Kleptomani nedir? Nedenleri, Tedavisi

Kleptomani (çalma hastalığı), maddi veya mali bir şey elde etme veya kar etme arzusu yerine psikolojik bir zorunluluk durumudur. Kleptomani, hırsızlık dürtüsüne direnmede tekrarlayan bir başarısızlıktır. Çoğu kleptomani vakasında, kişi ihtiyaç duymadığı şeyleri çalar. 

Çalınan eşyalar genellikle çok az değerlidir veya hiç değeri yoktur ve ödemeye karar vermiş olsalardı, çoğu zaman eşyayı kolayca karşılayabilirlerdi. Kleptomanili insanlar hırsızlığa yol açan anksiyete, gerginlik ve uyarılma ile hırsızlık sırasında zevk ve rahatlama hissi ile güçlü hırsızlık dürtüsü hissederler. 

Birçok kleptomanik, hırsızlık eylemi bittikten sonra da suçlu veya pişmanlık hisseder, ancak daha sonra bu dürtüye karşı koyamaz. Kriminal hırsızlığın aksine, kleptomani hastaları, çaldıkları eşyalar nadiren kullanırlar. Muhtemelen onları saklar, atar veya arkadaşlarına ve ailelerine hediye verirler.

Nedenleri;

Kleptomaninin nedenleri konusunda çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Ünlü psikiyatr Sigmund Freud’a gore kleptomaninin kaynağı, bireyin içindeki bastırılmış cinsel çatışmalardır. Çalınan nesneler kişiye bir tür cinsel doyum sağlamaktadır. Her ne kadar biraz zorlamayla her tür nesneye cinsel bir anlam yüklenebilirse de bu kuramın kanıtlanması oldukça güçtür.

Bir başka görüşe göre ise kleptomani, toplumdan öç alma yoludur, yani simgesel düzeyde kişinin, kendi gücünü kanıtlama ya da çocuklukta yaşanan somut ve soyut yoksunlukları giderme yoludur. Ancak, bu kuramları destekleyecek kanıtlar elde edilse bile, tedavide fazla bir yardımı olmayabilmektedir.

Belirtileri;

Gerçek kleptomani, sürekli yinelenen ama her seferinde farklı, değersiz nesnelerin çalınması biçiminde kendini gösterir. Bu nedenle yalnız bir kez çalma girişiminde bulunan çocuk, ergen ya da yetişkin, ruhsal bakımdan uygun bile olsa kleptoman sayılmaz. Aynı biçimde, sürekli olarak aynı tip nesneler, sözgelimi kadın iç çamaşırı çalan birine de kleptoman denilemez; çalınan malın cinsi değişmemektedir.

Genellikle bir kleptomanın hırsızlık anında ne yaptığının farkında olmadığı sanılır ama bu görüş doğru değildir. Bazıları da yaptıklarına gerekçeler yaratırlar, sözgelimi çaldıkları malın aslında kendilerine verildiğini öne sürer ya da daha önceki gelişlerinde malın parasını ödemiş olduklarını söylerler. Ancak kleptomanın bunları kendini zor durumdan kurtarmak için uydurması söz konusu değildir, inanarak söyler. Başka bazı durumlarda da kleptoman, ne yaptığının farkındadır ama gerçekleştirdiği edimin ne tür sonuçlara yol açacağını bilmez.

Teşhisi;

Kişi olası kleptomani semptomları için tedavi görmeye karar verdiğinde, hem fiziksel hem de psikolojik bir değerlendirmeye tabi tutulur. Fiziksel değerlendirme, semptomları tetikleyen altta yatan herhangi bir tıbbi neden olup olmadığını belirlemek için gereklidir. Kleptomani belirti ve semptomlara dayanarak teşhis edilir. Hastalığın teşhisi Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından yayınlanan Ruhsal Bozuklukların Teşhis ve İstatistik El Kitabı’ndaki (DSM-5) kriterler kullanılarak konulur.

Bir tür dürtü kontrol bozukluğu olduğu için teşhisi kesin olarak belirlemek için hekim aşağıdaki yöntemlere başvurabilir:

  • Dürtüler hakkında ve bu dürtülerin hastayı nasıl hissettirdiğine dair sorular sormak
  • Kleptomani dürtülerini tetikleyip tetiklemediğini belirlemek için, belirli durumların listesini gözden geçirmek
  • Hastaya psikolojik anketler uygulamak veya öz değerlendirme formları doldurtmak

Tedavisi;

Kleptomani seyrek olarak görülen bir rahatsızlıktır. Bu yüzden genel bir tedavi yöntemi de yoktur. Hatta bazı hastalar, nedeni bilinemeyen bir şekilde tedavi olma konusunda oldukça isteksiz davranırlar. Tedavi yöntemleri içerisinde en çok kullanılanı “örtük duyarlılaştırma”dır. Bu yöntem kısa sürmesi nedeniyle çok fazla tercih edilir. Hastadan, hırsızlık anını baştan sona gözünün önüne getirmesi istenir. Daha sonra terapist yardımıyla olumsuz sonuçları hayal edilir (Örneğin, yakalanmak, mahkemeye çıkarılmak, gazetelere manşet olmak gibi).

Terapist, hastanın bu hırsızlık sonucunda aile ve arkadaşlarından alacağı tepkileri olabildiğince karamsar ve olumsuz bir tabloyla anlatır. Çalma eylemi sonucundaki sıkıntı ve stres ile hastanın koşullanması sağlanır. Bunun sonucunda hastada nefret uyanır ve bir daha hırsızlık yapmak istemez. Bu yöntem işe yaramazsa psikiyatri uzmanlarının önereceği başka yollar denenmelidir.

Risk faktörleri;

Kleptomani genellikle gençlik yıllarında veya genç erişkinlik döneminde başlar, ancak yetişkinlikte veya daha sonraki dönemde de başlayabilir. Teşhis konulmuş olan hastaların yaklaşık üçte ikisi kadındır.

  • Aile öyküsü: Kleptomanisi ya da obsesif kompulsif bozukluğu olan veya alkol ya da başka bir madde kullanım bozukluğu olan bir ebeveyn veya kardeş gibi birinci dereceden bir akrabaya sahip olmak, kleptomani riskini artırabilir
  • Başka bir psikolojik rahatsızlık varlığı: Kleptomanisi olan kişilerde genellikle bipolar bozukluk, anksiyete bozukluğu, yeme bozukluğu, madde kullanım bozukluğu veya kişilik bozukluğu gibi başka bir psikolojik bozukluk vardır

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Klamidya nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Chlamydia Trachomatis adlı bakterinin neden olduğu Klamidya, cinsel yolla bulaşan ve sık görülen bakteriyel bir enfeksiyon hastalığıdır. Kalıtsal bir hastalık olmayan Klamidya, gelişmiş ülkelerde cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar arasında en sık görülenidir.

Klamidya, uzman bir doktor tarafından tedavi edilmesi gereken ciddi bir rahatsızlıktır. Tedavi edilmediği zaman özellikle kadınlarda kısırlık gibi geri dönüşü olmayan sonuçlara yol açabilir. Klamidya; vajinal, oral ve anal seks ile bulaşır.

Bu hastalık hem erkekleri hem de kadınları etkilemekle birlikte çoğunlukla (%50 ila %70 oranında) asemptomatik seyreder. Diğer bir deyişle, kişi kendisinde klamidya enfeksiyonu olsa bile hiçbir şikâyet hissetmeyebilir ve bu enfeksiyonu istemeden partnerine bulaştırabilir. Klamidya, kadınlarda servisit, üretrit ve PIH (Pelvik İnflamatuvar Hastalık) gibi enfeksiyonlara neden olurken, erkeklerde üretrit, epididimit ve prostatit oluşturabilir.

Belirtileri;

Klamidya sessiz bir enfeksiyon olarak bilinir çünkü enfekte insanların bir çoğunda semptom görülmez veya herhangi bir muayene bulgusu yoktur. Klamidya enfeksiyonuna sahip bir insanla cinsel beraberlik sonrası enfeksiyonun ne kadar zamanda ortaya çıkacağı tam olarak bilinmese de, şikayetlerin ortaya çıkması haftalar sürebilir. Klamidya varlığı kültür ile kanıtlanan erkeklerin sadece %10’unda, kadınların ise %30’unda şikayet vardır.

Kadınlarda, bakteri öncelikle rahim ağzını enfekte eder (servisit) ve buna bağlı şikayetler ortaya çıkar (örn; mukopurulan akıntı, vajinal kanama). Bazen işeme kanalı enfekte olur (üretrit) ve bu durum idrar yaparken yanma, sık sık tuvalete gitme veya yapılan idrar tetkikinde lökosit görülmesine sebep olabilir.

Rahim ağzından başlayan enfeksiyon, bazen rahime ve üreme kanalı tüplerine yayılabilir; bunun sonucunda pelvik inflamatuar hastalık denilen ve kadınların infertil olmasına neden olabilecek bir durum ortaya çıkabilir. Pelvik inflamatuar hastalık şikayete neden olmayabileceği gibi şiddetli pelvik ağrı, genital muayenede hassasiyet gibi şikayetlere de neden olabilir.

Şikayetleri olan erkeklerde tipik olarak üretrit bulguları (penisten mukuslu veya sıvı kıvamında akıntı, idrar yaparken yanma) görülür. Enfekte olan erkeklerin az bir kısmında epididimit gelişebilir ve bu hastalarda tek taraflı yumurtalık ağrısı, yumurtalıkta hassasiyet ve şişlik görülür.

Klamidya bakterisi hem kadınlarda, hem de erkeklerde makat enfeksiyonuna da yol açabilir. Çoğu zaman makattaki Klamidya herhangi bir şikayete neden olmazken, nadiren proktatit şikayetlerine (makatta ağrı, makattan akıntı, makatta  kanama) neden olabilir. Klamdiya enfeksiyonlu kişilerin genital salgıları eğer göze bulaşırsa; göz enfeksiyonu (konjuktivit) gelişebilir. Klamidya enfeksiyonu enfekte bir kişiyle yapılan oral seks sonrası boğaza yerleşebilir, fakat genellikle herhangi bir şikayet oluşturmaz.

Tanısı;

Klamidya testi bir kişinin enfekte olup olmadığını kesin olarak öğrenmek için tek yoldur. Kadın hastada idrar örneği veya vajinal muayene ve  vajinal akıntı örneği ile testine göre tanı konur. Erkekler içinde, ya bir idrar örneği veya penisin ucunda ya da üretra ağzından alınmış sürüntü ile tanısal test yapılabilir. Birçok laboratuvar artık sadece bir idrar örneği almak yoluyla güvenli sonuca ulaşabilmektedir.

Klamidya testi nedir?

Klamidyaya sebep olan bakterinin araştırılmasına klamidya testi denir. Klamidya testi en sık sitolojik inceleme ve bakteriyel kültür ile yapılır. Klamidya teşhisi için yapılabilen diğer diğer testler antijen tayini, direkt floresan antikor (DFA), enzim immunoassay (EIA) ve nükleik antijen amplifikasyon testleri (NAAT) olabilir.

Tedavisi;

Enfeksiyon tanısı konduktan sonra klamidya tedavisi basit ve etkilidir. Tedavide kullanılan antibiyotik tabletler hasta tarafından düzgün ve doğru alınırsa %95 etkili olabilir kısa bir sürede şifa sağlanabilir. Eğer hasta bebek istiyorsa yani korunmuyorsa hamile olma olasılığına karşı doktorun haberdar olması önemlidir. Bunlara ek olarak hastanın son 6 ay içindeki cinsel partnerleri de sorgulanıp test edilmeli ve ihtiyaç durumunda tedaviye alınmalıdır.

Korunmak için ne yapabilirim?

  • Cinsel ilişkiden kaçının
  • İlişkilerde prezervatif kullanın
  • Partnerinize durumu bildirin, onun da tedavisi gerekebilir
  • Düzenli kontrollerinizde klamidya testi yaptırabilirsiniz
  • Gebeyseniz doktorunuza danışın

Komplikasyonları nelerdir?

Kadınlarda tedavi edilmeyen klamidya enfeksiyonu rahim ve fallop tüplerine yayılarak pelvik enflamatuar hastalığa (PID) neden olabilir. Üreme sistemine kalıcı hasar verebilen PID; pelvik ağrıya, kısırlığa ve ektopik (dış) gebeliğe yol açabilir. Birden fazla kez klamidya enfeksiyonu geçirmiş kadınlar, üreme komplikasyonları açısından daha yüksek risk altındadır.

Erkekler ise genellikle klamidyadan dolayı ciddi bir sağlık problemi yaşamazlar. Ender olarak klamidya erkeklerde epididimisi (sperm taşıyan tüp) enfekte edebilir. Bu durum ağrıya, ateşe ve nadiren kısırlığa neden olabilir. Hem erkekler hem de kadınlar klamidya enfeksiyonu nedeniyle reaktif artrit geliştirebilir. Reaktif artrit, vücuttaki bir enfeksiyona reaksiyon olarak ortaya çıkan bir artrit türüdür. Tedavi edilmeyen klamidya, HIV / AIDS’e yakalanma olasılığını da artırabilir.

Klamidya taşıyan annelerden doğan bebekler, göz enfeksiyonları ve zatürre geçirebilir. Çalışmalar gebelerde belirti gösteren ya da göstermeyen Klamidyal enfeksiyonların görülme sıklığının %2 ila %24 arasında olduğunu göstermektedir. Enfekte anneden doğan bebeklerde ise %22 ila %44 arasında ilk bir-iki hafta içerisinde konjonktivit, %11-20’sinde de zatürre gelişmektedir. Klamidya aynı zamanda, bebeğin erken doğmasına neden olabilir. Bu nedenle özellikle hamile anne adaylarının ilk doktor ziyaretleri sırasında, klamidya açısından test edilmeleri önemlidir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Kist Sebase nedir? Teşhisi, Tedavisi

Cilt kistleri veya yağ kistleri olarak bilinen Kist Sebase, içerisinde sebum denen sıvı veya yarı sıvı şeklinde bir madde içeren, etrafı zarla çevrili keseciklerdir. Hayatı tehdit eden bir hastalık olmayan bu tümörler, toplumda çok sık görülmektedir.

Vücudun herhangi bir yerinde oluşabilirler, ancak genellikle yüz, boyun ve gövde üzerinde bulunurlar. Deri kistleri genellikle görünümleri dışında herhangi bir soruna neden olmaz. Herhangi bir komplikasyon olmadıkça ağrısız kitlelerdir.

Nedenleri;

Sebase kistler yağ bezinizden oluşur. Yağ bezi, saçı ve cildi kaplayan yağı yani sebumu üretir. Bezi veya kanalı (yağın çıkabileceği yer) hasar görmesi veya tıkanması durumunda kistler gelişebilir. Bu genellikle bölgede oluşan bir travma nedeniyle oluşur. Travma bir çizik, cerrahi bir yara veya sivilce gibi bir cilt rahatsızlığı olabilir. Epidermis, cildin üst tabakasıdır ve epidermisin en dış tabakası, cilt hücrelerinin nihayetinde çöktüğü yerdir. Epidermisin altında dermis tabakası bulunur.

Deri kistlerinin neden oluştuğu anlaşılmamıştır fakat bazı durumlarda, genetik bir bağlantı vardır. Örneğin Gardner sendromu, cilt kistleri ve diğer büyüme tipleri ile bağlantılı genetik bir hastalıktır. Baştaki tüylerle bağlantılı Pilar kistleri kalıtsal bir eğilime sahip olabilir. Deri kistleri bazen üst tabaka hücrelerinin alt tabakaya implante edilmesine neden olan hasar nedeniyle oluşabilir. Sebase kistler yavaş büyür, bu nedenle travma, kisti fark etmeden haftalar veya aylar önce olmuş olabilir. Sebase kistin diğer nedenleri arasında şunlar olabilir:

  • Şekilsiz veya deforme olmuş kanal
  • Ameliyat sırasında hücrelere zarar
  • Gardner sendromu veya bazal hücreli nevüs sendromu gibi genetik durumlar

Belirtileri;

  • Dokunulunca yumuşak kıvamlıdır. Yağ bezesine göre nisbeten hafif sertir
  • Dokunulduğunda hafifçe hareketlidir
  • Cilt altında, yuvarlak, küre ya da misket şeklindedir
  • Tek bir tane olabileceği gibi tüm vücutta ya da bir bölgede çok sayıda olabilir.
  • Ciltte kızarıklık, ödem enfeksiyon eklendiğinde görülür

Yağ kistlerinin en sık bulunduğu yerler;

  • Saçlı deri
  • Yüz bölgesi
  • Sırt
  • Boyun

Teşhisi;

Doktorlar genellikle basit bir fizik muayeneden sonra yağ kisti tanısı koyarlar. Kist olağandışı ise, doktorlar olası kanserleri dışlamak için ek testler isteyebilir. Kistin cerrahi olarak çıkarılması isteniyorsa bu testlere de ihtiyaç görülebilir.

Tedavisi;

Tedavi cerrahidir. Lokal anestezi altında kist üzerine eliptik bir kesi yapılır ve kist kapsülü ile birlikte çıkarılır. Bunların cerrahiye en çok başvurma nedeni kozmetiktir. Çünkü kistlerin çoğu sağlık için zararlı değildir. Görünen yerlerde olan, eklem yerlerinde olup hareket kısıtlılığı yapan, enfekte olmuş kistler total olarak çıkarılmalıdır.

Cerrahi olarak alınmayan kistlerin gittikçe büyüyeceği veya herhangi bir dönemde enfekte olarak ağrılı, apseli bir kitleye dönüşeceği unutulmamalıdır. Ancak yara izine neden olabileceğinden bazı hastalar cerrahiyi istemezler. Fakat enfekte olan kistlere yapılan cerrahi müdahalelerde daha kötü bir iz kalacağı unutulmamalıdır.

Kist sebase de amaç komplike hale gelmeden kistin lokal anestezi altında basit bir eliptik kesi ile çıkarılmasıdır. Bu sırada kist, kapsülü ile birlikte çıkarılır. Kapsül yerinde bırakılırsa nüks kaçınılmazdır. Kitle çıkarıldıktan sonra patolojiye gönderilir. Kesin tanı patoloji ile konur.

Kist alındıktan sonra yara gizli dikişle kapatılıp, üzerine strip denen özel yapıştırıcılar konur. Böylece cilt izinin minimum olması için uğraşılır. Bu arada hastaya 5 gün süre ile koruyucu antibiyotik ve ağrı kesici verilir.

Sebase kistler kanserleşmezler. Ancak kozmetik açıdan göze hoş gelmezler. Kist zamanında tedavi edilmezse çok büyük hacimlere ulaşabilir. Başta bazen patates tarlası gibi yumrular oluşabilir. Bunların enfekte olmasıyla hasta sıkıntılı bir dönem geçirebilir.

Kist kapsülü ile birlikte çıkarılırsa nük etmez. Fakat enfekte olmuş veya hasta tarafından sıkılarak kapsülü yırtılmış, bütünlüğü bozulmuş kistlerde kapsül çıkarılamayabilir. Bunlarda nüks kaçınılmazdır.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Kist Hidatik nedir? Teşhisi, Tedavisi

Ekinokok (echinococcus) ailesinden tenyalı parazitlerin neden olduğu enfeksiyonlardan biri olan Kist Hidatik hastalığı, vücudun herhangi bir yerinde ortaya çıkabilir. Türkiye dahil pek çok ülkede halen yaygındır.

Kist hidatik esas olarak köpek, kurt, tilki gibi etobur vahşi hayvanların hastalığıdır. İnsanlar ise ara konak olarak bu hastalığı geçiren hayvanların dışkılarından ortama yayılan yumurtalar ile temas sonucu hastalığa yakalanırlar.

Kist nasıl bulaşır?

Kist hastalığı parazit yumurtalarının bulaştığı gıdaların tüketilmesi veya hayvancılıkla uğraşan kişilerde kist ihtiva eden materyale direk temas ile de bulaşabilir. İnsandan insana bulaş olmaz.

Kist hastalığı hangi organları etkiler?

Kist hastalığı çoğunlukla karaciğeri etkiler. Bunun dışında akciğer, dalak, beyin, karın içi boşluklarda da görülebilir. Kistler büyüyerek etraf dokuya bası yapar ve çeşitli şikayetler oluştururlar.

Nasıl tanı konur?

Genellikle başka nedenlerle yapılan görüntüleme yöntemlerinde ortaya çıkarlar. Görüntülemede tipik kist görünümü olabileceği gibi basit kist benzeri görünüm de olabilir. Eğer kist hidatik açısından şüphelenilirse kan testi ile kist hidatik tanısı doğrulanır.

Kistler patlar mı?

Kendiliğinden patlama çok nadirdir , genellikle darbeye bağlı olarak yırtılma olmaktadır. Büyük kistler safra yollarına açılabilirler. Bu durumda ateş, sarılık, karın ağrısı ve karaciğer enzimlerinde yükselme meydana gelir. Ayrıca kist içeriği alerjendir. Yoğun miktarda kist içeriğine maruziyet ciddi allerjik reaksiyonlara ve hayati tehlikeye yol açabilir. Bunun haricinde kist içeriğinin karın boşluğuna dağılması durumunda yaygın hastalık meydana gelir. Bu durumda tedavi güçleşir.

Hastalığın tedavisi nedir?

Hastalığın esas tedavisi kist bütünlüğü bozulmadan vücuttan uzaklaştırılmasıdır. Bu cerrahi olarak sağlanabileceği gibi erken dönem kistlerde ultrason eşliğinde kist içeriğinin boşaltılıp kavitenin alkol ile yıkanması ile de sağlanabilir. İleri evre kistlerde ise ilaç tedavisi ilaç kist içeriğindeki parazitlerin öldürülmesi sağlanabilir. Karaciğer dışında yerlerşen kistlerin tedavisi tamamen farklıdır.

Can Sağlık Grubu’na bağlı İzmir Özel Can Hastanesi ve Salihli Özel Can Hastanesi’nde iyi huylu prostat büyümesi tanı ve tedavileri genel cerrahi, radyoloji ve enfeksiyon hastalıkları uzmanlarından oluşan alanında çok ciddi bilimsel bilgi, beceri yanısıra deneyime de sahip uzman hekimlerce değerlendirilmekte ve en doğru tedavi yaklaşımları uygulanmaktadır. Lütfen bilgi ve randevu alınız.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Kifoz nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Kifoz; aslında doğamızda var olan doğal kamburluğun ilerlemiş halidir. Hepimiz biliriz ki sırtımız biraz kambur; belimiz de biraz çukurdur. Sırtta görülen kamburluk belli bir dereceye kadar doğal kabul edilir. Sırt bölgesi veya sırt bel bileşkesinde görülen bu kamburluk düzeyi 50 derecenin üzerine çıkarsa kifozdan bahsedilebilir.

Kifozu tam olarak anlayabilmek için omurganın şekli hakkında bilgi sahibi olmak yararlı olacaktır. Omurga üç bölümden oluşur. Yandan bakıldığında, bu bölümler üç doğal eğri oluşturacak şekilde sıralanmıştır. Boyun (servikal omurga) ve alt sırtın (lomber omurga) “c şeklindeki” eğrilerine lordoz denir. Göğsün (torasik omurga) “ters c şeklindeki” eğrisine kifoz denir.

Nedenleri;

  • Dokuların dışarıdan gelen uyarılarla normal fonksiyonlarını yapamayacak duruma gelmesi
  • Osteoporoz
  • Kaza ya da herhangi bir darbeyle meydana gelen omurgada oluşan kırıklar
  • Omurgada oluşabilecek iltihaplar
  • Verem hastalığı olarak bilinen tüberküloz
  • Duruş bozukluğu
  • Yetersiz beslenme ve vitamin eksikliği

Belirtileri;

Bebekler ve çocuklarda Kifoz belirtileri;

Hayat standartlarını düşüren omurga hastalıklarından olan kifoz, nadir olarak anne karnındaki gelişim esnasında da ortaya çıkabilir. Bebeğin 3. aydan itibaren omurgalarının gelişmesi esnasında oluşabilecek anormallikler kifoz başlangıcına sebep olabilir. Bebeğin kifoz hastası olup olmadığı, ailenin dikkatiyle ortaya çıkarılabilir. Erken teşhis ile büyük ölçüde önlenebilen bu hastalık; bebek 1 yaşını doldurduktan sonra kifoz ameliyatı ile kontrol altına alınabilir. Bebekte kifoz belirtileri ise şu şekildedir;

  • Kol ve bacaklarda anormallik
  • Orantısız gövde
  • Kol, bacak ve omuzların birbirine eşit olmaması
  • Denge kaybı
  • Öne eğildiği zamanlarda görülen kamburluk

Bu belirtilerden bir ya da bir kaçı görülüyorsa bebeği hemen doktora götürmeli gerekli tetkikleri yaptırmalısınız.

Yetişkinlerde Kifoz belirtileri;

Kifozun en net belirtisi öne doğru eğikliktir. Ancak bunun dışında da bazı belirtiler göstererek Kifoza dair ipuçları verir. Bunlar;

  • Hafif ya da şiddetli sırt ağrısı
  • Boy uzunluğunun kemiklerin eğilmesi sonucunda azalıyor gibi görünmesi
  • Dik durmakta güçlük yaşamak ve ilerleyen zamanlarda zorluk derecesinin artması
  • Kaslarda yorgunluk hissetmek
  • Omurgada aşırı duyarlılık

Bunlar başka hastalıkların da belirtisi olabileceği gibi sadece duruş bozukluğundan kaynaklanan sebepler de olabilir. Erken teşhis ile hastalığın derecesinin ilerlememesi için korse ile tedavi başlayabilir, egzersiz programı düzenlenerek şikayetlerin azalması sağlanabilir.

Teşhisi;

Doktor Muayenesi; Okulda skolyoz taraması yapılıncaya kadar hafif kifoz genellikle fark edilmez. Hastanın sırtındaki değişiklikler fark edilecek kadar belirginse, bu genellikle hem ebeveynler hem de çocuk için oldukça rahatsız edicidir. Çocuğun sırtının kozmetik görünümüyle ilgili endişeler, genellikle aileyi tıbbi yardım aramaya iten şeydir.

Fiziksel Muayene; Doktor tıbbi öykü alır ve bireyin genel sağlığı ve semptomları hakkında sorular sorarak başlar. Daha sonra, herhangi bir hassasiyet alanı olup olmadığını belirlemek için omurgaya bastırarak sırtı inceler. Daha şiddetli kifoz vakalarında, sırtın üst kısmının yuvarlatılması veya bir kambur açıkça görülebilir. Ancak daha hafif vakalarda durumun teşhis edilmesi daha zor olabilir.

Muayene sırasında, doktor hastanın her iki ayağı bitişik, dizleri düz ve kolları serbest şekilde öne doğru eğilmesini ister. “Adem’in öne eğilme testi” olarak adlandırılan bu test, doktorun omurganın eğimini daha iyi görmesini ve herhangi bir omurga deformitesini gözlemlemesini sağlar.

Doktorunuz ayrıca hastadan eğriyi düzeltip düzeltmediğini görmek için uzanmasını isteyebilir. Bu durum, eğrinin esnek olduğunun ve postural kifozun temsilcisi olabileceğinin bir işaretidir.

Testler;

  • Röntgen: Doktor gerekli gördüğü takdirde, omurlarda değişiklik veya başka herhangi bir kemik anormalliği olup olmadığını belirlemek için farklı açılardan röntgen isteyebilir. X ışınları ayrıca kifotik eğrinin derecesini ölçmeye yardımcı olacaktır. 50 dereceden daha büyük bir eğri anormal kabul edilir
  • Pulmoner fonksiyon testleri: Kifoz çok şiddetliyse, doktor solunum fonksiyon testleri isteyebilir. Bu testler, göğüs boşluğunun azalması nedeniyle hastanın nefes almasının kısıtlanıp kısıtlanmadığını belirlemeye yardımcı olacaktır
  • Diğer testler: Doğuştan kifozlu hastalarda, ilerleyen kamburluk, vücudun alt kısmında ağrı, karıncalanma, uyuşma veya güçsüzlük dahil olmak üzere omurilik sıkışması semptomlarına yol açabilir. Hasta bu semptomlardan herhangi birini yaşıyorsa, doktor nörolojik testler veya manyetik rezonans görüntüleme (MRI) taraması isteyebilir

Tedavisi;

Kamburluk tanısı konulduktan sonra derecesine göre tedavi planı belirlenir. Kamburluk ameliyatsız tedavi yöntemleriyle kontrol altına alınarak düzeltilebilecek durumdaysa; egzersiz, duruş öğretme, kas güçlendirme, karın ve sırt kaslarının güçlendirilmesi, mekik, ters mekik ve şınav hareketlerinin yapılması, bunların gün içerisinde tekrarlanması gibi fizik tedavi uygulamalarının devreye girdiği bir düzenlemeyle hastalık takibe alınır. Ama bütün bu egzersiz ve fizik tedavi hareketleri uygulandığı halde istenilen sonuca ulaşılamıyor ve eğriliğin derecesinde artış devam ediyorsa korse tedavisine başlanır.

Korse tedavisi, önemli, zor ve dikkat gerektiren bir tedavidir. Kamburluğun yeri ve derecesine uygun korse, korse teknisyeni ve omurga cerrahının ortak çalışmasıyla belirlenerek kişiye özel tasarlanır. Bu korselerin kamburluğun derecesine göre, iskelet büyümesi tamamlanana kadar 10-20 saat aralıksız takılması gerekebilir. Kişiye özel ve uygun koşullarda kullanılan bir korse hastalığı ameliyata gerek olmadan düzeltebilir. Ancak korseye rağmen düzelmeyen bir kamburluk söz konusuysa cerrahi müdahale gerekir.

Ülkemizde ne yazık ki kifoz, duruş bozukluğudur geçer gibi yanlış bir algıyla değerlendirildiği için hastalar genellikle 16-17 yaş civarında kamburluk gözle görülür hale geldiğinde doktora gitmeye ihtiyaç duyarlar. Dolayısıyla ameliyat bu tür hastalıklarda 16-18 yaş döneminde olur. Dileğimiz ameliyata gerek olmayan bir dönemde kifozu yakalayabilirsek ameliyat dışı tedavi yöntemleriyle gerekli tedaviyi yapmaktır. Günümüzde gelişen anestezi teknikleri ve yoğun bakım üniteleriyle, ameliyatlardaki komplikasyon riski %2’lerin altına düşmüştür. Ameliyat sonrası hareketlilik, kamburluğun derecesi ve bulunduğu bölgeye göre değişir.

Omurganın vida yerleştirilen bölümünde hareket iptal edilmiş olduğu için kifoz ameliyatı ne kadar erken dönemde yapılırsa hareket serbestliği de o kadar sağlanmış olur. Mümkün olan en kısa mesafeyi içerecek şekilde ameliyat yapılarak hastanın hareket alanı kısıtlanmamaya çalışılır. Ameliyattan bir gün sonra hasta kaldırılarak yürütülür ve gün geçtikçe hareketi artırılır. Kullanılan vidalar çok kuvvetli olduğu için çok nadir vakalar hariç korse kullanılmaz. Hasta, yüzme, bisiklet gibi sportif faaliyetlere 4-6 ay içerisinde başlayabilir.

Belinizi güçlendirmek için Kifoz egzersizleri yapmalısınız!

Kamburluk bel kaslarının zayıflamasıyla ortaya çıkar. Bel kasları güçlü olan ve çoğunlukla ağırlık çalışan kişilerde görülmez. Kamburluk oluşmuşsa belinizi güçlendirecek, duruşunuzu değiştirecek birtakım egzersizler yaparak sorunu çözebilirsiniz. Ters mekik çekebilir, yüzebilir, düzenli olarak fitness çalışmaları yapabilirsiniz. Yapabileceğiniz bazı Kifoz egzersizleri şu şekildedir;

  • Kambur olan insanların genelde vücutlarının ön kısmındaki kaslar aşırı gergin olurken, vücudun arkasındaki kaslar güçsüz kalabiliyor. Bazı hareketlerle ön kısımdaki kaslar esnetilirken arkada bulunan kaslar güçlendirilebilir. İlk etapta; derin nefes alıp esner gibi kolları arkaya uzatıp, kendinizi geriye yaslayabilirsiniz. Bu hareketi kolları ensede birleştirerek ya da belinizde birleştirerek de uygulayabilirsiniz. Bu 1 dakika içerisinde 3 defa tekrarlanabilir
  • Omuzun arkasındaki ve sırttaki kasları güçlendirebilmek için yapılacak bazı hareketler vardır. Bu hareketler vücudun ön kısmındaki kaslarında da esnemesini sağlar. Öncelikle yüz üstü uzanarak ayak parmaklarınızı dik bir şekilde yere koymalısınız. Bu sayede omurganın alt tarafını sabitlemiş olursunuz. Sonrasında ise büyük bir çubuk alarak iki elinizle kaldırıp arkaya doğru iterek, omuzları olması gereken şekle getirebilirsiniz
  • Bu hastalığın belirtilerinin kaybolması için göğüs kaslarının esnemesi de önemlidir. Bunu sağlayabileceğiniz kolay bir egzersizde mevcuttur. Elinizi ve dirseğinizi duvara yaslayarak vücudunuzu başınızla birlikte kolun ters yönüne doğru çevirerek vücudunuzu esnetebilirsiniz. Aynı hareketi diğer kolunuzla da yaparak eşit seviyede esnemeye erişebilirsiniz. 1 dakika içinde 4 kez yapabileceğiniz bu egzersiz omurların da rahatlamasını sağlayacaktır
  • Karın kaslarının gergin olması vücudu öne çeken etkenlerden biridir. Bunun için karın kaslarınızı esnetebilir doğru duruşa bir adım daha yaklaşabilirsiniz. Yüz üstü uzanarak ayak parmaklarınızı yine yere paralel olacak şekilde koymalısınız, ardından ellerinizi yere koyup, derin nefes almayı ihmal etmeden belinizin üst kısmını yukarı iterek hareketi tamamlamalısınız

Kifoz egzersizi de yine doktor tavsiyesi üzerine yapılmalıdır. Yanlış yapılacak egzersizler düzelmenizi sağlamayacağı gibi, durumunuzun daha kötü olmasına sebep olabilir. Doktorun belirleyeceği programla sizin için belirlenecek en doğru egzersizi yaparken; aynı zamanda hayatınızda bazı detaylara da dikkat etmelisiniz.

Kamburluğun bir diğer sebebi olan duruş bozukluğunu günlük yaşantınızda en aza indirerek, kamburun ilerlemesini engelleyebilirsiniz. Bunun için gün içerisinde çok fazla eğilmemeye, dik oturmaya dikkat etmelisiniz. Bilgisayar kullanırken ekranı göz hizanıza göre ayarlayabilir, sandalyede kendinizi kasmadan dik oturabilirsiniz. Oturup kalkarken de ani hareketlerden kaçınarak omurgalarınızı ve belinizi olası bir zarar görmesine karşı koruyabilirsiniz.

Çocuklarımızı kifozdan korumak mümkün mü?

Çocuklarımızın sırtına yüklediğimiz yükler kifozun direkt nedeni değildir; ancak kifoz oluşumu ve gelişimini hızlandırır unutmayın! Bunun için;

  • Çocuğunuzun kendi ağırlığının %8-10’unu (4-6 kg) geçmeyen sırt çantaları kullanmasına dikkat edin
  • Çantasını sırtının orta kısmında taşımasını sağlayın
  • Çanta askılarını sırt bölgesinin aşağısına inmeyecek şekilde ayarlayın
  • Çantaları tek omzunda değil; çift omzunda, desteğini sırtının ortasına gelecek şekilde takması konusunda uyarın
  • Dik durmasını sağlamak için evdeki çalışma ortamını düzenleyin. Yaş ve gelişimine uygun bir çalışma masası ve sırt desteği olan sandalye seçin
  • Masa başında çalıştığı sürede doğru pozisyonda oturduğundan emin olun
  • Ders çalıştığı süre boyunca 30-45 dakikada bir mola vererek esneme, gerinme gibi egzersizler yapmasını sağlayın
Paylaşın

Kızamık nedir? Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Solunum sisteminde başlayan viral bir enfeksiyon olan kızamık veya rubeola, paramiksovirüs ailesinden bir virüs bulaşması neden olur. Kızamık virüsü önce solunum yolunu enfekte eder. Bununla birlikte, sonunda kan dolaşımı yoluyla vücudun diğer bölgelerine yayılır.

Kızamık oldukça bulaşıcıdır ve sadece insanlarda görülür. Bu, enfeksiyonun kişiden kişiye çok kolay yayılabileceği anlamına gelir. Güvenli ve etkili bir aşı olmasına rağmen kızamık, dünya çapında hala önemli bir ölüm nedeni olmaya devam etmektedir.

Kızamık nasıl bulaşır?

Kızamık, solunum sisteminin viral bir enfeksiyondur ve çok bulaşıcı bir hastalıktır. Kızamık, enfekte olmuş mukus ve tükürük ile temas yoluyla yayılabilen çok bulaşıcı bir hastalıktır. Kızamık virüsü ile enfekte bir kişi, öksürdüğü veya hapşırdığı sırada enfeksiyonu havaya bırakabilir. Birkaç saat boyunca yüzeylerde yaşayabilen kızamık virüsü yakın çevredeki herkesi etkileyebilir. Kızamık çok bulaşıcı bir hastalıktır. Çok bulaşışı bir hastalık olan kızamık, aynı oda içinde bulunan ve aşı olmayan 10 kişiden 9’una bulaşabilir. Kızamık olan bir kişi virüsü yaklaşık bir hafta boyunca başkalarına bulaştırabilir.

Kızamık ciddi bir hastalık mıdır?

Kızamık çocuk sağlığı açısından önemli bir hastalıktır. Özellikle 1 yaşın altındaki çocuklarda ciddi hatta ölümcül olabilmektedir. Aşılama ile birlikte kızamık kaynaklı ölüm oranları dünya çapında azalmış olsa da hastalık halen 5 yaşın altında yılda 100 bin çocuğun ölümüne neden olmaktadır. Gelişmiş Avrupa Birliği Ülkelerinde bile geçen yıl toplam 12 bin kızamık vakası tespit edilmiştir ve bunlardan 33 vaka hayatını kaybetmiştir.

Kızamığın neden olduğu yaygın rahatsızlıklar;

  • İshal ve kusma
  • Kulak ağrısı ve orta kulak enfeksiyonu (otitis media)
  • Göz enfeksiyonu (konjonktivit) veya gözlerde kızarıklık
  • Larenjit
  • Zatürre, bronşit, krup gibi solunum yolları ve akciğer enfeksiyonları
  • Ateşli nöbetler

Ancak kızamık bazı hastalarda ve ilerleyen evrelerde çok daha ciddi hatta ölümcül sorunlara yol açabilir.

  • Beyni ve omuriliği çevreleyen zarlarda enfeksiyon(menenjit) yaşanabilir. Nadir olmakla birlikte beyin inflamasyonu olarak bilinen subakut sklerozan panensefalit (SSPE). Sağırlığa ve beyinde kalıcı hasarlara neden olabilen bu rahatsızlık kızamıktan birkaç yıl sonra bile ortaya çıkabilir.
  • Karaciğer enfeksiyonu (hepatit)
  • Virüs gözün sinir kaslarını etkilediği durumlarda şaşılık, göz bozuklukları veya görme kaybı.
  • Kalp ve sinir sistemi problemleri

Belirtileri;

 

  • 1-3. günler arası: Hafif veya yüksek ateş, kuru öksürük, burun akıntısı, gözlerde kızarıklık. Üst azı dişlerinin yanındaki dişetlerinde ve yanak içinde beliren, küçük beyaz noktalar (Koplik lekeleri) kızamık için tanı koydurucudur
  • 4-8. günler arası: Yüksek ateş (39o -40oC), karakteristik döküntü. Döküntü, kulak arkasından başlayarak yüze, oradan gövdeye ve daha sonra da kol ve bacaklara yayılır. Bir süre sonra aynı sırayı izleyerek solar ve yerinde geçici bir renk değişikliği bırakabilir
  • Göz konjunktivası iltihabı (konjunktivit) görülebilir. Gözler ışığa karşı hassaslaşır

Teşhisi;

Kızamık tanısı genellikle doktor muayenesi ile konulabilmektedir. Kızamık hastalığının karakteristik deri döküntüsü ve ağız içinde çıkan lekelerden (koplik lekeleri) teşhis edilebilir. Belirtilerin farklı hastalıklarla karıştırılma olasılığına karşı kan testi ile kızamık teşhisi netleştirilebilir.

Tedavisi;

Yerleşik kızamık enfeksiyonu için spesifik bir tedavi yoktur. Bununla birlikte, virüse maruz kalmış kişileri korumak için bazı önlemler alınabilir.

  • Bebekler dahil, aşılanmamış insanlar virüs bulaşmasından 72 saat sonra kızamık aşısı yapılabilir
  • Hamile kadınlar, bebekler ve hastalığa maruz kalmış bağışıklık sistemi zayıf kişilerde bağışıklık serum globülini adı verilen bir protein enjeksiyonu kullanılabilir. Virüse maruz kaldıktan sonraki altı gün içinde verildiğinde, bu antikorlar kızamık oluşumunu önleyebilir veya şikayetleri azaltabilir
  • Siz veya çocuğunuz da kızamığa eşlik eden ateşi hafifletmek için asetaminofen, ibuprofen veya naproksen gibi reçetesiz satılan ilaçlar kullanabilirsiniz. Kızamık semptomları olan çocuklara veya gençlere aspirin asla vermeyin. Aspirin 3 yaşından büyük çocuklarda kullanım için onaylanmış olsa da; suçiçeği veya grip benzeri semptomlardan kurtulan çocuklar ve gençler asla aspirin almamalıdır. Bu gibi durumlarda aspirin kullanılması reye sendromu gibi çok daha ciddi sorunlara yol açabilmektedir
  • Sizde veya çocuğunuzda kızamık varken pnömoni veya kulak enfeksiyonu gibi bir bakteriyel enfeksiyon gelişirse, doktorunuz antibiyotik ilaç reçete edebilir
  • Düşük A vitamini seviyesine sahip çocukların daha şiddetli kızamık geçirme olasılığı yüksektir. A vitamini vermek kızamığın şiddetini azaltabilir. Genellikle bir yıldan büyük çocuklar için 200.000 uluslararası birim (IU) büyük bir doz olarak verilir
  • Çocuğunuzun süreç boyunca bol su tüketmesine özen gösterin
  • Öksürük veya boğaz ağrısı için hava yollarını rahatlatacak nemlendiriciler kullanılabilir

Kızamık aşısı ne zaman yapılmalıdır?

Çocuklara rutin olarak 2 doz kızamık aşısı yapılmaktadır. İlk doz kızamık aşısı çocuk 1 yaşına geldiğinde yapılmalıdır. İkinci doz kızamık aşısı 4-6 yaş aralığında yapılmalıdır. İkinci doz aşının daha erken yapılması tavsiye edilmemektedir. Ancak, 4 yaşından küçük çocuk kızamık salgınının olduğu bir bölgeye gitmek zorundaysa ikinci doz aşı önerilebilir. Bağışıklığı olmayan daha büyük çocuklar ve gençler de iki doz kızamık aşısı yaptırmalıdır. Daha önce aşılanıp aşılanmadığından emin olmayan kişilerin kızamık aşısı olmasının bir zararı bulunmamaktadır.

Kızamık aşısı ne zaman yapılmalıdır?

Çocuklara rutin olarak 2 doz kızamık aşısı yapılmaktadır. İlk doz kızamık aşısı çocuk 1 yaşına geldiğinde yapılmalıdır. İkinci doz kızamık aşısı 4-6 yaş aralığında yapılmalıdır. İkinci doz aşının daha erken yapılması tavsiye edilmemektedir. Ancak, 4 yaşından küçük çocuk kızamık salgınının olduğu bir bölgeye gitmek zorundaysa ikinci doz aşı önerilebilir. Bağışıklığı olmayan daha büyük çocuklar ve gençler de iki doz kızamık aşısı yaptırmalıdır. Daha önce aşılanıp aşılanmadığından emin olmayan kişilerin kızamık aşısı olmasının bir zararı bulunmamaktadır.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

 

Paylaşın

Kernicterus nedir? Belirtileri, Tedavisi

Sarılık, bebeğin kanında bilirubin adı verilen bir kimyasal biriktiğinde ortaya çıkar. Hamilelik sırasında, annenin karaciğeri bebek için bilirubini uzaklaştırır, ancak doğumdan sonra bebeğin karaciğeri bilirubini atmalıdır.

Bazı bebeklerde karaciğer, bilirubinden kurtulacak kadar gelişmemiş olabilir. Yeni doğan bebeğin vücudunda çok fazla bilirubin biriktiğinde, cildi ve gözlerin beyazları sarı görünebilir. Bu sarı renge sarılık denir.

Şiddetli sarılık çok uzun süre tedavi edilmediğinde kernikterus denen bir duruma neden olabilir. Kernikterus, bir bebeğin kanındaki yüksek bilirubin seviyesinden kaynaklanabilen bir tür beyin hasarıdır. Sarılığın erken tespiti ve tedavisi kernikterusu önleyebilir.

Bilirubin, kırmızı kan hücrelerinin doğal tahribatı sonucu oluşan bir maddedir ve fazlalığı safra üretiminde karaciğer tarafından elimine edilir.

Belirtileri;
  • Tiz ağlama
  • İştah azalması ve normalden daha az beslenme
  • Teselli edilemez ağlama
  • Disket veya gevşek gövde
  • Eksik refleksler
  • Baş ve topukların kemeri, bir yay gibi
  • Kontrol edilemeyen hareketler
  • Kusma
  • Olağandışı göz hareketleri
  • Ateş
  • Nöbetler

Nedenleri;

Kernicterus, tedavi edilmeyen ciddi sarılıktan kaynaklanır. Sarılık yeni doğan bebeklerde yaygın bir sorundur. Çünkü yeni doğan bebeğin karaciğeri bilirubini yeterince hızlı işleyemez. Sonuç olarak Bilirubin bebeğin kan dolaşımında birikir.

Vücutta iki tür bilirubin vardır:

  • Konjuge olmayan bilirubin: Bu tür bilirubin kan dolaşımınızdan karaciğerinize gider. Suda çözünmez, yani suda çözünmez, böylece vücudunuzun dokularında birikebilir
  • Konjuge bilirubin: Bu, karaciğerinizdeki konjuge olmayan bilirubinden dönüştürülür. Konjuge bilirubin suda çözünür, bu nedenle bağırsaklarınız yoluyla vücudunuzdan çıkarılabilir

Konjuge olmayan bilirubin karaciğerde dönüştürülmezse, bebeğin vücudunda birikebilir. Konjuge olmayan bilirubin seviyesi çok yükseldiğinde, kandan ve beyin dokusuna hareket edebilir. Konjuge olmayan bilirubin, bir şey birikmesine neden olursa kernikterusa yol açabilir. Konjuge bilirubin kandan beyne geçmez ve genellikle vücudunuzdan çıkarılabilir. Bu nedenle, konjuge bilirubin kernikterusa yol açmaz.

Teşhisi;

Bilirubin seviyelerini kontrol etmek için kullanılabilecek ışık ölçer bir testir. Bir doktor veya hemşire, ışık ölçeri bebeğinizin kafasına yerleştirerek bebeğinizin bilirubin seviyelerini kontrol edecektir. Işık ölçer bebeğinizin cildinde ne kadar bilirubin olduğunu söyler.

Bilirubini doğru bir şekilde ölçmenin en iyi yolu, bebeğin topuğundan alınan küçük bir kan örneğidir. Bilirubin seviyeleri genellikle bebek 3 ila 5 günlükken en yüksektir. Bebekler en azından yaşamın ilk 48 saatinde 8-12 saatte bir ve yine 5 günden önce sarılık açısından kontrol edilmelidir.

Tedavisi;

Yüksek bilirubin seviyesine sahip bebekler genellikle fototerapi veya ışık tedavisi ile tedavi edilir. Bu tedavi sırasında bebeğin çıplak vücudu özel bir ışığa maruz kalır. Işık bebeğin vücudunun konjuge olmayan bilirubini parçalama oranını arttırır. Bu tedavi hastanede veya evde yapılabilir. Bazı durumlarda bebeğin süt alımının da artırılması gerekebilir. Bebeğe uygulanan tedaviler gerekli cevabı vermediği durumlarda, bebeğin bilirubin seviyeleri hala çok yüksekse, doktor kan değişimi yapabilir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

 

Paylaşın

Kemik Kanseri nedir? Belirtileri, Tedavisi

Kemik Kanseri, kemikte bir tümörün veya anormal bir doku kütlesi oluşması durumudur. Nadiren gelişen kemik kanseri öncelikle kemik hücrelerinde başlar. Çoğunlukla bacaklarda ve kollardaki kemiklerde ortaya çıkan kemik kanseri, bacakta uyluk kemiğinin bir bölümünde, dize yakın alt bacak kemiğinde ya da kolun omza yakın olan bölümünde sıklıkla görülür. Nadiren de olsa kalça kemiği (pelvis), omuz ya da çene gibi farklı kemiklerde de kemik kanserine rastlanır. Kemikte en çok görülen kemik kanseri türüne “Osteosarkom” adı verilmektedir.

Kemik ya da eklem kıkırdağında başlayan kanserlere primer kemik kanseri denir. “Primer kemik kanseri” terimi, vücudun başka bir yerinde başlayan ve kemiğe yayılan (metastaz) kanserleri kapsamaz. Bu tür kanserler, kemiğe metastaz yapmış meme kanseri gibi başladığı organ ya da dokuya göre adlandırılır. Bunlara ayrıca sekonder kemik kanseri de denir. Bununla birlikte kemik kanseri denildiğinde sadece primer kemik kanserlerinin kastedildiği akıldan çıkarılmamalıdır. Kemik kanseri için olağan tedavi yöntemi cerrahidir. Erken tanı ve tedaviyi takiben sıklıkla olumlu sonuçlar elde edilebilir.

Sebepleri;

Bu tümörlerin oluşmasına katkıda bulunan sebepler ırk, coğrafik faktörler, genetik ve aile hikayesi, cinsiyet ve bazı hormonlar, fıtıklar, büyüme ve gelişme çağı, bazı meslekler, bazı kimyasallar (kemoterapi ilaçları), iyonize radyasyon, kişinin bağışıklık sisteminin durumu, bazı virüsler (EBV, Hepatit B, HPV, Papovavirüsler) olarak sıralanabilir. Bazı durumlarda bu bulgular hiç bulunmazken, bazı durumlarda ise 2’li, 3’lü etki söz konusudur.

Kemik ve yumuşak doku tümörü olan çoğu hastada görülen ağrı genellikle künt ve süreklidir (istirahatte de devam eder) aktivite ile ilgili değildir ve ağrı sıklıkla gece artar.

Bu tümörler düşme, çarpma gibi travmatik sebeplerle oluşmazlar ancak travma(düşme-çarpma, alınan direkt darbe) sonrasında ağrı artar. Patolojik kırık zayıflayan kemikte görülür ve bu da ağrıyı artırır. Bu tümörlerden bazıları hastada ateş ve gece terlemesi yapar. Bazen de ağrısız kitle ile karşımıza çıkarlar. Ayak bileği travmaları gibi durumlarda çekilen filmlerde, tümörler tesadüfen de karşımıza çıkabilir.

Bu durumlarda özellikle kötü huylu kemik ve yumuşak doku tümörlerinin olma olasılığı yüksektir ve vakit kaybedilmeden Ortopedi ve Travmatoloji Merkezi ‘mizden randevu alıp, muayene olunmalıdır.

Belirtileri;

Kemik Kanseri (tümörü) belirtileri başlangıçta fark edilmeyebilir. Çoğunlukla sıradan ancak uzun süre geçmeyen kemik ağrısı şikâyeti oraya çıkan Kemik Kanseri (tümörü)özellikle kaval kemiği, kaburga gibi cildin hemen altındaki kemiklerde şişkinliklere neden olabilir. Bazı durumlarda ise Kemik Kanseri (tümörü)kendi kendine oluşan kemik kırılmaları ile kendini belli etmektedir. Aşağıda sıralanan Kemik Kanseri (tümörü) belirtilerinifark ettiğinizde, mutlaka uzman bir doktora başvurmayı ihmal etmeyin.

  • Uzun süren kemik ağrıları ağrı kesiciler ile de geçmiyorsa
  • Uzun süre hissedilen ağrının şiddeti giderek artıyorsa
  • Kemik ağrısının yanı sıra şişlik ve kızarıklık da fark ediliyorsa
  • Ağrı bölgesinde ele gelen kitle ve sertlik gibi bulgular varsa
  • Ağrınız düşme ya da çarpma gibi yaralanmalarla ilişki ise
  • Kemik ağrınıza iştahsızlık, halsizlik, yorgunluk, ateş, aksama ve döküntü gibi diğer belirtiler de eşlik ediyorsa

Risk Faktörleri

Çoğu kemik tümörlerinin kesin nedeni henüz bilinememektedir. Ancak bazı faktörlerin hastalıkla bağlantılı olduğu bilinmektedir:

  • Genetik sendromlar kanser riskini arttıran faktörler arasında yer almaktadır
  • Yüksek dozda radyasyona maruz kalmak
  • Kötü beslenme ve egzersiz eksikliği
  • Çocuklarda hızlı büyüme, kemiklerin hızlı gelişimi de yine tümör oluşumunda risk faktörü olabilmektedir

Kemik kanseri türleri;

Kemik kanserinin gelişme ve vücuda yayılma seyrinin anlaşılabilmesi için kanserin derecesini belirlemek çok önemlidir. Kemik tümörlerinin belli başlı alt türleri vardır. Kemik kanseri (osteosarkom) alt türlerinin bazılarında hastalık hafif seyrederken, bazılarında ise agresif ilerleyebilir. Kemik tümörleri (kanseri) düşük, orta veya yüksek derece olarak üçe ayrılır. Kemik tümöründe bölünen hücre sayısı az olduğunda, kemik normal bir yapıda görünür. Düşük derece olarak adlandırılan bu gruptaki tümörler daha yavaş seyirlidir.

Yüksek dereceli kemik kanserinde (osteosarkom) ise bölünen hücre sayısı daha fazla olup hızlıca büyür. Yüksek dereceli kemik kanseri daha agresif yapıda olup, diğer organlara yayılma (metastaz) eğilimi daha çoktur. Kemik tümörünün (kanseri) derecesi ve tümörün hangi evrede olduğu, tedavi sürecinin en önemli kısmıdır. Kemik kanseri belirtileri fark edilir fark edilmez tedavi öncesi hastalığın yayılımını belirlemek, oluştuğu bölgedeki tümörün boyutunu ve etkilediği dokuları görebilmek için pek çok tanı yönetimine başvurulur. MR, PET-BT ve patoloji raporu ile hastalığın ne boyutta olduğu belirlenebilir.

Tanısı;

Öncelikle yapılması gereken ilk tetkik kemiklerin rahatlıkla incelebileceği direk grafi (röntgen filmi). Daha sonra tümörün çevre dokularla komşuluk ilişkilerini, kanlanmasını ve yaygınlıklarını incelemek için kemik sintigrafisi, bilgisayarlı tomografi, manyetik rezonans görüntüleme yöntemlerinden faydalanılıyor.

Ancak tüm bu tetkikleri yaptıktan sonra kesin tanıya ulaşmak için ihtiyaç halinde örnekleme, yani biyopsi girişimi yapılabiliyor.

Tedavisi;

Kemik kanserinde tercih edilen tedavi tipi çeşitli faktörlere bağlıdır. Bu faktörler şunlardır:

  • Kemik kanseri türü
  • Kanserin vücuttaki yeri
  • Kanserin ne kadar agresif olduğu
  • Yayılıp yayılmadığı

Kemik kanseri tedavisinde tercih edilen yöntemler şunları içerir:

  • Cerrahi tedavi; Cerrahi tedavi ile kanser ve onu çevreleyen kemik dokusunun çıkarılması amaçlanır. Kemik kanseri için tercih edilen en yaygın tedavi şeklidir. Tam bir tedavi için cerrahi yolla kanserli hücrelerin tamamen çıkarılması gerekir. Kanser dokusunun bir kısmı çıkarılamazsa kitle büyümeye ve nihayetinde yayılmaya devam edebilir. Bu durumda radyoterapi gibi ek tedaviler gerekli olabilir. Ekstremite koruyucu cerrahi veya ekstremite kurtarma cerrahisi, uzvun kesilmesine gerek kalmadan cerrahi müdahalenin yapılması anlamına gelir. Bununla birlikte, işlemden sonra kişinin ilgili kol ya da bacağını tekrar kullanabilmesi için rekonstrüktif cerrahiye (düzeltme ameliyatı) ihtiyacı olabilir. Bu amaçla, çıkarılan kemiğin yerini doldurmak için vücudun başka bir kısmından alınan kemik veya yapay bir kemik kullanılabilir. Fakat bazı olgularda ekstremite koruyucu cerrahi ile kanserli dokuyu tamamen çıkarmak mümkün olmaz. Bu durumda kanserli uzvun kesilmesi gerekebilir. Bununla birlikte cerrahi yöntemler geliştikçe bu durumla giderek daha nadir karşılaşılmaktadır.

  • Radyoterapi; Radyoterapi birçok kanser türünün tedavisinde yaygın olarak kullanılır. Bu yöntemde yüksek enerjili X-ışınları ile kanser hücreleri hedeflenir. Radyoterapi, cerrahiye ek olarak verilebileceği gibi, cerrahi gereksinimi olmayan hastalara tek başına da verilebilir. Ewing sarkomunun standart tedavisidir. Diğer kemik kanserlerinde ise kombinasyon tedavisinin parçası olarak verilir. Kombinasyon tedavisi, başka bir tedavi türüne ek olarak radyoterapi verilmesidir. Bu yöntemin bazı durumlarda daha etkili sonuçları olabilir.
  • Kemoterapi; Kanser hücrelerini yok etmek için güçlü ilaçların kullanılmasını içerir. Eving sarkomu olan veya yeni bir osteosarkom tanısı alan hastalara genellikle kemoterapi tedavisi verilir. Ayrıca kemoterapi ve radyoterapi birlikte de tercih edilebilir.
  • İmmunoterapi; İmmunoterapi, kanser hücrelerinin büyümesine neden olan bir molekülü hedef alan ve onunla etkileşime girerek etki gösteren ilaçların kullanıldığı tedavi şeklidir. Osteosarkomlu hastalarda kullanılabilen bir yöntemdir ve hastaya diğer tedavi seçeneklerine ek olarak verilebilir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Hayvan ısırmalarında ilkyardım nedir, nasıl olmalıdır?

Köpekler , kediler, böcekler gibi pek çok farklı hayvan türü yetişkinleri ve çocukları ısırabilir. Isırıklar, çoğu zaman ailenin evcil hayvanından gelir. Hayvan ısırıkları genellikle kışkırtma sonucu yada hayvanın yaşamını tehlikede hissettiği zaman gerçekleşmektedir.

Kışkırtma yada hayat tehlikesi altında olmayan hayvan ısırıkları ciddi olabilir. Isırığın oluşma şekli yapılacak olan müdahalenin temelini oluşturacaktır.

Kedi- köpek gibi hayvan ısırmalarında ilkyardım nasıl olmalıdır?

  • Hasta/yaralı yaşamsal bulgular yönünden değerlendirilir (ABC)
  • Hafif yaralanmalarda yara 5 dakika süreyle sabun ve soğuk suyla yıkanır
  • Yaranın üstü temiz bir bezle kapatılır
  • Ciddi yaralanma ve kanama varsa yaraya temiz bir bezle basınç uygulanarak kanama durdurulmalıdır
  • Derhal tıbbi yardım istenmeli (112)
  • Hasta kuduz ve/veya tetanos aşısı için uyarılmalıdır

 Arı sokmalarının belirtileri nelerdir?

Belirtiler kısa sürer. Acı, şişme, kızarıklık gibi lokal belirtiler olur. Arı birkaç yerden soktuysa, nefes borusuna yakın bir yerden soktuysa ya da kişi alerjik bünyeli ise tehlikeli olabilir

Arı sokmalarında ilkyardım nasıl olmalıdır?

  • Yaralı bölge yıkanır
  • Derinin üzerinden görülüyorsa arının iğnesi çıkarılır
  • Soğuk uygulama yapılır
  • Eğer ağızdan sokmuşsa ve solunumu güçleştiriyorsa buz emmesi sağlanır
  • Ağız içi sokmalarında ve alerji hikayesi olanlarda tıbbi yardım istenir (112)

Akrep sokmalarının belirtileri nelerdir?

  • Kuvvetli bir lokal reaksiyon oluşturur
  • Ağrı
  • Ödem
  • İltihaplanma, kızarma, morarma
  • Adale krampları, titreme ve karıncalanma
  • Huzursuzluk, havale gözlenebilir

Akrep sokmalarında ilkyardım nasıl olmalıdır?

  • Sokmanın olduğu bölge hareket ettirilmez
  • Yatar pozisyonda tutulur
  • Yaraya soğuk uygulama yapılır
  • Kan dolaşımını engellemeyecek şekilde bandaj uygulanır
  • Yara üzerine hiçbir girişim yapılmaz

Yılan sokmalarının belirtileri nelerdir?

Lokal ve genel belirtiler verir:

  • Bölgede morluk, iltihaplanma (1–2 hafta sürer)
  • Kusma, karın arısı, ishal gibi sindirim sistemi bozuklukları
  • Aşırı susuzluk
  • Şok, kanama
  • Psikolojik bozukluklar
  • Kalpte ritim bozukluğu, baş ağrısı ve solunum düzensizliği

Yılan sokmalarında ilkyardım nasıl olmalıdır?

  • Hasta sakinleştirilip, dinlenmesi sağlanır
  • Yara su ile yıkanır
  • Yaraya yakın bölgede baskı yapabilecek eşyalar (yüzük, bilezik vb.) çıkarılır
  • Yara baş ve boyunda ise yara çevresine baskı uygulanır
  • Kol ve bacaklarda ise yara üstünden dolaşımı engellemeyecek şekilde bandaj uygulanır (Turnike uygulanmaz)
  • Soğuk uygulama yapılır
  • Yara üzerine herhangi bir girişimde bulunulmaz (yara emilmez)
  • Yaşamsal bulgular izlenir
  • Tıbbi yardım istenir (112)

Deniz canlıları sokmasında belirtiler nelerdir?

Çok ciddi değildir. Lokal ve genel belirtiler görülür:

  • Kızarma
  • Şişme
  • İltihaplanma
  • Sıkıntı hissi
  • Huzursuzluk
  • Havale
  • Baş ağrısı

Deniz canlıları sokmasında ilkyardım nasıl olmalıdır?

  • Yaralı bölge hareket ettirilmez
  • Batan diken varsa ve görünüyorsa çıkartılır
  • Etkilenen bölge ovulmamalı
  • Sıcak uygulama yapılmalıdır

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

 

Paylaşın

Katarakt nedir? Belirtileri, Nedenleri, Tedavisi

Katarakt, göz merceğinde oluşan yoğun bulutlu durumdur. Gözdeki proteinler, göz merceğinin retinaya net görüntüler göndermesini engelleyen kümeler oluşturduğunda katarakt başlar. Retina, mercekten gelen ışığı sinyale dönüştürerek çalışır. Sinyalleri beyne taşıyan optik sinire gönderir.

Katarakt, yavaş gelişen bir rahatsızlıktır. Her iki gözde de katarakt olabilir, ancak genellikle aynı anda oluşmazlar. Katarakt daha çok yaşlılarda yaygındır.

Nedenleri;

Gözün iris denen renkli kısmının arkasında bulunan göz merceğini oluşturan kristalin adlı proteinlerde kimyasal değişiklikler ve proteolitik ayrışmalar oluşur. Bunun sonucunda yüksek molekül ağırlıklı protein kümeleri oluşur ve sisli, lekeli, bulanık görme ortaya çıkar. Bu kümelenmeler zaman içinde artarak ışığın göz içinde yer alan merceğe girmesini engelleyen bir perde oluşturur ve göz saydamlığını azaltır. Gözde ekelenmeler oluşturur.

Bu kümelenmeler ışığın dağılmasını engelleyerek, görüntünün retinaya düşmesini engeller. Ancak ailede katarakt hikayesinin varlığı, farklı sağlık sorunları ve hastalıklar, genetik bozukluklar, geçirilen göz ameliyatları, gözlerin uzun süre güneş ışığına maruz kalması, şeker hastalığı, uzun süreli steroid ilaçlarının kullanımı, göz travmaları ve üveit tarzı göz hastalıkları gibi pek çok durumdan da kaynaklanabilir.

Belirtileri;

  • Görmede yavaş yavaş azalma
  • Işığa hassasiyet (göz kamaşması)
  • Çift görme
  • Okuma zorluğu
  • Gece görüşünde bozulma
  • Renklerde soluklaşma veya sararma
  • Gözlük numaralarının sık değişmesi

Tedavisi;

Dünyagöz’de gerçekleştirilen lazerle katarakt tedavisi, gözün içerisindeki doğal mercek ileri teknoloji femtosaniye lazer cihazı yardımıyla yapılan mükemmel kesi ile çıkarılır. Bilgisayar yardımıyla çalışan ve göz içine yerleşecek yeni merceğin tam randıman ile çalışmasını sağlayan femtosaniye lazer teknolojisi, katarakt operasyonlarında dünyadaki en ileri teknoloji olmanın yanı sıra, operasyon sonrasında hastaların yaşam kalitesini de olumlu olarak etkileyecek önemli bir etkendir.

Katarakt tedavisinde, en az kullanılan lazer teknolojisi kadar önemli bir başka etken ise göz içerisine yerleştirilecek olan yapay merceklerde kullanılan teknolojidir. Gözde saydamlığını kaybetmiş ve net görememeye sebep olan doğal merceğin yerine geçen göz içi mercek seçimi, operasyonunun hasta için kazanımlarında belirleyici en önemli etkendir. Kataraktın yanı sıra, yakın, uzak ve orta mesafedeki görme kusurlarına da çözüm getirebilen göz içi mercekler; monofokal (tek odaklı), bifokal (çift odaklı) ve tri-fokal (üç odaklı) olmak üzere üçe ayrılır. En ileri teknoloji tri-fokal akıllı merceklerin kullanıldığı katarakt ameliyatlarının ardından hastalar, bir daha asla gözlük kullanmak zorunda kalmazlar. Monofokal ve bifokal mercek kullanılan operasyonlar katarakta çözüm getirirken, hastaların gözlük kullanımı için bir çözüm sunmazlar.

Katarakt ameliyatı nedir?

Katarakt ameliyatı, modern tekniklerin gelişimi ile iğnesiz, narkozsuz ve ağrısız bir şekilde gerçekleştirilerek, hasta aynı gün eve dönebilmektedir. Katarakt ameliyatı öncesinde, göz içinde kullanılacak merceğin kalitesi, hekimin tecrübesi ve operasyonun uygulandığı kurumun hem hijyen hem her hasta için tek seferlik tıbbi sarf malzemesi kullandığından emin olunması, ameliyatın başarısı açısından büyük önem taşır.

Oluşmuş kataraktın ilaç veya gözlükle tedavisi mümkün değildir. Kataraktın tek tedavisi ameliyattır. Katarakt ilerledikçe görmeyi belirgin olarak azaltarak hastanın yaşantısını rahatsız etmeye başlar. Katarakt ameliyatı için kullanılan teknoloji ve göz içine konulan merceğin kalitesi ameliyatın başarısını ve en önemlisi hastanın görme kalitesini belirler. Tüm katarakt rahatsızlığı olan hastaların, sorgulaması gereken en önemli konu gözlerinin içine konulacak merceğin kalitesi olmalıdır.

Katarakt riskinizi artıran faktörler;

  • Artan yaş
  • Diyabet
  • Güneş ışığına aşırı maruz kalma
  • Sigara içmek
  • Şişmanlık
  • Yüksek tansiyon
  • Önceki göz yaralanması veya iltihap
  • Önceki göz ameliyatı
  • Kortikosteroid ilaçların uzun süreli kullanımı
  • Aşırı miktarda alkol kullanmak

Katarakttan nasıl korunulur?

İrisin arkasında bulunan mercek, göze giren ışığı odaklayarak keskin ve net bir şekilde görmeyi sağlar. Yaşın ilerlemesi ile birlikte göz içinde yer alan mercek kalınlaşır ve esnekliğini kaybeder. Esnekliğin kaybolması ile yakını ve uzağı odaklama problemleri görülür. Mercek içinde yer alan dokuların bozulması, ve protein birikmesi sonucu mercek üzerinde lekelenmeler oluşur ve bu durum ışığın dağılmasını engeller. Böylece görüntü retinaya ulaşamaz ve görme duyusu bozulur ve hatta tamamen görememe gibi problemler de oluşabilir. Katarakt oluşumunu tam olarak engellemek mümkün değildir. Ancak hastalığa yakalanma riskleri şu şekilde azaltılabilir:

  • Gözleri güneş ışığından korumak ve direkt olarak güneşe bakmamak
  • Sigarayı bırakmak
  • Sağlıklı ve dengeli beslenme
  • Şeker hastalığını kontrol altında tutmak
  • Sağlıklı bir yaşam için siz de kontrollerinizi düzenli aralıklarla yaptırmayı ihmal etmeyin.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

 

Paylaşın