Gençler Aylık Dört Bin Lirayla Yaşamaya Çalışıyorlar

Ekonomik koşullar, gençlerin eğitim ve kariyer hedeflerinin önüne geçerken, iş arayan mezunların yüzde 50,8’i ayda 4 bin lira ve altında bir gelirle yaşamaya çalışıyor.

Araştırma şirketi Youthall tarafından hazırlanan 2025 Gençlerin Beklenti ve Yönelimleri Araştırması gençlerin yaşam koşullarındaki ağır tabloyu ortaya koydu.

Araştırmaya göre, ailesiyle yaşayan öğrenci oranı 2024’te yüzde 40,5 iken bu yıl yüzde 44,2’ye yükseldi. Mezunlarda ise tablo çok daha çarpıcı. Geçen yıl yüzde 69,7 ailesiyle yaşarken bu oran, 2025’te yüzde 76,7’ye çıktı.

Çalışma, gençlerin büyük bölümünün aile desteği olmadan ayakta kalamadığını gösteriyor. Öğrencilerin yüzde 66’sı ailesinden düzenli maddi destek aldığını belirtirken, 5 öğrenciden 1’i haftalık bin TL ve altında bir gelirle geçimini sağlamak zorunda. Genel tabloya bakıldığında öğrenciler çoğunlukla aylık 4 ila 8 bin TL arasında bir bütçeyle yaşamını sürdürüyor.

Araştırmada mezunların koşullarının daha kötüleştiği dikkat çekiyor. İş arayan mezunların yüzde 50,8’i ayda 4 bin TL ve altında bir gelirle yaşamaya çalışıyor. Kirada kalabilenlerin oranı ise öğrencilerde yüzde 11,1, mezunlarda ise yüzde 11,8’de kaldı.

Raporda, ekonomik koşulların gençlerin hayallerinin önüne geçtiği, geçim kaygısının eğitim ve kariyer hedeflerinin önüne geçtiği vurgulandı.

Paylaşın

Son Bir Yılda 72 Çocuk İşçi İş Kazalarında Hayatını Kaybetti

Son eğitim – öğretim döneminde çocuk işçi ölümleri bir önceki eğitim – öğretim dönemine göre yüzde 10 artarak 72 oldu. Geçen eğitim – öğretim döneminde 66 çocuk işçi hayatını kaybetmişti.

Yeni eğitim öğretim yılı 8 Eylül Pazartesi günü başlarken, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi çocuk işçiliğe dair çarpıcı veriler açıkladı. 2024 Eylül – 2025 Ağustos döneminde en az 72 çocuk işçi çalışırken hayatını kaybetti.

Bir önceki döneme göre yüzde 10 artış yaşandığını belirten İSİG Meclisi, bu durumun çocuk işçiliğin yoksulluk ve güvencesizlik ekseninde derinleştiğinin göstergesi olduğunu ifade etti.

Raporda, tarım sektöründe 20, sanayide 19, inşaatta 17 ve hizmet sektöründe 16 çocuğun yaşamını yitirdiği kaydedildi. Çocuk işçi ölümlerinin ağırlıkla kırsal alanda görüldüğü yıllardan farklı olarak, son dönemde ölümlerin kent merkezlerinde yoğunlaştığına dikkat çekildi.

MESEM’ler kime hizmet ediyor?

Organize Sanayi Bölgeleri ve MESEM programları aracılığıyla çocuk işçiliğin devlet politikalarıyla kitleselleştiği vurgulandı.

İSİG Meclisi, 505 bin öğrencinin MESEM kapsamında haftanın dört günü işyerlerinde ucuz iş gücü olarak çalıştırıldığını, bunun eğitim değil “çocuk emeği sömürüsü” olduğunu belirtti. Son iki yılda MESEM kapsamında en az 15 çocuğun, farklı liselerde staj sırasında ise en az 7 öğrencinin hayatını kaybettiği hatırlatıldı.

İSİG Meclisi, “Mesleki eğitime karşı değiliz; ancak çocukların 10 yaşından itibaren ucuz işgücü haline getirilmesine karşıyız. Çocuk işçiliğe, geleceksizleştirmeye ve paralı eğitime karşı mücadelemizi sürdüreceğiz” ifadelerine yer verdi.

İSİG Meclisi’nin talepleri:

Çocuk işçilik yasaklanmalı, mesleki öğrenim çocuk gelişimine uygun bir biçimde planlanmalı ve kamusal kurallar çerçevesi içinde olmalıdır. Mesleki eğitime karşı değiliz ama yoksul çocukları 10 yaşından itibaren ucuz emek haline getiren, çocukluklarını yaşatmayan, köle gibi çalıştıran, iş cinayetlerinde öldüren adına mesleki eğitim denilen ucube düzenlemelere karşıyız. MESEM’ler bir eğitim-öğrenim işlevi görmemektedir. MESEM’li çocuklar işi bedava ve ağır koşullarda çalıştırılarak öğrenmektedir. Bu anlamda MESEM’leri revize etmek imkansızdır. MESEM’ler kapatılmalıdır.

Eğitim her kademede tamamen parasız olmalı, 4+4+4 eğitim sisteminden vazgeçilmeli ve müfredat aklın ve bilimin ışığında yenilenmelidir. Sorun, zorunlu eğitimin kaç yıl olacağı tartışmasında değil tam da buradadır. Yine Türkiye çapında okullarda bir öğün yemek verilmeli ve yoksul çocukların ihtiyaçları devlet tarafından karşılanmalıdır. Ulaşım sorunlarına çözüm oluşturulmalıdır. Okulların diğer tüm ihtiyaçları karşılanmalı, öğretmen atamaları yapılmalıdır. Bütçede eğitime aktarılan kaynak artırılmalıdır.

Yaşam alanlarımız uyuşturucu ve çeteleşmeden temizlenmeli, çocukların gelişimine uygun bir hale getirilmelidir. Suça sürüklenen çocuklar tartışmasındaki duruşumuz bu bakış açısıyla somutlaşacaktır. Acil yapmamız gereken yaşam alanlarımızda çeteleşmeye karşı örgütlenmek ve alternatif bir yaşamı örmektir.

Çocuk işçiliğe, geleceksizleştirmeye, paralı eğitime karşı işçi sınıfı mücadelesinin bir parçası olduğu bilinciyle güçlü bir gençlik hareketi oluşturulmalı ve bu süreçten etkilenen her yaş grubu örgütlenmelidir. Bu noktada bizler üzerimize düşeni yaparken ve gençlerimizin attığı-atacağı adımların da yanında olacağımızı belirtmeliyiz.

Paylaşın

Türkiye’de Çocuk Sahibi Olmak Artık Lüks

Türkiye’de çocuk sahibi olmak, giderek ertelenen veya vazgeçilen bir lüks haline geliyor. TÜİK’in verilerine göre, 0-4 yaş grubundaki çocuk sayısı 2025 yılı itibarıyla 4 milyon 945 bin 831’e geriledi.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileriyle hazırlanan ve AK Parti’nin masasına gelen son araştırmaya göre, 0-4 yaş aralığındaki çocuk sayısı Cumhuriyet tarihinin en düşük seviyesine düştü. Raporda, bu düşüşün arkasında ekonomik zorlukların yanı sıra değişen kültürel ve sosyal faktörlerin de yattığı belirtiliyor.

Ekonomim’in haberine göre, AK Parti tarafından Ağustos 2025’te yapılan saha araştırması, kamuoyunun en büyük endişesinin “hayat pahalılığı ve enflasyon” olduğunu ortaya koydu. Ancak bu temel ekonomik krizin gölgesinde, Türkiye’nin geleceğini derinden etkileyecek sessiz bir sorun daha dikkat çekiyor: nüfus yapısındaki kırılmalar.

Araştırmaya göre, Türkiye’de evlenme yaşı yükseliyor ve çocuk sahibi olmak, giderek ertelenen veya vazgeçilen bir lüks haline geliyor. TÜİK’in verilerine göre, 0-4 yaş grubundaki çocuk sayısı 2025 yılı itibarıyla 4 milyon 945 bin 831’e gerileyerek tarihi en düşük seviyeyi gördü.

Raporda, çocuk sayısındaki düşüşün tek başına ekonomik koşullarla açıklanamayacağı vurgulandı. Araştırma, çocuk sayısındaki azalmanın başlıca nedenlerini şöyle sıralıyor:

Ekonomik zorluklar
Değişen kültürel değerler
Aile kavramının önemini kaybetmeye başlaması
Gençlerin evlilikten uzaklaşması
Kadın istihdamının artışının çocuk sayısını etkilemesi

Raporda, bu soruna ilişkin siyasi görüş ayrılıklarına da yer verildi. CHP, İYİ Parti ve DEM Parti seçmenleri çocuk sayısındaki düşüşü ağırlıklı olarak ekonomik gerekçelerle açıklarken, AK Parti ve MHP seçmenleri ekonomik nedenlerin yanı sıra “aile değerlerinin zayıflaması” ve “gençlerin evlilikten uzaklaşması” gibi kültürel ve kimliksel faktörlerin de etkili olduğunu savunuyor.

Araştırma, Türkiye’nin son yıllarda ekonomik dalgalanmaların yanı sıra toplumsal değer sisteminde de önemli kırılmalar yaşadığına işaret ederek, toplumun bu sorunlarla yüzleşmesi gerektiğini belirtiyor.

Paylaşın

Türkiye’de Çalışanlar Mutsuz

Türkiye’de çalışanların mutluluk skoru 10 üzerinden 6.5 olarak belirlendi. En düşük mutluluk skoruna sahip bölge, 5.9 ortalama ile Marmara Bölgesi olurken en yüksek mutluluk skoruna sahip bölge 7.2 ortalama ile Doğu Anadolu Bölgesi oldu.

İş dünyasının önde gelen kuruluşlarından Pluxee ve nörobilim temelli araştırmalar yapan The Happiness Index, “Türkiye’de Çalışanlar Ne Kadar Mutlu?” başlıklı kapsamlı bir araştırma yayımladı. Mayıs 2025’te 2.100’den fazla çalışanın katılımıyla gerçekleştirilen çalışma, Türkiye’deki çalışanların mutluluk ve bağlılık seviyelerine dair çarpıcı sonuçlar ortaya koydu.

T24’ün haberine göre araştırma, çalışanların mutluluk skorunu 10 üzerinden 6.5 olarak belirledi. Bu skor, 7.9 olan global ortalamanın oldukça altında. Katılımcılar, özellikle “özerklik,” “kişisel gelişim” ve “anlam ve amaç” başlıklarında yeterli desteği alamadıklarını ifade etti. Bu yetersizlik, çalışanların şirketlerine olan bağlılıklarını da etkiliyor; bağlılık skoru globalde 7.8 iken, Türkiye’de 6.4’te kalıyor.

Coğrafi bölgeler arasında da mutluluk skorunda farklılıklar gözlemlendi. En düşük mutluluk skoruna sahip bölge, 5.9 ortalama ile Marmara oldu. Marmara Bölgesi’ndeki çalışanlar, kariyerlerinde ilerleme fırsatlarının daha az olduğunu ve iş yerine duydukları güvenin düşük olduğunu belirtiyor. En mutlu çalışanların ise 7.2 skorla Doğu Anadolu Bölgesi’nde olduğu görüldü. Bu bölgeyi Karadeniz ve Güneydoğu Anadolu izliyor.

Yaş grupları incelendiğinde ise çalışanların yaşı ilerledikçe mutluluk skorunun arttığı tespit edildi. 51-60 yaş grubundaki çalışanlar, “özerklik” ve “dinlenilme hissi” konularında diğer grupların önüne geçiyor.

Pluxee Türkiye Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Sinem Hekimoğlu, araştırma sonuçlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Hekimoğlu, Türkiye’deki çalışanların işlerine tutkuyla bağlı olsalar da, potansiyellerini gerçekleştirecek alan ve özgürlük bulamadıklarını paylaştı.

Hekimoğlu, “Çalışanların sesine kulak vermek ve onları gerçekten desteklemek, kurum kültürünü dönüştürmenin en güçlü yolu” dedi. Araştırmanın, işverenlere yol göstererek sürdürülebilir başarıya katkı sağlamayı hedeflediğini belirtti.

Paylaşın

2024’te Erişim Engelli Uygulanan Site Sayısı 311 Bini Aştı

2024 yılında erişim engelli uygulanan site sayısı 311 bini aştı. Bu süreçte 3 bin 317 kişi gözaltına alındı, 384 kişi tutuklandı, 879 kişi hakkında adli kontrol kararı verildi, 2 bin 54 kişi ise serbest bırakıldı.

Cumhuriyet yazarı Barış Pehlivan, İfade Özgürlüğü Derneği tarafından hazırlanan ve “EngelliWeb 2024 Raporu” olarak bilinen “Dijital Kafeste Kafkaesk Sansür: Yargı Eliyle Gerçeğin Susturulması” başlıklı çalışmanın ayrıntılarını köşesine taşıdı.

Hukuk profesörü Yaman Akdeniz ve araştırmacı Ozan Güven’in kaleme aldığı 260 sayfalık rapora göre, 2024 yılında 257 sulh ceza hâkimliği tarafından verilen 803 karar ile 5 bin 740 haber adresine yaptırım uygulandı.

Raporun öne çıkan bulguları şöyle:

Erişim engelleri: 2024 sonu itibarıyla toplam 1 milyon 264 bin 506 web sitesi ve alan adı, 852 farklı kurum ve hâkimlik kararıyla erişime engellendi.

Yerel seçimler öncesi: Kamu kaynaklarının kullanımı, siyasi yolsuzluk iddiaları, kamu görevlileri ve hükümete yakın şirketlerle ilgili haberlere yoğun sansür getirildi.

Cumhuriyet sansürü: Cumhuriyet gazetesinin internet sitesindeki 148 haber erişime engellendi.

Platformlar: 270 bin URL adresi, 17 bin Twitter/X hesabı, 75 bin tweet, 25 bin 500 YouTube videosu, 16 bin 700 Facebook ve 16 bin Instagram içeriği kapatıldı.

Kurumsal dağılım: 2024’te erişime kapatılan 311 bin sitenin 254 bini BTK Başkanı kararıyla engellendi. Türkiye Futbol Federasyonu 50 bin 120 alan adını, Milli Piyango İdaresi ise 2 bin 796 alan adını erişime kapattı.

2006-2024 karşılaştırması: 2006’da yalnızca 4 alan adı engellenirken, 2014’te bu sayı 38 bin 441’e çıktı. 2024’te engellenen site sayısı 311 bini aştı.

Emniyet Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre ise 2024’te 198 bin 364 sosyal medya hesabı takibe alındı. Bunların 86 bin 170’inin kullanıcısı tespit edilerek adli makamlara bildirildi.

Bu süreçte 3 bin 317 kişi gözaltına alındı, 384 kişi tutuklandı, 879 kişi hakkında adli kontrol kararı verildi, 2 bin 54 kişi ise serbest bırakıldı.

Paylaşın

AK Parti’den Boşanmaları Azaltmak İçin Yeni Adım

AK Parti, evlenecek çiftlerin evlilik öncesi sağlık kontrolüne ek olarak psikolojik denetimden geçmesini sağlayacak bir danışmanlık mekanizması kurmayı planlıyor.

Projenin temel amacı, evliliğin erken döneminde ortaya çıkabilecek sorunları tespit ederek, yanlış evliliklerin önüne geçmek.

Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti), Türkiye’de artan boşanma oranlarına karşı yeni bir adım atmaya hazırlanıyor. Parti, evlenecek çiftlerin evlilik öncesi sağlık kontrolüne ek olarak psikolojik denetimden geçmesini sağlayacak bir danışmanlık mekanizması kurmayı planlıyor. Projenin temel amacı, evliliğin erken döneminde ortaya çıkabilecek sorunları tespit ederek, yanlış evliliklerin önüne geçmek.

Türkiye Gazetesi’nin haberine göre, parti kaynakları, birçok çiftin evlilik öncesinde psikolojik rahatsızlıklar, şiddet eğilimi, sosyoekonomik ve sosyokültürel farklılıklar gibi konuları gizleyebildiğini belirtiyor. Bu durumun, evliliğin ilerleyen dönemlerinde şiddetli geçimsizliklere ve boşanmalara yol açtığına dikkat çekiliyor. Yeni sistemle, çiftlerin birbirlerine karşı daha şeffaf olmaları ve dürüst bir ilişki kurmaları amaçlanıyor.

Planlanan danışmanlık hizmeti, sadece evlilik öncesiyle sınırlı kalmayacak. Evlilik sonrasında da devam edecek olan bu destekle, anlaşmazlık yaşayan çiftlere sorunlarını çözmeleri için rehberlik edilecek. Eğer boşanma kaçınılmaz hale gelirse, taraflara süreç boyunca doğru yönlendirmeler yapılacak.

Projenin hayata geçirilmesi için somut adımlar atılmaya başlandı. AK Parti Kadın Kolları Başkanlığı öncülüğünde, 20 Eylül’de Erzurum’da “Aile İçi Dijital Eğitim ve Psikososyal Destek Çalıştayı” düzenlenecek. Çalıştaya, Adalet, Sağlık ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlıklarından uzman ve akademisyenler katılacak. Bu çalıştayda, güçlü aile yapısının oluşturulması için atılacak adımlar masaya yatırılacak.

Paylaşın

On Yılda 19 Milyondan Fazla Üniversiteli Okulu Bıraktı

2015 – 2025 arasında 19 milyon 49 bin 203 öğrenci üniversiteyi bıraktı. 19 milyon öğrenciden 16.9 milyonu devlet üniversitelerinden, 2.1 milyonu vakıf üniversitelerinden ve 57 bini ise vakıf meslek yüksekokullarından.

Paylaşın

Türkiye’de Kişi Başına Düşen Borç 116 Bin Lirayı Aştı

Türkiye’de kişi başına düşen ortalama borç tutarı yüzde 41 artışla 116 bin 148 liraya yükseldi. Kişi başına düşen ortalama kredi kartı borcu ise yüzde 48 artarak 61 bin 791 liraya ulaştı.

Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Risk Merkezi’nin yayımladığı temmuz ayı raporu, yüksek enflasyon ve faiz ortamında vatandaşların yaşadığı ekonomik zorlukları ve artan borçluluk oranını gözler önüne serdi. Rapora göre, bireysel kredi borcu olan kişi sayısı son bir yılda 1,8 milyon artarak 42,7 milyona yükselirken, kişi başına düşen ortalama borç 116 bin 148 TL’ye ulaştı. Özellikle deprem bölgesi illerindeki borçluluk artışı ise dikkat çekici boyutlarda.

TBB Risk Merkezi’nin son verileri, geçim sıkıntısı yaşayan milyonlarca vatandaşın kredi ve kredi kartlarına artan bağımlılığını ve bunun sonucunda derinleşen borç yükünü ortaya koydu. Yüksek enflasyonist ortam ve artan faiz oranları karşısında alım gücü düşen vatandaşlar, çözümü borçlanmada ararken, toplam nakdi kredi hacmi 21 trilyon 19 milyar TL’ye ulaştı.

Rapora göre, bireysel kredi borç bakiyesi, geçen yılın temmuz ayına kıyasla yüzde 47’lik bir artışla 4 trilyon 959 milyar TL gibi devasa bir rakama yükseldi. Nefes’in haberine göre, bireysel kredi kullanan kişi sayısı son bir yılda 1,8 milyon artarak 42,7 milyona çıktı. Bu durum, kişi başına düşen ortalama borç miktarını da yüzde 41’lik bir artışla 116 bin 148 TL’ye taşıdı.

Bireysel borçların en büyük kalemini, 2 trilyon 452 milyar TL ile kredi kartları oluşturdu. Temmuz ayı itibarıyla Türkiye’de 39,7 milyon kişi kredi kartı borçlusu konumunda. Son bir yıllık süreçte kişi başına düşen ortalama kredi kartı borcu ise yüzde 48 artarak 61 bin 791 TL’ye yükseldi.

Kredi kartlarından sonra en yüksek borç kalemi 1 trilyon 214 milyar TL ile ihtiyaç kredileri oldu. Düşük maaşlar ve nakit sıkıntısı nedeniyle başvurulan Kredili Mevduat Hesabı (KMH) kullanımında ise adeta bir patlama yaşandı. KMH bakiyesi bir önceki yıla göre yüzde 98 gibi rekor bir oranda artarak 623 milyar TL’ye ulaştı. 30,8 milyon vatandaşın kullandığı KMH’larda kişi başına düşen ortalama borç, 20 bin 195 TL’ye çıkarak asgari ücrete yaklaştı.

Nefes’te yer alan habere göre; borçluluk oranındaki artışla birlikte, ödenemeyen ve takibe düşen kredilerdeki yükseliş de endişe verici bir tablo çiziyor. Rapor, tasfiye edilecek yani tahsili gecikmiş alacaklar kaleminin bir önceki yıla göre yüzde 82 artarak 566 milyar TL’ye yaklaştığını gösterdi.

Raporda yer alan il bazındaki veriler, özellikle depremden etkilenen bölgelerdeki ekonomik sıkıntıyı çarpıcı bir şekilde ortaya koydu. Son bir yılda bireysel kredi bakiyesinin en çok arttığı il yüzde 64,9 ile Tunceli olurken, onu yüzde 56 ile Adıyaman ve yüzde 55 ile Kahramanmaraş izledi. Bireysel kredi bakiyesi en çok artan ilk 10 ilin beşini deprem bölgesi illeri (Adıyaman, Kahramanmaraş, Hatay, Osmaniye, Malatya) oluşturdu.

Benzer şekilde, kredi kartı borçlarının en çok arttığı ilk 10 ilin altısı da yine deprem bölgesinden oldu. Adıyaman’da kredi kartı borçları son bir yılda yüzde 80 artarken, bu oran Kahramanmaraş’ta yüzde 76, Malatya’da yüzde 70, Hatay’da yüzde 68, Diyarbakır’da yüzde 64 ve Osmaniye’de yüzde 63 olarak kayıtlara geçti.

Paylaşın

2026’da Saray’ın Bir Günlük Masrafı 58 Milyon Liraya Çıkacak

Saray’a gelecek yıl için tam 21 milyar 286 milyon 534 bin lira ayrıldı. Bu, 2026 yılında Saray’ın günlük harcamasının yaklaşık 58 milyon lira olacağı anlamına geliyor.

Orta Vadeli Program’da (OVP) 2026 yılı için teklif edilen bütçenin tavan ödeneği belli oldu. OVP’de yer alan tabloya göre, Saray’a gelecek yıl için tam 21 milyar 286 milyon 534 bin TL ayrıldı. Geçen yılın bütçesinde 16 milyar 928 milyon 146 bin lira olan Cumhurbaşkanlığı ödeneği 2026’da yüzde 26 artırılacak.

BirGün’den Havva Gümüşkaya’nın haberine göre; Saray’a ayrılan kaynak, OVP’de 2026 yılsonu için öngörülen yüzde 16’lık enflasyonun yaklaşık 10 puan üzerinde oldu. Saray’ın günlük harcamasının yaklaşık 58 milyon TL’ye çıkması bekleniyor.

Bütçenin detayları da dikkati çekti. Cumhurbaşkanlığı için öngörülen toplam ödeneğin yarısından fazlası mal ve hizmet alımlarına ayrıldı. Bu başlık altındaki harcamaya 11 milyar 721 milyon 931 bin TL ayrıldı. Saray’ın devasa bütçesinin esas yükünü mal ve hizmet harcamaları oluşturdu.

Cumhurbaşkanlığı’nın personel giderleri ise 4 milyar 502 milyon 933 bin TL olarak öngörüldü. Cari transferler kaleminin 1 milyar 885 milyon TL, sermaye giderlerinin ise 2 milyar 906 milyon TL olması bekleniyor.

2027 yılına ilişkin bütçe ödeneği tavan tekliflerinin de yer aldığı OVP’de Cumhurbaşkanlığı için 23 milyar 616 milyon 950 bin liralık ödenek öngörüldü.

Paylaşın

Her Dört Üniversite Mezunundan Biri İşsiz

OECD’nin “Bir Bakışta Eğitim 2025” raporu göre; Türkiye’de 25 – 64 yaş aralığında yer alan üniversite mezunlarının yüzde 24,6’sı işsiz. Bu oran lise mezunlarında yüzde 37’ye kadar yükseliyor.

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’nün (OECD) her yıl yayımlanan “Bir Bakışta Eğitim 2025” raporu, Türkiye’nin eğitim ve istihdam alanındaki çarpıcı verilerini ortaya koydu. Rapora göre, Türkiye’de 18-24 yaş arasındaki gençlerin yüzde 31,3’ü ne eğitimde ne de istihdamda yer alıyor. Bu oran, OECD ülkelerinin ortalaması olan yüzde 14,1’in neredeyse iki katı.

Raporda dikkat çeken bir diğer önemli bulgu ise Türkiye’nin, hem lise hem de üniversite mezunları için OECD ülkeleri arasındaki en düşük istihdam oranına sahip olması. Lise mezunlarında istihdam oranı sadece yüzde 63 (OECD ortalaması yüzde 77,6), üniversite mezunlarında ise yüzde 75,4 (OECD ortalaması yüzde 87,1) olarak kaydedildi. 25-64 yaş aralığındaki üniversite mezunlarının ise yüzde 24,6’sı işsiz.

Türkiye’de ne eğitimde ne de istihdamda olan genç kadınların oranı yüzde 41,6 ile erkeklerin (yüzde 22,1) neredeyse iki katı. Bu durum, OECD ortalamasındaki 1,5 puanlık farkın çok üzerinde.

Eğitim sistemine bakıldığında ise, Türkiye’de yükseköğretime yeni başlayan öğrencilerin yüzde 42’si ortaöğretim sonrası en az bir yıl gecikmeyle üniversiteye başlıyor. Ancak, üniversitelerin ilk yılında okulu bırakma oranı sadece yüzde 1 olarak ölçüldü ki bu oran OECD ortalaması olan yüzde 13’ün oldukça altında.

Rapora göre Türkiye’de ilkokul düzeyinde okul tatilleri yılda 15 hafta sürerken, bu süre OECD genelinde 13,5 hafta olarak belirlenmiş durumda. Eğitim alanında ilerlemeler kaydedilmesine rağmen, uzun tatiller ve mezunların istihdamındaki yetersizlikler, ülkenin eğitim sisteminin karşı karşıya olduğu temel sorunlar olarak öne çıkıyor.

Paylaşın