TÜSİAD, ABD’den Uyarı Mektubu Aldığını Doğruladı

Türk Sanayicileri ve İş Adamları Derneği (TÜSİAD),, bugün Wall Street Journal (WSJ) gazetesinde yayımlanan ve ABD Hazine Bakan Yardımcısı Adewale Adeyemo’nun, Türk iş insanlarını yaptırım uygulanan Ruslarla iş yapmaları durumunda ABD’nin kısıtlamaları kapsamına girme riskiyle karşı karşıya kalacağı konusunda uyardığı belirtilen haberine ilişkin yazılı açıklamada bulundu.

Açıklamada, “24 Şubat’ta Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısını takip eden günlerde ABD ve AB başta olmak üzere 30’dan fazla ülke Rusya’ya yönelik yaptırım kararları almıştır. Bugün çeşitli basın organlarında yer aldığı üzere, ABD Hazine Bakanı Yardımcısı Adewale Adeyemo’nun, Rusya’ya yönelik yaptırımlar kapsamında, yaptırım uygulanan kişi ve kuruluşlar ile kurulabilecek ilişkilerin Türkiye’de faaliyet gösteren şirketlere de yaptırım riski olarak yansıyabileceğine yönelik mektubu TÜSİAD’a da iletilmiştir. İlgili mektup, TÜSİAD tarafından, Dışişleri Bakanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı ve Ticaret Bakanlığı ile paylaşılmıştır” ifadelerine yer verildi.

Wall Street Journal gazetesi, ABD Hazine Bakanlığı’nın ‘Rusya yaptırımlarının delinmemesi’ konusunda Ankara’yı uyarmasının ardından TÜSİAD’a da bir mektup gönderdiğini yazdı.

İddiaya göre mektupta, Rusya’daki kurum ve şahıslara Ukrayna’daki savaş nedeniyle uygulanan yaptırımların delinmesi halinde TÜSİAD üyesi şirketlere ABD tarafından yaptırım uygulanabileceği belirtildi. Wall Street Journal, Joe Biden yönetiminin özellikle de Soçi görüşmesi sonrasında, NATO müttefiki olan Türkiye üzerinde Rusya ile ilişkileri konusundaki baskıyı giderek artırdığını yazdı.

Habere göre, 22 Ağustos tarihinde ABD Hazine Bakanı Yardımcısı Wally Adeyemo tarafından Türkiye’deki Amerikan Şirketler Derneği’ne ve TÜSİAD’a birer mektup gönderildi. Mektupta, yaptırımlara tabi olan Ruslarla iş yapan Türk şirketlerinin ABD yaptırımlarına maruz kalabileceği belirtildi.

‘Kendileri de risk altında’

Wall Street Journal’a göre mektupta, “ABD’nin yaptırım listesinde olan kişilere maddi destek sağlayan şahıslar veya kurumların kendileri de Amerikan yaptırımı riski altındadır” denildi. Mektupta, Türk bankalarının bir yandan Amerikan bankalarıyla ilişki içindeyken bir yandan da yaptırım listesinde bulunan Rus bankalarıyla aynı ilişkilere sahip olamayacağı belirtildi; “Yaptırımlara tabi olan Rus aktörlerle ilişkiler, Türk mali kurumlarını ve şirketlerini yaptırım riski altına sokabilir” ifadeleri kullanıldı.

Wall Street Journal, “Yazılı uyarılar, Ukrayna’daki topyekûn işgal sonrasında Rusya’ya dayatılan uluslararası yaptırımlara Türk kurumlarının da uyması için ABD tarafından ortaya konulan çabalarda bir tırmanış” yorumunu yaptı.

‘Biden yönetimi uyarıların tonunu yükseltti’

Gazeteye konuşan kaynaklar, ABD’li yetkililerin özel görüşmelerinde “Türkiye’nin yaptırım altındaki Rus varlıkları için güvenli bir sığınak haline gelmesinden” duydukları endişeyi uzun süredir dile getirdiğini, Biden yönetiminin son günlerde Türkiye hükümetinin bu yaptırımlara uyması talebini daha yüksek sesli şekilde dillendirdiğini söyledi.

Wall Street Journal, söz konusu mektup hakkında Dışişleri Bakanlığı’na yönelttikleri sorulara yanıt alamadıklarını da yazdı.

Ne olmuştu?

ABD Hazine Bakanı Yardımcısı Adeyemo, geçen hafta Hazine ve Maliye Bakanı Yardımcısı Yunus Elitaş’la bir telefon görüşmesi gerçekleştirmişti. Washington’dan yapılan açıklamada, Adeyemo’nun Elitaş’a, “Rus kurum ve kişilerin, Ukrayna işgali nedeniyle getirilen Batı yaptırımlarını aşmak için Türkiye’yi kullanmaya çalıştıkları” konusunda uyarıda bulunduğu belirtilmişti.

Paylaşın

“ABD, Rusya Nedeniyle TÜSİAD’a Yaptırım Mektubu Gönderdi” İddiası

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Soçi’de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le yaptığı görüşmede daha derin ekonomik işbirliğinin sinyalini vermesinin ardından, Amerikan yönetiminin Moskova ile ilişkiler konusunda Türkiye üzerindeki baskıyı artırdığı belirtildi.

Wall Street Journal gazetesi, ABD Hazine Bakanlığı’nın ‘Rusya yaptırımlarının delinmemesi’ konusunda Ankara’yı uyarmasının ardından TÜSİAD’a da bir mektup gönderdiğini yazdı.

İddiaya göre mektupta, Rusya’daki kurum ve şahıslara Ukrayna’daki savaş nedeniyle uygulanan yaptırımların delinmesi halinde TÜSİAD üyesi şirketlere ABD tarafından yaptırım uygulanabileceği belirtildi. Wall Street Journal, Joe Biden yönetiminin özellikle de Soçi görüşmesi sonrasında, NATO müttefiki olan Türkiye üzerinde Rusya ile ilişkileri konusundaki baskıyı giderek artırdığını yazdı.

Habere göre, 22 Ağustos tarihinde ABD Hazine Bakanı Yardımcısı Wally Adeyemo tarafından Türkiye’deki Amerikan Şirketler Derneği’ne ve TÜSİAD’a birer mektup gönderildi. Mektupta, yaptırımlara tabi olan Ruslarla iş yapan Türk şirketlerinin ABD yaptırımlarına maruz kalabileceği belirtildi.

‘Kendileri de risk altında’

Wall Street Journal’a göre mektupta, “ABD’nin yaptırım listesinde olan kişilere maddi destek sağlayan şahıslar veya kurumların kendileri de Amerikan yaptırımı riski altındadır” denildi. Mektupta, Türk bankalarının bir yandan Amerikan bankalarıyla ilişki içindeyken bir yandan da yaptırım listesinde bulunan Rus bankalarıyla aynı ilişkilere sahip olamayacağı belirtildi; “Yaptırımlara tabi olan Rus aktörlerle ilişkiler, Türk mali kurumlarını ve şirketlerini yaptırım riski altına sokabilir” ifadeleri kullanıldı.

Wall Street Journal, “Yazılı uyarılar, Ukrayna’daki topyekûn işgal sonrasında Rusya’ya dayatılan uluslararası yaptırımlara Türk kurumlarının da uyması için ABD tarafından ortaya konulan çabalarda bir tırmanış” yorumunu yaptı.

‘Biden yönetimi uyarıların tonunu yükseltti’

Gazeteye konuşan kaynaklar, ABD’li yetkililerin özel görüşmelerinde “Türkiye’nin yaptırım altındaki Rus varlıkları için güvenli bir sığınak haline gelmesinden” duydukları endişeyi uzun süredir dile getirdiğini, Biden yönetiminin son günlerde Türkiye hükümetinin bu yaptırımlara uyması talebini daha yüksek sesli şekilde dillendirdiğini söyledi.

Wall Street Journal, söz konusu mektup hakkında Dışişleri Bakanlığı’na yönelttikleri sorulara yanıt alamadıklarını da yazdı.

Ne olmuştu?

ABD Hazine Bakanı Yardımcısı Adeyemo, geçen hafta Hazine ve Maliye Bakanı Yardımcısı Yunus Elitaş’la bir telefon görüşmesi gerçekleştirmişti. Washington’dan yapılan açıklamada, Adeyemo’nun Elitaş’a, “Rus kurum ve kişilerin, Ukrayna işgali nedeniyle getirilen Batı yaptırımlarını aşmak için Türkiye’yi kullanmaya çalıştıkları” konusunda uyarıda bulunduğu belirtilmişti.

(Kaynak: Kısa Dalga)

Paylaşın

ABD’den Türkiye’ye Suriye Uyarısı: Tüm Taraflar Ateşkes Hattını Korumalı

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price, Suriye’nin kuzeyinde son günlerde artan şiddet konusunda açıklama yaptı: Derin endişe duyuyoruz ve tüm taraflara ateşkes hattını koruma çağrısında bulunuyoruz.

Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine yeni bir harekât düzenlemekten söz ettiği bir dönemde bölgede şiddet tırmanırken ABD’den yeni açıklama geldi. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price, Suriye’nin kuzey sınırında artan şiddetten “derin endişe duyduklarını” söyledi.

Price, günlük basın toplantısında yaptığı açıklamada “ABD, Suriye’nin kuzey sınırı boyunca son dönemde düzenlenen saldırılardan derin endişe duyuyor ve tüm taraflara ateşkes hattını koruma çağrısı yapıyor” dedi.

ABD’li sözcü, “El Bab, Haseke ve diğer yerlerdeki sivil ölümlerden büyük üzüntü duyuyoruz” ifadelerini kullanırken, Washington’ın “IŞİD’in kalıcı şekilde yenilgiye uğratılmasına ve Suriye ihtilafına siyasi çözüm bulunmasına bağlılığının sürdüğünü” belirtti.

Suriye’nin Haseke kentinde cuma günü Birleşmiş Milletler’in bir eğitim yardımı programına katılan ve voleybol oynamakta olan bir grup kız çocuğun insansız hava aracı saldırısıyla hedef alındığı, dört çocuğun öldüğü, 11 kişinin yaralandığı belirtilmişti. Yerel kaynaklar saldırıdan Türkiye’yi sorumu tutmuştu.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi ise Türkiye destekli isyancıların kontrolünde bulunan El Bab’da “rejim yanlısı güçlerin bir pazar yerine saldırması sonucu” altısı çocuk 17 sivilin öldüğünü, 35 kişinin de yaralandığını duyurmuştu. Bu saldırının, Türkiye’nin geçen hafta en az üç Suriye askerinin ölümüne yol açan hava saldırısına misilleme olarak Şam yönetimi tarafından düzenlendiği öne sürülmüştü.

(Kasa: Kısa Dalga)

Paylaşın

Mars’ta Yetiştirilmesi Gereken İlk Bitki Belirlendi

Bilim insanları, uzun zamandır Mars’ta mahsul yetiştirmenin uygun yollarını arıyor. ABD’deki Iowa State Üniversitesi’nden araştırmacılar, Mars’ta yetiştirilmesi gereken ilk bitkinin yonca olduğunu belirledi. 

Hakemli bilimsel dergi PLOS One’da 17 Ağustos’ta yayımlanan bulgulara göre yonca, Kızıl Gezegen’de yetiştirilecek diğer bitkiler için gübre görevi görebilir.

Çok uzak olduğu için Mars’ta insanları beslemek çok büyük bir zorluk teşkil ediyor. Gezegenin toprağı da ve suyu da ekinler için uygun değil. Bilim insanları bu yüzden uzun zamandır Mars’ta mahsul yetiştirmenin uygun yollarını arıyor.

Iowa State Üniverwsiesi’nde mikrobiyoloji okuyan Pooja Kasiviswanathan’ın yönettiği bir araştırma ekibiyse yoncanın Mars koşullarına uygun olduğunu belirledi.

Mars toprağına mümkün olan en benzer örneği hazırlayan ekip, yoncanın bu besin açısından fakir gezegende iyi yetişeceğini belirledi.

Ayrıca yoncadan gübre olarak yararlanılınca az bakım gerektiren, hızlı büyüyen ve fazla suya ihtiyaç duymayan şalgam, turp ve marul hazırlanan Mars toprağında başarılı bir şekilde yetiştirildi.

Araştırma ekibi, tatlı su ihtiyacının Mars’taki tuzlu suyun Synechococcus sp. PCC 7002 adlı deniz bakterisiyle arıtılarak karşılanabileceğini düşünüyor.

Öte yandan Kızıl Gezegen’deki toprak, araştırmacıların hazırladığı örnekten farklı olabilir. Yine uzmanlar, çalışmanın bilim insanlarına ve astronotlara umut verici seçenekler sunduğunu belirtti.

Araştırma ekibinde yer alan biyojeokimyager Elizabeth Swanner, “Hazırladığımız Mars toprağında hiçbir besin maddesi değişikliği yapmadan yonca yetiştirebilmemize çok şaşırdım” dedi.

Mikrobiyoloji öğrencisi Kasiviswanathan ise “Bulgularımızın, ileride NASA’nın Mars misyonuna yönelik araştırmalarını desteklemesini umuyorum” diye konuştu.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

ABD’den Türkiye’ye Rusya Uyarısı

Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Yunus Elitaş, ABD Hazine Bakan Yardımcısı Wally Adeyemo ile telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Görüşmede, Adeyemo’nun Rusya’nın Türkiye’yi Batı yaptırımlarını aşmak için kullanmaya çalıştığı uyarısı yaptığı bildirildi.

ABD Hazine Bakan Yardımcısı Wally Adeyemo’nun, Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Yunus Elitaş ile yaptığı telefon görüşmesinde Rusya-Ukrayna savaşı konu edildi. Reuters’ın haberine göre, ABD’li bakan yardımcısı Elitaş’ı ”Rus kurum ve kişilerin, Ukrayna işgali nedeniyle getirilen Batı yaptırımlarını aşmak için Türkiye’yi kullanmaya çalıştıkları” konusunda uyarıda bulundu.

ABD Hazine Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, iki bakan yardımcısının bir telefon görüşmesi yaptığı ve ikilinin Rusya’ya yönelik yaptırımların uygulanması ve yürürlüğe konmasına yönelik devam eden çabaları ele aldıkları aktarıldı.

Açıklamada “Bakan Yardımcısı Adeyemo, Rus kuruluşlarının ve bireylerinin ABD ve 30 ülke tarafından uygulanan yaptırımlardan kaçınmak için Türkiye’yi kullanmaya çalıştığına dair endişelerini dile getirdi. ABD’nin Türk ekonomisinin başarısına olan ilgisini yineledi ve Hazine’nin bankacılık sektörünün bütünlüğünü korumak için Türkiye Hükümeti ile ortaklığına olan bağlılığını dile getirdi.” ifadeleri kullanıldı.

Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada ise, “Ukrayna ve Rusya ile derin ekonomik ve siyasi ilişkilere sahip olunduğunun altını çizen Bakan Yardımcısı Elitaş, devam eden süreç ve yaptırımlar konusunda ise Türkiye’nin konumunun değişmediğini, ancak herhangi bir kurum veya kişi tarafından yaptırımların delinmesine de izin verilmeyeceğini teyit etmiştir. Görüşme kapsamında, bölgenin; barış, huzur ve istikrarını sağlamak için Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın öncülüğünde savaşın sonlandırılması hususunda en yoğun gayreti Türkiye’nin harcadığı vurgulanmıştır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.” denildi.

Paylaşın

Nükleer Bir Savaş Sonrası 5 Milyar İnsan Açlıktan Ölebilir

Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) Rutgers Üniversitesi’nden iklim bilimciler, olası bir nükleer savaşın ani ölümler haricindeki etkilerine ilişkin senaryoları değerlendirdi. Nükleer süper güç Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrası nükleer savaş ihtimali yönündeki endişeler artmaya başladı.

Rutgers Üniversitesi’nden bir grup iklim bilimci tarafından Nature Food bilim dergisinde yayımlanan yeni bir araştırma, nükleer savaşın iklim sistemini tamamen bozarak büyük bir küresel kıtlık kaynaklı ölümlere neden olabileceğini öne sürüyor.

Nükleer savaş deyince akla ilk olarak doğrudan patlamalar nedeniyle aniden yok olan şehirler ve insanlar geliyor ancak bilim insanlarına göre, nükleer silahların radyasyon ve çevre kirliliği nedeniyle onlarca yıl süren kalıcı etkileri de var. Hatta nükleer savaşı takip eden yıllarda yaşananların nükleer savaşın ani etkisini gölgede bırakacağı düşünülüyor.

Rutgers Üniversitesi’nden araştırmacılar, olası bir nükleer savaş sonrası için en kötü senaryoyu modelledi. Buna göre, ABD ve Rusya arasındaki gerçek bir nükleer savaş, iki yıl sonra en az 5 milyar insanın açlıktan ölmesine neden olabilir. Hindistan ve Pakistan arasındaki küçük ölçekli bir nükleer çatışma bile küresel kıtlığa yol açabilir.

“Patlama etkisiyle oluşan kurumlar iklimi mahvedecek”

Araştırmacılar, nükleer bir savaşta şehirleri hedef alan nükleer bombaların şiddetli yangın fırtınaları başlatacağını söylüyor.

Yangınlardan çıkan devasa miktarlardaki kurumların atmosfere ulaşacağını belirten araştırmacılar, bu kurumların daha sonra küresel olarak yayılacağını ve gezegeni hızlıca soğutacağını tahmin ediyor. Böylelikle dünya ikliminin bozulacağı ve gıda üretim sistemlerinin de bundan büyük ölçüde etkileneceği düşünülüyor.

Büyük mahsullerin verimliliğini ülke bazında bir iklim tahmini aracı kullanarak öngören araştırmacılar, 6 olası nükleer savaş senaryosunda neler olabileceğini inceledi. Buna göre, boyutlarına göre atmosfere farklı miktarda kurum gönderecek nükleer savaşlar nedeniyle dünyanın 1 ila 16 santigrat derece soğuyabileceği ifade edildi.

Hindistan ve Pakistan arasındaki nispeten küçük ölçekli bir nükleer savaştan sonra bile mahsul üretiminin 5 yıl içinde yüzde 7 oranında düşebileceği kaydedildi.

‘Mahsul üretimi yüzde 90’a kadar düşebilir’

Dünyada var olduğu bilinen nükleer silahların yüzde 90’ını elinde bulunduran iki ülke Rusya ve ABD arasındaki olası bir nükleer savaştan sonra ise 3 ila 4 yıl içinde üretimin yüzde 90 oranında düşebileceği öngörüldü.

Makalenin yazarlarından iklim bilimci Profesör Alan Robock araştırmaya ilişkin şöyle konuştu: “Eğer nükleer silahlar varsa kullanılabilirler de ve dünya birçok kez nükleer savaşa yaklaştı. Nükleer silahların yasaklanması uzun vadeli tek çözüm”.

Birleşmiş Milletler Nükleer Silahların Yasaklanması Antlaşması’nın 66 ülke tarafından onaylandığını hatırlatan Robock, “Ancak 9 nükleer ülkeden hiçbiri bu anlaşmayı onaylamadı. Çalışmamız, bu 9 devletin bilimi dinleme ve bu anlaşmayı imzalama zamanının geldiğini açıkça ortaya koyuyor” ifadelerini kullanıyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

ABD’de Türkiye’ye S-400 Tepkisi: Yaptırımların Açık İhlali Olur

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Senatosu’nun Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Bob Menendez Türkiye’nin Rusya’dan bir parti daha S-400 alacağına ilişkin Rus haber ajansı TASS’ta yayımlanan habere tepki gösterdi.

Menendez “Türkiye’nin Rus savunma sektörüyle ilişkilerinin genişlemesi büyük bir hata olur” dedi.

Demokrat Senatör Menendez, VOA Türkçe’nin aktardığı yazılı açıklamasında, “Türkiye’nin Rusya’dan bir başka S-400 füze savunma sistemi satın almayı değerlendirdiği haberleri konusunda son derece endişeliyim” diyerek, bunun Amerika’nın Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşı Koyma Yasası’nın (CAATSA) açık bir ihlali olacağını vurguladı.

Menendez, “Rusya Ukrayna’yı zalim ve yasa dışı şekilde işgal etmeye devam ederken Türkiye’nin Vladimir Putin gibi bir savaş suçlusuyla askeri işbirliğini tamamen reddederek, NATO’ya, bölgesel barış ve güvenliğe yönelik taahhüdünü güçlü şekilde gösterme sorumluluğu ve fırsatı var” ifadelerini kullandı.

‘Türkiye’nin rotasını değiştireceğini umuyorum’

Senatör Menendez, “Yunanistan’ın hava sahasında düşmanca ihlallerin devam etmesi ve İsveç ile Finlandiya’nın NATO üyeliklerinin geciktirilmesinin gölgesinde, Türkiye’nin rotasını değiştirmesini ve bölgede yapıcı bir ortak olarak savunma ittifakına karşı sorumluluklarını yerine getirmesini umuyorum” dedi.

Menendez, “Amerika net olmalı. Türkiye’nin Rus savunma sektörüyle ilişkilerinin genişlemesi Avrupa’da NATO müttefiklerimiz ve ortaklarımızın güvenliğini tehlikeye atacak büyük bir hata olur” ifadelerini kullandı.

Rus haber ajansında böyle bir haberin yer alması, Amerika ve Türkiye arasında F-16 savaş uçağı alımı ve modernizasyonu konusunda teknik görüşmelerin dördüncüsünün Washington’da yapıldığı bir döneme rastladı.

Savunma Sanayi Başkanlığı ise Rus haber ajansında yer alan haberden yaklaşık beş saat sonra yaptığı iki cümlelik açıklamasında, ‘‘Yeni bir gelişme söz konusu değil. İlk gün yapılan anlaşmaya göre süreç devam etmektedir’’ ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

ABD’den ‘İkinci S-400’ İddiasının Ardından Türkiye’ye Uyarı

Türkiye’ye Rusya’nın savunma sektörüyle daha fazla işbirliği yapmama çağrısında bulunan ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price, “Sürekli olarak vurguladığımız nokta şu ki, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı gaddar ve meşru olmayan savaşı, tüm ülkelerin Rusya’nın savunma sektörü ile alışveriş yapmamasını bazı açılardan her zamankinden daha hayati hale getirdi” dedi.

Türkiye’nin Rusya ile ikinci parti S-400 hava savunma sistemleri almak için anlaşma imzalandığına dair Rus medyasında yayımlanan ve Savunma Sanayi Başkanlığı’nca yalanlanan haber, ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price’a soruldu.

Price, günlük basın toplantısındaki açıklamasında Türkiye’ye Rusya’nın savunma sektörüyle daha fazla işbirliği yapmama çağrısında bulundu. Price, “Sürekli olarak vurguladığımız nokta şu ki, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı gaddar ve meşru olmayan savaşı, tüm ülkelerin Rusya’nın savunma sektörü ile alışveiş yapmamasını bazı açılardan her zamankinden daha hayati hale getirdi” dedi.

ABD Dışişleri Sözcüsü, “Ne olacağını bekleyip görmemiz lazım ama biz bu konuda yeni bir gelişmeden haberdar değiliz” dedi. Price, Türkiye’nin Rusya’dan yeni parti S-400 satın almasının, Biden yönetiminin yeni F-16 satışını gözden geçirip geçirmeyeceğine dair yorum yapmadı.

Rus basınındaki haber, Türkiye’den bir heyetin F-16 satışını ve mevcut F-16 filosunun modernizasyonunu görüşmek üzere ABD’ye hareket ettiği gün yayımlanmıştı. Haberde, Rusya Federal Askeri-Teknik İşbirliği Servisi Direktörü Dmitri Şugayev’in açıklamalarına dayanarak Rusya ile Türkiye arasında ikinci parti S-400’ler için anlaşmanın ‘çoktan’ imzalandığı ve bazı parçaların da Türkiye’de üretileceği belirtiliyordu.

ABD Dışişleri Sözcüsü Price’ın açıklamalarını aktaran Defense News sitesine konuşan Türk kaynaklar da, Rusya ile bazı S-400 parçalarının Türkiye içinde üretilmesi konusunda anlaşma yapılabileceğini savundu.

(Kaynak: Kısa Dalga)

Paylaşın

Türkiye İle ABD Arasında F-16 Görüşmeleri Sürüyor, Son Durum Ne?

Türkiye ile ABD arasında F-16 uçağı alımı ve modernizasyonu ile ilgili bir süredir devam eden teknik düzeydeki görüşmelerin dördüncüsü Pazartesi günü Washington’da yapılacak. Toplantı, ABD Temsilciler Meclisi’nde F-16’lar için konulan şartların ardından yapılacak ilk görüşme olması açısından önemli görülürken, ABD Senatosu’nun satışla ilgili tutumunun Ankara için zorlayıcı olabileceği değerlendirmeleri yapılıyor.

ABD’li Lockheed Martin tarafından üretilen 40 adet F-16 ve 79 adet F-16 modernizasyon kiti almak için ABD ile Ekim 2021’de başlatılan süreç kapsamında şimdiye kadar üç toplantı Türkiye’de gerçekleştirildi. Heyetler arasında, geniş çaplı ve teknik nitelikli toplantıların dördüncüsü ise Pazartesi günü ABD’de düzenlenecek.

Satışla ilgili ABD’deki hava nasıl?

F-16’larla ilgili gelinen durumu ve ABD’deki havayı DW Türkçe’den Gülsen Solaker’e değerlendiren Washington Enstitüsü Türkiye Programı Direktörü Soner Çağaptay, Joe Biden yönetiminin satışın gerçekleşmesini kesinlikle istediğini belirterek, geçmiş dönemde bazı durumlarda Türkiye aleyhine fikir beyan eden ABD Savunma Bakanlığı’nın da bu kez satışın arkasında durmasının önemli olduğuna işaret ediyor.

Çağaptay, Türkiye-ABD ilişkilerinin “savunma eksenli yapısına” ve satışın bu ilişkilerin sürmesi açısından önemine dikkat çekerek, “F-35 programının yokluğunda F-16’lar ilişkilerin ilerlemesi açısından bir bağ. Satış gerçekleşmez ise iki ülkeyi bir arada tutan bir nevi bu siyasi tutkalın varlığından bahsetmek zorlaşacak” diyor. Çağaptay’a göre satışı destekleyen ABD yönetimi de bunun farkında ve bakış açısı bu yönde.

Ankara’nın vurguladığı noktalardan biri F-16’ların satışının sadece Türkiye-ABD ilişkileri açısından değil NATO’nun caydırıcılığı için de önemli olduğu. Ukrayna savaşının çıkmasının ardından Türkiye’nin NATO için öneminin yeniden anlaşıldığına yönelik yorumlar yapılmıştı.

Alman Marshall Fonu Direktörü Özgür Ünlühisarcıklı da Biden yönetiminin ilk başta AKP hükümetine karşı menfi bir tutum içinde olduğunu hatırlatarak, ABD’nin Afganistan’dan çekilmesi ile birlikte Türkiye’nin jeostratejik öneminin hatırlandığını, Rusya’nın Ukrayna işgali ile de artık bu önemin göz ardı edilemez hale geldiğini belirtiyor. Ühlühisarcıklı, ABD yönetiminin bu satışa stratejik açıdan yaklaştığına ve ABD çıkarlarının gereği olarak gördüğünü hatırlatıyor.

Bununla birlikte ABD’de son dönemde önce “anti-AKP ve anti-Erdoğan” olarak başlayan atmosferin yavaş yavaş “anti-Türkiye’ye” doğru evrildiğine ve bunun da kendisini Kongre’de hissettirdiğine işaret eden Ünlühisarcıklı, Kongre’nin konuya yönetimin tersine iç siyasi dinamiklerle yaklaştığını ve oluşan atmosfer ile Türkiye karşıtı lobilerin etkisinin gözlendiğini belirtiyor.

Bu arada İsveç ile Finlandiya’nın NATO üyelikleri ile ilgili müttefiklerin yavaş yavaş tamamladıkları parlamento onay süreci Türkiye’de henüz başlatılmadı.

F-16’lar konusunda Menendez engeli aşılabilir mi?

Ancak ABD yönetiminin desteğine, Ankara’nın da ihtiyatlı iyimserliğine karşılık Biden yönetimi ile Kongre’nin satışla ilgili farklı tutumlar içinde olduğu hatırlatılıyor ve Senato aşamasının zorlayıcı olabileceği belirtiliyor.

ABD Senatosu Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Bob Menendez’in Türkiye’ye F-16 savaş uçağı satışına karşı olduğunu pek çok kere belirtmesi büyük engellerden biri olarak görülüyor.

Menendez, geçen ay Atina-Makedon Haber Ajansı’na yaptığı açıklamada “Ankara’nın davranış ve tutumunu değiştirmesi gerektiğini” söyleyerek, tutum değişikliği beklediği alanları ‘Rusya’dan S-400 satın alınması, Yunan adaları üzerinden uçuşlar, Türkiye’nin Rusya ile yakın ilişkileri ve gazetecilerle avukatların hapsedilmesi dahil insan hakları ihlalleri’ olarak sıralamıştı.

Soner Çağaptay, Senato aşamasının çok incelikli olduğuna ve tek bir senatörün satışı bloke etmesinin mümkün olduğuna dikkat çekerek, “Menendez pek çok kereler bu satışa karşı olduğunu açıklamış bir isim. Tek başına bu satışı engelleyebilir ve bulunduğumuz nokta da şu anda bu” diyor.

Çağaptay, Biden’ın satışı engellememesi için Menendez’i araması gerektiğini ancak şu anda siyasi açıdan Menendez’e diğer pek çok tasarı ile ilgili ihtiyacı bulunması sebebiyle, Başkan’ın nüfuzunu F-16’lar için kullanacağından şüpheli olduğunu belirtiyor. “Bu nedenle maalesef konu muhtemelen Senato aşamasında tıkanacak görünüyor” diyen Çağaptay, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Senato’daki komitelerin başkanları ara seçimlerle değişebilir. Eğer böyle olursa Cumhuriyetçiler komite başkanlığını alabilir ve Menendez başkanlıktan gidebilir. Ancak böyle olsa bile Menendez komitenin ‘kıdemli üyesi’ (ranking member) olacak ve yine tek başına satışı veto edebilir.”

Çağaptay, son tahlilde “F-16 satışının bir Senato ve Menendez sorunu haline dönüşmesini” beklediğini belirterek, “Ankara’nın bu sorunun etrafından dolanabileceği bir yol şu an için göremiyorum” yorumu yapıyor.

Ünlühisarcıklı da ABD yönetimi ile Kongre’deki yaklaşımların farklı olduğunu söylerken, bununla birlikte istenirse Kongre’nin itirazına rağmen satışı mümkün kılacak “kestirme bir yol” bulunabileceğine inanıyor. Türkiye’nin üstüne çizmenin bu konjonktürde ABD yönetimi için çok kolay olmayacağını belirterek, şöyle konuşuyor:

“Bence ABD yönetimi zamana oynayacaktır. İngilizce bir tabir vardır; ‘kick the can down the road’ (sorunu ötelemek) diye. Ama ABD siyasal sisteminde Kongre’nin itirazlarını baypas etmek için kestirme, kısa yöntemler vardır. Yeter ki istesin yönetim.”

Ünlühisarcıklı, bu nedenle yapılacak olan teknik görüşmeleri önemli bulduğunu söyleyerek, “Teknik açıdan konu olgunlaştıktan sonra siyasi bir fırsat bulunabilir” diyor.

Süreç nasıl gelişmişti?

Uzun yıllardır füze savunma sistemini geliştirmek isteyen Türkiye, 2017’de ABD’nin ve diğer NATO müttefiklerinin çekincelerine rağmen Rus yapımı S-400 hava savunma sistemi satın almıştı.

Rusya’dan satın alınan S-400 füze savunma sisteminin ilk parçaları Haziran 2019’da Türkiye’ye ulaşmaya başlamıştı. Bunun üzerine Washington, Rus sistemlerinin NATO ile uyumlu olmadığı ve gizli askeri bilgilerin Rusya’nın eline geçebileceği gibi gerekçelerle Ankara’ya tepki göstermiş, Temmuz 2019’da yeni nesil savaş uçağı F-35 üretim sürecinden Türk ortaklarını çıkartmıştı.

Türkiye, hava savunması için çok önemli olan F-35 programından Eylül 2021’de resmen çıkartılmasının ardından F-35 savaş uçakları için ödediği 1,4 milyar doların geri ödenmemesi ihtimaline karşı alternatif arayışına girmişti. Ankara, Ekim 2021’de ABD’li Lockheed Martin tarafından üretilen 40 adet F-16 ve 79 adet F-16 modernizasyon kiti almak için ABD’ye başvurmuştu.

Bakan Akar bu süreci Anadolu Ajansı’na yaptığı açıklamada şöyle anlatmıştı:

“(F-16’ların ömrü doluncaya kadar F-35’lerle boşluğu doldurur, daha sonra da milli muharip uçağımız ile ihtiyaçlarımızı karşılarız) diyorduk. Fakat F-35’lerde çıkan sıkıntıdan dolayı durumu yeniden değerlendirdik. Yıllardan beri kullanmakta olduğumuz, eğitim, bakım ve ikmalinin yanı sıra araç gereçlerimizle uyumu itibariyle F-16 ile devam etmenin uygun olacağı noktasına geldik.”

ABD Dışişleri Bakanlığı da bu satışa yönetimin siyasi desteğini göstererek, Mart ayında Kongre’nin satışa karşı çıkan üyelerine mektup yazdı ve “uygun ABD savunma ticareti bağlarının ülke çıkarlarına hizmet edeceğini” kaydetmişti.

Mitsotakis’in ziyaretinin etkisi

Türkiye ile Yunanistan arasında Ege ve Doğu Akdeniz’de yaşanan egemenlik tartışmaları da satışta rol oynayan etmenlerden.

Yunanistan Başbakanı Kiryakos Mitsotakis Mayıs ayında ABD Kongresi’ne hitap ederek, isim vermeden Türkiye’nin Yunan hava sahasını ihlal ettiğini iddia etti ve Kongre’den Türkiye’ye yapılacak muhtemel silah satışlarında Doğu Akdeniz’deki durumu göz önünde bulundurmasını istedi.

Ancak ABD Temsilciler Meclisi, Temmuz ayı ortasında ABD Başkanı Joe Biden’ın Türkiye’ye F-16 savaş uçağı satma planıyla ilgili engel oluşturabilecek bir karar aldı ve F-16 satışı için Türkiye’nin Yunanistan hava sahasını ihlal etmemesi ve satışın ABD’nin çıkarına olacağı yönünde garanti istedi.

Bu gelişmenin ABD Başkanı Joe Biden’ın Haziran ayı sonunda Madrid’de düzenlenen NATO Zirvesi sırasında Türkiye’ye F-16 satışına sıcak baktığını söylemesinin üzerine gelmesi Ankara’da tepkiyle ancak ihtiyatlı bir şekilde karşılandı.

Ünlühisarcıklı, iki üke yönetimlerinin bu satışın yapılmasını gerçekten istemesi durumunda Yunanistan hava sahası ile ilgili getirilen tartışmalı şart engelinin de aşılabileceğini ve bir formül bulunabileceğini düşünüyor.

Temsilciler Meclisi’nden geçen metinle ilgili yasal süreç ise henüz sona ermedi. Senato’nun da tasarının kendi versiyonunu onaylaması gerekiyor. Ardından Kongre üyelerine savunma harcama yetkisi veren tasarının her iki versiyonu üzerinde uzlaşılan ortak bir metinde birleştirilecek ve bu metin tekrar Kongre’nin her iki kanadında oylanacak.

Milli Savunma Bakanı Akar, El Cezire televizyonuna yaptığı açıklamada, Temsilciler Meclisi’nin bu adımının arkasında Yunanistan’ın olduğunu belirterek, “ABD Kongresi bu uçakların kullanımı ile ilgili kanun ve şartlar yayınladı. Biz de Türkiye’nin egemen bir devlet olduğunu ve şartlı bir şekilde uçak almayı kabul etmeyeceğimizi söyledik. ABD’nin hatasından geri döneceğini umuyoruz” diye konuştu.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da 27 Temmuz’da TV 100’de ABD ile F-16 müzakerelerinin iyi gittiğini ve yönetimin yaklaşımının olumlu olduğunu söylerken, ABD Kongre’sindeki sıkıntının hatırlatılması üzerine “Elbette F-16’ları almak isteriz, müzakereler iyi gidiyor ama elimizi kolumuzu bağlayacak bir sürecin içinde de olmayız. Biz ABD’yle diğer müttefiklerimizle görüşmelerimizi sürdürüyoruz” dedi.

Bu arada Türkiye çıkartıldığı F-35 programının yerini tam olarak doldurmasa da kendi milli muharip uçağı gelene kadar F-16’ları almak için çalışmalarını sürdürürken, diğer taraftan satışın gerçekleşmeme ihtimali nedeniyle alternatiflere baktığını da belirtiyor.

Paylaşın

İktidarın Tüm Hesapları Seçime Odaklı

İçeride çıkmaza giren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dışarıdan nefes almanın yollarını arıyor. Seçim takvimi yaklaşırken iktidarının ömrünü uzatmak adına yapılan hamlelerle dış politikada zikzaklar çiziliyor. Soçi Zirvesi, Suriye krizi, Şanghay’daki görüşme trafiği, Rusya ile artan temaslar gerek Batı’da gerekse iç siyasette, Ankara’nın seçimi kurtarmak adına bir eksen değişikliğine gittiği tartışmalarını da beraberinde getirdi.

Batı medyasında çıkan haberler, bu tartışmalara kapı aralarken dün de Finansial Times’ta ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Türkiye’ye ‘yasadışı Rus sermayesi veya işlemleri için güvenli bir liman haline gelmeme çağrısında bulunduklarını’ bildiren açıklaması dikkat çekti. İktidara yakınlığı ile bilinen Türkiye Gazetesi’nin önceki gün manşetinde yer alan, ‘Erdoğan’ın Suriye Devlet Başkanı Esad ile telefonda görüşeceği’ haberi bir başka önemli gelişme oldu. Suriyeli kaynaklar haberi yalanlasa da konunun yandaşlar tarafından tartıştırılıyor olması önemli. Öte yandan iktidara desteğiyle öne çıkan Aydınlık gazetesinin önceki günkü, iktidarı “Atlantik Sistemi’ne uyum gösterip Üretim Devrimi’ne yan çizmekle” suçlayan manşeti de bir diğer ayrıntı oldu.

Konuya ilişkin Birgün’den Mehmet Emin Kurnaz’a değerlendirmelerde bulunan uzmanlar, son dönemki gelişmelerin Türkiye’nin eksen kayması yaşadığı şeklinde yorumlanmasının abartılı ve gerçek dışı olduğu yorumunu yaptı. Uzmanlara göre iktidar içeride sıkıştı. Batıdan ve NATO çizgisinden çıkmaya niyeti de yok. Sıcak para bulabileceği, kendine alan açabileceği her fırsatı değerlendirme gayreti içinde. Seçime kadar günübirlik gel git politikalarına devam ederek ayakta kalmaya çalışacak.

Bir yıl boyunca gelgitler artacak

“İktidarın son dönemki hamleleri konjonktürel oynamalardır” diyen emekli Büyükelçi Engin Solakoğlu, “Türkiye’nin eksen değiştirmesinden ziyade AKP’nin iktidara tutunma çabaları olarak değerlendirilmesi gereken eylemler. Bunların kökü yok, bu konulara dair daha çok batıda Finansial Times gibi yayınlarda çıkan haberler var. Türkiye NATO zirvesine katıldığında da ‘geri döndü’ diyorlar. Sonra Soçi’de görüşme yapılıyor, bu sefer ‘ekseni değişti’ filan diyorlar. Böyle eksenler kolay değişen eksenler değildir” ifadelerini kullandı. Türkiye’nin NATO’nun çok uzun yıllardır üyesi olduğunu söyleyen Solakoğlu şu değerlendirmeyi yaptı: “Bütün altyapısı NATO’ya uyarlanmış. Yani önümüzdeki on ay içerisinde, seçime kadar AKP bu gelgitleri yapacaktır ama bunlar sonuç olarak öze ilişkin eylemler değildir. Bunlar kısa vadede AKP’nin iktidarda kalmak için birtakım çıkarlar elde etmeyi umduğu eylemlerdir. Bunlar ekonomik çıkarlar olabilir. Batıyla pazarlıkta elini yükseltme amacı olabilir. Yani bunların hepsini birden deniyor şu anda AKP Genel Başkanı. Yani burada tek tek olaylar üzerinden Türkiye’nin yönünü çevirdiği yorumu yapmak mümkün değil. Gerçekçi de değil. Batının zaman zaman başvurduğu bir tür gözdağı verme yöntemi de diyebiliriz. AKP de neticede Batı’nın iktidara getirdiği bir partidir. Dolayısıyla AKP’nin zaten böyle bir niyeti de yok.”

Kendine alan açmaya çalışıyor

Eksen tartışmalarını abartılı bulduğunu söyleyen Uluslararası İlişkiler Uzmanı Soli Özel ise “Tabii benim bunu abartılı bulmam Türkiye’nin izlediği politikanın mantığını tam olarak anladığım anlamına da gelmiyor. Türkiye gene dünya sistemindeki boşluklardan yararlanarak kendine alan açmaya çalışıyor. Fakat açıkçası ben bugünkü uluslararası ortamın Türkiye’nin arzu ettiği genişlikte bir alanın önünü açmış olduğu kanısında değilim. Ama şunu da kabul etmek lazım. Tahıl koridoru anlaşması çok önemli bir anlaşma. Herkes Türkiye’nin bunun gerçekleşmesindeki payını kabul ediyor. Zaten Türkiye bu işlerin içinde olmasa o koridorun açılabilmesi mümkün değil. Çünkü yolu Türkiye kontrol ediyor. O anlamda son derece olumlu bir katkı yaptı ve bu şekilde sadece Ukrayna’ya destek veren Batılı müttefiklerinin değil bir bakıma Rusya’nın da hayır duasını alıyor” diye konuştu.

Çizgiyi aşmaması yönünde uyarıyorlar

Bu anlaşmayla Rusya’nın da kendi mallarını gönderebilmesinin yolunun açıldığını vurgulayan Özel, “Şimdi buradan yola çıkarak Türkiye’nin Rusya’ya doğru yöneldiğini söylemek mümkün değil. Çünkü buradan asıl yararlanması beklenen ülke de Ukrayna. Buna karşılık şunu hatırlatayım. Amerikan Hazine Bakan Yardımcısı bir buçuk ay önce Türkiye’ye gelmişti ve Türkiye’yi özellikle finansal konularda yaptırımları delme yoluna girmemesi konusunda uyarmıştı. İran’ın ambargosunun delinmesine benzer bir şeye belli ki bugünkü kritik ortamda hiç de sıcak bakılmayacak, daha doğrusu göz yumulmayacak. Bu arada tabii Türkiye’ye Rus vatandaşlarının sermayesi geliyor. Bunların içinde oligarklar var mıdır yok mudur onu bilmiyorum. İşte dört yüz bin dolar veren, Türkiye vatandaşı olabiliyor. İnce bir çizgi var ortada, Türkiye’nin o ince çizgide ters tarafa kaymaması konusunda uyarılar yapılıyor. Ben Financial Times’daki yazıyı da bu şekilde değerlendiriyorum” dedi.

Krizler pansumanla düzelecek gibi değil

Erdoğan’ın bir buçuk ay önce NATO Zirvesi’nde Rusya’yı düşman ilan eden bir belgenin altına imza attığını hatırlatan Özel, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ondan sonra biz denge politikamıza devam edeceğiz demek açıkçası normal sayılmaz ve o denge politikasının devam ettirme alanının ne kadar var olduğu açıkça tartışılabilir. Yönetim, para bulabildiği her yerden para bulmak için uğraşıyor. Güya Suudi Arabistan’dan da on milyar dolar gelecekmiş. Akkuyu nedeniyle Rusya’dan yedi milyar dolar gelmiş. Bu şekilde rezervler yukarı çekilmiş. Ama bugünkü iktisat politikası devam ettikçe Türkiye’nin kendini dertten kurtarabileceğini açıkçası pek sanmıyorum. Yani bu meseleler pansumanla geçiştirilecek gibi bir durum değil. Ama seçime kadar bulunabilecek her yerden para bulma işine yöneticiler her şeyi yapacaklar gibi gözüküyor.”

Görüşme iddiasına yalanlama

Üst düzey Suriyeli kaynaklar, Türkiye medyasının “Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad arasında bir telefon görüşmesi olabileceği” yönündeki haberleri kesin bir dille yalanladı. Türkiye gazetesinde dün yayınlanan bir haberde, İran ve Rusya ile yapılan Tahran ve Soçi görüşmelerinde “Suriye sahasına yansıyacak önemli kararlar alındığı” belirtildi. Haberde, “Ankara’nın ‘Henüz erken’ dediği Erdoğan ile Esad görüşmesinin bir telefon düzeyinde de gerçekleşebileceği” iddiası da yer almıştı.

Paylaşın