Kulak ağrısı nedir? Nedenleri, Tedavisi

Genellikle çocuklarda görülen kulak ağrıları, yetişkinlerde de görülebilmektedir. Çoğu zaman tek kulakta olan kulak ağrısı, bazen iki kulakta da olmaktadır. Sürekli olabileceği gibi gelip olabilir. Ağrı, keskin, ağır ve zonklar gibidir. Kulakta enfeksiyon varsa ateş ve geçici işitme kaybı meydana gelebilir.

Dış, orta ve iç kulak olmak üzere üç ayrı bölümden oluşan kulak, bu bölümlerde yaşanması olası olan enfeksiyonlar sebebi ile ağrıyabilir. Mide bulantısı, baş dönmesi, kusma, iştahsızlık, kulak çınlaması, kaşıntı ve şişlik gibi birbirinden farklı sorunlar yaratabilir. Çocuk yaştaki bireylerde oldukça sık gözlemlenen kulak ağrısı, yetişkinlerde de yüksek oranlarda görülebilir. Kulak ağrısı çeken bireylerin şikayetlerini belirterek en kısa sürede uzman görüşü almaları, ileriki aşamalarda sağlıkları konusunda daha rahat etmelerine olanak tanır. Etkili bir tedavi sürecinin ardından kulak ağrısından tamamen kurtulmak mümkündür.

Sebepleri;

Kulak kiri birikmesi: Kulak kiri normal olarak, kulakta salgılanan fizyolojik bir salgıdır. Bu salgı aşırı salgılandığında ya da yanlış temizlendiğinde, birikme yapıp sertleşerek kulak yolunu tıkar. Bu durum kulak ağrısına neden olabilmektedir. Gliserin damlatılarak kulak yolu temizlenebilir. Kulak temizlenmesi için kesinlikle kulak çubuğu ya da sivri, delici maddeler kullanılmaması gerekmektedir.

Basınç değişimi: Özellikle uçakların yüksek irtifalara ulaştığı süreçte yaşanan basınç değişiminden dolayı kulakta bir ağrı hissedilir. Bu ağrı barotravma olarak adlandırılır. Kısa süreli de olsa, yetişkin ve çocuklar için acı verici olabilir. Orta kulakta, östaki borusu denen bir kanal orta kulak ile dış basıncın dengelenmesini sağlar. Bu boru tıkandığında basınç dengelenemez ve zarda bir gerilim hissedilir. Yutkunma, sakız çiğneme veya burun deliklerini kapatıp genze doğru üflenme hareketlerinin yapılması östaki borusunu açabileceğinden, bu tür durumlarda uygulanabilen bir yöntemdir. Aynı şekilde bebeklerin emmesi sağlanarak ağrı hafifletilmeye çalışılmalıdır.

  • Kulak yolunda yabancı bir madde bulunması: İstemli ya da istemsiz bir şekilde kulak yoluna yabancı bir madde sokulması bireyde ağrıya neden olmaktadır
  • Boğaz enfeksiyonları: Kulaktan kaynaklanmasa da boğaz enfeksiyonları kulak ağrısı yapabilmektedir
  • Sinüs enfeksiyonları: Boğaz enfeksiyonları gibi sinüs enfeksiyonları da kulak ağrısına neden olabilmektedir

Belirtileri;

Yetişkinlerde;

  • Kulak ağrısı
  • Duyma bozukluğu
  • Kulaktan sıvı tahliyesi

Çocuklarda;

Paylaşın

Kronik böbrek yetmezliği nedir? Tedavisi

Kronik Böbrek Yetmezliği; İleri yaşlarda, kanınızdaki fazla sıvıları ve atık ürünleri filtrelemekten sorumlu böbreklerin fonksiyonlarını tam anlamıyla yerine getirememe durumudur. Bu durumda, vücutta tehlikeli olabilecek seviyelerde atık ve sıvı birikir. Bu duruma aynı zamanda kronik böbrek hastalığı da denir.

Ülkemizde her 6-7 erişkinden birinde kronik böbrek hastalığı bulunuyor. Dünya nüfusunun yüzde 6-12’si değişen derecelerde bu hastalığa sahip.

Nedenleri;

  • Kronik böbrek yetmezliği nedenlerinden, en sık karşılaşılanlar şöyle sıralanabilir
  • Diyabet (şeker hastalığı)
  • Hipertansiyon (yüksek kan basıncı)
  • Kronik glomerulonefrit
  • Polikistik böbrek hastalığı
  • Kronik taşlı piyolelonefrit
  • Uzun süreli böbreğe zarar veren ilaç kullanımı (non-steroidantienflamatuar ilaçlar gibi)
  • Bunların yanı sıra; sigara kullanımı ve aşırı kilo da kronik böbrek yetmezliği riskini artıran faktörler arasındadır

Belirtileri;

Kronik böbrek yetmezliğinin yıllar içinde ilerlemesi ve böbrek işlevlerinin giderek azalması sonucunda, bazı şikâyetler ve bulgular ortaya çıkar. Böbreklerin atılması gerekli zararlı maddeleri vücuttan uzaklaştıramaması ve bu maddelerin kanda birikmesi ile halsizlik, iştahsızlık, bulantı, kusma, kaşıntı ve uykuya meyil gibi şikâyetler görülebilir.

Kronik böbrek yetersizliğinin daha ileri aşamalarında ise, vücudumuza alınan su ve tuz yeteri kadar atılamaz. Bunun sonucunda; göz kapaklarında, ayaklarda ve bacaklarda şişmeler olabilir. Buna, tansiyon yüksekliği eşlik edebilir. Akciğerlerde sıvı birikerek, nefes darlığına yol açabilir. Ayrıca, vücuttaki potasyumun atılamamasına bağlı olarak; halsizlik, felçler ve kalp durmasına kadar gidebilen ölümcül bir tablo ortaya çıkabilir.

Kronik böbrek yetmezliği olan hastalarda böbreklerin işlevlerini yerine getirememesi sonucunda oluşabilecek önemli sorunlardan biri de anemi (kansızlık) gelişmesidir. Anemi; halsizlik, çabuk yorulma, baş dönmesi, konsantrasyon güçlüğü, çarpıntı ve nefes darlığına neden olabilir.

Ayrıca kronik böbrek yetmezliği hastalarında, D vitamininin yapılamaması ve fosforun vücuttan atılamamasına bağlı olarak, kalsiyum ve fosfor dengesinde bozukluk ortaya çıkar. Bunun sonucunda, boyundaki tiroid bezinin arkasında yer alan ve kalsiyum-fosfor dengesini düzenleyen paratiroidi bezlerinin fazla çalışması ile ortaya çıkan bir tablo gelişir. Buna, ikincil hiperparatiroidi adı verilir. Tüm bunlara bağlı olarak; kemik yapımında bozulma, kemiklerin direncinde azalma ve kolay kırılmalarla karşılaşılabilir.

Tanısı;

Böbrek yetmezliğinin teşhisinde ilk adım nefroloji doktorunun muayenesidir. Nefroloji doktoru böbrek yetmezliğine neden olabilecek hipertansiyon veya diyabet gibi hastalıklar, böbrek yetmezliğine neden olabilecek ilaçlar veya idrar alışkanlığındaki değişikliklerin sorgulamasını yaptıktan sonra böbrek yetmezliğinin teşhisini koyabilmek için ek tetkikler isteyebilir.

  • Kan testleri; Tam kan sayımı kronik böbrek yetmezliğinin teşhisinde önemli ipuçları verebilir. Kandaki kreatinin ve üre oranı kronik böbrek yetmezliğinin varlığı hakkında doktora fikir verebilir. Bununla birlikte nefroloji doktoru daha detaylı kan testleri de isteyebilir. GFR denilen Glomerular Filtration Rate(Glomerüler Filtrasyon Hızı) böbreklerin süzme kapasitesini belirler. Böbreklerin süzme kapasitesinin belirli bir oranın altına düşmesi böbrek fonksiyonlarındaki sorunu belirleyebilir
  • İdrar testi; İdrardaki kan veya protein varlığı böbrek fonksiyonlarında sorun olduğunu belirleyebilir.
  • İdrar hacminin ölçümü; İdrar çıkışının belirlenmesi böbrek yetmezliğini teşhis etmeye yardımcı olan en basit testlerden biridir
  • Görüntüleme yöntemleri; Böbreklerin ve idrar yollarının yapısını ve boyutunu değerlendirmek için ultrason veya farklı görüntüleme yöntemleri kullanılabilir
  • Biyopsi; Böbrek biyopsisi genellikle ciltten uzun ve ince bir iğne ile girilerek lokal anestezi altında yapılır

Tedavisi;

Böbrek yetmezliğinin tedavisi için birkaç yöntem kullanılır. Bireyin ihtiyacı olan tedavi türü böbrek yetmezliğinin sebebine bağlı olacaktır. Böbrek yetmezliğinde kullanılan yöntemlerden birisi diyalizdir. Diyaliz, bir makine kullanarak kanı filtreler ve toksik öğelerden arındırarak böbreklerin işlevini yerine getirir.Kullanılan diyaliz tipine bağlı olarak, büyük bir makine veya portatif kateter torbası kullanılabilir. Diyalizle birlikte düşük potasyumlu, düşük tuzlu bir diyet takip edilmelidir. Diyaliz böbrek yetmezliğini tedavi etmez, ancak seanslara düzenli katılmak yaşam süresini uzatır.

Böbrek yetmezliğinde bir başka tedavi seçeneği de böbrek naklidir. Nakledilen bir böbrek normal çalışacaktır ve diyaliz ihtiyacını ortadan kaldıracaktır. Ancak hastanın vücuduyla uyumlu bir böbrek bağışı bulunması için beklenilen süre genellikle uzundur.

Yaşayan bir bağışçı varsa süreç daha hızlı ilerleyebilir. Vücudun yeni böbreği reddetmesini önlemek için ameliyattan sonra bağışıklık baskılayıcı ilaçlar kullanılır. Bu ilaçların kendine has ve bazen ağır yan etkileri vardır. Nakil ameliyatı her vaka için doğru tedavi seçeneği olmayabilir. Ameliyatın başarısız olması da mümkündür.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Kök kanal tedavisi nedir? Detaylar

Çürümüş ya da enfekte olmuş dişi kurtarmak amacıyla yapılan Kök Kanal Tedavisi (Endodonti Tedavisi), pulpadaki damar ve sinirlerin uzaklaştırılması, pulpa boşluğunun dezenfekte edilmesi, kanalların genişletilmesi ve kanalların kanal dolgu malzemesi ile doldurulması aşamalarından oluşuyor.

Kök kanal tedavisini anlamak için dişin yapısı hakkında genel bir bilgiye sahip olmak gerekir. Diş, dıştan içe doğru; mine, dentin ve pulpa olmak üzere 3 ana tabakadan oluşur. Dişin merkezindeki doğal boşluğa da kök kanalı denir. Pulpa kök kanalı içindeki yumuşak dokudur. Bu doku, dişi besleyen kan damarları ve sinirler açısından zengindir.

Eski zamanlarda bir enfeksiyon ya da enflamasyon pulpa tabakasına ilerlediğinde, diş artık kurtarılamaz hale gelip çekilmekteydi. Günümüzdeki son gelişmeler, dişin pulpa tabakasının temizlenip tekrar doldurulmasına olanak sağlamaktadır. Pulpa ve içerisindeki sinirler alınsa da, diş temel işlevini yerine getirir. Bunun nedeni, dişler dişetlerinden çıkıp son halini aldıktan sonra, diş sinirlerinin hayati bir önem taşımamasıdır. Diş sinirlerinin yetişkinlerdeki tek görevi sıcak ve soğuk hissini hissetmek gibi duyusal işlevlerdir.

Bir dişin sinir dokusu veya pulpası hasar gördüğünde, parçalanır ve bakteri burada çoğalmaya başlar. Bakteriler yoğun bir enfeksiyona veya apseye yol açabilir. Apse, diş köklerininin sonunda oluşan irin dolu bir şişliktir. Diş çürükleri tedavi edilmediğinde, kök çevresinde kemik kaybı gibi ciddi durumlara yol açabilir.

Nedenleri;

  • Uyumsuz restorasyonlar, eski dolguların çevresinde oluşan yeni çürükler, derin çürükler veya kaza sonucu dişin sinir ve damar dokusu canlılığını kaybediyor veya enfekte oluyor
  • Hiç çürük olmadan da bazı nedenler diş iltihaplanmasıyla sonuçlanabiliyor. Bunların başında da travmaya maruz kalma geliyor: Şiddetle gelen bir darbe, dişin dolaşımını kesebiliyor ve böylelikle diş beslenemediğinden zamanla canlılığını kaybediyor
  • Diş sıkma/gıcırdatma, yüksek yapılan dolgular ve restorasyonlar da kronik travma nedenleri arasında yer alıyor ve iltihaplanmaya neden olabiliyor
  • Bununla birlikte uzun süre tedavi edilmeyen periodontal (dişeti ve çevresi) hastalıkları da dişin iltihaplanmasında etken faktörler arasında yer alıyor. Bu durumlarda da tedavi olarak kanal tedavisi gündeme geliyor

Belirtileri;

  • Çiğneme veya baskı uygulama durumunda şiddetli diş ağrısı
  • Sıcak veya soğuğa hassasiyet (ağrı)
  • Diş renginin kararması
  • Yakındaki diş etlerinde şişme ve hassasiyet
  • Diş etlerinde kalıcı veya tekrarlayan sivilce benzeri beyaz kabarcıklar

Ağrıyan veya çürüyen her dişe kanal tedavisi yapılmıyor. Tedavi yapılabilmesi için bakterilerden kaynaklı ve hafif ağrı ile sinyal veren ya da hiç ağrı yapmayan bu çürükler sadece dolguyla tedavi edilebiliyor. Diş bu aşamada tedavi edilmezse bakteriler dişin özüne İlerleyerek iltihaplanmaya neden oluyor ve bu durumda kanal tedavisi uygulanması gerekiyor.

Nasıl yapılır ve ne kadar sürer?

  • Lokal anestezi yapılması: diş ve çevre dokuların uyuşturulması
  • Diş çürüğünün temizlenerek kök kanallarının açılması
  • Radyografi (röntgen) çekilerek kanal uzunluğunun tespit edilmesi
  • Kök kanallarının içeriğinin (pulpa dokusunun) çıkarılarak temizlenmesi
  • Çeşitli el aletleri ve döner aletler kullanarak kök kanallarının şekillendirilmesi
  • Kök kanallarının dezenfeksiyonu: mikroorganizmalardan arındırılması
  • Kök kanallarının doldurulması

Kanal tedavisi sonrası dikkat edilmesi gerekenler;

  • Kanal tedavisi ilk seansta bitmezse, tedavi bitinceye kadar ilgili dişi kullanmaktan kaçınılmalıdır
  • Kanal tedavisi tamamen bitse bile işlemden sonra en az iki saat bir şeyler yenip içilmemelidir
  • Bir iki gün boyunca hassasiyet olabileceğinden aşırı sıcak ve soğuk içeceklerden kaçınmak hastaya rahatlık sağlar
  • Ağız sağlığı bakımı söz konusu olduğunda, düzenli aralıklarla yapılan diş fırçalama, diş ipi ve antiseptik bir gargara kullanma gibi genel bakım kurallarının yanında, diş hekimini düzenli aralıklarla ziyaret etmek de önemlidir

Kanal tedavisi başarı oranları ve komplikasyonları;

Kök kanal tedavisi %95’ten fazla başarı oranına sahip bir prosedürdür. Kanal tedavisi görmüş birçok diş ömür boyu kullanılabilir. Bununla beraber, diş hekiminizin bir dişi temizleme ve dolgu konusundaki en iyi çabalarına rağmen, bir kök kanalında yeni enfeksiyonlar ortaya çıkabilir. Bunun olası nedenleri:

  • Bir dişte normal olarak öngörülenden daha fazla kök kanalı bulunması sonucunda bunlardan birinin temizlenmemiş halde kalması
  • Diş kökünde saptanamayan bir çatlak
  • Bakterilerin restorasyonu geçerek dişin iç taraflarına ulaşması ve bölgeyi enfekte etmesi
  • Sızdırmanın engellenmesi için kullanılan malzemenin zamanla parçalanması ve bakterilerin dişin iç kısımlarına tekrar yerleşmesi olarak sıralanabilir

Kök kanal tedavisine alternatifler;

Doğal dişlerinizi kurtarmak, mümkün olan en iyi tedavi seçeneğidir. Doğal dişleriniz, doğru beslenmeyi sağlamak için gereken çok çeşitli gıdaları etkili bir şekilde sindirmenizi sağlar.

Kök kanalı prosedürünün tek alternatifi, çiğneme işlevini eski haline getirmek ve bitişik dişlerin kaymasını önlemek için dişin çıkarılması ve yerine köprü, implant veya çıkarılabilir kısmi takma diş ile değiştirilmesidir. Bu çok daha uzun süren seanslara neden olup hastaya maddi ve manevi açıdan daha fazla yük olur.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Koroner Bypass Ameliyatı nedir, nasıl yapılır?

Koroner Bypass Ameliyatı (CABG (İngilizce Coronary Artery Bypass Grafting)), koroner arterler tıkandığında veya hasar gördüğünde yapılan bir operasyondur. Koroner arterler kalbi besleyen ve ona oksijen taşıyan damarlardır. Ameliyat tüm dünya da ve ülkemizde en sık yapılan kalp ameliyatı tipini oluşturmaktadır.

Bypass ameliyatı bir atardamarın belli bir bölgesinde meydana gelen daralma ya da tıkanma sonucunda bu atardamarın beslediği bölgenin canlılığını korumak için uygulanan cerrahi bir yöntemdir. Atardamarın tıkalı olan bölgesinin ilerisine vücudun başka bir bölgesinden hazırlanan damarlar vasıtasıyla gerçekleştirilir by pass ile atardamarın beslendiği bölgeye yeterli miktarda kan ulaştırılır. Koroner bypass ameliyatı ise kalbi besleyen koroner damar adı verilen atardamarların tıkanması sonucunda yapılan bypass ameliyatlarıdır.

Koroner damarlar neden daralır/tıkanır?

Bu konuda yapılan araştırmalar 5 temel risk faktörünün en önemli sebepler olduğunu ortaya koymaktadır. Bunlar;

  • Ailesel yatkınlık (kişinin anne, baba ya da kardeşinin genç yaşta koroner arter hastası olması)
  • Diyabet (şeker hastalığı)
  • Hipertansiyon
  • Hiperlipidemi (kan yağlarının yüksekliği)
  • Sigara

Bu 5 temel risk faktöründen 3 tanesinin kişide varlığı hasta olma riskini önemli derecede yükseltmektedir. Bunlara ek olarak stres, erkek cinsiyet, hareketsiz yaşam tarzı, erkeklerin 45, kadınlarınsa 55 yaşın üzerinde olması gibi faktörler kişinin koroner damarlarının tıkanmasını kolaylaştırmaktadır.

Koroner Bypass Ameliyatı kimlere uygulanır?

Koroner arter daralmalarında ilaç tedavisi, koroner balon anjiyoplasti ve/veya stent ya da koroner bypass ameliyatı tedavi seçenekleri arasındadır. Hangi tedavi şeklinin seçileceğine, hastalığın durumuna göre kalp cerrahı ve kardiyologtan oluşan ortak konseyce karar verilir.

Koroner Bypass Ameliyatı yapıldığı durumlar:

  • Sol ana koroner arter darlıkları
  • Birden fazla koroner arterde kritik darlık
  • Koroner arter hastalığı nedeniyle kalbin kasılma gücünün bozulması
  • İlaç tedavisine rağmen devam eden göğüs ağrısı

Günümüzde halen koroner arter bypass cerrahisi için hastanın kendi atar veya toplardamarları kullanılmaktadır. Bu konudaki çalışmalara rağmen koroner bypass ameliyatlarında kullanılabilecek yapay bir damar yoktur.

Koroner Bypass Ameliyatı nasıl yapılır?

Koroner bypass ameliyatı kalp durdurulup kalp akciğer makinasına bağlanarak yapılan bypass ameliyatı ya da çalışan kalpte bypass ameliyatı olmak üzere iki şekilde gerçekleştirilebilir. Koroner bypass ameliyatları açık cerrahiyle yapılabileceği gibi gerekli uygunluk şartlarının varlığında minimal invaziv cerrahisiyle yani  göğüs ortadan yarılmadan ve göğüs kemiği kesilmeden koltuk altından, meme altından, meme dış kıvrımından küçük kesilerle gerçekleştirilebilmektedir.

Koroner bypass ameliyatı, ilaç tedavisinden yanıt alınamayan durumlarda ya da tıkanma nedeniyle müdahale edilmesi gereken durumlarda uygulanabilmektedir. Bazı durumlarda balon ya da stent uygulaması yeterli gelmediğinden koroner bypass ameliyatı tercih edilebilmektedir.

Koroner bypass ameliyatında, hastanın göğüs, kol ya da bacak bölgesinden alınan damar tıkalı olan koroner damara köprüleme yapılarak dikilir. Koroner bypass ameliyatlarında, damar sayısına göre giriş yeri değişebilmektedir. Tek damarda bypass yapılacaksa meme altından küçük 7-8 santimlik kesilerle bypass ameliyatı yapılır. Bazen iki damar olduğunda da sol taraftan yine koltuk altından iki damar bypass ameliyatı yapılabilir. Koltuk altından yapılan kalp ameliyatlarında hiçbir kemik ve kas kesilmez.

Kaburgalar arasından kalbe ulaşılır ve gerekli müdahale yapılarak ameliyat sonlandırılır. Eğer ki çalışan kalpte yapılan bypass ameliyatı çoklu damarı kapsıyorsa üç damar ve üzerinde olduğunda göğüs ön kemiği kısmi olarak açılması gerekebilir. Kemik tamamen açılmadığı için, parsiyel yani kısmi açıldığı için hastanın enfeksiyon riski düşük olduğu gibi göğüs kemiği daha çabuk kaynamaktadır.

Koroner Bypass Ameliyatı’ndan sonra dikkat edilmesi gerekenler;

Koroner bypass ameliyatlarından sonraki en önemli konulardan biri, hastaların hekim tarafından tavsiye edildiği şekilde hareket etmeleridir. Hastaların kendilerine belirtilen şekilde ilaçlarını kullanmaları dikkat edilmesi gereken konuların başında gelir.  Ayrıca kalp damar hastalıklarının ortaya çıkmasında önemli rol oynayan sigara tüketilmemeli, kolesterol konusunda beslenmeye dikkat edilmelidir. Hayvansal yağlardan uzak durulmalıdır. Kalp ameliyatı nedeniyle sigarayı bırakan hastaların tekrar sigaraya başlamaması gerekmektedir.

Bununla birlikte uzman hekim tavsiyeleri doğrultusunda düzenli egzersizlere günlük hayatta yer verilmesi gerekmektedir. Ayrıca hasta durumunun ve kalp sağlığının kontrol edilerek takip edildiği düzenli hekim kontrolleri ihmal edilmemelidir. Sağlıklı bir kalbin sağlıklı bir yaşam anlamına geldiği unutulmamalıdır. Genel olarak değerlendirildiğinde; hastaların kalp ve damar sağlığına yönelik önleyici ve koruyucu tedbirler aldıkları bir yaşam tarzına sahip olmalarında fayda bulunmaktadır.

Koroner Bypass Ameliyatının alternatifi var mı?

İlaç tedavisi, balon ve stent girişimleri koroner bypass cerrahisine ancak uygun, seçilmiş olgularda alternatif olabilir. Ancak unutmayınız ki sizin için ameliyat kararı verildiği anda, öncesinde bu alternatifler değerlendirilip, bunların sizin için uygun olmadığı sonucuna varılmıştır. Kafanızda oluşabilecek soruları kardioloğunuz ve cerrahınızla görüşüp, cevap alınız.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Kompülsif yeme nedir? Detaylar

Kompülsif (Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu), kendisini nispeten kısa bir süre içinde büyük miktarlarda yemek tüketmeye özdeşleştiren insanlar için kullanılan en yaygın terimdir. Kompülsif kişilerde iştah iç uyaranlardan çok dış uyaranların etkisindedir.

Yeme Bozuklukları, yeme davranışı ve yemekle ilgili duyguların ve düşüncelerin bireye ciddi boyutlarda rahatsızlık vermesiyle ortaya çıkar.Diyet yapma davranışı, yeme bozukluklarının gelişimine yol açan ortak uyarıcıdır. Kişinin yiyeceklere, kiloya ve görünüşe aşırı derecede takıntılı olma durumunun; sağlığına, ilişkilerine ve günlük aktivitelerine ters etki yapma derecesine kadar gitmesine neden olmaktadır.

Yeme Bozuklukları, sadece yiyecek ve ağırlık ile ilişkili değildir. Bedensel belirtiler ön planda gibi görünse de ciddi psikiyatrik sorunlarla birlikte ilerler. Oluşan bir yeme bozukluğu, içsel yaşanan karmaşaya dışsal bir çözüm getirmektir. Yeme Bozukluklarının oluş nedenleri tam olarak bilinmemektedir.

Etiyolojide biyolojik ve psikososyal nedenlerin birlikte rol oynadığı sanılmaktadır. Yeme Bozukluklarının altında yatan sebepler; düşük benlik saygısı, depresyon, kontrol kaybı duygusu, değersizlik, kimlik karmaşaları, aile içi iletişimde problemler ile ilişkilendirilmektedir.

Nedenleri:

  • Kalıtsal faktörler
  • Cinsiyet
  • Arkadaş etkisi
  • Yetiştirilme özellikleri
  • Kültürel özellikler (toplumun kiloya bakış açısı)
  • Biyolojik özellikler
  • Ergenlik (bu dönemdeki değişimlere uyum sağlamada yetersizlik)
  • Olumsuz yaşam olayları (sevilen kişinin kaybı gibi)

Belirtileri;

  • Rutin yeme düzeninde olmayan yüksek kalorili besinleri (pasta, dondurma, çikolata vs) “gözü dönmüş” biçimde yeme
  • Gün içinde uzun süre ‘yeme töreninin’ hayalini kurma ve atak öncesi yiyecekleri için özel bir alışveriş yapma
  • Yeme atağı sonrası pişmanlık ve suçluluk duyma, kendini acımasızca eleştirme
  • Sosyal ortamlarda ve toplum içinde “aşırı yemek yeme izlenimi” vermekten kaçınma

Yeme bozuklukları nasıl tedavi edilir?

Meselenin ruhsal düzeyde bir bozukluk olduğunu kabul etmek ve tedavi planını bu düzeyde şekillendirmek büyük önem taşımaktadır. Tedavi, bir ruh sağlığı uzmanı öncülüğünde, yeme bozukluğu olan kişinin durumuna göre, dahiliye, kadın-doğum gibi diğer tıbbi dallar ile işbirliğine geçilerek yapılmalıdır.

“Psikoterapi” sürecin en önemli parçasıdır. Kişinin, yeme davranışı üzerine kurulu yanlış düşünce tarzının değiştirilmesi, vücuduna yönelik olumsuz algılamaların düzeltilmesi, özgüvenin oluşturulması, kişilerarası sorunların belirlenip, çözümüne yönelen bir yaklaşımın oluşturulması için çalışılır. Aile ile işbirliği ve ailenin tedaviye doğru ve sürekli katılımı oldukça önemlidir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Koma nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Beynin bir kısmının geçici veya kalıcı olarak hasar gördüğünde ortaya çıkan Koma, uzun süreli bilinçsizlik halidir. “Koma” kelimesi, “derin uyku” anlamına gelen Yunanca “koma” kelimesinden türemiştir. Komanın bir takım potansiyel nedenleri vardır. Bunlar yaralanma, inme, tümör, alkol ve uyuşturucu kullanımı gibi…

Komada olan bir kişi yaşıyor ancak düşünemez, konuşamaz veya tepki veremez. Solunum ve kan dolaşımı gibi önemli işlevler devam eder. Komalar genellikle birkaç hafta sürer. Koma durumu uzun süre değişmezse, kalıcı koma hali yani bitkisel hayat söz konusu olur ve durum tekrar sınıflandırılır. Bir yıldan daha uzun süren bitkisel hayatta nadiren uyanma söz konusudur.

Komanın nedenleri;

  • Diyabet
  • Hipoksi (oksijen eksikliği)
  • Enfeksiyonlar (Özellikle ensefalit ve menenjit)
  • Stroke (inme)
  • Toksinler ve aşırı doz ilaçlar
  • Travmatik beyin hasarları
  • Beyin sapına bası
  • Supratentorial kitle
  • Ensefalopatiler
  • Beyin tümörü
  • Zehirlenmeler (ilaç veya alkol olabilir)
  • Nöbetler

Komanın belirtileri;

Komadaki hasta dışarıyla iletişim kuramadığı için yalnızca aşağıdaki belirtiler vardır:

  • Sürekli kapalı gözler
  • Refleks hareketleri dışında kolların tepki vermemesi
  • Refleks hareketler haricinde acı verici uyaranlara karşı tepkisizlik

Hastanın bilincinin kaybolmasına yol açan belirtiler ve semptomların şiddeti ve süresi değişiklik gösterebilir. Bu belirtiler altta yatan sebebe bağlıdır. Örneğin, düşük kan şekeri (hipoglisemi) veya hiperkapni (daha yüksek kan CO2 seviyeleri) kötüleşirse, ilk önce hafif ajitasyon olur. İlerleyen aşamalarda obtundasyon (tam zihinsel kapasiteden daha az), stupor (sersemlilik hali) ve sonunda bilinç kaybı meydana gelir.

Beyinde şiddetli bir yaralanma veya subaraknoid kanamada koma derhal gerçekleşir. Komaya kadar geçen süreçte neler olduğunu hangi tedavinin uygulanacağına yardımcı olur. Kendiliğinden sergilenen eylemlerle bilinç düzeyini ölçmeye çalışılır. AVPU ölçeği;

  • Uyarı
  • Ses uyaranları
  • Ağrılı uyaranlar
  • Bilinçsiz şeklinde değerlendirilir

Glasgow koma ölçeği gibi daha detaylı ölçekler de komayı değerlendirmede kullanılır. Bilinç kaybı derin olan hastalar boğulma tehlikesi açısından değerlendirilir.

Tanısı;

Tıbbi ve yakın geçmiş, kan testleri, fiziksel testler ve görüntüleme taramaları komanın nedenini bulmaya ve bu hangi tedavinin uygulanacağına karar vermeye yardımcı olmaktadır. teşhis yolları şu şekillerdir:

Tıbbi geçmiş: Koma geçiren kişi hakkında mümkünse arkadaş, aile, polis ve tanıklar gibi kişilerden tıbbi geçmişi istenebilir. Tıbbi geçmişler ilgili şu sorular sorularak teşhis etmeye çalışılır.

  • Koma veya semptomların önceden yavaş mı yoksa aniden mi başladığı
  • Eğer kişi komadan önce herhangi bir görme problemi, baş dönmesi, sersemlik veya uyuşma varsa veya göründüyse
  • Hastanın diyabet, nöbet, inme öyküsü veya başka bir durum veya hastalık olup olmadığı
  • Hastanın hangi ilaçları veya diğer maddeleri almış olabileceği

Fiziksel testler: Amaç, kişinin reflekslerini, acıya nasıl tepki verdiklerini ve gözbebeği büyüklüğünü kontrol etmektir. Testler, kulak kanallarına çok soğuk veya ılık su serpmeyi içermektedir. Bu testler değişen refleksif göz hareketlerini tetiklemektedir. Yanıt türü komanın nedenine göre değişmektedir.

Kan testleri: Koma geçiren kişiye uygulanan kan testlerinde aşağıdakileri durumlar belirlenmeye çalışılır:

  • Kan sayımı
  • Karbonmonoksit zehirlenmesi belirtilerin olup olmadığı
  • Yasal veya yasa dışı uyuşturucuların ya da diğer maddelerin varlığı ve düzeyleri
  • Elektrolit seviyeleri
  • Glikoz seviyeleri
  • Karaciğer fonksiyonu
  • Lomber ponksiyon (omurga musluğu)

Bu, CNS’nin herhangi bir enfeksiyonunu veya bozukluğunu kontrol etmektedir. Doktor hastanın spinal kanalına iğne sokarak basıncı ölçmektedir ve testlere göndermek için sıvı alınmaktadır.

Beynin görüntüleme taramaları: Bunlar herhangi bir beyin hasarı, hasarı olup olmadığını ve nerede olduğunu belirlemeye yardımcı olmaktadır. CT, CAT taraması ve MRI tıkanmaları veya diğer anormallikleri kontrol etmeye yardımcı olmaktadır. Ayrıca elektroensefalografi (EEG) beyindeki elektriksel aktiviteyi ölçmektedir.

Tedavi;

Koma ciddi bir tıbbi acil durumdur. Sağlık uzmanları, hastanın derhal hayatta kalmasını sağlayarak ve beyne ulaşan oksijen miktarını en üst düzeye çıkarmak için nefeslerini ve dolaşımlarını güvence altına alarak tedaviye başlamaktadır. Doktor, diyabetik şokta veya beyin enfeksiyonu olması durumunda, kan testleri sonuçları hazır olmadan önce bile glikoz veya antibiyotik vermektedir. Tedavi, komanın altta yatan nedenine, örneğin böbrek yetmezliği, karaciğer hastalığı, diyabet, zehirlenme vb. koşullara bağlı olarak değişmektedir. Beyin şişmesi varsa, basıncı hafifletmek için ameliyat gerekebilmektedir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Kolon kanseri nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Kalın bağırsaktaki kolon bölümünde ortaya çıkan kansere, kolon kanseri denilmektedir. Kolonda görülen kanser, erken evrede teşhis edilirse tamamen tedavi edilmesi mümkün olmaktadır. Ancak erken fark edilemediği durumlarda bu kanser türü; yakın lenf bezlerine, komşu olduğu mide, dalak gibi organlara ve kan vasıtasıyla da vücuttaki diğer bölgelere yayılmaktadır.

Kolon kanserleri, dünyada en sık görülen kanser türlerinden biridir. Sağlık Bakanlığının istatistiklerine göre ülkemizde de en sık görülen ilk 5 kanser türü arasında kolon (kalın bağırsak) kanseri yer almaktadır. Kolon kanserinin her yaşta görülme riski olsa da en sık 50 yaşından sonra gözlenmektedir. Cinsiyete göre dağılımı incelendiğinde ise tüm kanserler arasında kolon kanseri kadınlarda ikinci, erkeklerde üçüncü sırada yer almaktadır.

Kolon kanseri neden olur?

Sıklıkla kolon kanseri diğer kanser türlerinde olduğu gibi genetik faktör kanserin oluşmasında önemli bir nedendir. Ailede kolon kanseri ile ilgili bir geçmiş varsa bundan kaynaklı risk artmaktadır. Bununla birlikte yaş faktörü de etkilidir. Özellikle 50-60 yaşlarındaki erkeklerde daha çok tutulum gözlenmiştir. Kişinin bağırsağında önce iyi huylu olarak oluşan polipler bazı durumlarda kansere dönüşebilir. Polipler bağırsak içerisinde oluşan minik çıkıntılardır. Bu çıkıntıları eğer fark edilmişse takip ettirmekte yarar vardır.

Genlerde bulunan bazı değişmeler sonucu da bu kansere yakalanma riskinin arttığı bilinmektedir. Bazı durumlarda hastanın altta yatan kronik bağırsak hastalığı bulunur. İnflamatuar bağırsak hastalığı, ülseratif kolit gibi hastalıklar kolon iç yüzeyini etkilediği için bazı durumlarda kolon kanserini tetikleyici olarak davranabilir. Sigara kullanımı ve sağlıksız beslenme gibi hayat tarzı da kolon kanseri nedenleri arasında sayılabilir.

Kolon kanseri risk faktörleri nelerdir?

Kolon kanserinin nedenlerinin bir kısmı önlenebilirken bir kısmı önlenemez niteliktedir. Kolon kanserine yol açtığı düşünülen önlenebilir risk faktörlerinin bir kısmı şu şekilde sıralanabilir:

  • Aşırı kilolu ya da obez olmak
  • Salam ve sosis gibi işlenmiş etleri tüketmek
  • Karbonhidrattan zengin, lif bakımından fakir beslenmek
  • Sedanter yaşam tarzına sahip olmak
  • Fazla miktarda kırmızı et tüketmek
  • Sigara ve benzeri tütün ürünlerini kullanmak
  • Çok miktarda alkol almak

Kolon kanser riskini artıran fakat önlenemeyen faktörler ise şu şekilde sıralanabilir:

  • Yaş almak
  • Kişinin kalın bağırsaklarında polip olması
  • Ülseratif kolit ya da Crohn hastalığı gibi inflamatuvar bağırsak hastalığına sahip olmak
  • Lynch sendromu gibi kalıtsal bir sendromun olması
  • Tip-2 diyabet hastası olmak
  • Ailede kalın bağırsak polipleri veya kolon kanser hikayesinin olması
  • Daha önceden kolon kanser geçirmiş olmak
  • Kadınlarda, yumurtalık, meme ya da rahim kanseri hikayesinin olması

Belirtileri;

Bağırsak kanserlerinin belirtileri, sıklıkla dışkılama alışkanlıklarında değişiklik şekilde kendini gösterir. Geçmeyen ishal ya da kabızlık, dışkıda incelme, dışkıdan ve anüsten kan gelmesi, dışkıda yumurta akına benzer bir salgı olması kolon kanserinin belirtileri arasında bulunur. Kanser daha da ilerlediğinde karın bölgesinde, şişlik ve ağrı gibi şikâyetler gözlenir. Dışkılama yaparken ağrı duyma ve zorlanma, demir eksikliğine bağlı kansızlık, kilo kaybetme ve karın bölgesinde kitle oluşumu da kolon kanseri ile ilgili bulgulardır.

Tanısı;

Günümüzde kolon ve bağırsakta kanser ve diğer tümöral oluşumlar endoskopik yöntemler kullanılarak daha kolay bir şekilde teşhis edilebilmektedir. Kolonoskopi yöntemi kullanılarak tümör oluşumunun erken dönemde saptanması mümkündür. Ayrıca kolonoskopi sayesinde, kansere dönüşme riski olan polipler alınmakta ve kanser tehlikesi önlenmektedir. Kesin tanı için hastadan dışkı alınıp incelenir, kolon grafisi ve bilgisayarlı tomografi uygulanır. Endoskopi ile de parça alınıp, patolojik incelemeden geçirilmektedir.

Tedavisi;

Kolon kanserinde kolonoskopide alınan poliplerin üzerinde, kanser erken evrede yakalandığında ameliyat gerekmeyebilir. Sadece yakın takibe alınır. Poliplerin erken evrede, kansere dönüşmeden teşhisinde kolonoskopinin büyük önemi vardır. Son yıllarda yapılan çalışmalarda kolonoskopi yapılarak poliplerin erken devrede çıkarılması ile kolon kanserinin büyük ölçüde engellenebildiği gösterilmiştir. Bu nedenle 45 yaşından sonra her erkek ve 50 yaşından sonra her kadın, dışkıda gizli kan taraması ve kolonoskopi yaptırmalıdır.

Kolonoskopi sırasında hasta konforuna büyük önem verilmektedir. Bu nedenle hasta “bilinçli sedasyon” denilen damardan hafif bir ağrı kesici ile yarı baygın hale getirilmektedir. Öncesinde bağırsağın çeşitli yöntemlerle tamamen boşaltılması gerekmektedir. Daha sonra fiberoptik bir kamera ile bağırsağa girilmekte ve görülen tüm polipler çıkarılmaktadır. Ancak burada kolonoskopiyi uygulayan hekimin tecrübesi, kullanılan cihazın dezenfeksiyonunun ve görüntü kalitesinin yüksek derecede olması,  büyük önem taşımaktadır.

İleri evre kolon kanserinde standart tedavi seçeneği cerrahidir; yani tümörlü bölgenin çevreden bir miktar sağlam doku ve lenf düğümleriyle birlikte çıkarılmasıdır. Yapılan çalışmalar, onkoloji prensiplerine uygun olarak ve deneyimli cerrahlar tarafından yapılan ameliyatların hastanın geleceği açısından en önemli faktör olduğunu göstermektedir. Kolon kanserinde ameliyattan sonra hastalığın evresine göre ek, koruyucu kemoterapi uygulanır. Örneğin, tümörün bağırsağa komşu lenf düğümlerine sıçradığı “evre III” vakalarda, “adjuvan” kemoterapi (hastalığın yayılmasını önleyen) artık tüm dünyada standartlaşmış bir uygulamadır.

Kolon kanserlerinde, anüse çok yakın tümörlerde anüsü iptal etmek ve karından dışkılamaya geçmek (kolostomi torbaları ile) bazen kaçınılmaz olabilmektedir. Ancak son yıllarda ameliyat öncesi radyoterapi ile birlikte kemoterapi uygulanması, anüsün korunmasını önemli ölçüde sağlayabilmektedir. Diğer organlara yayılmış (metastatik) hastalarda, hastanın genel durumuna, yaşına, hastalığın yaygınlık derecesine bağlı olarak her üç tedavi yöntemi (cerrahi, kemoterapi, radyoterapi) uygulanmaktadır. Amaç, hastaların yaşam süresini ve kalitesini artırmaktır. Son birkaç yılda bulunan hedefe yönelik yeni biyolojik ilaç tedavileri sayesinde, tedavide başarı oranları günden güne artmaktadır.

Kolon kanserine yakalanmamış bireylerin korunmasında beslenme tarzları ve yaptıracakları tarama testlerinin büyük bir önemi vardır. Sebze, meyve ve tahıllar gibi lifli gıdaların bolca tüketilmesi, yeterince kalsiyum ve D vitamininin alınması önemlidir. Bunların yanı sıra; ikincil korunma önlemi olarak tarama testleri ile erken tanının ayrı bir önemi vardır. Bunun için, her iki cinste 50 yaşından başlamak üzere, tarama testlerinin yapılması önerilmektedir. Ailesinde kolon kanseri olan bireylerde tarama testlerine daha erken yaşta mutlaka başlanmalıdır.

Kolon kanserinden korunmak için alınabilecek önlemler nelerdir?

Kalın bağırsak kanserinden korunmak için öncelikle en basit olarak beslenme düzenine dikkat etmek gereklidir. Lifli besinler bağırsak sistemi için sağlıklıdır. Diyette bu tarz lif içeriği yüksek beslenmek faydalıdır. Aşırı yağlı, baharatlı gibi besinler bağırsakları yorar. Bundan dolayı bu besinleri sıklıkla tüketmemek faydalı olur. Kalsiyum ve D vitamininin yeteri kadar alınması önemlidir.

Fazla kilo da risk faktörü olabileceği için kişinin yaşına uygun egzersizle vermesi gerekir. 50 yaşından itibaren risk altında olan hastaların düzenli tarama testlerine katılması erken tanı için önemlidir. Eğer kişide ailede bir kolon kanseri geçmişi varsa bu konuda daha özenle davranması beklenir. Mümkünse bu kişilerde dışkı düzenini rutin takip etmesi istenir. Belirtilerden bazılarına rastgelinirse kişinin bir sağlık kuruluşuna muaynene için başvurması gerekir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurun…

 

Paylaşın

Klostrofobi nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

En yaygın fobilerden olan Klostrofobi, dar veya kalabalık alan korkusuyla tetiklenen durumsal bir fobidir. Penceresiz bir odada kilitlenmek, kalabalık bir asansörde sıkışıp kalmak veya sıkışık bir otoyolda araba kullanmak gibi şeyler tarafından tetiklenebilir. Bunların dışındaki herhangi bir uyaran tarafından da tetiklenebilir.

Klostrofobi bir panik bozukluk olmasa da panik atak geçiriyormuş gibi hissedebilirsiniz. Bazı insanlar da klostrofobi kendi kendine ortadan kalkabilirken, bazı insanlarda süreci yönetmek ve bu durumla başa çıkmak için desteğe ihtiyaç duyabilir.

Nedenleri;

Vakaların çoğu gösteriyor ki klostrofobi, bir kişinin yaşamındaki travmatik bir olay tarafından tetiklenir. Bu duruma, uzun bir süre kapalı bir alanda sıkışıp kalma veya çocukken zorbalığa maruz kalma da yol açabilir. Bazı araştırmacılar klostrofobinin, hayvanlarda ve insanlarda doğuştan var olan “savaş ya da kaç” reaksiyonuna bağlı doğal bir eğilim olduğuna inanır. Rahatça hareket edilemeyen ya da sıkışık ve kurtulmanın imkansız olduğu hissedilen durumlar şiddetli bir anksiyete hissini de beraberinde getirir.

Belirtileri;

Klostrofobinin genellikle iki önemli semptomu olduğu düşünülmektedir:Kısıtlama korkusu ve boğulma korkusu.Tipik bir klostrofobik en az bir ya da birkaç kısıtlamadan korkmaktadır. Küçük odalar, kilitli odalar, arabalar, Uçaklar, trenler, tünel, sualtı mağaraları, bodrum katlar, asansörler ve mağaralar.

Ayrıca, kısıtlama korkusu, bir kuaförün sandalyesinde oturmak gibi önemsiz şeylerden korku klostrofobisine neden olabilir.Klostrofobik ataklar için olası bir başka yer de özellikle de diş ameliyatı sırasında Diş hekimi’nin koltuğu,yalnız bu senaryoda, korku ağrıdan dolayı değil, kısıtlanma olduğundandır. Genellikle, bir bölgeye kısıtlandığı zaman, klostrofobikler boğulma korkusu yaşar ve sınırları içinde hava eksikliği olabileceğine inanırlar.

Teşhisi;

Klostrofobiniz çok şiddetli hale gelene kadar beklemeyin. Erken teşhis, belirtilerinizi daha iyi yönetmenize yardımcı olabilir. Doktorunuz belirtilerinizi gözden geçirecek ve size fiziki muayene yapacaktır. Ayrıca aşırı korku geçmişinizi de tedavi sürecinde hesaba katacaktır.

Tedavisi;

Tamamen psikolojik nedenler sonucu ortaya çıkan kapalı alanda kalamama durumu, yine psikolojik tedavi yöntemleri ile çözülmelidir. İlk olarak tüm psikolojik rahatsızlıklarda olduğu gibi klostrofobide de hastanın kendini hastalığına inandırması ve yaşayacağı sıkıntıların farkına varması sağlanmalıdır. Sonrasında ise 2 tür tedavi yaygın olarak uygulanır:

İlaç Tedavisi: İlaç tedavisi son aşama olarak görülebilir. Eğer hasta panik atakları sık aralıklarla geçiriyorsa ve bu ataklar yüzünden hayatın günlük işleyişine ayak uyduramaz hale geldiyse ilaç tedavisine kontrollü bir şekilde başlanmalıdır. Psikolojik kökenli rahatsızlıkların tedavisi için kullanılan ilaçların risklerinin fazla olması göz önüne alınmalı ve buna göre doktor kontrolünde kullanılması sağlanmalıdır.

Klostrofobiyi yönetmek için ipuçları;

  • Her nefeste üçe kadar sayarak yavaş ve derin nefes alın
  • Saatinizden geçen zaman gibi güvenli bir şeye odaklanın
  • Korkunuzun ve endişenizin geçeceğini tekrar tekrar kendinize hatırlatın
  • Korkunun mantıksız olduğunu tekrarlayarak saldırıyı neyin tetiklediğine meydan okuyun
  • Sizi sakinleştiren bir yer veya anı görselleştirin ve odaklanın
Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.
Paylaşın

Klein-Levin Sendromu nedir? Detaylar

Nadir bir hastalık olan ve Uyuyan Güzel Sendromu da Klein-Levin Sendromu, tekrarlayan aşırı uykululuk dönemleri durumudur. Davranış değişiklikleri ve kafa karışıklığı da yaratabilen Klein-Levin Sendromu’na yakalanan kişilerin yaklaşık yüzde 70’i erkektir.

Nedeni tespit edilemeyen Klein-Levin Sendromun da hastalar aylar veya yıllar boyunca hastalığın hiçbir belirtisini görmeden yaşamaya devam etmektedir. Belli bir süre sonra hastalık tekrar nüksetmekte ve hastalar uzun süren uykulara tekrar dalmaya başlamaktadır Nadir olarak gözlemlenen Klein-Levin Sendromu’ndan muzdarip olan birçok insan bulunmaktadır.

Nedenleri;

KLS’nin kesin nedeni bilinmemektedir, ancak bazı doktorlar belirli faktörlerin bu durumu artırabileceğine inanmaktadır. Örneğin; KLS , beynin uykuyu, iştahı ve vücut ısısını kontrol eden kısmı olan hipotalamustaki bir yaralanmadan kaynaklanabilir. Bu bağlantıyı doğrulamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulmaktadır.

Bazı insanlar grip gibi bir enfeksiyondan sonra KLS geliştirir. Bu, bazı araştırmacıların KLS’nin bir tür otoimmün bozukluk olabileceğine inanmasına neden oldu. Otoimmün, vücudun bağışıklık sisteminin kendi sağlıklı dokusuna saldırmasıdır. Bazı KLS olayları da genetik olabilir. Hastalığın, bir ailede birden fazla kişiyi etkilediği durumlar vardır.

Belirtileri;

KLS ile yaşayan insanlar her gün belirti göstermeyebilir. Belirtiler,  ortaya çıktığında birkaç gün, hafta ve hatta aylarca sürebilir. Yaygın belirtileri arasında aşırı uyku hali bulunur. Yatmak için güçlü bir istek, sabah kalkmakta güçlük çekilebilir. KLS ile yaşayan insanlar kalkıp banyoyu kullanıp yemek yiyebilir, sonra tekrar uyuyabilir.

  • Halüsinasyonlar
  • Yönelim bozukluğu
  • Sinirlilik
  • Çocukça davranış
  • Iştah artışı
  • Aşırı cinsel dürtü

Öngörülemeyen bir durum olan KLS, haftalar, aylar veya yıllar sonra aniden ve herhangi bir uyarı olmaksızın tekrarlayabilir.

Teşhisi;

KLS, teşhis edilmesi zor bir hastalıktır. Psikiyatrik belirtilerle ortaya çıkabileceği için bazı kişilere yanlış psikiyatrik bozukluk tanısı konulmaktadır. Sonuç olarak, bir kişiye doğru bir teşhis konulması ortalama dört yıl sürebilir.

Doktorunuzun bu durumu anlamasına yardımcı olacak test yoktur. Bunun yerine, doktorunuz diğer olası hastalıkları ekarte etmek için bir dizi test yapabilir. Doktorunuz fiziksel muayene ve teşhis testi yapabilir. Bu kan testi, uyku testi ve görüntüleme testlerini içerebilir. Bu testlere ek olarak, başınızın CT taraması veya MRI çekimini de içerebilir .

Ayrıca doktorunuz emin olmak için aşağıdaki durumlarla da ilgilenebilir;

  • Diyabet
  • Hipotiroidizm
  • Tümörler
  • İltihap
  • E3nfeksiyonlar
  • Diğer uyku bozuklukları
  • Multipl skleroz gibi nörolojik durumlar
  • Aşırı uykululuk da depresyonun bir özelliğidir

Doktorunuz bir akıl sağlığı değerlendirmesi de önerebilir. Bu, doktorunuzun semptomların şiddetli depresyondan mı yoksa başka bir duygu durumu bozukluğundan mı kaynaklandığını değerlendirmesine yardımcı olur .

Tedavisi;

Hastalığa tam bir tanı konulamadığı için tedavisi de şu an için yoktur. Ama hastalığı azaltacak öneriler sunulabilir. Uyarıcı haplar KLS’yi tedavi etmek için bir seçenektir. Sinirliliğe neden olsalar da , bu ilaçlar uyanıklığı artırır ve uykululuğu azaltmada etkilidir. Duygu durumu bozukluklarını tedavi eden ilaçlar da faydalı olabilir.

KLS ile yaşamak;

KLS çok uzun bir süre hayatınızı etkileyebilir. Bu durumla yaşamak hayatınız üzerinde muazzam bir etkiye sahip olabilir; Çalışma, okula gitme ve arkadaşlarınız ve ailenizle ilişkilerinizi geliştirme…

KLS, sırasında açlık artışı yaşarsanız ve aşırı yemek yerseniz, kilo alma olasılığınız artacaktır. KLS, aynı zamanda anksiyete ve depresyonu da tetikleyebileceğinden kendinizi bu duruma da hazırlamalısınız.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Kistik Fibroz nedir? Belirtileri, Tedavisi

Kistik Fibroz, solunum ve sindirim sistemlerinde ciddi hasara neden olan kalıtsal bir hastalıktır. Bu hasar genellikle organlarda kalın, yapışkan bir mukus birikmesinden kaynaklanır. Özellikle, akciğerler, pankreas, karaciğer ve bağırsaklarda hasar bırakan Kistik Fibroz, ter, mukus ve sindirim enzimlerini üreten hücreleri etkiler. 

Kistik fibrozis, günlük bakım gerektiren ciddi bir hastalıktır. Başa çıkılması zor bir hastalık olmasına rağmen hasta bireyler genellikle okula ve işe gidebilir. Tıptaki ilerlemeler ile birlikte geçmiş yıllara göre tedavi olanaklarının artması sayesinde hastalığı taşıyanlar günümüzde daha iyi bir yaşam kalitesine sahiptir. Hastalığın taranması ve tedavisinde kaydedilen gelişmeler, kistik fibrozisli kişilerin günümüzde ortalama olarak 30’lu yaşların ortalarına ve bazılarının ise 40’lı ve 50’li yaşlara kadar yaşamalarını olanaklı hale getirir.

Nedenleri;

Kistik fibrozda, bir gendeki bir kusur (mutasyon), tuzun hücrelerin içinde ve dışında hareketini düzenleyen bir proteini değiştirir. Sonuç olarak solunum, sindirim ve üreme sistemlerinde kalın, yapışkan mukus ve terde tuz artmaktadır. Gende birçok farklı kusur oluşabilir. Gen mutasyonunun tipi durumun ciddiyeti ile ilişkilidir.

Belirtileri;

Yenidoğan tarama programları sayesinde şikayetler başlamadan tanı konulabilmektedir. Şikayetler çocuktan çocuğa ve teşhis edildiği yaşa bağlı olarak değişebilmekle birlikte en sık;

  • Ciltte ve terde tuz tadı
  • Solunum sisteminde hışıltılı solunum (wheezing) öksürük, koyu balgam, akciğer enfeksiyonları
  • Gelişme geriliği
  • Kabızlık, kötü kokulu, yağlı ve bol dışkılama
  • Sık sinüzit atakları
  • Nazal polipler
  • El ve ayak parmaklarında çomaklaşma
  • Pnömotorax ve akciğer kollapsı
  • Balgamın kanlı gelmesi
  • Kor pulmonale: Akciğer hastalıklarına bağlı kalp yetmezliği gelişmesi
  • Yaygın karın ağrısı
  • Barsaklarda gaz
  • Rektumun sarkması (rektal prolapsus)
  • Karaciğer hastalıkları
  • Diyabet
  • Pankreadit
  • Safra taşları
  • Erkek çocuklarda vas deferens yokluğu. (Vas deferens epididimin kuyruk bölümünün ucundan başlayıp epididim kanalının devamı şeklinde uzanan, 40-50 cm uzunluğunda kalın kassal bir borudur. Ana sperm iletim kanalıdır.)

Tanısı: 

Kistik fibroz tanısı yenidoğan bebeklere uygulanan testler sonucunda teşhis edilebiliyor. Bebeklerde yeni doğan döneminde topuk kanı denilen, kan testi ile kistik fibroz lehine sonuçlar verebiliyor. Tanıyı kesinleştirmek ve ileriki dönemlerde hastalığın ilerlemesini tespit etmek için de bir takım testler yapılabiliyor:

  • Ter testi; Ter testinde, ter bezlerindeki klor adı verilen mineralin oranı ölçülür
  • Genetik test; Kistik fibroza sebep olan gen mutasyonları araştırılır
  • Balgam testi; Akciğer enfeksiyonları durumunda yapılabilecek bir incelemedir
  • Pulmoner fonksiyon testi; Hastanın oksijen ve karbondioksit alımını kontrol eder
  • Gaita testi; Dışkıdaki yağ emilimini gösterir

Tedavisi;

Kistik fibrozis için tam iyileşme sağlayan herhangi bir tedavi yoktur. Tedavi, belirtileri hafifletmek ve yaşam kalitesini yükseltmek için yapılır. Bunun için hastanın yakından izlenmesi önemlidir. Erken ve yoğun müdahale ile olumsuz durumlar önlenmeye çalışılır. Kistik fibrozis hastalığının tedavisi karmaşıktır; bu nedenle hastalık konusunda uzmanlaşmış bir merkezde tedavi almak faydalı olacaktır. Tedavinin hedefleri şunları içerir:

  • Akciğerlerde oluşan enfeksiyonları önlemek ve kontrol altına almak
  • Akciğerlerden mukus çıkarmak
  • Bağırsak tıkanıklığını önlemek ve tedavi etmek
  • Yeterli ve dengeli beslenmeyi sağlamak

Tedavide akciğer enfeksiyonları için çeşitli ilaçlar, sindirim problemleri için yemekle birlikte sindirim enzimi alımı, solunum sıkıntısı için oksijen desteği, balgam çıkışını sağlamak için göğüs fizyoterapisi ve titreşimli yelek kullanımı gibi tedaviler uygulanır. Ortaya çıkan bağırsak problemleri, nazal polip, akciğer sorunları gibi komplikasyonlar için ise çeşitli cerrahi prosedürlere başvurulur.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın