Yargıtay’ın Man Adası Kararı Ne İfade Ediyor?

Yargıtay, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın akrabalarının vergi cenneti Man Adası’ndaki şirketlere 18 milyon dolar aktardığına dair açıklamaları doğrulayan karara imza attı. 2017’de Cumhurbaşkanı’nın yakınlarının adları Man Adası’nda kayıtlı bir offshore şirketle gündeme geldi.

İddiaya göre Erdoğan’ın oğlu, kardeşi, eniştesi, dünürü ve eski özel kalem müdürü, 2011’de bu şirkete tam 18 milyon dolar gönderdi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, konuyla ilgili bilgileri partisinin 28 Kasım 2017’deki grup toplantısında kamuoyuyla paylaştı. CHP lideri, 2011’de gerçekleşen para transferleriyle ilgili swift mesajları ve dekontları da gösterdi.

“İtiraz edilen olay gerçek”

İddialar Erdoğan cephesinden yalanlanırken, Kılıçdaroğlu üç ayrı davayla tazminata mahkûm edildi. Ancak Yargıtay 4. Hukuk Dairesi toplamda 631 bin lirayı bulan bu tazminat kararlarını bozdu.

DW Türkçe’den Pelin Ünker’e konuşan Uluslararası Şeffaflık Örgütü Türkiye Temsilcisi Oya Özarslan, Yargıtay kararına göre “iddiaların olgusal gerçeklere dayandığına” işaret ediyor. Bu ifadenin kritik olduğunu vurgulayan Özarslan, “Hatta bu kişilerin hesaplarına para aktarıldığına ilişkin bankadan gelen cevabın, MASAK cevabıyla da MASAK değerlendirmesiyle de uygun olduğunu belirtiyor. Bu aslında, yani itiraz edilen, inkâr edilen bu para aktarılması olayının gerçek olduğunu işaret eder” diyor.

Yargıtay kararında ayrıca, Kılıçdaroğlu’nun, Erdoğan’a yönelik ifadelerinin, ifade özgürlüğünün sınırlarını aşmadığı vurgulandı.

Süper zenginler adası

İrlanda denizinde yer alan bir vergi cenneti olan Man Adası, kuyruksuz Manx kedilerinin yanı sıra dünyanın süper zenginlerine karşı hoşgörülü vergi muamelesi ile tanınıyor.

Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu’nun (ICIJ) 2017’de gerçekleştirdiği Paradise Papers araştırmasına göre zenginlere kamu denetiminden uzak ön onaylı muafiyetler sağlayan Ada, özel jetlerin kaydedildiği en önemli merkez. Man Adası hükümeti, o dönem, Ada’da kayıtlı 231 jet için KDV iadesinin 1 milyar dolardan fazla olduğunu açıklamıştı.

Erdoğan’ın akrabalarının düşük vergi oranları ve yüksek düzeyde kurumsal gizlilik sunan Man Adası’na gönderdiği paranın kaynağı ise belirsiz.

Oya Özarslan, parayı gönderenlerden birinin bir emekli öğretmen olduğuna dikkat çekerek “O dönemde bu para nereden, nasıl geliyor gibi sorular da sorulmuştu. Ama bunların hepsi havada kaldı tabi” diyor.

Siyasi sonuçları olur mu?

Yargıtay’ın bozma kararının siyasi sonucu olup olmayacağının ise belirsiz olduğunu vurgulayan Özarslan, “Çünkü siyasi açıdan çok da önemli bir iddiada bulunulmuştu. İspat edilirse siyaseti de bırakırım, Cumhurbaşkanlığı’nda bırakırım filan gibi bir iddia olmuştu” diye ekliyor.

Türkiye’de Ocak 2006’dan itibaren, Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 30’uncu maddesinin 7 no’lu bendi değiştirilerek, vergi cenneti ülkelerinde yapılan ticari işlemlerde yüzde 30 vergi uygulanması kararlaştırılmıştı.

Vergi uzmanı Nedim Türkmen, daha önce Bakanlar Kurulu, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçildikten sonra ise Cumhurbaşkanı Erdoğan vergi cennetleri listesini açıklamadığı için bu vergi tevkifatının yapılamadığına dikkat çekiyor.

Bu yüzden Maliye Bakanlığı harekete geçemiyor. Hazine ise gelir kaybına uğruyor.

Türkmen, “Kurumlar Vergisi Kanunu’nun bu hükmü uygulanmadığı için vergi cennetlerinde bulunan şirketler Türkiye’deki şirketlere faturalar düzenliyorlar. Bunların çok büyük bir bölümü gider faturası. Dolayısıyla bu da şirketlerin Türkiye’de daha az kurumlar vergisi ödemesini sağlıyor” ifadelerini kullanıyor.

“Vergi cenneti listesi açıklanmalı”

Vergi cennetlerinde şirket kurmanın ya da hesap açmanın suç olmadığının altını çizen Türkmen, “Bunun suç olabilmesi için ya bir suç gelirinin aklanması faaliyetinde bulunmak gerekiyor ya da örneğin Türkiye’de vergi kaçırdınız, bunları offshore şirketlere aktarmanız durumunda konu gündeme gelebilir” diyor.

Vergide zamanaşımının beş yıl olduğunu ifade eden Türkmen, kara paraya ilişkin bir suçlama yöneltebilmek için ise öncelikle öncü suçun olması gerektiğini söylüyor. Türkiye’de bu anlamda yapılan incelemelerde şimdiye dek çok bir mesafe katedilmediğini dile getiren Türkmen, “Hükümetin yapması gereken OECD’nin vergi cennetleri listesini Türkiye için de geçerli olacak şekilde açıklamak. Ondan sonra Türk şirketleriyle vergi cennetlerinde bulunan offshore şirketleri arasındaki ilişkilerin, para hareketlerinin azalacağını söyleyebiliriz” diye konuşuyor.

Vatandaşın üzerindeki vergi yükü

Oya Özarslan da Türkiye’de dolaylı vergilerin vatandaşın üzerinde büyük bir yük oluşturduğuna işaret ederek “Deprem gibi nedenlerle çıkarılmış dolaylı vergileri bile hala ödemeye devam ediyoruz. Ama bir yandan vergi cennetlerine giden paraları vergilendirmemekte ısrar ediyoruz, bunlara gözümüzü kapatıyoruz” ifadelerini kullanıyor. Özarslan, bunun vergi adaleti duygusunu, eşitlik duygusunu da zedeleyen bir olgu olduğunu söylüyor.

Türkiye’de vergi cennetleriyle mücadele, paranın kaçışını önlemekten ziyade halihazırda vergi cennetlerine aktarılmış kayıt dışı zenginliğin ülkeye dönmesi ve kayıt altına alınmasına yönelik. Kamuoyunda “Varlık Barışı” olarak bilinen ve periyodik olarak çıkarılan bu düzenlemeler, offshore ile mücadele yerine teşvik ettiği yönünde eleştiriliyor.

Varlık Barışı düzenlemelerinin 2008’den bu yana, neredeyse iki yılda bir çıktığını belirten Oya Özarslan, en son yedinci kez çıkarılan Varlık Barışı’nın 30 Haziran 2020’ye kadar uzatıldığını söylüyor.

Varlık Barışı’yla getirilen paranın üzerinden herhangi bir vergi ödenmesi ihtimalinin ortadan kaldırıldığını dile getiren Özarslan, bu paraların vergi cezasına ya da denetime tabi tutulmadığını da ekliyor.

“Kara para aklamada risk”

Son getirilen düzenlemeyle para, altın, döviz, menkul kıymetler ve hatta bavulla getirilen paraların bile kaynağının ne olduğu sorulmadan sistemin içine sokulmasına imkân tanındığını vurgulayan Özarslan, “Bu kara para aklama açısından büyük bir riske işaret eder. Çünkü kara para aklamada, özellikle de nakitle el değiştiren para en büyük risk noktalarından birisi olarak gözükür” diyor.

Man Adası belgelerini 2017’den bu yana tartışan Türkiye, geçen yıl kara paranın aklanmasını engellemede başarılı olamadığı için OECD Mali Eylem Gücü tarafından gri listeye alınmıştı.

11,3 trilyon dolar vergi cennetlerinde

Verginin daha yüksek olduğu ülkelerde kazanılıp vergi oranlarının çok daha düşük olduğu vergi cennetlerine kaçırılan yıllık para miktarının kesin olarak ne kadar olduğu bilinmiyor. Fakat Paris merkezli Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) 2020 yılında yaptığı bir araştırmaya göre, en az 11,3 trilyon ABD Doları offshore sisteminde tutuluyor.

Offshore sisteminin karmaşıklığı ve gizliliği nedeniyle, bu servetin ne kadarının vergi kaçakçılığı ve diğer suçlarla bağlantılı olduğunu veya ne kadarının yetkili makamlara rapor edildiğini bilmek ise mümkün değil.

Paylaşın

Yargıtay Verileri Güncelledi: AK Parti’nin Üye Sayısı Düştü

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın açıkladığı son verilere göre, AK Parti’nin 2 Mart 2022’de 1 milyon 89 bin 543 olan üye sayısı, 35 günde 5 bin 319 azalarak 11 milyon 84 bin 224’e geriledi.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, faaliyette bulunan siyasi partilerin üye sayısı verilerini güncelledi. Gazete Duvar’dan Serkan Alan’ın haberine göre, Yargıtay’ın 7 Nisan itibariyle açıkladığı verilerine göre AK Parti’nin üye sayısında 5 binin üzerinde azalma meydana geldi. MHP ise üye sayısını artırdı.

‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemi’ mutabakat metnini liderler düzeyinde imzalayan CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, DEVA Partisi ve Gelecek Partisi’nin üye sayıları artarken Demokrat Parti’nin üye sayısı azaldı.

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısıyla partide uzun süredir ‘yeni üye’ kampanyası yürütülüyor. 15 milyon üye hedefinde olan AK Parti, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın açıkladığı son verilere göre bu hedefinden oldukça uzak durumda. AK Parti’nin 2 Mart 2022’de 1 milyon 89 bin 543 olan üye sayısı, 35 günde 5 bin 319 azalarak 11 milyon 84 bin 224’e geriledi.

Cumhur İttifakı ortağı MHP’de ise AK Parti’nin tersine üye sayısında artış kayıtlara geçti. MHP 476 bin 823 olan üye sayısını 3 bin 62 artırarak 479 bin 885 üyeye ulaştı.

Sandık güvenliği çerçevesinde üye örgütlenmesi çalışmalarına devam eden CHP’de bir süredir gözlenen üye artış trendi Yargıtay’ın son verilerine göre de devam etti. Bir ay önce 1 milyon 315 bin 22 üyeye sahip olan parti, 15 bin 589 yeni üye ile toplam 1 milyon 330 bin 611 sayısına ulaştı.

En çok üye artıran parti İYİ Parti oldu

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in esnaf ziyaretlerini sürdürdüğü dönemde, İYİ Parti’nin üye sayısında artış yaşandı. İYİ Parti 539 bin 929 olan üye sayısını 18 bin 18 artırarak 557 bin 947 üyeye ulaştı. Yargıtay’ın verilerine göre üye sayısını son bir ayda en çok artıran siyasi parti İYİ Parti oldu.

Gültekin Uysal’ın liderliğini üstlendiği ve Millet İttifakı içerisinde yer alan Demokrat Parti’nin üye sayısı ise bu dönemde düştü. Demokrat Parti’nin 402 bin 194 olan üye sayısı 2 bin 525 azalışla 399 bin 669’a geriledi.

AK Parti’den istifa eden eski Başbakan Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan’ın kurdukları siyasi partilerin üye sayısındaki artış eğilimi son verilerde de sürdü. Babacan’ın liderliğindeki DEVA Partisi 127 bin 889 olan üye sayısını 14 bin 14 artırarak 141 bin 903 üyeye ulaştı. Davutoğlu’nun liderliğini üstlendiği Gelecek Partisi ise 52 bin 241 olan üye sayısını 3 bin 373 artırarak 55 bin 614 üyeye ulaştı.

Millet İttifakı üyesi, Temel Karamollaoğlu liderliğindeki Saadet Partisi de son bir ayda üye sayısını artıran partiler arasında yer aldı. SAADET 271 bin 210 olan üye sayısını 2 bin 78 artışla 273 bin 288’e çıkardı.

Eski başbakanlardan Necmettin Erbakan’ın oğlu Fatih Erbakan’ın genel başkanlığını üstlendiği Yeniden Refah Partisi 200 bin üye barajını son verilere göre aştı. Parti 187 bin 873 olan üye sayısını 14 bin 716 artışla 202 bin 589’a çıkardı.

HDP’nin üye sayısı arttı

Kapatılması talep edilerek hakkında dava açılan ve bir yandan da ‘Demokrasi İttifakı’ çalışmalarını sürdüren HDP, son bir ayda üye sayısını arttıran siyasi partiler arasında yer aldı. Yargıtay’ın verilerine göre 42 bin 648 üyesi olan HDP, 371 artışla 43 bin 19 üyeye ulaştı.

Üçüncü İttifak kapsamında çalışmalar yürüten Türkiye Komünist Partisi (TKP), Sol Parti ve Emek Partisi’nin üye sayıları da Yargıtay tarafından güncellendi. Türkiye Komünist Partisi 4 bin 786 olan üye sayısını 92 artışla 4 bin 878’e, Sol Parti 5 bin 45 olan üye sayısını 105 artışla 5 bin 556’ya çıkardı.

Emek Partisi’nin ise 5 bin 259 olan üye sayısı 3 azalarak 5 bin 256’a geriledi. Meclis’te 4 Milletvekiliyle temsil edilen Türkiye İşçi Partisi, ise 7 bin 624 olan üye sayısı ise son bir ayda bin 152 artarak toplam üyeye 7 bin 776’a ulaştı.

CHP’den ayrılarak Memleket Partisi’ni kuran Muharrem İnce’nin partisi de son bir ayda üye sayısını artırdı. Memleket Partisi 20 bin 636 olan üye sayısını bin 704 artırarak toplam 22 bin 340 üyeye ulaştı.

Cumhurbaşkanı adayı olarak Mansur Yavaş’ı göstererek dikkatleri üzerine çeken Zafer Partisi’nin lideri Ümit Özdağ’ın partisi de bu dönemde üye sayısını artırdı. Zafer Partisi 2 bin 381 üyeden bin 622 artışla toplam 4 bin 3 üyeye ulaştı. Sosyal medyada gösterdiği tepkilerle ve açıklamalarıyla gündem olan Mustafa Sarıgül’ün partisi Türkiye Değişim Partisi’nin üye sayısı 8 bin 188 olarak kayıtlara geçti.

Paylaşın

Yargıtay ‘Dilini Keserim’ Sözünü ‘Tehdit’ Olarak Değerlendirdi

Yargıtay bir hakaret davasında “dilini keserim” sözünü “tehdit” olarak değerlendirdi ve sanık hakkında verilen beraat kararını bu nedenle bozdu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sanatçı Sezen Aksu’ya yönelik, “Hz. Adem efendimize kimsenin dili uzanamaz; o dilleri yer geldiğinde koparmak bizim görevimizdir” demişti.

Kısa Dalga’dan Ersan Atar’ın haberine göre, Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin kararına dayanak olay, İstanbul’un Küçükçekmece ilçesinde yaşandı.

Davaya konu olayda iki kişinin tartışması sırasında taraflardan biri diğerine “Dilini keserim” dedi. Olaydan sonra mağdur dava açtı. Yargılamanın ilk aşaması Küçükçekmece 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Mahkeme sanığın bu sözü karşısında beraat karar verdi. Kararı Küçükçekmece Başsavcılığı temyiz etti.

“Tehdit, bilinç ve irade özgürlüğünü ihlal eder”

Temyiz incelemesini yapan Yargıtay 4. Ceza Dairesi önce “tehdit” suçunun şartlarını değerlendirdi ve şu tespitlerde bulundu:

“Tehdit fiili, kişinin ruh dinginliğini bozan, iç huzurunu, bilinç ve irade özgürlüğünü ihlal eden bir olgudur. Fiilin mağdur üzerinde ciddi bir korku yaratabilmesi açısından sonuç almaya objektif olarak elverişli, yeterli ve uygun olması gerekir. Ayrıca tehdidin somut olayda muhatap üzerinde etkili olması şart değildir. Bu nedenle çok istisnai haller hariç mağdurun korkup korkmadığının araştırılması gerekmez. Tehdit suçunun manevi öğesi genel kasttan ibaret olup suçun yasal tanımındaki unsurlarının bilerek ve istenerek işlenmesini ifade eder.”

Kararda, “Olayda tasarlamanın varlığı aranmadığı gibi, saikin de öneminin olmadığına” vurgu yapıldı.

Daire’nin kararında, sanığın da dava konusu olan sözleri kabul ettiğine dikkat çekilerek, yerel mahkemece beraat kararı verilmesindeki isabetsizliğin gerekçesini şu ifadelerle aktarıldı:

“Sanığın aşamalardaki savunmasında, aralarında çıkan tartışmada mağdura “senin dilini keserim” dediğini beyan etmesi, yerel Mahkeme tarafından da sanığın mağdura anılan tehdit sözlerini söylediğinin kabul edilmesi karşısında; sanığın mağdura söylediği kabul edilen “senin dilini keserim” şeklindeki sözlerinin TCK’nın 106/1-1. cümle kapsamındaki tehdit suçunu oluşturduğu gözetilmeden, sanık hakkında yasal olmayan gerekçeyle atılı suçtan beraat kararı verilmesi… bozmayı gerektirmiştir.”

Yargıtay’ın kararında dava konusu olaydan sonra TCK’nın tehdit suçunu tanımlayan 106’ncı maddesinin 2016 yılında yapılan yasa değişikliği ile “uzlaştırma” kapsamına alındığı hatırlatılarak, yerel mahkemece önce uzlaştırma işleminin uygulanması, sanığın durumunun bu kapsamda tekrar değerlendirilmesi istendi.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 29 Kasım 2018 tarihinde verdiği 2014/33813 esas sayılı karar, oybirliğiyle alındı.

Ne olmuştu?

Sezen Aksu’nun 2017 yılında çıkardığı “Şahane Bir Şey Yaşamak” şarkısında geçen “Binmişiz bir alamete. Gidiyoruz kıyamete. Selam söyleyin o cahil Havva ile Adem’e…” sözleri iktidara yakın isimlerce sosyal medyada hedef gösterildi.

Ankara’da Mikail Yılmaz isimli bir avukat ile beraberindeki bir grup ise Aksu hakkında, “dini değerlere hakaret ve tahrik veya aşağılama” suçunu işlediği iddiasıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu, iktidara yakın bir grup Aksu’yu evinin önünde protesto etti.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de partisinin grup toplantısında Aksu’yu hedef gösterdi.

Erdoğan da cuma namazı sonrası mihraba çıkarak yaptığı açıklamada “Hakaretlerin bini bir para. Bütün bunların karşısında dimdik duracak olanlar sizlersiniz. Hz. Adem efendimize kimsenin dili uzanamaz. O uzanan dilleri yer geldiğinde koparmak bizim görevimizdir. Havva validemize kimsenin dili uzanamaz. Onlara da had bildirmek bizim görevimizdir” dedi.

Paylaşın

Yargıtay, ‘Futbolda Şike Davası’nda Verilen Beraat Kararlarını Onadı

Yargıtay 5. Ceza Dairesi, “futbolda şike davası” olarak bilinen davada eski Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın da aralarında bulunduğu 4 kişi hakkındaki beraat kararlarını onadı. Fenerbahçe Başkanı Koç, “27 Aralık 2021 tarihi Fenerbahçe Spor Kulübü’nün tarihi günlerinden biridir” dedi.

5. Ceza Dairesi, 36 sanıklı davadan dosyası ayrılan Aziz Yıldırım, Abdullah Başak, İlhan Yüksel Ekşioğlu, Ahmet Çelebi’nin beraatlerine ilişkin yerel mahkeme kararına karşı, Trabzon Kulübü Derneği’nin temyiz istemini bugün karara bağladı.

Kararda, “Hukuka aykırı nitelikteki bu deliller dışlanarak mevcut delillerin değerlendirilmesi suretiyle Aziz Yıldırım, Abdullah Başak, Ahmet Çelebi ve İlhan Yüksel Ekşioğlu’nun atılı şike ve teşvik primi suçlarından mahkumiyetlerine dair hükümlerin, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 323/1 maddesi gereğince iptali ve hükümlülerin isnat edilen suçlardan beraatlerine ilişkin yerel mahkeme kararlarında bir isabetsizlik görülmemiştir.” denildi.

Yargıtay 5. Ceza Dairesi, diğer sanık Selim Kımıl hakkında Giresun FM’in sahibi Mustafa Cici’ye yönelik tehdit suçundan verilen mahkumiyet hükmünün temyizini de karara bağladı. Daire, Kımıl’ın avukatının temyiz istemini reddederek mahkumiyet kararını onadı. Böylece 3 Temmuz 2011’de başlayan yargılama süreci sona erdi.

Yargıtay’ın kararını, eski Fenerbahçe Asbaşkanı Şekip Mosturoğlu, sosyal medya hesabından kamuoyuna duyurdu. Mosturoğlu, konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı;

“3 Temmuz 2011 de başlayan, ceza yargılaması süreci bugün sona ermiştir.İst.13.Ağır Ceza Mahkemesinin Sn.Aziz Yıldırım,Sn.İlhan Ekşioğlu, ben ve yargılanan diğer dava arkadaşlarımız için vermiş olduğu BERAAT KARARI Yrg.5.Ceza Dairesi tarafından ONANMIŞTIR. Camiamıza hayırlı olsun.”

“Fenerbahçe Spor Kulübü’nün tarihi günlerinden biri”

Fenerbahçe Başkanı Ali Koç ise FBTV’de yaptığı açıklamada bugün bekledikleri kararın çıktığını söyledi, “27 Aralık 2021 tarihi Fenerbahçe Spor Kulübü’nün tarihi günlerinden biridir” dedi.

Öte yandan Fenerbahçe Spor Kulübü de Twitter hesabından bir açıklama yaptı:

Paylaşın

‘Sahte İçkiden Ölüme’ Yargıtay’dan Emsal Karar

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun, son üç günde 24 kişinin hayatını kaybettiği sahte içkiden ölümlerle ilgili verdiği emsal bir kararı ortaya çıktı. 2014 yılında Kırklareli’nde ürettiği el yapımı sahte içkiyi satarak bir kişinin ölümüne neden olan market sahibine verilen 16 yıl 8 aylık hapis cezasını onayan Yargıtay, sanığın suçunun “olası kastla insan öldürme” olduğunu kaydetti.

DW Türkçe’de yer alan habere göre; Yargıtay, sanığın sahte rakının insan sağlığı için tehlikeli olup ölümlere yol açabileceğini öngörebilecek bilgiye ve tecrübeye sahip olduğunu ifade etti. Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’na göre kaçak alkol üreten ve satanlara 3 yıldan 6 yıla kadar hapis cezası veriliyor. Eğer bu suç, örgütlü bir şekilde işlenmişse verilecek ceza iki katına kadar çıkarılabiliyor.

Örgütlü kaçakçılık yapanlar 12 yıla kadar hapisle yargılanıyor. Bu cezalara karşın son yıllarda sahte içki vakalarında yaşanan artışların önüne geçilemiyor. Geçen yıl da yaklaşık 100 kişi metil alkol zehirlenmesi nedeniyle hayatını kaybetti. Ve Yargıtay’ın 9 Eylül 2021 tarihli bu kararı, bundan sonra kaçak içki üreten ve satanların olası kastla öldürme suçundan 25 yıla kadar hapis istemiyle yargılanacağı anlamına geliyor.

Kırklareli’nde el yapımı sahte içkiden zehirlenen bir kişi, Lüleburgaz Devlet Hastanesi’ne kaldırılmıştı. İki gün görme kaybı yaşadığını belirten hastanın bu süreçte karın ağrısı yaşamış ve nefes almakta zorlanmıştı. Yoğun bakıma alınan ve böbrek yetmezliği meydana gelen hasta, hayatını kaybetmişti. Bunun üzerine sahte içki sattığı belirlenen marketin bodrum katındaki depoya polisler baskın yaparak bir miktar el yapımı şarap ve rakı ele geçirmişti. Savcılık, sahte içkiyi yaparak sattığı tespit edilen market sahibi hakkında olası kastla ölüme neden olma suçundan 25 yıla kadar hapis istemiyle dava açmıştı. Sanık savunmasında suçlamaları reddederek kimseye sahte içki satmadığını öne sürmüştü.

“Başsavcılık itiraz etti”

Kırklareli Ağır Ceza Mahkemesi, 2016 yılında sanığı olası kastla adam öldürme suçundan 16 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırdı. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi de bu cezayı onadı. Ancak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, kanun yararına bozma talebiyle bu karara itiraz etti. Sanığın daha az ceza öngören bilinçli taksirle ölüme neden olma suçundan cezalandırılmasını isteyen Başsavcılık, maktulün ölümüne neden olan içkiyi sanığın sattığı konusunda tereddüt bulunmadığını belirtti. Buna karşılık sanığın zehirli içkiyi yaptığına dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı kanıtların tespit edilemediğini öne süren Başsavcılık, söz konusu içkinin sanığa kimliği tespit edilmeyen üçüncü bir kişi tarafından getirildiğinin ve sanığın bu içkinin yapımında metil alkol kullanıldığını bilmediğini öne sürdü.

“Yargıtay son kararı verdi”

İtirazı Yargıtay’ın en üst karar organı olan Yargıtay Ceza Genel Kurulu görüştü. Kurul itirazı reddetti ve sanığın cezasını onadı. Yargıtay, dava konusu uyuşmazlığın; sanığın eylemlerinin olası kasıtla öldürme suçunu mu yoksa bilinçli taksirle ölüme neden olma suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkin olduğunu kaydetti. Kararda, bakkal dükkânının bodrum katında sahte içki üretimi yaptığı anlaşılan sanığın, pet şişe içerisinde verdiği rakının sahte ve kaçak olduğunu bildiği belirtilerek şu değerlendirme yapıldı:

“Sanığın sahte rakının insan sağlığı için tehlikeli olup ölümlere yol açabileceğini öngörebilecek bilgiye ve tecrübeye sahip olduğu, sanığın bu şekilde rakı sattığı kişi ya da kişilerin sağlıklarının bozulabileceğini veya ölebileceğini öngörmesine rağmen sonucu kabullenerek eylemini gerçekleştirdiğinin anlaşılması karşısında, eyleminin olası kasıtla öldürme suçunu oluşturduğu ve sanığın kabullendiği muhtemel neticeye göre cezalandırılması gerektiği kabul edilmelidir.”

Olası kastın, kişinin sonucu öngörmesine karşın eylemi gerçekleştirmesi olduğunu belirten Yargıtay, bu konuda kırmızı ışıkta geçen sürücü ve düğünde alkollüyken havaya ateş açan kişiyi örnek gösterdi.

Paylaşın

HDP’nin Kapatma Davasına İlişkin Savunması Yargıtay’a Gönderildi

Anayasa Mahkemesi (AYM), Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) kapatma davası için sunduğu ve bir ek klasör ve 173 sayfadan oluşan ön savunmasını Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin’e gönderdi.

Haber Merkezi / Başsavcı Bekir Şahin, bir ay içinde esas hakkındaki görüşünü sunması gerekiyor. Bu görüş de HDP’ye gönderilecek. Daha sonra Anayasa Mahkemesince (AYM) belirlenecek tarihlerde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Şahin sözlü açıklama, HDP yetkilileri de sözlü savunma yapacak. Bütün sürecin ardından davaya ilişkin bilgi ve belgeleri toplayacak olan raportör, esas hakkındaki raporunu hazırlayacak.

15 kişiden oluşan AYM heyeti karara bağlayacak

Bu işlemler sürerken gerek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı gerekse davalı HDP, ek delil veya yazılı ek savunma verebilecek. Raporun, Yüksek Mahkeme üyelerine dağıtılmasının ardından Başkan Zühtü Arslan, toplantı için gün belirleyecek, üyeler belirlenen günde bir araya gelerek kapatma istemini esastan görüşmeye başlayacak. HDP hakkındaki kapatma davasını, 15 kişiden oluşan Anayasa Mahkemesi (AYM) heyeti karara bağlayacak.

Paylaşın

Yargıtay’dan HDP hakkında AYM’de kapatma davası; HDP’den sert tepki

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin, Halkların Demokratik Partisinin (HDP) kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi’nde (AYM) dava açtı. HDP, Eş Genel Başkanlar Pervin Buldan ve Mithat Sancar imzasıyla bir açıklama yayımlayarak karara sert tepki gösterdi.

Haber Merkezi / Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Şahin, yazılı açıklamasında, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarından olan siyasi partilerin, toplumun ekonomik ve sosyal gelişimine katkı sunmayı amaçlayan kurumlar olduğunu belirtti.

Siyasi partilerin bu amaçlarını evrensel ve demokratik hukuk kuralları çerçevesinde barışçıl yollarla gerçekleştirmelerinin esas olduğunu vurgulayan Şahin, bununla birlikte Anayasa’nın 68/3. fıkrasında ve Siyasi Partiler Yasası’nın 90. maddesinde, siyasi partilerin faaliyetlerini Anayasa ve kanun hükümleri çerçevesinde sürdürmeleri gerektiğinin düzenlendiğini hatırlattı.

Yine Anayasa’nın 14. maddesinde, temel hak ve hürriyetlerden hiçbirinin, “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve ortadan kaldırmayı amaçlayan” faaliyetler biçiminde kullanılamayacağının öngörüldüğünü anımsatan Şahin, şunları kaydetti:

“Anayasanın 69. maddesinin 6. fıkrasında ve Siyasi Partiler Yasası’nın 103. maddesinde, bir siyasi partinin Anayasa’nın 68. maddesinin 4. fıkrası hükümlerine aykırı eylemlerinden ötürü temelli kapatılmasına, ancak bu nitelikteki fiillerin işlendiğinin ve odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesince tespit edilmesi halinde karar verileceği belirtilmiş, fıkranın devamında da bir siyasi parti, bu nitelikteki fiiller o partinin üyelerince yoğun bir şekilde işlendiği ve bu durum o partinin tüm organlarınca zımnen veya açıkça benimsendiği, yahut bu fiiller doğrudan doğruya anılan parti organlarınca kararlılık içinde işlendiği takdirde söz konusu fiillerin odağı haline gelmiş sayılacağına işaret edilmiştir.”

Başsavcı Şahin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 11. maddesinin 1. fıkrasında, “herkesin barışçıl olarak toplanma ve dernek kurma hakkı”na sahip olduğunun belirtildiğini, aynı maddenin 2. fıkrasında ise bu hakların kullanılmasına, ulusal ve kamusal güvenliğin korunması, kamu düzeninin sağlanması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla kanunla kısıtlama getirilebileceği ilkesinin kabul edildiğini vurguladı.

Şahin, açıklamasında şu değerlendirmelerde bulundu:

“Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, terörün kınanmamasını dahi siyasi partilerin kapatılması için yeterli bir gerekçe olarak kabul etmiştir. Siyasi parti yönetici ve üyeleri demokratik ilkeler çerçevesinde faaliyetlerine devam etmeli, terör örgütleri ile irtibatlı ve iltisaklı olmamalı, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve ortadan kaldırmayı amaçlamamalıdır. Bu bağlamda, Halkların Demokratik Partisi yönetici ve üyelerinin beyan ve eylemleriyle demokratik ve evrensel hukuk kurallarının kabul etmeyeceği şekilde davrandıkları, PKK terör örgütü ve bağlı örgütlerle birlikte hareket ettikleri, örgütün uzantısı olarak faaliyetlerde bulunarak, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve ortadan kaldırmayı amaçladıkları anlaşıldığından, adı geçen siyasi partinin kapatılması Anayasa Mahkemesinden talep edilmiştir.”

HDP’den açıklama: Kapatma davası, ülke demokrasisine ve hukukuna ağır bir darbedir

HDP, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın parti kapatma davasına ilişkin olarak, Eş Genel Başkanlar Pervin Buldan ve Mithat Sancar imzasıyla bir açıklama yayımladı.

Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun vekilliğinin düşürülmesinin hatırlatılarak başlayan açıklamada “Gergerlioğlu’nun iktidarın siyasi hesapları ve hukukun çiğnenmesiyle vekilliğinin düşürüldüğü gün, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı partimiz hakkında kapatma davası açmıştır” hatırlatması yapıldı.

Açıklama şu şekilde:

”AKP iktidarı, kendisine bağımlı ve taraflı hale getirdiği yargıyı, siyaseti dizayn etmek için bir sopa olarak kullanmaktadır.

Partimize yönelik kapatma davası, ülke demokrasisine ve hukukuna ağır bir darbedir. Bu iktidar, darbeci bir yönetim olarak tarihe adını yazdırmıştır. AKP, kapatma davası ile yargı üzerinden MHP’ye bir kongre hediyesi vermiş, savcılar siyasi talimatla hareket etmiştir.

Yaşananlar, AKP-MHP iktidar blokunun içine düştüğü derin acizliği de göstermektedir. Fikren, politik olarak ve sandıkta üstünlük sağlayamadıkları HDP’yi, şimdi yargı eliyle demokratik siyasetten tasfiye etmeyi hedeflemektedirler. Bu saldırganlıkları yaşadıkları derin korkudan kaynaklanmaktadır.

HDP, sadece bir parti değil aynı zamanda bir fikirdir. Bu fikir etrafında milyonlarca insan kenetlenmiş durumdadır. Milyonlarca insan siyasi iradesine ve geleceğine sahip çıkacaktır.

AKP-MHP iktidarı ise demokratik meşruiyetini yitirmiş, zor ve baskı aygıtlarıyla ayakta durmaya çalışmaktadır. AKP-MHP iktidarı şunu çok iyi bilmeli ki, ne yaparsa yapsın, asla boyun eğmeyeceğiz, diz çökmeyeceğiz ve demokratik siyasetten asla taviz vermeyeceğiz, demokratik direnişimizi kararlı bir mücadeleyle sürdüreceğiz.

Tüm demokrasi güçlerini, toplumsal ve siyasal muhalefeti ve halkımızı bu siyasi darbeye, hukukun ve demokrasinin açıkça tasfiye edilmesine karşı ortak mücadeleye çağırıyoruz.

Partimizin Merkez Yürütme Kurulu’nu yarın olağanüstü toplantıya çağırıyoruz. Sahip olduğumuz tarihsel mücadele geleneğiyle bu karanlık süreci atlatacağız. İnançlıyız ve kararlıyız. Mutlaka, ama mutlaka kazanacağız.”

Paylaşın