Özel’den “Geri Dönüş Yok” mesajı

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Journal of Democracy için kaleme aldığı “Türkiye’nin Demokrasisini Nasıl Yeniden İnşa Ederiz” başlıklı makalede, kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.

Özel, Türkiye’nin “demokrasi ve hukukun üstünlüğü için tarihsel bir mücadelenin ortasında” olduğunu belirterek, 2013’ten bu yana ülkede süregelen bir demokratik gerileme yaşandığını savundu.

Erdoğan’ın iktidara geniş toplumsal destek ve reform vaatleriyle geldiğini hatırlatan Özel, zaman içinde demokratik kurumların zayıflatıldığını, hukukun üstünlüğünün aşındığını ve basın özgürlüğünün kısıtlandığını öne sürdü.

Özel, iktidarın ekonomik ve siyasi alanlarda “bağlı bir iş çevresi ağı” oluşturduğunu iddia ederek, toplumsal destek azaldıkça yönetimin daha baskıcı bir karakter kazandığını ifade etti.

2024 yerel seçimlerinde CHP’nin elde ettiği sonuçların partiyi “demokratik değişim umudunun güçlü bir temsilcisi” haline getirdiğini belirten Özel, Mart 2025’ten itibaren muhalefete yönelik baskıların arttığını savundu. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere bazı isimlerin tutuklandığını hatırlattı.

Özel, milyonlarca kişinin Türkiye genelinde meydanlara çıkarak serbest ve adil seçim taleplerini dile getirdiğini belirterek, bu süreci “21. yüzyılın belirleyici demokratik mücadelelerinden biri” olarak tanımladı.

Makalesinde uluslararası karşılaştırmalara da yer veren Özel, Macaristan örneğini hatırlatarak seçimlerin yalnızca iktidar değişimi değil, aynı zamanda demokratik dönüşümün yönünü belirleyen kritik eşikler olduğunu ifade etti.

Türkiye’nin jeopolitik konumuna dikkat çeken Özel, ülkenin Avrupa ile Orta Doğu arasında stratejik bir köprü, aynı zamanda Rusya’ya yakın ve Müslüman çoğunluklu bir ülke olması nedeniyle küresel ölçekte önemli bir rol oynadığını belirtti.

Özel, Türkiye’deki siyasi sürecin 2002 sonrası şekillendiğini belirterek, başlangıçta ekonomik reform ve istikrar vaatlerinin öne çıktığını, ancak ilerleyen yıllarda yargı bağımsızlığı ve toplumsal kutuplaşma tartışmalarının derinleştiğini savundu.

2016 darbe girişimi sonrası olağanüstü hal süreci ve 2017 referandumu ile parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçildiğini hatırlatan Özel, bu dönemin “otoriterleşme sürecini hızlandırdığını” ileri sürdü.

Ekonomi, yerel seçimler ve muhalefet süreci

Ekonomik politikaların geniş kesimlerde yoksullaşmaya yol açtığını savunan Özel, buna rağmen iktidarın yeni siyasi dengeler kurduğunu ifade etti.

2019 yerel seçimlerini bir dönüm noktası olarak nitelendiren Özel, CHP’nin büyükşehirlerde kazandığı başarıyı hatırlattı. 2023 genel seçimlerinde ise muhalefet ittifakının koordinasyon eksiklikleri nedeniyle kaybettiğini belirtti.

Makalenin en dikkat çekici bölümlerinden biri “yargı baskısı” oldu. Özel, 2025 sonrası dönemde CHP’ye yönelik sistematik yargı süreçleri başlatıldığını, İmamoğlu’nun adaylığının engellenmeye çalışıldığını ve bazı CHP’li belediye başkanlarının tutuklandığını öne sürdü.

Bu süreçlerin muhalefeti zayıflatmayı ve “kontrol edilebilir bir muhalefet yapısı oluşturmayı” hedeflediğini savundu.

İstanbul Saraçhane’de başlayan protestoların ülke geneline yayıldığını belirten Özel, yüz binlerce kişinin meydanlarda demokrasi ve hukuk devleti talebiyle bir araya geldiğini ifade etti.

CHP’nin mücadelesini üç başlıkta sürdürdüğünü söyleyen Özel; sokak ve meydan hareketleri, hukuki mücadele ve yeni siyasi program inşasını bu başlıklar arasında sıraladı.

“Geri dönüş yok” mesajı

Makalesinin sonunda Özel, mücadelenin uzun soluklu olduğunu vurgulayarak şu ifadeleri kullandı: “Türkiye’nin yeniden demokratik, hukuk devletine dayalı bir cumhuriyet olması için bu yoldan geri dönmeyeceğiz.”

Özel, Türkiye’deki demokratik mücadelenin sonucunun yalnızca ülkeyi değil, küresel ölçekte demokratik eğilimleri de etkileyebileceğini belirtti.

Paylaşın

Siyasette “Görüşürüz” Polemiği: Diyalog Arayışı Tartışmaya Dönüştü

23 Nisan’da verilen “diyalog” mesajları kısa sürede yerini polemiğe bıraktı. “Görüşürüz” ifadesi, iktidar ve muhalefet arasında farklı yorumlanırken, siyasette normalleşme beklentisinin ne kadar kırılgan olduğu bir kez daha ortaya çıktı.

Haber Merkezi / 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamında verilen “diyalog” ve “normalleşme” mesajları, aradan geçen kısa sürede yerini sert bir siyasi tartışmaya bıraktı. Törenlerde liderler arasında dile getirilen “Görüşürüz” ifadesi, 24 saat içinde farklı anlamlar yüklenen bir polemiğe dönüşerek başkent kulislerini hareketlendirdi.

23 Nisan kutlamaları sırasında bir araya gelen siyasi liderler, uzun süredir kamuoyunda beklenen “yumuşama” sürecine ilişkin olumlu sinyaller verdi. Resmi törenlerdeki sıcak görüntüler ve karşılıklı diyalog vurguları, siyasette yeni bir sayfa açılabileceği yönünde yorumlandı.

Özellikle liderlerin birbirlerine yönelttiği “Görüşürüz” ifadesi, ilk etapta bir iyi niyet göstergesi ve olası temasların habercisi olarak değerlendirildi. Gün boyunca hâkim olan atmosfer, siyasi tansiyonun düşebileceği yönündeydi.

Ancak 24 Nisan itibarıyla bu iyimser hava yerini tartışmaya bıraktı. “Görüşürüz” ifadesinin içeriği ve tonu, iktidar ve muhalefet arasında farklı şekillerde yorumlandı. Tartışmanın odağında, bu sözün bir davet mi yoksa şartlı bir çağrı mı olduğu sorusu yer aldı.

Muhalefet cephesi, bu tür mesajların somut bir çerçeveye oturtulması gerektiğini savunarak, “görüşme olacaksa gündemi ve koşulları netleşmeli” görüşünü dile getirdi. Aksi halde bu tür ifadelerin sembolik kalacağı ve gerçek bir diyalog zemini oluşturmayacağı vurgulandı.

İktidar kanadı ise “Görüşürüz” ifadesini, devlet geleneği ve siyasi sorumluluğun bir parçası olarak değerlendirdi. Yapılan açıklamalarda, diyalog kapısının her zaman açık olduğu ancak görüşmelerin “Türkiye’nin öncelikleri” doğrultusunda gerçekleşmesi gerektiği ifade edildi.

Polemiğin derinleşmesinde, olası bir görüşmenin hangi başlıklar üzerinden yapılacağı sorusu belirleyici oldu. Ekonomi, yeni anayasa tartışmaları, yerel yönetimlerin yetkileri ve dış politika gibi başlıkların masaya gelip gelmeyeceği belirsizliğini koruyor.

Siyasi kulislerde, tarafların “ön şart” tartışmasına girmeden bir araya gelip gelemeyeceği en kritik eşik olarak değerlendiriliyor. Zira her iki taraf da kendi siyasi tabanına güçlü bir duruş sergileme ihtiyacı hissediyor.

“Mesaj Tabanlara Veriliyor”

Siyasi analistler, 23 Nisan’daki yumuşama mesajlarının kısa sürede sertleşmesini, partilerin kendi seçmenlerine verdiği mesajlarla açıklıyor. Uzmanlara göre, liderler diyalog kapısını tamamen kapatmak istemezken, aynı zamanda “taviz veriliyor” algısından da kaçınmaya çalışıyor.

Bu durum, kamuoyunun beklediği normalleşme sürecinin neden zor ilerlediğini de ortaya koyuyor. Analistler, “Siyasetin dili yumuşamadan, kalıcı bir diyalog zemini oluşturmak kolay değil” görüşünde birleşiyor.

Gelinen noktada, “Görüşürüz” ifadesi yalnızca bir nezaket cümlesi olmaktan çıkıp, siyasi stratejinin parçası haline gelmiş durumda. Önümüzdeki günlerde liderler arasında somut bir görüşme trafiği başlayıp başlamayacağı, bu polemiğin seyrini belirleyecek.

Siyasetteki bu tartışma, yalnızca bir kelimeye yüklenen anlam farklılığından ibaret değil. Aynı zamanda Türkiye’de önümüzdeki dönemin siyasi ikliminin nasıl şekilleneceğine dair önemli ipuçları barındırıyor.

Paylaşın

Özel’den “Sandığı Getirin” Çağrısı: Demokrasiyi Yeniden Kuracağız

CHP Lideri Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, erken ve ara seçim çağrısını yineleyerek iktidara “Sandığı koyun, millet karar versin” diye seslendi.

Özgür Özel, Türkiye’de yaşanan siyasi ve ekonomik gelişmelerin çözümünün seçim olduğunu vurguladı.

Konuşmasında, yapılacak ilk seçimin “demokratlar ile otokratlar arasında” geçeceğini savunan Özel, “Türkiye’ye demokrasiyi yeniden getireceğiz. Gücümüzü sadece milletten alıyoruz. Korkmuyorsanız seçim sandığını getirin” dedi.

Özel, özellikle ara seçim tartışmalarına dikkat çekerek, iktidarın bu süreçten kaçtığını öne sürdü. Anayasa gereği ara seçimin zorunlu olduğunu belirten Özel, “Ara seçime karşı olmak Anayasa’ya karşı olmaktır. Tarihini ilan edin, gerekli istifalar yapılır, milletin önüne sandık konur” ifadelerini kullandı.

İktidara açık çağrıda bulunan Özel, “Seçimi engellemeyeceğinizi söyleyin, Türkiye’nin dört bir yanında sandık kurulması için gereken adımları atalım. Millet kimi istiyorsa o yönetsin” diye konuştu.

“Sandıktan korkuyorlar”

Özel, iktidarın seçimden kaçındığını savunarak, “Bugün yaşanan tüm baskıların nedeni sandık korkusudur. Seçimle gideceklerini gördükleri günden beri saldırılar artmıştır” dedi. Yerel seçim sonuçlarına işaret eden Özel, CHP’nin Türkiye’nin birinci partisi konumuna geldiğini ve bu nedenle siyasi baskıların yoğunlaştığını ileri sürdü.

Konuşmasında ekonomik sorunlara da değinen Özel, özellikle emeklilerin yaşadığı geçim sıkıntısına dikkat çekti. En düşük emekli maaşıyla yaşam mücadelesi verildiğini belirten Özel, “Bu tabloyu değiştirecek olan da millettir, sandıktır” dedi.

Okullardaki güvenlik tartışması

Özel, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırılarına da değinerek, bu olayların münferit olmadığını savundu. Eğitim sisteminde güvenlik, hijyen ve personel eksikliklerine dikkat çeken Özel, çözüm önerilerinin yıllardır dile getirildiğini ancak dikkate alınmadığını söyledi.

Konuşmasının sonunda seçim çağrısını yineleyen Özel, “Erken seçimden de ara seçimden de kaçmayız. Millet ne derse o olur. Hodri meydan, sandığı getirin” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Özel’den İktidara “Sandıktan Kaçamazsınız” Mesajı

CHP lideri Özgür Özel, derinleşen ekonomik kriz ve demokratik gerilemeye dikkat çekerek ara seçimin zorunluluk haline geldiğini vurguladı. Özel, iktidarın seçimden kaçtığını söyledi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada özellikle ara seçim çağrısını güçlü şekilde gündeme taşıdı.

Özel, Türkiye’de yaşanan çoklu kriz ortamının artık sürdürülemez olduğunu belirterek, halkın iradesinin yeniden sandığa yansıması gerektiğini vurguladı. Mevcut yönetimin hem ekonomik hem de demokratik açıdan ciddi bir tıkanma yarattığını ifade eden Özel, bu çıkmazdan tek çıkış yolunun seçim olduğunu söyledi.

Konuşmasının önemli bölümünü ara seçim konusuna ayıran Özel, Anayasa’nın ilgili maddesini hatırlatarak Meclis’te oluşan boşluklar nedeniyle ara seçimin bir zorunluluk haline geldiğini dile getirdi. Halkın sesini duyurmak istediğini ancak iktidarın seçimden kaçtığını savunan Özel, “Millet konuşmak istiyor, sandık gelmeli” mesajı verdi.

Siyasi parti liderleriyle yaptığı görüşmelere de değinen Özel, birçok partiyle ara seçim konusunda ortak bir anlayış oluştuğunu belirtti. Görüşmelerde en önemli gündem maddesinin ülkenin içinde bulunduğu ekonomik kriz ve bu krizden çıkış yolu olarak seçim olduğu ifade edildi.

Özel, iktidarın seçimden kaçınmasının nedeninin geçmişte verilen sözlerin tutulmaması olduğunu öne sürerek, “Seçime gelemiyorlar çünkü ne dedilerse tersini yaptılar” dedi. Bu durumun demokratik meşruiyet açısından ciddi bir sorun yarattığını vurguladı.

Ekonomik krize de değinen Özel, yüksek enflasyon, yoksulluk ve borçluluk gibi sorunların halkın günlük yaşamını doğrudan etkilediğini belirtti. Ancak bu sorunların çözümünün de yine sandıktan geçtiğini ifade ederek, ara seçimin sadece siyasi değil aynı zamanda ekonomik bir ihtiyaç olduğunu dile getirdi.

Konuşmasının sonunda ara seçim çağrısını yineleyen Özel, partilerinin bu süreçte kararlı olduğunu vurgulayarak, halkın iradesinin önünde hiçbir gücün duramayacağını söyledi. Türkiye’nin içinde bulunduğu durumdan çıkış için sandığın kaçınılmaz olduğunu belirten Özel, “Milletin sözünü söylemesi için ara seçim şart” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Özel’den Erdoğan’a “Mertçe Yarışalım” Çağrısı

Özgür Özel, ara seçim çağrısını yineleyerek iktidarı Anayasa’yı ihlal etmekle suçladı ve Erdoğan’a “mertçe yarışalım” mesajı verdi; emekli ve işçiler için ara zam, yargı bağımsızlığı ve siyasi etik yasası konularında da sert eleştirilerde bulundu.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, “ara seçim” talebi kapsamında yürüttüğü siyasi temaslar çerçevesinde Gültekin Uysal ile bir araya geldi. Görüşme, Demokrat Parti Genel Merkezi’nde gerçekleşti. Toplantı sonrası düzenlenen ortak basın açıklamasında Özel, hem ekonomik gelişmelere hem de yargı süreçlerine ilişkin iktidara sert eleştiriler yöneltti.

Konuşmasına Polis Teşkilatı’nın kuruluş yıl dönümünü kutlayarak başlayan Özel, güvenlik güçlerinin özlük haklarına dikkat çekti. Küresel ekonomik dalgalanmaların enerji fiyatlarına etkisine değinen Özel, son zamların özellikle dar gelirli kesimleri zorladığını belirterek, “Bu enflasyon ortamında emekliler ve emekçiler için en kısa sürede ara zam yapılmalıdır” dedi.

Ara seçim tartışması: “Anayasal zorunluluk”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Gündemimizde yok” açıklamasına tepki gösteren Özel, ara seçim konusunun yürütmenin değil, Anayasa’nın belirlediği bir süreç olduğunu vurguladı. Anayasa’nın 78. maddesine atıf yapan Özel, şu ifadeleri kullandı:

“Sayın Erdoğan’ın ‘ara seçim gündemimizde yok’ demesi Anayasa’nın açık hükmünü yok saymaktır. 1960’tan bu yana hiçbir siyasi lider ara seçimden kaçmamıştır. Kendi siyasi yolculuğunu da ara seçimle başlatmış bir isim bugün bunu reddediyor.”

CHP’li belediyelere yönelik yargı süreçlerine de değinen Özel, özellikle Mersin Yenişehir ve İzmir Bornova belediyeleri üzerinden yürütülen işlemleri eleştirdi. Adalet Bakanlığı üzerinden savcılara baskı yapıldığına dair iddialar bulunduğunu söyleyen Özel, yargı bağımsızlığının zedelendiğini savundu.

Bornova Belediye Başkanı’na yönelik tutuklama talebini de eleştiren Özel, “Eğer belediyelerdeki idari sorunlar nedeniyle başkanlar tutuklanacaksa, AK Parti’de benzer durumlar yaşayan çok sayıda isim var” ifadelerini kullandı.

“Siyasi etik yasası” vurgusu

Görüşmede ayrıca “Siyasi Etik Yasası” konusunun da gündeme geldiğini belirten Özel, tüm seçilmişlerin mal varlıklarının şeffaf biçimde kamuoyuna açıklanması gerektiğini söyledi. Açıklamasının sonunda Demokrat Parti heyetine teşekkür eden Özel, “Milletin iradesine güveniyoruz. Gelin, anayasal çerçevede mertçe yarışalım” diyerek seçim çağrısını yineledi.

Paylaşın

Ara Seçim Tartışmaları: Muhalefetten Anayasa Çıkışı, İktidardan İstikrar Vurgusu

Muhalefet, Meclis’teki boş sandalyeleri gerekçe göstererek ara seçimi anayasanın emri olarak savunuyor; iktidar ise suni gündem diyerek 2028’e kadar seçim olmayacağını vurguluyor.

Haber Merkezi / Nisan 2026 itibarıyla Türkiye siyasetinin gündemi, Meclis’teki boş sandalyeler üzerinden alevlenen “ara seçim” tartışması oldu. CHP ve İYİ Parti önderliğindeki muhalefet, ara seçimi sadece teknik bir gereklilik değil, aynı zamanda demokratik bir sorumluluk olarak nitelendiriyor.

Öte yandan iktidar cephesi ise seçim taleplerini “suni gündem” olarak değerlendiriyor ve önceliklerinin istikrar ve ekonomik hedefler olduğunu vurguluyor.

CHP lideri Özgür Özel, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nu ziyaret ederek ara seçimin “tercih değil, anayasal zorunluluk” olduğunu vurguladı: “Anayasa ‘30 ay geçtikten sonra boşalan vekillikler için ara seçim yapılır’ diyor. Bu bir emir. Meclis Başkanı tarafsız kalamaz, tarafları bir araya getirmeli ya da demokrasiden yana taraf olmalıdır.”

Özel’in bu çıkışı, muhalefetin sandığı demokrasi ve meşruiyet simgesi olarak gördüğünü gösteriyor. İYİ Parti lideri Dervişoğlu da aynı çizgide: “Meşruiyetin tek kaynağı sandıktır. Türkiye’nin yakıcı sorunları varken temsil noktasındaki boşluklar siyasi bir tercihle kapatılamaz.”

Bu mesajlar, muhalefetin yalnızca birkaç koltuk boşluğuna bakmadığını, aynı zamanda Meclis’in temsil yetisinin eksik kalmasının demokratik meşruiyeti zedelediğini düşündüğünü ortaya koyuyor.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MHP Lideri Devlet Bahçeli, muhalefetin çağrılarına net karşı çıkıyor. Erdoğan, ara seçim taleplerini “siyaset mühendisliği” olarak nitelendirerek 2028’e kadar seçim planları olmadığını açıkladı:

“Dışarıdaki ateş çemberi ve içerideki ekonomik mücadelemiz sürerken kimse bize sandık dayatmasın. Suni tartışmalarla milletin vaktini çalmayacağız.”

Bahçeli ise istikrar vurgusunu öne çıkararak muhalefetin talebini “kaos arayışı” olarak yorumladı: “Türkiye’nin önceliği mutfaktaki yangın ve sınır güvenliğidir. Seçim demek duraksama demektir.”

Bu yaklaşım, iktidarın kriz ve güvenlik kaygılarıyla seçim gündeminden uzak durmayı stratejik bir tercih olarak gördüğünü gösteriyor.

DEVA Partisi lideri Ali Babacan, ara seçimi teknik bir gereklilik olarak kabul etmekle birlikte, esas çözümün erken genel seçim olduğunu savunuyor: “Ekonomi yönetimi akıl tutulması yaşıyor. Sadece birkaç koltuk için değil, Türkiye’nin yönetimi için sandık şarttır.”

Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ ise Ekim 2026’yı erken seçim için uygun tarih olarak gösterdi ve mevcut ittifakların ülkeyi taşıyamadığını vurguladı. TİP ve Gelecek Partisi temsilcileri de iktidarın seçimden kaçmasının halkın sorunlarını görmezden gelme riski taşıdığını öne sürüyor.

Anayasal Çerçeve

Tartışmanın merkezinde Anayasa’nın 78. maddesi bulunuyor. Buna göre: TBMM üyeliklerinde %5 (yaklaşık 30 milletvekili) boşalma olması durumunda ara seçime gidilmesi gerekiyor.

Ancak boşalan üyelik sayısı bu oranı tutmasa da, bir ilin veya seçim çevresinin temsilcisiz kalması durumunda ara seçim zorunluluğu doğabiliyor.

Muhalefet bu boş koltukları bir “demokrasi sınavı” olarak yorumlarken, iktidar ise seçim gündeminin kapalı kalacağını vurguluyor.

Türkiye siyasetinde ara seçim tartışması, sadece birkaç boş sandalye meselesi değil; aynı zamanda demokratik temsil, siyasi strateji ve iktidar-iktidar dışı güçlerin güç mücadelesi ile ilgili bir meseleye dönüşmüş durumda.

Muhalefet, anayasanın gereğini yerine getirmek ve temsil eksikliğini gidermek isterken, iktidar “istikrar” ve kriz yönetimi gerekçesiyle zaman kazanmayı tercih ediyor. Önümüzdeki aylarda, Ankara’daki “sandık” sesleri muhtemelen yükselmeye devam edecek.

Paylaşın

Özgür Özel: Demokrasi Tehdit Altında

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik operasyonu ve tutuklamaları sert sözlerle eleştirerek, demokrasiye ve halkın iradesine yönelik tehdidi vurguladı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM grup toplantısında Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik operasyon ve belediye başkanlarına yönelik tutuklamaları sert sözlerle eleştirdi. Özel, Mustafa Bozbey’e yönelik suçlamaların temelsiz olduğunu savunarak, “Sadece bir yalancı tanığın ifadelerine dayanarak Mustafa Bozbey’e ve ailesine haysiyet suikastı yaptılar” dedi.

Özel, Bozbey’in tutuklanmasını “Bursa halkının vermediği yetkiyi gasp etme girişimi” olarak nitelendirirken, “Bursa’daki CHP belediyeciliğini kesintiye uğratıp yıllardır kendi yönetimlerinde başarısız oldukları şehirde bir kukla atamak istiyorlar” ifadelerini kullandı.

Konuşmasında yargı süreçlerine de değinen Özel, Silivri’deki mahkeme koşullarını eleştirerek, “Su yok, yemek yok, tutuklu belediye başkanları ve bürokratlar adeta cezalandırılıyor. Ekrem İmamoğlu ve diğer seçilmiş siyasetçiler hedef alınıyor” dedi. Özel, Adalet Bakanlığı’na seslenerek, “Adam gibi yapacaksın o Adalet Bakanlığını; herkesin huzuru ve güveni sana emanettir” uyarısında bulundu.

Özel, CHP’nin saha çalışmalarına da değinerek, “İstanbul ve 39 ilçede seçmenle birebir temas ediyoruz. Milletin gözünün içine baka baka çalışıyoruz. Bu süreçte hem yerel hem ulusal düzeyde demokrasiye sahip çıkıyoruz” ifadelerini kullandı.

Bursa ve Aydın Büyükşehir Belediyesi örneklerine atıfta bulunan Özel, “Aydın’ın iradesini çalanları ne kadar kınıyorsak, Bozbey’in direncini o kadar övüyoruz. Belediye başkanlarımız baskılara, tehditlere rağmen halkın iradesini savunuyor” dedi.

Toplantıda Türkiye’nin demokrasiye yönelik tehditlerine de dikkat çeken Özel, “Bu gidişatı durduramazsak demokrasimiz buzdağına çarpacak. Partiler tabela partisine dönüşecek, millet sandıktan umudunu kesecek” uyarısında bulundu. Özel, CHP’nin çoğulculuk ve dayanışma ilkeleriyle hareket ederek bu süreci engellemeye çalışacağını vurguladı.

Özel’in konuşması, yerel yönetimlerdeki operasyonlar ve siyasi tutuklamalara dair sert eleştirilerle öne çıktı. CHP lideri, Türkiye’de demokrasi ve halkın iradesinin korunması için partisinin kararlılıkla mücadele etmeye devam edeceğini ifade etti.

Paylaşın

Siyasette Mal Varlığı Tartışmaları: Şeffaflık Mı, Siyasi Hesaplaşma Mı?

Özgür Özel ile Akın Gürlek arasındaki mal varlığı tartışması, şeffaflık talebi ile hukuki sınırlar arasındaki gerilimi yeniden gündeme taşıdı; siyaset ile hesap verebilirlik ilişkisi bir kez daha sorgulanıyor.

Haber Merkezi / Türkiye’de siyaset bazen tek bir başlık etrafında hızla ısınır. Son günlerde bu başlık: mal varlığı açıklamaları.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile yargı dünyasının dikkat çeken isimlerinden Akın Gürlek arasında yükselen tartışma, yalnızca iki isim arasındaki bir polemik değil; sistemin nereye evrileceğine dair daha derin bir soruyu da beraberinde getiriyor.

Özgür Özel’in çıkışı, siyasetin en güçlü meşruiyet zeminlerinden birine yaslanıyor: kamu adına yetki kullananların şeffaf olması gerektiği fikri. Bu yaklaşım, sadece Türkiye’de değil, dünyanın birçok demokrasisinde kabul gören bir standart. Ancak mesele teoride bu kadar netken, pratikte aynı açıklıkla ilerlemiyor.

Akın Gürlek cephesinden gelen yaklaşım ise daha temkinli. Hukukun çizdiği sınırlar, kişisel verilerin korunması ve prosedürlerin dışına çıkılmaması gerektiği vurgulanıyor. Bu da tartışmayı farklı bir zemine taşıyor: Şeffaflık ne kadar, hangi sınırlar içinde?

Tam da bu noktada tartışma teknik bir konudan çıkıp siyasi bir mücadele alanına dönüşüyor.

Çünkü Türkiye’de mal varlığı meselesi çoğu zaman bir sistem önerisinden çok, bir siyasi hamle olarak gündeme geliyor. Taraflar değişiyor ama yöntem değişmiyor: biri açıklama çağrısı yapıyor, diğeri buna karşılık veriyor ve tartışma kısa sürede kişisel bir gerilime evriliyor.

Oysa gerçek ihtiyaç, kişilerden bağımsız bir düzen.

Eğer mal varlığı beyanı, tüm kamu görevlileri için standart hale getirilir, bağımsız kurumlar tarafından denetlenir ve düzenli olarak kamuoyuyla paylaşılırsa, bu tartışmaların tonu da doğal olarak değişir. Şeffaflık, bir “silah” olmaktan çıkar, kurumsal bir güven mekanizmasına dönüşür.

Bugün yaşanan tartışma ise bu noktadan hâlâ uzak. Daha çok bir siyasi refleks, bir karşı hamle görüntüsü veriyor. Bu da toplumda şu algıyı güçlendiriyor: Şeffaflık talebi, ilkesel olduğu kadar araçsal da kullanılıyor.

Belki de asıl mesele burada düğümleniyor.

Türkiye, mal varlığı tartışmasını bir polemik konusu olmaktan çıkarıp bir hukuk standardına dönüştürebilecek mi?

Özgür Özel ile Akın Gürlek arasında yaşanan gerilim, bu sorunun güncel bir yansıması. Eğer bu tartışma kalıcı bir düzenleme ihtiyacını tetiklerse, anlamlı bir kırılma noktası olabilir.

Ama eğer yine kişisel atışmaların arasında kaybolursa, siyaset bir kez daha aynı döngüyü üretmiş olacak.

Ve biz yine aynı soruyla baş başa kalacağız: Şeffaflık gerçekten bir hedef mi, yoksa sadece gerektiğinde başvurulan bir argüman mı?

Paylaşın

Özgür Özel: İmamoğlu’nun Üzerine Beton Dökmeyiz

İBB iddianamesine ilişkin konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Siyasallaşmış yargının delilsiz iddianamesi kıymetlendirilemez. CHP, İmamoğlu’nun üzerine beton dökmez” dedi.

Cumhuriyet Gazetesi’nin sorularını yanıtlayan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Kemal Kılıçdaroğlu’nun ”siyaseten arınma” ve ”çözüm sürecinde cesur olma” çıkışını değerlendirdi.

Özel, CHP’nin geçmişten bugüne vefa ve birlik anlayışıyla hareket ettiğini, mevcut genel başkan olarak önceki liderleri eleştirme hakkı olmadığını vurguladı. Ayrıca Özel, partinin çözüm süreci, İmralı komisyonu ve yeni kurultay süreciyle ilgili yaklaşımını da detaylı biçimde açıkladı.

CHP’de koltuk Atatürk’ten miras olduğu için hem genel başkana hem önceki genel başkanlara yaklaşımın çok özenli olması gerektiğini vurgulayan Özgür Özel ”Önceki genel başkanların eleştiri hakkı var ama bizim mevcut genel başkan olarak onları eleştirme hakkımız yok. Vefa göstermeliyiz. Meseleye hep öyle yaklaştık. İki yıldır bunun dışında bir tavrımız olmadı. Bugün de bunu terk etme niyetinde değiliz” ifadelerini kullandı.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları, parti tabanında ve CHP’ye umut bağlayanlarda ciddi bir tepki yarattığına değinen ve bu tepkilerin önünü almakta zorlandıklarını belirten Özel, CHP’nin çözüm süreci noktasında hep somut adımlar attığını ve 29 maddelik demokratikleşme paketini masaya koyduğunu hatırlattı.

Özel, ”İmralı’ya gitme noktasında tavrını net olarak belirlemiş bir genel başkana yönelik eleştiriler, partiyi üzdü” dedi. Özel, geçmişte benzer saldırılar ve iddialar yaşandığını, ancak bugün CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik iddianameyi siyasi olarak değerlendirdiğini söyledi.

Özgür Özel, ”15.5 milyon kişinin cumhurbaşkanı adayı gösterdiği Ekrem İmamoğlu’nu yalnızlaştıracak, üzerine beton dökecek bir işin içinde CHP olamaz” diye konuştu. Özel, partinin tabanının büyük çoğunluğunun iddianamenin siyasi olduğunu düşündüğünü belirtti.

CHP Lideri, ”Bu iki açıdan mevcut genel başkan olarak zorlandığımı ifade etmeliyim. Ama sakinliğimizi, sağ duyumuzu korumak zorundayız. Sonuçta Kemal Bey’i de arayıp kurultaya davet edeceğim. Ben Kemal Bey’in bu açıklamasının parti tarihinde bir istisna olarak kalmasını ümit ediyorum. Bunun için üzerime düşen bir şey varsa yapacağım. Kendisini kurultaya da davet edeceğim” diye konuştu.

Parti içinde önceki genel başkanlarla sürekli iletişim hâlinde olduklarını ve onları istişare heyeti gibi değerlendirdiklerini dile getiren Özel, ”Mevcut genel başkan talebi halinde aday olur, diğer adaylar da imza toplama hakkına sahip olur. Delege üzerinde hiçbir baskı yok” ifadelerini kullandı.

Bu kurultayla birlikte CHP’nin kuruluş değerlerinden sapmadan, Türkiye’deki tüm demokratları kucaklayan bir çizgiye oturacağının altını çizdi.

Kurultay hedeflerine değinen Özel, ”Partiyi kuruluş değerlerinden bir yere savurmadan, Türkiye’deki bütün demokratların partisi yapmaya yönelik anlayışı da yerleştirerek; bütün demokratlara hem kadrolarıyla hem politikalarıyla kucak açan; sandığı, demokrasiyi koruyan, ortak bir gelecek kurabilmeyi merkeze oturtan bir yaklaşımımız var. Ama savunduğu değerleri daha doğru anlatıp; merkeze Cumhuriyet’i, demokrasiyi ve sandığı koruma refleksini koyacağız” ifadelerini kullandı

Özel, Bu programdan sonra CHP sorunları söylemekten çok, çözümleri söyleyen yeni bir evreye geçtiğinin altını çizdi.

CHP Lideri, ”Program seçim vaadi duymak isteyenler için hâlâ soyut kalabilir. Onu da Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi ile yapacağız. Bugünkü Gölge Kabine, ofise evrilecek. Orada bol bol çözüm söyleyen bir söyleme geçeceğiz” diye konuştu.

Kürt sorunun çözümü için kurulan komisyonda somut önerilerle hareket edeceklerine değinen Özel, nefret söylemiyle mücadele, kadın cinayetleri, anadilin öğrenilmesi, ”terör” tanımlarının düzenlenmesi ve fikir özgürlüğü alanında önemli adımlar atacaklarını vurguladı.

Komisyon’un İmralı ziyaretine ilişkin süreci de değerlendiren Özel, AKP ve MHP’nin siyasi hesaplar üzerinden süreci yürüttüğünü, CHP’nin ise şeffaf ve net bir tutum sergilediğini kaydetti.

Özel ”Samimiyetsiz bir tutum. AKP zaten ilk günden beri derenin boyunu MHP’ye ölçtürerek tamamen bu işi bir siyasi rant ve risk alanı olarak yönetiyor. Bize bazı eleştiriler yapıyor ama hiç olmazsa CHP’nin tutumu net ve samimidir. Biz komisyona girdik, katkı irademizi ortaya koyduk. Koymaya devam ediyoruz” dedi.

İmralı ziyareti sürecinde AKP’den gelen gizli ziyaret teklifini de değerlendiren Özel, sürecin AKP ve MHP tarafından siyasi hesaplarla yürütüldüğünü söyledi: ”Bize ‘Siz de gelin, video olmayacak, fotoğraf olmayacak’ dediler. Biz buna itibar etmedik ve şeffaf tutumumuzu koruduk. İmralı’daki tutanakların komisyon üzerinden paylaşılmasını istiyoruz. Gizli tutulacak bir şey yoksa kamuya açıklanmasını destekleriz” ifadelerini kullandı.

Mevcut anayasa ile ilgili eleştirilerini yineleyen CHP Lideri, iktidarın anayasa ihlallerine dikkat çekti. ”Bu iktidarla yeni bir anayasa yapamayız. Mevcut anayasanın ihlali bu kadar fazla olursa yeni anayasa oyun kurmak için yapılır” diye konuşan Özel,ayrıca Siyasi Ahlak Yasasıyla ilgili tekliflerini Meclis’e sunduklarını da belirtti.

Özgür Özel siyasetçilerin gelir ve mal varlıklarının şeffaf şekilde denetlenmesini amaçladıklarını da açıkladı.

Yeni parti programı ve laiklik eleştirilerini de değerlendiren Özel, ”Altı Ok’un altısını da aynı özenle tarif ettik. Eleştiriler bize ulaştı, nihai metin kurultaya sunulacak” dedi. Özgür Özel, programın somut önerilerle zenginleştirileceğini ve CHP’nin çözüm üreten bir parti konumuna geçeceğini vurguladı.

Özel, sözlerini şöyle noktaladı: ”CHP geçmişten bugüne, tüm demokratik değerleri savunan bir partidir. Partimizi, sandığı, demokrasiyi ve ortak geleceği merkeze alarak güçlendirmeye devam edeceğiz.”

Paylaşın

Özel’den Erdoğan’a: Trump’a Sarılarak İktidarda Kalamazsın

CHP Lideri Özgür Özel, Erdoğan’a ABD ziyaretini hatırlatarak, “Trump sayesinde oturulan koltuk, meşru koltuk değildir. İnsanı bir makama millet getirir. Seni de getirdi. Millet götürür. Seni de götürecek” dedi ve ekledi:

“Darbeye niyetlenerek, Amerika’dan icazet alarak, iktidarı Trump’a yaslanarak sürdürerek asla devam edemezsin. Milletin gönlünden kopan, gözünden düşen, iktidardan da düşecek. Trump‘a sarılarak iktidarda kalamazsın. Millete sarılıyoruz, seni iktidardan göndermeye hazırlanıyoruz.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul Şişli’de düzenlenen “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinginde konuştu. Konuşmasına “Utangaç Vatanım” şiiriyle başlayan Özgür Özel, konuşmasında şunları söyledi:

“Kaldır başını utangaç vatanım
Mutluluğuna birkaç fırça vuracağız
Bütün renklerle onurlu güzel yarınlar kuracağız
Saklında dursun umut
Yaranı bunlar saracaktır
Elimden tut eğme başını
Biliyorsun,
Hiç bir güzellik sensiz yaşanmayacak.

Hepimizin arkasında olduğu Ekrem Başkan’a selam olsun. Bugün 60’ıncı kez, hep beraber 60’ıncı eylemi yapmak üzere buradayız. Otobüsün üstünde bugün de Balıkesir’den Ahmet Akın evladınız var. Ama en gencimiz, yaşına rağmen ‘Genel Başkanımın arkasındayım, partimin yanındayım’ diyen Hikmet Çetin başkanım yok. Ona buradan selam olsun. Sevgili Hikmet Çetin ağabeyimiz, maalesef bir rahatsızlığı için tedavi görüyor Tedbiren orada yatıyor, gözü burada, kulağı burada.

İnsanlara çocukları ile yakınları ile tehditler, sürgünler var. Sağlıkları ile tehdit etmek, ailelerinin gözyaşı önünde onlarla uğraşan bir anlayış var. Artık bu işin son bulmasını, iddianamenin ortaya çıkmasını ve yanıtlarını vermememizin zamanı geldi. Tam 200 gündür her sabah bir yalan uydurup üzerinde tepiniyorlar. Biz o iddianameyi bekliyoruz. Yargılanmak için değil yargılamak için bekliyoruz.

AKP artık siyaset üretemiyor. Erdoğan mindere çıkmıyor, partisine güvenmiyor. ‘Artık bana bunları yenecek başka bir kuvvet lazım’ dedi ve bakan yardımcısını gönderip AKP Yargı Kollarını kurdu. Bugün Çağlayan Adliyesindeki Cumhuriyet Başsavcısı, Başsavcı değildir. Anayasaya göre siyasete atılırsa, aday adayı olursa oraya dönemez.

Oysa hakimlik yaptığı adliyeden Ankara’ya gitti. Bakan yardımcısı oldu. Fevkalade siyasi bir görevi üstlendi. Sonra buraya geldi. Aldığı hiçbir karar, hiçbir soruşturma ne Anayasa’ya uygundur ne etiğe uygundur. Bugün bir partinin Yargı Kolları Genel Başkanlığından başka hiçbir görevi yapmamaktadır. Bu zulmü de onu atayana da hesabını soracağız.

Mahkemeyi görecek hakimi etkileyecek şekilde konuşmaması gereken Başsavcıya HSYK hiçbir şey söylemiyor. Gizli olan soruşturma evrakları yandaş gazetecilere servis ediliyor. Arkadaşlarımızı perişan ettiler, boyun eğdirmeye çalıştılar. 200 günün sonunda hala iddianameyi hazırlamayıp basına bilgi notları yolluyorlar.

Tuğla gibi iddianame hazırlıyormuş. Balyoz ve Ergenekon soruşturmalarına demişlerdi. Tuğla gibi iddianameyi Zekeriya Öz yazmıştı. Kuddisi Okkır’a kasa diyordu, cenazesini beş parasız Silivri Belediyesi kaldırdı. Ahmet Tatar’a suikastçı dediler, kendi yaşamına son verdi ve hiçbir alakası olmadığı ortaya çıktı.

İlker Başbuğ’a terörist dediler, İlhan Selçuk’a darbeci dediler ama ne oldu? Mustafa Balbay, Tuncay Özkan, Mehmet Haberal’a müebbet verdiler. Mustafa Balbay, Tuncay Özkan, Mehmet Haberal Meclis koridorlarında alnı ak, başı dik dolaşıyor. Tuğla gibi iddianame hazırlayan Zekeriya Öz, sıçan gibi kaçtı.

Türkan Saylan’ın evini basan polisin çocuğuna Çağdaş Yaşam burs verdi. Demek ki neymiş bizim gibi insanlar düşmanlarına benzemiyormuş. Bakın nasıl bir kötülükle karşı karşıyayız kimi görürseniz anlatın. Erdoğan, 5 güçlü rakibin içinden yüzde 23 oyla seçildiğinde kendisi hakkında dünya kadar soruşturma açıldı. Rüşvetle, irtikapla, terör örgütüne yardımla suçlandı. Bir gün kapısına polis gitti mi?

Giden polis Emine Hanım’a ‘Çekil Tayyip’i almaya geldik’ diyor mu? Sorun bakalım, bir gün Vatan Emniyette tutuldu mu? Bir gün tutuklu yargılandı mı? Yargıtay cezasını onaylandı, Pınarbaşı Cezaevinden aranarak çağrıldı. Bir polis kolundayken fotoğrafı servis edildi mi? Bu tarafta evini arayan polisin çocuğunu 5 sene okutacak yapıda birisi Türkan Saylan, bu tarafta kendine yapılmayanı 30 sene sonra rakibine yapan, 17 yaşındaki çocuğun diplomasını 31 yıl sonra iptal ettiren, kötülükten başka bir şey düşünmeyen bir korkak var.

Sen rüşvetten, irtikaptan, zimmetten yargılanırken iktidar olmak yardımına yetişti. Lehinde oy verenleri AYM’ye taşıdın. Sana yapılmayanları arkadaşlarımıza yaptığını millet görüyor. Milletin gözünden de gönlünden de düştün. 1 ay sonra birbirinin gözlerine bakamayacak diyordu. Nasıl iddialı iftira. Dilek Hanım’ın gözüne bakalım. 1 ay dedin 6 ay 20 gün geçti. Ben Şişli’de on binlerin yüzüne bakıp söylüyorum, Arkadaşlarımız masumdur.

Bizi birbirimize düşürmek için kayyum denediler, iftiracıları denediler. CHP dimdik ayaktadır. Ama bir yanda bir damat, bir oğlan bir de TikTok’çu Hakan birbirlerini yiyorlar. Manşetlerden operasyon çekenler CHP’yi karıştıramazsınız. Biz birbirimizden ayrılmayız. CHP bu ülkenin son kalesidir. Ele geçmez.

163 ülkede Küresel Huzur Endeksine bakmışlar, Türkiye 146’ıncı. Bizden bir kötü sırada Filistin var. İki yıldır savaş var, soykırım görüyor 67 bin kişi ölmüş. Oradaki huzur Türkiye ile aynı. Bizden daha iyi halde Irak ve Nijerya var. Eskiden herkes telefonun dinlenmesinden şüphe ederdi şimdi normal vatandaş sabah gözaltına alınmaktan korkuyor. Korku imparatorluğuna karşı umudu örgütlüyoruz, 12 metrekarelik zindanlarda moralleri yüksek arkadaşlarımız, bin odalı saraylarında panik halindeki rakiplerine korku salıyorlar.

Bugün bu meydanda bizimle birlikte olan tüm siyasi partilere, tüm sendikalara, tüm derneklere, tüm örgütlere ve tüm yüreklere binlerce teşekkür ediyorum. Bu ülkenin umudunu siz ayakta tutuyorsunuz. İnanın bu meydanlar hem mahkemelerdeki adalet talebinin, hem seçtiklerimize yapılan haksızlıkların karşısındaki adalet talebimizin meydanları.

Hem de tarihin en büyük ekonomik sıkıntılarıyla boğuşan, emeklilerin, emekçilerin, esnafların, çiftçilerin, gençlerin, bütün mağdurların mücadelesini büyüttüğü meydanlar. Sizler böyle bu meydanlara sığmadıkça, bu meydanlardan taştıkça, buraya öfkenizi, direncinizi ve mücadelenizi taşıdıkça, bu kötü günlerden kurtulacağız. Elbette biliyoruz, bu iktidar emeklinin düşmanıdır.

Geldiğinde 8 çeyrek altındı en düşük emekli maaşı, şimdi 2 çeyrek altın. Şaka değil. Tayyip Erdoğan hiç gelmese, hiç karışmasa, hiç emekliye ilişmese, basit hesapla 7 kere 8, 56. Bugün en düşük emekli maaşı 56 bin lira olacaktı. 7 çeyrek altın alıyordu asgari ücret. Hiç bulaşmasa, gelip uğraşmasa, asgari ücretliye hiç karışmasa 7 kere 7, 49. Bugün 49 – 50 bin liraydı asgari ücret. Ama maalesef asgari ücreti 22 bin liraya mahkum etti.

Geçen sene yüzde 44 enflasyon varken yüzde 30 zam verdi bir yılda. Yani her asgari ücretlinin cebinden yüzde 15 sırf enflasyon farkını çaldı. Ayrıca TÜİK 44 gösteriyor ama enflasyon geçen sene 80’di. Şimdi enflasyon sadece eylül ayında, Avrupa’daki bir yıllık enflasyonu bir ayda yaşadı Türkiye. Enflasyonda Avrupa birincisiyiz. Ve Avrupa’nın en yoksul ülkesiyiz. Dünyanın vergisi en adaletsiz toplanan ülkelerinden bir tanesiyiz.

Şişli’den bıkmadan, usanmadan söylemek lazım. Türkiye’de 100 lira vergi toplanıyor. Bu verginin 66 lirası fabrikanın patronuyla, fabrikanın bekçisinden, hatta sokakta işsiz gezenden eşit alınıyor. Dolaylı vergi. Elektrikten, sudan, telefon faturasından, evladına aldığın sütten, evine aldığın ekmekten, ilaçtan, fabrikatör de milyarder da aynı vergiyi veriyor, en gariban da aynı vergiyi veriyor. Yüzde 66 böyle. Yüzde 23, aldığınız maaşlardan.

Şu AVM’de çalışan emekçi kardeşimin maaşı eline geçmeden kesilen para. Hepinizin daha maaşınıza dokunmadan alınan vergi yüzde 23. Yaptı mı sana yüzde 89. Geriye kalan yüzde 11 bütün holdinglerin, bütün bankaların, bütün ihracatçıların, bütün fabrikatörlerin, bütün şirketlerin toplam ödediği kurumlar vergisi, yüzde 11.

Bunu anlatın. Eğer bunu anlatabilirsek, AK Parti’nin seçmeni bunu bilse bir daha dönüp bunlara oy değil selam bile vermez. MHP’nin seçmeni bunu bilse bunlara dönüp de selam vermez. 100 lira vergi 89 lirası biz garibanlardan, 11 lirası bu zenginlerden. Andolsun ki iktidar olacağız, bunu tam tersine çevireceğiz. Bu mücadeleyi vermeye, hep beraber vermeye, hakkımızı söke söke almaya, kısa çöpün hakkını uzun çöpten, bu milletin hakkını bu ülkeyi yöneten bu uzun adamdan almaya, onu yollamaya, halkın iktidarını kurmaya hazır mısınız? İşte bunun için mücadele ediyoruz.

Ekrem İmamoğlu’nun özgürlük mücadelesi; ülkenin iktidar mücadelesidir. Bizim arkadaşlarımızın özgürlük mücadelesi; emeklinin, 2 çeyrek altına değil, 8 çeyrek altına, 10 çeyrek altına ulaşma mücadelesidir. Siz mücadele etmezseniz, biz mücadele etmezsek, sesimizi yükseltmezsek, direnmezsek, eylem yapmazsak asgari ücrete yüzde 20 zam yapmaya hazırlanıyorlar.

Yani asgari ücreti 26 bin lira yapmaya, bir yıl boyunca daha yani bu sene ocaktan 2026 sonuna kadar ‘26 bin liraya geçinin’ demeye hazırlanıyorlar. Biz buna sessiz kalmayacağız. Asgari ücretlinin hakkını alacağız, emeklinin hakkını alacağız. Vermeyecekler, vermeyenleri indireceğiz, halkı iktidara getireceğiz.

“Trump‘la Erdoğan’ın ilişkisi iyi…”

Birileri durum böyleyken Amerika’ya gidip Trump’tan icazet dileniyor. Ve birileri diyor ki, ‘Erdoğan’ın Trump’la arası çok iyi.’ Doğru. Bana da Erdoğan’ın yaptığı gibi kocaman bir hediye paketi ile gitseler, ben de Erdoğan’ı överim. Trump Erdoğan’ı boşuna mı övüyor? Babasının hayrına mı övüyor? Senin sırtından övüyor, senin sırtından. 225 tane Boeing al, git pahalı sıvılaştırılmış doğal gazı Amerikan şirketlerinden 20 yıllığına al. İstediği her tavizi ver.

Bir de utanmadan memleketin geleceği olan nadir toprak elementlerini Trump’a peşkeş çek. Kendi iktidarınla memleketin geleceğini Trump’la trampa et. Buna ne ben izin veririm, ne Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisi, ne de aziz Türk milleti. Bunu çok önemsiyoruz. Bakın bu nadir toprak elementlerini bizimkiler kamyon kamyon çıkartıp, üç otuz paraya Trump’a vermeye kalkıyorlar. Bunlar dünyanın en kıymetli madenleri. Bundan gelişmiş teknolojisi olanlar, Çin – Amerika başta olmak üzere yüksek teknoloji ile nadir elementleri ayırıyorlar.

Yüksek kapasiteli süper mıknatısları ayırıyorlar. Bununla cep telefonları yapıyorlar, bununla lazer teknolojileri yapıyorlar, akıllı cihazlar yapıyorlar. Ve aldıkları paranın binlerce katına bütün dünyaya satıyorlar. Bugün Apple’ın toplam ihracatı 391 milyar dolar, bu geçen sene. Türkiye’nin toplam ihracatı 262 milyar dolar. Türkiye’nin neredeyse 1,5 katı fazla, bir şirket ihracat yapıyor.

Ne sayede yapıyor? Yüksek teknoloji sayesinde yapıyor. Bu Erdoğan, sırf iktidarda kalabilmek için, sırf Trump‘ın desteğini alabilmek için, bunu cevher halinde kamyon kamyon Amerikan şirketlerine verecek, ülkemizin geleceği çalınacak. Bu elementler dünyada her ülkede yok. Türkiye dünyada beşinci sırada. Teknolojimiz o noktaya gelene kadar, biz de onları işleyene, üretene ve değerinde dünyaya satana kadar asla ve asla bu altın yumurtlayan tavuğu kesmemeliyiz.

Altın yumurtlayacak tavuğu Trump‘a teslim etmemeliyiz. Burada diyorlar ki, ‘Trump‘la Erdoğan’ın ilişkisi iyi, Trump Erdoğan’ın koltuğunu tuttu.’ Tutar tabi. Boeing’i alırsan, tutar. Nadir elementleri verirsen, tutar. Ülkenin geleceğini Trump‘a verirsen, koltuğunu tutar. Ayrıca mesajı veriyor. ‘Koltuğun elimde, sözümden çıkma. Çekerim koltuğu altından’ diyor.

Buradan Erdoğan’a sesleniyorum. Trump sayesinde oturulan koltuk, meşru koltuk değildir. İnsanı bir makama millet getirir. Seni de getirdi. Millet götürür. Seni de götürecek. Darbeye niyetlenerek, Amerika’dan icazet alarak, iktidarı Trump’a yaslanarak sürdürerek asla devam edemezsin. Milletin gönlünden kopan, gözünden düşen, iktidardan da düşecek. Trump‘a sarılarak iktidarda kalamazsın. Millete sarılıyoruz, seni iktidardan göndermeye hazırlanıyoruz.

Bir yandan da gözümüz kulağımız Filistin’de, Gazze’de. Biliyorsunuz bundan iki hafta önce diğer muhalefet partileri ile birlikte hep birlikte Eyüpsultan’dan Filistin için bir miting yapmıştık. Biz mitingler yaparken iktidar susuyordu. Diğer taraftan Amerika’ya gidip Netanyahu ile kayıkçı kavgası yaparken, onun baş destekçisi Trump‘la görüşmeler ve anlaşmalar yapmaya çalışıyordu.

O gün açıkça söyledim, ‘Bana dostunu söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.’ Senin dostun benim dostumdur, senin düşmanın benim düşmanımdır. Bu mantıkla bakarsan Trump’ın dostu Netanyahu’dur. Dostunun dostu, Erdoğan’ın dostu Netanyahu’dur. Burada Trump’a ses etmeden Netanyahu ile yapılan iş, kayıkçı kavgasıdır. Ve eğer sen Netanyahu’ya karşıysan Trump’a da karşı durmayı bileceksin. Çünkü Netanyahu’ya Trump, ‘Savaş kahramanısın’ diyor. Oysa o bir insanlık suçu işleyen soykırımcıdır. Netanyahu’ya ‘Savaş kahramanı’ diyen Trump‘la dostsan, sen Filistin’in dostu olamazsın.

İşte şimdi ilk giden filoya İsrail saldırmıştı. Oraya giden ikinci grupta Mehmet Atmaca, milletvekilimiz. Necmettin Çalışkan milletvekilimiz. Sema Silkin Ün, milletvekilimiz bulunuyorlardı. Üçünü de bugün sabah haksız bir müdahaleden sonra gemileri ile birlikte limana götürdüler. Aldığımız bilgilere göre ki ben kendileriyle telefon irtibatı sağlıyordum, dünden itibaren görüşemedik.

Saadet Partisi Genel Başkanı Sayın Arıkan’dan ve Sema Hanım’ın eşinden aldığımız bilgilerle şu anda Filistin’de gözaltındalar. Üç milletvekilimiz tutuklanıp cezaevine konulmaya çalışılıyor. Bu konuda buradan Cumhuriyet Halk Partisi olarak en derin dayanışma duygularımızı iletiyoruz. İsrail’e sesleniyoruz: Aklını başına al. Milletvekillerini, bütün aktivistleri, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını ve dünyadan oraya gidip Filistin için dayanışan aktivistleri serbest bırak. Sen savaş suçu işliyorsun, insanlık suçu işliyorsun. Biz Filistin’in arkasındayız, sonuna kadar mazlumlarla dayanışma içindeyiz.

Buradan bir konuyu dile getireceğim. O günleri hatırlayacaksınız ve bugünü hatırlayacaksınız. Biliyorsunuz, Saraçhane’de ilk gün ‘Ne olacaksa bugün olacak’ demiştik. ‘Koşun gelin, seçtiğinize sahip çıkın, iradenize sahip çıkın’ demiştik. Onlar o gün, sizler Saraçhane‘ye ulaşmayın diye köprüleri kaldırdılar, gemileri bağladılar. Oraya ulaşan metroların istasyonlarını kapattılar. Bütün otobüs seferlerine engel oldular. Ama yedi kilometre uzaktan koştunuz, 100 binler oldunuz, 500 bin oldunuz, bir milyon oldunuz ve Ekrem Başkan’a, Saraçhane binasına sahip çıktınız, kayyımı püskürttünüz.

Biz Saraçhane’de 1 milyonken o meydanı görenler vardı bir de o meydanı görmezden gelenler vardı. Görmezden gelenlere dedik ki bizi görmeyeni biz de görmeyeceğiz. O meydanı görmeyen NTV’yi hatırlıyor musunuz? Reytingler 2,5’tu en son reytingi 0,47. Beter olsun. Boykot listeleri yayınladık. İzlemeyin, alışveriş yapmayın. Liste uzadı.

Biz boykot dediğimizde bir talep yükseldi. Bir kahve zinciri (Espressolab) için dediler ki kampüslere geldi, kahveleri zincirleştirdi, fiyatları arttırdı. Bizimle görüşmek istediler, gençlere yönlendirdik. O kahve zinciri kampüslerde ve tüm ülkede cirosu 1/10’a düşmüş.

Kampüslerdeki fiyatları düşürmüşler, gençler kabul etmedi. Hangi kampüsteysek bütün karımızı 19 Mart’ta zarar gören öğrenciye burs olarak, maaşı kesilenler için oluşturulan fona aktarıyoruz dediler. CHP olarak kurumsal boykot listesinden çıkardık. Takdir gençlerin. Bize yan bakanı protesto etmeye devam edeceğiz.”

Paylaşın