Nasır nedir? Nedenleri, Teşhisi, Tedavisi

Cildin en dış tabakasının kalınlaşması durumu olan Nasır, acısızdır. Ellerde, ayaklarda veya sürtünmenin tekrarlandığı her yerde oluşabilir. Farklı nasır türleri vardır. Örneğin; ayağın altında bir plantar nasır bulunur.

Nasırlar bu problemi çekenler için ciddi bir sıkıntı, kötü görüntüsü nedeniyle büyük bir sorun haline gelir. Genelde ciddi bir şikâyete neden olmadığından ihmal edilen bir rahatsızlıktır.

Nedenleri;

  • Sıkı ve dar ayakkabı kullanımı
  • Ayak yapısına uymayan ve yüksek topuklu ayakkabılar
  • Ayak parmaklarındaki deformasyonlar
  • Ayak yapısının fazla kemikli olması
  • Yanlış basma, yürüme hareketleri

Belirtileri;

Nasırın birçok farklı belirtisi olmasına karşın belirti vermeyen ağrısız olanları da vardır. Nasır oluşurken ilk belirti nasır bölgesindeki keskin acıdır. Hafif nasırlarda basınç ortadan kalktığında ağrı da kaybolur ama derin ve geniş çaplı nasırlarda ağrı daha keskin ve daha rahatsız edicidir. Ağrıyla birlikte kalınlaşma da başlar. Nasırlar genellikle zararsızdır. Ama ağrılı olanlarda tedavi gerektirirler.

Çeşitleri;

Nasırların çeşitleri ve boyutları birbirinden farklıdır. Tedavi sürecinin başlangıcında nasırın hangi evrede olduğu ve türü belirlenir ve buna yönelik tedavi planlanır. Temel olarak 3 farklı nasır çeşidi vardır:

  • Yumuşak Nasır; Genellikle ayak parmakları arasında kalan boşluklarda oluşan ve ağrı, akıntı gibi sorunlara neden olan nasırlar, yumuşak nasırdır. Boyutu 1-4 cm aralığında olup kızarık, hassas bir yapıya sahiptir. Oluşum nedeni parmakların birbirine normalin üzerinde baskı yapmasıdır. Yüksek topuklu ayakkabıların sık olarak giyilmesi ayağın parmak bölgesine binen yük miktarını arttırdığından dolayı bu nasırların oluşumuna zemin hazırlayabilir. Ayak parmaklarında doğumsal olarak var olan veya sonradan gelişen şekil bozuklukları da yumuşak nasır oluşumuna neden olabilir
  • Sert Nasır; Genellikle ayağın kemikli kısımlarında meydana gelen, ayağın yanlış basılması veya kemiklerde bulunan deformasyonlara bağlı olarak ayakkabının ayak yüzeyine basınç yapması sonucunda gelişen bir nasır türüdür. Yoğun bir kökü vardır ve ayak parmaklarının tepeleri, küçük parmaklarının dış kısımları ve ayak tabanında oluşum gösterebilir
  • Tohum Nasırı; Topukların yan ve arka kısımlarında görülen tohum nasırları, ölü deriden oluşur. Basınca maruz kalması durumunda ağrıya neden olabilir. Nasır bölgesinin üzerindeki sert derinin temizlenmesi veya yumuşatılması ile genellikle ağrı hissi önlenebilse de ilerlemiş durumlarda deri altında nasır köklerinin oluşması nedeniyle farklı tedavi yöntemleri gerektirebilir

Tanısı;

Nasır, kişiler tarafından gözle rahatlıkla görülebilen ve yukarıda bahsedilen belirtiler nedeniyle kolaylıkla anlaşılabilen bir cilt rahatsızlığıdır. Fakat farklı türlerinin olması, boyutlarının ve görünümünün kişiden kişiye değişebilmesi nedeniyle bazı durumlarda siğil gibi farklı cilt sorunları ile karıştırılabilmektedir. Bu nedenle ayağının belirli bir kısmında deri farklılaşması, sertleşme, ağrı, batma hissi gibi şikayetleri bulunan hastalar, mutlaka bir cildiye uzmanına başvurmalıdır.

Cildiye uzmanı tarafından nasır tanısının konulması durumunda doktorun vereceği öneriler doğrultusunda tedavi süreci başlar. Çoğunlukla nasır bantları, kremler ve evde alınabilecek pratik önlemlerle tedavi edilebilen nasırlar nadir olarak çok fazla ilerlemiş olduğu durumlarda küçük cerrahi işlemler gerektirebilir. Bu nedenle bir uzmanın değerlendirmesinde fayda vardır.

Tedavisi;

Ciltte sertleşmiş olan bölgenin nasır ya da siğil olup olmadığını anlamak için, doktor etkilenen bölgeyi bir miktar kazıyacaktır. Üst deri kazıldığında, eğer siğil varsa kanama olacaktır. Nasır ise kanamaz ve kazıdıkça sadece daha fazla ölü deri ortaya çıkar. Nasırın kalınlığını azaltmak için, nasır üst kısmından tıraş edilebilir. Bunun dışında banyo sonrasında yumuşatılan ayaklardaki nasırları cilde zarar vermeden ponza taşıyla sürtmek de bir diğer tedavi yöntemidir.

Ancak yanlış uygulandığı takdir de sağlıklı cilt dokusunu öldürebilir ve alerjik reaksiyonlara sebep olabilir.Bu bantları dolaşım bozukluğu olanlar ve şeker hastaları kesinlikle kullanmamalıdır.

Nasırı keserek yok etmeye çalışmayın. Derinizde oluşacak kesikler sürekli olarak bakterilerin üreyebilecekleri ve rutubetli olmasından dolayı başka problemlere neden olabilir. Uygun şekilde nasırın üzerine yerleştirilen küçük pedler de, nasırın maruz kaldığı basıncı azaltır.

Nasır nasıl önlenir?

  • Ayakkabı alırken ayağı tam oturduğundan, yürürken rahatsız etmediğinden emin olunmalıdır. Öğleden sonraları alışveriş için uygun bir zamandır, ayaklar gün içersinde şişer ve ayaklar şişken alınan ayakkabı genel kullanımda rahatlık sağlar. Ayrıca ayakkabı çok gevşek de olmamalıdır
  • Yüksek topuklu ayakkabı tercih edilmemeli, yerine düz tabanlı ayakkabı giyilmelidir
  • Slikon pedler kullanılabilir. Her çeşidi eczanelerde mevcuttur
  • Özel tabanlık kullanılabilir
  • Her gün temiz çorap giymelidir ve terlemeye karşı talk pudrası kullanmalıdır
  • İş gereği sürekli bir el aleti kullanmanı gerekiyorsa noktasal sürtünme ve darbelere engel olmak için eldiven kullanılmalıdır
  • Kuru ve sert cildi yumuşatmak için ayaklar yıkandıktan sonra iyice kurulayıp özel bir nemlendirici ayak kremi sürülmelidir. Ponza taşı kullanımı alışkanlığa dönüşmeli
  • Ayak tırnakları kısa tutulmalıdır. Çok uzun ayak tırnakları ayak parmaklarını ayakkabıya doğru itmeye zorlayarak zamanla nasır oluşumuna yol açabilir. Bu basıncı ortadan kaldırmak için ayak tırnaklarını kısa tutmak önemlidir
  • Manikür yapılmayı ya da yaptırılmalıdır

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Kegel egzersizi nedir, nasıl yapılır?

Kegel egzersizleri, pelvik tabanınızın kaslarını güçlendirmek için yapabileceğiniz basit sıkma ve gevşetme egzersizleridir. Pelvisiniz, üreme organlarınızı tutan kalçalarınızın arasındaki alandır. Pelvik taban, pelvisinizin altında bir askı veya hamak oluşturan bir dizi kas ve dokudur. Bu askı organlarınızı yerinde tutar. Zayıf bir pelvik taban, bağırsaklarınızı veya mesanenizi kontrol edememe gibi sorunlara yol açabilir.

Kegel egzersizi, 1940’lı yılların sonlarında Amerikalı bir jinekolog olan Dr. Arnold H. Kegel tarafından kadınların idrar kaçırmasını önlemek için cerrahi olmayan bir yol olarak geliştirilmiştir. Kegel egzersizlerinin günümüzde idrar kaçırma rahatsızlığı olan erkekler için de işe yarayabileceği gözlemlenmiştir.

Neden Kegel egzersizi yapmalıyım?

Bütün istemli kasılabilen kaslar gibi pelvik taban kasları da çalıştıkça güçlenen ve gelişen kaslardır. Her yaştan kadının güçlü pelvik taban kaslarına sahip olması gerekir. Aşağıda belirtilen durumlar kadınların pelvik taban kaslarının zayıflamasına neden olabilir:

  • Pelvik taban kaslarını aktif tutmamak
  • Hamilelik ya da doğum yapmış olmak
  • Kabızlık
  • Aşırı kilolu olmak
  • Ağır kaldırmak
  • Kronik ya da uzun süren öksürüğe sahip olmak (sigara öksürüğü, bronşit veya astım gibi hastalıklar sonucunda)
  • İleri yaş

Stres inkontinansı olan kadınlar yani öksürdüklerinde, hapşırdıklarında idrar kaçırma problemi yaşayanlar pelvik taban kas eğitimiyle bu sorunun üstesinden gelebilirler. Hamile kadınlar için pelvik taban kas egzersizleri, vücudun bebeğin artan ağırlığı ile başa çıkmasına yardımcı olacaktır. Bebek doğmadan önce sağlıklı, fit kaslar doğumdan sonra daha kolay kendisini toplayacaktır. Bebeğinizin doğumundan sonra, mümkün olan en kısa sürede Kegel egzersizlerine başlamalısınız. Öksürmeden, hapşırmadan veya bebeği kucağınıza almak için kaldırmadan önce her zaman pelvik taban kaslarınızı sıkarak ve içeride tutarak desteklemelisiniz.

Ayrıca kadınlar yaşlandıkça, pelvik taban kaslarının güçlü kalması daha da önem taşır, çünkü menopozdan sonra hormon değişiklikleri mesane kontrolünü olumsuz yönde etkileyebilir. Bunun yanı sıra, yaşlandıkça bütün kaslar gibi pelvik taban kasları da zayıflar. Kegel egzersiz planı, menopozun pelvik destek ve mesane kontrolü üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmaya yardımcı olabilir. Kegel egzersizleri “urge inkontinans” olarak bilinen acil olarak idrara çıkma ihtiyacı olan kadınlara da işe yarayabilir.

Kegel egzersizi nasıl yapılır?

  • 1. hafta; Pelvis kasları 5 dakika süreyle 6 saniye kasılır 6 saniye gevşetilir (toplam 12 saniye).
    Bir dakikada toplam 5 kasılma 5 dakikada 25 kasılma. Günde 3 kez 5 dakikalık uygulama yapılır (toplam 75 kasılma)
  • 2. hafta; Günde 10 dakikalık sürelerle 3 kez uygulanır (toplam 150 kasılma)
  • 3. hafta; Günde 15 dakikalık sürelerle 3 kez uygulanır (toplam 225 kasılma)
  • 4.-24. hafta; Günde 20 dakikalık sürelerle  3 kez uygulanır (toplam 300 kasılma)
  • 24. hafta sonrası ; Günde 3 kez 10 dakika 2 kez 15 dakika uygulanır (toplam 250 kasılma)

Pelvik taban (Kegel) egzersizlerinde yardımcı olabilecek bazı noktalar;

  • Egzersizlerinizi, düzenli olarak yaptığınız işlerle beraber yapmayı alışkanlık haline getirin. Sık yaptığınız ne varsa, bu şekilde egzersizleri tekrarlayın
  • Durdurma testini günde bir kez uygulayın. İdrarınızı durdurma yeteneğiniz giderek hızlanmalı ve kolaylaşmalı.
  • Egzersizleri doğru kasla yaptığınızdan emin olabilmek için bir ya da iki parmağınızı vajinanıza yerleştirerek egzersizleri deneyin. Eğer pelvik tabanınızı çalıştırıyorsanız hafif sıkma hissedeceksiniz
  • Kaçırma korkunuz olduğunda pelvik tabanı kullanmayı deneyin hapşırmadan veya ağır bir şey kaldırmadan önce pelvik kaslarınızı kasmayı deneyin. Kontrolünüz giderek artacaktır
  • Günde en az 6-8 bardak sıvı alın. Tuvalet olabilir ihtimali yüzünden gitme alışkanlığı edinmeyin. Sadece mesaneniz dolu hissettiğinizde tuvalete gidin
  • Kilonuza dikkat edin. Fazla kilolar pelvik tabana ek yük bindirir
  • Mesanenizin kontrolünü tekrar sağladığınızda pelvik tabanı unutmayın. Her gün pelvik egzersizleri tekrarlayarak problemlerin tekrar etmesini önleyin

Ne zaman profesyonel yardım alınmalı?

Sıkışmaları doğru yaptığınızdan emin değilseniz veya 3 ay sonra semptomlarda bir değişiklik görmüyorsanız, doktorunuzdan veya fizyoterapistinizden yardım isteyin. Kadın doğum uzmanları, kadın sağlığı ve pelvik taban kas egzersizlerinde uzmanlaşmıştır. Pelvik taban fonksiyonunuzu değerlendirebilir ve özel ihtiyaçlarınızı karşılamak için bir egzersiz programı uyarlayabilirler.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Karotenoidler nedir, ne işe yarar? Detaylar

Karotenoidler bitkilerde bulunan, açık sarı-kırmızı arası renkleri veren pigmentlerdir. Meyve sebze tüketimi sonucu vücuda alınırlar. Suda çözünmezler, alkali ortamda stabildirler ve görünür bölgede 400-450 nm dalga boyunda maksimum soğurma verirler.

Bazı karotenoidler A vitamini ön maddesi olarak aktivite gösterirler ve bu nedenle vücut için gerekli olan A vitamininin sentezi açısından önemlidirler. A vitamini eksikliği sonucu oluşabilecek hastalıkların, kroner kalp rahatsızlıklarının ve kanserin önlenmesinde önemli rolleri bulunmaktadır.

Sahip oldukları antioksidan özellikleri sayesinde kanseri önleme ya da geciktirmede etkilidirler. Karotenoid alımı ile özellikle akciğer kanseri riskini düşürmede başarılı sonuçlar elde edilmiştir. Meyve sebze ağırlıklı diyetin sağlık açısından çok büyük önem taşıdığı gerçeği bir kez daha karşımıza çıkmaktadır.

Hangi karotenoidi hangi meyve-sebzede bulurum?

  • Karoten; En yüksek provitamin A aktivitesine sahip olan karoten, bir A vitamini öncülü olduğu için çok güçlü antioksidan aktivite gösterir. Bu özelliği sayesinde, kanserden korur, kalp ve damar sağlığınızı güçlendirir, kas ve kemik dokunuza katkıda bulunur, göz sağlığını korur ve cildinizi güzelleştirir. Karoten özellikle havuç, balkabağı, şeftali, tatlı patates, maydanoz, kırmızıbiber, kıvırcık marul, ıspanak, pazı, mango ve kayısıda bulunur. Karoten vücudumuzda en fazla böbrek üstü bezinde bulunur, ama testis, karaciğer, yumurtalık, meme, böbrek, pankreas, akciğer, deri ve kolona da aktarılır. Karoten zengini besinlerin aşırı tüketimi, avuç içinde ve ciltte koyulaşmalara neden olabilir
  • Likopen; Oldukça güçlü bir antioksidandır ve kanser üzerinde etkilidir. Likopen LDL kolesterol içeren kalp hastalığını önlemede de önemli bir potansiyele sahip. Bilim insanları, Akdeniz diyetinin kanser ve kalp ve damar hastalığı önleyici etkilerinin aslında likopen kaynaklı olabileceğini düşünüyor. Çünkü karotenler yağda çözünürler. Zeytinyağı ve domatesle buluşan Akdeniz diyeti, bu açıdan müthiş bir antioksidan potansiyel içerir. İnsanlar için en zengin likopen kaynağı domatestir. Karpuz, pembe greyfurt, havuç ve balkabağı ise likopenin diğer kaynakları arasında yer alır
  • Lutein ve Zeaksantin; Lutein, retinada gözü ışıktan koruyan ve retinal hasarı önleyen sarı pigment oluşumundan sorumludur. Her iki ksantofil de, mavi ışığın gözde neden olduğu hasara karşı koruma sağlar, bu sayede katarakt ve yaşlılarda maküler dejenerasyonu önlerler. En iyi lutein ve zeaksantin kaynakları kıvırcık marul, maydanoz, ıspanak, marul, brokoli gibi koyu yeşil yapraklı sebzelerdir. Bunun yanında  kivi, avokado, erik, yaban mersini, ahududu, böğürtlen gibi meyvelerde de bulunurlar
  • Beta-Kriptoksantin; Küçük bir karotenoid olan kriptoksantin şeftali, papaya ve turunçgillerde bulunur. Karotenden sonra vücutta A vitaminine dönüştürülen ikinci karotenoiddir

Karotenoidlerin tüketimiyle ilgili bazı ipuçları;

  • Karotenoidler yağda çözünebilir olduğundan, ince bağırsağın onları emmesini sağlamak için en az 3 ila 5 gram sağlıklı yağ ile tüketilmelidir. Dolayısı ile sebze yemeklerinize düşük miktarda yağ ekleyebilirsiniz
  • Haşlama sırasında uygulanan ısıtma işlemi emilebilir karotenoid içeriğini artırır. Lutein, karoten, likopen gibi karotenoidler ısıya dayanıklıdır
  • Oksijen ve ışıktan korunan meyve ve sebzelerde karotenoid içeriği daha fazla korunur
  • Karotenoidler; konservede, özellikle domates salçasında bulunan likopen, içeriğini büyük ölçüde korumaktadır
  • Çeşitli karotenoidler birarada alındığında sinerjik olarak daha iyi etki gösterir

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır.

Paylaşın

Karbonhidrat yüklemesi nedir? Detaylar

Vücudunuz karbonhidratları glikojen formunda depolar. Karbonhidrat yüklemesi, glikojen depolarınızı artırmak ve egzersiz performansını iyileştirmek için uygulanan iyi bir stratejidir. 90 dakikadan fazla süren egzersizlerde etkili olabilir, ancak daha kısa süreli egzersizler için muhtemelen gereksizdir.

Dayanıklılık sporu dediğimiz bisiklet, maraton gibi sporlarda öncelikli olmak üzere müsabaka süresi doksan dakikayı geçen spor dallarında sporcuların kaslarında bulunan glikojen miktarı yeterli gelmeyebilir. Bu durumda sporcu daha erken yorgunluk hissedecek ve müsabaka performansı düşecektir.

Bu durumu engellemek için müsabakadan bir hafta önce antrenman süreleri ve karbonhidrat alım miktarı ayarlanır. Sürekli karbonhidrattan zengin beslenilirken haftanın sonuna doğru antrenman süresi kısaltılır  ve karbonhidrat alımına aynı seviyede devam edilir. Bu durumda kaslardaki ve karaciğerdeki glikojen miktarı artar ve sporcu daha dolu enerji depoları ile müsabakaya çıkar.

Bu yöntem sporcular üzerinde bilimsel deneylerle geçerliliği kabul görmüş ve gerçekliği ispatlanmış bir yöntemdir. Bu yöntem bir kaç kilo alımına sebep olabilir. Bu sebeple kilo problemi olan sporcular için uygulanmayabilir. Bunun yanında basketbol, voleybol, futbol, kısa mesafe koşu gibi müsabaka süresi kısa olan yarışmalarda bu yöntemin herhangi bir faydası saptanmamıştır.

Karbonhidrat yüklemesi uygulamasına ilişkin örnek bir uygulama aşağıdaki tabloda sunulmuştur.

Gün Antrenman Süresi Karbonhidrat Miktarı
1 90 dakika antrenman %15
2 40-60 dakika antrenman %15
3 40-60 dakika antrenman %15
4 20-45 dakika antrenman %70
5 20-45 dakika antrenman %70
6 0-30 dakika antrenman %70
Müsabaka Antrenman yok %70

Karbonhidrat yüklemesi yapmak mükemmel bir performans için gereken tek ve en büyük şey değildir. Bu tip bir yükleme yalnızca vücudunuzun ihtiyacı olan enerjiyi üretecek yakıtı sağlamaya yöneliktir. Ancak diğer yandan uygun yapılmayan bir yükleme performansı artırmak yerine daha da düşürecektir.

İdeal yükleme planı kişinin kendi beden durumuna, formuna, beslenme düzenine, etkinliğine, performans seviyesine ve kişiye özel pek çok değişkene bağlı olarak oluşturulmalı, gerektiğinde mutlaka bir beslenme uzmanından destek alınmalıdır.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır.

Paylaşın

Karaciğer kanseri nedir? Teşhisi, Tedavisi

Vücuttaki en büyük salgı organı olan Karaciğer, vücudu toksinlerden ve zararlı maddelerden uzak tutmak için çeşitli kritik işlevleri yerine getiren önemli bir organdır.

Karnın sağ üst kadranda, kaburgaların hemen altında bulunan Karaciğer, yağları, vitaminleri ve diğer besinleri sindirmenize yardımcı olan bir madde olan safra üretiminden sorumludur. Bu hayati organ, glikoz gibi besinleri de depolar, böylece yemediğiniz zamanlarda beslenmiş oluruz.

Ayrıca ilaçları ve toksinleri de parçalayan Karaciğerde kanser geliştiğinde, karaciğer hücrelerini yok eder ve karaciğerin normal işlev görme kabiliyetine müdahale eder. Karaciğer kanseri genellikle birincil veya ikincil olarak sınıflandırılır. Birincil karaciğer kanseri, karaciğer hücrelerinde başlar. İkincil karaciğer kanseri, başka bir organdaki kanser hücreleri karaciğere yayıldığında gelişir. 

Nedenleri ve risk faktörleri;

Karaciğer kanserinin nedeni kesin olarak bilinmemekle beraber hastalıktan sorumlu olduğu ve riski çok arttırdığı düşünülen bazı hastalıklar veya maddeler mevcuttur. Hepatit B ve hepatit C virüsüyle sarılık hastalığı geçirip virüs taşıyıcısı olmak, altta yatan en önemli nedenlerdir. Karaciğer kanseri, bu tür virüs infeksiyonları görüldükten yıllarca sonra ortaya çıkabilir. Hepatit virüsleriyle yakınmanız olmadan da hastalığı geçirebilirsiniz ve ancak kan testleri ile hastalığı geçirdiğiniz anlaşılabilir.

Karaciğer sirozu nedeniyle oluşmuş yara(siroz hastalarının %5’inde de karaciğer kanserine yakalanma riski vardır) , karaciğer adenomu, yiyeceklerde bulunan bazı karsinojenik maddeler, bazı ilaçlar ve hemakromatozis gibi metabolik hastalıklar, anabolik steroidlerin alımı, karaciğer yağlanması, ailede karaciğer kanseri öyküsü, tahıllarda yaşayan Aspergillus adı verilen mantarların ürettiği aflatoksin adı verilen zehirler, sigara kullanımı, içme suyunda bulunan bir zehir olan arsenik, diyabet, aşırı kilolu olma, zayıf bir bağışıklığa sahip olma ve bazı tip doğum kontrol haplarını kullanmak, alkol (her 3 karaciğer kanseri vakasından 1’i alkole bağlı olarak ortaya çıkmaktadır) karaciğer kanseri nedenleri arasındadır.

Belirtileri;

Belirtiler tümörün büyüklüğüne ve yaygınlığına göre değişlik gösterir. Erken dönemlerde fark edilmesi zordur. Fizik muayenede elle fark edilebilmesi için tümörün çok büyümüş olması gerekir ki bu genellikle geç safhalarda mümkün olur. Karaciğer yetmezliğine bağlı belirtilerin (sarılık, karında su toplaması, gibi) gelişebilmesi için karaciğerin büyük kısmının tümörle kaplanması gerekir, ancak bu da tümörün ileri safhalarında olur. Bu nedenle tümörün erken dönemde fark edilebilmesi genellikle rutin kontroller sırasında istenen incelemeler (ultrasonografik incelemeler gibi) sırasında olur.

Karaciğer sirozu olan hastalarda birlikteliği sık olduğu için bu hastalarda daha sık akla gelir ve incelemeler buna göre yönlendirilir. Sirozlu hastanın genel durumunda hızlı bozulma, sarılığın ortaya çıkması, karında su birikmesinin hızlanması gibi durumlarda karaciğer kanseri akla gelmelidir.

HCC hastalarında paraneoplastik sendrom denen bir durum eşlik edebilir. Bu sendromda, hastalarda tümör hücrelerinin salgıladığı bazı hormonlara bağlı kan şekerinde düşmeler (hipoglisemi), kanda alyuvar sayısında artış (polisitemi), kalsiyumda artış (hiperkalsemi), hipertansiyon, ishal vb şikâyetler görülebilir.

Tanısı;

Karaciğer kanseri tanısını koymak için kullanılan testler ve işlemler aşağıdakileri içerir:

  • Kan testleri. Kan tahlilleri karaciğer fonksiyon anormalliklerini gösterebilir
  • Görüntüleme Testleri. Doktorunuz, ultrason, bilgisayarlı tomografi (BT) taraması ve manyetik rezonans görüntüleme (MR) gibi görüntüleme testlerini önerebilir
  • İnceleme için bir karaciğer doku örneği alınması. Doktorunuz karaciğer kanserinin kesin tanısını koyabilmek için laboratuarda incelenmek üzere bir parça karaciğer dokusunun alınmasını önerebilir.

Karaciğer biyopsisi sırasında, doktorunuz doku örneği elde etmek için cildinizden karaciğerinizin içine ince bir iğne batırır. Laboratuarda, doktorlar kanser hücrelerini aramak için dokuyu mikroskop altında inceler. Karaciğer biyopsisi kanama, morarma ve enfeksiyon riski taşır.

Tedavisi;

Karaciğer tümörlerinin tedavisi, ameliyat ile tümör kitlesinin çıkarılmasıdır. Karaciğer fonksiyonlarının yeterli olduğu ve kitlenin çıkarılabileceği hastalarda ameliyat tercih edilmektedir. Ancak karaciğer naklinin gerektiği durumlar da mevcuttur.

Bu tedavi yöntemi, tümörün karaciğer içinde sınırlı olduğu siroz hastalarında uygulanır. Ameliyat edilmeye uygun olmayan hastalarda ise diğer bazı girişimsel yöntemler uygulanabilir. Bunların arasında ilk sırada yer alan; kemoembolizasyon yöntemidir.

Bu yöntemde, karaciğer atardamarının içine ilaç verilerek kitlenin büyümesi sınırlandırılır. Hasta açısından toleransın yüksek olduğu bilinmektedir. Buna alternatif diğer yöntemler ise; alkol enjeksiyonu, radyofrekans ablasyonu ve kriyoterapidir.

Bunların tümünde kitleye lokal olarak ısı, soğutma veya kimyasal etki uygulanarak tümör dokusunun ölmesi sağlanır. Diğer kanserlerde sıklıkla kullanılan kemoterapi, karaciğer kanserlerinde diğer yöntemlerle beraber kullanıldığında daha etkili sonuçlar vermektedir.

Karaciğer kanserinin sistemik tedavisi;

Kanserin karaciğer dışındaki lenf bezlerine veya diğer organlara yayılması halinde veya mevcut diğer tedavi yöntemleri kullanılmasına rağmen kanserin ilerlemesi ya da yayılması durumunda “ilerlemiş” ya da “metastatik” karaciğer kanserinden söz edilir.

Bu evredeki karaciğer kanserinde kalıcı ve tam bir şifa sağlamak, hastalığı tamamen ortadan kaldırmak mümkün değildir ve yapılacak tüm tedavilerin amacı hastanın kansere bağlı şikâyetlerini azaltmak, mümkünse hastalığın ilerlemesini yavaşlatmaktır.

İlerlemiş/metastatik karaciğer kanserinde sadece karaciğer üzerinde değil vücuttaki tüm doku ve organlarda etkili olan “sistemik tedavi” tercih edilir. Sistemik tedavi, kemoterapi ilaçlarını ve hedefe yönelik tedaviyi içermektedir.

Karaciğer kanseri genellikle kemoterapi ilaçlarına dirençli bir kanser türüdür ve hiçbir kemoterapi ilacı ömrü uzatmamaktadır. Hedefe yönelik tedavi ilaçları, tümörün büyümesinde ve yayılmasında önemli olan damarlanma özelliğini ve bazı proteinlerin üretimini engelleyerek etki göstermektedir.

Yapılan çalışmalarda ilerlemiş veya metastatik karaciğer kanserinde bu ilaçların yaşam süresini ortalama 3 ay kadar uzattığını göstermiştir. İlaç, sirozu olmayan ya da sirozu ileri derecede bulunmayan hastalarda etkili görünmektedir.

İlacın kullanımı ile ortaya çıkması olası başlıca yan etkiler iştahsızlık, halsizlik, ishal, kilo kaybı, ciltte kızarıklık ve/veya döküntü, el ayaları ve ayak tabanlarında soyulmadır.

Hedefe yönelik bu ilaçlar kullanılırken belirli aralıklarla kan tahlilleri yapılarak karaciğer testleri ve kan sayımı değerleri kontrol edilmelidir. Yan etkiler fazla ise, karaciğer fonksiyonlarında giderek kötüleşme görülüyorsa ya da kan tahlillerinde anormallikler mevcutsa ilaca ara verilebilir ya da dozu azaltılabilir.

Korunmak mümkün mü?

HBV’ye karşı aşıların kullanılması karaciğer kanseri insidansının düşürülmesinde önemlidir. Ayrıca kronik hepatit C’nin tedavi edilmesi, hemokromatozisin erken tespiti ve alkolizmin tedavi edilmesi gibi siroz gelişiminin önlenmesine yönelik girişimler, yüksek risk taşıyan bu bireylerde karaciğer kanseri gelişiminin önlenmesinde büyük önem taşır.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Bilgisayarlı koroner anjiyo nedir? Detaylar

Kalp ve damar hastalıklarına bağlı ölümler, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de birinci sırada yer alıyor. Bu nedenle kalp damar hastalıkları yüzünden meydana gelen ölümlerden ve fonksiyon kayıplarından korunmada, erken teşhis büyük önem taşıyor. Kalbi besleyen koroner arter damarların görüntülenmesi, kalp damar hastalığı tanısı için gereklidir.

Kalp damarlarının yeni nesil Bilgisayarlı Tomografi cihazları ile ağrısız ve 10-12sn. gibi çok kısa bir sürede gösterilmesidir. Yüksek hız ve doğrulukta bildiğimiz kasık atar damarından girilerek yapılan anjiografiye neredeyse eşdeğer olabilecek tanısal görüntüler elde edilebilmektedir. Altın standart olarak kabul edilen ve kasık atar damarından girilerek yapılan anjiyografi ile yapılan karşılaştırmalı çalışmalarda kalp damar darlıkların doğruluk oranları, % 90-100 arasındadır.

Nasıl yapılır?

Hasta uyanıkken ve 10-12 saniye süreyle nefesini tutarken yapılır. Kol ya da ellerdeki toplar damarlar (ven) yoluyla verilen iyotlu kontrast madde ile görüntüler elde edilir. İşlemin kısa bir hazırlık dönemi vardır. Bu dönem içinde hastaya işlemin nasıl yapılacağı ve olası riskleri ile risklere karşı alınacak önlemler hakkında bilgi verilir. İşlem öncesi kısa bir hazırlık sonrası çekim yapılabilmekte ve çekim sonrası hastalar hemen birkaç dakika içinde normal hayatlarına dönebilmektedirler. Bilgisayarlı koroner anjiyo, Radyoloji Bölümü ekipleri tarafından uygulanmakta; elde edilen veriler çeşitli bilgisayar programları ile işlenip 3-boyutlu olanlar dahil olmak üzere değişik görüntülere dönüştürüldükten sonra Radyoloji Uzmanları tarafından değerlendirilmekte ve sonra gereken tıbbi ve girişimsel tedaviler Kardiyoloji ve Kalp Damar Cerrahisi Uzmanları tarafından kararlaştırılmaktadır.

Kimlere yapılır?

  • Atipik yada tipik göğüs ağrısı şikayeti bulunan düşük yada orta risk grubunda * olan hastalardır. Bu hastalar kardiyoloji polikliniğine başvuran hastaların büyük bir kısmını oluşturmaktadır. EKG, labaratuari yada stres testlerinin net bir sonuç vermediği olgularda da hastalığı ekarte etmek için kullanılabilir
  • Hiçbir şikayeti olmayan, orta ve yüksek derecede* koroner arter hastalığı riski bulunanlardır. Bu grup toplumun yaklaşık % 40’ını oluşturmaktadır. Ancak çok yeni olan bu yöntemin şikayeti bulunmayan olgularda tarama yöntemi olarak kullanılmasını destekleyecek bilimsel veriler henüz yeterli düzeyde olmamasına rağmen koroner hastalığının erken tanısında ve tedavi yönetiminde önemli bir yeri bulunmaktadır
  • Klasik Kateter Anjiografinin riskli yada yetersiz olduğu özel uygulamalardır

Sağladığı yararlar;

Bilgisayarlı koroner anjiyo, erken tanı ile kalp krizi geçirmeden tedavi imkanı verir. Yöntemin yaygınlaşması ve geliştirilmesi ile pek çok sessiz seyreden kalp damar hastasına erken tanı ve tedavi imkanı verilebilecektir.

Kalp, bilgisayarlı koroner anjiyo ile kalp damarlarının kanın içinde bulunduğu kanal değil damar duvar yapısı, plak özellikleri, kalbin, kalp ve akciğerlerin ana atar damarlarının anatomisi ve yapısal bozuklukları incelenebilmekte ve ayrıca fonksiyonel çalışmalar (kalbin çalışması ve yaptığı iş ile ilgili), neredeyse gerçek zamanlı hareketli görüntülerle kalp boşluklarının normal çalışma sırasındaki hareketleri ve kalp kapak işlevleri değerlendirilebilmektedir.

Riskleri nelerdir?

Bilgisayarlı koroner anjiyo sırasında radyasyona maruz kalınır. Kalınan radyasyon miktarı kullanılan makineye göre değişir. Son çıkan sanal anjiyo sistemlerinde radyasyon dozu düşüktür. Kalp hızı kontrolü ve son sistemlerin kullanımı ile radyasyon dozu düşürülmüştür.

Damar görüntülemesi için kullanılan kontrast (renkli boya, opak madde) maddenin yan etkileri olabilir. Kontrast madde çok zayıf bir ihtimalde olsa bazen bulantı-kusma, ciltte kızarıklık, kaşıntı, halsizlik, ağızda metalik tat, gözlerde sulanma ve kaşıntı, sinirlilik, terleme, titreme, nefes darlığı gibi şikayetlere neden olabilir. Hastaların yaklaşık %97’si kontrast madde ile sorun yaşamaz. Ağır yan etki sıklığı 1000 de 4 oranında çok nadir olarak bildirilmiştir. Yan etkilerden en önemlileri: alerji ve böbrek yetmezliğidir. Alerji sorunu var ise çekim yapılan yere bildirilmelidir. Alerji gelişimini öngörmek için bir test mevcut değildir. Damar görüntülemesi için kullanılan kontrast (renkli boya, opak madde) madde böbreklerden atılıp vücuttan temizlendiği için böbrek yetmezliği hastalarında uygulanmaz (Serum kreatinin>1.5 mg/dl).

Kontrast (renkli boya, opak madde) maddenin damara verilmesi için açılan damar yolunun açıldığı alanda kızarıklık, şişlik, morarma nadiren enfeksiyon olabilir. Gebelerin veya gebelik ihtimali olan kişilere sanal anjiyo yapılmaz. Cihaza göre kilo sınırı değişmekle birlikte genellikle 120 kg. üstü bireylerde çekim yapılamaz.

Koroner arter hastalığı nedir?

Koroner arter hastalığı gelişmiş ülkelerde en sık ölüm nedenidir. Ülkemizde de her yıl 300 bine yakın kişi kalp damar hastalıkları nedeniyle hayatını kaybediyor ve her üç kişiden biri kalp damar hastalıklarına yakalanma riski taşıyor.

Damar duvarlarında zamanla küçük kireç zerrecikleri , yağ ve kolesterol birikerek kalbi besleyen damarların tıkanması koroner arter hastalığına yol açar. Kalbi besleyen bu koroner arterlerin tıkanması göğüs ağrısına, kalp krizine ve hatta hiç belirti vermeden ani ölüme neden olabilir.

Kimler koroner arter hastalığı riski taşır?

  • Yüksek kolesterolü olanlar
  • Yüksek tansiyonu olanlar
  • Sigara içenler
  • Şeker hastalığı olanlar
  • Kilo fazlası ve obez olanlar
  • Ailesinde koroner kalp hastalığı olanlar
  • Stresli yaşamı olanlar
  • Çok pasif hayat tarzı olanlar

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Kalsiyum skorlaması nedir, nasıl yapılır?

Kalsiyum Skorlaması, kalp hastalığı belirtisi olmayan ancak alma riski taşıyan kişiler için yapılan bir testtir. Test , koroner arterlerin duvarlarındaki plakta kalsiyum birikimini kontrol etmek için bilgisayarlı tomografi (CT) kullanır . Kalbin etrafına saran koroner arterler, ona kan ve oksijen sağlar. Bu arterlerdeki kalsiyum, kalp hastalığının bir işaretidir.

Koroner kalsiyum skorlaması; 15sn süren, tek nefes tutulumunda, damardan herhangi bir ilaç verilmeden yapılmaktadır. Bu tetkikle kalp damarlarındaki damar sertliğinin kesin bir göstergesi olan kalsiyum birikimlerinin varlığı ve miktarı saptanmaktadır. Kalsiyum birikimlerinin saptanması ile hastaların kalp hastalığı açısından riski belirlenmekte, erken tanı konulduğunda gelecekte gelişebilecek kardiyak hadiselerin engellenmesi sağlanmaktadır. Kalp damarlarında erken dönemde saptanan kalsiyum birikimleri, başlangıç halindeki damar sertliğini gösterir ve alınan önlemlerle damar sertliğinin gelişiminin ilerlemesi durdurulabilir veya geriletilebilir.

Tarama testi olarak kabul edilen koroner kalsiyum taraması, erkeklerde 35 yaş ve üzerinde, kadınlarda ise 40 yaş ve üzerinde, tüm sağlıklı bireylerde, kalp krizi riskine neden olan; yüksek kolesterol, ailede erken yaşta kalp hastalığı öyküsü, şeker hastalığı, yüksek kan basıncı, sigara, hareketsiz yaşam ve şişmanlık gibi risk faktörleri varlığında, damar sertliğinin erken tanısı amacıyla rutin tarama testi olarak kullanılabilir.

Koroner kalsiyum taraması sonucu elde edilen skor her hastada sıfır olmalıdır. Yani kalp damarlarında kalsiyum birikimi saptanmamalıdır. Skorun sıfır olması genellikle kalp damar hastalığının olmadığını ve kalp krizi riskinin çok düşük olduğunu düşündürür. Ancak yinede skor sıfır olsa dahi, kalp krizinden korunmak için risk faktörlerinden korunma ve sağlıklı yaşam koşulları tavsiye edilir.

Skor sıfır değilse, kalsiyum birikimlerinin miktarına göre düşük, orta veya yüksek derecede kalpdamar hastalığı riski olduğu söylenebilir. Kalsiyum birikimlerinin miktarı ile damar sertliğinin şiddeti direk olarak orantılıdır. Kalsiyum skorlamasının derecesine göre risk faktörlerinin önlenmesi ve/veya ilaçla tedavi uygulanabilir. Skor ciddi bir damar tıkanıklığının olabileceğini düşündürüyorsa hastaya ile koroner anjiyografi yapılabilir veya direk olarak kateterli anjiyografiye gönderilebilir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Kalp Krizi nedir? Belirtileri, Tedavisi

Miyokard enfarktüsü olarak da adlandırılan Kalp Krizi, kalbi oksijenle besleyen kan akışının kesilmesi ve kalp kasının ölmeye başlaması durumudur. Ani ve şiddetli olan Kalp Krizi uyarı işaretlerinden herhangi birini yaşarsanız, yardım almak için beklemeyin.

Göğüs kafesinde, göğsün orta çizgisinden biraz sola doğru bulunan ve hayati önem taşıyan kalp, kaslı bir yapıya sahiptir. Günde ortalama 100 bin kez kasılarak neredeyse 8000 litre kanı dolaşıma pompalayan organın erkeklerde ağırlığı 340 gram, kadınlarda ise 300-320 gram kadardır. Kalp yapısında oluşan herhangi bir bozukluk nedeniyle kalp kapak hastalıkları, kalp kası hastalıkları, koroner kalp hastalıkları, kalbin iltihabi hastalıkları ve kalp krizi gelişebilir. Ani ölümle sonuçlanan kalp hastalıklarının başını %75-80 oranıyla kalp krizi çeker.

Nedenleri;

Kalp krizi nedenleri içinde en önemli nokat, kolesterol plaklarının arter duvarına birikmesi (ateroskleroz) dir. Bu durum sonucunda damar duvarlarında sertleşme meydana gelecek ve arter iç kanalı daralacaktır. Daralan damarlar vücuda yeterince kan akışı sağlayamazsa, kalp kasına yeterli oranda oksijenli kan gidemez. “Kalp krizi neden olur” sorusuna verilecek diğer yanıtlar arasında sağlıksız beslenme, aşırı stres, genetik yatkınlık ya da sigara öncelikli nedenler olarak sayılabilir.

Pek çok insanlar koroner damarlara yağ ya da plak birikimi yıllar boyunca sessiz şekilde devam eder. Üst üste eklenen faktörler zamanla damarların tıkanmasına neden olurken, özellikle sigara kullanımı bu konuda hızlandırıcı etki olarak rol oynar. Sigara kullanan kadın ve erkek fark etmeksizin kalp krizi riski 3 kat daha fazladır.

Kalp krizinin diğer bir nedeni de kötü kolesterol olarak tanımlanan LDL oranının yüksek olmasıdır. Bu tür kolesterolü en alt seviyede tutmak için işlenmiş et (salam, sucuk, sosis), kırmızı et, midye, kalamar, kızartma, sakatat, krema, mayonez, tam yağlı ürünler ve tereyağı gibi gıdalardan uzak durulması gerekir.

Şeker hastalığına sahip olmak da kalp krizi riskini artırabilir. Yapılan araştırmalara göre, şeker hastalığı bulunan kişilerin daha sık kalp krizine yakalandıklarını ortaya koymaktadır. Şeker hastalığı, damar duvarlarındaki esnekliği yok eder, kandaki pıhtılaşma seviyesini artırır ve damar iç yüzeyindeki hücrelerin daha kolay hasar almasına neden olur. Bunların yanı sıra fiziksel aktivite azlığı ve sağlıksız beslenme gibi durumlar da eklenince kalp krizi riski ortaya çıkar.

Kalp krizinin diğer nedenleri şöyle sıralanabilir:

  • Yüksek tansiyon (hipertansiyon)
  • Obezite
  • Fiziksel aktivite azlığı
  • Doğuştan getirilen kalp hastalıkları
  • Yaş (kadınlarda >55, erkeklerde >45)

Belirtileri;

Kalp krizi bazen filmlerde gördüğümüz gibi ani ve yoğun belirtiler gösterir. Ancak bazen belirtiler yavaş bir şekilde başlar, hafif bir ağrı ve rahatsızlık hissedilir. Kalp krizinin en sık görülen belirtileri şunlardır:

  • Göğüs ağrısı; Kalp krizine bağlı göğüs ağrısı genellikle göğsün orta kısmında, baskı, sıkışma tarzında şiddetli bir ağrı şeklinde tarif edilir. Genellikle birkaç dakikadan uzun sürer veya gidip gelen bir ağrı şeklinde hissedilebilir. Bu ağrı kollara, sırta, boyna, çeneye ve mide üzerine doğru yayılım gösterebilir
  • Nefes darlığı; Göğüs ağrısına eşlik eden, bazen de tek başına görülen nefes darlığı bir kalp krizi belirtisi olabilir.
  • Terleme
  • Bulantı
  • Kusma
  • Baş dönmesi

Kadınlarda kalp krizi belirtileri;

  • Kalp krizi dendiğinde aklımıza filmlerdeki aniden ellerini kalbinin üzerine koyup acıyla yere yıkılan erkekler gelir. Ancak gerçek hayatta kalp krizi geçiren kişi bir kadın da olabilir ve belirtiler bu kadar belirgin olmayabilir
  • Kadınlarda da kalp krizinin en sık görülen belirtisi göğsün orta kısmında hissedilen şiddetli ağrı/basınç olmakla birlikte, bazen bu belirti kadınlarda görülmeyebilir
  • Bunun yerine nefes darlığı, göğsün alt kısmı veya karnın üst kısmında ağrı, sırtta veya çenede ağrı, aşırı yorgunluk, bayılma, bulantı ve baş dönmesi gibi belirtiler görülür

Kalp krizi nasıl oluşur?

Kalp krizinin altında yatan temel neden damar duvarına biriken kolesterole bağlı oluşan plakların yırtılmasına bağlı oluşan pıhtıdır. Bu durum sonucunda damar tıkanarak kalp kasının kan ihtiyacı karşılanamamaktadır. Kalp kası hücreleri ölmeye başlayarak tıkalı bölgede kalp kası fonksiyonunu kaybetmektedir. Her geçen saniye kaybedilen kalp kası hücresi demektedir. Dolayısıyla kalp krizine erken müdahale hayati öneme sahiptir.

Tedavisi;

Kalp krizi acil bir durumdur ve belirtiler ortaya çıktığında mutlaka tam teşekküllü bir hastaneye başvurulması gereklidir. Kalp krizi ile ilgili ölümlerin büyük bir çoğunluğu kriz başladıktan sonraki ilk birkaç saat içinde gerçekleşir. Bu nedenle hastaya tanının hızlı koyulması ve müdahalenin doğru yapılması hayati önem taşır. Kalp krizi geçiriyorsanız hemen bir yakınızı ve hastaneyi arayarak durumunuzu bildirin.

Su haricinde herhangi bir yiyecek, içecek ve ilaç tüketmeyin. Ambulans gelinceye kadar ayaklarınızı kalp seviyenizin üzerine kaldırarak bekleyin. Kalp krizi nedeniyle acile gelen hastaya gerekli acil tedaviler uygulandıktan sonra hasta kardiyoloji uzmanına yönlendirilir. Doktor gerekli gördüğü durumda hastanın damarlarını kontrol etmek amacıyla anjiyo yapabilir. Anjiyo sonucuna göre ilaçla tedavi ya da cerrahi işlem olup olmayacağı doktor tarafından belirlenir.

İkinci bir kalp krizi yaşamamak için…

  • Sigara ve puro, pipo gibi tüm tütün kullanma alışkanlıklar terkedilmelidir. Kalp krizi geçiren bir kişinin tütüne devam etmesi, ikinci bir kriz riskini en az 2-3 kat arttırır
  • Daha hareketli olmaya özen gösterilmelidir. Düzenli egzersiz programları stres ve depresyonu azaltacağı; kiloyu, kolesterolü ve tansiyonu dengede tutmaya yardımcı olacaktır
  • İlaçlar doktor kontrolünde ve düzenli olarak alınmalıdır. Oluşabilecek en küçük bir sorunda mutlaka doktorla iletişime geçilmelidir
  • Sağlıklı beslenmeye özen gösterilmelidir. Bu sayede kişi hem daha çabuk iyileşir, hem de kilosunu kontrol altında tutar ve kan kolesterol düzeyi ile tansiyonun yükselmesini önlemiş olur
  • “Ben nasılsa ilaç kullanıyorum, bana bir şey olmaz” yanılgısına asla düşülmemelidir. Çünkü yaşam tarzı değişiklikleri, kalp sağlığı açısından en az ilaçlar kadar önemlidir

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Kalça kırığı nedir? Detaylar

Her yaşta ciddi bir durum olan Kalça Kırığı, neredeyse her zaman ameliyat gerektirir. Kırık bir kalça ile ilişkili komplikasyonlar hayati tehlike oluşturabilir. Kalça eklemini oluşturan uyluk kemiği ve onun uzantısı olan top şeklindeki femur başını birleştiren femur boyun kısmında ve boynun altındaki trockanterik bölgedeki kırıklar kalça kırığı adını almaktadır.

Yaşlılarda kemik erimesi nedeniyle, genellikle basit düşmelerle, gençlerde ise trafik kazası veya yüksekten düşme gibi ciddi travmalar sonucu oluşur. Yaşın ilerlemesi ile görme sorunları, kas zayıflıkları ve eşlik eden hastalıklar ( yüksek tansiyon, şekerin yükselmesi veya düşmesi, inme gibi problemler) hastanın düşmesine yol açarak zayıflamış olan kemikte kırıklara yol açmaktadır.

Tanısı;

Kaymış kalça kırıklarında tanı koymak kolaydır. Hasta yürüyemez ve kalça bölgesinde hareketle artan şiddetli ağrısı olur. Kırık taraftaki bacak kısalmış ve dışa dönmüş durumdadır. Tanı için röntgen çoğu kez yeterli olur. Ancak yorgunluk kırıklarında ve kaymamış kırıklarda hafif bir kalça ağrısı ile aksayarak yürümek mümkün olabilir. Bu durumda ilaveten bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonans gibi ileri tanı yöntemlerine başvurulur.

Riskleri;

Yaşlılarda güçlükle dengede olan organ sistemleri ve ruhsal durum kalça kırığının oluşması ile tamamen bozulur. Yatağa bağımlı hale gelen hastanın metabolik dengeleri hızla bozulur. Şeker hastalığı, kalp hastalığı gibi önceden var olan hastalıkları giderek ağırlaşır. Yatağa temas eden yerlerinde yatak yaraları çıkabilir. Uzun süreli yatağa bağımlılık sağlıklı yaşamla bağdaşmamaktadır.

Tedavisi;

Amaç hastayı yatağa bağımlılıktan bir an önce kurtarmak ve eskisi gibi yürümesini sağlamaktır. Bunun için tek çözüm cerrahi tedavidir. Cerrahi tedavide iki farklı seçenekten birine karar verilir: Bunlardan birincisi kırık parçaları uç uca getirip kaynatmayı hedefleyen ameliyatlardır. Osteosentez denen bu ameliyatlar çok yaşlı olmayan, ev dışı aktif yaşam beklentileri olan ve hastaneye gecikmeden getirilmiş hastalara yapılabilir. Bu ameliyatlarda özel vida veya çivi sistemleriyle kırık sabitleştirilir. Kaynama süresi boyunca hasta o tarafına tam yük verilmeden yürütülür. İkinci seçenek ise protezlerdir. Fizik aktiviteleri kısıtlı, hafıza problemi olan ve çok yaşlı hastalarda ameliyat ile kırığın üst parçası çıkarılıp yerine metal protez yerleştirilir. Böylelikle hastanın hemen yürütülmesi mümkün olur.

Korunma;

İleri yaş grubunda görülen kalça bölgesi kırıkları daha çok osteoporoza bağlı olduğundan ve evde basit düşmeler sonucu oluştuğundan bazı önlemlerle kırık riski azaltılabilir. Osteoporozun ilaç ve egzersilerle önlenmesi ve tedavisi dışında yaşama alanında uygulanacak bazı önlemlerle düşme riski de azaltılabilir. Yürüme alanından halı parçalarının, kapı eşiklerinin ve kabloların kaldırılması, halıların sabitlenmesi, banyo gibi ıslak alanlarda kaymayan zemin örtüleri kullanılması, banyo ve tuvaletlere tutamak konulması ve yaşam alanının yeterli aydınlatılması bu önlemlerdendir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Yara nedir, kaç çeşit yara vardır? İlkyardım

Yara, içten veya dıştan vücut bütünlüğünün bozulması durumudur. En önemli ayrım, açık ve kapalı yaralar arasındadır.  Açık yara, vücudu saran deri bütünlüğünün dışarıdan gelen bir şiddet sonucu bozulmasıdır. Kapalı yaralarda ise tam tersi durumudur.

Farklı bir tanımla; Bir travma sonucu deri yada mukozanın bütünlüğünün bozulmasıdır. Aynı zamanda kan damarları, adale ve sinir gibi yapılar etkilenebilir. Derinin koruma özelliği bozulacağından enfeksiyon riski artar.

Kaç çeşit yara vardır?

Kesik yaralar; Bıçak, çakı, cam gibi kesici aletlerle oluşur. Genellikle basit yaralardır. Derinlikleri kolay belirlenir.

Ezikli yaralar; Taş yumruk ya da sopa gibi etkenlerin şiddetli olarak çarpması ile oluşan yaralardır. Yara kenarları eziktir. Çok fazla kanama olmaz, ancak doku zedelenmesi ve hassasiyet vardır.

Delici yaralar; Uzun ve sivri aletlerle oluşan yaralardır. Yüzey üzerinde derinlik hakimdir. Aldatıcı olabilir tetanos tehlikesi vardır.

Parçalı yaralar; Dokular üzerinde bir çekme etkisi ile meydana gelir. Doku ile ilgili tüm organ, saçlı deride zarar görebilir.

Kirli (enfekte) yaralar:

Mikrop kapma ihtimali olan yaralardır. Enfeksiyon riski yüksek yaralar şunlardır:

  • Gecikmiş yaralar (6 saatten fazla)
  • Dikişleri ayrılmış yaralar
  • Kenarları muntazam olmayan yaralar
  • Çok kirli ve derin yaralar
  • Ateşli silah yaraları
  • Isırma ve sokma ile oluşan yaralar

Yaraların ortak belirtileri nelerdir?

  • Ağrı
  • Kanama
  • Yara kenarının ayrılması

Ciddi yaralanmalar nelerdir?

  • Kenarları birleşmeyen veya 2-3 cm olan yaralar
  • Kanaması durdurulamayan yaralar
  • Kas veya kemiğin göründüğü yaralar
  • Delici aletlerle oluşan yaralar
  • Yabancı cisim saplanmış olan yaralar
  • İnsan veya hayvan ısırıkları
  • Görünürde iz bırakma ihtimali olan yaralar

Ciddi yaralanmalarda ilkyardım;

  • Yaraya saplanan yabancı cisimler çıkarılmaz
  • Yarada kanama varsa durdurulur
  • Yara içi kurcalanmamalıdır
  • Yara temiz bir bezle örtülür (nemli bir bez)
  • Yara üzerine bandaj uygulanır
  • Tıbbi yardım istenir (112)

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın