Labial (sineşi) yapışıklık nedir? Tedavisi

Genital dudak yapışması anlamına gelen Labial (Sineşi) Yapışıklık; Genelde bebeğin bezli olduğu 1-2 ay dönemlerinde başlar, 5-6 ay dolaylarında en çok görülür. Bazen de bezden kurtulduğu oyun çağında bile görülebilir. Farklı bir tanımla; Kız çocukların cinsel organlarındaki küçük dudaklar olarak tanımlanan ve iki yanda bulunan yapıların birbirlerine yapışarak giriş kısmının, hatta bazen idrar çıkış deliğinin de önünün beyaz-mavimsi, ince bir doku ile kapanması durumudur.

Belirli bir teşhis konulmasa da labial (sineşi) yapışıklık bazı durumlarda meydana çıkar. Bu durumlar; mantar enfeksiyonları, idrar yolu enfeksiyonları, östrojen eksikliği gibi durumlardan kaynaklı olarak labial (sineşi) yapışıklık görülme olasılığı da artar. Ailelerin kız çocuklarında ki bu durumu soğukkanlılıkla karşılamaları gerekmektedir. Belirli bir tedavisi vardır ve bu tedavinin dışına çıkılacak bir hareket yapılmamalıdır. Hijyen, labial (sineşi) yapışıklık için en önemli faktördür.

Bebeğin altını ıslak mendille iyice temizlenmesi çok önemlidir. Bebeğin her tuvaletini yaptıktan sonra banyoda su ve sabunla elle yıkanmalıdır. Ailelerin asla yapmayacakları durumlar da vardır. Bu yapılmayacak durumları yaparlarsa kız çocuğuna daha çok zarar vereceklerdir.

Östrojen kremleri ve kortizon içeren kremler kesinlikle kullanmayınız. Kız çocuğunuzun altını çok uzun süre kapalı bir şekilde bırakmayınız. Labial (sineşi) yapışıklık olan bölgeyi kendi elinizle dokunmayın ve o yapışıklığın kendiliğinden geçmesini bekleyin. Bu yapışıklık zaten çok kolay bir cerrahi operasyon ile açılmaktadır. Cerrahi operasyon olduktan sonra doktorunuzun verdiği kremleri kullanabilirsiniz.

Belirtileri;

Bebekler banyo yaptırılırken ya da alt bezi değiştirilirken farkedilebiliyor. Bazen de idrar yapma zorluğana veya işeme sonrası vajen içinde idrar kalmasına neden olarak idrar yolu enfeksiyonuna sebebiyet verebiliyor. İdrar yolu enfeksiyonunu araştırma sırasında fark edilebiliyor.

Labial (sineşi) yapışıklık sonucu hangi problemler ortaya çıkabilir?

  • Kapanma sebebiyle tam olarak dışarıya atılamayan idrar sonucu, idrar yolu enfeksiyonu görülebilir
  • Tekrarlayan mesane enfeksiyonları görülebilir
  • Tuvalet eğitimi konusu sorunlu olabilir
  • Labianın müdahale ile ayrılması (kremler ya da cerrahi yöntem) ağrılı olabilir ve tekrarlama riski olabilir

Tedavisi;

Tedavide ilk basamak ailenin endişesini gidermektir. Labial yapışıklık tedavisinde öncelikle tahriş ya da enfeksiyon durumunun ortadan kaldırılması gereklidir. Tedavi olarak hormon kremleri uygulayan vardır. Östrojen krem kullanma sıklığı ve süresi ile ilgili kesin bir fikir birliği olmamasına karşın çoğu çalışmada günde bir-iki kez birkaç hafta uygulandığı görülmüştür. Açılmayan veya tekrarlayan olgularda cerrahi olarak ayrılması gerekir.

Cerrahi işlem yapışıklığın mekanik (künt) olarak ayrılmasıdır. Cerrahiden sonra sık bölgesel bakım ve kontrol ile 2-3 haftalık yakın takip önemlidir. Bu işlem bebeklerde lokal anestetik kremlerle yapılırken, büyük çocuklarda ameliyathane şartlarında, sedasyon altında yapılması önerilir.

Önemli notlar;

  • Kız bebeklerin rutin kontrollerinde genital bölge incelemesinin yapıldığından emin olmak gerekir
  • Labial (sineşi) yapışıklık yaygındır ve genellikle başka semptomlara neden olmaz. Paniğe kapılmayın
  • Labial (sineşi) yapışıklık genellikle çocuğunuzun erken ergenliğinde doğal olarak ayrılır
  • Labial (sineşi) yapışıklık ile diğer tıbbi durumlar arasında bir ilişki yoktur
  • Labial (sineşi) yapışıklığın çocuğunuzun gelecekteki cinsel ilişkiye girme veya bebek sahibi olma yeteneği üzerinde hiçbir etkisi olmayacaktır
  • Eğer bir sağlık problemi oluşturmuyorsa, çocuğunuzun psikolojik yönden etkilenmemesi adına tedavi önerilmez

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

 

Paylaşın

Kuvaşiorkor nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Kıtlık yaşanan bölgelerde görülen bir beslenme bozukluğu olan Kuvaşiorkor (Kwashiorkor), protein eksikliğinden kaynaklanan yetersiz beslenme durumudur. Memeden kesilen çocuklarda 6. aydan sonra görülen ve genel olarak 18. ay ile 3 yaş arasında seyreden bir hastalıktır.

Kwashiorkor’dan etkilenen çoğu insan, erken tedavi edilirse tamamen iyileşir. Kwashiorkor görülen çocuklar düzgün bir şekilde büyüyemeyebilir veya gelişmeyebilir ve hayatlarının geri kalanında bodur kalabilir. Kwashiorkorun tedavisi ertelendiğinde zihinsel ve fiziksel yapıda ciddi komplikasyonlar gelişebilir.

Nedenleri;

Gelişmekte olan ülkelerde Kuvaşiorkor un nedeni sosyoekonomiktir. Memeden kesilen kwashiorkorlu çocukların beslenme öykülerini incelediğimizde yalnızca şeker, nişasta, sulu ve unlu mamalar ile beslenildiğini, listenin saf ve safa yakın karbonhidrat içeren besinler içerdiğini görmekteyiz. Yani enerji alımı gereken düzeyde alınsa da protein alımı oldukça yetersizdir. Kuvaşiorkor da beslenme hatalarının nedeni genellikle ekonomik durumdan kaynaklanmaktadır.

Bunlara ek olarak sosyoekonomik sebepleri alt başlıklarda inceleyecek olursak ilk maddeyi aile yapısı gösterebiliriz. Örneğin yetersiz ve dengesiz beslenen çocuklar genellikle büyük ailelerde bulunmaktadır. Büyük ailelerde yetişen çocukların ağırlık ölçümlerinde genele nazaran daha düşük ağırlıkta oldukları saptanmıştır. Bu, evde birden fazla okul öncesi çocuğu bulunan annelerin çocuklarına gerekli ve yeterli bakımı sağlayamadıklarını gösterir.

Sosyoekonomik sebeplerden bir diğeri olan anneye ait özelliklere bakacak olursak annenin çalışması bebeğin beslenme durumunu kötü yönde etkileyebilmektedir. Özellikle kırsal kesimde büyüyen çocuklar hasat zamanlarında annelerinden uzun saatler ayrı kaldığı için beslenmesi ya diğer kardeşlere ya da yaşlılara bırakılmaktadır. Ki iki yaşta da beslenme konusunda bilgisizlik görülmektedir.

Belirtileri;

  • Cilt ve saç renginde (pas rengine) ve dokudaki değişim
  • Yorgunluk
  • İshal
  • Kas kaybı
  • Büyümek veya kilo almamak
  • Ayak bilekleri, ayaklar ve göbek ödemi (şişlik)
  • Daha sık ve şiddetli enfeksiyonlara yol açabilen hasarlı bağışıklık sistemi
  • Sinirlilik
  • Pul pul döküntü
  • Şok

Tanısı;

Kwashiorkor’dan şüpheleniliyorsa, doktorunuz öncelikle genişlemiş bir karaciğer ( hepatomegali ) ve şişlik olup olmadığını kontrol etmek için sizi muayene edecektir . Daha sonra, kanınızdaki protein ve şeker seviyesini ölçmek için kan ve idrar testleri istenebilir.

Yetersiz beslenme ve protein eksikliği belirtilerini ölçmek için kanınız ve idrarınız üzerinde başka testlerde yapılabilir. Bu testler kas kayıplarını, böbrek fonksiyonunu, genel sağlığı ve büyümeyi değerlendirebilir. Bu testler şunları içerir:

  • Arteryel kan gazı
  • Kan üre nitrojen (BUN
  • Kkandaki kreatinin seviyeleri
  • Kandaki potasyum seviyeleri
  • İdrar tahlili
  • Tam kan sayımı (CBC)

Tedavisi;

Tedavinin ilk adımında çocuğun Kwashiorkor olmasına sebep olan etmenler tespit edilir ve çocuğun anne sütü alıp almadığı, gerekli ek besinleri tüketme durumu öğrenilir.

Ailenin geliri ve beslenme olanakları göz önüne alınarak çocuğun doğru beslenmesi için anneye gerekli eğitim verilir. Yiyeceklerin nasıl en az besin kaybıyla hazırlanıp pişirileceğinin de anneye öğretilmesi önem arz etmektedir. Amacımız zaten ortalama gelir düzeyine sahip aileye pahalı mama veya besinler aldırmak değil ailenin olanaklarının ve yöresel besinlerin değerlendirilmesidir.

Kwashiorkor tanısı konmuş çocuğa doktor evde tedaviyi uygun gördüyse beslenme önerileri diyetisyen tarafından verilmelidir. Sonraki süreçte çocuk izlenmeye alınmalıdır. Ailenin beslenme ile ilgili eğitimine de dikkat etmek önemlidir. Hastalığa eşlik eden enfeksiyon, ishal gibi hastalıkların olup olmadığı tespit edilir ve varlığı durumunda tedavi altına alınır.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Kuru göz hastalığı nedir? Belirtileri, Tedavisi

Hiçbir zaman kalıcı görme kaybına neden olmayan Kuru Göz Hastalığı (Keratoconjunctivitis Sicca), gözün yeteri kadar gözyaşı üretmediği durumlara ya da gözyaşının normal kimyasal içeriğe sahip olmadığı durumlara denir.

Sağlıklı bir bedene sahip olmanın en önemli koşullarından biri sağlıklı gözlere sahip olmaktır. Bu nedenle göz sağlığının korunması için gerekli tedbirlerin alınması ve göz kontrollerinin aksatılmadan yaptırılması gerekir. Böylece oluşabilecek olan göz hastalıkları önceden tespit edilebilir ve tespit edilen hastalıkların tedavisi hızlıca yapılabilir. Sağlıklı ve güçlü gözler için insanların günlük yaşamda da dikkat etmesi gereken hususlar vardır. Düzenli göz muayenesi olmak bunların başında gelir.

Bunun yanında göz sağlığına iyi gelen havuç, portakal suyu, kavun vs. gibi gıdaların tüketimine de özen gösterilmelidir. Göz sağlığı için gerekli özeni göstermek hayat kalitesinin yüksek olmasını sağlar ve daha kaliteli bir yaşam sürülmesine ön ayak olur. Tüm bunlar göz önüne alınarak göz sağlığının daima korunması gerektiğini unutmamak gerekir. Çünkü halk arasında basit denilebilecek göz kuruluğunun bile ciddi sorunlara yol açma ihtimali vardır.

Nedenleri;

Normalde, yaşlandıkça zaten gözyaşı miktarımız azalır. Menapoz sonrası ve yaşlı kadınlarda kuru göz görülme sıklığı daha artar. Bununla birlikte erkeklerde ve kadınlarda her yaşta görülmesi mümkündür. A vitamini eksikliğine bağlı kuru göz çok nadirdir ve özellikle de gelişmemiş ülkelerde gözlenir.

Kuru göz, başka problemlerle de ilişkili olarak da ortaya çıkabilir. Örneğin göz kuruluğu ile birlikte ağız kuruluğu ve eklem ağrıları mevcut ise Sjögren sendromundan süphelenilebilir. Bazı romatizmal hastalıklar gözyaşı salgısında azalmaya yol açabilir. Bazı ilaçlar da gözyaşı salınımını azaltarak kuru göz neden olabilirler.

Belirtileri;

  • Yabancı cisim hissi: göz içindeki bir kum veya kirpik gibi
  • Kaşınma
  • Yanma
  • Tahriş, kızarıklık
  • Gözlerde sulanma: kuru alanlar gözyaşı kanallarını uyarırlar
  • Okuma, TV izleme veya bilgisayarda çalıştıktan sonra artan bir rahatsızlık
  • Göz kırpma ile düzelen bulanık görüş
  • Salgılar: uzayan yapışkan lifler
  • Göz kapaklarını açmada zorluk; ağır göz kapakları

Tanısı;

Kişi, yanma batma ve gözlerde kuruma hissinden yakınıyorsa bu sorunu ihmal etmemeli ve mutlaka bir göz muayenesi yaptırmalıdır.

Göz kuruluğu tanısı için bir dizi tetkik gereklidir. Gözyaşının özel boyalarla boyanması olarak tanımlanabilecek, “fluorescein gözyaşı testi” veya “lissameine green streep gözyaşı şeritleri” ile gözyaşı miktarının ölçümünü de gerçekleştirebilir.

Gözyaşı miktarı ve gözyaşı kırma zamanının belirlenmesinden sonra gözde iltihap olup olmadığı da bir testle saptanmalıdır. Gözyaşı osmolarite testi göz kuruluğu tanısında çok yardımcı olabilmektedir.

Kornea topografisi çekilerek kuruluk adacıklarının değerlendirilmesi, kapakta salgı yapan meibomium bezleriningörüntülenmesi karar vermede büyük yarar sağlamaktadır. Gözyaşının oluşumunda eksik olan parametrenin tespit edilmesinin ardından tedavi yöntemi belirlenir.

Tedavisi;

Göz kuruluğunun tedavisindeki amaç öncelikle göz yüzeyinin nemli kalmasını sağlayacak düzeyde gözyaşı tabakasının yeniden oluşturulmasıdır. Bu amaç doğrultusunda tedavi yöntemlerinin başında göz damlaları gelir.

Göz damlalarının birçok çeşidi bulunur. Bazı göz damlalarının içeriğinde yer alan çeşitli mineraller görme ile ilgili diğer problemlerin de iyileşmesine katkı sağlayabileceği için göz hekimleri tarafından önerilebilir.

Yapay gözyaşı bulunduran damlalar koruyucu içeren ve içermeyen olmak üzere temel olarak 2 çeşit olarak bulunur. Koruyucu maddeler yapay gözyaşı içerisinde bakteriler gibi çeşitli mikroorganizmaların üremesini engelleyici etki yapar. Ancak bazı kişilerde koruyucu maddelerin gözde meydana gelen tahrişi arttırıcı etki yapması nedeniyle koruyucu içermeyen yapay gözyaşı damlaları tercih edilebilir. Yapay gözyaşı damlaları göz yüzeyindeki stresin azalmasına ve görme kalitesine katkı sağlayabilir.

Göz damlaları dışında altta yatan nedenin gözyaşı üreten bezlerde bir iltihaplanma durumu olması halinde ilgili hekim tarafından antiinflamatuar ilaçlar göz kuruluğu tedavisinde reçetelendirilebilen ilaçlardır. Bakteriyel bir enfeksiyon sonucunda göz kuruluğu oluştuğunun tespit edilmesi halinde ise göz için kullanılacak antibiyotik ilaçlar kullanılabilir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Kulak ağrısı nedir? Nedenleri, Tedavisi

Genellikle çocuklarda görülen kulak ağrıları, yetişkinlerde de görülebilmektedir. Çoğu zaman tek kulakta olan kulak ağrısı, bazen iki kulakta da olmaktadır. Sürekli olabileceği gibi gelip olabilir. Ağrı, keskin, ağır ve zonklar gibidir. Kulakta enfeksiyon varsa ateş ve geçici işitme kaybı meydana gelebilir.

Dış, orta ve iç kulak olmak üzere üç ayrı bölümden oluşan kulak, bu bölümlerde yaşanması olası olan enfeksiyonlar sebebi ile ağrıyabilir. Mide bulantısı, baş dönmesi, kusma, iştahsızlık, kulak çınlaması, kaşıntı ve şişlik gibi birbirinden farklı sorunlar yaratabilir. Çocuk yaştaki bireylerde oldukça sık gözlemlenen kulak ağrısı, yetişkinlerde de yüksek oranlarda görülebilir. Kulak ağrısı çeken bireylerin şikayetlerini belirterek en kısa sürede uzman görüşü almaları, ileriki aşamalarda sağlıkları konusunda daha rahat etmelerine olanak tanır. Etkili bir tedavi sürecinin ardından kulak ağrısından tamamen kurtulmak mümkündür.

Sebepleri;

Kulak kiri birikmesi: Kulak kiri normal olarak, kulakta salgılanan fizyolojik bir salgıdır. Bu salgı aşırı salgılandığında ya da yanlış temizlendiğinde, birikme yapıp sertleşerek kulak yolunu tıkar. Bu durum kulak ağrısına neden olabilmektedir. Gliserin damlatılarak kulak yolu temizlenebilir. Kulak temizlenmesi için kesinlikle kulak çubuğu ya da sivri, delici maddeler kullanılmaması gerekmektedir.

Basınç değişimi: Özellikle uçakların yüksek irtifalara ulaştığı süreçte yaşanan basınç değişiminden dolayı kulakta bir ağrı hissedilir. Bu ağrı barotravma olarak adlandırılır. Kısa süreli de olsa, yetişkin ve çocuklar için acı verici olabilir. Orta kulakta, östaki borusu denen bir kanal orta kulak ile dış basıncın dengelenmesini sağlar. Bu boru tıkandığında basınç dengelenemez ve zarda bir gerilim hissedilir. Yutkunma, sakız çiğneme veya burun deliklerini kapatıp genze doğru üflenme hareketlerinin yapılması östaki borusunu açabileceğinden, bu tür durumlarda uygulanabilen bir yöntemdir. Aynı şekilde bebeklerin emmesi sağlanarak ağrı hafifletilmeye çalışılmalıdır.

  • Kulak yolunda yabancı bir madde bulunması: İstemli ya da istemsiz bir şekilde kulak yoluna yabancı bir madde sokulması bireyde ağrıya neden olmaktadır
  • Boğaz enfeksiyonları: Kulaktan kaynaklanmasa da boğaz enfeksiyonları kulak ağrısı yapabilmektedir
  • Sinüs enfeksiyonları: Boğaz enfeksiyonları gibi sinüs enfeksiyonları da kulak ağrısına neden olabilmektedir

Belirtileri;

Yetişkinlerde;

  • Kulak ağrısı
  • Duyma bozukluğu
  • Kulaktan sıvı tahliyesi

Çocuklarda;

Paylaşın

Kronik böbrek yetmezliği nedir? Tedavisi

Kronik Böbrek Yetmezliği; İleri yaşlarda, kanınızdaki fazla sıvıları ve atık ürünleri filtrelemekten sorumlu böbreklerin fonksiyonlarını tam anlamıyla yerine getirememe durumudur. Bu durumda, vücutta tehlikeli olabilecek seviyelerde atık ve sıvı birikir. Bu duruma aynı zamanda kronik böbrek hastalığı da denir.

Ülkemizde her 6-7 erişkinden birinde kronik böbrek hastalığı bulunuyor. Dünya nüfusunun yüzde 6-12’si değişen derecelerde bu hastalığa sahip.

Nedenleri;

  • Kronik böbrek yetmezliği nedenlerinden, en sık karşılaşılanlar şöyle sıralanabilir
  • Diyabet (şeker hastalığı)
  • Hipertansiyon (yüksek kan basıncı)
  • Kronik glomerulonefrit
  • Polikistik böbrek hastalığı
  • Kronik taşlı piyolelonefrit
  • Uzun süreli böbreğe zarar veren ilaç kullanımı (non-steroidantienflamatuar ilaçlar gibi)
  • Bunların yanı sıra; sigara kullanımı ve aşırı kilo da kronik böbrek yetmezliği riskini artıran faktörler arasındadır

Belirtileri;

Kronik böbrek yetmezliğinin yıllar içinde ilerlemesi ve böbrek işlevlerinin giderek azalması sonucunda, bazı şikâyetler ve bulgular ortaya çıkar. Böbreklerin atılması gerekli zararlı maddeleri vücuttan uzaklaştıramaması ve bu maddelerin kanda birikmesi ile halsizlik, iştahsızlık, bulantı, kusma, kaşıntı ve uykuya meyil gibi şikâyetler görülebilir.

Kronik böbrek yetersizliğinin daha ileri aşamalarında ise, vücudumuza alınan su ve tuz yeteri kadar atılamaz. Bunun sonucunda; göz kapaklarında, ayaklarda ve bacaklarda şişmeler olabilir. Buna, tansiyon yüksekliği eşlik edebilir. Akciğerlerde sıvı birikerek, nefes darlığına yol açabilir. Ayrıca, vücuttaki potasyumun atılamamasına bağlı olarak; halsizlik, felçler ve kalp durmasına kadar gidebilen ölümcül bir tablo ortaya çıkabilir.

Kronik böbrek yetmezliği olan hastalarda böbreklerin işlevlerini yerine getirememesi sonucunda oluşabilecek önemli sorunlardan biri de anemi (kansızlık) gelişmesidir. Anemi; halsizlik, çabuk yorulma, baş dönmesi, konsantrasyon güçlüğü, çarpıntı ve nefes darlığına neden olabilir.

Ayrıca kronik böbrek yetmezliği hastalarında, D vitamininin yapılamaması ve fosforun vücuttan atılamamasına bağlı olarak, kalsiyum ve fosfor dengesinde bozukluk ortaya çıkar. Bunun sonucunda, boyundaki tiroid bezinin arkasında yer alan ve kalsiyum-fosfor dengesini düzenleyen paratiroidi bezlerinin fazla çalışması ile ortaya çıkan bir tablo gelişir. Buna, ikincil hiperparatiroidi adı verilir. Tüm bunlara bağlı olarak; kemik yapımında bozulma, kemiklerin direncinde azalma ve kolay kırılmalarla karşılaşılabilir.

Tanısı;

Böbrek yetmezliğinin teşhisinde ilk adım nefroloji doktorunun muayenesidir. Nefroloji doktoru böbrek yetmezliğine neden olabilecek hipertansiyon veya diyabet gibi hastalıklar, böbrek yetmezliğine neden olabilecek ilaçlar veya idrar alışkanlığındaki değişikliklerin sorgulamasını yaptıktan sonra böbrek yetmezliğinin teşhisini koyabilmek için ek tetkikler isteyebilir.

  • Kan testleri; Tam kan sayımı kronik böbrek yetmezliğinin teşhisinde önemli ipuçları verebilir. Kandaki kreatinin ve üre oranı kronik böbrek yetmezliğinin varlığı hakkında doktora fikir verebilir. Bununla birlikte nefroloji doktoru daha detaylı kan testleri de isteyebilir. GFR denilen Glomerular Filtration Rate(Glomerüler Filtrasyon Hızı) böbreklerin süzme kapasitesini belirler. Böbreklerin süzme kapasitesinin belirli bir oranın altına düşmesi böbrek fonksiyonlarındaki sorunu belirleyebilir
  • İdrar testi; İdrardaki kan veya protein varlığı böbrek fonksiyonlarında sorun olduğunu belirleyebilir.
  • İdrar hacminin ölçümü; İdrar çıkışının belirlenmesi böbrek yetmezliğini teşhis etmeye yardımcı olan en basit testlerden biridir
  • Görüntüleme yöntemleri; Böbreklerin ve idrar yollarının yapısını ve boyutunu değerlendirmek için ultrason veya farklı görüntüleme yöntemleri kullanılabilir
  • Biyopsi; Böbrek biyopsisi genellikle ciltten uzun ve ince bir iğne ile girilerek lokal anestezi altında yapılır

Tedavisi;

Böbrek yetmezliğinin tedavisi için birkaç yöntem kullanılır. Bireyin ihtiyacı olan tedavi türü böbrek yetmezliğinin sebebine bağlı olacaktır. Böbrek yetmezliğinde kullanılan yöntemlerden birisi diyalizdir. Diyaliz, bir makine kullanarak kanı filtreler ve toksik öğelerden arındırarak böbreklerin işlevini yerine getirir.Kullanılan diyaliz tipine bağlı olarak, büyük bir makine veya portatif kateter torbası kullanılabilir. Diyalizle birlikte düşük potasyumlu, düşük tuzlu bir diyet takip edilmelidir. Diyaliz böbrek yetmezliğini tedavi etmez, ancak seanslara düzenli katılmak yaşam süresini uzatır.

Böbrek yetmezliğinde bir başka tedavi seçeneği de böbrek naklidir. Nakledilen bir böbrek normal çalışacaktır ve diyaliz ihtiyacını ortadan kaldıracaktır. Ancak hastanın vücuduyla uyumlu bir böbrek bağışı bulunması için beklenilen süre genellikle uzundur.

Yaşayan bir bağışçı varsa süreç daha hızlı ilerleyebilir. Vücudun yeni böbreği reddetmesini önlemek için ameliyattan sonra bağışıklık baskılayıcı ilaçlar kullanılır. Bu ilaçların kendine has ve bazen ağır yan etkileri vardır. Nakil ameliyatı her vaka için doğru tedavi seçeneği olmayabilir. Ameliyatın başarısız olması da mümkündür.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Kompülsif yeme nedir? Detaylar

Kompülsif (Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu), kendisini nispeten kısa bir süre içinde büyük miktarlarda yemek tüketmeye özdeşleştiren insanlar için kullanılan en yaygın terimdir. Kompülsif kişilerde iştah iç uyaranlardan çok dış uyaranların etkisindedir.

Yeme Bozuklukları, yeme davranışı ve yemekle ilgili duyguların ve düşüncelerin bireye ciddi boyutlarda rahatsızlık vermesiyle ortaya çıkar.Diyet yapma davranışı, yeme bozukluklarının gelişimine yol açan ortak uyarıcıdır. Kişinin yiyeceklere, kiloya ve görünüşe aşırı derecede takıntılı olma durumunun; sağlığına, ilişkilerine ve günlük aktivitelerine ters etki yapma derecesine kadar gitmesine neden olmaktadır.

Yeme Bozuklukları, sadece yiyecek ve ağırlık ile ilişkili değildir. Bedensel belirtiler ön planda gibi görünse de ciddi psikiyatrik sorunlarla birlikte ilerler. Oluşan bir yeme bozukluğu, içsel yaşanan karmaşaya dışsal bir çözüm getirmektir. Yeme Bozukluklarının oluş nedenleri tam olarak bilinmemektedir.

Etiyolojide biyolojik ve psikososyal nedenlerin birlikte rol oynadığı sanılmaktadır. Yeme Bozukluklarının altında yatan sebepler; düşük benlik saygısı, depresyon, kontrol kaybı duygusu, değersizlik, kimlik karmaşaları, aile içi iletişimde problemler ile ilişkilendirilmektedir.

Nedenleri:

  • Kalıtsal faktörler
  • Cinsiyet
  • Arkadaş etkisi
  • Yetiştirilme özellikleri
  • Kültürel özellikler (toplumun kiloya bakış açısı)
  • Biyolojik özellikler
  • Ergenlik (bu dönemdeki değişimlere uyum sağlamada yetersizlik)
  • Olumsuz yaşam olayları (sevilen kişinin kaybı gibi)

Belirtileri;

  • Rutin yeme düzeninde olmayan yüksek kalorili besinleri (pasta, dondurma, çikolata vs) “gözü dönmüş” biçimde yeme
  • Gün içinde uzun süre ‘yeme töreninin’ hayalini kurma ve atak öncesi yiyecekleri için özel bir alışveriş yapma
  • Yeme atağı sonrası pişmanlık ve suçluluk duyma, kendini acımasızca eleştirme
  • Sosyal ortamlarda ve toplum içinde “aşırı yemek yeme izlenimi” vermekten kaçınma

Yeme bozuklukları nasıl tedavi edilir?

Meselenin ruhsal düzeyde bir bozukluk olduğunu kabul etmek ve tedavi planını bu düzeyde şekillendirmek büyük önem taşımaktadır. Tedavi, bir ruh sağlığı uzmanı öncülüğünde, yeme bozukluğu olan kişinin durumuna göre, dahiliye, kadın-doğum gibi diğer tıbbi dallar ile işbirliğine geçilerek yapılmalıdır.

“Psikoterapi” sürecin en önemli parçasıdır. Kişinin, yeme davranışı üzerine kurulu yanlış düşünce tarzının değiştirilmesi, vücuduna yönelik olumsuz algılamaların düzeltilmesi, özgüvenin oluşturulması, kişilerarası sorunların belirlenip, çözümüne yönelen bir yaklaşımın oluşturulması için çalışılır. Aile ile işbirliği ve ailenin tedaviye doğru ve sürekli katılımı oldukça önemlidir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Koma nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Beynin bir kısmının geçici veya kalıcı olarak hasar gördüğünde ortaya çıkan Koma, uzun süreli bilinçsizlik halidir. “Koma” kelimesi, “derin uyku” anlamına gelen Yunanca “koma” kelimesinden türemiştir. Komanın bir takım potansiyel nedenleri vardır. Bunlar yaralanma, inme, tümör, alkol ve uyuşturucu kullanımı gibi…

Komada olan bir kişi yaşıyor ancak düşünemez, konuşamaz veya tepki veremez. Solunum ve kan dolaşımı gibi önemli işlevler devam eder. Komalar genellikle birkaç hafta sürer. Koma durumu uzun süre değişmezse, kalıcı koma hali yani bitkisel hayat söz konusu olur ve durum tekrar sınıflandırılır. Bir yıldan daha uzun süren bitkisel hayatta nadiren uyanma söz konusudur.

Komanın nedenleri;

  • Diyabet
  • Hipoksi (oksijen eksikliği)
  • Enfeksiyonlar (Özellikle ensefalit ve menenjit)
  • Stroke (inme)
  • Toksinler ve aşırı doz ilaçlar
  • Travmatik beyin hasarları
  • Beyin sapına bası
  • Supratentorial kitle
  • Ensefalopatiler
  • Beyin tümörü
  • Zehirlenmeler (ilaç veya alkol olabilir)
  • Nöbetler

Komanın belirtileri;

Komadaki hasta dışarıyla iletişim kuramadığı için yalnızca aşağıdaki belirtiler vardır:

  • Sürekli kapalı gözler
  • Refleks hareketleri dışında kolların tepki vermemesi
  • Refleks hareketler haricinde acı verici uyaranlara karşı tepkisizlik

Hastanın bilincinin kaybolmasına yol açan belirtiler ve semptomların şiddeti ve süresi değişiklik gösterebilir. Bu belirtiler altta yatan sebebe bağlıdır. Örneğin, düşük kan şekeri (hipoglisemi) veya hiperkapni (daha yüksek kan CO2 seviyeleri) kötüleşirse, ilk önce hafif ajitasyon olur. İlerleyen aşamalarda obtundasyon (tam zihinsel kapasiteden daha az), stupor (sersemlilik hali) ve sonunda bilinç kaybı meydana gelir.

Beyinde şiddetli bir yaralanma veya subaraknoid kanamada koma derhal gerçekleşir. Komaya kadar geçen süreçte neler olduğunu hangi tedavinin uygulanacağına yardımcı olur. Kendiliğinden sergilenen eylemlerle bilinç düzeyini ölçmeye çalışılır. AVPU ölçeği;

  • Uyarı
  • Ses uyaranları
  • Ağrılı uyaranlar
  • Bilinçsiz şeklinde değerlendirilir

Glasgow koma ölçeği gibi daha detaylı ölçekler de komayı değerlendirmede kullanılır. Bilinç kaybı derin olan hastalar boğulma tehlikesi açısından değerlendirilir.

Tanısı;

Tıbbi ve yakın geçmiş, kan testleri, fiziksel testler ve görüntüleme taramaları komanın nedenini bulmaya ve bu hangi tedavinin uygulanacağına karar vermeye yardımcı olmaktadır. teşhis yolları şu şekillerdir:

Tıbbi geçmiş: Koma geçiren kişi hakkında mümkünse arkadaş, aile, polis ve tanıklar gibi kişilerden tıbbi geçmişi istenebilir. Tıbbi geçmişler ilgili şu sorular sorularak teşhis etmeye çalışılır.

  • Koma veya semptomların önceden yavaş mı yoksa aniden mi başladığı
  • Eğer kişi komadan önce herhangi bir görme problemi, baş dönmesi, sersemlik veya uyuşma varsa veya göründüyse
  • Hastanın diyabet, nöbet, inme öyküsü veya başka bir durum veya hastalık olup olmadığı
  • Hastanın hangi ilaçları veya diğer maddeleri almış olabileceği

Fiziksel testler: Amaç, kişinin reflekslerini, acıya nasıl tepki verdiklerini ve gözbebeği büyüklüğünü kontrol etmektir. Testler, kulak kanallarına çok soğuk veya ılık su serpmeyi içermektedir. Bu testler değişen refleksif göz hareketlerini tetiklemektedir. Yanıt türü komanın nedenine göre değişmektedir.

Kan testleri: Koma geçiren kişiye uygulanan kan testlerinde aşağıdakileri durumlar belirlenmeye çalışılır:

  • Kan sayımı
  • Karbonmonoksit zehirlenmesi belirtilerin olup olmadığı
  • Yasal veya yasa dışı uyuşturucuların ya da diğer maddelerin varlığı ve düzeyleri
  • Elektrolit seviyeleri
  • Glikoz seviyeleri
  • Karaciğer fonksiyonu
  • Lomber ponksiyon (omurga musluğu)

Bu, CNS’nin herhangi bir enfeksiyonunu veya bozukluğunu kontrol etmektedir. Doktor hastanın spinal kanalına iğne sokarak basıncı ölçmektedir ve testlere göndermek için sıvı alınmaktadır.

Beynin görüntüleme taramaları: Bunlar herhangi bir beyin hasarı, hasarı olup olmadığını ve nerede olduğunu belirlemeye yardımcı olmaktadır. CT, CAT taraması ve MRI tıkanmaları veya diğer anormallikleri kontrol etmeye yardımcı olmaktadır. Ayrıca elektroensefalografi (EEG) beyindeki elektriksel aktiviteyi ölçmektedir.

Tedavi;

Koma ciddi bir tıbbi acil durumdur. Sağlık uzmanları, hastanın derhal hayatta kalmasını sağlayarak ve beyne ulaşan oksijen miktarını en üst düzeye çıkarmak için nefeslerini ve dolaşımlarını güvence altına alarak tedaviye başlamaktadır. Doktor, diyabetik şokta veya beyin enfeksiyonu olması durumunda, kan testleri sonuçları hazır olmadan önce bile glikoz veya antibiyotik vermektedir. Tedavi, komanın altta yatan nedenine, örneğin böbrek yetmezliği, karaciğer hastalığı, diyabet, zehirlenme vb. koşullara bağlı olarak değişmektedir. Beyin şişmesi varsa, basıncı hafifletmek için ameliyat gerekebilmektedir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Kolon kanseri nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Kalın bağırsaktaki kolon bölümünde ortaya çıkan kansere, kolon kanseri denilmektedir. Kolonda görülen kanser, erken evrede teşhis edilirse tamamen tedavi edilmesi mümkün olmaktadır. Ancak erken fark edilemediği durumlarda bu kanser türü; yakın lenf bezlerine, komşu olduğu mide, dalak gibi organlara ve kan vasıtasıyla da vücuttaki diğer bölgelere yayılmaktadır.

Kolon kanserleri, dünyada en sık görülen kanser türlerinden biridir. Sağlık Bakanlığının istatistiklerine göre ülkemizde de en sık görülen ilk 5 kanser türü arasında kolon (kalın bağırsak) kanseri yer almaktadır. Kolon kanserinin her yaşta görülme riski olsa da en sık 50 yaşından sonra gözlenmektedir. Cinsiyete göre dağılımı incelendiğinde ise tüm kanserler arasında kolon kanseri kadınlarda ikinci, erkeklerde üçüncü sırada yer almaktadır.

Kolon kanseri neden olur?

Sıklıkla kolon kanseri diğer kanser türlerinde olduğu gibi genetik faktör kanserin oluşmasında önemli bir nedendir. Ailede kolon kanseri ile ilgili bir geçmiş varsa bundan kaynaklı risk artmaktadır. Bununla birlikte yaş faktörü de etkilidir. Özellikle 50-60 yaşlarındaki erkeklerde daha çok tutulum gözlenmiştir. Kişinin bağırsağında önce iyi huylu olarak oluşan polipler bazı durumlarda kansere dönüşebilir. Polipler bağırsak içerisinde oluşan minik çıkıntılardır. Bu çıkıntıları eğer fark edilmişse takip ettirmekte yarar vardır.

Genlerde bulunan bazı değişmeler sonucu da bu kansere yakalanma riskinin arttığı bilinmektedir. Bazı durumlarda hastanın altta yatan kronik bağırsak hastalığı bulunur. İnflamatuar bağırsak hastalığı, ülseratif kolit gibi hastalıklar kolon iç yüzeyini etkilediği için bazı durumlarda kolon kanserini tetikleyici olarak davranabilir. Sigara kullanımı ve sağlıksız beslenme gibi hayat tarzı da kolon kanseri nedenleri arasında sayılabilir.

Kolon kanseri risk faktörleri nelerdir?

Kolon kanserinin nedenlerinin bir kısmı önlenebilirken bir kısmı önlenemez niteliktedir. Kolon kanserine yol açtığı düşünülen önlenebilir risk faktörlerinin bir kısmı şu şekilde sıralanabilir:

  • Aşırı kilolu ya da obez olmak
  • Salam ve sosis gibi işlenmiş etleri tüketmek
  • Karbonhidrattan zengin, lif bakımından fakir beslenmek
  • Sedanter yaşam tarzına sahip olmak
  • Fazla miktarda kırmızı et tüketmek
  • Sigara ve benzeri tütün ürünlerini kullanmak
  • Çok miktarda alkol almak

Kolon kanser riskini artıran fakat önlenemeyen faktörler ise şu şekilde sıralanabilir:

  • Yaş almak
  • Kişinin kalın bağırsaklarında polip olması
  • Ülseratif kolit ya da Crohn hastalığı gibi inflamatuvar bağırsak hastalığına sahip olmak
  • Lynch sendromu gibi kalıtsal bir sendromun olması
  • Tip-2 diyabet hastası olmak
  • Ailede kalın bağırsak polipleri veya kolon kanser hikayesinin olması
  • Daha önceden kolon kanser geçirmiş olmak
  • Kadınlarda, yumurtalık, meme ya da rahim kanseri hikayesinin olması

Belirtileri;

Bağırsak kanserlerinin belirtileri, sıklıkla dışkılama alışkanlıklarında değişiklik şekilde kendini gösterir. Geçmeyen ishal ya da kabızlık, dışkıda incelme, dışkıdan ve anüsten kan gelmesi, dışkıda yumurta akına benzer bir salgı olması kolon kanserinin belirtileri arasında bulunur. Kanser daha da ilerlediğinde karın bölgesinde, şişlik ve ağrı gibi şikâyetler gözlenir. Dışkılama yaparken ağrı duyma ve zorlanma, demir eksikliğine bağlı kansızlık, kilo kaybetme ve karın bölgesinde kitle oluşumu da kolon kanseri ile ilgili bulgulardır.

Tanısı;

Günümüzde kolon ve bağırsakta kanser ve diğer tümöral oluşumlar endoskopik yöntemler kullanılarak daha kolay bir şekilde teşhis edilebilmektedir. Kolonoskopi yöntemi kullanılarak tümör oluşumunun erken dönemde saptanması mümkündür. Ayrıca kolonoskopi sayesinde, kansere dönüşme riski olan polipler alınmakta ve kanser tehlikesi önlenmektedir. Kesin tanı için hastadan dışkı alınıp incelenir, kolon grafisi ve bilgisayarlı tomografi uygulanır. Endoskopi ile de parça alınıp, patolojik incelemeden geçirilmektedir.

Tedavisi;

Kolon kanserinde kolonoskopide alınan poliplerin üzerinde, kanser erken evrede yakalandığında ameliyat gerekmeyebilir. Sadece yakın takibe alınır. Poliplerin erken evrede, kansere dönüşmeden teşhisinde kolonoskopinin büyük önemi vardır. Son yıllarda yapılan çalışmalarda kolonoskopi yapılarak poliplerin erken devrede çıkarılması ile kolon kanserinin büyük ölçüde engellenebildiği gösterilmiştir. Bu nedenle 45 yaşından sonra her erkek ve 50 yaşından sonra her kadın, dışkıda gizli kan taraması ve kolonoskopi yaptırmalıdır.

Kolonoskopi sırasında hasta konforuna büyük önem verilmektedir. Bu nedenle hasta “bilinçli sedasyon” denilen damardan hafif bir ağrı kesici ile yarı baygın hale getirilmektedir. Öncesinde bağırsağın çeşitli yöntemlerle tamamen boşaltılması gerekmektedir. Daha sonra fiberoptik bir kamera ile bağırsağa girilmekte ve görülen tüm polipler çıkarılmaktadır. Ancak burada kolonoskopiyi uygulayan hekimin tecrübesi, kullanılan cihazın dezenfeksiyonunun ve görüntü kalitesinin yüksek derecede olması,  büyük önem taşımaktadır.

İleri evre kolon kanserinde standart tedavi seçeneği cerrahidir; yani tümörlü bölgenin çevreden bir miktar sağlam doku ve lenf düğümleriyle birlikte çıkarılmasıdır. Yapılan çalışmalar, onkoloji prensiplerine uygun olarak ve deneyimli cerrahlar tarafından yapılan ameliyatların hastanın geleceği açısından en önemli faktör olduğunu göstermektedir. Kolon kanserinde ameliyattan sonra hastalığın evresine göre ek, koruyucu kemoterapi uygulanır. Örneğin, tümörün bağırsağa komşu lenf düğümlerine sıçradığı “evre III” vakalarda, “adjuvan” kemoterapi (hastalığın yayılmasını önleyen) artık tüm dünyada standartlaşmış bir uygulamadır.

Kolon kanserlerinde, anüse çok yakın tümörlerde anüsü iptal etmek ve karından dışkılamaya geçmek (kolostomi torbaları ile) bazen kaçınılmaz olabilmektedir. Ancak son yıllarda ameliyat öncesi radyoterapi ile birlikte kemoterapi uygulanması, anüsün korunmasını önemli ölçüde sağlayabilmektedir. Diğer organlara yayılmış (metastatik) hastalarda, hastanın genel durumuna, yaşına, hastalığın yaygınlık derecesine bağlı olarak her üç tedavi yöntemi (cerrahi, kemoterapi, radyoterapi) uygulanmaktadır. Amaç, hastaların yaşam süresini ve kalitesini artırmaktır. Son birkaç yılda bulunan hedefe yönelik yeni biyolojik ilaç tedavileri sayesinde, tedavide başarı oranları günden güne artmaktadır.

Kolon kanserine yakalanmamış bireylerin korunmasında beslenme tarzları ve yaptıracakları tarama testlerinin büyük bir önemi vardır. Sebze, meyve ve tahıllar gibi lifli gıdaların bolca tüketilmesi, yeterince kalsiyum ve D vitamininin alınması önemlidir. Bunların yanı sıra; ikincil korunma önlemi olarak tarama testleri ile erken tanının ayrı bir önemi vardır. Bunun için, her iki cinste 50 yaşından başlamak üzere, tarama testlerinin yapılması önerilmektedir. Ailesinde kolon kanseri olan bireylerde tarama testlerine daha erken yaşta mutlaka başlanmalıdır.

Kolon kanserinden korunmak için alınabilecek önlemler nelerdir?

Kalın bağırsak kanserinden korunmak için öncelikle en basit olarak beslenme düzenine dikkat etmek gereklidir. Lifli besinler bağırsak sistemi için sağlıklıdır. Diyette bu tarz lif içeriği yüksek beslenmek faydalıdır. Aşırı yağlı, baharatlı gibi besinler bağırsakları yorar. Bundan dolayı bu besinleri sıklıkla tüketmemek faydalı olur. Kalsiyum ve D vitamininin yeteri kadar alınması önemlidir.

Fazla kilo da risk faktörü olabileceği için kişinin yaşına uygun egzersizle vermesi gerekir. 50 yaşından itibaren risk altında olan hastaların düzenli tarama testlerine katılması erken tanı için önemlidir. Eğer kişide ailede bir kolon kanseri geçmişi varsa bu konuda daha özenle davranması beklenir. Mümkünse bu kişilerde dışkı düzenini rutin takip etmesi istenir. Belirtilerden bazılarına rastgelinirse kişinin bir sağlık kuruluşuna muaynene için başvurması gerekir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurun…

 

Paylaşın

Klostrofobi nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

En yaygın fobilerden olan Klostrofobi, dar veya kalabalık alan korkusuyla tetiklenen durumsal bir fobidir. Penceresiz bir odada kilitlenmek, kalabalık bir asansörde sıkışıp kalmak veya sıkışık bir otoyolda araba kullanmak gibi şeyler tarafından tetiklenebilir. Bunların dışındaki herhangi bir uyaran tarafından da tetiklenebilir.

Klostrofobi bir panik bozukluk olmasa da panik atak geçiriyormuş gibi hissedebilirsiniz. Bazı insanlar da klostrofobi kendi kendine ortadan kalkabilirken, bazı insanlarda süreci yönetmek ve bu durumla başa çıkmak için desteğe ihtiyaç duyabilir.

Nedenleri;

Vakaların çoğu gösteriyor ki klostrofobi, bir kişinin yaşamındaki travmatik bir olay tarafından tetiklenir. Bu duruma, uzun bir süre kapalı bir alanda sıkışıp kalma veya çocukken zorbalığa maruz kalma da yol açabilir. Bazı araştırmacılar klostrofobinin, hayvanlarda ve insanlarda doğuştan var olan “savaş ya da kaç” reaksiyonuna bağlı doğal bir eğilim olduğuna inanır. Rahatça hareket edilemeyen ya da sıkışık ve kurtulmanın imkansız olduğu hissedilen durumlar şiddetli bir anksiyete hissini de beraberinde getirir.

Belirtileri;

Klostrofobinin genellikle iki önemli semptomu olduğu düşünülmektedir:Kısıtlama korkusu ve boğulma korkusu.Tipik bir klostrofobik en az bir ya da birkaç kısıtlamadan korkmaktadır. Küçük odalar, kilitli odalar, arabalar, Uçaklar, trenler, tünel, sualtı mağaraları, bodrum katlar, asansörler ve mağaralar.

Ayrıca, kısıtlama korkusu, bir kuaförün sandalyesinde oturmak gibi önemsiz şeylerden korku klostrofobisine neden olabilir.Klostrofobik ataklar için olası bir başka yer de özellikle de diş ameliyatı sırasında Diş hekimi’nin koltuğu,yalnız bu senaryoda, korku ağrıdan dolayı değil, kısıtlanma olduğundandır. Genellikle, bir bölgeye kısıtlandığı zaman, klostrofobikler boğulma korkusu yaşar ve sınırları içinde hava eksikliği olabileceğine inanırlar.

Teşhisi;

Klostrofobiniz çok şiddetli hale gelene kadar beklemeyin. Erken teşhis, belirtilerinizi daha iyi yönetmenize yardımcı olabilir. Doktorunuz belirtilerinizi gözden geçirecek ve size fiziki muayene yapacaktır. Ayrıca aşırı korku geçmişinizi de tedavi sürecinde hesaba katacaktır.

Tedavisi;

Tamamen psikolojik nedenler sonucu ortaya çıkan kapalı alanda kalamama durumu, yine psikolojik tedavi yöntemleri ile çözülmelidir. İlk olarak tüm psikolojik rahatsızlıklarda olduğu gibi klostrofobide de hastanın kendini hastalığına inandırması ve yaşayacağı sıkıntıların farkına varması sağlanmalıdır. Sonrasında ise 2 tür tedavi yaygın olarak uygulanır:

İlaç Tedavisi: İlaç tedavisi son aşama olarak görülebilir. Eğer hasta panik atakları sık aralıklarla geçiriyorsa ve bu ataklar yüzünden hayatın günlük işleyişine ayak uyduramaz hale geldiyse ilaç tedavisine kontrollü bir şekilde başlanmalıdır. Psikolojik kökenli rahatsızlıkların tedavisi için kullanılan ilaçların risklerinin fazla olması göz önüne alınmalı ve buna göre doktor kontrolünde kullanılması sağlanmalıdır.

Klostrofobiyi yönetmek için ipuçları;

  • Her nefeste üçe kadar sayarak yavaş ve derin nefes alın
  • Saatinizden geçen zaman gibi güvenli bir şeye odaklanın
  • Korkunuzun ve endişenizin geçeceğini tekrar tekrar kendinize hatırlatın
  • Korkunun mantıksız olduğunu tekrarlayarak saldırıyı neyin tetiklediğine meydan okuyun
  • Sizi sakinleştiren bir yer veya anı görselleştirin ve odaklanın
Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.
Paylaşın

Klein-Levin Sendromu nedir? Detaylar

Nadir bir hastalık olan ve Uyuyan Güzel Sendromu da Klein-Levin Sendromu, tekrarlayan aşırı uykululuk dönemleri durumudur. Davranış değişiklikleri ve kafa karışıklığı da yaratabilen Klein-Levin Sendromu’na yakalanan kişilerin yaklaşık yüzde 70’i erkektir.

Nedeni tespit edilemeyen Klein-Levin Sendromun da hastalar aylar veya yıllar boyunca hastalığın hiçbir belirtisini görmeden yaşamaya devam etmektedir. Belli bir süre sonra hastalık tekrar nüksetmekte ve hastalar uzun süren uykulara tekrar dalmaya başlamaktadır Nadir olarak gözlemlenen Klein-Levin Sendromu’ndan muzdarip olan birçok insan bulunmaktadır.

Nedenleri;

KLS’nin kesin nedeni bilinmemektedir, ancak bazı doktorlar belirli faktörlerin bu durumu artırabileceğine inanmaktadır. Örneğin; KLS , beynin uykuyu, iştahı ve vücut ısısını kontrol eden kısmı olan hipotalamustaki bir yaralanmadan kaynaklanabilir. Bu bağlantıyı doğrulamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulmaktadır.

Bazı insanlar grip gibi bir enfeksiyondan sonra KLS geliştirir. Bu, bazı araştırmacıların KLS’nin bir tür otoimmün bozukluk olabileceğine inanmasına neden oldu. Otoimmün, vücudun bağışıklık sisteminin kendi sağlıklı dokusuna saldırmasıdır. Bazı KLS olayları da genetik olabilir. Hastalığın, bir ailede birden fazla kişiyi etkilediği durumlar vardır.

Belirtileri;

KLS ile yaşayan insanlar her gün belirti göstermeyebilir. Belirtiler,  ortaya çıktığında birkaç gün, hafta ve hatta aylarca sürebilir. Yaygın belirtileri arasında aşırı uyku hali bulunur. Yatmak için güçlü bir istek, sabah kalkmakta güçlük çekilebilir. KLS ile yaşayan insanlar kalkıp banyoyu kullanıp yemek yiyebilir, sonra tekrar uyuyabilir.

  • Halüsinasyonlar
  • Yönelim bozukluğu
  • Sinirlilik
  • Çocukça davranış
  • Iştah artışı
  • Aşırı cinsel dürtü

Öngörülemeyen bir durum olan KLS, haftalar, aylar veya yıllar sonra aniden ve herhangi bir uyarı olmaksızın tekrarlayabilir.

Teşhisi;

KLS, teşhis edilmesi zor bir hastalıktır. Psikiyatrik belirtilerle ortaya çıkabileceği için bazı kişilere yanlış psikiyatrik bozukluk tanısı konulmaktadır. Sonuç olarak, bir kişiye doğru bir teşhis konulması ortalama dört yıl sürebilir.

Doktorunuzun bu durumu anlamasına yardımcı olacak test yoktur. Bunun yerine, doktorunuz diğer olası hastalıkları ekarte etmek için bir dizi test yapabilir. Doktorunuz fiziksel muayene ve teşhis testi yapabilir. Bu kan testi, uyku testi ve görüntüleme testlerini içerebilir. Bu testlere ek olarak, başınızın CT taraması veya MRI çekimini de içerebilir .

Ayrıca doktorunuz emin olmak için aşağıdaki durumlarla da ilgilenebilir;

  • Diyabet
  • Hipotiroidizm
  • Tümörler
  • İltihap
  • E3nfeksiyonlar
  • Diğer uyku bozuklukları
  • Multipl skleroz gibi nörolojik durumlar
  • Aşırı uykululuk da depresyonun bir özelliğidir

Doktorunuz bir akıl sağlığı değerlendirmesi de önerebilir. Bu, doktorunuzun semptomların şiddetli depresyondan mı yoksa başka bir duygu durumu bozukluğundan mı kaynaklandığını değerlendirmesine yardımcı olur .

Tedavisi;

Hastalığa tam bir tanı konulamadığı için tedavisi de şu an için yoktur. Ama hastalığı azaltacak öneriler sunulabilir. Uyarıcı haplar KLS’yi tedavi etmek için bir seçenektir. Sinirliliğe neden olsalar da , bu ilaçlar uyanıklığı artırır ve uykululuğu azaltmada etkilidir. Duygu durumu bozukluklarını tedavi eden ilaçlar da faydalı olabilir.

KLS ile yaşamak;

KLS çok uzun bir süre hayatınızı etkileyebilir. Bu durumla yaşamak hayatınız üzerinde muazzam bir etkiye sahip olabilir; Çalışma, okula gitme ve arkadaşlarınız ve ailenizle ilişkilerinizi geliştirme…

KLS, sırasında açlık artışı yaşarsanız ve aşırı yemek yerseniz, kilo alma olasılığınız artacaktır. KLS, aynı zamanda anksiyete ve depresyonu da tetikleyebileceğinden kendinizi bu duruma da hazırlamalısınız.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın