TİP Sözcüsü Sera Kadıgil: Bizden Çaldıkları Ne Varsa Hepsini Geri Alacağız

Partisinin TRT’deki propaganda konuşmasını yapan Türkiye İşçi Partisi Sözcüsü Sera Kadıgil, “Bizden çaldıkları ne varsa hepsini tek tek geri alacak, üretimi, tarımı, kaynaklarımızı patronların kaynaklarına göre değil, hepimizin ihtiyacına göre planlayacağız. Dinin baskı aracı olarak kullanılmasını, dini değerlerin siyasete alet edilmesini, Cumhuriyet’in ilerici kazanımlarının birer birer elimizden alınmasını dur diyeceğiz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Laikliği mutlaka kazanacağız. Üniversiteleri kayyumlardan, eğitimi de devleti de tarikatlardan temizleyeceğiz. Ülkemizi gençlerin terk etmek için can attığı değil kalıp özgürce yaşayacağı, okul şenliklerinde gençlik festivallerinde gönlünce coşacağı bir yer haline getireceğiz. Basının, bilimin, sosyal medyanın, kültür ve sanatın önündeki baskıları yok edeceğiz. Sadece sen değil, senden sonraki çocuklar da bu ülkede rahat nefes alıp verebilsinler, hayvanları sevebilsinler, ormanlarında gezebilsinler diye var gücümüzle çalışacak, vahşice giriştikleri çevre katliamlarına, iklim krizini bile kara çevirenlere, hayvanlara yönelik her türlü kötü muameleye karşı duracağız. Özellikle söz veriyorum sana; bu ülkede kadın erkek eşitliğini mutlaka kuracağız”

Kadıgil, konuşmasının devamında, “Kadın düşmanlığına, kadın cinayetlerine, şiddetin her türlüsüne, kadınların ikinci sınıf insan muamelesi görmesine karşı savaşacağız. İstanbul Sözleşmesi’ne derhal geri dönecek, dönmemek için kırk takla atacak olanların karşısına duvar olup dikileceğiz. Her mahalleye ücretsiz ve nitelikli kreşler açacak, ev içi bakım yükünü olması gereken yere devletin üstüne alacağız.

Kadın olmayı, LGBTİ+ olmayı hakaret sayan ataerkiyi başlarına yıkacak, toplumsal cinsiyet eşitliğini mutlaka sağlayacağız. Etnik, dinsel, mezhepsel, cinsiyet temelli hiçbir ayrımcılığa ve engellileri yok sayan sağlamcı anlayışa geçit vermeyeceğiz. Bu topraklarda yaşayan insanların arasına nefret tohumları ekilmesine de baskı ve savaş politikalarına da kimden gelirse gelsin şiddet eylemlerine de karşı duracağız.

Bizi bölüp yönetmelerine müsaade etmeyecek. Kim ne derse desin halkların kardeşliğini savunacağız. İçeride sıkıştıkça dışarıda tüm dünyayla kavga etmeyi bilenleri durduracak, yurtta barışı, dünyada barışı sağlayacağız. Bil ki, tüm bunları yapabilmek için ilk iş olarak çocukluğunu çaldığı yetmiyormuş gibi geleceğini çalmak için de utanmadan çırpınan saray rejiminde de Recep Tayyip Erdoğan’dan da 14 Mayıs’ta kesin olarak kurtulacağız.” ifadelerini kullandı.

Siyasiler 14 Mayıs seçimleri dolayısıyla TRT’deki propaganda konuşmalarını yaptı. Türkiye İşçi Partisi (TİP) adına konuşmayı parti sözcüsü Sera Kadıgil gerçekleştirdi. Kadıgil’in konuşmasında şunları söyledi:

“Gerçekleri söyleyenleri vergilerimizle yayın yapan bu kanala hiç çıkartmadıkları için şaşırmış olabilirsin ya da bu ekranda genelde bağırıp çağıran erkekleri gördüğün için de. Ama lütfen şaşırma kadınlar da milletvekili olabilir, ülke yönetebilir. Aslında biliyor musun kadınlar her şeyi ama her şeyi yapabilirler. Ben bu yüzden özellikle diğer siyasetçilerin hiç önemsemediği kardeşlerime sesleneceğim.

Çocukluğunu, hayatını çaldıkları kız kardeşim, evet sen, sana sesleneceğim. Yokluktan doğru düzgün beslenemediğin için büyüyemedin, boy atıp serpilemedin belki. Büyümen için gereken mamalara, bezlere, çalınmasın diye marketlerde kelepçe takıldı da yönetenler sadece oturup seyretti. Senden çaldıklarıyla zengin olanların çocukları ejder meyvesiyle doyarken sana bir elmayı çok gördüler.

İlkokul çağına geldiğinde öyle spor salonu, müzik odalı okullar bekleme sakın, onlar senin için değil, senin payına 60 kişilik sınıflar düştü. Susasan kantinde bir su 5 lira, açıksan bir tost 20 lira, evden koydukları beslenme artık bir kuru ekmekten ibaret, anan baban çaresiz elde yok, avuçta yok. Bunca yokluğun sorumlusu ülkeyi yönetenler değil yan sıranda oturan göçmen çocuğu ‘kızacaksan ona kız’ dediler. Ya da çok istemene rağmen okula gitmene bile izin vermediler.

Son 20 yılda daha kendi çocukken anne olmak zorunda bıraktıkları 500 bin kız çocuğundan birisin belki de… Ya da okulda olması gerekirken fabrikalarda, tarlalarda, inşaatlarda çalışan 2 milyon çocuk işçiden biri. Son 20 yılda okulu kapatılan 20 bin köyde doğdun belki kim bilir. Taşımalı eğitimle kilometrelerce yol tepenlerdensin. Ya da bilmediği bir dilde okuma yazma öğrenmeye çalışıp da daha ilk andan 10-0 geride başlamak düştü payına.

Üniversite çağındasın belki, güç bela kendini attın bir kampüsten içeri. Yurt bulmak ya da arkadaşlarınla eve çıkmak nostaljik bir hikaye artık senin için. Katar şeyhlerinin parayı bastırıp tek seferde 50 daire aldığı şehirlerde sana yer kalmadı. Kuş uçmaz, kervan geçmez havalimanlarına milyarlarca lira dökenler sana bir yurdu çok gördüler çünkü tarikatların, cemaatlerin yurtlarına mahkum ol istediler. Enes Kara gibi nice gencin hayatını söndürdüler. Bu şartlarda okulu bitirebilsen bile bir gelecek bırakmadılar ki sana. Hep ‘yeterince çalışırsan olur’ dediler.

Yeterince çalışsan da olmadığını gördüğünde çoktan 40 yaşına gelmiş ol istediler. Nihayetinde sana reva gördükleri ortalama hayat bu işte. Uyan, çocukları uyandır, kahvaltılarını hazırla, kocanın gömleğini ütüle, işe git en az 10 saat çalış. Fazla mesai ücreti alama, kovulmamak için sendikalı bile olama. İşten çık, markete git. Çocuğa süt alacaksan, kendine alacağın pedi bırak, eve sebze alacaksan çocuğa alacağın sütü bırak. Çünkü artık bu ülkede bir şeyleri alabilmenin tek yolu başka bir şeyleri alamamak. Marketten bir poşetle çık, ödediğin paraya inanamayarak bin sıkış tepiş bir otobüse arkanı bir yere daya ki sarkıntılık eden olmasın.

Hava mı karardı? İyice hızlanmak gerek. Şimdi sokak arasından biri çıkıp sana hallense ‘onun da o saatte orada ne işi varmış’ diyecekler. Sırtında bıçak yerde yatarken elde mezura eteğinin boyunu ölçecekler. İyisi mi çabucak eve git, yemeği hazırla, sofrayı kur, sofrayı topla, çay demle, çocukları uyut, evi topla, ertesi sabah 6’da bir daha ve sonra bir daha. Ta ki bir gün ayrılmak isteyip de öldürülünceye kadar. Belki bir plazanın 8. katında belki mevsimlik işçi olarak tarlalarda belki bir marketin kasasında…

Belki de hiç evden dışarı çıkmadan, önce çocukların, sonra torunların başını bekleyerek geçir istiyorlar ömrünü. ‘Doğrusu bu’ diyorlar sana bir de utanmadan. Sen yaşamak için değil hizmet etmek için varsın ve sakın ses çıkarma. Bu başımızdakilerin sana vadettiği yaşamak falan değil. Yeterince şanslıysan, nefes alıp vererek yaşlanmak. Oysa sen bu dünyanın en güzel ülkelerinden birinde doğdun. Bu ülke, bu dünya hepimizi yetecek kadar bereketli aslında. Peki neden azımız tok da çoğumuz yoksul bu topraklarda? Çünkü çalıyorlar güzel kardeşim.

Senden, benden, emeğinden, geleceğinden, hayatından çalıyorlar. Hayatın cefasını sen çek ki, sefasını onlar sürsün istiyorlar. Sonra da utanmadan karşına geçmiş, biz dini, milleti düşünüyoruz diye sana yalan söylüyor. Sana vatan millet ezan bayrak diye her konuşmaya başladıklarında lütfen şunu hatırla, bu ülkedeki en zengin 13 insanın servetine ulaşmak için 44 milyon insanın elindekini, avucundakini üst üste koymak gerekiyor. Çünkü bizi yönetenler bizi değil, bir avuç para babasına uşaklık ediyor.

Yaptıkları her şey, bunu görme, bunu bilme bunu düşünme diye. Şimdi çıkıp bir dondurma alsan kendine mesela bil ki üçte birini senden önce devlet yiyecek vergi diye. Sana okul hastane yapmak için sanma sakın. Dolar zenginleri zarar etmesin diye onlara verecek senden topladığı vergiyi de… İşte Türkiye İşçi Partisi yani TİP, senden çalınan her şeyi söke söke geri almak ve sana hak ettiğini geleceği kurmak için var güzel kardeşim. Biliyoruz ki, böyle yaşamak zorunda değilsin. Böyle yaşamak zorunda değiliz.

Üç tarafı denizlerle çevrili şu ülkede bir gün olsun denize girmeden yaşlanmana izin vermeyeceğiz. ‘Yapamazsın’ diyenlere inat sana söz başaracağız. Kirayı düşünmekten uykularının kaçmadığı, ilk depremde başına yıkılmayacağını bildiğin evinde elektriğin, suyun, doğalgazın, internetin ve tüm eğitim ve sağlık hizmetlerinin ücretsiz olduğu mutlu bir yaşam kuracağız. Plaza çalışanından, çiftçisine, doktorundan, oyuncusuna, metal işçisinden mühendisine tüm emekçilerin haftada en çok 5 gün, günde en çok 7 saat çalışacağı, çocuk işçiliğinin de işsizliğin de olmadığı emekli olunca hak ettiğin gibi gezip tozacağın bir gelecek kuracağız.

“Laikliği mutlaka kazanacağız”

Bizden çaldıkları ne varsa hepsini tek tek geri alacak, üretimi, tarımı, kaynaklarımızı patronların kaynaklarına göre değil, hepimizin ihtiyacına göre planlayacağız. Dinin baskı aracı olarak kullanılmasını, dini değerlerin siyasete alet edilmesini, Cumhuriyet’in ilerici kazanımlarının birer birer elimizden alınmasını dur diyeceğiz. Laikliği mutlaka kazanacağız. Üniversiteleri kayyumlardan, eğitimi de devleti de tarikatlardan temizleyeceğiz.

Ülkemizi gençlerin terk etmek için can attığı değil kalıp özgürce yaşayacağı, okul şenliklerinde gençlik festivallerinde gönlünce coşacağı bir yer haline getireceğiz. Basının, bilimin, sosyal medyanın, kültür ve sanatın önündeki baskıları yok edeceğiz. Sadece sen değil, senden sonraki çocuklar da bu ülkede rahat nefes alıp verebilsinler, hayvanları sevebilsinler, ormanlarında gezebilsinler diye var gücümüzle çalışacak, vahşice giriştikleri çevre katliamlarına, iklim krizini bile kara çevirenlere, hayvanlara yönelik her türlü kötü muameleye karşı duracağız.

Özellikle söz veriyorum sana; bu ülkede kadın erkek eşitliğini mutlaka kuracağız. Kadın düşmanlığına, kadın cinayetlerine, şiddetin her türlüsüne, kadınların ikinci sınıf insan muamelesi görmesine karşı savaşacağız. İstanbul Sözleşmesi’ne derhal geri dönecek, dönmemek için kırk takla atacak olanların karşısına duvar olup dikileceğiz. Her mahalleye ücretsiz ve nitelikli kreşler açacak, ev içi bakım yükünü olması gereken yere devletin üstüne alacağız. Kadın olmayı, LGBTİ+ olmayı hakaret sayan ataerkiyi başlarına yıkacak, toplumsal cinsiyet eşitliğini mutlaka sağlayacağız. Etnik, dinsel, mezhepsel, cinsiyet temelli hiçbir ayrımcılığa ve engellileri yok sayan sağlamcı anlayışa geçit vermeyeceğiz.

Bu topraklarda yaşayan insanların arasına nefret tohumları ekilmesine de baskı ve savaş politikalarına da kimden gelirse gelsin şiddet eylemlerine de karşı duracağız. Bizi bölüp yönetmelerine müsaade etmeyecek. Kim ne derse desin halkların kardeşliğini savunacağız. İçeride sıkıştıkça dışarıda tüm dünyayla kavga etmeyi bilenleri durduracak, yurtta barışı, dünyada barışı sağlayacağız. Bil ki, tüm bunları yapabilmek için ilk iş olarak çocukluğunu çaldığı yetmiyormuş gibi geleceğini çalmak için de utanmadan çırpınan saray rejiminde de Recep Tayyip Erdoğan’dan da 14 Mayıs’ta kesin olarak kurtulacağız.

Unutma ve sakın korkma, halkın egemenliğini bir kez saraydan söküp aldık yine başaracağız. ‘Yapamazsın, beceremezsin, istesen de değiştiremezsin’ diyenlere sakın inanma. Bil ki değiştirebilirsin, bil ki değiştirebiliriz, bil ki değiştireceğiz. Önce geleceğini çalanlardan kurtulacak sonra çaldıklarının hesabını tek tek soracak, sonra da hep birlikte pırıl pırıl bir hayat kuracağız. Bu ülke çok daha iyi bir yaşamı hak ediyor dostlar, o yaşamın anahtarı 14 Mayıs’ta mühür olup elinizde duracak.

Kötülüğü değil, iyiliği tercih edin. Size söylenen yalanları değil, içinizdeki sesi dinleyin. Türkiye İşçi Partisi seçimlere Emek ve Özgürlük İttifakı içinde girdiği için baraj sorunu yaşamıyor. Vereceğiniz her 70 ila 100 bin oy Meclis’te bir milletvekilini dönüşüp halk düşmanlarının karşısına dikiliyor. Oyunuzu Cumhurbaşkanlığı seçiminde Kemal Kılıçdaroğlu’na Meclis seçiminde ise mutlaka halkın gerçek sesine Türkiye İşçi Partisi’ne verin. Çünkü Türkiye İşçi Partisi senin, Meclis senin.

Paylaşın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir