HDP – TİP İttifakı Tartışmaya Açıldı: Uzmanlar Ne Diyor?

HDP ile TİP’in ittifak modeline ilişkin değerlendirmede bulunan  Akademisyen Vahap Coşkun, “HDP’nin TİP ile yaptığı ittifak modeli garip ve HDP’ye kaybettiren bir ittifak modeliydi. TİP’in baraj sorununu ortadan kaldıran ama HDP’ye herhangi bir şekilde oy getirmeyen bir ittifak modeliydi. Bu ittifak modelinin HDP’ye oy kaybettireceği başından beri belliydi” dedi.

HDP’nin 2018’e oranla 3-4 puanlık oy kaybetmesine dikkati çeken Coşkun, “HDP açısından bu seçim başarısız bir seçim olarak değerlendirilebilir. Çünkü yüzde 11.7’lerden yüzde 8.7’lere düştü. 3-4 puanlık bir oy kaybetmek HDP açısından son derece üzücü bir tablo ortaya koymaktadır” değerlendirmesinde bulunuyor.

Avukat Sedat Yurtdaş ise HDP ve TİP ittifakının ‘yanlış’ olduğu değerlendirmesinde bulunuyor: “TİP çok etkili bir parti olduğu yanılgısına kapılmıştı” diyen Yurtdaş, “Hem geçmiş ittifaklar süreci hem de solun Türkiye’deki son 30-40 yıllık serencamı açısından bakarsak zamansız yapılan bir hamleydi.

Bu yapılırken de HDP’nin, Kürtlerin, muhalefetin açıkça zararını içeren riskler içeriyordu ve maalesef ki bunların hepsi gerçekleşti. Maliyeti çok büyük olan bir politik hata olduğunu düşüyorum. TİP’in izlediği politikanın çok ağır kusurlu olduğunu gösteriyordu.”

Siyaset Bilimci Ufuk Uras ise HDP ile TİP’in yaptığı ittifakın yanlış olduğunu en başından beri söylediklerini belirterek şöyle konuşuyor: “Ortak listenin ortak bir sinerji yaratacağını, ayrı ayrı seçime girmenin hem bir rekabet getireceğini hem de milletvekili kaybına neden olacağı belliydi. Buna rağmen ‘kendi sayımızı bir görelim’ söylemi bu döneme uygun değildi.

Parti devletine karşı olan herkesin yan yana gelmesi gerekiyordu. Mersin’de iki partinin ortak aday çıkarması yerine ayrı ayrı seçime girmesi MHP’ye kazandırdı mesela. HDP seçmeni parti genel merkezlerinde yapılan anlaşmalara uyum sağlayamıyor. Geçersiz oyların sebebi de aslında bununla ilgili bir durum. Çünkü aynı anda hem TİP’e hem de Yeşil Sol Parti’ye mühür basanlar da oldu.

Türkiye 14 Mayıs’ta Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Seçimleri için sandık başına gitti. Cumhurbaşkanlığı Seçimi ikinci tura kalırken Milletvekilliği Seçimlerinde partilerin aldıkları oy oranları, vekil sayılarındaki düşüş yapılan ittifakları tartışmaya açtı.

Kapatma davası nedeniyle Yeşil Sol Parti (YSP) adı altında seçime giren HDP, sol partileriyle Emek ve Özgürlük İttifakı’nı kurmuştu. Emek ve Özgürlük İttifakı’ndan Türkiye İşçi Partisi (TİP) 41 ilde kendi adı, amblemi ve adıyla seçime girerek yüzde 3 oranında oy alacağını iddia etmişti. HDP’nin güçlü olduğu yerlerde ise ittifak çatısı altında seçime gireceği açıklanmıştı. 2018’de İstanbul’da 12 milletvekili çıkaran HDP’nin, bu seçimde TİP’in de kendi adıyla İstanbul’da seçime girmesi nedeniyle vekil sayısı 8’e düşerken Ankara’dan ise hiç milletvekili çıkaramadı. Yüzde 3 oranında oy alacağını ifade eden TİP ise sadece toplamda yüzde 1.73 oy aldı ve 4 vekil çıkarabildi. TİP ile HDP’nin ortaklığı özellikle Kürt seçmende tartışmalara neden oldu.

“HDP’nin TİP ile ittifakı garip ve oy kaybettiren ittifak modeliydi”

HDP ile TİP’in ittifak modeline ilişkin değerlendirmede bulunan Diyarbakır Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü’nün (DİSA) yeni Yönetim Kurulu Başkanı, Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Akademisyen Vahap Coşkun, “HDP’nin TİP ile yaptığı ittifak modeli garip ve HDP’ye kaybettiren bir ittifak modeliydi. TİP’in baraj sorununu ortadan kaldıran ama HDP’ye herhangi bir şekilde oy getirmeyen bir ittifak modeliydi. Bu ittifak modelinin HDP’ye oy kaybettireceği başından beri belliydi” dedi.

HDP’nin 2018’e oranla 3-4 puanlık oy kaybetmesine dikkati çeken Coşkun, “HDP açısından bu seçim başarısız bir seçim olarak değerlendirilebilir. Çünkü yüzde 11.7’lerden yüzde 8.7’lere düştü. 3-4 puanlık bir oy kaybetmek HDP açısından son derece üzücü bir tablo ortaya koymaktadır” değerlendirmesinde bulunuyor.

HDP’nin seçmen düzeyinde büyük bir kaybı olduğunu belirten Coşkun şu yorumda bulunuyor: “Yüzde 13-14 oranında oy almanın planlandığı bir seçimde yüzde 8.7 oranında bir oy almak HDP’nin yönetiminin de, tabanının da çok rahatsız olacağı bir sonuç. Seçimin mağluplarından biri HDP. Bu sonucu yaratan birçok faktör var. Bunlardan biri HDP seçmeninin özellikle de metropoldeki seçmeninin bir kısmının CHP’ye geçmiş olması. HDP’nin son dönemlerde muhalefete aşırı angaje bir politika izlemesi HDP seçmeninin bir kısmının muhalefetin büyük partisi CHP’ye oy vermesini sağladı.

Bu da HDP’nin oy oranını düşürdü. Bir diğer önemli faktör barajın yüzde 10’dan yüzde 7’ye düşürülmesi. Baraj yüzde 10 iken HDP’nin hem tabanı hem tavanı son derece sıkı derece seçime sarılıyordu aynı zamanda stratejik bir oy alıyordu. Ama baraj düşürülünce bazı seçmenler HDP’ye oy vermekten vazgeçti. 3’üncü unsur ise HDP’nin yaptığı ittifak modeliydi. HDP’nin TİP ile yaptığı ittifak modeli garip ve HDP’ye kaybettiren bir ittifak modeliydi. Seçimin sonuçları da bunu gösterdi. Bu ittifak modelinin HDP’ye fayda sağlamadığı, ciddi anlamda HDP’yi zarara uğrattığı görüldü.

14 Mayıs Seçimi özelinde bu 3 problem HDP’nin oyunu düşürdü. Ama daha genel problemleri de var HDP’nin. Kapsayıcı siyaset oluşturma, aday seçimi konusunda eksiklikleri var. Bu ittifak özellikle Türk soluyla ilişkilerinin kendisine herhangi bir alan açmadığını da gösterdi. Bu seçimlerin ardından HDP yönetiminin ciddi bir şekilde bir sorgulama sürecine ve sonucun muhasebesinin yapılması gerekiyor. Eğer doğru adımlar atılmazsa HDP için küçülme süreci devam edebilir, böyle bir tehlike HDP’yi kapıda bekliyor.”

TİP’in 41 ilde kendi ismiyle seçime girmesinin özelde HDP’ye, genelde Millet İttifakı’na vekil kaybettirdiğini vurgulayan Coşkun, “TİP’e yönelik çok büyük bir seçmen ilgisinin olduğu dönemlerde de bunun gerçeği yansıtmadığını düşünüyordum. Sosyal medyada görünürlük, ünlüler tarafından desteklenmesi halk nezdinde de aynı ilginin görüleceği anlamına gelmiyordu. Nitekim TİP’liler yüzde 3’ü zorlayacaklarını ifade ediyordu ama seçim sonuçları bunu doğrulamadı. İttifak içerisinde yer aldıkları için 4 vekil çıkardılar ama ittifakta olmasalardı bu sayıyı da çıkaramayacaklardı. TİP’in aşırı bir şekilde abartılması, yüceltilmesi vardı. Bu da TİP’in tek listeden seçime girmesine engel oldu” diyor.

“HDP ve TİP’in inadı iki partiye de kaybettirdi, yanlış bir ittifak modeliydi” ifadesini kullanan Coşkun sözlerini şöyle tamamlıyor: “Bu model özelde bu iki partiye genelde de muhalefete de kaybettirdi. Bu ittifak modeli bundan sürdürülecekse de ciddi manada özellikle HDP açısından gözden geçirilmesi gerekiyor.”

“HDP ve TİP ittifakı, maliyeti çok büyük olan bir politik hatadır”

Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi (DİTAM) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Avukat Sedat Yurtdaş ise HDP ve TİP ittifakının ‘yanlış’ olduğu değerlendirmesinde bulunuyor:

“TİP çok etkili bir parti olduğu yanılgısına kapılmıştı” diyen Yurtdaş, “Hem geçmiş ittifaklar süreci hem de solun Türkiye’deki son 30-40 yıllık serencamı açısından bakarsak zamansız yapılan bir hamleydi. Bu yapılırken de HDP’nin, Kürtlerin, muhalefetin açıkça zararını içeren riskler içeriyordu ve maalesef ki bunların hepsi gerçekleşti. Maliyeti çok büyük olan bir politik hata olduğunu düşüyorum. TİP’in izlediği politikanın çok ağır kusurlu olduğunu gösteriyordu.”

Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nin (ÖDP) 1999’da benzer bir şekilde kendi adıyla seçime girmesi ve yüzde 10’luk barajın altında kalmasını hatırlatan Yurtdaş, “TİP’in özgüveni sol çocukluk hastalık gibiydi. Gerek parlamentodaki faaliyetler, kullanılan dil, kamuoyunda yarattığı dil, geçmişten ders çıkarılmaması, yani ÖDP deneyiminden dersler çıkarmadı. Kendilerinin çok etkili bir yerde olduklarını düşündüler, şartları doğru değerlendirmediler. Ahmet Şık’ın başka ortamda söylemiş olsa da bilinçaltını ortaya koyan sözleri ağır yaralayıcı sonuçları oldu. Kontrolsüz sözlerin kitleleri ne kadar soğutabildiğini gösteriyor” yorumunda bulunuyor.

HDP’nin Türkiye genelindeki oy kaybına ilişkin ise Yurtdaş şunları söylüyor: “Kürt siyasetinin ‘eksiğimiz neydi, nerelerde ne kaybettik’ bunların çok seri bir şekilde değerlendirmesini yapması gerekiyor.

HDP’nin oy oranın düşmesi seçimin kaybedenlerinden birinin de HDP olduğunu gösteriyor. Kürtlerde bilinç arttığı, seçmen sayısı arttığı halde oyunun düşmesini dikkate alarak HDP’nin Biz nerede hata yaptık gibi bir soru sorması gerekiyor. İstanbul’daki büyük kaybı sorgulamak lazım.”

“TİP, barajdan kurtuldu ama Yeşil Sol Parti’ye kaybettirdi”

Eski ÖDP Genel Başkanı ve Siyaset Bilimci Ufuk Uras ise HDP ile TİP’in yaptığı ittifakın yanlış olduğunu en başından beri söylediklerini belirterek şöyle konuşuyor:

“Ortak listenin ortak bir sinerji yaratacağını, ayrı ayrı seçime girmenin hem bir rekabet getireceğini hem de milletvekili kaybına neden olacağı belliydi. Buna rağmen ‘kendi sayımızı bir görelim’ söylemi bu döneme uygun değildi. Parti devletine karşı olan herkesin yan yana gelmesi gerekiyordu. Mersin’de iki partinin ortak aday çıkarması yerine ayrı ayrı seçime girmesi MHP’ye kazandırdı mesela. HDP seçmeni parti genel merkezlerinde yapılan anlaşmalara uyum sağlayamıyor. Geçersiz oyların sebebi de aslında bununla ilgili bir durum. Çünkü aynı anda hem TİP’e hem de Yeşil Sol Parti’ye mühür basanlar da oldu.

ÖDP’nin 99’da kendi adıyla seçime girip baraj altında kalmasını hatırlatan Uras, “TİP yüzde 3’e ulaşıp hazine yardımını hedefliyordu ama bu da başarılamadı. Alınacak oydan çok daha önemli olan ortak tutum almak ve Meclis’e girdikten sonra kendi partisi altında siyaseti sürdürmesiydi. Ama bu taktiksel adım atılamadı maalesef. Biz bunu daha önceden ÖDP’de de yaşadık. Biz TİP’in yaptığı her şeyi daha önce yaptık ve sonuç ortaydı. İttifak ilişkisi karşılıklı olur. TİP, Yeşil Sol Parti sayesinde barajdan kurtuldu ama karşılığında Yeşil Sol Parti’ni vekil kaybetmesine sebep oldu. Bunun kabul edilir bir yanı yok. Aslında ortada bir ittifak da olmadı. Çünkü barajı geçen parti, Yeşil Sol’un oy kaybetmesine sebep oldu.”

Son olarak HDP’nin oy oranındaki düşüşü de değerlendiren Uras, “HDP’nin oy oranının düşmesinin sebebi ise Yeşil Sol’un tam olarak anlatılmaması ve ittifaklar siyasetine kendisine yönelik bir tepki de olabilir. Daha yaratıcı politikalar geliştirme, ön seçim yaparak aday belirlemek gerekiyordu. Buradan çıkarmak gereken bir ders olduğunu gösteriyor” diyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

14 Mayıs Seçimleri: Türkiye İşçi Partisi Dört Vekil Çıkardı

Türkiye İşçi Partisi’nden (TİP) dört isim, 14 Mayıs Pazar günü yapılan 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimi’nde, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) üyesi olmaya hak kazandı.

İstanbul’dan TİP Genel Başkanı Erkan Baş’ın yanı sıra partinin diğer milletvekili adaylarından Ahmet Şık ve Sera Kadıgil de yeniden Meclis’e girmeye başardı. TİP’in yüzde 8,69 oy aldığı Hatay’dan ise milletvekili adayı Can Atalay TBMM’ye girdi.

Erkan Baş, TİP Hatay Milletvekili Barış Atay’ın Gezi tutuklusu Can Atalay’ın cezaevinden çıkabilmesi için Hatay ilk sıra adaylığından vazgeçtiğini açıklamıştı. Atay, büyüdüğü ve seçmen desteği bulunan Hatay’ın yerine Antalya’da ikinci sıradan aday gösterilmişti. Ancak TİP, Antalya’dan milletvekili çıkaramadı.

TİP’in yüzde 5,69 oy aldığı Muğla’daki milletvekili adayı Mehmet Aslantuğ da Meclis’e giremedi. TİP’in İzmir milletvekili adaylarından İrfan Değirmenci de Meclis’e seçilemedi.

10 genel başkan milletvekili seçildi

Seçimlerde 10 partinin genel başkanı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) yer almaya hak kazandı.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, memleketi Osmaniye’den yeniden milletvekili seçildi.

AK Parti listelerinden seçime katılan Hür Dava Partisi (HÜDA-PAR) Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu ve Demokratik Sol Parti (DSP) Genel Başkanı Önder Aksakal da meclise giren isimler arasında yer aldı.

HÜDA-PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu İstanbul 3. Bölge’den DSP Genel Başkanı Önder Aksakal ise İstanbul 2. Bölge’den seçildi.

Cumhur İttifakı’nın diğer ortaklarından Yeniden Refah Partisi’nin (YRP) Genel Başkanı Fatih Erbakan İstanbul 2. Bölge 1. sıradan Meclis’e gitmeyi başardı.

İttifakın diğer ortaklarından Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici ise seçilemedi.

CHP listelerinden Erzincan’da seçime giren Türkiye Değişim Partisi (TDP) Genel Başkanı Mustafa Sarıgül de yine seçilen genel başkanlar arasında yer aldı.

Yeşil Sol Parti Eş Genel Başkanı İbrahim Akın İzmir 2. Bölge’den; diğer Eş Genel Başkan Çiğdem Kılıçgün Uçar da İstanbul 1. Bölge’den seçildi.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş İstanbul 3. Bölge’den seçildi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar Şanlıurfa’dan diğer Eş Genel Başkan Pervin Buldan da Van’dan seçildi. HDP seçimlere Yeşil Sol Parti listelerinden girdi.

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ ise Gaziantep’ten seçilemedi.

Kabine’de yer alan 16 isim milletvekili oldu

28. yasama döneminde milletvekili olarak görev yapacak Kabine üyeleri ile bu üyelerin seçildikleri bölgeler şunlar:

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay / Ankara 3. Bölge

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu / İstanbul 2. Bölge

Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer / Ordu

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar / Kayseri

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank / Bursa 2. Bölge

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ / Şanlıurfa

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık / Osmaniye

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin / Ankara 2. Bölge

Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum / İstanbul 1. Bölge

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu / Antalya

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez / Eskişehir

Gençlik ve Spor Bakan Mehmet Muharrem Kasapoğlu / İzmir 1. Bölge

Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati / Mersin

Tarım ve Orman Bakanı Vahit Kirişci / Kahramanmaraş

Ticaret Bakanı Mehmet Muş / Samsun

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu / Trabzon

Ayrıca daha önce bakanlık görevinde bulunan Abdulhamit Gül Gaziantep’ten, Faruk Çelik ise Artvin’den milletvekili seçildi.

Paylaşın

TİP Lideri Baş: Faşizme Karşı Mücadele Türk Ve Kürt Emekçilerin Birliğinden Geçiyor

TİP Lideri Erkan Baş, T24’ten Cansu Çamlıbel’in “Türkiye’de gerçekten kim veriyor o anti-emperyalist mücadeleyi?” sorusuna verdiği yanıtta, “Net söyleyelim. Adalet ve Kalkınma Partisi, Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında Türkiye’yi özel olarak kullanmak isteyen ABD emperyalizminin Türkiye’de iktidar koltuğuna oturttuğu bir partidir” dedi ve ekledi:

“Tayyip Erdoğan’ın iktidara geldikten sonraki ilk ciddi eylemi Amerikan askerlerinin Irak’ı işgal etmek üzere Türkiye’den geçmesine izin vermek için bir tezkere çıkartmaktı. Beceremedi ama Tayyip Erdoğan’ın varlık sebebi ABD’nin Ortadoğu’daki politikalarını uygulamak. “Senin çıkarlarını senden bile daha iyi ben savunurum” diyen bir lider. Dibine kadar Amerikancı, Amerika’ya karlı göbekten bağlı bir iktidarla mücadele ediyoruz.”

Baş, açıklamasının devamında, “Ben programa bakarım. Emek ve Özgürlük İttifakı’nın programı net bir anti-emperyalist programdır. Bölgede kimin nasıl yaşayacağına halkların karar vermesini savunan bir programdır. Siyasal İslam ise -hani ılımlı İslam falan denildi ya- aslında uyumlu İslam’dır. Kapitalizm ve emperyalizme uyumlu İslam yaratmaktır. Tayyip Erdoğanların dünya çapındaki misyonu budur. Bunların üzerini örterek bu tartışmayı yapamayız” ifadelerini kullandı.

Erkan Baş, konuya ilişkin açıklamasının sonunda, TİP kendi programı olan bir siyasi partidir. Başka siyasi partilerle ittifak ilişkilerine göre pozisyon almaz. Programına göre ittifak geliştirir. Biz bu ortaklıklar konusunda Türkiye’nin geleceği açısından son derece önemli gördüğümüz bir misyon üstlenmiş durumdayız.

Türkiye’de emperyalizme, faşizme karşı, bugünkü iktidara karşı mücadele zafere ulaşacaksa bunun formülü Türk ve Kürt emekçilerin birliğinden geçer. Bu birliği sağlayamayan hiçbir mücadele Türkiye’de gerçek başarıya ulaşamaz. Biz bu yüzden inatçıyız. Biz bu yüzden HDP ile ittifakta ısrarcıyız. Bunu da bir seçim ittifakı olarak görmüyoruz.” dedi.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, T24’ten Cansu Çamlıbel’e konuştu. Erkan Baş’ın açıklamalarından bazıları şöyle:

“İnsanlar bakkalını bile siyasi tercihine göre seçer oldu”

Seçim kampanyaları başladığından beri Emek ve Özgürlük İttifakı’nın önde gelen iki ortağı sanki bir çekişme içindeymiş gibi bir görüntüsü oluştu. TİP ve HDP yani Yeşil Sol’u kastediyorum. İlk önce liste anlaşmazlığı yaşandı ve ayrı listelerle seçime gitme kararı aldınız. Ardından HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, seçmenlerine “Bize vermeyeceğiniz her oy AKP’ye gider” uyarısı yaptı. Ardından Yeşil Sol Diyarbakır milletvekili adayı Cengiz Çandar ittifakın içindeki sol bileşenlerden “dekoratif unsurlar” diye söz etti. En son da TİP İstanbul milletvekili adayı Ahmet Şık’ın HDP’ye dönük eleştirilerinin yer aldığı bir görüntü sosyal medyaya düştü. Millet İttifakı gibi birbirine benzemez altı partiden oluşan bir ittifak içinde bile bu kadar kavga gürültü çıkmadı. Savunduğu değerler itibarıyla daha birbirine benzediğini düşündüğümüz ittifakın bileşenleri neden daha kavgalı bir görüntü veriyor?

AKP nasıl iktidarda duruyor sorusunun en önemli yanıtlarından bir tanesi şu; toplumu bölerek iktidarda duruyor. 21 yıla bakın, hep düşmanlaştırıcı bir dil var. Karşı tarafta hep düşmanlar var. Bazen Ergenekoncular oluyor, bazen teröristler oluyor, bazen dinsizler oluyor, bazen gayrı milli unsurlar oluyor. Ama AKP hep bu dönem boyunca toplumu bölerek, kutuplaştırarak ve kendi tarafını da konsolide ederek var oldu. Artık bu olağan bir durum oldu maalesef. Şimdi kampanya sürecinde toplantılar sırasında da görüyorum insanlar alışveriş yaptıkları bakkalı bile siyasi tercihine göre seçer oldu. Pazarda alışveriş yaparken esnafı değerlendirmeye çalışıyorsunuz “bizden midir karşıdan mıdır” diye. Toplum bu hale gelmiş durumda ve bu çok tehlikeli bir şey. Bir kere bunu bozmak lazım. Oy getirip getirmemesinden bağımsız olarak Türkiye’deki bu düşmanlaştırıcı halin ortadan kaldırılması lazım.

Toplumun tepesindeki yüzde 1 AKP döneminde daha zengin hale geldi ve toplumun yüzde 99’u yoksullaştı. Bizim bunu tartışmamız lazımken kimlikler üzerinden bir kutuplaşmayı tartışıyoruz. Bunu bozmamız lazım. 21 yıldır devam eden bu iktidardan birkaç kez eşiğine gelip kurtulamamış oluşumuz galiba hepimiz açısından anksiyete yaratan bir durum. “Artık kurtulmamız lazım. Ya bir hata yaparsak” duygusu çok belirleyici. Bir sevgili arkadaşımın değerlendirmesi var, çok önemsiyorum. Artık kantarla gram altın tartar moddayız.

Bana en çok gelen sorulardan biri şu; “Yurtdışında yaşıyorum, TİP’e oy versem nasıl bir katkısı olur?” Bunun arkasında şu var; orada kullanılan oylar Türkiye’ye dağılacak, oradan size düşen oy kaç olur ki kaygısı. Artık insanlar bunların hesabını yapmaya başladıysa bu gerçekten kantarla gram altın tartmaya benziyor. Ama tabii yurttaş haklı bu duygusunda. Eylem yapamıyor, miting yapamıyor, slogan atamıyor, iktidarı eleştiren yazı yazamıyor, Tweet atarsa cezaevine girme riski var, elinde bir tek oyu kalmış durumda iktidarı değiştirebilmek için.

Oy atacağı seçimi de darbeyle eş tutan bir İçişleri Bakanı var ülkenin.

Geldiğimiz noktada onu bile elinden almaya çalışıyorlar. Ben bu kadar ince hesap yapmak durumunda hisseden yurttaşın o duygusunu da anlıyorum. Bir de buna şunu ekleyin; ittifak Türkiye’de yeni bir kavram. O nedenle de devamlı her iki ittifak için de “aman çatlıyor mu, aman birbirlerine mi girecekler” gibi bir tedirginlik var. Oysa ittifak dediğiniz kavram zaten farklılıkların bir arada durması. Anlaşamayanların yan yana geldiği zeminlere ittifak diyoruz.

87 seçim bölgesi var Türkiye’de ve Cumhur İttifakı 87 seçim bölgesinde de ayrı listelerle seçime giriyor. Aslında kendi kurdukları tuzağa düştüklerini hatırlatmak isterim. Onların amacı bizleri bu duruma düşürmekti ama kendileri düştüler. En bölünmüş ittifak şu an Cumhur İttifakı – ki ben bunu da seçimlerdeki yenilgilerinin ilk göstergesi sayıyor.

Ama birbirleriyle kavga etmiyorlar kamuoyu önünde.

İşte onu ustaca başardılar. Ben listelerin teslim edildiği saat 17.00’ye kadar orada bir değişiklik bekliyordum. Aslında bir B planları var herhâlde diye düşünüyordum.

AKP-MHP tek liste gidecek diye…

Ama yapamadılar. Kamuoyu işin o kısmıyla ilgilenmiyor nedense. Millet İttifakı’nda da CHP ile İYİ Parti 70 yerde ayrı giriyorlar. Ama sanki Cumhur İttifakı’nın tamamen ayrı seçimlere girmesinden daha büyük bir problem gibi gösteriliyor.

Bizim cepheye baktığımızda ise biz aslında Türkiye’nin yedi bölgesinde tam olarak anlaşamadık. Bizim Gümüşhane’de, Bayburt’ta farklı davranmamızın Türkiye seçimine bir etkisi yok. Oralardaki matematiği değiştirecek bir durum yok.

“HDP ile merkezi düzeyde hiç gerginlik yaşanmadı”

Ama İstanbul’da vardı.

Oraya geleceğim. Yedi yer dedim ya işte. Hatta gerçekten anlaşamadığımız yerler şuydu: İstanbul, Ankara, İzmir, Hatay, Muğla. Buralarda da İzmir’in bir bölgesinde anlaşılmış, Ankara’nın bir bölgesinde anlaşılmış, Bursa da anlaşılmış mesela. Gerçekle yansıyan arasında bir açı oluşabiliyor. Biz belki o sürece yönetemedik. Hem bizim açımızdan hem HDP açısından merkezi düzeyde bu süreçte hiçbir gerginlik yaşanmadı. Bütün süreç boyunca ilişkilerimiz aynı sıcaklık ve samimiyetle devam etti. Anlaşamamak da siyasetin içindedir. Olay bundan ibaret. Ama tabii bunun kaşınmaya çalışıldığı örnekleri gördük. Bizim HDP’ye düşmanlığımızdan çok bizim HDP ile yan yana durmamıza dönük düşmanlığını HDP üzerinden ifade etmeye çalışan arkadaşlar çıktı Türkiye solu içinde. Kürt tarafı açısından baktığımızda ise bize olan düşmanlıktan çok HDP’nin Türkiye solu ile ittifakına olan düşmanlığını HDP’yi değil bizi eleştirerek ortaya dökmeye çalışan arkadaşlar oldu. Bunlar bence tehlikeliydi. Onlar dışında söylenen her şey kıymetliydi.

“Samimi eleştirilerin başımızın üzerinde yeri var”

HDP içinde siyaset yapmış ve bunun için bedel ödemiş Ahmet Şık sokakta bir gencin yorumu üzerine “Kürt faşistlerle uğraşamam” diyor. Bunun şöyle algılanması doğal olmaz mı; “Bunu orada siyaset yapmış birisi olarak bunu söylüyorsa demek ki var bir bildiği. Demek ki gerçekten HDP içinde demokrat bir duruş yok.”

Bir kere bakın orada ifade edilen görüşlerle ilgili hem Ahmet açıklamasını yaptı hem de biz parti olarak yaptık. Bizim HDP’ye ilişkin böyle bir değerlendirmemiz yok.

Üzüldünüz mü?

Tabii ki çok üzüldüm. Bir kere orada bir gizli çekim olduğu gerçeğini bir kenara koymamak lazım. Bir örnek vereyim; benim bir kızım bir oğlum var, ikisi için de canımı veririm ama evde öyle bir an olabilir ki evde sesimi yükseltebilirim, canımdan çok sevdiğim çocuğuma öfkeyle bağırabilirim. Siz o anı kameraya çekseniz üzerine “Bak Erkan Baş kızına sürekli bağırıyor” diye düşünebilirsiniz. Bu benim kızımı sevmediğim anlamına gelmiyor. Ahmet ya da ben siyasi görüşlerini gizleyen insanlar değiliz ki. Siyaset bunun için yapılır zaten. Ama siyasi görüş başka şeydir, sizin anlık olarak bir diyalog sırasında kurduğunuz cümle başka bir şeydir. Bir de bu gizli çekilmiş ve belli ki servis edilmiş bir şey. Bence bu Türkiye’deki Türk ve Kürt emekçilerin birliği fikrini zedelemek isteyen odakların işine yaradığı fikrini hiç aklımızdan çıkartmamız lazım. Bütün bu tartışma sürecinde samimi eleştirilerin hepsinin başımız üzerinde yeri var. Ama buradan yola çıkarak Türkiye sosyalist hareketiyle Kürt hareketi arasındaki ilişkilere hasar vermek, bunu bozmak isteyen yaklaşımlara karşı dikkatli davranmak durumundayız.

HDP’li arkadaşların bize dönük, bizim onlara dönük eleştirilerimiz olur. Ama bunların ifade edileceği yerler ve ifade ediliş biçimleri son derece önemlidir. Mesela Gültan Hanım bana cezaevinden bir mektup yazdı. Tartışmak istiyorum bunu ama bunu tartışabilmemin ön koşulu Gültan Hanım’ın özgürlüğü. Cezaevindeki bir insanla ben nasıl tartışabilirim ki? Binlerce siyasetçisi cezaevinde olan, sürekli iktidarın baskısı altında olan bir siyasi hareketle nasıl tartışmaya girebilirsiniz? Bu doğru bir şey değil. Fakat şu olur; dostlarımızla kendi aramızda fikirlerimizi paylaşırız karşılıklı.

“Ahmet Şık kendisini bu ülkedeki barış mücadelesine adamış bir isim”

Dostlarınızdan olmasının beklenebileceği isimlerden birisi de mesela Sırrı Süreyya Önder değil mi? Ahmet’in o görüntüdeki ifadeleri için “hastalıklı bir bakış açısı” dedi. Dahası hem partiden hem Ahmet’in kendisinden gelen özrün yeterli olup olmadığının tartışmalı olduğunu da ekledi.

Tam bunu kastediyorum. Bakın o videonun yayınlandığı günün bir gün öncesinde yaklaşık 8,5 saat Babala TV çekimlerinde Ahmet ile beraberdik. Program boyunca defalarca kez -programın formatı öyle olduğu için- bizden HDP’ye dönük kötü söz söylememiz için zorladılar bizi. Sekiz buçuk saat! Bir tane HDP için kötü bir söz söylesek başarıya ulaşmış olacaktı o programa katılanların oradaki varlıkları. Biz bunu söylemedik, söylemeyeceğiz.

Bakın Türkiye İşçi Partisi 1971’de “Kürt halkı vardır” dediği için kapatılmış bir parti. Ahmet Şık’ın Türkiye’de kontrgerilla cinayetlerine ilişkin çalışmalarına, HDP’den adaylığına baktığınızda kendisini Türkiye’de barış mücadelesine adamış kıymetli isimlerden biri. Böylesine bir tarih ortada dururken bir gizli çekimde söylenmiş bir laf. Önü yok, arkası yok, ne dendiği belli değil. Böyle kolay insan harcamamalıyız. Orada söylenen cümleleri belli ki bir dostuyla yaptığı – ki o da gözden kaçtı orada konuştuğu kişi Ahmet’in daha önce HDP’den tanıdığı bir arkadaş- bir dertleşme hali. “Kürtler faşisttir” falan demiyor Ahmet. Kendisine dönük eleştirilerde haklılık payı olanları ayırıyor ama düşmanca eleştiriler için böyle bir laf kullanıyor. Bence çok büyütmemekte fayda var. Ayrışmak dünyanın en kolay şeyidir ama dostluk çaba ister.

“Biz barışın Türkçe sesi olmak istiyoruz”

Ahmet’in o eleştirisinde şöyle bir sitem yok muydu; Emek ve Özgürlük İttifakı’nın egemen yapısı HDP ve o egemen yapı kendinden küçük yapıların nefes alanını daraltıyor.

Samimiyetle söyleyeyim, Ahmet’e bunu sormadım bile. Çünkü ben Ahmet’in bu ülkede yaşayan her yurttaşın eşit yurttaş olarak görülmesi konusundaki çabasını biliyorum. Bu eşitsizliğe en fazla maruz kalanlar Kürtler, Aleviler olduğu için onların gıyabındaki duyarlılıklarını da biliyorum. Ama her topluluğun içinde o topluluğa yakışmayan davranışlarda bulunan insanlar olabilir ve bunların davranışını da o toplumun tümüne mal etmemek gerekir. Gerçekten kendisine sormadım ama bana sorarsanız kastettiği şey odur. Ben Boşnak’ım, Boşnaklar içinde birisi kötü bir şey yaptığında başkası söylemeden ben onu eleştirip o davranışı engellemeyelim.

TİP Kürt sorunu açısından kendisini en fazla şurada sorumlu görüyor; Türkiye’nin batısına yayılan bir şovenizm var, bir Kürt düşmanlığı var, iktidarın beslediği bir ırkçı anlayış var. Biz bunu kırmak istiyoruz. Biz barışın Türkçe sesi olmak istiyoruz. Kürt halkındaki büyük barış iradesine batıdan el uzatma çabası içindeyiz. Temel misyonumuz bu bizim.

Türkiye solu içinde sizi eleştirenlerin temel argümanını şöyle özetleyebiliriz: “HDP’nin YPG’nin Amerikan silahlarıyla savaşıyor olması üzerinden Suriye savaşı sırasında ortaya koyduğu tutum malum. HDP ittifak ortağına Finlandiya oylamasında ABD’ye karşı net tavır ortaya koymama konusunda telkinde bulundu, TİP de bu telkin yüzünden meclise gitmedi.”

Hiç öyle bir şey yok.

Hadi diyelim HDP hiç telkinde bulunmadı o zaman şunu sorayım. Suriye’de kendi çizgisindeki Kürt hareketinin Amerikan silahlarıyla özgürlük mücadelesi vermesi konusunda bir rahatsızlığı olmayan HDP ile birlikte sandığa gidiyor olmak TİP’i rahatsız ediyor mu, etmiyor mu?

Beni şu rahatsız ediyor. Türkiye NATO’nun en büyük ordusu. Amerika ile iş birliğinden söz ediyorsak bugün Türkiye’deki iktidar. AKP dünyadaki en Amerikancı iktidarlardan bir tanesi.

Ama siz AKP ile beraber seçime gitmiyorsunuz. Onun için HDP’nin tutumunu soruyorum.

Hayır ama ben kime karşı mücadele ediyorum şu anda? Türkiye’deki Amerikan ofisine karşı mücadele ediyorum. Tayyip Erdoğan Türkiye’de nasıl iktidara geldi? Bunları ne çabuk unutuyoruz.

“Faşizme karşı mücadele Türk ve Kürt emekçilerin birliğinden geçiyor”

Hiçbir şeyi unutmuyoruz da sorduğum şey başka. Bir de bu konu içinde ismini geçirdiğiniz için Tayyip Erdoğan’ın argümanını da hatırlatayım. “YPG Türkiye’yi Amerikan silahlarıyla vuruyor Suriye’den. Ben onlara karşı anti-emperyalist bir mücadele veriyorum.” Sağdan sola kime sorsanız anti-emperyalist mücadele içinde Türkiye’de? Gerçekten kim veriyor o anti-emperyalist mücadeleyi?

Net söyleyelim. Adalet ve Kalkınma Partisi, Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında Türkiye’yi özel olarak kullanmak isteyen ABD emperyalizminin Türkiye’de iktidar koltuğuna oturttuğu bir partidir. Tayyip Erdoğan’ın iktidara geldikten sonraki ilk ciddi eylemi Amerikan askerlerinin Irak’ı işgal etmek üzere Türkiye’den geçmesine izin vermek için bir tezkere çıkartmaktı. Beceremedi ama Tayyip Erdoğan’ın varlık sebebi ABD’nin Ortadoğu’daki politikalarını uygulamak. “Senin çıkarlarını senden bile daha iyi ben savunurum” diyen bir lider. Dibine kadar Amerikancı, Amerika’ya karlı göbekten bağlı bir iktidarla mücadele ediyoruz.

Ben programa bakarım. Emek ve Özgürlük İttifakı’nın programı net bir anti-emperyalist programdır. Bölgede kimin nasıl yaşayacağına halkların karar vermesini savunan bir programdır. Siyasal İslam ise -hani ılımlı İslam falan denildi ya- aslında uyumlu İslam’dır. Kapitalizm ve emperyalizme uyumlu İslam yaratmaktır. Tayyip Erdoğanların dünya çapındaki misyonu budur. Bunların üzerini örterek bu tartışmayı yapamayız.

TİP kendi programı olan bir siyasi partidir. Başka siyasi partilerle ittifak ilişkilerine göre pozisyon almaz. Programına göre ittifak geliştirir. Biz bu ortaklıklar konusunda Türkiye’nin geleceği açısından son derece önemli gördüğümüz bir misyon üstlenmiş durumdayız. Türkiye’de emperyalizme, faşizme karşı, bugünkü iktidara karşı mücadele zafere ulaşacaksa bunun formülü Türk ve Kürt emekçilerin birliğinden geçer. Bu birliği sağlayamayan hiçbir mücadele Türkiye’de gerçek başarıya ulaşamaz. Biz bu yüzden inatçıyız. Biz bu yüzden HDP ile ittifakta ısrarcıyız. Bunu da bir seçim ittifakı olarak görmüyoruz.

Erdoğan sizin iddia ettiğiniz gibi sahte bir emperyalizm jargonu üzerine oynuyor olabilir ama benim sormaya çalıştığım şey başkaydı. HDP’nin anti-emperyalist jargonunun da bir samimiyetsizlik boyutu var mı yok mu?

Yok, yok.

Halklar kendi iradelerini ortaya koyana kadar Amerikan silahlarının kullanılması sizin için kabul edilebilir mi?

Değildir asla. Yeşil Sol’un programına da bakalım, HDP’nin programına da bakalım. Hedef nedir? Kürtlerin özgürce yaşayabileceği bir iklimin yaratılması. Suriye’nin iç savaşını kışkırtan kimdi? Amerika Birleşik Devletleri’ydi. Oradaki cihatçı örgütle beraber, Türkiye’yi de sürecin bir parçası haline getirerek orada şeriatçı bir iktidar yaratmak istiyorlardı. Suriye’yi böyle böleceklerdi. AKP buna öncülük yaptı. Bu planın bozulması nedeniyledir Kürt hareketine duydukları öfke. Kürt hareketinin orada aldığı tutum emperyalizmin bölge politikalarına müdahaledir aslında. Kendi inisiyatifini geliştirmiştir. Şimdi uluslararası güç dengeleri nedeniyle zaman zaman Rusçulukla zaman zaman Amerikancılıkla eleştirilmeye devam edilecek. Benim açımdan belirleyici olan şey şu; bu coğrafyada yaşayan Türk, Kürt, Arap bütün halkların eşit ve özgür biçimde yaşayabilecekleri ilişkilerin geliştirilmesi. Ana dilde eğitim bir haktır ve ben bunu savunacağım. Mesela yarın öbür gün bir AB komiseri de benzer bir şey söyledi. Ben o da söylüyor diye hak talebinden vazgeçemem ki.

Parti programınızda şu ifade var; “Ülkeyi emperyalizme bağımlı kılan tüm uluslararası kurumlardan çıkılır.” Türkiye’nin üye olduğu uluslararası kurumlar arasında NATO var, Avrupa Konseyi var. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraf olmamız hasebiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uyma meselesi var. Bir de Avrupa Birliği adaylığı var Türkiye’nin. Sanıyorum bunlar içinde Avrupa Konseyi üyeliğini bir kenara koyuyorsunuz, doğru mu?

Evet, evet.

“NATO ortadan kalkmalı”

Peki diyelim ki TİP iktidar ya da iktidar ortağı oldu bir gün, Türkiye’yi NATO’dan çıkartır mı ya da Avrupa Birliği adaylığını geri çeker mi? Nasıl bir Türkiye dış politikası hayal ediyorsunuz?

Bir kere bağımsızlık önemli bir şey. Bir ülkenin kendi ayakları üzerinde durabilmesi önemli bir şey. Türkiye tarımdan sanayiye pek çok alanda bu bağımlı politikaların olumsuz sonuçlarını yaşıyor. Türkiye artık üretemez bir ülke haline gelmiş durumda. Ya da mülteciler meselesinde sürecin bütün yükünü Türkiye’ye yıkan bir Avrupa Birliği anlaşması var. Bizim bağımlılık ilişkisi dediğimiz şeyler bunlardır. Yoksa bizim kendisini dışarıya kapatmış bir Türkiye hayalimiz yok. Tam tersine öyle güçlü bir ülke olabiliriz ki biz insan kaynaklarımız, doğal kaynaklarımız açısından. Dünyanın her tarafıyla eşit ilişki kurabilecek bir ülke haline gelebiliriz. Ben sosyalistlerin 60’lar 70’lerdeki gibi kendisini dünyaya kapatmaya ihtiyacı olmadığını düşünüyorum. Tam tersi her yurttaşın pasaport sahibi olup istediği yere gidebileceği bir ülke hayali kuruyorum. Bu tabii savaş örgütlerine ilişkin yaklaşımımızı değiştirmez. Biz NATO’nun ortadan kalkması gerekir diye düşünüyoruz.

Türkiye bugün dünyadaki gelişmiş ülkeler seviyesine gelsin…bu hedef küçük bir hedef. Gelişmiş ülkelerin bile ötesine taşıyabiliriz biz Türkiye’yi. Doğru bir planlı ekonomi, halkı merkezi alan bir ekonomik model geliştirildiğinde biz bence Avrupa’yı geçmeyi hedeflemeliyiz, Avrupa’ya yetişmeyi değil. Nihayetinde orada da sınıflar arasındaki kutuplaşma artıyor.

Erkan Baş’ın T24’ten Cansu Çamlıbel’e verdiği röportajın tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

TİP Sözcüsü Sera Kadıgil: Bizden Çaldıkları Ne Varsa Hepsini Geri Alacağız

Partisinin TRT’deki propaganda konuşmasını yapan Türkiye İşçi Partisi Sözcüsü Sera Kadıgil, “Bizden çaldıkları ne varsa hepsini tek tek geri alacak, üretimi, tarımı, kaynaklarımızı patronların kaynaklarına göre değil, hepimizin ihtiyacına göre planlayacağız. Dinin baskı aracı olarak kullanılmasını, dini değerlerin siyasete alet edilmesini, Cumhuriyet’in ilerici kazanımlarının birer birer elimizden alınmasını dur diyeceğiz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Laikliği mutlaka kazanacağız. Üniversiteleri kayyumlardan, eğitimi de devleti de tarikatlardan temizleyeceğiz. Ülkemizi gençlerin terk etmek için can attığı değil kalıp özgürce yaşayacağı, okul şenliklerinde gençlik festivallerinde gönlünce coşacağı bir yer haline getireceğiz. Basının, bilimin, sosyal medyanın, kültür ve sanatın önündeki baskıları yok edeceğiz. Sadece sen değil, senden sonraki çocuklar da bu ülkede rahat nefes alıp verebilsinler, hayvanları sevebilsinler, ormanlarında gezebilsinler diye var gücümüzle çalışacak, vahşice giriştikleri çevre katliamlarına, iklim krizini bile kara çevirenlere, hayvanlara yönelik her türlü kötü muameleye karşı duracağız. Özellikle söz veriyorum sana; bu ülkede kadın erkek eşitliğini mutlaka kuracağız”

Kadıgil, konuşmasının devamında, “Kadın düşmanlığına, kadın cinayetlerine, şiddetin her türlüsüne, kadınların ikinci sınıf insan muamelesi görmesine karşı savaşacağız. İstanbul Sözleşmesi’ne derhal geri dönecek, dönmemek için kırk takla atacak olanların karşısına duvar olup dikileceğiz. Her mahalleye ücretsiz ve nitelikli kreşler açacak, ev içi bakım yükünü olması gereken yere devletin üstüne alacağız.

Kadın olmayı, LGBTİ+ olmayı hakaret sayan ataerkiyi başlarına yıkacak, toplumsal cinsiyet eşitliğini mutlaka sağlayacağız. Etnik, dinsel, mezhepsel, cinsiyet temelli hiçbir ayrımcılığa ve engellileri yok sayan sağlamcı anlayışa geçit vermeyeceğiz. Bu topraklarda yaşayan insanların arasına nefret tohumları ekilmesine de baskı ve savaş politikalarına da kimden gelirse gelsin şiddet eylemlerine de karşı duracağız.

Bizi bölüp yönetmelerine müsaade etmeyecek. Kim ne derse desin halkların kardeşliğini savunacağız. İçeride sıkıştıkça dışarıda tüm dünyayla kavga etmeyi bilenleri durduracak, yurtta barışı, dünyada barışı sağlayacağız. Bil ki, tüm bunları yapabilmek için ilk iş olarak çocukluğunu çaldığı yetmiyormuş gibi geleceğini çalmak için de utanmadan çırpınan saray rejiminde de Recep Tayyip Erdoğan’dan da 14 Mayıs’ta kesin olarak kurtulacağız.” ifadelerini kullandı.

Siyasiler 14 Mayıs seçimleri dolayısıyla TRT’deki propaganda konuşmalarını yaptı. Türkiye İşçi Partisi (TİP) adına konuşmayı parti sözcüsü Sera Kadıgil gerçekleştirdi. Kadıgil’in konuşmasında şunları söyledi:

“Gerçekleri söyleyenleri vergilerimizle yayın yapan bu kanala hiç çıkartmadıkları için şaşırmış olabilirsin ya da bu ekranda genelde bağırıp çağıran erkekleri gördüğün için de. Ama lütfen şaşırma kadınlar da milletvekili olabilir, ülke yönetebilir. Aslında biliyor musun kadınlar her şeyi ama her şeyi yapabilirler. Ben bu yüzden özellikle diğer siyasetçilerin hiç önemsemediği kardeşlerime sesleneceğim.

Çocukluğunu, hayatını çaldıkları kız kardeşim, evet sen, sana sesleneceğim. Yokluktan doğru düzgün beslenemediğin için büyüyemedin, boy atıp serpilemedin belki. Büyümen için gereken mamalara, bezlere, çalınmasın diye marketlerde kelepçe takıldı da yönetenler sadece oturup seyretti. Senden çaldıklarıyla zengin olanların çocukları ejder meyvesiyle doyarken sana bir elmayı çok gördüler.

İlkokul çağına geldiğinde öyle spor salonu, müzik odalı okullar bekleme sakın, onlar senin için değil, senin payına 60 kişilik sınıflar düştü. Susasan kantinde bir su 5 lira, açıksan bir tost 20 lira, evden koydukları beslenme artık bir kuru ekmekten ibaret, anan baban çaresiz elde yok, avuçta yok. Bunca yokluğun sorumlusu ülkeyi yönetenler değil yan sıranda oturan göçmen çocuğu ‘kızacaksan ona kız’ dediler. Ya da çok istemene rağmen okula gitmene bile izin vermediler.

Son 20 yılda daha kendi çocukken anne olmak zorunda bıraktıkları 500 bin kız çocuğundan birisin belki de… Ya da okulda olması gerekirken fabrikalarda, tarlalarda, inşaatlarda çalışan 2 milyon çocuk işçiden biri. Son 20 yılda okulu kapatılan 20 bin köyde doğdun belki kim bilir. Taşımalı eğitimle kilometrelerce yol tepenlerdensin. Ya da bilmediği bir dilde okuma yazma öğrenmeye çalışıp da daha ilk andan 10-0 geride başlamak düştü payına.

Üniversite çağındasın belki, güç bela kendini attın bir kampüsten içeri. Yurt bulmak ya da arkadaşlarınla eve çıkmak nostaljik bir hikaye artık senin için. Katar şeyhlerinin parayı bastırıp tek seferde 50 daire aldığı şehirlerde sana yer kalmadı. Kuş uçmaz, kervan geçmez havalimanlarına milyarlarca lira dökenler sana bir yurdu çok gördüler çünkü tarikatların, cemaatlerin yurtlarına mahkum ol istediler. Enes Kara gibi nice gencin hayatını söndürdüler. Bu şartlarda okulu bitirebilsen bile bir gelecek bırakmadılar ki sana. Hep ‘yeterince çalışırsan olur’ dediler.

Yeterince çalışsan da olmadığını gördüğünde çoktan 40 yaşına gelmiş ol istediler. Nihayetinde sana reva gördükleri ortalama hayat bu işte. Uyan, çocukları uyandır, kahvaltılarını hazırla, kocanın gömleğini ütüle, işe git en az 10 saat çalış. Fazla mesai ücreti alama, kovulmamak için sendikalı bile olama. İşten çık, markete git. Çocuğa süt alacaksan, kendine alacağın pedi bırak, eve sebze alacaksan çocuğa alacağın sütü bırak. Çünkü artık bu ülkede bir şeyleri alabilmenin tek yolu başka bir şeyleri alamamak. Marketten bir poşetle çık, ödediğin paraya inanamayarak bin sıkış tepiş bir otobüse arkanı bir yere daya ki sarkıntılık eden olmasın.

Hava mı karardı? İyice hızlanmak gerek. Şimdi sokak arasından biri çıkıp sana hallense ‘onun da o saatte orada ne işi varmış’ diyecekler. Sırtında bıçak yerde yatarken elde mezura eteğinin boyunu ölçecekler. İyisi mi çabucak eve git, yemeği hazırla, sofrayı kur, sofrayı topla, çay demle, çocukları uyut, evi topla, ertesi sabah 6’da bir daha ve sonra bir daha. Ta ki bir gün ayrılmak isteyip de öldürülünceye kadar. Belki bir plazanın 8. katında belki mevsimlik işçi olarak tarlalarda belki bir marketin kasasında…

Belki de hiç evden dışarı çıkmadan, önce çocukların, sonra torunların başını bekleyerek geçir istiyorlar ömrünü. ‘Doğrusu bu’ diyorlar sana bir de utanmadan. Sen yaşamak için değil hizmet etmek için varsın ve sakın ses çıkarma. Bu başımızdakilerin sana vadettiği yaşamak falan değil. Yeterince şanslıysan, nefes alıp vererek yaşlanmak. Oysa sen bu dünyanın en güzel ülkelerinden birinde doğdun. Bu ülke, bu dünya hepimizi yetecek kadar bereketli aslında. Peki neden azımız tok da çoğumuz yoksul bu topraklarda? Çünkü çalıyorlar güzel kardeşim.

Senden, benden, emeğinden, geleceğinden, hayatından çalıyorlar. Hayatın cefasını sen çek ki, sefasını onlar sürsün istiyorlar. Sonra da utanmadan karşına geçmiş, biz dini, milleti düşünüyoruz diye sana yalan söylüyor. Sana vatan millet ezan bayrak diye her konuşmaya başladıklarında lütfen şunu hatırla, bu ülkedeki en zengin 13 insanın servetine ulaşmak için 44 milyon insanın elindekini, avucundakini üst üste koymak gerekiyor. Çünkü bizi yönetenler bizi değil, bir avuç para babasına uşaklık ediyor.

Yaptıkları her şey, bunu görme, bunu bilme bunu düşünme diye. Şimdi çıkıp bir dondurma alsan kendine mesela bil ki üçte birini senden önce devlet yiyecek vergi diye. Sana okul hastane yapmak için sanma sakın. Dolar zenginleri zarar etmesin diye onlara verecek senden topladığı vergiyi de… İşte Türkiye İşçi Partisi yani TİP, senden çalınan her şeyi söke söke geri almak ve sana hak ettiğini geleceği kurmak için var güzel kardeşim. Biliyoruz ki, böyle yaşamak zorunda değilsin. Böyle yaşamak zorunda değiliz.

Üç tarafı denizlerle çevrili şu ülkede bir gün olsun denize girmeden yaşlanmana izin vermeyeceğiz. ‘Yapamazsın’ diyenlere inat sana söz başaracağız. Kirayı düşünmekten uykularının kaçmadığı, ilk depremde başına yıkılmayacağını bildiğin evinde elektriğin, suyun, doğalgazın, internetin ve tüm eğitim ve sağlık hizmetlerinin ücretsiz olduğu mutlu bir yaşam kuracağız. Plaza çalışanından, çiftçisine, doktorundan, oyuncusuna, metal işçisinden mühendisine tüm emekçilerin haftada en çok 5 gün, günde en çok 7 saat çalışacağı, çocuk işçiliğinin de işsizliğin de olmadığı emekli olunca hak ettiğin gibi gezip tozacağın bir gelecek kuracağız.

“Laikliği mutlaka kazanacağız”

Bizden çaldıkları ne varsa hepsini tek tek geri alacak, üretimi, tarımı, kaynaklarımızı patronların kaynaklarına göre değil, hepimizin ihtiyacına göre planlayacağız. Dinin baskı aracı olarak kullanılmasını, dini değerlerin siyasete alet edilmesini, Cumhuriyet’in ilerici kazanımlarının birer birer elimizden alınmasını dur diyeceğiz. Laikliği mutlaka kazanacağız. Üniversiteleri kayyumlardan, eğitimi de devleti de tarikatlardan temizleyeceğiz.

Ülkemizi gençlerin terk etmek için can attığı değil kalıp özgürce yaşayacağı, okul şenliklerinde gençlik festivallerinde gönlünce coşacağı bir yer haline getireceğiz. Basının, bilimin, sosyal medyanın, kültür ve sanatın önündeki baskıları yok edeceğiz. Sadece sen değil, senden sonraki çocuklar da bu ülkede rahat nefes alıp verebilsinler, hayvanları sevebilsinler, ormanlarında gezebilsinler diye var gücümüzle çalışacak, vahşice giriştikleri çevre katliamlarına, iklim krizini bile kara çevirenlere, hayvanlara yönelik her türlü kötü muameleye karşı duracağız.

Özellikle söz veriyorum sana; bu ülkede kadın erkek eşitliğini mutlaka kuracağız. Kadın düşmanlığına, kadın cinayetlerine, şiddetin her türlüsüne, kadınların ikinci sınıf insan muamelesi görmesine karşı savaşacağız. İstanbul Sözleşmesi’ne derhal geri dönecek, dönmemek için kırk takla atacak olanların karşısına duvar olup dikileceğiz. Her mahalleye ücretsiz ve nitelikli kreşler açacak, ev içi bakım yükünü olması gereken yere devletin üstüne alacağız. Kadın olmayı, LGBTİ+ olmayı hakaret sayan ataerkiyi başlarına yıkacak, toplumsal cinsiyet eşitliğini mutlaka sağlayacağız. Etnik, dinsel, mezhepsel, cinsiyet temelli hiçbir ayrımcılığa ve engellileri yok sayan sağlamcı anlayışa geçit vermeyeceğiz.

Bu topraklarda yaşayan insanların arasına nefret tohumları ekilmesine de baskı ve savaş politikalarına da kimden gelirse gelsin şiddet eylemlerine de karşı duracağız. Bizi bölüp yönetmelerine müsaade etmeyecek. Kim ne derse desin halkların kardeşliğini savunacağız. İçeride sıkıştıkça dışarıda tüm dünyayla kavga etmeyi bilenleri durduracak, yurtta barışı, dünyada barışı sağlayacağız. Bil ki, tüm bunları yapabilmek için ilk iş olarak çocukluğunu çaldığı yetmiyormuş gibi geleceğini çalmak için de utanmadan çırpınan saray rejiminde de Recep Tayyip Erdoğan’dan da 14 Mayıs’ta kesin olarak kurtulacağız.

Unutma ve sakın korkma, halkın egemenliğini bir kez saraydan söküp aldık yine başaracağız. ‘Yapamazsın, beceremezsin, istesen de değiştiremezsin’ diyenlere sakın inanma. Bil ki değiştirebilirsin, bil ki değiştirebiliriz, bil ki değiştireceğiz. Önce geleceğini çalanlardan kurtulacak sonra çaldıklarının hesabını tek tek soracak, sonra da hep birlikte pırıl pırıl bir hayat kuracağız. Bu ülke çok daha iyi bir yaşamı hak ediyor dostlar, o yaşamın anahtarı 14 Mayıs’ta mühür olup elinizde duracak.

Kötülüğü değil, iyiliği tercih edin. Size söylenen yalanları değil, içinizdeki sesi dinleyin. Türkiye İşçi Partisi seçimlere Emek ve Özgürlük İttifakı içinde girdiği için baraj sorunu yaşamıyor. Vereceğiniz her 70 ila 100 bin oy Meclis’te bir milletvekilini dönüşüp halk düşmanlarının karşısına dikiliyor. Oyunuzu Cumhurbaşkanlığı seçiminde Kemal Kılıçdaroğlu’na Meclis seçiminde ise mutlaka halkın gerçek sesine Türkiye İşçi Partisi’ne verin. Çünkü Türkiye İşçi Partisi senin, Meclis senin.

Paylaşın

Emek ve Özgürlük İttifakı’ndan Kılıçdaroğlu’nu Destekleme Kararı

Türkiye İşçi Partisi (TİP), Emekçi Hareket Partisi (EHP), Emek Partisi (EMEP), Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP), Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) ve Halkların Demokratik Partisi’nden (HDP) oluşan Emek ve Özgürlük İttifakı, seçimlerde Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleyeceklerini duyurdu.

Haber Merkezi / 14 Mayıs 2023’te yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleyeceklerini duyuran Emek ve Özgürlük İttifakı, konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

“Türkiye; siyasi, toplumsal ve ekonomik krizlerin bir arada yaşandığı çoklu kriz şartları altında tarihinin en önemli seçimine doğru ilerlemektedir. Türkiye halkları bu çoklu krizin zorlukları, siyasi baskılar ve her türlü eşitsiz propaganda koşullarına rağmen geleceğini kurtarma mücadelesini 14 Mayıs sandıklarında bir kez daha başarıya ulaştırmaya odaklanmıştır. Türkiye halklarının ve ezilenlerinin geleneği bugüne kadar otoriter ve faşist anlayışlara karşı direnişi ve zaferi öğretmiş ve örgütlemiştir.

Bilindiği üzere Türkiye halklarının devrimci, demokrat ve ezilenleri olarak Emek ve Demokrasi İttifakı adıyla bir araya geldik. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday çıkarmama, parlamento seçimlerine ise ittifak çatısı altında girme kararı aldık.

Türkiye siyasetinin bu kırılma aşamasında, üzerimize düşen tarihi görevi hem geleneğimize hem de gelecek kuşaklara borcumuz kapsamında yerine getirme konusunda mutabık kaldık. Bu kapsamda 14 Mayıs 2023’te yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleme kararımızı tüm kamuoyu ile paylaşıyoruz.

Bilinmelidir ki Türkiye siyasi tarihinin en önemli seçiminde faşizme karşı zafer elde etmenin tek yolu cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmaktan geçmemektedir. Bilakis, faşizmi geriletmenin en önemli mecralarından biri TBMM’de çoğunluğu sağlayacak aritmetiği sağlamaktır.

Bu durumu sağlamak için tüm Türkiye halklarını, 14 Mayıs 2023 Milletvekilliği Seçiminde Emek ve Özgürlük İttifakı’na oy vermeye çağırıyoruz. Tüm ezilenleri, yok sayılanları, hak gaspına uğrayanları ve sömürülenleri parlamentoda temsil etmenin tek yolu Emek ve Özgürlük İttifakı çatısı altında toplanmak ve parlamentoda söz, yetki, karar sahibi haline gelmektir.

Bu tarihi seçimde; Türkiye halklarını bir kez daha milletvekilliği seçimlerinde Emek ve Özgürlük İttifakı’na, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Kemal Kılıçdaroğlu’na oy vermeye çağırıyoruz.”

Paylaşın

Demirtaş’tan “Mücadeleyi Beraberce Büyütme” Çağrısı

Kendisini cezaevinde ziyaret eden TİP Lideri Erkan Baş ile mesaj gönderen Selahattin Demirtaş, “TİP’in mitinglerine katılırdım ve yoldaşça, omuz omuza, kol kola mücadeleyi büyütürdük” dedi ve ekledi:

Olması gereken budur, ötesi yoldaşlığa zarar verir. Tüm arkadaşlarımızdan beklentimiz bu hukuka uygun davranarak beraberce mücadeleyi büyütmeleridir.”

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ı tutuklu bulunduğu Edirne F Tipi Cezaevi’nde ziyaret etti.

Erkan Baş, ziyareti “Seçim çalışmalarımız arasında sevgili dostumuz Selahattin Demirtaş’ı ziyaret ettim. Herkese, hepimize sevgileri, selamları ve başarı dilekleriyle birlikte ekteki mesajı iletti. Çok yakında özgür günlerde buluşacağız” notuyla sosyal medya hesabından duyururken, paylaşımında Demirtaş’ın mesajına da yer verdi.

“Tüm arkadaşlarımızdan beklentimiz…”

Demirtaş’ın “mücadeleyi beraberce büyütme” çağrısı yaptığı mesajında, şu sözler yer aldı:

“Sevgili Erkan Baş’ın ziyareti vesilesiyle Türkiye İşçi Partili tüm yoldaşlarıma, kıymetli aday arkadaşlara selam, sevgilerimi iletiyorum.

Dışarıda olsaydım 29 Nisan’da Aydın’a Yeşil Sol Parti mitingine Erkan’la beraber giderdik, bu durumda Erkan yoldaşım Aydın’a benim selamlarımı götürecek ve mitinge katılacak. Ben de TİP’in mitinglerine katılırdım ve yoldaşça, omuz omuza, kol kola mücadeleyi büyütürdük.

Olması gereken budur, ötesi yoldaşlığa zarar verir. Tüm arkadaşlarımızdan beklentimiz bu hukuka uygun davranarak beraberce mücadeleyi büyütmeleridir.

Herkese selamla, özlemle, başarı dileklerimle…”

Paylaşın

TİP Lideri Baş’a ‘Tito Artığı’ Diyen Mustafa Destici Özür Diledi

TİP Genel Başkanı Erkan Baş’a ‘Tito artığı’ diyen BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, katıldığı bir televizyon yayınında, “Eğer ağzımdan da yanlış bir şey çıkmışsa onlardan özür dilerim, özür dilemekten hiç çekinmem” dedi.

Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici, 24 TV canlı yayınına katıldı. Destici, Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş hakkında söylediği ‘Tito artığı’ sözleri hakkında açıklama yaptı.

BBP Lideri Destici, “Eğer ağzımdan da yanlış bir şey çıkmışsa onlardan özür dilerim, özür dilemekten hiç çekinmem” ifadelerini kullandı. Destici, şunları söyledi:

“Dolayısıyla ben hiçbir Boşnak, Makedonyalı, Arnavut, Kosovalı, Karadağlı, Batı Trakyalı ya da Bulgaristan’daki Türkleri incitmek istemem. Onlar zaten ödemesi gereken bedeli ödemişler, canlarını vermişler, topraklarını vermemişler.

Orada hâlâ Türklük ve İslam adına nöbet tutuyorlar. Biz burada kendi bağımsız devletimizin içinde hür bir şekilde yaşıyoruz, bayrağımızın altında, ama onlar büyük sıkıntı çekmişler, ağır bedeller ödemişler ve hâlâ o topraklarda aldıkları emaneti canları pahasına taşıyorlar.”

Ne olmuştu?

Destici, katıldığı bir programda Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş’ı hedef alarak, “Adam Tito artığı, Yugoslavya’da Tito rejimi vardı. Buradan geçiyorsun Almanya’ya. Tamamen sol örgütler içerisinde. Belli ki Alman istihbaratlarının kontrolünde yetiştiriliyorsun ve Türkiye’ye gönderiliyorsun.

Senin gerçek soyadın ne? Jusoviç. Türkiye’de Baş’ı kullanıyorsun. Soyadı Baş olan siyasetçi kim? TİP’in genel başkanından söz ediyorum. Türk milletinin karşısına Jusoviç diye çıkabiliyor musun? Aç bak Google’a. Gerçeğin toplumdan gizlenmesini doğru bulmuyorum” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

Alkol Ve Tütün Ürünlerine Büyük Zam Yolda!

Türkiye Tekel Bayileri Platformu Başkanı Özgür Aybaş, “Normalde alkollü içkilere ve tütün mamullerine altı ayda bir ÖTV oranında zam geçişi olurdu. Maalesef görüyoruz ki, iki ayda bir zam geçişi oluyor. Hatta önümüzdeki bir-iki haftalık süreçte yine yüksek oranda büyük bir zam geçişi var” dedi.

Alkollü içecek satan işletmelerinde maliyetler nedeniyle işten çıkarmalara yöneldiğini dile getiren Aybaş, “Kafe ve bar işletmelerinde çalışan binlerce personel var. Maliyetler yükseldiği için personel azaltmaya gidiyorlar. Komisi, garsonu, valesi birçok kesimi etkiliyor. Bu ideolojik vergilendirme sistemi, bu işi yapan meslek gruplarını çok yüksek oranda etkilemiştir” ifadelerini kullandı.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Ankara Milletvekili adayı ve Türkiye Tekel Bayileri Platformu Başkanı Özgür Aybaş, Gazete Duvar’ın YouTube kanalında yayınlanan “Duvar Özel” programına katıldı.

Özgür Aybaş, “Normalde alkollü içkilere ve tütün mamullerine altı ayda bir ÖTV oranında zam geçişi olurdu. Maalesef görüyoruz ki, iki ayda bir zam geçişi oluyor. Hatta önümüzdeki bir-iki haftalık süreçte yine yüksek oranda büyük bir zam geçişi var” diye konuştu.

Tüketicinin kaçak ürünlere yöneldiğini ya da kendisinin alkollü içecek üretmeye çalıştığını belirten Aybaş, “Vatandaşın alım gücü zaten yok. Vatandaş şu anda tamamen, klasik bir cümle olacak ama kimyager olduk diyor. Artık vatandaş evde kendisi yapmaya başladı. Bu durumlar artık ölümlerle sonuçlanabiliyor” dedi.

“Evde içki yapmak, yurt dışından getiriyorum demek, kaçak almak içki zamlarını kanıksamaktır” diyen Aybaş, şunları söyledi:

“Vatandaşta şöyle bir vergi bilinci olması gerekiyor, geçen yıl Kıbrıs’ta alkol fiyatlarında yüksek oranda zam geçişi oldu. Kıbrıs’ta halk gitti, hükümet binasının önünde eylem yaptı. Bizim yaşam tarzımıza müdahale edemezsiniz, bu zamlar çok yüksek dediler. O zamlar geri çekildi. Artık müşterilerimizden şunları görebiliyoruz, bizden meyve suyu alıyor, buz alıyor. Biliyoruz ki evde bir şey yapacak. Bunu anlatmaya çalışıyoruz ama vatandaş da diyor ki başka şansım yok. Vatandaşın sağlığını da düşünmek zorundadır devlet, hükümetler, iktidarlar. Vatandaşı kaçağa itmemeli.”

Alkollü içecek satan işletmelerinde maliyetler nedeniyle işten çıkarmalara yöneldiğini dile getiren Aybaş, “Kafe ve bar işletmelerinde çalışan binlerce personel var. Maliyetler yükseldiği için personel azaltmaya gidiyorlar. Komisi, garsonu, valesi birçok kesimi etkiliyor. Bu ideolojik vergilendirme sistemi, bu işi yapan meslek gruplarını çok yüksek oranda etkilemiştir” dedi.

Paylaşın

TİP Lideri Erkan Baş: Toplumu Kutuplaştırarak, Bölerek Yönetmeye Çalışıyorlar

BBP Lideri Destici’nin kendisi üzerinden Yugoslav göçmenlerine yönelik kullandığı ırkçı ifadelere ilişkin değerlendirmede bulunan TİP Lideri Baş, “Toplumu kutuplaştırarak, toplumu bölerek yönetmeye çalışıyorlar” dedi ve ekledi:

“Zihinlerinde şöyle bir şey var, çok açık söylüyorum, erkek, Türk, Sünni. Böyle bir eksen var. ‘Erkekler, Türkler ve Sünniler bizim tarafımızdan temsil edilirse, biz kadınlara istediğimizi yaptırırız, biz Alevileri istediğimiz gibi yok sayarız, biz Kürtlerin üzerine istediğimiz gibi gideriz’, böyle bir eksen kurmuşlar.

Fakat işte bunu emek ekseniyle kestiğiniz anda bütün bu kurguları bozuluyor, çünkü Türk de olsa Kürt de olsan yoksulsan, emekçiysen eziliyorsun. Alevi de olsan Sünni de olsan yoksulsan, emekçiysen eziliyorsun, yok sayılıyorsun. Ya da kadınlar ayrıca emekçi olduklarında çifte sömürüye maruz kalıyorlar.”

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, Artı TV ekranlarında yayınlanan “Nalin Öztekin ile Yarının Seçimi” programının konuğu oldu. TİP Lideri Baş, Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici’nin kendisine yönelik iftiralarına ve kendisi üzerinden Yugoslav göçmenlerine yönelttiği ırkçı ifadelere ilişkin açıklamalarda bulundu.

Erkan Baş, Destici’nin söz konusu ifadelerinin Cumhur İttifakı’nın bir politikası olduğunu vurgulayarak şunları dile getirdi:

“4-5 yıldır parlamentodayım ve ilgili şahıs da parlamentoda, bugüne kadar kendisini ciddiye alıp herhangi bir konuda bir cevap vermişliğimiz falan da yok. Ciddiye alınacak bir kişi olarak görmüyorum ve emin olun, yine söz konusu olan sadece benimle ilgili ifadeleri olsaydı tenezzül edip cevap vermezdim, fakat bugün bunu kamuoyuyla da paylaşmak istedim çünkü ırkçılık nedir görülsün istedim.

Gerçekten ırkçılık nedir? Bir insan ırkçı düşüncelerin esiri olduğunda dünyaya, çevresine, topluma, insanlara nasıl bakıyor, nasıl yaklaşıyor, bunun en somut örneklerinden bir tanesiyle bugün karşı karşıyayız. Bakın bu çok önemli, çok somut bir örnek olarak ortaya çıktı.

Bir de ilgili şahsın Cumhur İttifakı’nı oluşturan 4 partiden bir tanesinin genel başkanı olduğunu unutmamamız lazım. Biz çok uzun zamandır Cumhur İttifakı’nın bir faşist ittifak olduğunu, kadın düşmanı olduğunu, emek düşmanı olduğunu, Kürt düşmanı olduğunu, Alevi düşmanı olduğunu anlatmaya çalışıyorduk aslında. Bugün bunun örneklerinden bir tanesiyle karşı karşıyayız. Kendinden başka herkese düşman. Karakteristik örneği budur, ırkçılık böyle bir şeydir zaten, kendinden başka herkese düşman olursun.

Hatırlayın, İmamoğlu belediye başkanıyken ona ‘Pontus’ diyorlardı, Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanlığı tartışıldığında ona ‘Alevi’ diyerek ötekileştiriyorlardı. Bunların zaten ağababası ‘Affedersin Ermeni’ diye konuşan bir zihniyete sahip. Bunlar herkesi terörist ilan eden, kendilerinden olmayan herkesi düşmanlaştıran yaklaşıma sahipler. Bu sefer de bundan ben nasibimi almış oldum.

Ama önemli olan şey şu, bu ülkede yaşayan milyonlarca Balkan göçmeni insan var ve bunların büyük bir bölümü büyük acılar çektikleri için, doğdukları topraklarda hayatlarını devam ettiremedikleri için, iş için, can güvenliği için, ailesini korumak için bu topraklara göçmüş insanlar. Çok uzun yıllardır, tarihin çeşitli evrelerinde hep Balkanlardan bu yana göç dalgaları olmuştur. Balkan Savaşı’nda olmuştur, Kurtuluş Savaşı’nda olmuştur, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra olmuştur, 60’lı yıllarda olmuştur, bu sürekli olarak devam etmiştir.

Hepsi kendisini bu ülkenin, bu toprakların bir parçası saymıştır, yerleşmiştir bu topraklara. Herhangi bir biçimde zarar verici tek bir eylem, etkinlik, düşünce içerisinde olmamıştır. Ama şimdi burada neyle karşı karşıyayız biz? Tito artığı, o kendince bunu küçümseyici bir ifade olarak değerlendiriyor ama Tito örnek alınacak bir siyasi liderdir. Bugün hala Türkiye’deki pek çok göçmen açısından bir dizi eleştiriye rağmen hep bunu biliriz.

Tito, bizim oraların deyimiyle söylüyorum, ‘5 benzemez’i faşizme karşı birleştirip Hitler’i, Nazileri yenilgiye uğratan bir sürecin lideridir. Mesela en meşhur Tito sloganlarından biridir, ‘Bizi barış ve kardeşlik kurtarır, barış ve kardeşlikle birlik sağlanır’ teziyle, oradaki bütün halkları bir araya getirmiş. Kime karşı? Nazilere karşı. Şimdi aynı zihniyetin Türkiye’deki yansıması sizi suçluyor, düşmanlaştırıyor, hakir görmeye çalışıyor. İkincisi, soyadını gizlemek falan gerçekten cahiliyet. Cahiliyet. Tam tarihini hatırlamıyorum ama 10 sene kadar önce bunu ben söyledim zaten.”

İktidarın kutuplaştırıcı politikalarına ilişkin kurguların, emek eksenli siyasetle bozulabileceğini belirten Erkan Baş, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Esas olarak Tayyip Erdoğan’la simgelenen, onda cisimleştirebileceğimiz, ama bütün Cumhur İttifakı’nın da benimsediği bir politika. Toplumu kutuplaştırarak, toplumu bölerek yönetmeye çalışıyorlar. Zihinlerinde şöyle bir şey var, çok açık söylüyorum, erkek, Türk, Sünni. Böyle bir eksen var. ‘Erkekler, Türkler ve Sünniler bizim tarafımızdan temsil edilirse, biz kadınlara istediğimizi yaptırırız, biz Alevileri istediğimiz gibi yok sayarız, biz Kürtlerin üzerine istediğimiz gibi gideriz’, böyle bir eksen kurmuşlar.

Fakat işte bunu emek ekseniyle kestiğiniz anda bütün bu kurguları bozuluyor, çünkü Türk de olsa Kürt de olsan yoksulsan, emekçiysen eziliyorsun. Alevi de olsan Sünni de olsan yoksulsan, emekçiysen eziliyorsun, yok sayılıyorsun. Ya da kadınlar ayrıca emekçi olduklarında çifte sömürüye maruz kalıyorlar.

Şimdi bu gerçekler ortaya çıktı ve artık şunu çok görüyorum, geçmişte kendi mahalleleri olarak gördükleri, sadece kendilerinin temsil edebileceklerini iddia ettikleri toplumsal kesimler içerisinde de ciddi bir kırılma var ve bu onları daha çok rahatsız etmeye başladı. Şöyle bakıyorlar, mesela Balkanlardan gelmiş ‘Evlad-ı Fatihan’ın bir parçası bir kişi, nasıl olur da muhalefet saflarında yer alır? Bu sindiremedikleri bir şey.

Nasıl olur da kendisi Alevi olmasa bile Alevilerin hakkını savunur, nasıl olur da Kürtlerin yanında olur, bunu kabullenemiyorlar, bunu bir ihanet gibi görüyorlar. O yüzden sizi daha fazla hedef tahtasına yerleştiriyorlar, ama toplumun tüm kesimlerinde, bu düşmanlaştırıcı politikaları iktidarın koltuğunu korumak için, toplumu zehirlemek için kullandığı bir dilin ürünü olduğu yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı ve açıkçası, sadece Cumhur İttifakı açısından söylemiyorum, Millet İttifakı’nı da ekleyeyim, toplum şu anda bu kutuplaştırılan alanlarda siyasetin daha önünde.

Bakın çok açık. Sokağa çıkın, sokakta Türklerle Kürtler arasında bir barış arayışı daha güçlüdür bugün, 3 yıl önceye, 5 yıl önceye, 10 yıl önceye göre. Ya da Alevilerle Sünniler arasında barış, toplumun içerisinde barış, mesela kadınlarda başı açıklarla kapalılar arasında iktidarın istediği gibi bir kutuplaşma artık yaratılamıyor.

O yüzden ben, içinde bulunduğumuz dönemde siyasetçilere ayrıca bir sorumluluk düştüğüne inanıyorum. Toplum birçok sorunu kendi içinde, bir arada yaşam kültürüyle aşmaya bu kadar hazırken, siyasetçilerin biraz daha cesur olması, topluma biraz daha önderlik etmesi ve bu sorunları gerçekten artık köklü biçimde, bir daha geri dönülmez biçimde çözmek üzere sorumluluk alması gerektiğini düşünüyorum. Biz elimizden geldiğince bunu yapıyoruz. Tabii ki sınırlı bir güçle bugüne kadar bunu yaptık ama bunun rahatsızlık verdiği gözüküyor. Rahatsızlık vermeye devam edeceğiz, çok açık söylüyorum.”

Paylaşın

14 Mayıs Seçimleri: TİP Milletvekili Aday Listesini YSK’ya Sundu

14 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine haftalar kaldı. Türkiye İşçi Partisi (TİP), milletvekili aday listesini Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) sundu.

Haber Merkezi / Emek ve Özgürlük İttifakı’nda bulunan Türkiye İşçi Partisi (TİP), 49 il ve 52 seçim bölgesinde gösterdiği milletvekili adaylarını duyurdu.

Sera Kadıgil İstanbul 1. Bölge, Ahmet Şık İstanbul 2. Bölge ve Erkan Baş İstanbul 3. Bölgeden birinci sıralardan aday olurken, Barış Atay Antalya’dan ikinci sırada ve Can Atalay ise Hatay’dan birinci sırada görünüyor.

“26 parti aday listelerini teslim etti”

Siyasi partilerin milletvekili aday listelerini Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) teslim etmeleri için belirlenen yasal süre 17.00’de sona erdi.

YSK Başkanı Ahmet Yener, Ankara’da yaptığı açıklamada toplam 26 partinin aday listelerini sunduklarını kaydetti.

Yener, listelerde 11 Nisan Salı gününe kadar inceleme yapılacağını ve başvuruda eksiklik varsa tamamlamaları için partilere bildirileceğini söyledi.

YSK 19 Nisan’da kesin aday listesini ilan edecek.

YSK Başkanı Ahmet Yener özetle şunları söyledi: Dün gerçekleştirdiğimiz kura töreninden sonra bugün saat 17.00 itibarıyla siyasi partilerimizin aday listelerini verme süreci tamamlanmıştır.

Bugün itibarıyla listelerini Adalet Birlik Partisi, Adalet Partisi, AK Parti, Ana Vatan Partisi, Bağımsız Türkiye Partisi, Büyük Birlik Partisi, Büyük Türkiye Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi, Genç Parti, Güç Birliği Partisi, Hak ve Özgürlükler Partisi, Halkın Kurtuluşu Partisi, İYİ Parti, Memleket Partisi, Millet Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi, Milli Yol Partisi, Sol Parti, Türkiye İşçi Partisi, Türkiye Komünist Hareketi, Türkiye Komünist Partisi, Vatan Partisi, Yeniden Refah Partisi, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi ve Zafer Partisi saat 17.00 itibarıyla listelerini kurulumuza teslim etmişlerdir.

Kurulumuz saat 17.00 itibarıyla milletvekili seçimi kanunu 13, 14, 15 ve 16. Maddelerinde belirtilen koşulları siyasi partilerimizin yerine getirip getirmediğini 11 Nisan’a kadar inceleyecek ve varsa eksiklikleri ilgili siyasi partilere tamamlamaları için bildirilecektir. Bu sürecin demokrasimize ve siyasi partilerimize hayırlı olmasını diliyoruz.

Paylaşın