Uçuk Hastalığı (Herpers Simpleks) nedir? Tedavisi

Hem erişkin hem de çocuklarda oldukça sık gözlenen Uçuk Hastalığı, Herpes Simpleks virüsün neden olduğu cilt ve mukozalarda gözlenen içi su dolu keselerden ibaret bulaşıcı bir hastalıktır. Yapılan araştırmalar insanların yaklaşık %60’ının hayatlarının bir döneminde uçuk çıkarmış olduğunu göstermektedir.

Herpes enfeksiyonları kişinin bağışıklık sisteminin güçlü olması durumunda genellikle bir hafta içerisinde kendiliğinden geçebilmektedir. Ancak ağrılı ve kaşıntılı yaralar da söz konusu olabilir. Bu gibi durumlarda hekim tarafından krem veya çeşitli ilaçlar verilebilir.

Tedavinin olumlu sonuçlanması için hastanın erken dönemde hekime başvurması gerekmektedir. İlerlemiş uçuk enfeksiyonlarında tedavinin olumlu sonuç vermesi daha uzun bir zamana yayılır. Eğer yılda birkaç kere tekrarlayan uçuk enfeksiyonları oluyorsa antiviral tedavisi uygulanabilir.

Uçuk neden çıkar?

Uçuğa neden olan “herpes simpleks” denilen virüslerdir. Herpes virüsleri; HSV-1 ve HSV-2 olmak üzere 2 tiptir. HSV-1; genellikle dudakta, HSV-2 ise genital bölgede hastalık oluşturmaktadır. Her iki tip virüs de deri döküntüsüne neden olabilmektedir.

Uçuk virüsleri bulaşıcıdır ve temas ile geçmektedir. Kişiye bir kez bulaşan herpes simpleks virüsü belirti vermeden vücutta kalabildiği gibi, ileri dönemlerde tekrar eden enfeksiyonlarla da ortaya çıkabilmektedir.

HSV-2 enfeksiyonu yeni doğanda ciddi hastalığa neden olabilir. Bu nedenle uçuk virüsü olanların bebeklere yaklaşmamaları oldukça önemlidir.

Darbeler, enfeksiyon, adet dönemi, stres, yorgunluk, bağışıklık sisteminin zayıflaması ile uçuk virüsü tekrar aktif hale gelebilir ve hastalık tetiklenebilir.

Vücudun hangi bölgelerinde uçuk çıkabilir?

Herpes simpleks virüsünün (HSV) neden olduğu lezyonlar (uçuk lezyonları) tipik olarak; eritemli (kızarmış)ve ödemli (şişmiş) zemin üzerinde grup halinde veziküller (içi su dolu kabarcıklar) şeklindedir.

Uçuk deri ve mukozada her yerde ortaya çıkabilmektedir. Ancak en çok; ağız, dudaklar, burun, kulaklar, konjonktiva (göz kapaklarının iç ve gözlerin beyaz kısmını kaplayan ince ve şeffaf bir zar), kornea (gözün bölümlerinden biri) ve genital bölgede gözlenir.

Kimlerde uçuk çıkar?

Uçuk virüsü kadın erkek yetişkin çocuk herkeste gözlenebilmektedir. Hastaların çoğunda yaklaşık 6 saat önce yanma, batma, kaşıntı gibi belirtiler ortaya çıkar. Bu belirtileri kızarıklık ve şişlik zemininde su dolu kabarcıkların (vezikül) oluşumu izler.

Uçuk; bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerde (kanser hastaları gibi) daha şiddetli ve yaygın seyredebilmektedir.

Bulaşıcı mıdır?

Uçuklar bulaşıcı rahatsızlıklar arasında yer almaktadır. Genital virüsler korunmasız cinsel ilişki sonrasında yayılım gösterebilmektedir. Dudak bölgesi ve diğer bölgeler de çıkan uçuklar da yine temas yoluyla yayılım göstermektedir. Eşya paylaşımı veya enfekte olan bölgeye temas ile uçuk bulaştırılabilir.

Fakat tüm bunların dışında hormonsal değişiklikler, korku, ameliyat veya aşırı stres gibi durumlarda vücudun farklı bölgelerinde uçuk çıkmasına neden olabilir.

Herpes Simpleks’in türleri organlara nasıl etki eder?

HSV 1 ise yüz, dudaklar, burun ve ağız içinde içi su dolu kabarcıklar oluşturur. Bu kabarcıklar çok kısa süre içerisinde açılıp üzerleri ülserleşir ve yakınlarındaki diğer küçük ülserlerle birleşme eğilimi gösterirler. Ardından üzeri sulanan bu yaralar kabuklaşır. Kabuklar sarı beyaz renktedir. Daha sonra kabuklar kendiliğinden yumuşayarak düşerler. İlk başta yerlerinde kahverengi bir leke bırakır . Daha sonra kahverengi bir ize dönüşür. HSV 2 ise genital bölgeyi tutar. Kasıklar, kadında vajina dış dudakları, iç kısmı, anüs ile vajina arasındaki bölgeyi, rahim ağzını, erkekte penisin özellikle gövdeye yakın kısmını, nadiren penis başı ve testisleri, kalçaları tutabilir.

Belirtileri;

  • Kaşıntı
  • Ateş
  • Dudaklarda karıncalanma
  • Dudaklarda ve ağızda kuru veya tahriş olmuş cilt
  • Dudaklarda, diş etlerinde, ağzın çatısında veya yanakların içinde küçük kabarcıklar
  • Şişmiş lenf bezleri
  • Kas ağrısı
  • Deride su toplaması
  • Kızarıklıktır

Tekrarlayan ataklarda (yüzde 60-90 tekrarlar) hasta ya hiç fark etmez, ya da hafif bir kaşıntı ve yanma sonrası ufak su toplayan kabarcıklar olur ve kabuklanarak iyileşir.

Virüs bulaştıktan sonra sinir ganglionlarına (sinir hücrelerinin gövdeleri) yerleşir ve uygun ortam bulduğunda zaman zaman buradan sinir dokusunu izleyerek gelir ve deride uçuk yapar.

Genellikle vücut direncinin düştüğü veya duygusal stres halinin yaşandığı dönemlerde ortaya çıkan uçuklar, kadınlarda adet dönemleri öncesinde de olabilir.

Tanısı;

Şikayetten – Klinik bulgular ( sulu , hemen kabuklanan kaşıntı veya yangılı içi su dolu kesecikler ..) – Laboratuvar bulguları ile tanı koyulabilir. – Laboratuvar testleri arasında yaradan sürüntü ile yapılacak kültür çalışmaları vardır. – Sitolojik tanıda HSV Tip1 ve Tip2’ye karşı oluşmuş antikorların varlığı ve PCR ayırıcı tanıda frengi, fix ilaç allerjileri, travma, temas alerjileri düşünülmelidir.

Tedavisi;

Uçuk tedavisi; uçuğun ortaya çıkmasını tetikleyen faktörlerin ortadan kaldırılması (bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi, güneşten korunma gibi) ve ilaç kullanımı ile sağlanmaktadır.

Uçuk tedavisi için kullanılan ilaçlar; lokal olarak sürülebilen, ağızdan alınan ve enjekte edilen şekillerdedir. Tedavi için bazen tek bazen de kombine olarak kullanılabilirler.

Genital bölgede çıkan uçuklar, rahim ağzı kanserine neden olan HPV (human papiloma virüsü) ve aids hastalığına neden olan HIV virüsünün ortaya çıkma riskini arttırabilmektedir. Bu nedenle genital bölgedeki uçuklar mutlaka tedavi edilmelidir.

Genital bölge uçuklarının tedavisinde de yine ağızdan alınan güçlü antiviral ilaçlar ve lezyonların çabuk iyileşmesini sağlayan lokal/sürülebilen ilaçların kullanımı ile başarılı bir şekilde tedavi edilebilmektedir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

 

Paylaşın

Hepatit nedir? Belirtileri, Nedenleri, Tedavisi

Karaciğerin bazı etkenlere bağlı olarak iltihaplanma durumu olarak tanımlan Hepatit, erken teşhis edilmediğinde karaciğer yetersizliği başta olmak üzere birçok hastalığa davetiye çıkarabilir. Tedavi edilmezse siroz, karaciğer yetersizliği ve daha pek çok hastalığa yol açarak dünyada her yıl binlerce kişinin ölümüne yol açmaktadır.

Hepatit denilince akla ilk olarak viral olan “kronik hepatitler” gelmektedir. Viral hepatitler ise virüs tipine bağlı olarak Hepatit A, Hepatit B, Hepatit C, Hepatit D, Hepatit E, Epstein-Barr virüsünün yol açtığı hepatit ve herpes virüsü hepatiti olarak adlandırılıyor. Hepatit A, E ve Epstein-Barr virüsü gibi virüslere bağlı hepatitlerde, virüs haftalar ya da aylar içinde iltihaba neden olup, vücut virüse karşı savaşıyor ve onu yenip, kendini virüsten temizleyebiliyor.

Ancak Hepatit B, C ve D’de hastalık akut (başlayıp daha sonra) olmayıp kronikleşebiliyor. Yani bu mikrop vücutta sürekli tutunup, ilerleyen zamanlarda karaciğerde siroz oluşumuna yol açabiliyor. Hepatit D ise yalnızca Hepatit B ile infekte kişilerde kronikleşebiliyor. Türkiye’de mikrobun artık çok iyi tanınmış olması, nasıl bulaştığının iyi bilinir hale gelmesi, tanının çok hızlı konulabilmesi, nasıl önlem alınacağının bilinmesi ve basın-yayın organlarının bilgilendirici yayınlara yer vermesi sayesinde, yeni kuşaklarda kronik hepatit hastalarının görülme sayısı hızla azalıyor.

Hepatit nasıl bulaşır?

Hepatit A, virüsü taşıyan dışkı ile kirlenmiş su ve besin maddelerinin (sebze ve meyveler) ağızdan alınması ile bulaşır. Bulaşmada ellerin rolü büyüktür. Virüs ellerde saatlerce canlı kalabilir. Okullardaki sıra ve kapı kolları, tuvaletlerdeki musluklar virüs taşıyan dışkı ile kirlenebilir. Buralardan eller aracılığı ile ağızdan bulaşma daha kolay ve yaygın olur.

Hepatit B ve C, kan ve vücut sıvıları ile bulaşır. Buradaki temel mekanizma, virüsle bulaşmış kan ya da vücut sıvılarının, yeni bir kişinin dolaşım sistemine bulaşmasıdır. Bu nedenle diş çekimi gibi tıbbi girişimler, kan nakilleri, cinsel ilişki başlıca risk faktörlerini oluşturur. Hepatit B’de cinsel yolla bulaşma ön planda iken; Hepatit C’de kan yolu ile bulaşma ön plandadır.

Kan ve vücut sıvılarındaki hepatit B virüsünün bulaşıcılığı AIDS’e neden olan HIV virüsüne göre 100 kat daha fazladır. Bu nedenle hepatit B’li kişilerin cinsel partnerleri mutlaka güvenli seks için önlem almalı (prezervatif kullanımı gibi) ve en önemlisi aşılanmalıdır.

Belirtileri;

Hepatit B veya Hepatit C virüslerinin bulaşma yolları aynı olsa da kronikleşme oranları farklılık gösteriyor. Kişinin yaşı ne kadar gençse, kronikleşme oranı da o kadar artıyor. Anneden doğum sırasında bulaşan virüs yüzde 90 oranında kronikleşirken, bu oran beş yaş altında yüzde 15 ile 30, yetişkinlerde ise yüzde 5’in altında görülüyor. Hepatit B hastalarında mikrobun vücuda girmesinin ardından önce akut bir enfeksiyon gelişebiliyor ve vücut mikrobu yenip, tamamen temizleyebiliyor.

Yetişkinlerde mikrop vücuttan temizlendikten sonra hasta ona karşı doğal bir bağışıklık geliştiriyor ve mikrop tekrar geldiğinde hastalık oluşmuyor. Hepatit B, akut döneminde nadiren ölümlü tablolara yol açıyor. Hepatit C’de vücudun mikrobu yenme oranı yüzde 15, hastalığın kronikleşme oranı ise 85 civarında gerçekleşiyor. Bir çocuğun yeni gelişen bağışıklık sistemi, mikrobu tanımıyor ve onunla savaşamıyor. Tüm viral enfeksiyonlarda olduğu gibi halsizlik, kırgınlık, yorgunluk, bulantı, kusma, hafif ateş, ishal gibi belirtilere bazen göz aklarında sarılık ve idrar renginde koyulaşma da eşlik edebiliyor.

Tanı;

Hepatitlerde kesin tanı kan testi ile konulur. Bu nedenle hepatitten şüphelenilen bir durumda hiç vakit kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.

Tedavisi;

Akut hastalıkta özel bir tedavi yoktur. Bazı hastaların, hastanede yatarak tedavi olmaları gerekebilir, serum ve diğer ilaçlar kullanılır. Hastaya sindirimi kolay yiyecekler verilir. Yağı az yiyecekler önerilir. Üzüm, bal gibi glikozdan zengin besinlerin mönüde yer alması uygundur. İstirahat önerilir. Akut hastalık genel olarak 4-6 haftada kendiliğinden iyileşip şifa ile biter. B virüsü hepatitinde, hasta görünürde iyileşmiş olsa bile, virüs, 6 aydan sonra hala kanda bulunmaya devam ediyorsa, hastalık kronik döneme geçmiş demektir. Bu kişiler için düzenli doktor kontrolü esastır.

İlerleyen (kronikleşen ) hepatit B ve hepatit C enfeksiyonları için tedavi seçenekleri vardır. B ve C virüsü taşıyıcısı, hasta olmasa bile, kanı ve diğer vücut sıvıları ile hastalığı başkalarına bulaştırabileceğini bilmelidir. Her 4-6 ayda bir karaciğer fonksiyon testlerini yaptırmalıdır. Alkol almaktan kaçınmalı, herhangi bir nedenle ilaç almak zorunda kalırsa bunu doktoruna danışmalıdır.

Korunma ve öneriler;

Hepatit A için;

  • Eğer Hepatit A’ ya karşı bağışıklığınız yoksa mutlaka aşılanın
  • Dışkı değmiş su ve yiyeceklerle bulaştığı için; her tuvaletten sonra, yemek hazırlamaya başlamadan ve yemek yemeden önce mutlaka ellerinizi yıkayın

Hepatit B ve C için;

  • Hepatit B’ye karşı bağışıklığınız yoksa mutlaka aşılanın
  • Diş fırçası, jilet, tırnak makası gibi kişisel bakım malzemelerinizi kimseyle paylaşmayın
  • Güvenli seks için mutlaka prezervatif kullanın
  • Dövme, piercing gibi girişimlerin riskli olduğunu unutmayın
  • İlaç bağımlığınız var ise enjektörünüzü paylaşmayın
  • Hepatit B taşıyıcı ya da hastasıysanız tıbbi bir girişim öncesi mutlaka hekiminize haber verin
  • Hepatit B taşıyıcı ya da hastasıysanız kesinlikle kan ve organ bağışında bulunmayın!
Paylaşın

Hemoroid nedir? Belirtileri, Nedenleri, Tedavisi

Halk arasında ‘basur’ olarak bilinen hemoroid, alt rektum ve anüs kısmında genişlemiş damar yumakları durumudur. Hemoroidin nedeni olabilecek pek çok sebep bulunur; fakat çoğu zaman hemoroidin neden kaynaklandığı tam olarak anlaşılamaz. 

Hemoroidler, iç kısımda ( rektumun içi) veya dış kısımda (anüs çevresi) bulunabilir. İç hemoroidler genelde acı vermezler fakat çok fazla kanamaya neden olurlar. İç damarlar gergin ve sıkı özelliklerini kaybedip dışarı doğru basınç ile sarkabilir. Bu çok acı bir durum olabilir. Dış hemoroidler ise anal kanal çevresinde rahatça görülebilir ve hissedilebilir. Şişmiş damarlar gerilirse, deşilirse, sürtünürse kanayabilirler.

Nedenleri;

Eğer aile bireylerinde geçmişte hemoroid görüldüyse, hemoroid olma olasılığı artar. Bunun yanı sıra alt rektum bölgesinde fazla basınç kan akışını etkileyerek oradaki damarları şişirebilir.

Bu durum tuvalet yaparken, ağır bir cismi kaldırmaya ya da itmeye çalışırken zorlanınca, obezite nedeniyle vücudun ekstra ağırlık taşımasında, gebelik esnasında büyüyen fetüs uterus damarlarına bastırması durumunda, sürekli düşük lifli bir diyet takip ediliyorsa, egzersizden uzak bir hayat yaşanıyorsa, ya da makat aracılığıyla cinsel ilişkiye girildiğinde ortaya çıkabilir.

Çok uzun süreler boyunca pozisyon değiştirmeden ayakta duran ya da oturan kişiler de risk altındadır. Yine uzun süre boyunca geçmeyen ishal ya da kabızlık hemoroid risk faktörlerini arttırmaktadır. Öksürme, hapşırma ya da kusma var olan hemoroid durumunu kötüleştirebilir.

Belirtileri;

Hemoroid (Basur) belirtileri hemoroid türüne göre farklılık gösterir. Eksternal hemoroidi olanlarda:

  • Anüs etrafında ortaya çıkan şiddetli kaşıntı ve rahatsızlık hissi
  • Anüs yakınında kaşıntılı, ağrılı yumru veya şişlik
  • Bölgede özellikle oturmakla artan ağrı
  • Dışkıda kan

en sık görülen belirtilerdir. Bölgenin aşırı zorlanması, ovulması veya temizlenmesi belirtileri daha da kötüleştirebilir. Birçok kişide dış hemoroid ile ilişkili bu belirtiler birkaç gün içinde kaybolur.

İnternal hemoroid rahatsızlığında görülen belirtiler:

  • Dışkıda veya tuvalet kağıdında parlak kırmızı kan
  • Makattan basurun sarkarak ele gelmesi

olarak sıralanır. Genellikle sarkık olmayan iç hemoroid ağrılı değildir. Fakat sarkmış iç hemoroid ağrıya ve rahatsızlığa neden olur.

Anüsle ilgili belirti ve bulguların en büyük nedeni basur olsa da hepsinin sebebi değildir. Bazı hemoroid semptomları, diğer sindirim sistemi problemlerine benzerlik gösterir. Örneğin; makattan kan gelmesi; crohn hastalığı, ülseratif kolit, kolon veya rektum kanseri gibi çok farklı bağırsak hastalıklarının bir işareti olabilir.

Tanısı;

Hemoroid problemi yaşayan kişilerin büyük bir bölümü, doktora gitmekten çekinir. Bu yüzden kişi, çevresinden duyduğu, basur kremi ya da hemoroid ilacı kullanarak rahatsızlığını gidermeye çalışır. Hemoroid kanaması gibi yaygın görülen basur belirtileri varlığında, doktor tavsiyesi olmaksızın hemoroid kremi kullanılması, hastalığın tedavi sürecinin uzamasına ya da altta yatan farklı hastalığın geç tanı almasına yol açabilir.

Bu noktada sıklıkla karşılaşılan sorulardan biri de “Basur için hangi doktora gidilir?” şeklindedir. Hemoroid rahatsızlığı için kişinin genel cerrahi polikliniğine başvurması gerekir. Hekim, öncelikle kişinin öyküsünü dinler ve ardından fizik muayenesini yapar. Dış hemoroid varlığında tanı hızlıca koyulabilir. İç hemoroid tanısı içinse anal kanal, rektum muayenesi ya da kolonoskopi gibi ek tetkikler yapılması gerekebilir. Elde edilen bulguların sonucunda tanı koyulur.

Tedavisi;

Maalesef hemoroid şikayetleri olan hastalar hem önemsemedikleri hem de utandıkları için hekime geç başvurarak; ileri evrede tedavi için yardım isterler. Oysaki daha hastalığın başında hemoroid tedavi edilmelidir ki ilerleyip şikayetler artmasın, ilaçlarla düzelebilecek hastalık ameliyat gerektirmesin ve çok miktarda kan kaybından dolayı kansızlık gelişmesin. Hemoroidde evrelerine göre çeşitli tedaviler vardır.

  • Birinci derece hemoroidde ilaç tedavileri, barsak alışkanlıklarının düzenlenmesi, acılı yiyeceklerden sakınmak, kabızlığın giderilmesi genellikle yeterlidir
  • İkinci derece hemoroidde de; ilaç, ışın (infrared koagülasyon) ve lastik bantla bağlama tedavileri uygulanır. Lastik bantla bağlama yöntemi henüz ameliyat aşamasına gelmemiş iç hemoroidler için çok uygun; 5-10 dakika gibi kısa süreli ve ağrısız bir işlemdir. İşlem sonrası normal hayata hemen dönülür
  • Üçüncü derece hemoroidde, lastik bantla bağlama ve ameliyat tedavileri uygulanır
  • Dördüncü derecede hemoroidde ise sadece ameliyat tedavileri uygulanır. Ameliyat ile hastalığı oluşturan memeler ortadan kaldırılır

Bu tedavi yöntemleri arasında uzun vadede en etkilisi ve tekrarlama ihtimali en düşük olanı halen ameliyattır. Güncel olarak Longo yöntemi denilen metod ile ağrısız olarak hemoroide müdahale edilebilir. Bu metodda makatın yaklaşık 4 cm içinden 2 cm genişliğinde bir silindirik halka çıkarılıp kalan iki uç tek kullanımlık bir cihaz (stapler) ile uç uca dikilir. Böylelikle hemoroid memeleri makatın içine çekilmekte ve kan akımı kesintiye uğratılarak sönmeleri sağlanır.

Hemoroid ameliyatı;

I. ve II. evre hemoroidlerde genellikle hemoroid ameliyatı tercih edilmezken belirtilerin şiddetli olduğu III. ve IV. evre hemoroidde cerrahi operasyon uygulanmaktadır.

Açık hemoroidektomi (Miligan/Morgan) ve kapalı hemoroidektomi (Ferguson) benzer yöntemlerle yapılmaktadır. Açık ameliyatta bistüri ile genişleyen doku çıkarılır ve bu bölge açık bırakılırken kapalı operasyonda bu bölge sağlıklı dokularla kapatılmaktadır. Bu operasyonlar genel anestezi altında yapılmaktadır.

Bu geleneksel yöntemlerin yanı sıra hemoroidin çıkarılmasında stapler kullanılan longo yöntemi operasyonlardan biridir. Bu yöntemde anüsten sarkan hemoroid memesinin sinir uçlarının yoğun olmadığı bir bölgede kesilmesi ve bu bölgenin normal haline getirilmesi amaçlanmaktadır. Bu yöntem II., III. ve IV. evre hastalar için ideal yöntemlerden biridir.

Günümüzde yaygın olarak tercih edilen lazerle hemoroid ameliyatı ise I. ve II. evre hastalarda hemoroid pakelerini söndürmede; III. ve IV. evre hastalarda ise genişleyen ve sarkan memeleri kesmek amacıyla tercih edilmektedir. Hastalar, genellikle 1 gün istirahatin ardından günlük hayatlarına geri dönmektedir.

Hemoroid ameliyatı öncesi;

Hemoroid ameliyatı öncesinde Asprin ve Plavix gibi kan sulandırıcı ilaçların en az bir hafta önceden kesilmesi gerekmektedir. Ameliyattan bir gece önce ise su ve gıda tüketimi yapılmamaktadır. Bununla birlikte çoğu hemoroid operasyonundan önce hastalara bağırsakların boşaltılmasını sağlayan müshil etkili ilaçlar verilmekte ya da lavman uygulamaktadır.

Hemoroid ameliyatı sonrası;

Hemoroid ameliyatı sonrası iyileşme süresi ameliyat tekniğine göre değişiklik göstermektedir. Lazerli operasyonlarda açık yara bulunmadığı için hastalar 1 gün istirahatin ardından taburcu olurken açık ve kapalı hemoroidektomi ameliyatlarından sonra yaralı bölgenin iyileşmesi daha uzun sürmektedir.

Operasyonlar sonrasında belirtilerin tekrarlamaması içinse hemoroid ameliyatı sonrası beslenme şekline ve hijyen koşullarına dikkat etmek gerekmektedir. Uzman doktorun önerilerine göre ilk birkaç gün sindirimi kolay posasız besinler tüketilmelidir. Bu dönemin ardından ise lif oranı yüksek gıdalar alınabilmektedir.

Paylaşın

Hematosel nedir? Belirtileri, Tedavisi

Skrotal kese içinde, ancak testisin dışında kan toplanması durumu olan Hematosel, erkeklerin skrotumunda kan birikimini tanımlamak için kullanılan tıbbi bir terimdir. Skrotum, testisleri içeren kese veya kesedir.

Bir hematosel, ameliyat veya skrotumu içeren travmatik bir yaralanmadan sonra nispeten hızlı bir şekilde gelişme eğilimindedir. Çoğu durumda, skrotumdaki bu kan toplanması, özellikle boyutta büyümeye başlarsa, oldukça rahatsız edici hale gelebilecek sertleşmiş bir kütleye dönüşür. Tedavi seçenekleri hematosel nedene ve hastaya verdiği rahatsızlık miktarına bağlı olarak yatak istirahatinden cerrahi girişime kadar uzanmaktadır.

Kesin tanı almak için genellikle bir doktor tarafından yapılan fizik muayene yeterlidir. Bazı durumlarda, mevcut kütle tipini belirlemek için bir ultrason gerekli olabilir. Testislerin etrafındaki alanda bulunabilecek birkaç kitle türü bulunduğundan, bir hematosel tanısında ultrasonun en güvenilir araç olduğu düşünülmektedir.

Bir hematoselin kendisi iyi huyluyken, kanser hücrelerini içermediği, kan birikmesinin nedenini bulmak çok önemlidir. Kasık bölgesi ile ilgili yakın zamanda herhangi bir travma ya da ameliyat olmadıysa, nedeni bulmak için daha fazla test yapılmalıdır. Bazı durumlarda, testis kanseri kanamaya neden olabilir ve bu da hematosel oluşumuna neden olabilir.

Hematosel nispeten küçükse ve çok fazla ağrıya neden olmazsa, ayak yüksekliği ve yatak istirahati gibi konservatif tedavi yeterli olabilir. Daha ciddi vakalarda cerrahi müdahale gerekli olabilir. Birikmiş kanın skrotumdan boşaltılması için cerrahi uygulanabilir. Kanamanın nedeni olarak bir testis tümörü bulunursa, kanserin vücudun diğer bölgelerine yayılmasını önlemek için tüm testis genel olarak çıkarılır.

Hematosel tedavisi için ameliyat gerekli olursa, hastanın işlemden tamamen iyileşmesi birkaç hafta sürebilir. Bu, skrotumun ameliyat sonrası şişmeye meyilli olmasından kaynaklanmaktadır. Bu şişme kolayca kaybolmayan bir rahatsızlığa veya acıya neden olabilir. Reçeteli ilaçlar sıklıkla hastanın ameliyattan iyileşmesine yardımcı olmak için verilir. Genital bölgenin hassas doğası gereği, hasta ameliyattan sonra birkaç hafta boyunca kısmen ya da tamamen devre dışı bırakılabilir, bu işlem sadece en uç vakalarda gerçekleştirilebilir.

(Kaynak: netinbag.com)

Paylaşın

Hematemez nedir? Nedenleri, Tedavisi

Farklı birçok nedenden oluşabilen kan kusması veya hematemez, mide içeriğinin kanla karışması durumudur. Kan kusması endişe verici olabileceği gibi küçük nedenlerden de kaynaklanabilir. 

Ağız yaralanmasından veya burun kanamasından kaynaklı kan yutması sonrası oluşabilecek kan kusması gibi basit nedenler uzun vadeli sorun olmayacaktır. Fakat, kan kusması, iç yaralanmalar, organ kanaması veya organ yırtılması gibi daha ciddi durumlardan da kaynaklanabilir .

Kan kusması (hematemez) nasıl olur?

En sık sebeplerden birisi mide veya on iki parmak barsak ülserlerinden kanam olmasıdır. Mide yada özefagustaki (yutak borusu) irritasyonlar (yangı) da kan kusmaya sebep olur. Aspirin, ibobrufen ve naproksen mide ve özefagusdaki irritasyonların en sık sebepleridir.

Diğer bir sık kanama nedeni karaciğer hastalığıdır. Siroz nedeniyle karaciğerde skarlar gelişirse yutak borusu civarındaki kirli kan damarları bacaklardaki varislere benzer şekilde genişlerler. Hiçbir belirgin sebep olmadan aniden kanamaya başlayabilirler ve öksürük yada kusmayı takiben kanarlar.

Bazen özefagus (yutak borusu) yırtılırsa kanama olur. Bu durum genellikle çok fazla miktarda alkol alınımını takiben şiddetli kusmalarla yada şiddetli öksürükleri takiben olmaktadır. Mide yada özefagus kanserlerinde şiddetli kanama olması nadir görülür.

Bulgular nelerdir?

Kan kusma korkutucu bir tecrübedir. Hafif vakalarda kusmada, parlak kırmızı yada kahve telvesi gibi koyu kahverengi renkli (mide asidi ile sindirilmiş kan) görülebilir. Eğer şiddetli kanama varsa, bol miktarda parlak kırmız kan gelir ve kusmalar durmaz.

Sizde aynı zamanda kan kusma yapan sebebin bulguları da olabilir, bunlar;

  • Mide yanması
  • Mide ağrısı
  • Koyu, siyah katran renginde dışkılama
  • Koyu siyah ve katran renginde dışkılama bazen barsaklardan da kanamanın bulgusudur. Barsaklardan geçen ve sindirilen kan katran gibi siyah bir renk alır.

Tanısı;

Eğer kanama hafif ve sık değilse doktorunuz size aile ve öz geçmiş hakkında sorular soracak ve sizi muayene edecektir. İze aynı zamanda;

  • Kan testleri
  • Gaitada gizli kan testi
  • Mide yada özefagusun radyolojik incelemesi isteyecektir.

Eğer bu testler kanamanın sebebini göstermezse ve semptomlar devam ederse doktorunuz sizden gastroskopik inceleme isteyecektir. Bu işlemde size ilkin bir sakinleştirici yapılır. Daha sonra ağzınızdan ince, bükülebilen, ucunda ışık kaynağı ve kamera bulunan bir tüpü (gastroskop) ağzınızdan mideye doğru uzatarak inceleme yapacak ve kanamanın nedenini arayacaktır. Endoskopla özefagusta varikoz venler gastrit yada ülserler veya kanserlerin varlığı aranacaktır.

Tedavisi;

Eğer kanama şiddetliyse, hastanenin acil ünitesinde yada acil yoğun bakım ünitesinde tedavi edileceksiniz. Tedavinin ilk amacı kanamayı durdurmaktır. Kanama sırasında kalp, beyin ve böbrek gibi hayati organların normal kan basınç seviyesini muhafaza edebilmek için yeterli sıvı ve kanların verilmesi gereklidir. Bunların verilmesi için uygun damar yollarının açılması gereklidir. Size aynı zamanda burun maskesi ile oksijen verilebilir. Ayrıca kanama takibi yapabilmek ve bazı ilaçları verebilmek için “nazogastrik sonda” adı verilen ince plastik bükülebilen yumuşak bir tüp burnunuzdan mideye doğru itilebilir.

Eğer şiddetli özefagus varis kanaması varsa hastaya Blackmore Sangstaken ismi verilen özel bir sonda yutturulur ve yutak borusu içinde şişirilip kanayan venlere basınç yapılarak kanama durdurulur. Nadiren kanamaları durdurmak için cerrahi işlem gerekebilir.

Kanamanın şiddetine ve yerine bağlı olmak kaydıyla hastanede kalma süresi birkaç gün olabilir. Tedavinin sebebine bağlı olarak ta tedaviniz olacaktır.

Kanama ister şiddetli ister hafif olsun alınan kan testleri ne kadar kan kaybı olduğunu , pıhtılaşma ile ilgili hastalığınız olup olmadığını gösterir. Bu testler aynı zamanda kanamanın sebebi ve tekrarlama eğilimini de gösterebilir. Kanamanın tanı ve tedavisi için bir yada daha fazla endoskopiler gerebilir.

  • Eğer anama az ise tedavi kanamanın sebebine göre olur
  • İrritasyon yapan ilaçlara son verilir
  • Şiddetli kusmalar için ilaçlar verilebilir
  • Gastrit ve ülserler ilaçlarla tedavi edilir ve sizden yaşam biçiminizi değiştirmeniz istenebilir
  • Karaciğer hastalıkları sebebine göre tedavi edilir
  • Özefagusun varikoz venleri ortadan kaldırılmalıdır (cerrahi yada içine uygulanan kimyasal maddelerle)
  • Bütün vakalar için doktorunuz size uygun yumuşak bir diyet önerecektir.

Kendime nasıl bakabilirim?

  • Doktorunuzun ilaç ve diyet konusundaki önerilerini dinleyiniz
  • Eğer kanama alkol kullanımından olduysa alkol almayı kesmelisiniz
  • Doktorunuzun bütün randevularına uyunuz.
  • Yeniden kanam olduğunda ne yapmanız gerektiğini öğrenmelisiniz.

Kendimi nasıl koruyabilirim?

  • Sık kan kusma sebeplerinin acil tedavisi gereklidir. Bunun için
  • Özefagus, mide yada duodenumdaki ülser ve gastritlerin semptomlarının (bulgu) tedavisi gereklidir (mide ağrısı, mide ekşimesi ve asit içilmesi vs gibi)
  • Siyah katran, renkli dışkılama
  • Eğer çok fazla alkol alırsanız karaciğerde sirozu gelişimine neden olursunuz ve yutak borusu yada midedeki problemler şiddetli mide kanamasına neden olur ? Alkol probleminiz için yardım almanız gerekebilir.
Paylaşın

Hazımsızlık nedir? Nedenleri, Tedavisi

Hemen hemen herkesin başın gelebilecek hazımsızlık (dispepsi), yeme alışkanlıkları veya kronik bir sindirim problemidir. Oluşan semptomlar dayanılmaz boyutta olmasa da, sürekli olarak tekrarlaması durumunda hazımsızlık sorunu günlük hayatı olumsuz yönde etkileyebilmektedir.

Bu nedenle bu sorunu yaşayan kişilerin soruna yol açan nedene yönelik araştırmaların yapılabilmesi açısından sağlık kuruluşlarına başvurmasında fayda vardır.

Sebepleri;

Hazımsızlığın sebebini bulmak çok da kolay değildir. Sıklıkla psikolojik sebeplere bağlı olabilir. Ancak yemeklerden sonra ortaya çıkan şikayetler sindirim sistemi hastalıklarını düşündürmelidir. Safra kesesi hastalıkları, midede iltihap (gastrit), yemek borusu rahatsızlıkları hatta mide kanserinin yada ülserinin bile araştırılması gerekir.

Yemekten bir kaç saat sonra başlayan hazımsızlık şikayeti ise on iki parmak barsağı ülserlerinde ve pankreas rahatsızlıklarında görülebilir.

Yağlı gıdaların yenmesinden sonra belirginleşen hazımsızlık safra veya pankreas yetmezliğine bağlı olabilir. Bazı kişilerde buğday yada süt, yumurta gibi gıda allerjileride hazımsızlık sebebi olabilir.

Karında hazımsızlıkla birlikte fazla gaz bulunması ve şişkinlik olması daha da çok sindirim sitemi rahatsızlıklarını düşündürü ve bir gastroenteroloji uzmanına muayene olmayı düşündürmelidir.

Belirtileri;

Yukarıda da bahsedildiği gibi hazımsızlık, bir hastalık değil semptomlar topluluğudur. Kişiler hissettikleri bu semptomların hazımsızlık belirtisi olduğunu kolaylıkla ayırt edebilirler. Belirtiler oldukça yaygın olup şiddeti değişebilse de hemen herkeste aynı şekilde görülmektedir. En sık görülen hazımsızlık belirtileri şu şekilde sıralanabilir:

  • Karın ağrısı
  • Aşırı tokluk hissi
  • Üst abdominal bölgede (üst karın) şişlik
  • Ağız yoluyla gaz çıkarma (geğirme)
  • Midede aşırı doluluk hissi
  • Mide yanması
  • Reflü (mideden ağıza asit gelmesi)
  • Mide bulantısı ve kusma

Yukarıda görülen belirtiler en yaygın hazımsızlık belirtileridir. Bu semptomlardan da anlaşılacağı üzere hazımsızlık pek çok kişinin hayatının belirli bir döneminde de olsa yaşadığı bir sorun olup her zaman ciddi bir hastalığı işaret ettiği söylenemez. Hafif şiddette hazımsızlık sorunu yaşayan bireylerde bu durum ek bir tedavi gerektirmeden beslenme planına ilişkin birtakım önlemler ve düzenli egzersiz ile çözüme kavuşturulabilir. Fakat çok şiddetli hazımsızlık sorunu yaşayan kişilerin bir sağlık kuruluşuna başvurarak detaylı muayeneden geçmesi ve altta yatan hastalıklara ilişkin tedavi alması gerekmektedir.

Teşhisi;

  • Tıbbi öykü; Şikayetlerin süresi, yeri ve yemekle olan ilişkisi, kullanılan ilaçlar, yeme-içme alışkanlıkları ve eşlik eden hastalıklar ve diğer belirtiler sorgulanır
  • Fizik muayene; Bazı karaciğer ve safra hastalıklarında sarılık gelişebileceği için cilt ve gözlerde renk değişikliği olup olmadığına bakılır. Ayrıntılı karın muayenesi yapılır
  • Laboratuvar testleri; Özellikle erkeklerde kansızlık varsa sindirim sisteminde kanama olabilir. Bunun için tam kan sayımı yapılır. Şeker hastalığı tanısı için kan şekerine bakılabilir. Bağırsakların çalışmasında önemli olan elektrolitler (potasyum, vb.) oranları, karaciğer ve pankreas enzim düzeyleri gibi biyokimya testlerine bakılabilir
  • Dışkıda gizli kan testi; Dışkı örneğinde gizli kan tespiti yapılmaktadır. Kanser taramasında kullanılmaktadır
  • Endoskopi; Kamerası bulunan esnek ince bir cihazla ağızdan girilerek yemek borusu, mide ve ince bağırsakların ilk kısmının görüntülenmesi işlemine endoskopi denilir. Altta yatan herhangi bir hastalığın teşhis edilmesinde kullanılır. Şüpheli bulunan yerden parça alınabilir. Bazı durumlarda tedavi amaçlı kullanılmaktadır. Alarm belirtiler olduğunda, doktor uygun gördüğü takdirde yapılmaktadır
  • Görüntüleme yöntemleri; Gerek görüldüğünde dispepsiye sebep olan hastalıkların tanısında karın grafisi, karın ultrasonu, bilgisayar tomografisi ve manyetik rezonans görüntüleme (MR) gibi yöntemlere başvurulabilir
  • Helicobacter testi; Helicobacter; midede ülser ve gastrite sebep olarak dispepsiye neden olduğu için hastada olup olmadığı tespit edilmelidir. Bu amaçla kan, dışkı ve ya endoskopi ile alınan mide doku örneği veya nefes testi ile bakterinin varlığı araştırılır

Tedavisi;

Hazımsızlık bir hastalık değil semptom olduğundan yukarıda da belirtilen teşhis yöntemleri ile altta yatan hastalıklara ilişkin teşhisler konulduktan sonra hazımsızlık tedavisi de belirlenebilmektedir. Hazımsızlığa ne iyi gelir, mide hazımsızlığına ne iyi gelir gibi sorular hazımsızlık problemi yaşayan pek çok kişinin yanıtını merak ettiği sorulardır. Dispepside tedavinin en önemli parçası, beslenme düzeninin planlanmasıdır.

Hazımsızlık problemi ile mücadele eden kişiler az az ve sık sık beslenmeyi alışkanlık haline getirerek her zamankinden daha küçük öğünler yapmaya alışmalıdır. Bu öğünler mümkün olduğunca yavaş tüketilmeli ve besinler çok iyi şekilde çiğnenmelidir. Yüksek yağ ve baharat içeren besinlerden, asitli ve kafein içeren içeceklerin tüketiminden tamamen kaçınılmalıdır. Domates ve turunçgiller de yüksek oranda asit içerdiklerinden mümkün olduğunca az tüketilmelidir.

Sindirim sistemini düzenlemeye yardımcı probiyotik besinler ve yüksek lif içeren gıdalara diyette yeterli miktarda yer verilmelidir. Yemek yedikten sonra birkaç saat boyunca midedeki doluluk hissi geçene kadar yatılmamalı, reflü şikayeti var ise reflü yastığı kullanılmalıdır. Hazımsızlığın tetikleyici nedenlerinden bir tanesi de strestir. Bu nedenle hastaların stresten uzak durması, kendini rahatlatmaya yardımcı hobiler edinmesi ve kendine vakit ayırması hazımsızlığı önlemeye de yardımcı olacaktır.

Sigara ve alkol kullanımı bırakılmalıdır. Düzenli egzersiz alışkanlık haline getirilmeli, bu egzersizler öğünlerin öncesinde ve 1 saat sonrasında yapılmalıdır. Dolu bir mideyle egzersiz yapmak hazımsızlığı daha çok arttıracağından kaçınılması gereken bir davranıştır. Midede baskı oluşturacak dar pantolonlar, sıkı giysiler ve korse gibi giysilerin kullanımından uzak durulmalıdır.

Bu belirtilerde doktora gitmeyi geciktirmeyin;

  • Ağızdan veya makattan kan gelmesi
  • Yutma güçlüğü
  • Devam eden bulantı-kusma
  • İstemsiz kilo kaybı
  • Dışkılama alışkanlığında yeni meydana gelmiş değişiklik
  • Ailede sindirim sistemi kanseri olması
  • Erkek veya menopoz sonrası kadında demir eksikliği olması durumlarında zaman kaybetmeden bir uzmana başvurulmalıdır

Hazımsızlık hangi hastalıkların habercisi olabilir?

Hazımsızlığın bir belirti olduğunu düşündüğümüzde arka planda farklı rahatsızlıkların olabileceğini görmekteyiz. İşte hazımsızlığın habercisi olabilecek bazı hastalıklar:

  • Tiroid hastalığı
  • Sindirim sistemi hastalıkları
  • Kronik pankreatit
  • İritabl bağırsak sendromu
  • Mide enfeksiyonları
  • Mide hastalıkları
  • Gastroparezi
  • Gastro- özofageal reflü
  • Ülser
Paylaşın

Turnike nedir, hangi durumlarda uygulanmalı?

Zor şartlar altında kanamayı acil olarak durdurmak amacıyla uygulanan bir metottur.  Turnike sadece büyük bir damarın (arterin) kesildiği hallerde gerekli olur. Turnike uygulamasını, sağlık ve ilk yardım eğitimi alan kişilerce yapılmalıdır.

İlk yardımcı; İlk yardım tanımında belirtilen amaç doğrultusunda hasta veya yaralıya tıbbi araç gereç aranmaksızın mevcut araç gereçlerle, ilaçsız uygulamaları yapan eğitim almış kişi ya da kişilerdir.

Dikkat edilecek hususlar;

  • Turnike uygulamasında kullanılacak malzemelerin genişliği en az 8–10 cm olmalı
  • Turnike uygulamasında ip, tel gibi kesici malzemeler kullanılmamalı
  • Turnikeyi sıkmak için tahta parçası, kalem gibi malzemeler kullanılabilir
  • Turnike kanama duruncaya kadar sıkılır, kanama durduktan sonra daha fazla sıkılmaz
  • Turnike uygulanan bölgenin üzerine hiçbir şey örtülmez
  • Turnike uygulamasının yapıldığı saat bir kağıda yazılmalı ve yaralının üzerine asılmalı
  • Uzun süreli kanamalardaki turnike uygulamalarında, kanayan bölgeye göre 15-20 dakikada bir turnike gevşetilmeli
  • Turnike uzvun koptuğu bölgeye en yakın olan ve deri bütünlüğünün bozulmamış olduğu bölgeye uygulanır.
  • Turnike, kol ve uyluk gibi tek kemikli bölgelere uygulanır, ancak önkol ve bacağa el ve ayağın beslenmesini bozabileceği için uygulanmaz. Uzuv kopması durumlarında, önkol ve bacağa da turnike uygulanabilir

Uygulama;

  • İlkyardımcı eline geniş, kuvvetli ve esnemeyen bir sargı alır
  • Şerit yarı uzunluğunda katlanır, uzuv etrafına sarılır
  • Bir ucu halkadan geçirip çekilir ve iki ucu bir araya getirilir
  • Kanamayı tamamen durduracak yeterlikte sıkı bir bağ atılır,
  1. Sargının içinden sert cisim (kalem gibi) geçirilir ve uzva paralel konuma getirilir
  2. Kanama durana kadar sert cisim döndürülür
  • Sert cisim uzva dik konuma getirilerek sargı çözülmeyecek şekilde tespit edilir
  • Hasta/yaralının elbisesinin üzerine, adı ve turnikenin uygulandığı zaman (saat ve dakika) yazılı bir kart iğnelenir
  • Çok sayıda yaralı olduğunda, yaralının alnına rujla veya sabit kalemle “turnike” veya “T” harfi yazılır
  • Hasta/yaralı pansuman ve turnikesi görülecek şekilde battaniye ile sarılır
  • Turnike 15-20 dakika aralıklarla gevşetilir, sonra tekrar sıkılır

Uzuv kopması var ise;

  • Kopan parça temiz su geçirmez ağzı kapalı bir plastik torbaya yerleştirilir
  • Kopan parçanın konduğu torba buz içeren ikinci bir torbanın içine konur
  • Kopmuş uzuv parçasının konduğu plastik torba ağzı kapatıldıktan sonra, içerisinde 1 ölçek suya 2 ölçek buz konulmuş ikinci bir torbaya ya da kovaya konulur. Bu şekilde, kopmuş uzuv parçasının buz ile direkt teması önlenmiş ve soğuk bir ortamda taşınması sağlanmış olur
  • Torba hasta/yaralı ile aynı vasıtaya konur, üzerine hastanın adı ve soyadını yazılır, en geç 6 saat içinde sağlık kuruluşuna sevk edilir
  • Tıbbi birimler haberdar edilir (112).
Paylaşın

Hamilelikte astım ve alerji nedir? Detaylar

Kronik bir solunum sistemi hastalığı olan astım, erişkinlerde görülme sıklığının ortalama %5 oranında olduğu dikkate alınırsa gebelerde de sık karşılaşılan bir sorun olduğu aşikardır. Bebeğin sağlıklı doğması, anne adayının sağlığına bağlı. Hamilelik döneminde en sık karşılaşılan akciğer hastalığının astım ve alerjik sorunlar olduğu belirtiliyor.

Araştırma sonuçlarına göre hamilelerin, yaklaşık üçte birinde astım ve alerjiyle ilgili problemler artış gösteriyor, üçte birinde değişmiyor, üçte birinde ise iyileşiyor. Bu nedenle anne ve çocuk sağlığı açısından hamile kalmadan önce yaptırılacak testler büyük önem taşıyor.

Astım ve alerjik problemi olan kadınların hamilelik öncesinde gerekli alerji testlerinin yapılmasının şart olduğu söyleniyor. Böylece hastanın duyarlı olduğu alerjenlere karşı duyarsızlaşma yapılarak hamilelik sırasında oluşabilecek krizlere karşı önlem alınabilir. Bu işlem hamilelik sırasında da yapılabilir. Ancak aşırı bir reaksiyon oluştuğu taktirde bu bebeğe de zarar verebilir. O nedenle hamilelik öncesinde yapılmasında ve bununla ilgili kayıtların iyi tutulmasında fayda vardır.

Hamilelik döneminde ilaç kullanımı;

Hamilelik döneminde güvenilirliği kanıtlanmamış hiçbir ilacın kullanılması önerilmiyor. Hamilelik döneminde astım ve alerji açısından en sık beta-mimetik ve steroidlerin aerosol formlarının kullanıldığı belirtiliyor. Beta mimetikler anne kalbinin düzensiz çalışmasına neden olabilir. Steroidler annede oral pamukçuk yapabilir. Her iki grup ilacın da bebek üzerinde belirgin bir anomaliye yol açtığı gösterilememiştir. Steroidlerin hayvan deneylerinde fetusta yarık damağa yol açabileceği saptanmış. Ancak insan fetuslarında ise bir sorun oluşturmuyor. Hamilelikte kullanılacak diğer astım ilaçları antikolinerjikler ve tefilindir.

Kalıtım faktörü;

Birçok hastalıkta olduğu gibi astım ve alerjide de kalıtım faktörünün rolü olduğu biliniyor. Astım ve alerji hastası hamile kadınların çocuğuna da aynı hastalıkların geçme ihtimali bulunuyor. Hamilelik sırasında bunu engellemek için henüz yapılacak bir şey olmadığı belirtiliyor. Ancak, bir anne babanın alerji öyküsü bilinirse ve göbek kordonunda Ig E miktarı saptanırsa dış alerjik etkenlere karşı önlem alınabilir.

Alınabilecek önlemler;

Pek çok hastalığın nedenleri arasında olduğu bilinen sigara içilmesi, genetik bir özellik olmadığı için anne karnındaki bebeğin alerji hastası olmasına yol açmıyor. Ancak, anne adaylarının gebelik döneminde yoğun sigara içmeleri düşük riskini artırıyor.

Hamile kadınların hem kendileri hem de doğacak çocukları için alabileceği birçok önlem bulunuyor. Evde özellikle çocukların odasında toz ve küf bulunmaması gerektiği belirtiliyor.

Kürklü hayvan, hava da oluşturacağı parazitler de alerjik etki yapabilir. Halı, yün ve deri giysiler, klima alerjiye ortam hazırlayabilir. Ayrıca, solunumu olumsuz etkilediği için, evde sigara içilmemeli ve virüs hastalıklarına karşı önlem alınmalıdır.

Her anne adayının kendi özelliklerini bilerek davranmasının önemine değinilerek; Anne adaylarının, daha önce yaptırdıkları duyarlılık testleri ya da kendi deneyimleriyle belirledikleri alerjen besinlerden uzak durmaları isabetli olur. Bebek doğduktan sonra, alerjik bünyeli anne, emzirme sırasında, yumurta, süt ve fıstık gibi majör alerjenlerle beslenmemelidir. Bebeğe katı gıdalar en erken 6 aylıkken verilmelidir.

Paylaşın

Guvatr nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Guvatr, boynumuzda adem elmasının hemen altında yer alan kelebek şeklindeki tiroit bezinin anormal büyümesi sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Tiroid bezi salgıladığı hormonlar aracılığıyla vücudumuzun ve alışma hızını düzenlemektedir. Türkiye’de de görülme sıklığı fazladır. Cinsiyet dağılımına bakıldığında, kadınlar erkeklere oranla 5 kat daha fazla risk altındadırlar.

Boynun ön tarafında yumru görünümüne yol açan guatr varlığında kişi yutkunduğunda yumru aşağı ve yukarı doğru hareket eder. Solunum sırasında zorlanma, boğazda yumru hissi ve öksürüğe yol açabilen hastalık, çoğunlukla ağrısızdır. Büyük oranda iyot eksikliğine bağlı olarak oluşan guatr, medikal yöntemlerle tedavi edilebilir.

Nedenleri;

Guatr’ın dünyada en sık görülen nedeni beslenmede iyot eksikliğidir. Diğer nedenler şunlardır:

  • Graves hastalığı
  • Hashimoto hastalığı gibi tiroidin iltihaplı hastalıkları
  • Tiroid bezinin tek tarafında nodül ya da şişlik
  • Tiroid bezinde birden fazla nodül ve şişlik varlığı (multinodüler guatr)
  • Tiroid kanseri (İyi huylu tiroid nodüllerine kıyasla çok nadir görülür)
  • Hamilelik (Hamilelik sırasında salgılanan HcG hormonu tiroid bezinin az da olsa büyümesine neden olabilir)
  • Kistler
  • Boyun bölgesinden radyasyona maruz kalan kişiler
  • Ailesinde nodül hikayesi olan kişiler

İyot içeren yiyeceklerin az olduğu bölgeler, kadın cinsiyet, çeşitli bağışıklık hastalıklarına sahip olanlar, amiodaron, interferon ve lityum gibi ilaçları kullananlar, hamilelik ya da menopoz dönemindeki kadınlar ve 40 yaş üstü kişiler guatr hastalığı açısından risk altındadır.

Belirtileri;

  • Boğaz bölgesinde gözle görülür şişlikler
  • Boğazda baskı hissi
  • Öksürük
  • Yutkunma ve yutma güçlüğü
  • Nefes darlığı
  • Ses kısıklığı
  • Çarpıntı
  • Titreme
  • Baş dönmesi
  • Halsizlik
  • Yorgunluk
  • Baş ağrısı
  • Kilo alma
  • Kabızlık
  • Saç dökülmesi
  • Cildin kuruması
  • Ağrı ve ateş
  • Guatr hiçbir belirti vermeden ilerleyebilir

Tanısı:

Boynun ön bölgesinde bulunan tiroit bezinin farklı nedenlere bağlı olarak büyümesiyle oluşan guatr, rutin sağlık taramaları sırasında ya da hastalığın belirti vermesiyle fark edilir. Kişinin hekime başvurmasının üzerine hekim, öncelikle hastanın öyküsünü dinler ve fizik muayenesini yapar. Tiroit hormon düzeylerinin ölçümü için laboratuvar testleri yapılır. Ayrıca ultrasonografi ile tiroit bezi ayrıntılı olarak incelenir. Hekim, gerektiğinde ek olarak sintigrafi ve biyopsi yapılmasını isteyebilir. Elde edilen verilerin ışığında kişiye guatr tanısı koyulur.

Tedavisi;

Guatr tedavisinde ilaç tedavisi, radyoaktif iyot tedavisi ve cerrahi tedavi olmak üzere 3 farklı yöntem vardır.
Hormon eksikliği olan hastalar tiroid hormonu ilaç olarak verilmektedir. Hormon fazlalığı olan hastalara hormon yapımını baskılayacak ilaçlar verilerek hormon düzeyi normale çekildikten sonra ameliyat veya radyoaktif iyot tedavisi yapılır.

Hormon seviyelerinin normal olduğu ve genelde nodüllerin görüldüğü durumlarda genellikle cerrahi tedavi uygulanır. Cerrahi tedavide tiroid bezinin bir bölümü veya tamamı çıkarılmaktadır. Ameliyatta tiroid bezi komşuluğundaki dokuların korunması önem taşımaktadır. Ayrıca ameliyat bölgesinde iz bırakmamak için özen göstermek gerekir.

  • Hangi durumlarda guatr hastalığının ameliyatla tedavi edilmesi önerilir?

Guatr olgularında hormon düzeylerinde bozukluk, solunum ve yutma problemleri, kanser şüphesi ve guatra bağlı estetik problem nedeniyle cerrahi tedavi önerilmektedir.

  • Guatr ameliyatının riskleri nelerdir?

Guatr ameliyatında en önemli riskler ses tellerini çalıştıran sinirlerin zedelenmesi ve tiroid bezi komşuluğunda bulunan paratiroid bezinin zarar görmesidir. Ses telini çalıştıran sinirin tek veya iki taraflı olarak zedelenmesi ses kısıklığı ve nefes darlığı ile sonuçlanabilirken, paratiroid bezinin zarar görmesi kalsiyum seviyesinin düşmesine enden olmaktadır. Kalsiyum gereksinimi karşılanmazsa metabolizma, kalp ve sinir sistemi ile ilgili ciddi problemleri ortaya çıkmaktadır.

Kimler risk altındadır?

  • Ailesinde guatr, tiroid nodül, tiroid kanseri ve tiroidit gibi tiroid hastalıkları olan kişiler
  • Daha önceden tiroid nodülü nedeniyle ameliyat geçirmiş kişiler
  • Sigara içenler
  • Menopoz dönemindeki kadınlar
  • Baş ve boyuna yönelik ışın tedavisi (radyoterapi) gören kişiler kontrol ve takiplerini düzenli olarak yaptırmalıdırlar

Guatr hastalığında kanser görülme olasılığı var mıdır?

Guatr hastalığında altta yatan kanser olup olmadığını net olarak belirlemek ancak ameliyatta çıkarılan dokunun incelenmesiyle mümkün olabilir. Tüm guatr hastaları göz önüne alındığında %15 civarında kanser görülme olasılığı söz konusudur.

Ne zaman doktora gitmeli?

Eğer tıraş olurken ya da aynaya bakarken boynunuzda şişlik fark ettiyseniz; bununla birlikte çarpıntı, sinirlilik, geçmeyen ishal, kabızlık, uykusuzluk veya aşırı uyku hali, ellerde titreme, kilo alma, yutmada ve nefes almada zorluk gibi belirtiler varsa en yakınınızdaki iç hastalıkları uzmanına müracaat etmelisiniz.

Paylaşın

Göğüs ağrısında ilkyardım nedir, nasıl yapılır?

Bireyin yaşam faaliyetinin tehlikeye düştüğü bir durumda, sağlık görevlilerinin olay yerine varıp, müdahalede bulunacağı zaman aralığında yaralı veya yaralıların hayatlarının kurtarılması veya durumlarının kötüye gitmesini önlemek amacıyla, olay yerindeki mevcut araç ve gereçlerle yapılan ilaçsız uygulamaların tümüne ilk yardım denir.

İlk yardımcı; İlk yardım tanımında belirtilen amaç doğrultusunda hasta veya yaralıya tıbbi araç gereç aranmaksızın mevcut araç gereçlerle, ilaçsız uygulamaları yapan eğitim almış kişi ya da kişilerdir.

Göğüs ağrısında ilkyardım nasıl olmalıdır?

  • Hastanın yaşamsal bulguları kontrol edilir (ABC)
  • Hasta hemen dinlenmeye alınır, sakinleştirilir
  • Yarı oturur pozisyon verilir
  • Kullandığı ilaçları varsa almasına yardım edilir
  • Yardım istenerek (112) sağlık kuruluşuna gitmesi sağlanır
  • Yol boyunca yaşam bulguları izlenir

Olası nedenleri;

Göğüste kuvvetli ağrı nedenleri arasında en sık kalp spazmı (angina pektoris) ve kalp krizi (miyokart enfarktüsü) görülür. Her ikisi de kalp kasının belli bir yerine gönderilen kanın azalması sonucu oluşur.

Belirtileri;

Kalp Spazmı (Angina Pektoris) belirtileri:

  • Sıkıntı veya nefes darlığı olur
  • Ağrı hissi; genellikle göğüs ortasında başlar, kollara, boyuna, sırta ve çeneye doğru ilerler
  • Sıklıkla fiziksel hareket, fiziksel zorlanma, heyecan, üzüntü ya da fazla yemek yeme sonucu ortaya çıkar
  • Kısa sürelidir, ağrı yaklaşık 5–10 dakika kadar sürer
  • Ağrı, istirahat ile durur, istirahat halindeyken görülmesi ciddi bir durumu gösterir
  • Nefes alıp vermekle ağrının şekli ve şiddeti değişmez

Kalp Krizi (Miyokart Enfarktüsü) belirtileri:

  • Hasta ciddi bir ölüm korkusu ve yoğun sıkıntı hisseder, terleme, mide bulantısı, kusma gibi bulgular görülür
  • Ağrı; göğüs ya da mide boşluğunun herhangi bir yerinde, sıklıkla kravat bölgesinde görülür, omuzlara, boyuna, çeneye ve sol kola yayılır
  • Süre ve yoğunluk olarak kalp spazmı (angina pektoris) ağrısına benzemekle birlikte daha şiddetli ve uzun sürelidir
  • En çok hazımsızlık, gaz sancısı veya kas ağrısı şeklinde belirti verir ve bu nedenle bu tür rahatsızlıklarla karıştırılır (Bu tür gaz ya da kas ağrıları, aksi ispat edilinceye kadar kalp krizi olarak düşünülmelidir)
  • Nefes alıp vermekle ağrının şekli ve şiddeti değişmez
Paylaşın