’de son iki ay içinde bir dizi ölümü silahlı saldırı gerçekleştirilmişti.

18 yaşındaki silahlı bir saldırgan, 24 Mayıs’ta Teksas’ın Uvalde kasabasındaki bir ilkokulda 19’u çocuk, 2’si öğretmen 21 kişiyi öldürmüştü.

NPR’ın haber sitesinin Silahlı Şiddet Arşivi platformunun paylaştığı verilerden aktardığına göre, 2022’nin ilk 156 gününde ABD’de en az 246 kitlesel silahlı saldırı oldu. Bu, platformun kayıt tutmaya başladığından bu yana en fazla silahlı saldırının kayıtlara geçtiği dönem demek.

14 Mayıs’ta New York’un Buffalo bölgesinde gerçekleştirilen ve 10 kişinin ölümüyle sonuçlanan ırkçı silahlı saldırıdan bu yana ABD’de 40’ın üzerinde silahlı saldırı daha yaşandı. Bunların arasında Teksas’taki saldırı da vardı.

ABD’de Bir Silahlı Saldırı Daha: 3 Ölü, 11 Yaralı

ABD’nin Pennsylvania eyaletinde bulunan Philadelphia kentinde düzenlenen silahlı saldırıda en az 3 kişi yaşamını yitirirken 11 kişi de yaralandı. Saldırının, gece hayatının canlı olduğu bir caddede, birden fazla saldırgan tarafından düzenlendiği bildirildi.

ABD’nin Teksas eyaletinde bir okula düzenlenen saldırıda 18 çocuk ile 2 yetişkin ve saldırgan dahil 21 kişinin ölmesinden günler sonra yeni bir silahlı saldırı meydana geldi.

Bireysel silahlanma ile ilgi tartışma devam ederken Pensilvanya eyaletine bağlı Philadelphia kentinde, yoğun caddelerden birinde kalabalığa ateş açıldı. Saldırıda üç kişi hayatını kaybetti, en az 11 kişi de yaralandı.

Polisin müdahale etmek için saldırgana ateş ettiği, saldırganın iki silahını bırakıp kaçtığı bildirildi. Öte yandan yetkililer Twitter’dan, olay yerinden uzak durulması gerektiğini ve çok sayıda kişinin yaralandığını duyurdu.

Philadelphia Polis Müfettişi D.F. Pace yerel gazetecilere yaptığı açıklamada olay yerine giden polisin birden fazla saldırgan gözlemlediğini söyledi. Polisin saldırgana ateş açtığını kaydeden Pace, olay yerinde iki silah bulunduğunu belirtti.

ABD polisi, saldırganın yaralanıp yaralanmadığına dair tespitleri olmadığını söylerken, güvenlik kameraları görüntüleri ile saldırganların sayısının tespit edileceğini ifade etti.

ABD’de ülke genelinde şoka neden olan 21 kişinin öldüğü 24 Mayıs’taki Teksas saldırısından bu yana 20’den fazla silahlı saldırı yapıldı.

ABD Dini Özgürlükler Raporunda Türkiye’ye Eleştiri

ABD Dışişleri Bakanlığı, ülkelerde dini özgürlüklerin durumunu mercek altına alan yıllık Dini Özgürlükler Raporu’nun sonuncusunu yayınladı. Raporun Türkiye bölümünde hükümetin dini özgürlükler konusundaki uygulamalarına eleştiriler yöneltildi.

2021 yılını kapsayan raporun Türkiye bölümünde, anayasanın ülkeyi laik bir devlet olarak tanımladığı, vicdan, dini inanç, ifade ve ibadet özgürlüğünü öngördüğü ve dini nedenlerle ayrımcılığı yasakladığı belirtildi.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görevlerine değinilen raporda, bu kurumun İslam’la alakalı dini konuları idare ve koordine ettiğine ve görevinin İslam’ın uygulanmasını sağlamak, dini eğitim sunmak ve dini kurumları idare etmek olduğuna değinildi.

Hükümetin Uygur politikası rapora girdi

Raporda, medyaya göre Müslüman Uygur toplumunun bazı üyelerinin, Çin Halk Cumhuriyeti’nin, Uygur diasporası üyelerini Çin’e sınırdışı etmeme politikasını değiştirmesi için Türk hükümetine baskı yapma girişimlerinde bulunduğu yönünde kaygılar taşıdıkları belirtildi. Medyadaki haberler ve hükümetin kamuoyuna yaptığı açıklamalara göre, Ankara’nın genelde ülkedeki Uygurlar’ı korumada istekli davrandığı, yıl içerisinde herhangi bir Uygur’u Çin’e sınırdışı etmediği ve politikasını değiştirmeyi planladığı iddialarını sürekli olarak yalanladığına işaret edildi.

Raporda, Temmuz ayında 9 Kürt Sünni imamın tutuklandığı, imamlara terörle alakalı ve Kürtçe vaaz verdikleri gerekçesiyle suçlamalar yöneltildiği, bu kişilerin daha sonra serbest bırakıldığı yönündeki haberlere de atıfta bulunuldu. İmamları temsil eden avukatın medyaya, müvekkillerinin seçtikleri dilde vaaz verememeleri nedeniyle “din ve inanç özgürlüklerinin açıkça ihlal edildiğini” söylediği belirtildi.

RTÜK’ün Mart ayında “toplumun dini değerlerine hakaret ettikleri” gerekçesiyle Halk TV ve TELE1’i para cezasına çarptırdığının kaydedildiği raporda, bağımsız Türk medyasının, RTÜK’un bu adımlarını, hükümeti eleştiren medya kurumlarına karşı sıkça uygulanan bir misilleme aracı olarak nitelediği ifade edildi. Aynı ay Anayasa Mahkemesi’nin “dini değerlere hakaret eden” tweet’ler paylaştığı gerekçesiyle bir gazeteciye 7 ay hapis cezası veren bölge mahkemesinin kararını onayladığı ayrıntısına da raporda yer verildi.

“İnsan Hakları Eylem Planı yasalaşmadı”

Hükümetin Mart ayında iki yıl içinde uygulamaya sokulmak üzere İnsan Hakları Eylem Planı açıkladığı ve planda dini azınlık toplulukları için reformlar öngördüğü anımsatılan raporda, bununla birlikte planın yasalaşmadığı ve dini grupların temsilcilerinin de planın açıklanmasından sonra hükümetle olan etkileşimlerinde herhangi bir değişiklik rapor etmedikleri belirtildi.

“Antisemitik söylemler devam etti”

Hükümet yetkililerinin konuşmalarında antisemitik söylemler kullanmaya devam ettiğine değinilen raporda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Mayıs ayında, İsrailliler için “bunlar 5 yaşında 6 yaşındaki yavruları öldürecek kadar katil. Bunlar kan emmekle ancak doyar” şeklinde ifadeler kullandığı hatırlatıldı.

Raporda, hükümetin Müslüman olmayan dini azınlıkların, özellikle de sadece Ermeni Ortodoks Hıristiyanlar, Yahudiler ve Rum Ortodoks Hıristiyanlar’ı kapsayan Lozan Anlaşması yorumu kapsamında tanınmayan grupların haklarını sınırlamaya devam ettiği de belirtildi. Medya ve sivil toplum örgütlerinin Protestan cemaatlerin Türk vatandaşı olmayan liderlerine karşı, ülkeye giriş yasağı ve sınırdışı etme gibi muameleler sergilendiğini bildirdiğine değinilen raporda, dini azınlık gruplarının üyelerini eğitme faaliyetlerinin de kısıtlanmaya devam ettiği, Heybeliada Ruhban Okulu’nun hala kapalı olduğu kaydedildi.

“Dini azınlık gruplarının eğitim faaliyetleri kısıtlanıyor”

Hükümetin Sünni Müslüman din adamlarına eğitim vermeye devam ederken, diğer grupların ülke içerisindeki kendi üyelerini eğitmesiniyse kısıtladığı ifade edildi.

Ocak ayında bir Ermeni Hıristiyan parlamenterin Kütahya’da yerel yasalarca korunan 17’inci yüzyıldan kalma bir Ermeni kilisesinin yıkılmasını kınadığı, bunun yanında Süryani Ortodoks Metropolitliği’ne göre İstanbul’da yeni bir Süryani Ortodoks kilisesinin inşasının sürdüğü belirtildi.

“İbadet mekanları ve mezarlıklara vandalizm”

Raporda yine medya haberlerine atfen, ibadet yerleri ve mezarlıklara karşı münferit vandalizm eylemlerinin görülmeye devam ettiği kaydedildi.

Bununla ilgili bazı olayların sıralandığı raporda, örneğin Şubat ayında, Manisa’nın Akhisar ilçesinde bir Yahudi mezarlığının kapısının kimliği bilinmeyen kişilerce tahrip edildiği, Mart ayında da polisin, İstanbul’un Ayvansaray bölgesindeki tarihi Kasturya Sinagogu’nun kapısının ateşe verilmesiyle ilgili soruşturma başlattığı ifade edildi. 11 Temmuz’da İstanbul’un Kadıköy semtinde Surp Tavakor adlı Ermeni kilisesinin kapılarında üç kişinin dans ederken kendilerini videoya çektikleri ve kapıdaki çarmıha zarar verdikleri olaya da yer verilen raporda, hükümet yetkililerinin bu kişilerin davranışını kınadığı, sözkonusu kişilerin daha sonra gözaltına alındığı ve ardından serbest bırakıldığı kaydedildi.

Aralık ayında üç şüphelinin “dini değerlere hakaret” suçlamasıyla yargılandığı, adli sürecin yıl sonu itibariyle hala devam ettiği belirtilen raporda, Eylül ayında da, Mersin’de kimliği bilinmeyen kişilerce Kürt Aleviler’e ait evlerin duvarlarına “Kürt Aleviler defolun” şeklinde yazıların yazıldığı haberlerine alıntı yapıldı.

Sosyal medya ve yazılı basında antisemitik ve nefret söylemlerinin devam ettiği tespitinin de yer aldığı raporda, Ağustos ayında sosyal medyadaki bazı şahıslar ve gazetecilerin, ülke genelinde etkili olan yıkıcı yangınlarla Türkiye’de yaşayan yabancı bir haham arasında bağlantı kurduğu belirtildi. 18 Haziran’da Yahudi toplumunun temsilcilerinin, Boğaziçi Üniversitesi’nde eylem yapan akademisyenler için “Hepiniz şerefsizsiniz. Hainsiniz. Yahudisiniz” diyen bir sağlık ve sosyal hizmetler sendikasının başkanına dava açtığı yönündeki haberlere de raporda atıf yapıldı.

Raporda, 25 Ekim’de Başkan Joe Biden ve Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ın Washington’da Fener Rum Patriği Bartholomeos’u ağırlamalarına da yer verilirken, görüşmelerin ardından Beyaz Saray’ın, “dini özgürlüklerin temel bir insan hakkı olarak önemini görüştüler” şeklindeki açıklama yaptığı, Blinken’ın da, “Dünya genelinde Ortodoks Hıristiyan toplumuyla ve Türkiye’de ve bölgedeki dini azınlıklarla ortaklığımıza değer veriyoruz” diye tweet attığı hatırlatıldı.

Dini gruplar üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması çağrısı

ABD Büyükelçisi, Türkiye’yi ziyaret eden üst düzey Amerikalı yetkililer ve diğer büyükelçilik ve konsolosluk yetkililerinin, hükümet yetkililerine, dini çeşitliliklere saygı ve yasalar altında eşit muamelenin önemini vurgulamaya devam ettiği de vurgulanan raporda, 18 Mayıs’ta ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsünün, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın antisemitik söylemini kınayan bir açıklama yayınladığı anımsatıldı.

Raporda, Amerikalı yetkililerin hükümete dini gruplar üzerindeki kısıtlamaları kaldırma ve mülklerin iadesi konusunda ilerleme sağlanması çağrılarında bulunduğu belirtildi. Dışişleri Bakanı dahil üst düzey Amerikalı yetkililerin Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılması ve ülkedeki tüm topluluklardan ruhlar üyelerinin eğitimine izin verilmesi çağrılarını dile getirmeyi sürdürdüğüne işaret edilen raporda, Mayıs ayında ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı’nın İstanbul’da Patrik Bartholomeos’la görüştüğü, ayrıca Aya Yorgi Kilisesi’ni ziyaret ettiği, büyükelçilik ve konsolosluk yetkililerinin de geniş yelpazede İslami liderler ve dini azınlık toplumu liderleriyle toplantılar düzenlemeyi sürdürerek, dini özgürlükler ve dinlerarası hoşgörünün önemini vurguladıkları ve herhangi bir dini grubun üyelerine karşı ayrımcılığı kınadıkları kaydedildi.

Türkiye’nin dini demografisi

Raporda, Türk hükümetine göre nüfusun yüzde 99’unun Müslüman ve bu kesimin yüzde 78’inin de Hanefi Sünni mezhebinden olduğu, diğer dini grupların temsilcilerinin tahminlerine göre bu grupların da nüfusun yüzde 0,2’sini oluşturduğu belirtildi. KONDA’nın 2019 yılı Ocak ayında yayınladığı son ankete göre nüfusun yüzde 3’ünün kendilerini ateist, yüzde 2’sinin de herhangi bir dine inanmayan olarak tanımladığı kaydedildi.

Alevi gruplarının liderlerinin tahminlerine göre Alevi Müslümanlar’ın nüfusun yüzde 25 ila 31’ini oluşturduğu ifade edilirken, KONDA araştırma şirketininse Alevi nüfusunu 5 milyon civarı kişi, yani nüfusun yaklaşık yüzde 6’sı olarak tahmin ettiği belirtildi. Şii Caferi toplumununsa nüfusun yüzde 4’ünü oluşturdukları tahmininde bulunduğu kaydedildi.

Müslüman olmayan dini grupların çoğunlukla İstanbul’da ve diğer büyük kentlerde, ayrıca güneydoğuda toplandığı ifade edilirken, tam rakamlar mevcut olmasa da bu grupların kendi tahminlerine göre ülkede yaklaşık 90 bin Ermeni Ortodoks Hıristiyan, 25 bin Roma Katolik, 12 ila 16 bin Yahudi’nin olduğu bilgisi paylaşıldı. Bunun yanında, 25 bin Süryani Ortodoks Hıristiyan, 15 bin Rus Ortodoks Hıristiyan ve 10 bin Bahai’nin bulunduğunun tahmin edildiği belirtildi. Ayrıca 7 ila 10 bin Protestan ve evanjelik Hıristiyan mezhepler, 5 bin Yehova Şahitleri, 3 binin altında Keldani Hıristiyanları, 2 bin 500’den az Rum Ortodoks Hıristiyan ve 1000’in altında Ezidi’nin olduğu ifade edildi.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Rusya’dan Ukrayna’ya Silah Yardımını Artıran ABD’ye Tepki

Rusya, Ukrayna’ya 700 milyon dolarlık silah yardımının parçası olarak gelişmiş füze sistemleri göndereceğini açıklayan ABD’ye tepki gösterdi. ABD’nin kararını dün Başkan Joe Biden kamuoyuna açıklamıştı.

Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, “Bu tür yardımlar Ukrayna yönetiminin barış müzakerelerine katılma olasılığını düşürüyor. ABD yangına körükle gidiyor” dedi. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ise “üçüncü bir ülkenin” çatışmalara sürüklendiğini söyledi.

Ukrayna’ya gönderilecek silahlar arasında 4 adet M142 Yüksek Hareket Yetenekli Topçu Roket Sistemi (HIMARS) yer alıyor. Bu füze sisteminin yaklaşık 70 kilometrelik menzile ve Rus hedeflerini vurma kapasitesine sahip olduğu belirtiliyor.

BBC’ye konuşan Korgeneral Edward Stringer, “Bu tip silahlarla ön cephenin gerisinde, henüz harekete geçmemiş birlikler hedef alınır. Kullanılan füzelerin menzili bir kilometre bile uzun olsa büyük bir fark yaratabilir” dedi.

BBC Diplomasi Muhabiri Paul Adams da ABD’nin kararının şimdiye kadar atılan en önemli adım olabileceğini, HİMARS’ın Rus sistemlerine kıyasla çok daha etkili olduğunu söylüyor.

ABD; Ukrayna’ya helikopter, tanksavar silah ve yedek parça yardımı da yapacak.

Ukrayna’nın müzakere gücünü artıracak

Rusya’nın Ukrayna’yı işgale başladığı 24 Şubat’tan bu yana ABD, Kiev yönetimine yapacağı askeri yardımda oldukça dikkatli davranarak Moskova’nın “provoke edilmemesi” yöntemini tercih etmişti.

Ancak Biden, Çarşamba günü yaptığı açıklamada silah desteğinin Ukrayna’nın müzakere gücünü artıracağını ve iki ülke arasında diplomatik bir çözümü kolaylaştıracağını söyledi.

Beyaz Saray yetkilileri, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile görüşüldüğünü ve silahların Rusya’ya doğrudan saldırı amaçlı kullanılmayacağı garantisini aldıklarını belirtti.

Biden, Rus topraklarına ateşlenebilecek füze sistemleri göndermeyeceklerinin özellikle altını çizdi.

Zelenskiy de ABD merkezli haber kanalı Newsmax’e verdiği röportajda bunu doğruladı: Rusya’da olanlarla ilgilenmiyoruz, kendi ülkemizde, Ukrayna’da olanları takip ediyoruz.

Ancak Peskov bu açıklamalara inanmadığını, “ABD’nin sonuna kadar Rusya’ya karşı savaşacağını” söyledi.

Almanya da yardım gönderiyor

Almanya hükümeti de Ukrayna’ya hava savunma sistemi göndereceğini bildirdi.

Almanya Başbakanı Olaf Scholz, parlamentoya yaptığı açıklamada gönderilecek olan IRIS-T’nin ülkedeki en iyi füze savunma sistemi olduğunu söyledi, Ukrayna’nın bu sistemle bir şehrin tamamını hava saldırılarına karşı savunabileceğini vurguladı.

Rusya son günlerde özellikle Ukrayna’nın doğusunda saldırılarını artırmış, çatışmalar Severodonetsk şehrinde yoğunlaştı.

Ukrayna yetkilileri, Rusya’nın şehrin yaklaşık yüzde 80’ini ele geçirdiğini tahmin ediyor. Zelenskiy, Rusya’nın Severodonetsk’te bir kimyasal tesisi bombalamasına “çılgınlık” diyerek tepki göstermişti.

(Kaynak: BBC Türkçe)

ABD’de Hastaneye Silahlı Saldırı: 4 ölü

ABD’nin Oklahoma Eyaleti’ndeki Tulsa kentinde yer alan St. Francis Hastanesi yerleşkesine giren bir kişi tüfekle dört kişiyi öldürdü. Tulsa Polis Şefi Eric Dalgleish, tüfek ve tabanca taşıyan saldırganın 35-40 yaşlarında olduğunu kaydetti.

İlk olarak telefonla yapılan bir ihbar ile olaydan haberdar olduklarını söyleyen Tulsa polisi, hastanenin ikinci katında saldırganın ateş açarak insanları vurmaya başladığını aktardı.

Olay yerine giden polis birkaç kişinin vurulmuş olduğunu, bir çiftin ise orada hayatını kaybettiğini tespit etti. Kurbanların, hem hastalar hem de hastane çalışanları olduğu öğrenildi.

Saldırganın da olay yerinde öldüğü açıklandı ancak ölüm şekline ilişkin bir bilgi paylaşılmadı. New York Times gazetesi saldırganın kendisini vurduğunu yazdı.

Beyaz Saray’ın ve ABD Başkanı Joe Biden’ın da saldırıyla ilgili bilgilendirildiği belirtildi. Beyaz Saray’ın olayı yakından incelediği ve eyalet yetkilileriyle irtibat halinde olduğu kaydedildi.

ABD’deki silahlı saldırı serisinde son olarak geçtiğimiz hafta Texas Eyaleti’nde bir ilkokul hedef alınmıştı. Saldırıda 19 çocuk ve 2 öğretmen öldürülmüştü.

Mayıs başında ise New York’ta bir süpermarkete giren saldırgan 10 kişiyi vurarak öldürdü. ABD bitmek bilmeyen silahlı saldırılarla sarsılırken, bireysel silahlanma ve silah lobileri gündemin en çok tartışılan başlığı olmaya devam ediyor.

Biden, Texas’taki okul saldırısından sonra silahlanmaya karşı sert bir tutum göstermiş, söz konusu duruma artık bir son verilmesi gerektiğini söylemişti.

ABD Dışişleri Bakanı Blinken: Suriye’de Operasyona Karşıyız

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ve NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Washington’daki görüşmelerinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında Türkiye ile ilgili mesajlar verdi.

Antony Blinken, Türkiye’yi Suriye’nin kuzeyine askeri operasyon düzenleme planları konusunda uyararak böyle bir adımın bölgeyi riske atacağını söyledi. Türkiye’yi 2019 yılında ABD ile varılan mutabakatta belirlenen ateşkes hatlarına riayet etmeye çağıran Blinken, olası bir operasyonla ilgili olarak “Bu, karşı olacağımız bir şeydir. Endişemiz, yeni herhangi bir askeri operasyonun bölgedeki istikrarı zayıflatması, kötü niyetli aktörlere istikrarsızlıktan yararlanma fırsatı yaratmasıdır” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bugün yaptığı açıklamada “Güney sınırlarımız boyunca 30 kilometre derinliğinde güvenli bölge oluşturma kararımızın yeni bir safhasına geçiyoruz. Tel Rıfat ve Münbiç’iteröristlerden temizliyoruz. Ardından da aşama aşama diğer bölgelerde aynısını yapacağız” ifadelerini kullanmıştı.

“IŞİD’e karşı mücadeleyi partnerlerle sürdürüyoruz”

Blinken açıklamasında ayrıca YPG’nin adını vermeden Suriye’de IŞİD’e karşı mücadelenin önemine de vurgu yaptı. ABD Dışişleri Bakanı, “Suriye içinde IŞİD’e karşı savaşı partnerler yoluyla etkili bir şekilde sürdürüyoruz ve IŞİD’i içine tıktığımız kutuda tutmak için gösterilen çabaları tehlikeye atacak hiçbir şey görmek istemiyoruz” diye konuştu.

YPG’nin belkemiğini oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG), ABD’nin IŞİD’e karşı karadaki en önemli müttefiki konumundaydı. Türkiye ise YPG’yi PKK’nın Suriye kolu olarak görüyor. ABD ve Batılı ülkeler PKK’yı terör örgütü olarak kabul etmelerine rağmen YPG konusunda bu tür bir karar almış değiller. Konu, Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliklerine yönelik muhalefetinin de ana unsurlarından birini oluşturuyor. Türk hükümeti, iki ülkeyi “teröre destek vermek”le suçluyor.

“Önümüzdeki günlerde Brüksel’de toplantı yapılacak”

Basın toplantısında konuşan NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg de “önümüzdeki günlerde” Brüksel’de İsveç, Finlandiya ve Türkiye’den üst düzey yetkilileri bir araya getirecek bir toplantı düzenleyeceğini açıkladı. Toplantıda Türkiye’nin dile getirdiği endişelerin görüşüleceğini belirten Stoltenberg, “Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ve İsveç ve Finlandiya liderleriyle yakın temas halindeyim” dedi.

Erdoğan bugün konuyla ilgili olarak, Türkiye’nin onayı olmadan İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyeliği mümkün olmadığı için yoğun bir diplomasi trafiği yaşandığına işaret etmiş, “Arayan arayana. Niçin bu ülkelerin üyeliğine karşı olduğumuzu örnekleri ve gerekçeleriyle anlattık. Şu ana kadar da önümüze bizim ihtirazi kayıtlarımızı izale edecek somut herhangi bir belge konabilmiş değildir. AB üyeliği sürecimiz başta olmak üzere pek çok acı tecrübeyle belgeye bağlanmamış sözlere inanmamız asla mümkün değildir” demişti.