KKM’nin Faturası Ağır Oldu: Merkez Bankası’ndan Rekor Zarar

Merkez Bankası (TCMB), 2023 yılında Kur Korumalı Mevduat (KKM) hesaplarının etkisiyle 818,2 milyar lira zarar açıkladı. Banka, 2022 yılında 72 milyar liralık kar açıklamıştı.

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) 2023 yılı bilançosunu açıkladı. Bilançoya göre Merkez Bankası (TCMB) 2023 yılında 818,2 milyar lira zarar açıkladı. Merkez Bankası (TCMB) 2022 yılında 72 milyar liralık kar açıklamıştı.

Bilançoda değerleme hesabı kalemi ise 817,8 milyar lira seviyesinde gerçekleşti. Merkez Bankası’nın (TCMB) döviz pozisyonu ve kur korumalı mevduat fark ödemeleri sebebiyle değerleme hesabındaki gelişmeler Merkez Bankası’nın (TCMB) 2023 sonunda bu doğrultuda zarar açıklayabileceğine işaret ediyordu.

Merkez Bankası’nın (TCMB) zararı likidite yönetimi açısından da önemli görünüyor. Merkez Bankası’ndan (TCMB) Hazine’ye kâr transferi olmayacağı için bu durumun likidite genişlemesine engel olacağı öngörülüyor. Önceki yıllarda Merkez Bankası (TCMB) elde ettiği kardan ihtiyat akçesi olarak Hazine’ye aktarım yapmıştı.

Merkez Bankası’nın son 10 yıla dair yıllık karı/zararı (milyar lira) şöyle:

2013 +5,0 milyar TL
2014 +8,6 milyar TL
2015 +13,8 milyar TL
2016 +9,5 milyar TL
2017 +18,3 milyar TL
2018 +56,2 milyar TL

2019 +44,7 milyar TL
2020 +34,5 milyar TL
2021 +57,5 milyar TL
2022 +72,0 milyar TL
2023 -818,2 milyar TL

Merkez Bankası’nın (TCMB) açıkladığı bilançoya ilişkin Olağan Genel Kurul toplantısı 30 Nisan’da Ankara’da gerçekleşecek.

Paylaşın

Merkez Bankası’nın Faiz Kararı: Amaç Enflasyon Mu, Döviz Mi?

Fatih Karahan başkanlığında toplanan Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK), politika faizini yüzde 50 düzeyinde yükseltme kararı aldı.

Peki faiz artırım kararının amacı enflasyonu düşürmek mi, dövize olan yönelişi engellemek mi?

Ekonomim yazarı Alaattin Aktaş, Merkez Bankası’nın bu artışın gerekçesini enflasyonla mücadele olarak açıklamasının gerçeği yansıtmadığını, dövize yönelişi engellemek için böyle bir yol seçildiğini belirtti. Aktaş’ın “Olurdu olmazdı derken oldu, faiz 5 puan artırıldı” başlıklı yazısının ilgili bölümü şöyle:

“Fitili yabancı bankalar ateşledi; faizin artırılması gerektiği yönünde raporlar peş peşe gelmeye başladı. Faiz artışı için önce nisana işaret edildi, sonra mart ayına…

Yurt içinden de bu raporları destekleyen yönde açıklamalar gelince dövize yoğun bir yönelme yaşandı. Döviz talebi adeta çığa dönüşmüştü ve önünde durmanın yolu faizi artırmaktan geçiyordu. Yapılan da zaten bu.

Ama şunu görmüş olduk; ocak ayındaki açıklamasıyla bir anlamda kendini bağlayan ve aradan bir ay geçtikten sonra bu kez kendini yalanlarcasına yeni bir faiz artışına gidemeyen Merkez Bankası, bir aylık aranın maliyetini milyarlarca dolar döviz satarak ödemek durumunda kaldı.

Döviz mi, enflasyon mu?

Merkez Bankası faiz artışına ilişkin gerekçeyi tabii ki enflasyonla mücadele olarak açıklamak durumunda. Ama ilk etapta amacın dövize olan yönelişi önlemek olduğu açık. Gerçi dövizdeki artış da artık sanılanın çok ötesinde bir hızla ve oranla enflasyona yol açıyor. Dolayısıyla dövizi tutmak, sonuçta enflasyonu tutmak demek.

Eğer dövize böylesine bir yönelme olmasaydı Merkez Bankası ne ocak ayındaki yüzde 6.70’ten, ne şubattaki yüzde 4.53’ten rahatsızlık duyup faiz artırımına gitmeyi düşünürdü. Zaten mayısta yıllık oranın yüzde 74-75’e ulaşacağı kabul edilmişti. Yıllık enflasyonda da özellikle temmuz ve ağustosta baz etkisiyle çok hızlı bir düşüş olacaktı.

Dolayısıyla Merkez Bankası’nı harekete geçiren ilk iki ay görece yüksek gelen, belki martta da gelecek olan enflasyon değildi. Amaç, artık karşılanamaz hale gelen döviz talebini frenlemekti ve dünkü 5 puanlık faiz artışının en temel nedeni buydu.

Merkez Bankası’nın sayfasına girip geçmişteki faizlere bir bakalım dedik; nostalji oldu doğrusu… Hani Naci Ağbal’ın görevden alındığı dönemdeki faiz kararı vardı ya, hatırlıyorsunuz değil mi, Ağbal faizi Mart 2021’de yüzde 19’a çıkarmıştı. Ağbal herhalde faizi çok yükseltti diye görevden alındı!

Biraz daha önceye gidelim; Murat Çetinkaya ‘Laf dinlemiyordu’, biliyoruz ki o yüzden görevden alındı. Çetinkaya rahip krizi sırasında faizi yüzde 24’e çıkarmış ve uzun süre o düzeyde tutmuştu. Oysa Erdoğan faizin inmesini istiyordu ve ‘Laf dinlemeyen’ Çetinkaya da bu yüzden Başkanlıktan oldu.

Haftalık repo faizinde ilk oran 2010 yılındaki yüzde 7. Evet yalnızca yüzde 7. Üstelik 2013’te yüzde 4.5’e kadar da inilmiş. Gerçi çok geriye gitmeye de gerek yok, daha bir yıl önce bugünlerde politika faizi yüzde 8.5 düzeyindeydi. 8.5’ten 50’ye ve daha da yolumuz var. 0’dan 100’e gibi! Hani tam ‘Nereden nereye’ denir ya, işte o durum…”

Paylaşın

Merkez Bankası’nın Faiz Karar Neden Önemli Ve Enflasyon Nasıl Etkilenir?

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK) Fatih Karahan başkanlığında toplandı. PPK, politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının yüzde 50 düzeyinde yükseltme kararı aldı.

Peki bu karar neden önemli ve enflasyon nasıl etkilenir? Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selva Demiralp, BBC Türkçe‘ye değerlendirdi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) 21 Mart toplantısında politika faizini 5 puan artırarak yüzde 50’ye yükseltti. Yerel seçimlerden hemen önce gelen bu karar, Merkez Bankası’nın geri kazanmaya çalıştığı kredibilitesi açısından kıymetli ve sinyal değeri güçlü bir adım.

Sosyal medyada karardan önceki gün yaptığım paylaşımda şöyle demiştim: “Piyasaların “yapamazsın ki” diye köşeye sıkıştırdığı Merkez Bankası’nın yarın bir faiz artırımına gitmesi kaçınılmaz oldu. Zorbalıkla sinerek mücadele edilmez.”

Bu paylaşımıma cevap olarak pek çok kişiden “Merkez Bankası faiz artırabilecek olsaydı, son bir ayda 20 milyar dolar harcar mıydı?” sorusu geldi. Bu soru, piyasalardaki “TCMB nasıl olsa faiz artıramaz” algısı ile tutarlı ve mantıklı bir soru belki.

Öte yandan, eğer mantıklı sorular soracaksak, işe “Madem Merkez Bankası’nın faiz artırmasına izin verilecekti, o zaman Eylül 2021 sonrası dönemde düşük faiz inadı ile neden enflasyon 65’lere çıkartıldı?” sorusuyla başlamamız gerekmez mi?

Merkez Bankası’nın 20 milyar dolar rezerv yakmadan, bir ara toplantı ile neden faiz artırımına gitmediği sorusunun cevabını ben de bilmiyorum. Ama buna benzer cevabını bilmediğim o kadar çok soru var ki! Faiz artırımlarını neden önden yüklemeli olarak yapmayıp zamana yaydıklarını da bilmiyorum.

Mart başı itibarıyla likidite fazlasının büyük ölçüde temizlenip parasal aktarım mekanizmasının da olması gerektiği gibi çalışmaya başladığı bir noktada neden hala makro ihtiyati tedbirlerle sıkılaştırma yapıldığını da bilmiyorum. Zira nihai amaç ekonomide bir yavaşlama ise, bunu yaparken politika faizinin sinyal etkisinden yararlanmak daha maliyetsiz olmaz mı?

Bu ve benzer soruların cevaplarını bilmesem de para politikası icra etmenin oldukça zor olduğu bir coğrafyada dün gelen 5 puanlık artışın arka planında siyasi idareyi ikna edebilmiş bir ekip olmasını takdir ediyorum.

Faiz karar neden önemli?

8 Şubat’taki enflasyon raporu toplantısında Başkan Fatih Karahan TCMB’den görmeye alışmadığımız netlikte ve oldukça şahin bir yol haritası sunmuştu. Karahan, mevsimsellikten arındırılmış aylık ortalama enflasyon yüzde 3’ün üzerine çıkarsa bu durumun yıl sonu enflasyon tahminini tehlikeye sokacağını ve o durumda ilave adım atmaktan çekinmeyeceklerini söylerken, bu sözünü tutmazsa kendisinden hesap sorulacağını da biliyordu elbette. Verilen mesajı kıymetli kılan da buydu.

Ay başında gelen Şubat ayı enflasyon verisini mevsim etkilerinden arındırdığımızda aylık mal enflasyonu %4, hizmet enflasyonu ise %6’ya tekabül ediyor. Yani TCMB’nin vermiş olduğu Ocak sonrası %3’lük patikanın daha ilk aydan bozulduğunu görüyoruz.

Bu durumda kredibilitesini inşa edecek yeni bir Merkez Bankası Başkanı’nın sözünün arkasında durabilmesi, hele de yaklaşan seçimlere rağmen bunu yapabilmesi önemli bir sinyal değeri içeriyordu. Yıl başından bu yana kur üzerindeki baskılar giderek arttı. Sadece 1 Mart-21 Mart döneminde Dolar/TL döviz kuru yüzde 3,5 değer kaybetti.

Koç Üniversitesi’nden çalışma arkadaşlarım Çem Çakmaklı ve Sevcan Yeşiltaş ile üzerinde çalıştığımız model döviz kurundan manşet enflasyona olan geçişkenliğin yüzde 50 civarına yükseldiğine işaret ediyor.

Bu durum Mart ayının ilk 20 gününde, milyarlarca dolarlık döviz satışına rağmen, enflasyon üzerinde 1,5 puan kadar ek baskı oluştuğunu gösteriyor. Kurdaki değer kaybının önüne ancak döviz yatırımının karlı olmadığı gösterilerek geçilebilir. Merkez Bankası’nın dünkü kararında da amacı buydu.

Merkez Bankası’nın “yapamaz” beklentilerini değiştirebilmesi ve piyasaları “terbiye etmesi” ancak somut adımlarla mümkün. Kredibilitenin yıprandığı ve test edildiği bir ortamda Fatih Karahan liderliğindeki Merkez Bankası’nın sözünün arkasında durup seçim öncesi bu adımı atabilmesi bu sebeple önemliydi.

Enflasyon neden hala düşmüyor?

TCMB çok zor bir miras devraldı. Yüzde 67’lere gelmiş bir manşet enflasyonu, yıl sonu için verilen yüzde 36’lık seviyelere çekebilmek kolay değil. Zira enflasyonun “ödünleşme olmadan” düşürülemeyeceği de giderek netleşiyor.

Merkez Bankası faiz silahına sonuna kadar yüklense/yüklenebilse enflasyonu çok daha düşük seviyelere getirebilir belki. Ancak bunu yaparsa ekonomik büyümede ani bir yavaşlama riski doğacağını da unutmamak lazım.

Daha ılımlı gitmeyi seçerse (ki Mayıs sonrası dönemde yapılan tercih bu yönde idi) bu sefer enflasyon yüksek seviyelerde yapışkanlık kazanıyor ve düşürmek iyice zorlaşıyor.

Bir şeylerin yanlış olduğu çok net. İnsanlar yüksek enflasyonun getirdiği fakirleşmenin üzerine bir de acı reçete eklenince haklı olarak isyan ediyorlar. Ancak bu isyan duyguları içinde doğru ve yanlışı ayırt etmeye özen göstermek lazım.

Enflasyonla mücadelenin çok ağır bir bedeli var, doğru. Ama zaten tam da bu sebepten ötürü ilk etapta enflasyonun bu seviyelere çıkmasına izin verilmemesi gerekmiyor muydu?

İçinde bulunduğu zor durum Merkez Bankası’nı yeterli dozda ilaç vermekten de alıkoyuyor. İlacın yetersiz dozuna ilave olarak mevcut ilacın vücut tarafından emilimini zorlaştıran faktörler de var.

Bunların başında politikaların “sürdürülebilirliğine” dair zayıf inanç geliyor. Karar alıcıların düşük faiz konusundaki net tercihleri, 2018 sonrasındaki 6 senede 6 kere değişen Merkez Bankası başkanları gibi “ayrıntılar” Merkez Bankası’nın attığı adımların karşılığı olması umulan güveni tesis etmiyor.

İlave olarak böylesine yüksek seviyelerde kemikleşmeye başlayan bir enflasyonu salt para politikasını sıkılaştırarak düşürebilmek de mümkün değil.

2001 sonrasında reel faiz yüzde 35’li seviyelere çekilirken kapsamlı bir istikrar programı devreye sokulmuş; bir yandan kamu disiplini, bir yandan yapısal reformlarla dezenflasyon süreci desteklenmişti. Bugün salt faiz bacağına odaklanırsak bile 2001 sonrası döneme benzer bir reel faizden çok uzaktayız.

Acı reçete ne zaman hissedilir?

Yaptığımız hesaplamalar acı reçetenin esas etkilerinin seçim sonrası dönemde hissedileceğine işaret ediyor: Mayıs 2023 sonrası dönemde her ne kadar yüklü faiz artışları olsa da; kredi ve mevduatlar üzerindeki sınırlamaların kalkması ile beraber finansal koşulların iyileştiğine, risk priminin düştüğüne şahit olduk (mavi çizgi). Bu durum TCMB’nin karar metnine de giren güçlü talebi destekledi (turuncu çizgi).

Ekonominin canını acıtacak bir sıkılaştırmanın yeni yeni başladığını ve bunun ancak yerel seçimlerden sonraki dönemde reel aktiviteyi etkilemesini bekliyoruz. İşte bu noktada acı reçetenin maliyetini kimin ne kadar ödeyeceği sorusu gündeme geliyor.

Merkez Bankası’nın başladığı işi bitirebilmesi, enflasyonun fiyat istikrarı ile tutarlı seviyelere gelmesi için maliye politikasının desteği şart. Bu destek; verimliliği artıracak reformlar, kamu tasarrufları ve vergi reformu kadar, acı reçeteden etkilenen sabit gelirli kesimleri koruyarak da gelmeli.

2001 sonrası dönemde acı reçete konuşulmadı. Ancak acı reçeteden korunma sağlayacak somut adımlar devreye girerse acı reçetenin dayanılır bir hal alacağını unutmayalım.

Paylaşın

Merkez Bankası Açıkladı: Konut Fiyatları Yüzde 68 Arttı

Konut fiyatları aralık ayında bir önceki aya göre yüzde 2.3, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 68 arttı. Üç büyük il incelendiğinde, konut fiyatları İstanbul, Ankara ve İzmir’de sırasıyla yüzde 54.5, 85 .6 ve 70.4 oranların da arttı.

Haber Merkezi / Konut fiyatlarının en çok arttığı iller ise Ağrı, Ardahan Iğdır ve Kars oldu. Bu illerde konut fiyatları yıllık yüzde 103,8 artış gösterdi. Ayrıca, Çankırı, Kastamonu ve Sinop’ta konut fiyatları yüzde 103,7 artarken, Erzurum, Erzincan Bayburt’ta yüzde 98,3 arttı.

Türkiye genelinde ortalama bir konutun metrekare fiyatı 30 bin 900,3 lira olurken, ülke çapında 100 metrekarelik bir konutun fiyatı ortalama 3 milyon 4900 bin lira oldu. 100 metrekarelik bir konutun ortalama fiyatı Ankara’da 2 milyon 437 bin TL, İstanbul’da 4 milyon 512 bin TL, İzmir’de ise 3 milyon 568 bin lira olarak kayıtlara geçti.

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) 2023 Kasım ayına ilişkin Konut Fiyat Endeksini (KFE) açıkladı.

Buna göre; Türkiye’deki konutların kalite etkisinden arındırılmış fiyat değişimlerini izlemek amacıyla hesaplanan Konut Fiyat Endeksi, ocak ayında bir önceki aya göre yüzde 2,3 oranında artarak 1190 seviyesinde gerçekleşti.

Bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 68 oranında artan KFE, aynı dönemde reel olarak yüzde 1,4 oranında artış gösterdi.

İstanbul, Ankara ve İzmir’in konut fiyat endekslerindeki gelişmeler değerlendirildiğinde, 2024 yılı Ocak ayında bir önceki aya göre, sırasıyla yüzde 1,3 2,4 ve 2,8 oranlarında artış gözlemlendi. Endeks değerleri bir önceki yılın aynı ayına göre, İstanbul, Ankara ve İzmir’de sırasıyla yüzde 54,5 85 6 ve 70,4 oranların da artış gösterdi.

Paylaşın

BofA’dan Merkez Bankası İçin “Yüzde 5” Faiz Artışı Beklentisi

Bank of America Securities, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’ndan (TCMB) 31 Mart’ta yapılacak yerel seçimler öncesi 300 – 500 baz puanlık faiz artışı bekliyor.

Deutsche Bank da Merkez Bankası’ndan bu ay 500 baz puan faiz artışının ‘yüksek ihtimal’ olduğunu açıklamıştı.

Aralarında Zümrüt İmamoğlu’nun da bulunduğu Bank of America ekonomistleri, yayımladıkları bir araştırma raporunda Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın Nisan ayında 300-500 baz puanlık faiz artırma ihtimali olduğunu belirtti.

BloombergHT’nin aktardığına göre; İlave faiz artışlarının şu aşamada baz senaryoları olmadığı belirten ekonomistler, TCMB’nin seçtiği patika ne olursa olsun, ikinci yarıda Türk varlıklarında “iyimser olmak için alan olduğunu” düşünüyor.

TCMB beklentilerini paylaşan ekonomistler politika faizinde daha fazla artışın enflasyon beklentilerinin makro ihtiyati tedbirlerden daha iyi yönetilmesine yardımcı olacağını ve TCMB’ye olan güvenin artmasına neden olacağını belirtti.

Açıklamada “Bu yılın 2. yarısında Türk varlıklarında iyimser olmak için alan olduğunu düşünüyoruz. Nisan ayı toplantısında TCMB’nin 300-500 baz puan faiz artırma olasılığı bulunuyor. Bu baz senaryomuz değil ve bu artış Mart ayı enflasyon verisine bağlı olacaktır. Faiz artırımı olması durumunda sermaye girişleri 2. çeyrekte yeniden başlayabilir” ifadelerine yer verildi.

Politikanın daha da sıkılaşmasını ve verilerin yaza doğru iyileşmesini bekleyen ekonomistler ilk çeyrekteki kötümserliğin muhtemelen geçici olduğunu belirtti.

31 Mart’ta gerçekleşecek yerel seçimler sonrası döviz kurlarında ani bir artış beklenmediği ve kurda yaşanan son artışların geçici olduğu tahminine yer verildi.

Deutsche Bank da dünkü raporunda Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’ndan bu ay 500 baz puan faiz artışının ‘yüksek ihtimal’ olduğunu söylemişti.

Merkez Bankası (TCMB), Hafize Gaye Erkan’ın yerine göreve atanan Fatih Karahan başkanlığında yaptığı ilk toplantıda politika faizini yüzde 45 düzeyinde sabit tutma kararı almıştı.

Para Politikası Kurulu (PPK) beklenti anketine katılan ekonomistler, politika faizinin bugünkü toplantıda yüzde 45’te sabit bırakılacağını öngörüyordu.

Geçen yıl Mayıs ayındaki seçimler öncesi Türkiye’de politika faizi yüzde 8,50’ydi. Seçimler sonrası ise Haziran ayından bu yana parasal sıkılaşma politikalarının sonucu olarak Merkez Bankası politika faizini 3650 baz puan yükseltti.

TCMB’nin uzun süre faizlerin yüksek tutulacağına dair mesajlarına rağmen piyasada yıl sonuna doğru faiz indirimlerine başlanacağı beklentisi var.

Politika faizinin yıl sonunda yüzde 37,5 seviyesinde olması bekleniyor. Merkez Bankası’nın düzenlediği ankete katılan ekonomistlerin yıl sonu politika faizi beklentilerinin medyanı ise yüzde 36,25 oldu.

Paylaşın

Merkez Bankası Açıkladı: Konut Fiyatları Yüzde 75,5 Arttı

Konut fiyatları aralık ayında bir önceki aya göre yüzde 1,15, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 75,5 arttı. Üç büyük il incelendiğinde, konut fiyatları, İstanbul, Ankara ve İzmir’de sırasıyla yüzde 61,8, 92,3 ve 75,6 arttı.

Haber Merkezi / Konut fiyatlarının en çok arttığı iller ise Ağrı, Ardahan Iğdır ve Kars oldu. Bu illerde konut fiyatları yıllık yüzde 118,7 artış gösterdi. Ayrıca, Çankırı, Kastamonu ve Sinop’ta konut fiyatları yüzde 115,2 artarken, Zonguldak, Bartın ve Karabük’te yüzde 111,3 arttı.

Türkiye genelinde ortalama bir konutun metrekare fiyatı 30 bin 487,3 lira olurken, ülke çapında 100 metrekarelik bir konutun fiyatı ortalama 3 milyon 487 bin lira oldu. 100 metrekarelik bir konutun ortalama fiyatı Ankara’da 2 milyon 385 bin TL, İstanbul’da 4 milyon 429 bin TL, İzmir’de ise 3 milyon 564 bin lira olarak kayıtlara geçti.

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) 2023 Kasım ayına ilişkin Konut Fiyat Endeksini (KFE) açıkladı.

Buna göre; Türkiye’deki konutların kalite etkisinden arındırılmış fiyat değişimlerini izlemek amacıyla hesaplanan Konut Fiyat Endeksi (KFE) aralık ayında bir önceki aya göre yüzde 1,1 oranında artarak 1163,2 seviyesinde gerçekleşti.

Bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 75,5 oranında artan KFE, aynı dönemde reel olarak yüzde 7,1 oranında artış gösterdi.

İstanbul, Ankara ve İzmir’in konut fiyat endekslerindeki gelişmeler değerlendirildiğinde, 2023 yılı Aralık ayında bir önceki aya göre, sırasıyla yüzde 0,1, 2,5 ve 3,5 oranlarında artış gözlemlendi. Endeks değerleri bir önceki yılın aynı ayına göre, İstanbul, Ankara ve İzmir’de sırasıyla yüzde 61,8, 92,3 ve 75,6 oranlarında artış gösterdi.

Paylaşın

Hafize Gaye Erkan, İki Yıl Daha Maaş Alabilecek

Resmi Gazete’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzasıyla yayımlanan atama kararında Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan’ın istifa ettiği değil görevden alındığı belirtildi. Merkez Bankası başkanları görevden alınmaları halinde iki yıl daha maaş alabiliyorlar.

Cumhurbaşkanı kararıyla ataması yapılan Merkez Bankası başkanlarının görev süresi normal koşullarda dört yıl. AKP döneminde 7 isim, Durmuş Yılmaz (2006-2011), Doç. Dr. Erdem Başçı (2011-2016), Murat Çetinkaya (2016-2019), Murat Uysal (2019-2020), Naci Ağbal (7 Kasım 2020 – 20 Mart 2021), Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu (2021-2023), Dr. Hafize Gaye Erkan (2022-2023) Merkez Bankası başkanlığı yaptı.

Sadece Durmuş Yılmaz ve Erdem Başçı görev süresinin bitimine kadar Merkez Bankası’nda kaldı. Yeni yıl zammı öncesi Merkez Bankası başkanının maaşı brüt 161 bin TL’ydi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “görevden affını isteyen” Hafize Gaye Erkan’ın yerine yardımcısı Fatih Karahan’ı atadı. Karahan’ın başkanlığı gece saatlerinde Resmi Gazete’de Cumhurbaşkanlığı Kararı yayımlanarak duyuruldu. Ancak Resmi Gazete’deki kararda Erkan’ın “istifa ettiği” değil “görevden alındığı” yazıldı.

Erkan istifa açıklamasında “Sayın Cumhurbaşkanımızdan ilk günden beri şerefle yürüttüğüm görevimden affımı talep etmiş bulunuyorum” demiş bunun üzerine de Şimşek “Merkez Bankası eski Başkanı Sayın Hafize Gaye Erkan’ın aldığı karar tamamen şahsidir ve kendi takdirleridir” şeklinde açıklama yapmıştı.

Resmi Gazete’deki atama kararı ise şöyle: Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı (Guvernörü) Hafize Gaye Erkan, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 35 inci maddesi ile 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 2 nci maddesi gereğince görevden alınmış ve bu surette boşalan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanlığına (Guvernörlüğüne), 14/1/1970 tarihli ve 1211 sayılı Kanunun 25 insi maddesi ile 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 2, 3 ve 7 nal maddeleri gereğince Başkan (Guvernör) Yardımcısı Fatih Karahan atanmıştır.

Yasaya göre Merkez Bankası başkanları görevden alınmaları halinde iki yıl boyunca maaşlarını alabiliyorlar. Bu durum Temmuz 2021’de TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda eski Merkez Bankası Başkanı, İYİ Parti Milletvekili Durmuş Yılmaz’ın dönemin Merkez Bankası Hukuk İşleri Genel Müdür Yardımcısı Şerif Uygun’a sorduğu soruyla ortaya çıktı.

Yılmaz, Uygun’a “Görevden ayrılan birinci başkan Murat Çetinkaya, ikinci Murat Uysal, üçüncü Naci Ağbal… Bunlar şu anda maaş alıyorlar mı almıyorlar mı? “Evet” veya “hayır” demenizin kayda geçmesi benim için yeterli ve buna da itibar edeceğim” dedi.

Şerif Uygun da “Merkez Bankası başkanlarının üst kademe kamu yöneticilerinin atanması hakkında 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nde görev süreleri dört yıl olarak belirleniyor. Ancak 375 sayılı KHK’nin ek 35. maddesine göre KHK’nin kullandığı tabirle, performanslarının yeterli görülmemesi durumunda bu görevden alınabiliyorlar. Görevden alındıktan sonra ise yine bu 375 sayılı KHK’nin ek 35. maddesine göre iki yıl boyunca eski görevlerinin ücretlerini almaları mümkün” diye cevapladı.

Uygun bunun Merkez Bankası’na özgü bir düzenleme olmadığını belirterek “Bu genel bir düzenleme, üst kademe tüm kamu yöneticileri için geçerli olan bir düzenleme” dedi.

Durmuş Yılmaz’ın “Şu an alıyorlar mı?” sorusu üzerine Uygun “Yani kişisel olarak şu andakilerin alıp almadığını bilmiyorum ama 375 sayılı KHK’nın ek 35’inci maddesi bu imkânı sağlıyor eğer kamu görevinden seçilmişlerse” yanıtını verdi.

Çalışamama detayı

Aynı komisyon görüşmesinde Durmuş Yılmaz, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) başkanının görevinden ayrıldıktan sonra iki yıl içerisinde herhangi bir bankada görev alamadığını aktardı. Benzer bir durumun Merkez Bankası başkanları ile üst yöneticilerinin için de geçerli olduğunu söyledi:

“Merkez Bankası başkanları da üst yöneticileri de bankalara gidip iki yıl içinde görev alamazlar. Şu anda görev süreleri dolmadan birbiri arkasına görevden alınmış üç başkan var; bunlar kamuda herhangi bir göreve atanmadılar, özel sektöre de geçmediler…”

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Hafize Gaye Erkan’ı Merkez Bankası Başkanlığına Kim Önerdi?

Hafize Gaye Erkan’ın Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) Başkanlığına kimin önerisi ile atandığına dair de yeni iddialar ortaya atıldı. Kulislere göre Erkan’ı Cumhurbaşkanına öneren isim Haluk Bayraktar.

Merkez Bankası (TCMB) Başkanlığına getirilen Hafize Gaye Erkan’ı bugüne kadar Hazine ve Maliye Bakanlığı görevine getirilen Mehmet Şimşek’in önerdiği söyleniyordu.

Geçtiğimiz haftanın dikkat çeken gündem maddelerinden biri Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan ile ilgili iddialardı. Bunlar konuşulurken Erkan’ın Merkez Bankası Başkanlığına kimin önerisi ile atandığına dair de yeni iddialar ortaya atıldı.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; Bugüne kadar hep Erkan’ı Hazine ve Maliye Bakanlığı görevine getirilen Mehmet Şimşek’in önerdiği söyleniyordu. Ancak kulislere göre Erkan’ı Cumhurbaşkanına öneren isim Türkiye’de ilk insansız hava aracını (İHA) geliştiren ve ihraç eden Baykar Teknoloji’nin genel müdürü Haluk Bayraktar.

İddiayı dile getirenler daha fazla detay vermese de iki ismin kariyer yolculuğundaki ortaklıklar dikkat çekici. Erkan İstanbul Erkek Lisesi, Bayraktar Kabataş Erkek Lisesi mezunu. Bayraktar Ankara’da, Erkan İstanbul’da ama her iki isim de Endüstri Mühendisliği eğitimi alıyor.

Aynı yıllarda Bayraktar Columbia Üniversitesi’nde, Erkan Princeton Üniversitesi’nde doktora yapıyor. Bayraktar’ın ABD’deki eğitimini tamamladıktan sonra Türkiye’ye döndüğünü, Erkan’ın ise kariyerine ABD’de devam ettiğini görüyoruz.

İki ismin yolları hiç kesişti mi bilmiyoruz ama Bayraktar’ın Erkan’ın Merkez Bankası Başkanlığına atanmasından mutlu olduğunu, o süreçte yaptığı, “Oldukça başarılı bir eğitim ve iş hayatı geçmişi bulunan ve Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından Merkez Bankası Başkanlığı’na atanan ilk kadın başkan olan Sayın Hafize Gaye Erkan’a yeni görevinde başarılar dilerim…” paylaşımından biliyoruz.

Paylaşın

Erdoğan’dan “Hafize Gaye Erkan” Mesajı

Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Hafize Gaye Erkan ve ailesi hakkındaki iddialarla gündeme gelmeye devam ederken Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Merkez Bankası rezervleri artıyor harekete geçiyorlar” dedi ve ekledi:

“Akla ziyan dedikodularla ekonomide binbir güçlükle temin ettiğimiz güven ve istikrar iklimini bozacak kampanyalar yürütüyorlar. Tüm umutlarını ülkemizin tökezlemesine bağlayanları, daha önce olduğu gibi yine hüsrana uğratmakta kararlıyız. Dedikodular üzerinden bir bardak suda fırtına koparmaya çalışan fitne tüccarlarını kesinlikle umursamıyoruz.”

Merkez Bankası çalışanı Büşra Bozkurt, Başkan Gaye Erkan’ın babası Erol Erkan tarafından işten çıkarıldığı iddiasıyla CİMER’e şikayette bulundu. Erol Erkan’ın çalışanlara baskı uyguladığının belirtildiği bu şikayetin ardından Erkan ailesinin TCMB Sosyal Tesisi ve İzmir kampını mevcut ve emekli çalışanlar kapatıp kendilerine özel olarak kullandığı öne sürülmüştü.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Ankara’daki aday tanıtım toplantısında konuştu. Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde:

Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayımız Turgut Altınok ve diğer adaylarımız da yakında aynı adımları atacaklar. Keçiören’de yazdığı hizmet destanıyla tarihe geçen Turgut Altınok kardeşimizin büyükşehir projesiyle Ankara’nın altın çağına gireceğine yürekten inanıyorum.

AK Parti, kurulduğu günden beri genel yerel her seçimde milletimizin karşısına iddialı projelerle, hayırlı hizmet hazırlıklarıyla çıkmış bir partidir. Buradan milletime sesleniyorum; diyorumki AK Parti’nin yerel yönetim seçimlerine girdiği her yerde şunu unutmayın. Gerek merkezi yönetim, gerekse yerel yönetim el ele vermek suretiyle milletimize hizmette onların sağlayacağı başarıyı özellikle muhalefetin sağlaması mümkün değil.

Dikkat ederseniz, AK Parti ve Cumhur İttifakı dışında vizyoner programlara projelere önem başka siyasi partilerde yok. Çünkü onların milletimize hizmet etmek gibi dertleri yok. Kendi iç çekişmelerinden, rant paylaşım kavgalarından, ülke ve millet düşmanlarıyla işbirliği çabalarından herhalde programa, projeye vakit bulamıyorlar. Bırakınız yeni eser yapmayı, devam eden çalışmaların üstünü kapatan, verilen hizmetleri kesintiye uğratan, tüm oyun planlarını yalan ve algı üzerine kuran iş bilmezlerin elinde şehirlerimiz perişan oldu.

Dikkat ediniz söz verdiği şeylerden bazılarını çeşitli sebeplerle yapamayanlardan değil, yıllarca yönetimde kaldığı halde hiçbir şey yapmayanlardan bahsediyorum.

Gerçi hiçbir şey yapmadılar demek doğru değil, mesela bol bol şov yaptılar. Mesela bol bol tatil yaptılar. Mesela iç ve dış karanlık odaklarla ittifaklar yaptılar. Mesela belediye birimlerini siyasi paylaşım mezesi yaptılar. Kısacası, kendi şehirlerinin meselelerinin çözümü hariç her işi yaptılar. Daha buram buram kibir kokan edalarıyla sergiledikleri komiklikleri saymıyorum bile. Daha bölücü örgütün güdümündeki partileri şehirlerine ortak etme hesaplarını saymıyorum bile.

Ama ülkeye millete şehirlerine hizmet etme, eser kazandırma namına herhangi bir varlıklarını gören, duyan, şahit olan yok. Buna karşılık şehirlerimizin  ihmal edilmişliği, gerileyişi izaha muhtaç olmayacak kadar açıktır.

Biz sadece milletimizin derdini, beklentisini özellikle dile getiriyoruz. Üstelik bu muhasebeyi sadece muhalefet adayları için yapmıyoruz.

Temel atmama törenleriyle ve atılan temellerin üzerini kapatmakla vakit geçiren, yüzü kızarması gereken halde şehri için hiçbir büyük projesi olmamakla övünen, yıllardır hiçbir altyapı çalışması yapmayıp sadece tabela değiştiren, istismar ve korkıu siyasetiyle insanların iradesine ipotek koyan yıllardan söz ediyorum… Milletimiz bunun hesabını hiç şüphesiz 31 Mart’ta sandıkta soracaktır.

Ancak, bizim başka endişelerimiz de var. Seçim öncesi ne dedilerse, iş başına gelince tam tersini yapan bu zübük siyasetçi tiplemeleriyle gençlerimize kötü örnek teşkil etmemesini diliyoruz. AK Parti kurulduğu günden beri eser ve hizmet siyasetiyle milletimizin gönlünde yer etmiştir.

Biz işimizi düzgünce yapar, milletimizin gönlünü kazanırsak, şayet biz vaktimizi, enerjimizi milletimizin emrine amade kılarsak, şayet biz boş lafla, yalanla, şovla, reklamla değil gerçek hizmetlerle milletimizin huzuruna çıkarsak, şayet biz gösterişe, şatafata, kibre itibar etmeden, işimizi mütevazı bir şekilde yürütürsek yani biz doğru olursak emin olun eğri zaten belasını bulur.

Başkalarının ne dolaplar çevirdiğinin bizim açımızdan önemi yoktur. Varsın onlar siyaseti basit bir toplama çıkarma işlemine indirgesinler, varsın onlar siyaseti ikbal kapısı olarak görmeye devam etsinler. Biz işimize bakacağız. Öyleyse, gelin şimdi buradan, şu salondan öyle bir ses verelim ki 81 vilayetimizden duyulsun.

Ey muhalefet, ne yaparsanız yapın uzaya füzeler gitmeye devam edecek. Denizlere, fırkateynlerimiz sürekli olarak inecek. Çünkü biz karada, denizde, havada bütün her yerde inşallah savunma sanayimizde gövde gösterimizi devam ettireceğiz.

Deprem bölgesini ayağa kaldırmak için gece gündüz çalışırken de sınırlarımızı hedef alan terör örgütüyle mücadele ederken de aynı çelmelerle karşılaştık. Ülkemizin başına gelen her türlü felaketten sadistçe bir keyif alan, işler düzgün gittiğinde bundan rahatsızlık duyan bu hastalıklı güruhun gürültüsü çoğu sefer kendi cüsselerinden büyük oluyor.

Hafize Gaye Erkan açıklaması

Merkez Bankası rezervleri artıyor harekete geçiyorlar. Akla ziyan dedikodularla ekonomide binbir güçlükle temin ettiğimiz güven ve istikrar iklimini bozacak kampanyalar yürütüyorlar. Tüm umutlarını ülkemizin tökezlemesine bağlayanları, daha önce olduğu gibi yine hüsrana uğratmakta kararlıyız. Dedikodular üzerinden bir bardak suda fırtına koparmaya çalışan fitne tüccarlarını kesinlikle umursamıyoruz.”

Paylaşın

Merkez Bankası Başkanı İçin ‘Görevden Ayrılabilir’ İddiası

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) koridorlarında son günlerin konusunun Başkan Hafize Gaye Erkan’ın yakın zamanda ayrılacağına ilişkin söylentiler ve beklentiler olduğu öne sürüldü.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da Hafize Gaye Erkan’la ilgili rahatsızlıkları olduğu, Başkan Hafize Gaye Erkan’ın yakın zamanda ayrılmak zorunda kalacağı personel arasında yoğun olarak konuşulmaya başlandığı öne sürüldü.

10 Haber yazarı Erdal Sağlam, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Hafize Gaye Erkan‘ın babası Erol Erkan‘ın gayri resmi yönetici gibi davrandığı ve Büşra Bozkurt adlı bir çalışanı işten çıkardığı iddiasının ardından kulislerin hareketlendiğini söyledi.

Gaye Erkan’ın yüksek kiralar nedeniyle İstanbul’da ev bulamadığını anlattığı, “Apartman görevlimiz olan Sadık Abi’ye de çoğu zaman fiyatları soruyorum. Onu sorguya çekiyorum. Ben ‘indi’ diyorum. O ‘inmedi’ diyor. Sürekli ‘Fiyatlar inmedi, istersen git şu soğanın fiyatına bir bak’ diyor” gibi ifadelere yer verdiği söyleşisinin ardından zaten rahatsızlığın arttığını dile getiren Sağlam, şunları söyledi:

“Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan’ın görevde kalmasının artık çok zorlaştığı anlaşılıyor. Bu arada geçen hafta New York’taki yatırımcı toplantısından sonra başkanın görünmediği, ABD’den dönmemiş olabileceği de konuşulanlar arasında.

Merkez Bankası koridorlarında son günlerin konusu Başkan Gaye Erkan’ın yakın zamanda ayrılacağına ilişkin söylenti ve beklentiler. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da Erkan’la ilgili rahatsızlıkları olduğu, Erkan’ın yakın zamanda ayrılmak zorunda kalacağı personel arasında yoğun olarak konuşulmaya başladı.”

Sağlam, Bozkurt’un CİMER üzerinden bildirdiği şikayetin ardından özellikle Erkan’ın babasının İstanbul ve Ankara’daki Merkez Bankası ofislerinde sürekli bankanın işlerine karıştığının anlatılmaya başlandığını dile getirdi:

“Söylentiler iyice arttı”

“Bu haber sonrası tam anlamıyla çarşı karıştı ve söylentilerin iyice arttığını gördüm. Soruşturmalarımda Başkan Gaye Erkan’ın ve özellikle babasının kurumsal işlere bu kadar karışmasının yarattığı rahatsızlığın had safhaya ulaştığına şahit oldum.

Özetle konu Ankara’da en üst seviyede rahatsızlık yaratmış durumda. Bu haberlerin sadece başkanın kendisine değil, Merkez Bankası’na da, uygulanan programa da darbe vurduğu çok açık.

Kişisel tahminim o ki seçimlere kadar bu konular sumen altı edilmeye çalışılsa da, Başkan Gaye Erkan’ın yılın ikinci yarısını başkan olarak görme ihtimali çok azalmış durumda. Bunu tahmin olarak söylerken Cumhurbaşkanlığı’nın seçimlere rağmen ‘daha önceden ayrılsın’ gibi bir karar verme ihtimali olduğunu da söylemeliyim.”

Paylaşın