İsveç’te Bu Kez İran Büyükelçiliği Önünde Kur’an-ı Kerim Yakıldı

İsveç’te yaşayan Iraklı Hristiyan Salwan Momika, İran’ın Stockholm Büyükelçiliği önünde Kur’an-ı Kerim yaktı. Momika, eylemlerini Müslüman bireyleri değil, İslam dinini hedef aldığını söylüyor.

Kuran’ın yakılması, Müslüman ülkelerde ateşli protestolara, İsveç diplomatik misyonlarına yönelik saldırılara ve aşırı İslamcıların tehditlerine yol açmıştı.

Aşırı sağcı Danimarka- İsveç yurttaşı Rasmus Paludan, Ocak sonunda İsveç’te Türkiye Büyükelçiliği önünde Kuran yakmıştı. Bu olay İsveç’in Türkiye hükümetiyle NATO üyeliği konusundaki müzakerelerinin askıya alınmasına ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ülkesinin İsveç’in üyeliğini desteklemeyeceğini söylemesine yol açmıştı.

Önceki haftalarda Türkiyelilerin devam ettiği cami önünde Kuran yakarak Türkiye ve İsveç yönetimleri arasında gerilime yol açan Salwan Momika, Cuma öğlen saatlerinde gösteri özgürlüğünü korumaya alan polisler eşliğinde İran’ın Stockholm Büyükelçiliği önünde benzer bir eylemde bulundu.

Kur’an-ı Kerim’i, İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin fotoğrafını ve İran bayrağını ayağının altına alan Momika, daha sonra bunları ateşe verirken kendisine bir başka Iraklı Salwan Najem eşlik etti.

Momika, ateşe verdiği simgelerle gösterisini sürdürürken izleyenler arasından bir kadın Momika’nın ateşe verdiği Kuran’ı yangın söndürme tüpüyle söndürmeye çalıştı. Ancak polis tarafından göz altına alındı.

Polis sözcüsü Towe Hägg, o sırada kimliği belirlenemeyen kadının, kamu düzenini bozma ve bir polis memuruna karşı şiddet uygulamaktan şüpheli olarak gözaltına alındığını söyledi.

Gösteriden sonra Momika ve Najem olay yerinden zırhlı polis aracıyla ayrılırlarken çok sayıda polis aracı ve zırhlı araç eskort verdi. İsveç polisi, Momika’ya yönelik olarak önceki gösterilerinden sonra nefret söylemi gerekçesiyle suç duyurusunda bulunmakla birlikte, soruşturma sonuçlanana kadar ifade özgürlüğü kapsamında gösterilerine koruma veriyor.

Savcılar, İsveç’in ırk, din veya cinsel yönelime dayalı olarak gruplar ya da bireylere yönelik nefret kışkırtmayı yasaklayan “nefret söylemi yasası” uyarınca Momika’nın eylemlerinin suç oluşturup oluşturmadığını soruşturuyor.

Momika, eylemlerini Müslüman bireyleri değil, İslam dinini hedef aldığını söyleyerek savunuyor. Kuran’ın yakılması, Müslüman ülkelerde ateşli protestolara, İsveç diplomatik misyonlarına yönelik saldırılara ve aşırı İslamcıların tehditlerine yol açtı.

İsveç Ulusal Güvenlik Servisi (SAPO) Perşembe günü ülkenin öncelikli hedef haline gelmesini gerekçe göstererek beş düzeyli güvenlik sisteminde alarmı dördüncü düzeye çıkardı. SAPO başkanı Charlotte von Essen, “Bu kararı almamızın nedeni saldırı tehditlerini değerlendirdiğimizde durumun kötüleştiğini ve tehditlerin daha uzun bir süre devam edeceğini saptamamız oldu.” dedi.

İsveç Başbakanı Ulf Kristersson da kendi basın toplantısında “planlanmış bazı terör eylemlerinin önlendiğini” söyledi. Hem İsveç’te hem de yurt dışında gözaltına alınanlar olduğunu belirten Kristersson, ayrıntıya girmedi.

İsveç’te Kuran yakma eylemleri

Aşırı sağcı Danimarka- İsveç yurttaşı Rasmus Paludan, Ocak sonunda İsveç’te Türkiye Büyükelçiliği önünde Kuran yakmıştı. Bu olay İsveç’in Türkiye hükümetiyle NATO üyeliği konusundaki müzakerelerinin askıya alınmasına ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ülkesinin İsveç’in üyeliğini desteklemeyeceğini söylemesine yol açmıştı.

Olayın ardından İsveç polisi iki kez güvenlik gerekçesiyle aşırı sağcı grupların Kuran yakma eylemlerini engellemişti.

Şubat’ta Iraklı bir Hristiyan Arap olan Salwan Momika, Irak’ın Stockholm Büyükelçiliği’nin önünde ve Afrika kökenli Chris Makoundout, Türkiye’nin Stockholm Büyükelçiliği’nin önünde Kuran yakmak istemiş; polis güvenlik gerekçesiyle bu girişimlere izin vermemişti. Momika ve Makoundout, polisin kararını mahkemeye taşımıştı.

İsveç İdare Mahkemesi ise “güvenlik riski endişelerinin” gösteri yapma hakkını sınırlamak için yeterli olmadığını savunarak, polisin kararını 4 Nisan’da iptal etmişti. Bunun üzerine Stockholm polisi kararı Yüksek Mahkemeye taşımıştı.

Yüksek Mahkeme, İdare Mahkemesinin bu kararını onaylayarak polisin Kuran yakma yasağını 12 Haziran’da kaldırmıştı.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

El Kaide’den İsveç ve Danimarka’ya Saldırı Çağrısı

İsveç ve Danimarka’da son zamanlarda küçük gruplar tarafından düzenlenen gösterilerde İslamiyetin kutsal kitabı Kur’an yakılıyor ya da yere atılarak çiğnenirken, El Kaide, bu ülkelere ve dış misyonlarına yönelik saldırılarda bulunma çağrısı yaptı.

Saldırı çağrısının yapıldığı bildirinin gerçekten El Kaide tarafından kaleme alınıp alınmadığı ise bağımsız olarak henüz doğrulanamadı.

1988 yılında kurulan El-Kaide, BMGK (Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi), NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü), Avrupa Birliği gibi uluslararası kuruluşlar ile birçok ülke tarafından terör örgütü olarak tanımlanmaktadır.

El-Kaide’ye ait olduğu ileri sürülen bir bildiride, İsveç ve Danimarka’daki Kur’an yakma eylemlerine misilleme olarak bu ülkelere ve dış misyonlarına yönelik saldırılarda bulunma çağrısı yapıldı.

Kur’an yakma eylemlerine destek verenlerin “en sert cezalara” çarptırılması, dünya genelindeki İsveç ve Danimarka büyükelçiliklerinin ise bombalanması istenen bildiri Pazartesi gecesi terör örgütüne yakın bir internet sitesinde yayınlandı.

El-Kaide imzalı olduğu belirtilen bildirinin devamında, “Tüm Avrupa, Charlie Hebdo olayının mesajını doğru anlayamadı. Bu gün, gereken şekilde caydırıcı olarak cezalandırılmadığı görünüyor” ifadelerine yer verildi.

Temmuz tarihli bildirinin gerçekten El Kaide tarafından kaleme alınıp alınmadığı ise bağımsız olarak henüz doğrulanamadı.

İsveç ve Danimarka’da son zamanlarda küçük gruplar tarafından düzenlenen gösterilerde İslamiyetin kutsal kitabı Kur’an yakılıyor ya da yere atılarak çiğneniyor. Bu durum birçok Müslüman ülkede öfkeye ve protestolara neden oldu. Danimarka ve İsveç, Kur’an’a yönelik eylemler nedeniyle terör saldırıları düzenlenmesinden endişe ediyor. İki İskandinav ülkesi bu nedenle sınır denetimlerini artırdı.

İslamcılar, Muhammed peygamberin karikatürünü yayınlayan Fransız mizah dergisi Charlie Hebdo’nun Paris’teki merkezini 2015 yılının Ocak ayında basmış, 12 kişiyi öldürmüştü. El-Kaide, saldırının sorumluluğunu üstlenmişti.

El-Kaide

Dünya çapında faaliyet gösteren Radikal İslamcı ve Selefî silahlı örgüt. Kökenleri Sovyetler Birliği’nin Afganistan’a müdahalede bulunduğu döneme dayanan örgüt, 1988 yılında kurulan örgüt, BMGK, NATO, Avrupa Birliği gibi uluslararası kuruluşlar ile birçok ülke tarafından terör örgütü olarak tanımlanmaktadır.

Aralarında 11 Eylül ve 2002 Bali saldırılarının da bulunduğu, bir kısmı sivilleri hedef alan çeşitli saldırıların sorumluluğunu üstlenmiştir.

Kuruluşundan, 2 Mayıs 2011’de Amerika Birleşik Devletleri’ne bağlı kuvvetler tarafından gerçekleştirilen harekât sonucunda öldürülmesine kadar liderliğini, kurucusu Usame bin Ladin’in yürüttüğü örgütün liderliğini günümüzde Usame bin Ladin’in iki yardımcısından biri olan Eymen ez-Zevahiri sürdürmektedir.

Ez-Zevahiri, yayınladığı ses kaydında Taliban’ın yeni lideri Ahtar Mansur’a bağlılığını açıklamıştır. El-Kaide, Yemen’de birçok yeri ele geçirmiş durumdadır.

Paylaşın

Bir Kez Daha Kur’an Yakıldı: İslam Dini İsveç’te Yasaklansın

İslam dininin İsveç’te yasaklanmasını isteyen Salvan Momika, parlamento binası önünde Kur’an-ı Kerim yaktı. Momika, İslam dini İsveç’te yasaklanana kadar eylemlerine devam edeceğini söyledi.

Euronews Türkçe‘nin aktardığına göre; İsveç Parlamentosu önüne geniş polis koruması altında gelen Momika, çevreden gelen tepkilere rağmen önce kitabın üzerine bastı, ardından İslam’a hakaret içeren sözler sarf etti ve son olarak kitabı yaktı.

Momika, İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ve Irak’taki Sadr Hareketi lideri Mukteda es-Sadr’ın fotoğraflarının bulunduğu bir kağıtla da ayaklarını sildi. Momika’ya, Salvan Nacim isimli bir Irak vatandaşı da yardım etti.

Bölgede toplanan ve sosyal medya üzerinden örgütlenen “Kur’an’ı yakmayı durdurun” isimli grup ise Momika ve Nacim’e tepki gösterdi. İsveçli aktivistler tarafından kurulan grubun üyeleri, itfaiye erlerinin baretlerinden giyerek “Irkçı eylemi durdurun” sloganları attı.

Bir kişi gözaltına alındı

Göstericilerden biri Momika’yı engellemeye çalıştı ancak İsveç polisi fiziksel müdahaleye engel oldu. Polis memurları fiziksel olarak saldırıda bulunan göstericiyi gözaltına aldı.

Ülke kanunlarına göre başkalarına ve başkalarının mallarına fiziksel zarar verilmediği sürece fikirlerin ifade edilmesi ve her türden protesto eylemi özgürlük alanı içerisinde mümkün. Bu türden protesto eylemleri sivil özgürlük olarak görüldüğü için eylemcilerin zarar görmemesi de yine polisin sorumluluğunda.

Eylem sonrası olay yerinden ayrılan Momika ve Nacim’e, 10’u zırhlı olmak üzere 20 polis aracı ve yaklaşık 150 polis eşlik etti.

Paylaşın

Danimarka’dan Kur’an Yakma Eylemlerini Durdurma Planı

Kur’an yakılması eylemlerinin ardından ortaya çıkan güvenlik endişelerini gerekçe gösteren Danimarka hükümeti, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, belirli durumlarda kutsal metinlerin yakılmasını içeren protestoları durdurmanın yasal yollarının araştırılacağını belirtti.

İsveç ve Danimarka’da son haftalarda yapılan Kuran yakma eylemleri Irak, Yemen, Fas, Suudi Arabistan ve Türkiye’de de protestolara neden olmuştu. Haziran ayında İsveç’te yaşayan Iraklı Hristiyan bir göçmen Stockholm Merkez Camii önünde Kuran yakmıştı.

Aynı kişiye geçen hafta yine benzer bir eylem yapma izni verilmesi sonrası İsveç’in bazı Müslüman ülkelerdeki yurtdışı temsilcilikleri önünde protestolar oldu, Irak’ta protestocuların Büyükelçilik binasına girmeye çalışması üzerine elçilik çalışanları Bağdat’tan çıkarılmak zorunda kaldı.

Bunu takiben geçen hafta da iki aşırı sağcı Danimarkalı, Kopenhag’daki Irak Büyükelçiliği’nin önünde Kuran yaktı. Danimarka hükümeti bu eylemleri kınayan açıklama yapmıştı.

Danimarka Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasında, bu tür protestoların aşırılık yanlılarının ekmeğine yağ sürdüğü belirtilirken, hükümetin “diğer ülkelere, kültürlere ve dinlere hakaret edildiği ve bunun Danimarka için özellikle de güvenlik açısından önemli olumsuz sonuçlar doğurabileceği” durumları araştırmak istediği ifade edildi.

Dışişleri açıklamasında, ifade özgürlüğünün önemine vurgu yapılarak, “Bu elbette anayasal olarak korunan ifade özgürlüğü çerçevesinde ve Danimarka’da ifade özgürlüğünün çok geniş bir kapsama sahip olduğu gerçeğini değiştirmeyecek şekilde yapılmalıdır” ifadelerine yer verildi.

Danimarka hükümeti, söz konusu protestoların, “Danimarka’nın dünyanın birçok diğer ülkelerin kültürlerine, dinlerine ve geleneklerine hakaret edilmesini ve aşağılanmasını kolaylaştıran bir ülke olarak görüldüğü bir seviyeye ulaştığını” kaydetti. Bazı eylemlerin “birincil amacının” provoke etmek olduğu ve bu eylemlerin “önemli sonuçlar doğurabileceği” belirtildi.

Türkiye’den İsveç’e çağrı

Reuters haber ajansı, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın İsveçli mevkidaşı Tobias Billstrom ile telefonda görüştüğünü ve bu tarz eylemlerin engellenmesi için somut adımlar atmalarını istediklerini duyurdu.

Reuters’ın Türk diplomatik kaynaklara dayandırdığı haberinde, Fidan’ın Billstrom’a “ifade özgürlüğü kisvesi altında yapılan bu habis olayların kabul edilemez olduğunu” söylediği belirtildi.

“Biz de hukuki durumu analiz ediyoruz”

İsveç Başbakanı Ulf Kristersson da Danimarkalı mevkidaşı Mette Frederiksen ile yakın temas halinde olduğunu ve İsveç’te de benzer bir sürecin halihazırda devam ettiğini duyurdu.

Kristersson Instagram hesabından yaptığı paylaşımda “Ulusal güvenliğimizi ve İsveç’teki ve dünyadaki İsveçlilerin güvenliğini güçlendirecek tedbirleri değerlendirmek üzere… hukuki durumu analiz etmeye başladık” dedi.

Diplomatik kriz

Son aylarda İsveç ve Danimarka’da gerçekleşen Kur’an yakma protestoları, Orta Doğu ülkeleriyle iki kuzey ülkesi arasındaki diplomatik krizin artmasına neden oldu.

Perşembe günü İsveç hükümeti, aralarında İsveç silahlı kuvvetleri, çeşitli kolluk kuvvetleri ve İsveç vergi dairesinin de bulunduğu 15 devlet kurumuna, kötüleşen güvenlik durumu karşısında ülkenin terörizmi önleme becerisini artırma talimatı verdi. Duyuru, hükümetin ülkenin dezenformasyon kampanyalarının hedefi haline geldiğini söylemesinden bir gün sonra geldi.

Suudi Arabistan ve Irak, Cidde merkezli İslam İşbirliği Teşkilatı’nı (İİT) hem İsveç hem de Danimarka’daki Kur’an’a yönelik eylemleri ele almak üzere bugün toplantıya çağırdı.

(Kaynak: DW Türkçe, BBC Türkçe)

Paylaşın

Türkiye – Rusya İlişkileri; Denge Politikasında İbre Kayıyor Mu?

Türkiye’nin geçen hafta İsveç’in NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) üyeliğine ilişkin gösterdiği tutum değişikliği ve ardından Rusya’nın Türkiye’nin arabuluculuğunda sağlanan Tahıl Koridoru Anlaşması’ndan çekilmesi Ankara – Moskova ilişkilerini tartışmaya açtı.

Rusya uzmanı Aydın Sezer, Türkiye’nin İsveç için aldığı kararın tam bir onay anlamına gelmediğini ve şu an için “sarı ışık” olarak görülebileceğini belirterek şöyle devam ediyor:

“Bu gelişme ‘Rusya’dan uzaklaşılıyor mu?’ anlamına bence gelmez. Çünkü kıyaslanacak boyutta konular değiller. Rusya’yla iktisadi anlamdaki karşılıklı işbirliği Türkiye’nin hiçbir zaman bozmayı ya da tehlikeye atmayı düşünebileceği bir konu değil. Yazın tam ortasında turizm sezonundasınız. İkincisi de kış geliyor ve siz Rusya’ya en az 12 milyar dolar doğal gaz borcuyla giriyorsunuz.”

Sezer, İsveç’e onay verilmesinin ardındaki görünür nedenin F-16’lar olduğunu, ancak ABD ve Batı’dan beklenen sıcak paranın da önem taşıdığını düşünüyor.

Türkiye’nin eski Moskova Büyükelçisi ve aynı zamanda 2010-2013 arasında NATO Genel Sekreter Yardımcılığı da yapmış olan Hüseyin Diriöz de Türkiye’nin gerek süreçsel olarak Batı ile Rusya gerekse son savaşta Ukrayna ile Rusya arasında izlediği politikalarına atıfla Türkiye’nin aslında tarafsız olmadığı tespitini yapıyor:

“Türkiye, evet, dengeli bir politika izliyor ama bu tarafsız olduğu anlamına gelmez. Çünkü bir NATO ülkesi olan Türkiye taraftır. Dengeli olmak demek tarafsız olmak demek değildir.”

NATO’nun Vilnius zirvesi öncesinde Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin Türkiye ziyareti ile başlayan bir dizi adım, geçen haftadan bu yana Türkiye – Rusya ilişkilerinin nereye evrildiği ve ekonomik zorluklar yaşayan Türkiye’nin “Rusya’dan uzaklaşarak daha çok Batı’ya mı yaklaşmak istediği” sorularına yol açtı.

Bazı dış politika uzmanları, Türkiye’nin ekonomik zorlukların da etkisiyle kendisini yavaş yavaş Batı’ya yaklaştırmakta olduğu görüşünde, kimileri de Ankara’nın Batı ile Rusya arasında takip ettiği denge politikasında temel bir değişim beklemiyor.

Ukrayna savaşı nedeniyle Rusya’ya Batı tarafından uygulanan ambargolar ve yaptırımlar Türkiye’yi Rusya’nın gözünde önemli bir pozisyona getirmiş, Batı ülkeleri ve Batılı örgütlerden istediğini alamadığını düşünen Ankara da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e yaklaşmıştı. Savaşın ardından denge politikası gözeteceği mesajını veren Ankara, BM Güvenlik Konseyi kararı olmadıkça yaptırımlara uymayacağını açıklamış, Tahıl Koridoru Anlaşması’nda da etkin rol üstlenerek iki tarafla da konuşabilen ülke konumunu sürdürmeye çalışmıştı. Hatta Türkiye’deki seçim sürecinde Rusya’nın yaptığı bazı jestler Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a destek olarak da yorumlandı.

İsveç’in üyeliğine onayın etkisi ne olabilir?

Ancak Türkiye’nin geçen hafta İsveç’in NATO üyeliğine ilişkin gösterdiği tutum değişikliği ve ardındanRusya’nın Türkiye’nin arabuluculuğunda sağlanan Tahıl Koridoru Anlaşması’ndan çekilmesi Ankara – Moskova ilişkilerini tartışmaya açtı.

NATO’nun geçen hafta yapılan Vilnius zirvesinde Türkiye, son 15 aydır üye olmaya çalışan İsveç’e yeşil ya da Sezer’e göre “sarı ışık” yakarken TBMM’den onayın geçmesi için İsveç’in şartları yerine getirmesini ve Avrupa Birliği (AB) kurumlarının da bazı adımlar atmasını talep etti. İttifak başkentlerinde zirvenin ilk birkaç gününde heyecanla karşılanan bu onay, TBMM sürecinin en iyi ihtimalle Ekim ayına bırakılmasıyla yerini tanıdık bir belirsizliğe bıraktı.

Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov ise zirvenin ardından “Türkiye’nin NATO’ya karşı yükümlülükleri var, bu konuda hayal görmüyoruz. Türkiye ile farklılıklarımız var aynı zamanda ortak çıkarlarımız da var. Moskova, Ankara ile ilişkilerini geliştirmeye daha da istekli” şeklinde bir açıklama yaptı.

Rusya’nın Türkiye’nin bu adımını olumsuz açıdan değerlendirmeyeceğini düşünen Rusya uzmanı Aydın Sezer, Rusya’nın gelişmelerden faydalanacağını söylüyor:

“Bilakis Türkiye’nin NATO’yla ilişkileri ne kadar güçlü olursa Rusya bundan o kadar fayda elde eder. Çünkü Türkiye her zaman NATO içerisinde sorun çıkartma potansiyeli olan bir ülke. S-400’den tutun, İsveç’in üyeliğinin geciktirilmesine kadar.”

Sezer, Türkiye’nin İsveç için aldığı kararın tam bir onay anlamına gelmediğini ve şu an için “sarı ışık” olarak görülebileceğini belirterek şöyle devam ediyor:

“Bu gelişme ‘Rusya’dan uzaklaşılıyor mu?’ anlamına bence gelmez. Çünkü kıyaslanacak boyutta konular değiller. Rusya’yla iktisadi anlamdaki karşılıklı işbirliği Türkiye’nin hiçbir zaman bozmayı ya da tehlikeye atmayı düşünebileceği bir konu değil. Yazın tam ortasında turizm sezonundasınız. İkincisi de kış geliyor ve siz Rusya’ya en az 12 milyar dolar doğal gaz borcuyla giriyorsunuz.”

Sezer, İsveç’e onay verilmesinin ardındaki görünür nedenin F-16’lar olduğunu, ancak ABD ve Batı’dan beklenen sıcak paranın da önem taşıdığını düşünüyor.

Türkiye’nin eski Moskova Büyükelçisi ve aynı zamanda 2010-2013 arasında NATO Genel Sekreter Yardımcılığı da yapmış olan Hüseyin Diriöz de Türkiye’nin gerek süreçsel olarak Batı ile Rusya gerekse son savaşta Ukrayna ile Rusya arasında izlediği politikalarına atıfla Türkiye’nin aslında tarafsız olmadığı tespitini yapıyor:

“Türkiye, evet, dengeli bir politika izliyor ama bu tarafsız olduğu anlamına gelmez. Çünkü bir NATO ülkesi olan Türkiye taraftır. Dengeli olmak demek tarafsız olmak demek değildir.”

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’e konuşan Diriöz, Türkiye’nin NATO ile ilişkilerine ve eskiden Sovyetler Birliği ardından Rusya ile kurduğu denge tarihsel perspektiften bakıldığı zaman 1960’lardan sonra dış politikanın çeşitlendirildiğini ancak temel ayağın her zaman için sağlam şekilde Batı ve kurumları üstünde olduğuna işaret ediyor.

Diriöz, 1970’lerden ve özellikle de Kıbrıs harekâtından sonra konulan ambargoyla Sovyetlerle ilişkilerin geliştiğini ve Türkiye’nin de Almanya, Fransa, İtalya gibi o dönemde Batı içinde olan ama Sovyetlerle ilişkilerde daha rahat olan ülkeler arasında yer aldığını anımsatıyor.

Diriöz, NATO’nun Vilnius zirvesinde İsveç’in katılımı ile ilgili verilen onayın da Türkiye’nin temelde ayağının nereye bastığının görülmesi açısından önemli olduğunu ifade ediyor:

“Bazı uluslararası analistler, Batı’nın Suudi Arabistan ile ilişkisini ‘contractual’ yani ‘parça başı’ olarak tanımlar. Bizim Batı’yla ilişkilerimizin ise Batı’nın Suudi Arabistan’la olan ilişkilerinden farklı olarak aynı zamanda, biraz ortak değerlere dayalı ve ortak geleceğe yönelik olarak görülmesi önem taşır.”

Tahıl Koridoru Anlaşması’nın geleceği

Rusya’nın askıya aldığı ve süresi dolan Tahıl Koridoru Anlaşması’nın uzatılması için uluslararası toplumdan çağrılar birbiri ardına gelirken Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan ziyareti öncesinde havaalanında yaptığı açıklamada iyimser konuştu ve Putin ile konuyu telefonla görüşeceğini belirtti.

Ancak Rusya uzmanı Aydın Sezer’e göre Erdoğan’ın bu konuda asıl konuşması gereken kişi Putin değil ABD Başkanı Joe Biden ve Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri olmalı. Sezer, Ukrayna ve Rusya ile ayrı ayrı imzalanan ve Ukrayna tahılının dış pazarlara ulaşması protokollerinin uygulaması ile ilgili bir sıkıntı bulunmadığına, asıl sıkıntının Rusya’nın tahıl ve gübre ile ilgili BM’yle imzaladığı anlaşmada çıktığına dikkat çekiyor.

“Bu anlaşmayla Batı ve Birleşmiş Milletler verdiği sözleri yerine getirmedi” diyen Sezer, bu nedenle Erdoğan’ın Rusya ile değil asıl Batı ülkeleri ve BM ile görüşmesi gerektiğini çünkü Putin’in ikna edilecek bir durumu olmadığını belirtiyor.

Öte yandan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın bugün Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiği açıklandı. Türk Dışişleri’nin açıklamasında Tahıl Anlaşması çerçevesindeki gelişmelerin ele alındığı görüşmede orman yangınlarında kullanılmak üzere Rusya’dan büyük gövdeli bir yangın uçağı temin edilmesinin de gündeme geldiği belirtildi.

Fidan dün gece de BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ile yaptığı telefon görüşmesinde tahıl anlaşmasına ilişkin son gelişmeleri ele aldı. Ancak görüşmeye ilişkin detay verilmedi. Ukrayna lideri Zelenskiy ise yaptığı son açıklamada, Tahıl Anlaşması’nın Rusya olmadan da devam edebileceğini belirterek “Ukrayna, BM ve Türkiye gıda koridorunun güvenliğini ve gemi denetimlerini sağlayabilirler” ifadelerini kullandı. Zelenskiy’nin bu önerisine ilişkin Ankara’dan henüz bir değerlendirme gelmedi.

Azov komutanlarının serbest bırakılması

Zelenski’nin ziyareti sırasındaAzov komutanlarının serbest bırakılması da son dönemin önemli gelişmelerinden.

Türkiye, varılan uzlaşma ile kendi topraklarında tutulan, Rusya’nın “savaş suçluları” olarak gördüğü, Ukrayna’nın ise Mariupol kentini savunması nedeniyle çok önem verdiği Azov Taburu’ndan beş komutanı ziyaret sırasında Zelenksiy’e iade etmişti.

Sezer, Rusya için “terörist” olarak tanımlanan bu komutanların teslim edilmesinin ardından Moskova’dan ilk başta bazı serzenişler geldiğini, ancak ertesi günlerde Dışişleri Bakanı Fidan’ın Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından bu tepkinin çok sertleşmediğine dikkat çekiyor.

“Resmi düzeyde Rusya bu konuda daha ileri gitmedi. Fakat medyada ve kamuoyunda hâlâ devam eden bir Türkiye karşıtlığı söz konusu” diyen Sezer, Zelenski’nin ziyaretiyle ortaya bir sorun yumağı çıktığını düşünüyor ama bunun çok ciddi hasar bırakmayacağı görüşünde.

Putin Ağustos’ta Türkiye’ye gelir mi?

Erdoğan’ın Ağustos ayı için duyurduğu Putin’in Türkiye ziyaretinin olup olmayacağı da şu an için tam net değil.

Rusya’nın henüz planlanmış bir ziyaret olmadığını söylediğini belirten Sezer, ona gelen duyumlara göre şu an için tüm seçeneklerin masada olduğunu, iki liderin belki üçüncü bir ülkede bir araya gelmesinin de söz konusu olabileceğini belirtiyor.

Paylaşın

İsveç’ten Tevrat Yakmaya İzin: İsrail’den Kınama

İsveç, bu kez de Tevrat yakılmasını içeren bir protesto gösterisine izin verdi. Eylemin başvurusunu yapan kişi, bu gösteriyle Kur’an-ı Kerim yakılmasına bir yanıt vermek istediğini ifade etti. Gösteriye toplam 3 kişinin katılması bekleniyor.

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog konuyla ilgili açıklamasında “İsveç’te kutsal kitapların yakılmasına izin verilmesini kesin bir dille kınıyorum” dedi. Dünya Siyonist Örgütü Başkanı Yakov Hagoel de eyleme izin verilmesinin “ifade özgürlüğü değil, antisemitizm olduğunu” savundu.

İsveç’te Haziran ayında Iraklı bir sığınmacı olan Salvan Momika, Kur’an yakmıştı. Stockholm polisinin eyleme izin vermesi tüm dünyadan tepki çekmişti.

Kur’an-ı Kerim yakma eylemlerine izin verdiği için tepki çeken İsveç polisi bu kez de Tevrat ve İncil yakılmasını içeren bir protesto eylemine izin verdi. Gösterinin Cumartesi günü başkent Stockholm’deki İsrail Büyükelçiliği önünde Türkiye saati ile saat 14’te düzenlenmesi planlanıyor. Eylemin başvurusunu yapan kişi, bu gösteriyle Kur’an-ı Kerim yakılmasına bir yanıt vermek istediğini ifade etti. Gösteriye toplam 3 kişinin katılması bekleniyor.
İsveç polisi: İzni gösteriye veriyoruz

Stockholm polisi, Fransız haber ajansı AFP’ye yaptığı açıklamada verilen iznin İsveç yasaları uyarınca kamusal alanda toplanmaya olduğunu, bu toplanmalar sırasındaki fiillere yönelik olmadığını vurguladı. Stockholm polisi basın sözcüsü Carina Skagerlind “Polis, çeşitli dini metinlerin yakılması için izin vermez, polis halka açık bir toplantı düzenlenmesi ve bir görüşün ifade edilmesi için izin verir” diye konuştu. Skagerlind bunun önemli bir ayrım olduğunu vurguladı.

İsrail’den kınama

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog konuyla ilgili açıklamasında “İsveç’te kutsal kitapların yakılmasına izin verilmesini kesin bir dille kınıyorum” dedi. Herzog “Tüm dünyadaki Müslümanlar için kutsal olan Kur’an-ı Kerim’in yakılmasını kınadım ve şimdi de Yahudi halkının ebedi kitabı olan Yahudi İncili’ni aynı akıbetin bekliyor olmasından çok üzgünüm” diye konuştu.

Dünya Siyonist Örgütü Başkanı Yakov Hagoel de eyleme izin verilmesinin “ifade özgürlüğü değil, antisemitizm olduğunu” savundu.

İsveç’te Haziran ayında Iraklı bir sığınmacı olan Salvan Momika, Kur’an yakmıştı. Stockholm polisinin eyleme izin vermesi tüm dünyadan tepki çekmişti. Eylemi bir caminin yakınında gerçekleştirmesi nedeniyle Momika hakkında eylem sonrasında “(halkı) bir etnik gruba karşı (kin ve düşmanlığa) kışkırtma” suçu işlediği şüphesiyle soruşturma başlatılmıştı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

İsveç’in NATO Üyeliği: Türkiye IMF Kredisi Karşılığında Onaylayacak

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta yapılan NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nde İsveç’in NATO üyeliğine destek vermeyi kabul ettiğini açıklamıştı.

Erdoğan, zirve sonrası yaptığı basın açıklamasında, “Ülkemizin beklentilerini İsveç’in taahhütlerini yerine getirmesi konusunu ele aldık. İsveç’in üyelik konusuyla ilgili önümüzdeki süreçlerin nasıl şekilleneceğini ele aldık. İsveç, bizim AB’ye tam üyeliğimize ve gümrük anlaşmasının yenilenmesine destek verecek. İsveç üzerine düşeni yapmayı sürdürecek” demiş ve eklemişti:

“Bu yol haritasını şu anda İsveç makamları pazartesi akşamı yaptığımız görüşme kapsamında bize sunacaklar. Biz de bunu TBMM’ye sunacağız. Şu anda meclisimiz kapalı, açıldığı zaman TBMM başkanımızın öne çıkaracağı sözleşme bu olacaktır. Birinci derecede onay makamı TBMM’dir. Bir an önce bu sürecin bitmesini istiyoruz.”

Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Gazeteci Seymour Hersh, ABD Başkanı Joe Biden’ın Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğini onaylaması halinde, ülkeye 11-13 milyar dolarlık bir Uluslararası Para Fonu (IMF) kredisi sözü verdiğini iddia etti.

‘Erdoğan’ın dönüşü hakkında kendisine farklı ve gizli bir hikaye anlatıldığını’ söyleyen Hersh, “Biden, Türkiye’ye çok ihtiyacı olan 11-13 milyar dolar bandında IMF kredisi sözü vermiş. Konuyla ilgili doğrudan bilgisi olan bir yetkili bana ‘Biden’ın bir zafer kazanması gerekiyordu ve Türkiye ciddi bir ekonomik darboğazda’ dedi” ifadelerini kullandı.

Konuya ilişkin haberinde ABD’de 2024 yılında yapılacak Başkanlık Seçimi’nin yaklaştığını ve Cumhuriyetçilerin adayının eski başkan Donald Trump, Trump’ın başkan yardımcısı adayının ise Robert F. Kennedy Jr. olma olasılığının Demokratlarda paniğe sebep olduğunu kaydeden gazeteci Seymour Hersh, “Demokratların akut anksiyetesinin gerçek işaretlerine gelecek olursak; Joe Biden, bu hafta, NATO zirvesinden önce, bir şekilde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın altını üstüne getirdi ve İsveç’in NATO üyeliğine desteğini açıklayarak Vladimir Putin ile ters düşmesini sağladı” ifadelerini kullandı.

Bunun nasıl mümkün olduğuyla ilgili kamuoyuna anlatılan hikayenin ABD’nin Türkiye’ye F-16 savaş uçakları ve mevcut uçaklar için modernizasyon kiti satışını kabul etmesi olduğunu, fakat kendisine ‘daha farklı ve gizli bir hikaye anlatıldığını’ yazdı. Seymour Hersh, “Biden, Türkiye’ye çok ihtiyacı olan 11-13 milyar dolar bandında IMF kredisi sözü vermiş. Konuyla ilgili doğrudan bilgisi olan bir yetkili bana ‘Biden’ın bir zafer kazanması gerekiyordu ve Türkiye ciddi bir ekonomik darboğazda’ dedi” iddiasında bulundu.

“Ekonomik krizden kaçınmak için…”

“Erdoğan’ın, NATO ve Batı Avrupa ile daha iyi durumda olduğunu fark etmesinden daha iyi ne olabilir?” diye soran gazeteci Seymour Hersh, The New York Times gazetesinde yayınlanan bir habere atıfla, Biden’ın 9 Temmuz Pazar günü Avrupa’ya uçarken Erdoğan’ı aradığını ve böylelikle Putin’in ‘tam da istemediği bir şeyle, yani genişlemiş ve daha doğrudan bir NATO ittifakı ile karşı karşıya kaldığını söyleyebildiğini’ aktardı.

Hersh, The Council on Foreign Relations’tan Brad W. Setser’ın haziran ayında kaleme aldığı bir analizi de hatırlatarak, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçimi kazandığını, fakat şimdi yaklaşan ekonomik krizden kaçınmak için bir yol bulması gerektiğini ifade etti. Buna göre, döviz rezervleri tamamen bitmek üzere olan Türkiye, ‘altınlarını satma, önlenebilir bir temerrüt ya da ekonomi politikalarını tamamen tersine çevirme ve muhtemelen bir IMF programının acı hapını yutma’ seçenekleri arasında kalmış durumda.

Paylaşın

İsveç’ten Yeni Kriz Yaratabilecek Karar: Türkiye’nin İade Talebine Ret

Türkiye, İsveç’in NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) üyeliğine aylardır yükselttiği itirazı Litvanya’da düzenlenen NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nde kaldırırken, İsveç’ten yeniden kriz yaratabilecek bir karar geldi.

İsveç Anayasa Mahkemesi, İsveç’te göçmen statüsünde bulunan iki kişinin Türkiye’ye iadesiyle ilgili talebi değerlendirdi. Mahkeme konuya ilişkin olarak verdiği karara dair açıklamada, “Çifte suç şartı oluşmamıştır” ifadesine yer vererek bahsi geçen eylemlerin İsveç yasalarına göre suç teşkil etmediğine hükmetti. Bu sebeple de Türkiye’nin iade talebini reddetti.

Türkiye, söz konusu iki kişiyi FETÖ terör örgütü üyesi oldukları ve Bylock isimli örgüt içi haberleşme yazılımını yükleyip kullandıkları gerekçesiyle suçluyor ve iadelerini talep ediyordu. Mahkeme kararında, “Bir mobil uygulamayı telefonuna indirmek ve kullanmak Terör Suçları Yasası kapsamında tek başına bir suç olarak değerlendirilemez” ifadesine yer verdi.

İsveç, NATO üyeliğine Türkiye’nin onay vermesi amacıyla Mayıs ayında yaptığı düzenlemelerle terörle ilgili yasalarında sıkılaştırma ve yeni düzenlemeler yaptı. Yeni düzenlemelerle ülke genelinde terör örgütlerine destek verme yada propagandasını yapma eylemi 4 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılacak. Bu cezanın suçun niteliğine göre 8 yıla kadar arttırılabilmesi de mümkün.

Ancak mahkeme son olayda, Türkiye’nin iadesini talep ettiği kişilerle ilgili bir suç olmadığına hükmederken, söz konusu kişilerin Türkiye’ye verilmeleri durumunda kötü muamele görme riskiyle karşı karşıya olduklarına değindi ve bu kişilerin İsveç’te göçmen statüsünde bulunduklarını hatırlattı.

İsveç’te iade kararlarında karar verme yetkisi hükümete ait. Yüksek Mahkeme iki Türk vatandaşının durumunda iadenin yasal olmadığına hükmetmiş oldu.

Türkiye İsveç’in NATO üyeliğine aylardır yükselttiği itirazı Litvanya’da düzenlenen NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nde kaldırmıştı. İsveç’in NATO üyeliğine onayın 15 Temmuz’da tatile girecek Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gündemine Ekim ayında gelmesi bekleniyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan konuyla ilgili dün Litvanya’da yaptığı açıklamada “2 aylık bir Meclis tatili var. Tabii ekim ayında bu tatilden çıkma durumu söz konusu değil. Zira birçok uluslararası sözleşmeler var, birçok görüşülmesi gereken yasa önerileri var. Bunların önem sırasına göre bu attığımız adım da burada yerini alacak ama mümkün olduğu kadar kısa zamanda bu işi bitirmek bizim hedefimiz” demişti.

Paylaşın

Türkiye – Rusya İlişkilerinde Kırılma Mı Yaşanıyor?

Uzmanlar son dönemde yaşanan gelişmelerin Türkiye – Rusya ile ilişkilerde çok ciddi bir kırılma olmasa da “hafif düzeyli bir ayar” olduğu kanısında. Jim Townsend, “Putin hafife almaya çalışsa da İsveç’in NATO’ya üye olması büyük bir darbe ve işgal amaçları bakımından Putin için korkunç bir sonuç. Ancak bu durumun Erdoğan ve Putin arasındaki ilişkiye zarar vereceğini sanmıyorum. Her zaman aynı fikirde olmasalar da birbirlerini ABD ve Avrupa’ya sinyal göndermek için kullanıyorlar” diyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD ve NATO’yu da Rusya’yı da kendisinden uzaklaştırmak istemediğini söyleyen Jim Townsend, “Kendisinin ya da Türkiye’nin çıkarına olduğunu hissettiğinde ilişkileri yeniden dengelemeye çalışacaktır. (Erdoğan) İsveç ve ABD ile de köprüleri yıkmak istemedi. Bu nedenle Batı ile ilişkilerini tehlikeye atmadan mümkün olduğu kadar son dakikaya kadar elinden geldiğinde bastırdı, taviz almaya çalıştı” sözleriyle durumu değerlendirdi.

Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğine yeşil ışık yakması, NATO zirvesi kapsamında yapılan Biden-Erdoğan görüşmesi ve Moskova-Ankara arasında yaşanan gelişmeler, “Türkiye yeniden Batı’ya mı yaklaşıyor?” sorusunu gündeme getirdi. Uzmanlar gelişmelerin Rusya ile ilişkilerde ciddi kırılma olmasa da “hafif düzeyli bir ayar”a işaret ettiği kanısında.

İsveç’in NATO üyeliğine ilişkin son ana kadar olumsuz sinyal veren Türkiye haftalardır devam eden diplomasinin ardından yeşil ışık yaktı. ABD Başkanı Joe Biden, Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta “tarihi” olarak nitelediği NATO zirvesi kapsamında Cumhurbaşkanı Erdoğan’la yaptığı görüşmede “Diplomasi çabanız ve cesaretiniz için teşekkür ederim” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Başkan Biden’la yaptığı görüşmenin basına açık bölümünde yeni bir süreci başlattıklarını söyleyerek, “Stratejik mekanizma kapsamında sıranın devlet başkanları düzeyinde istişarelere geldiği kanaatindeyim” diye konuştu.

İsveç düğümü nasıl çözüldü?

Vilnius’tan gelen haberlerin hemen ardından Washington’da Türkiye’nin F-16 talebine ilişkin gündem hareketlendi.

Türkiye’ye F-16 satışında anahtarı elinde tutan ABD Senatosu Dış İlişkiler Komisyonu’nun Demokrat Partili Başkanı Bob Menendez, Yunanistan’ı işaret ederek, “Biden yönetimi Türkiye’nin komşularına saldırganlığının durması konusunda bir yol bulabilirse, ki son aylarda durum sakin, çok iyi olur ama bunun kalıcı bir gerçeklik olması gerekir” dedi. Menendez bu konuda önümüzdeki bir hafta içinde karar alabileceğinin sinyalini verdi.

VOA Türkçe’den Begüm Dönmez Ersöz’e konuşan uzmanlara göre, Rusya’nın Ukrayna işgalinden sonra NATO’ya üyelik başvurusu yapan İsveç konusunda Türkiye’nin daha fazla ayak dirememe kararında, iki liderin hem telefonla hem yüz yüze görüşmesi; Yunanistan ve Türkiye ile birlikte Akdeniz ve güvenlik konularına eğilme imkanı ve Biden yönetiminin Türkiye’nin F-16 talebi konusunda Kongre ile çalışma vaadi etkili oldu.

NATO Zirvesi’nin yapıldığı Vilnius’tan Biden-Erdoğan görüşmesini değerlendiren ABD Savunma Bakanlığı eski NATO Politikasından Sorumlu Bakan Yardımcısı Jim Townsend, “Bana kalırsa Biden’ın Erdoğan’la diyalog kurması seyrin değişmesine yardımcı oldu” diyor.

“Türkiye ekonomik zorluk yaşadığı dönemde Batı’dan yatırım istiyor”

Washington’daki düşünce kuruluşu Center for American Progress’in Türkiye uzmanı Alan Makovksy VOA Türkçe’ye verdiği röportajda Türkiye’nin kararında ekonomik sorunların da rol oynadığına dikkat çekti.

Makovksy, “Türkiye pragmatik bir karar aldı. Erdoğan bu konunun Başkan Biden ve diğer müttefikler için önemli bir konu olduğunu bliyordu. Türkiye ekonomik zorluk yaşadığı bir dönemde Batı’dan yatırım istiyor’’ sözleriyle durumu değerlendirdi.

Her iki uzman da Türkiye’ye F-16 satışına uzun süredir itiraz eden ve süreçte kilit rolü bulunan Senato Dış İlişkiler Komisyonu’nun Demokrat Partili Başkanı Bob Menendez’in vetosunu kaldıracağı görüşünde.

Zirve öncesinde İsveç’in NATO üyeliğinde ilerleme olması halinde F-16’lar konusunda hareketlilik olacağı öngörüsünde bulunan Jim Townsend, “Menendez Biden’ın buradan kazançlı çıkması için gerekeni yapacaktır. Kongre ile birlikte Kongre’nin kendi hızında çalışacaklardır’’ diyor.

Rusya ile ilişkilerde kırılma mı yaşanıyor?

Türkiye’nin S-400 füze savunma sistemi satın aldığı Rusya ile son yıllarda derinleşen ilişkileri uzun bir süre ve özellikle Ukrayna işgalinin ardından başta ABD olmak üzere Batı’da rahatsızlığa yol açtı.

Batı’nın Ukrayna işgali sebebiyle Moskova’ya uyguladığı yaptırımlara katılmayan Ankara diğer yandan Kiev’e silahlı insansız hava aracı sağlamıştı. Vilnius’taki kritik NATO zirvesinden önce Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski Türkiye’deydi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya’nın “sonuçlarını yakından izliyoruz” dediği Ukrayna lideri Zelenski ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada Ukrayna’nın “şüphesiz NATO’da olmayı hak ettiğini” söyledi.

Türkiye geçen yıl Rusya’nın Türkiye’de kalmaları koşuluyla medyada “Azov komutanları” adıyla bilinen Ukraynalı beş komutanın serbest kalması sürecinde rol üstlenmişti. Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenski Türkiye ziyaretinin ardından ülkesine beraberinde komutanları da alarak döndü. Rusya Türkiye’yi anlaşmanın koşullarını ihlal etmekle suçladı.

Zelenski’nin Türkiye’den Azov komutanlarını alarak ayrılması, NATO zirvesi sırasında gerçekleşen Biden-Erdoğan görüşmesi ve Türkiye’nin İsveç kararının ardından, uluslararası basında Türkiye’nin Batı’yla ilişkilerini yeniden düzenlediği yönünde yorumlar yer aldı.

NATO’nun genişlemesini kendisine yönelik bir tehdit olarak gören Kremlin ise, Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğine onay vermesinin ardından gelen açıklamada, “Türkiye’nin Rusya’dan uzaklaşıp Batı’ya yaklaştığı” yorumlarını hafife aldı.

Kremlin sözcüsü Dimitri Peskov, “Türkiye kendisini Batı’ya yönlendirebilir. Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihinde Batı’ya yoğun şekilde ve daha az yoğun şekilde yöneldiği dönemler oldu. Ancak kimsenin Türkiye’yi Avrupa’da görmek istemediğini de biliyoruz. Türk ortaklarımız da pembe gözlük takmamalı” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin NATO üyesi olarak İsveç konusunda yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini anladıklarını belirten Kremlin sözcüsü, Moskova’nın Ankara ile “tüm anlaşmazlıklara rağmen karşılıklı fayda sağlayan ilişkileri devam ettirmek istediğini” söyledi.

Uzmanlar yaşanan gelişmelerin Rusya ile ilişkilerde çok ciddi bir kırılma olmasa da “hafif düzeyli bir ayar” olduğu kanısında.

Jim Townsend, “Putin hafife almaya çalışsa da İsveç’in NATO’ya üye olması büyük bir darbe ve işgal amaçları bakımından Putin için korkunç bir sonuç. Ancak bu durumun Erdoğan ve Putin arasındaki ilişkiye zarar vereceğini sanmıyorum. Her zaman aynı fikirde olmasalar da birbirlerini ABD ve Avrupa’ya sinyal göndermek için kullanıyorlar” diyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD ve NATO’yu da Rusya’yı da kendisinden uzaklaştırmak istemediğini söyleyen Jim Townsend, “Kendisinin ya da Türkiye’nin çıkarına olduğunu hissettiğinde ilişkileri yeniden dengelemeye çalışacaktır. (Erdoğan) İsveç ve ABD ile de köprüleri yıkmak istemedi. Bu nedenle Batı ile ilişkilerini tehlikeye atmadan mümkün olduğu kadar son dakikaya kadar elinden geldiğinde bastırdı, taviz almaya çalıştı” sözleriyle durumu değerlendirdi.

Rusya tarafından henüz teyit edilmemiş olsa da, Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’in Türkiye’yi ziyaret etmesinin planlandığına atıfta bulunan Alan Makovksy, “Batı ülkelerinin yaptırım uyguladığı bir sırada Rusya açısından Türkiye önemli bir ekonomik çıkış yolu. Ne olacağını göreceğiz ama Türkiye’nin daha öncekine göre Rusya konusunda biraz daha güvenli hissettiğini algılıyorum’’ diyor.

Paylaşın

Türkiye Vetosunu Kaldırdı; İsveç’in Üyeliği NATO’ya Ne Kazandıracak?

İsveç ve NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) halihazırda pek çok açıdan yakın iş birliği yapıyor. NATO üyeliği durumunda İsveç için en hayati değişiklik, İttifak Antlaşması’nın 5’inci maddesinin güvencesi altına girmesi olacak.

Kuzey Atlantik İttifakı’nın can damarı niteliğindeki bu maddeye göre, bir NATO ülkesine karşı yapılan silahlı saldırı, tüm NATO ülkelerine karşı yapılmış sayılıyor. İttifak üyeleri böyle bir durumda, saldırıya uğrayan ülkeye derhal yardım etmeyi taahhüt ediyor.

Finlandiya gibi İsveç de geçen yıl Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı savaşın ardından, NATO üyeliği için başvuruda bulunmuştu.

Finlandiya, Kuzey Atlantik İttifakı’na hızlı bir şekilde katılırken, İsveç’in üyeliği Türkiye ve Macaristan engeline takıldı. Rusya ile dirsek teması bulunan Macar hükümeti, katılım protokolünü henüz parlamentonun onayına sunmadı.

Türkiye ise İsveç’in özellikle PKK/PYD ve Gülen yapılanmasını desteklemesini öne sürerek, İskandinav ülkesinin üyeliğini veto ediyordu. Ancak Vilnus’taki NATO Zirvesi’nden önce Türkiye’nin endişeleri giderildi.

Ayrıca Stockholm, başta vize serbestisi ve gümrük birliği konuları olmak üzere Ankara’nın AB üyeliği sürecine destek sözü verdi. Neticede Recep Tayyip Erdoğan, İsveç’in üyeliğine yeşil ışık yaktı. Gerek NATO gerekse İsveç’in üyelikten birtakım beklentileri var.

İsveç’in üyeliği, Rusya kıyıları ve Kaliningrad eksklavı hariç, tüm Baltık Denizi sahil şeridini NATO toprağı haline getirecek. Böylece olası bir Rus saldırısı durumunda, Baltık ülkelerinin savunulması daha kolay hale gelecek.

Bu kapsamda Estonya, Letonya ve Litvanya’ya askerî birlik, silah, mühimmat ve teçhizat sevkiyatı, İsveç üzerinden gemilerle rahatça yapılabilecek. Ayrıca İsveç’in Gotland adası da stratejik bir öneme sahip olacak.

Friedrichshafen’daki Zeppelin Üniversitesi’nde Uluslararası Güvenlik Politikası Kürsüsü Başkanı olan Simon Koschut, bu durumu şöyle açıklıyor: Baltık Denizi’nin ortasındaki bu büyük ada sayesinde, İsveç son derece elverişli bir stratejik üsse sahip. Buradan neredeyse tüm Baltık Denizi’ni kontrol edebilirsiniz.

Alman uzmana göre ülkenin coğrafi konumu, İsveç’in üyeliğinin NATO için bu kadar cazip olmasının en temel nedeni.

İsveç ordusu ne durumda?

İsveç’in silahlı kuvvetleri ve askerî teçhizatı da NATO’ya değerli bir katkı sağlayabilir. Kuşkusuz İsveç küçük bir ülke ve buna bağlı olarak sayıca da oldukça küçük bir orduya sahip.

Küresel Ateş Gücü Endeksi’ne göre, toplam asker sayısı 38 bin civarında. Uzman Simon Koschut, “İsveç çok modern bir orduya sahip. Özellikle de kendi üretimleri olan modern bir hava kuvvetleri var” diyor. Aynı zamanda denizaltılara sahip önemli bir deniz gücü ve her daim savaşa hazır.

Geçmişte Afganistan gibi çeşitli NATO görevlerinde yer alan İsveç, gayri safi yurtiçi hasılasının yaklaşık yüzde 1,3’ünü savunmaya harcıyor. Birkaç yıl öncesine göre oldukça yüksek olan bu oranın, önümüzdeki yıllarda daha da artması bekleniyor.

Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından pek çok Batılı ülke gibi İsveç de savunma harcamalarını önemli ölçüde kıstı. Ancak 2008’deki Gürcistan savaşıyla başlayan ve 2014’te Kırım’ın ilhakıyla devam eden güvenlik tehditleri, geçen yıl Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasıyla doruğa ulaştı. Tüm bu gelişmeler İsveç’in, savunma stratejisini yeniden gözden geçirmesine neden oldu.

Avantajlar neler?

İsveç ve NATO halihazırda pek çok açıdan yakın iş birliği yapıyor. NATO üyeliği durumunda İsveç için en hayati değişiklik, İttifak Antlaşması’nın 5’inci maddesinin güvencesi altına girmesi olacak.

Kuzey Atlantik İttifakı’nın can damarı niteliğindeki bu maddeye göre, bir NATO ülkesine karşı yapılan silahlı saldırı, tüm NATO ülkelerine karşı yapılmış sayılıyor. İttifak üyeleri böyle bir durumda, saldırıya uğrayan ülkeye derhal yardım etmeyi taahhüt ediyor.

Bunun yanı sıra İsveç, savunma ittifakının ana karar alma organı olan NATO Konseyi’nin de veto hakkına sahip eşit üyesi olacak.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın