Suriye İle Normalleşme: İran’dan Yeni Plan Önerisi

Suriye ile Türkiye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi kapsamında İran’dan yeni bir plan önerisi geldi. İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, Al-Wafaq gazetesine verdiği röportajda Türkiye-Suriye normalleşmesine ilişkin sundukları plan hakkında konuştu.

Ashark Al-Awsat’ın aktardığına göre, Rusya’nın da katılımıyla gerçekleştirilen dörtlü zirvelerde dile getirilen söz konusu plan, Türkiye’nin Suriye’deki güçlerini çekmesini, Suriye’nin de Türkiye topraklarına herhangi bir tehdit olmamasını sağlamasını içeriyordu. Abdullahiyan, “İlk olarak Türkiye’nin Suriye topraklarından askeri güçlerini çekmeye bağlılığını, ikinci olarak da Suriye’nin Türkiye topraklarına yönelik bir tehdit oluşmaması için güçlerini sınırda konuşlandırmasını teklif ettik” açıklamasında bulundu.

Suriye’nin Tahran’a sınır güvenliğini sağlamaya ‘tamamen hazır olduğunu’ bildirdiğini söyleyen İran Dışişleri Bakanı Abdullahiyan, Rusya ve İran’ın bu yönde yapılacak herhangi bir anlaşmaya garantör olacağı yönünde güvence verildiğini kaydetti.

Suriye ile normalleşme adımları Rusya ve İran’ın da katılımıyla yapılan dörtlü zirvelerle devam ederken, son olarak Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad, 4 Eylül’de yaptığı bir konuşmada, Türkiye ile ilişkilere de değinmiş ve “Suriye’nin kuzeyindeki Türk işgali bitecek ve Türkiye, iki ülke arasındaki ilişkileri eski durumuna döndürmenin tek yolunun bu işgalden çekilmek olduğunu biliyor” açıklamasında bulunmuştu.

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad da ağustosta verdiği bir röportajda, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile olası görüşmesine değinerek, “Hedefimiz Türkiye’nin Suriye topraklarından çekilmesi, Erdoğan’ın hedefi ise Türkiye’nin Suriye’yi işgalini meşru kılmak” ifadelerini kullanmış, “Neden Erdoğan’la buluşacakmışım? Bir şeyler içmek için mi?” diye sormuştu. Esad, “Suriye’deki terör Türkiye’den kaynaklanıyor” demişti. Tamamı yayınlanmadan bir gün önce bir kısmı yayınlanan söyleşide Esad’ın Erdoğan ile görüşmeye ilişkin şu ifadeleri kullandığı aktarılmıştı: “Görüşme Erdoğan’ın sunduğu koşullar altında gerçekleşemez.”

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’da 1 Eylül’de bir açıklama yaparak, “Türkiye ve Suriye’ye Adana Mutabakatı’na dönmelerini önerdik” demişti. Ankara-Şam normalleşmesine ilişkin yol haritası taslağına değinen Lavrov, “Yol haritası taslağını bu yılın haziran ayında tüm meslektaşlarımıza ilettik. Şu anda değerlendiriliyor, bu taslağın onaylanabileceği, genel kabul edilebilir duruma getirilmesi için temaslar sürüyor” demişti.

Rusya’nın Türkiye ve Suriye’ye 1998 yılında imzaladıkları Adana Mutabakatı’na dönmelerini önerdiğini anlatan Lavrov, şöyle devam etmişti: “Bu anlaşma, terör tehdidinin bulunduğunu ve bu tehdidin ortadan kaldırılmasını, Türkiye’nin Şam’ın onayıyla terörle mücadele yapılarını Suriye topraklarının belirli bir derinliğine kadar gönderme hakkına sahip olmasını öngörüyordu. Bu anlaşma yürürlüğünü sürdürüyor, kimse onu feshetmedi.”

Normalleşme sürecinin ilk adımı 28 Aralık’ta atıldı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana dışişleri bakanları düzeyinde ilk kez resmi görüşme için Moskova’da bir araya gelmişti.

Toplantıda ilişkilerin normalleştirilmesinin yanı sıra Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan 3,7 milyon Suriyeli mültecinin ülkelerine gönüllü geri dönmeleri konusunun da ele alınacağı kaydedilmişti.

Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde konuyla ilgili yer alan açıklamada “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi hakkında görüş alışverişinde bulunulması, terörle mücadele, siyasi süreç, sığınmacıların gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşleri de dahil olmak üzere insani konuların ele alınması planlanmaktadır” denilmişti.

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atılmıştı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alınmıştı.

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirilmişti.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım olmuştu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtilmişti.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yinelemişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz.

Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

Paylaşın

İran’da Jina Mahsa Amini’nin Birinci Ölüm Yıl Dönümü: En Az 700 Gözaltı

İran’da Jina Mahsa Amini’nin birinci ölüm yıl dönümünde Başta Kürdistan ve Belucistan eyaletleri olmak üzere Sakkız, Senendec, Urmiye, Tahran ve Sistan gibi farklı kentlerde Cumartesi ve Pazar günleri eylemler yapıldı.

Hengaw İnsan Hakları Örgütü’ne göre, eylemlere sert müdahale eden polis, en az 700 kişiyi gözaltına aldı. Gözaltına alınan kişilerin aileleri, bilgi almak için gittikleri başkent Tahran’daki Yardım Birimi Karakolu’nda polis saldırısına maruz kaldı. Saldırıda çok sayıda kişi yaralandı.

Jina Mahsa Amini, 13 Eylül 2022’de memleketi Sakkız kentinden ziyaret için geldiği başkent Tahran’da “ahlak polisi” olarak bilinen irşad devriyeleri tarafından “başörtüsü kurallarına uymadığı” gerekçesiyle polis nezaretine alınarak karakola götürüldü.

Karakolda aniden fenalaşarak hastaneye kaldırılan 22 yaşındaki Amini, 3 gün sonra 16 Eylül’de hayatını kaybetti. Olay kamuoyunda infial uyandırırken ülkede birçok siyasetçi ve sanatçı tarafından da büyük tepkiyle karşılandı.

Tepkiler üzerine Tahran Polisi tarafından yapılan açıklamada, irşad devriyesinin Amini’yi bir saatlik “brifing” için karakola götürdüğü, genç kadının burada aniden bilincini kaybetmesi ve kalp rahatsızlığı yaşaması üzerine hastaneye sevk edildiği ifade edildi.

Sosyal medyadaki aktivistler ise emniyet güçlerinin “aniden” bilincini kaybettiği yönündeki iddiasını reddederek, Amini’nin polis tarafından darbedildiğini ileri sürdü.

İddiaların ardından İran devlet televizyonu, genç kadının polis merkezine getirildiği ve karakolda bulunduğu anlardaki görüntüleri yayımladı.

Görüntülerde, diğer kadınlarla karakola getirilen Amini’nin, görevli bir kadınla konuştuktan sonra aniden fenalaşarak yere yığıldığı görüldü. Adli Tıp Kurumu da genç kadının darp nedeniyle değil, altta yatan hastalıkları nedeniyle yaşamını yitirdiğini açıkladı.

Darbedilmiş olabileceğine dair iddialarla birlikte Amini’nin şiddet görmese dahi suçsuz bir kadının gözaltına alınması ve polis nezaretinde ölümüne yol açan şekilde fenalaşmasından, zorunlu başörtüsü denetimlerini sürdüren ülke yönetiminin sorumlu olduğu konusunda toplumda bir fikir birliği oluştu. Tepkiler, 17 Eylül’de Amini’nin cenazesinin memleketi Sakkız kentinde düzenlenen törenle toprağa verilmesinin hemen ardından sokaklara taştı.

İlk olarak Sakkız’da cenaze töreni sonrasında toplanan bir grup, yetkililer aleyhinde sloganlar attı. Gösteriler aynı gün Senendec ve Tahran’a, daha sonra da il, ilçe ve kasaba olarak yaklaşık 80 noktaya yayıldı. Birçok noktada ülke yönetimi aleyhinde sloganlar atan eylemciler ile güvenlik güçleri arasında şiddetli arbede yaşandı. Güvenlik güçlerinin yanı sıra Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı gönüllü güvenlik gücü sayılan Besic üyeleri de göstericilere müdahale etti.

Ülke basınında ve sosyal medyada yayımlanan görüntülerde bazı göstericilerin ambulans, otobüs ve kamu binalarını tahrip ettiği görüldü. Mazenderan eyaletinin merkezi Sari’de göstericilerin bir kamu binasının duvarından devrim lideri Humeyni ve İran lideri Ali Hamaney’in posterlerini indirdiği görüntüler de sosyal medyada paylaşıldı.

Olayların başladığı ilk günlerde Sağlık Bakanlığı, 61 ambulansın göstericiler tarafından tahrip edildiğini veya yakıldığını açıkladı. Sosyal medyadaki aktivistler ise gözaltına alınan göstericilerin ambulanslarla taşındığını, bu nedenle göstericilerin ambulansları hedef aldığını savundu.

Gösterilerde 500’den fazla can kaybı

Resmi makamlardan olaylarda sivillerin ve güvenlik güçlerinin öldüğüne dair açıklamalar yapılsa da ölü sayısına ilişkin net bilgi verilmedi.

Devrim Muhafızları Ordusu Hava Kuvvetleri Komutanı Tuğgeneral Emir Ali Hacızade, 29 Kasım 2022’deki konuşmasında, ülkede devam eden protestolarda güvenlik güçlerinin de aralarında bulunduğu 300’den fazla kişinin hayatını kaybettiğini söyledi. İran Güvenlik Konseyi ise 3 Aralık’ta toplam ölü sayısının 200’ü aştığını açıkladı. Norveç merkezli İran İnsan Hakları Örgütüne göre, gösterilerde 537 kişi öldü, binlerce kişi gözaltına alındı. İran medyasına yansıyan haberlere göre, gösteriler sırasında yaklaşık 70 güvenlik görevlisi de yaşamını yitirdi.

Yetkililer, genel olarak protestoları “düşmanların komplosu” ve “isyan” olarak değerlendirdi. Protestolar, ülkedeki sanatçılardan farklı spor dallarındaki sporculara kadar birçok ünlü isimden destek gördü. Bu süreçte ABD, İngiltere ve Avrupa Birliği (AB) başta olmak üzere Batılı ülkeler de “insan hakları ihlalleri” gerekçesiyle İranlı yetkililere yönelik defalarca yaptırım kararı aldı.

Gösterilerle birlikte zorunlu başörtüsü yasasının esnetilmesi veya kaldırılması tartışmaları alevlendi. Aslında İran’da başörtüsü zorunluluğu tartışmaları yeni değil. İran devriminin kurucusu Humeyni tarafından Ağustos 1979’da uygulamaya konulan zorunlu başörtüsü yasası din adamları arasında bile zaman zaman tartışma konusu oldu.

Her ne kadar devrimin ilk günlerinden bugüne başörtüsü denetimi oldukça gevşetilse de zaman zaman sosyal medyaya da yansıyan irşad devriyelerinin gözaltı uygulaması ve bu esnada kadınların şiddete maruz kaldığı olaylar İran toplumunda tepki çekti.

Mahsa Amini’nin polis nezaretinde ölmesinin ardından başörtüsü zorunluluğuyla ilgili tartışmalar yeniden alevlendi. İlk olarak reformist İran İslami Halklar Birliği Partisi, 25 Eylül’de, yetkililerden “zorunlu başörtüsü yasalarının kaldırılmasının önünü açacak gerekli yasal adımları atmasını” talep etti.

Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ise 28 Eylül’de devlet televizyonunda katıldığı programda, eleştirilerin odağına oturan irşad devriyelerinin uygulamalarına ilişkin soruya, “Değerler değiştirilemez ama kanunun uygulanma şekli tartışılabilir.” yanıtını verdi.

Devriyelerin uygulamalarının yeniden gözden geçirilip geçirilmeyeceğine dair soruya karşılıksa, “Yasanın uygulanmasında en iyi yöntemler dikkate alınmalıdır. Muhalif görüşler için platform sağlamalıyız. Hükümet bu görüştedir.” demekle yetinen Reisi, yasanın kaldırılmasını düşünmediklerine işaret etti.

Bu tartışmalar devam ederken 30 Eylül’de ülkenin güneydoğusunda yer alan Zahidan kentinde cuma namazından sonraki gösteriler sırasında onlarca kişi güvenlik güçleri tarafından öldürüldü. “Kanlı Cuma” olarak adlandırılan olaylar, kentte aylarca sürecek protesto ve huzursuzluk dalgasına yol açtı.

İran, ABD ve İsrail’i suçladı

Hamaney, protestoların başlamasından sonra 3 Ekim’de yaptığı ilk açıklamada, “isyan” olarak tanımladığı protestolarla ilgili ABD ve İsrail’i suçladı.

İran siyasetinin önde gelenlerinden bazıları da bu dönemde zorunlu başörtüsü uygulamasına karşı açıklamalarda bulundu. Bunların başında eski Meclis Başkanı Ali Laricani geliyor. Laricani, 11 Ekim’de “İttilaat” gazetesine verdiği röportajda, “protestoların derin siyasi kökleri olduğunun kabul edilmesi gerektiğine” dikkati çekerek, zorunlu başörtüsü yasasının gözden geçirilmesi çağrısında bulundu. Bu süreçte ülkede bazı kadınlar başörtüsü kurallarına uymamaya başladı.

Bunun ardından “İyiliği Emretme ve Kötülükten Sakındırma Merkezi” Sözcüsü Ali Hanmuhammedi, 5 Aralık 2022’de yaptığı açıklamada, eleştirilerin hedefindeki irşad devriyelerinin görevinin sona erdiğini açıkladı. Daha sonra denetimler sokak ve caddelerdeki güvenlik kameralarıyla yüz tanıma sistemleriyle yapılmaya başlandı.

Bununla birlikte kendileri veya müşterilerinin zorunlu başörtüsü yasasına uymadığı tespit edilen bazı işletmeler mühürlendi. Mahsa Amini’nin ölümü ve sonrasında yaşananlar ülke yönetimi ile halk arasında derin bir yarık oluştururken İran lideri Hamaney, 4 Ocak’ta yaptığı konuşmada, zorunlu başörtüsü kurallarına tam riayet etmeyen kadınların “dinsizlik ve rejim karşıtlığıyla” itham edilmemesi gerektiğini vurguladı.

Mahsa Amini protestoları ülkedeki üniversitelerde ve okullarda da eylemlere yol açtı. Bu eylemler devam ederken 30 Kasım 2022’de başlayan ve genellikle kız öğrencilerin eğitim gördüğü okullarda yaklaşık 4 ay süren toplu zehirlenme vakaları ortaya çıktı.

Öğrencilerde solunum sıkıntısı, mide bulantısı, baş ağrısı ve uzuvlarda uyuşma gibi belirtiler görüldüğü açıklandı. Vakaların önüne geçilememesine tepki gösteren öğrenci ve öğretmenler, bazı kentlerde düzenledikleri gösterilerle yetkilileri protesto etmeye başladı.

Eğitim ve Öğretim Bakan Yardımcısı Yunus Penahi, 26 Şubat’ta düzenlediği basın toplantısında, öğrencilerin zehirlenmesinin kasıtlı olduğunu değerlendirdiklerini belirterek, “Bazı kişilerin başta kız okulları olmak üzere tüm okulların kapatılmasını istediği tespit edildi.” ifadelerini kullandı.

İran lideri Hamaney, toplumda endişenin giderek artması üzerine 6 Mart’ta yetkililere olayın üzerine ciddiyetle gidilmesi ve faillerin en şiddetli cezaya çarptırılması talimatı verdi. Yargı da zehirlenme vakalarının faillerinin idamla yargılanacağını açıkladı. Yetkililer olayları yeterince araştırıp sonuçlandıramadı.

7 kişi idam edildi

Gösterilerle ilgili ilk idam kararı, 8 Aralık’ta uygulandı. Başkent Tahran’daki protestolar sırasında “soğuk silahla vatandaşları tehdit ettiği ve bir güvenlik görevlisini yaraladığı” suçlamasıyla 20 Kasım’da Devrim Mahkemesi tarafından ölüm cezasına çarptırılan Muhsin Şikari, gözaltına alınmasından 75 gün sonra idam edildi.

Protestolar sırasında “2 milis gücünü (Besic) öldürmek ve 4 kişiyi yaralamakla” suçlanan Mecidrıza Rahneverd ise gözaltına alınmasının üzerinden sadece 23 gün geçtikten sonra 12 Aralık’ta idam edildi. Sonraki süreçte hakkında idam hükmü verilen 5 kişinin daha cezası infaz edildi.

İdam edilenler “yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak (ifsad fi’l arz)” ve “devlete karşı savaş açmak (muharebe)” gibi suçlardan yargılandı. İran Ceza Kanunu’na göre bu suçlardan yargılananlar hakkında genelde idam kararları veriliyor.

Bununla birlikte haklarında ilk derece mahkemesinde idam hükmü verilen sanıklardan bazıları hakkındaki karar temyiz aşamasında bozuldu. Ülkede Hamaney’in onayıyla şubat ayında devrimin 44. yıl dönümü dolayısıyla Mahsa Amini gösterileriyle bağlantılı olanlar dahil on binlerce tutuklu ve mahkum için af veya ceza indirimi kararı alındı.

Kameralarla başörtüsü denetimleri nisanda uygulamaya girdi. Zorunlu başörtüsü yasası ihlalleri artınca İran hükümeti, ihlallere kamuya açık yerlerde para cezası, bankacılık hizmetlerinin engellenmesi ve sosyal faaliyetlerden men edilme yoluyla karşı koymayı öngören bir yasa tasarısı hazırladı. Gösteriler devam ederken tepkiler üzerine kaldırılan “irşad devriyeleri” uygulaması da temmuzda yeniden başlatıldı.

Mahsa Amini’nin polis nezaretindeyken ölümünün birinci yılı olan 16 Eylül’e sayılı günler kala ülkede protestoların yeniden canlanma ihtimali üzerine güvenlik güçleri operasyonlarını yoğunlaştırdı. Ülke medyasındaki haberlerde, birçok eyalette polis ve istihbarat kurumlarının işbirliğiyle yapılan operasyonlarda “isyanların liderlerinin” de aralarında olduğu çok sayıda kişinin gözaltına alındığı aktarıldı.

Gösteriler aylar önce sona ermesine ve baskılara rağmen özellikle başkent Tahran’da bazı kadınlar kamuya açık alanlar, alışveriş merkezleri, kafe, banka, okul ve sokaklarda halen başlarını örtmemeyi tercih ediyor.

Human Rights Watch İran uzmanı Tara Sepehri Far, İran hükümetinin “Mahsa Amini’nin kamuoyunda anılmasını engellemek için muhalefeti bastırmaya çalıştığını” söyledi. Amini davasını yakından takip eden iki gazeteci Niloufar Hamedi ve Elahe Mohammadi neredeyse bir yıldır cezaevindeyken, Mahsa Amini’nin babası Amjad Amini ile röportaj yapan Nazila Maroufian da birkaç kez gözaltına alındı.

Amjad Amini, İran dışından yayın yapan Fars medyasına verdiği demeçte, İran’da Kürt nüfusun yoğun oluduğu kuzeyindeki Saqez’de anma töreni düzenlemeyi planladığını söyledi.

AFP’ye göre Mahsa Amini’nin amcalarından biri olan Safa Aeli de 5 Eylül’de Sakkız’da tutuklandı. Hengaw adlı STK’ya göre hükümet bu hafta sonu Sakkız’a ek güvenlik güçleri gönderdi. Hengaw’ın cumartesi günü yaptığı açıklamaya göre “güvenlik güçleri” Sakkız’daki Amini ailesinin konutu çevresinde konuşlandırıldı.

Paylaşın

İran’da Jina Mahsa Amini’nin Birinci Ölüm Yıl Dönümünde Gözaltılar

Geçen yıl başkent Tahran’a yaptığı bir gezi sırasında, “başörtüsünü kurallara uygun şekilde takmadığı” gerekçesiyle ahlak polisi tarafından karakola götürüldükten sonra hayatını kaybeden Jina Mahsa Amini’nin birinci ölüm yıl dönümünde aralarında baba Amini’nin de bulunduğu çok sayıda kişinin gözaltına alındığı bildirildi.

Merkezi Norveç’te olan insan hakları kuruluşu Hengaw, baba Amini’nin kızının ölümü için anma yapmama konusunda uyarıldıktan sonra serbest bırakıldığını açıkladı. İrna haber ajansı da baba Amini’nin artık gözaltında olmadığını duyurdu.

Jina Mahsa Amini’nin ailesi, ölümünün birinci yıl dönümüne yaklaşık bir hafta kala sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda, 16 Eylül’de kızlarının mezarı başında dini bir anma töreni düzenleyeceklerini duyurmuştu. Amini ailesi son bir yıldır güvenlik güçleri tarafından sıkı gözlem altında tutuluyor.

Amini ailesi kızlarının hastalık nedeniyle öldüğü yönünde yapılan resmi açıklamaları “şüpheli” bulduğunu belirtmişti. Yerel ve uluslararası çok sayıda medya kuruluyuna demeç veren aile bu nedenle İran yargısının hedefi haline gelmişti.

Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgelerde vatandaşlar bugün dükkanlarını kapalı tutuyor. İran güvenlik birimlerinin Amini protestolarına sert müdahaleleri nedeniyle sokaklarda kitlesel gösteriler düzenlenmesi çağrıları yapılmadı. Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgelerde olağanüstü hal ilan edilerek, yoğun güvenlik önlemleri alındı. Amini’nin memleketi Sakkız kasabası güvenlik güçlerince çevrilerek girişlere kapatıldı.

Resmi haber ajansı Tasnim sabah saatlerinden itibaren dükkanların fotoğraf ya da videosunu çeken çok sayıda kişinin gözaltına alındığını duyurarak, “Bu kişiler güvensizlik yaratmaya ve Kürdistan Vilayeti’nin güvenlik ve istihbarat birimlerince gözaltına alındı” ifadesine yer verdi. Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgelerde vatandaşlar protesto için bugün dükkanların kapalı kalacağını duyurmuştu.

Jina Mahsa Amini, 13 Eylül 2022’de memleketi Sakkız kentinden ziyaret için geldiği başkent Tahran’da “ahlak polisi” olarak bilinen irşad devriyeleri tarafından “başörtüsü kurallarına uymadığı” gerekçesiyle polis nezaretine alınarak karakola götürüldü.

Karakolda aniden fenalaşarak hastaneye kaldırılan 22 yaşındaki Amini, 3 gün sonra 16 Eylül’de hayatını kaybetti. Olay kamuoyunda infial uyandırırken ülkede birçok siyasetçi ve sanatçı tarafından da büyük tepkiyle karşılandı.

Tepkiler üzerine Tahran Polisi tarafından yapılan açıklamada, irşad devriyesinin Amini’yi bir saatlik “brifing” için karakola götürdüğü, genç kadının burada aniden bilincini kaybetmesi ve kalp rahatsızlığı yaşaması üzerine hastaneye sevk edildiği ifade edildi.

Sosyal medyadaki aktivistler ise emniyet güçlerinin “aniden” bilincini kaybettiği yönündeki iddiasını reddederek, Amini’nin polis tarafından darbedildiğini ileri sürdü.

İddiaların ardından İran devlet televizyonu, genç kadının polis merkezine getirildiği ve karakolda bulunduğu anlardaki görüntüleri yayımladı.

Görüntülerde, diğer kadınlarla karakola getirilen Amini’nin, görevli bir kadınla konuştuktan sonra aniden fenalaşarak yere yığıldığı görüldü. Adli Tıp Kurumu da genç kadının darp nedeniyle değil, altta yatan hastalıkları nedeniyle yaşamını yitirdiğini açıkladı.

Darbedilmiş olabileceğine dair iddialarla birlikte Amini’nin şiddet görmese dahi suçsuz bir kadının gözaltına alınması ve polis nezaretinde ölümüne yol açan şekilde fenalaşmasından, zorunlu başörtüsü denetimlerini sürdüren ülke yönetiminin sorumlu olduğu konusunda toplumda bir fikir birliği oluştu. Tepkiler, 17 Eylül’de Amini’nin cenazesinin memleketi Sakkız kentinde düzenlenen törenle toprağa verilmesinin hemen ardından sokaklara taştı.

İlk olarak Sakkız’da cenaze töreni sonrasında toplanan bir grup, yetkililer aleyhinde sloganlar attı. Gösteriler aynı gün Senendec ve Tahran’a, daha sonra da il, ilçe ve kasaba olarak yaklaşık 80 noktaya yayıldı. Birçok noktada ülke yönetimi aleyhinde sloganlar atan eylemciler ile güvenlik güçleri arasında şiddetli arbede yaşandı. Güvenlik güçlerinin yanı sıra Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı gönüllü güvenlik gücü sayılan Besic üyeleri de göstericilere müdahale etti.

Ülke basınında ve sosyal medyada yayımlanan görüntülerde bazı göstericilerin ambulans, otobüs ve kamu binalarını tahrip ettiği görüldü. Mazenderan eyaletinin merkezi Sari’de göstericilerin bir kamu binasının duvarından devrim lideri Humeyni ve İran lideri Ali Hamaney’in posterlerini indirdiği görüntüler de sosyal medyada paylaşıldı.

Olayların başladığı ilk günlerde Sağlık Bakanlığı, 61 ambulansın göstericiler tarafından tahrip edildiğini veya yakıldığını açıkladı. Sosyal medyadaki aktivistler ise gözaltına alınan göstericilerin ambulanslarla taşındığını, bu nedenle göstericilerin ambulansları hedef aldığını savundu.

Gösterilerde 500’den fazla can kaybı

Resmi makamlardan olaylarda sivillerin ve güvenlik güçlerinin öldüğüne dair açıklamalar yapılsa da ölü sayısına ilişkin net bilgi verilmedi.

Devrim Muhafızları Ordusu Hava Kuvvetleri Komutanı Tuğgeneral Emir Ali Hacızade, 29 Kasım 2022’deki konuşmasında, ülkede devam eden protestolarda güvenlik güçlerinin de aralarında bulunduğu 300’den fazla kişinin hayatını kaybettiğini söyledi. İran Güvenlik Konseyi ise 3 Aralık’ta toplam ölü sayısının 200’ü aştığını açıkladı. Norveç merkezli İran İnsan Hakları Örgütüne göre, gösterilerde 537 kişi öldü, binlerce kişi gözaltına alındı. İran medyasına yansıyan haberlere göre, gösteriler sırasında yaklaşık 70 güvenlik görevlisi de yaşamını yitirdi.

Yetkililer, genel olarak protestoları “düşmanların komplosu” ve “isyan” olarak değerlendirdi. Protestolar, ülkedeki sanatçılardan farklı spor dallarındaki sporculara kadar birçok ünlü isimden destek gördü. Bu süreçte ABD, İngiltere ve Avrupa Birliği (AB) başta olmak üzere Batılı ülkeler de “insan hakları ihlalleri” gerekçesiyle İranlı yetkililere yönelik defalarca yaptırım kararı aldı.

Gösterilerle birlikte zorunlu başörtüsü yasasının esnetilmesi veya kaldırılması tartışmaları alevlendi. Aslında İran’da başörtüsü zorunluluğu tartışmaları yeni değil. İran devriminin kurucusu Humeyni tarafından Ağustos 1979’da uygulamaya konulan zorunlu başörtüsü yasası din adamları arasında bile zaman zaman tartışma konusu oldu.

Her ne kadar devrimin ilk günlerinden bugüne başörtüsü denetimi oldukça gevşetilse de zaman zaman sosyal medyaya da yansıyan irşad devriyelerinin gözaltı uygulaması ve bu esnada kadınların şiddete maruz kaldığı olaylar İran toplumunda tepki çekti.

Mahsa Amini’nin polis nezaretinde ölmesinin ardından başörtüsü zorunluluğuyla ilgili tartışmalar yeniden alevlendi. İlk olarak reformist İran İslami Halklar Birliği Partisi, 25 Eylül’de, yetkililerden “zorunlu başörtüsü yasalarının kaldırılmasının önünü açacak gerekli yasal adımları atmasını” talep etti.

Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ise 28 Eylül’de devlet televizyonunda katıldığı programda, eleştirilerin odağına oturan irşad devriyelerinin uygulamalarına ilişkin soruya, “Değerler değiştirilemez ama kanunun uygulanma şekli tartışılabilir.” yanıtını verdi.

Devriyelerin uygulamalarının yeniden gözden geçirilip geçirilmeyeceğine dair soruya karşılıksa, “Yasanın uygulanmasında en iyi yöntemler dikkate alınmalıdır. Muhalif görüşler için platform sağlamalıyız. Hükümet bu görüştedir.” demekle yetinen Reisi, yasanın kaldırılmasını düşünmediklerine işaret etti.

Bu tartışmalar devam ederken 30 Eylül’de ülkenin güneydoğusunda yer alan Zahidan kentinde cuma namazından sonraki gösteriler sırasında onlarca kişi güvenlik güçleri tarafından öldürüldü. “Kanlı Cuma” olarak adlandırılan olaylar, kentte aylarca sürecek protesto ve huzursuzluk dalgasına yol açtı.

İran, ABD ve İsrail’i suçladı

Hamaney, protestoların başlamasından sonra 3 Ekim’de yaptığı ilk açıklamada, “isyan” olarak tanımladığı protestolarla ilgili ABD ve İsrail’i suçladı.

İran siyasetinin önde gelenlerinden bazıları da bu dönemde zorunlu başörtüsü uygulamasına karşı açıklamalarda bulundu. Bunların başında eski Meclis Başkanı Ali Laricani geliyor. Laricani, 11 Ekim’de “İttilaat” gazetesine verdiği röportajda, “protestoların derin siyasi kökleri olduğunun kabul edilmesi gerektiğine” dikkati çekerek, zorunlu başörtüsü yasasının gözden geçirilmesi çağrısında bulundu. Bu süreçte ülkede bazı kadınlar başörtüsü kurallarına uymamaya başladı.

Bunun ardından “İyiliği Emretme ve Kötülükten Sakındırma Merkezi” Sözcüsü Ali Hanmuhammedi, 5 Aralık 2022’de yaptığı açıklamada, eleştirilerin hedefindeki irşad devriyelerinin görevinin sona erdiğini açıkladı. Daha sonra denetimler sokak ve caddelerdeki güvenlik kameralarıyla yüz tanıma sistemleriyle yapılmaya başlandı.

Bununla birlikte kendileri veya müşterilerinin zorunlu başörtüsü yasasına uymadığı tespit edilen bazı işletmeler mühürlendi. Mahsa Amini’nin ölümü ve sonrasında yaşananlar ülke yönetimi ile halk arasında derin bir yarık oluştururken İran lideri Hamaney, 4 Ocak’ta yaptığı konuşmada, zorunlu başörtüsü kurallarına tam riayet etmeyen kadınların “dinsizlik ve rejim karşıtlığıyla” itham edilmemesi gerektiğini vurguladı.

Mahsa Amini protestoları ülkedeki üniversitelerde ve okullarda da eylemlere yol açtı. Bu eylemler devam ederken 30 Kasım 2022’de başlayan ve genellikle kız öğrencilerin eğitim gördüğü okullarda yaklaşık 4 ay süren toplu zehirlenme vakaları ortaya çıktı.

Öğrencilerde solunum sıkıntısı, mide bulantısı, baş ağrısı ve uzuvlarda uyuşma gibi belirtiler görüldüğü açıklandı. Vakaların önüne geçilememesine tepki gösteren öğrenci ve öğretmenler, bazı kentlerde düzenledikleri gösterilerle yetkilileri protesto etmeye başladı.

Eğitim ve Öğretim Bakan Yardımcısı Yunus Penahi, 26 Şubat’ta düzenlediği basın toplantısında, öğrencilerin zehirlenmesinin kasıtlı olduğunu değerlendirdiklerini belirterek, “Bazı kişilerin başta kız okulları olmak üzere tüm okulların kapatılmasını istediği tespit edildi.” ifadelerini kullandı.

İran lideri Hamaney, toplumda endişenin giderek artması üzerine 6 Mart’ta yetkililere olayın üzerine ciddiyetle gidilmesi ve faillerin en şiddetli cezaya çarptırılması talimatı verdi. Yargı da zehirlenme vakalarının faillerinin idamla yargılanacağını açıkladı. Yetkililer olayları yeterince araştırıp sonuçlandıramadı.

7 kişi idam edildi

Gösterilerle ilgili ilk idam kararı, 8 Aralık’ta uygulandı. Başkent Tahran’daki protestolar sırasında “soğuk silahla vatandaşları tehdit ettiği ve bir güvenlik görevlisini yaraladığı” suçlamasıyla 20 Kasım’da Devrim Mahkemesi tarafından ölüm cezasına çarptırılan Muhsin Şikari, gözaltına alınmasından 75 gün sonra idam edildi.

Protestolar sırasında “2 milis gücünü (Besic) öldürmek ve 4 kişiyi yaralamakla” suçlanan Mecidrıza Rahneverd ise gözaltına alınmasının üzerinden sadece 23 gün geçtikten sonra 12 Aralık’ta idam edildi. Sonraki süreçte hakkında idam hükmü verilen 5 kişinin daha cezası infaz edildi.

İdam edilenler “yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak (ifsad fi’l arz)” ve “devlete karşı savaş açmak (muharebe)” gibi suçlardan yargılandı. İran Ceza Kanunu’na göre bu suçlardan yargılananlar hakkında genelde idam kararları veriliyor.

Bununla birlikte haklarında ilk derece mahkemesinde idam hükmü verilen sanıklardan bazıları hakkındaki karar temyiz aşamasında bozuldu. Ülkede Hamaney’in onayıyla şubat ayında devrimin 44. yıl dönümü dolayısıyla Mahsa Amini gösterileriyle bağlantılı olanlar dahil on binlerce tutuklu ve mahkum için af veya ceza indirimi kararı alındı.

Kameralarla başörtüsü denetimleri nisanda uygulamaya girdi. Zorunlu başörtüsü yasası ihlalleri artınca İran hükümeti, ihlallere kamuya açık yerlerde para cezası, bankacılık hizmetlerinin engellenmesi ve sosyal faaliyetlerden men edilme yoluyla karşı koymayı öngören bir yasa tasarısı hazırladı. Gösteriler devam ederken tepkiler üzerine kaldırılan “irşad devriyeleri” uygulaması da temmuzda yeniden başlatıldı.

Mahsa Amini’nin polis nezaretindeyken ölümünün birinci yılı olan 16 Eylül’e sayılı günler kala ülkede protestoların yeniden canlanma ihtimali üzerine güvenlik güçleri operasyonlarını yoğunlaştırdı. Ülke medyasındaki haberlerde, birçok eyalette polis ve istihbarat kurumlarının işbirliğiyle yapılan operasyonlarda “isyanların liderlerinin” de aralarında olduğu çok sayıda kişinin gözaltına alındığı aktarıldı.

Gösteriler aylar önce sona ermesine ve baskılara rağmen özellikle başkent Tahran’da bazı kadınlar kamuya açık alanlar, alışveriş merkezleri, kafe, banka, okul ve sokaklarda halen başlarını örtmemeyi tercih ediyor.

Human Rights Watch İran uzmanı Tara Sepehri Far, İran hükümetinin “Mahsa Amini’nin kamuoyunda anılmasını engellemek için muhalefeti bastırmaya çalıştığını” söyledi. Amini davasını yakından takip eden iki gazeteci Niloufar Hamedi ve Elahe Mohammadi neredeyse bir yıldır cezaevindeyken, Mahsa Amini’nin babası Amjad Amini ile röportaj yapan Nazila Maroufian da birkaç kez gözaltına alındı.

Amjad Amini, İran dışından yayın yapan Fars medyasına verdiği demeçte, İran’da Kürt nüfusun yoğun oluduğu kuzeyindeki Saqez’de anma töreni düzenlemeyi planladığını söyledi.

AFP’ye göre Mahsa Amini’nin amcalarından biri olan Safa Aeli de 5 Eylül’de Sakkız’da tutuklandı. Hengaw adlı STK’ya göre hükümet bu hafta sonu Sakkız’a ek güvenlik güçleri gönderdi. Hengaw’ın cumartesi günü yaptığı açıklamaya göre “güvenlik güçleri” Sakkız’daki Amini ailesinin konutu çevresinde konuşlandırıldı.

(Kaynak: DW Türkçe, Euronews Türkçe)

Paylaşın

Mahsa Amini’nin Ölüm Yıl Dönümü: İran Yönetiminden Halka Tehdit

Gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden Mahsa Amini’nin ölümünün birinci yıldönümü yaklaşırken, İran yönetimi, yeni protestolara karşı halkı uyardı. İran Cumhurbaşkanı Reisi, “ülkede istikrarsızlık yaratmak isteyenlerin başına ne geleceğini biliyoruz” dedi.

Yargı erkinin başkan yardımcısı Sadık Rahimi de, güvenlik güçlerinin olası gösterilere karşı dikkatli olacağını belirterek, “İstihbarat ve güvenlik teşkilatları tüm hareketleri izliyor ve önümüzdeki günlerde sokağa çıkıp sorun yaratmak isteyenlerin tespit edilip adli makamlara teslim edilecek” ifadesini kullandı.

Mahsa Amini isimli 22 yaşındaki Kürt kadının şeriat kurallarına uygun giyinmediği gerekçesiyle 16 Eylül’de “ahlak polisi” tarafından gözaltına alınıp, sorgusunda hayatını kaybetmesi sonrası patlak veren ve İran rejimi karşıtı gösterilere dönüşen eylemlere milyonlarca kişi katıldı.

İran yönetimi, karakolda gözaltında yaşamını yitiren İranlı Mahsa Amini’nin ölüm yıl dönümü yaklaşırken, yeni protestolara karşı halkı uyardı. Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, bir televizyon kanalına yaptığı açıklamada, herhangi bir “istikrarsızlık” belirtisine tolerans gösterilmeyeceği uyarısında bulunuldu.

Mahsa Amini’nin ölümünün ardından çıkan olaylara atıfta bulunan Reisi, “Amini’yi bahane edip yabancı ülke ajanlığı yapmak, ülkede istikrarsızlık yaratmak isteyenlerin başına ne geleceğini biliyoruz.” dedi.

Yargı erkinin başkan yardımcısı Sadık Rahimi son yaptığı açıklamada, güvenlik güçlerinin olası gösterilere karşı dikkatli olacağını belirterek, “İstihbarat ve güvenlik teşkilatları tüm hareketleri izliyor ve önümüzdeki günlerde sokağa çıkıp sorun yaratmak isteyenlerin tespit edilip adli makamlara teslim edilecek” ifadesini kullandı.

İran yönetimi, geçen hafta en az beş sosyal medya hesabını kapatırken bu hesaplarla ilgisi bulunan altı kişiyi, yıl dönümü dolayısıyla halkı isyana teşvik suçlamasıyla tutukladı.

Bu arada Amini’nin ölümünün birinci yıldönümü yaklaşırken, İranlı yetkililerin ülke geneline yayılan eylemlerde yaşamını yitirenlerin aile üyelerini yakın takibe aldığı ve bunlardan bazılarını tutukladığı gelen haberler arasında.

Mahsa Amini isimli 22 yaşındaki Kürt kadının şeriat kurallarına uygun giyinmediği gerekçesiyle 16 Eylül’de “ahlak polisi” tarafından gözaltına alınıp, sorgusunda hayatını kaybetmesi sonrası patlak veren ve İran rejimi karşıtı gösterilere dönüşen eylemlere milyonlarca kişi katıldı.

Olaylar sırasında İran güvenlik güçlerinin açtığı ateşte 500’ün üzerinde insan yaşamını yitirdi. Üniversitelerin büyük ölçüde ev sahipliği yaptığı bu gösteriler, İran İslam Cumhuriyeti tarihinde yönetime karşı en şiddetli başkaldırı olarak tarihe geçti.

Avrupa Birliği (AB) ülkeleri, Amini’nin ölümü sonrası düzenlenen gösterilere yönelik müdahaledeki rolleri nedeniyle İranlı 18 kişi ve 19 kuruluşa yaptırım uygulama kararı aldı. Bu son yaptırımlarla birlikte AB’nin kısıtlayıcı tedbir uyguladığı İranlı kişi sayısı 164, kuruluş sayısı 31’e çıktı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

İran’dan Irak’a Uyarı: İranlı Kürt Militanları Silahsızlandırın

Tahran, Bağdat’tan İranlı Kürt militanları 19 Eylül’e kadar silahsızlandırmasını istedi. Irak’ın kuzeyinde bulunan ayrılık yanlısı İranlı Kürt militanların kampları, son olarak 2022 yılı sonunda İran ordusu tarafından bombalandı.

Irak, İran ile olası gerginliğin önüne geçebilmek adına daha önce sınırda kontrolleri artırma kararı almıştı.

İran, ahlak polisin 22 yaşındaki Mahsa Amini’yi giyim yasasına uymadığı gerekçesiyle gözaltına alması ve genç kadının karakolda hayatını kaybetmesinin ardından ülke genelinde başlayan gösterileri İranlı Kürt militanların teşvik ve tahrik ettiğini iddia ediyor.

İran Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Muhammed Bakıri, 11 Temmuz’da yaptığı açıklamada 19 Eylül’e kadar silahsızlandırılmamaları halinde Irak’taki İranlı Kürtlerin kamplarını hedef alacakları uyarısında bulunmuştu.

Tahran, Irak’ın kuzeyindeki ayrılık yanlısı İranlı Kürt militanların silahsızlandırılması ve üstlerinin 19 Eylül’e kadar başka yere nakledilmesi konusunda daha önce yapılan anlaşmaya Bağdat’ın uymasını istedi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani Tahran’da düzenlediği haftalık basın toplantısında, Irak hükümetiyle varılan anlaşma gereğince muhalif grupların silahsızlandırılarak, üslerini tahliye etmeleri ve Irak hükümetinin belirlediği kamplara taşınması gerektiğini bildirdi.

Kenani, Irak’ın İran ile 19 Eylül’den önce “topraklarında bulunan silahlı ayrılıkçıları ve terörist grupları silahsızlandırmayı, üslerini kapatmayı ve başka yerlere yerleştirmeyi taahhüt eden bir anlaşma imzaladığını” hatırlattı.

“Süreyi uzatmayız”

İran Dışişleri Bakan Sözcüsü, anlaşmanın uygulanması konusunda belirlenen sürenin 19 Eylül 2023 tarihinde sona erdiğini kaydederek, bu süreyi hiçbir şekilde uzatmayacaklarını ve konuyu Irak hükümeti ile Birleşmiş Milletler’e ayrıca ilettiklerini bildirdi.

Irak ile İran, 19 Mart’ta Bağdat’ta düzenlenen toplantıda iki ülke arasındaki sınır güvenliğini de kapsayan güvenlik anlaşması imzaladı.

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ile İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Şemhani arasında imzalanan anlaşma önemli ölçüde Irak’ın kuzeyindeki ayrılık yanlısı İranlı Kürt militanları bastırmak için yapılmıştı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

İran’da Başörtüsü Düzenlemesi: 15 Yıla Kadar Hapis Cezası

İran’da 2022 sonbaharında başörtüsü zorunluluğuna karşı düzenlenen protesto gösterilerinin ardından hazırlan yeni başörtüsü düzenlemesi ile başörtüsü takmayanlara 15 yıla kadar hapis cezası verilmesinin önü açılıyor.

İran’da geçen yıl Mahsa Amini adlı genç kadının kurallara uygun örtünmediği gerekçesiyle ahlak polisi tarafından gözaltına alınıp hastanede yaşamını yitirmesinin ardından ülke genelinde eylemler düzenlenmişti.

İran parlamentosunda, başörtüsü kurallarını ihlal eden kadınların daha ağır şekilde cezalandırılmalarını öngören yasa değişikliği konusunda bir adım daha atıldı. Parlamentoda oluşturulan ilgili komisyon aylardır tartışmalara konu olan yasa tasarısını onayladı.

Son hali verilen tasarı, İslami kıyafet kurallarına uyulmaması halinde sert cezalar öngörüyor. Buna göre yasağın birden fazla ihlal edilmesi durumunda para cezaları verilebilecek. İhlalin tekrarlanması ve istisnai durumlarda ise 15 yıla kadar hapis ve en az 5 bin euro para cezası kararı alınabilecek.

Tasarıya göre yasaları ihlal edenler toplumun geniş kesimleri tarafından bilinen, ünlüler olursa cezaları daha da ağırlaştırılacak. Geçen yılın sonbahar aylarında ülke genelinde düzenlenen başörtüsü karşıtı eylemlerde, kadın hareketiyle dayanışma göstererek yasakları protesto eden çok sayıda film yapımcısı gözaltına alınmıştı.

Kadınlar iş yerinde başörtüsü takmazlarsa resmi yardımlardan da mahrum bırakılabilecek. Taslak ayrıca 15 yıla kadar meslekten men cezası da öngörüyor. Yargı, kişilerin suçlu bulunması halinde mal varlıklarının onda birine el konulmasına karar verebilecek.

Yabancı kadınlar yasalara uymadıkları takdirde ülkeden sınır dışı edilebilecek. Başörtüsüz fotoğrafların internette yayınlanması da cezalandırılacak. Başörtüsü yasaklarını ihlal eden kadınların ülke dışına çıkmalarının yasaklanması da tasarıda yer alan diğer bir madde.

Kırbaç cezası

Ayrıca kadınların başörtüsüz girişlerine izin veren alışveriş merkezleri, restoranlar veya benzer işletmeler yargı kararı ile kapatılacak. Peçeli kadınlara hakaret edenler ise altı ay hapis ve 74 kırbaç cezasıyla cezalandırılacak.

Yasa tasarında ayrıca kadınlar için “kötü” bulunan giysiler de sıralandı. Bunun örnekleri olarak, kısa kollu gömlekler veya yırtık kot pantolonlar gösterildi. Tasarıda erkekler için ise kısa paçalı pantolonlar veya atletler “kötü” giysiler olarak sınıflandırıldı.

Yasa tasarında, İslami kıyafet kurallarını uygulamakla görevli bakanlıklar ve güvenlik birimleri ayrıntılı talimatlarla yükümlü kılınıyor. Vatandaşlar ve polislerin ihlalleri kolaylıkla ihbar edip raporlaştırmalarının da önü açılıyor.

Yasa tasarısı, İran’da 2022 sonbaharında başörtüsü zorunluluğuna karşı düzenlenen protesto gösterilerinin ardından hazırlanmıştı. İran’da geçen yıl Mahsa Amini adlı genç kadının kurallara uygun örtünmediği gerekçesiyle ahlak polisi tarafından gözaltına alınıp hastanede yaşamını yitirmesinin ardından ülke genelinde eylemler düzenlenmişti.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

İran Cumhurbaşkanı Reisi’den “Başörtüsü” Tehdidi

İran’ın büyük şehirlerinde başörtüsünü saçlarını tamamen kapatacak şekilde takmayı reddeden kadınların sayısı son aylarda giderek artarken, Cumhurbaşkanı Reisi, ülkede başörtüsü takmayı reddeden kadınlara yönelik tehditlerini sürdürdü.

Yaklaşık 90 milyon nüfuslu ülkede, aşırı muhafazakarlar, örtünme kurallarının ihlaline karşı daha sert yaptırım taleplerini son dönemde sıkça dile getiriyordu.

İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, “İslami örtünme kurallarına” karşı gelen ve başörtüsü takmayan kadınları tehdit etti. “Başörtüsünün çıkarılmasının yayılması kesin surette durdurulacaktır” diyen Reisi, “Başörtüsü takmayan bazı kişiler bunu bilinçli yapmıyor, onları uyarmamız gerekiyor. Ancak kimileri düşmanın planı çerçevesinde hareket ediyor” diye konuştu.

İran’ın büyük şehirlerinde başörtüsünü saçlarını tamamen kapatacak şekilde takmayı reddeden kadınların sayısı son aylarda giderek arttı. Tesettürü reddeden kadınlar, bunu bir sessiz eylem biçimi olarak da benimsiyor.

Yaklaşık 90 milyon nüfuslu ülkede, aşırı muhafazakarlar örtünme kurallarının ihlaline karşı daha sert yaptırım taleplerini son dönemde sıkça dile getiriyordu. Tahran da bu doğrultuda düzenlemeleri dikkate almayanlara yönelik sert cezalar öngören tartışmalı bir yasa taslağı hazırladı.

Ahlak polisi yeniden sokaklarda

Bundan yaklaşık bir yıl önce ahlak polisi tarafından örtünme kurallarına uymadığı gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden 22 yaşındaki Jina Mahsa Amini’nin ölümünün ardından ülke, İslam Devrimi’nin ardından görülen en geniş çaplı ptotestolara sahne olmuş, eylemler hükümet tarafından sert bir biçimde bastırılmıştı.

Binlerce kişi gözaltına alınmış, aralarında çocukların da bulunduğu yüzlerce kişi hayatını kaybetmiş, protestolara katılan yedi kişi ise idam edilmişti.

Sokaklarda devriye gezerek kadınları uyaran ve örtünme kurallarına uymayanları gözaltına alan ahlak polisinin eylemlerin ardından Aralık 2022’de kaldırıldığı açıklanmış, geçen ay itibarıyla ise yeniden sokaklarda devriye gezmeye başladıkları ve bazı kadınları zor kullanarak gözaltına aldıkları görülmüştü.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

İran Asılı Sanatçı Firuze Bazrafkan Kopenhag’da “Kur’an” Yırttı

Danimarka’nın başkenti Kopenhag’da Müslümanların kutsal kitabı Kuran’ı yırtan Firuze Bazrafkan, “Rejim, kadın haklarına saygı göstermiyor ve Kuran’ın milyonlarca kadına yönelik baskılarını haklı çıkardığını iddia ediyor” dedi.

Firuze Bazrafkan, bu eylemi ‘İran rejiminin Kur’an-ı Kerim’e saygı gösterilmesini talep etmesinin üzerine yaptığını’ belirtti.

İran asılı Danimarkalı sanatçı Firuze Bazrafkan, başkenti Kopenhag’da yer alan İran Büyükelçiliği önünde Kuran’ı yırttı. Bazrafkan, o anları sosyal medya hesabından yayınladı.

Yazılı açıklamada bulunan Bazrafkan, bu eylemi ‘İran rejiminin Kur’an-ı Kerim’e saygı gösterilmesini talep etmesinin üzerine yaptığını’ belirtti. Bazrafkan, “Rejim, kadın haklarına saygı göstermiyor ve Kuran’ın milyonlarca kadına yönelik baskılarını haklı çıkardığını iddia ediyor” ifadelerini kullandı.

Paylaşılan görüntülerde Bazrafkan’ın üzerindeki tişörtte İngilizce ‘kadın, yaşam ve özgürlük’ ifadelerinin yer aldığı görüldü.

Danimarka ve İsveç’te Kur’an-ı Kerim ve diğer kutsal kitaplara yönelik saldırıların önlenmesi için yasal adımlar tartışılıyor. İsveç hükümeti, Kur’an-ı Kerim yakma eylemleri konusunda son dönemde büyük baskı altında.

Hükümet ve yetkili organlar bu eylemlerin ülkenin Müslüman dünyasıyla olan ilişkilerini zedelemesinden ve ülke içinde bir güvenlik sorununu tetiklemesinden endişe ediyor.

İsveç’te Kur’anı Kerim dahil kutsal kitaplara “saygısızlığı önlemek” adına bir yasal düzenleme bulunmuyor. Kutsal kitapları yakmak için alınan izinler de ifade özgürlüğü kapsamında değerlendiriliyor.

İsveç hükümeti izinlerin onay anlamına gelmediğinde ısrar ediyor. İsveç ve komşusu Danimarka, bu tür tepki toplayan eylemlerin önüne geçmek için yasal bir araç hazırlamak için durum değerlendirmesi yapıyor.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan soruşturma

Öte yandan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, bu yıl Avrupa’nın bazı ülkelerinde Kuran yakılmasının yanı sıra Hz. Muhammed ve dini değerlere hakaret edenlere soruşturma açmıştı.

Bu kapsamda İsveç, Danimarka ve Hollanda’da Kur’an-ı Kerim’e saldıran Rasmus Paludan ve Edwin Wagensveld ile benzer eylemleri yapan şüpheliler Salvan Momika, Hanne Kronborg, Lars Theilade, Karin Jorgensen, Bjarne Petersen, Dion Oland Hansen, Toke Utzen Lorenzen, Philip Bagge, John Lydeking Andersen hakkında aynı suçlardan yakalama kararı verilmişti.

Başsavcılık, ayrıca söz konusu isimlerin yanı sıra benzer eylemler gerçekleştiren faillerin ve delillerin tespiti için de kolluk makamlarına talimat verdi.

Paylaşın

“Eşcinsel Seks Kaseti” İslami Değerleri Yayma Başkanını Görevinden Etti

Eşcinsel ilişkiye girmenin yasaklandığı, LGBT+’ların sıklıkla taciz, istismar ve şiddetle karşı karşıya kaldığı İran’da İslami değerleri yaymakla görevli üst düzey bir yetkili, eşcinsel seks videosu yayıldığı iddiasıyla görevden alındı.

İran’daki şeriat hukukuna göre eşcinsel ilişkiye idama varan cezalar verilebiliyor. Fakat idam cezası nadiren verilirken genellikle daha düşük cezalara hükmediliyor.

Gilan İli Kültür ve İslami İrşat Dairesi Başkanı Reza Tsaghati’nin başka bir erkekle seks yaptığı öne sürülen video son günlerde sosyal medyada yayılmıştı. Videonun içeriği ve videodaki kişilerin kimliklerini doğrulayamadık.

Fakat yetkililer, olay hakkında başlattıkları soruşturma sürerken Tsaghati’yi görevden aldıklarını duyurdu.

İran’da eşcinsel ilişkiye girmek yasak. LGBT+’lar sıklıkla taciz, istismar ve şiddetle karşı karşıya kalıyor.

Tsaghati aynı zamanda dindarlık ve başörtüsüne odaklanan bir kültürel merkezin de kurucuları arasındaydı. Bu nedenle bu video İran’da sosyal medyada gündemin ilk sıralarına yükseldi.

Bunun ardından Cumartesi günü bir açıklama yapan İran Kültür Bakanı Mohammad Mehdi Esmaili, bu videodan önce Tsaghati hakkında olumsuz hiçbir bilgi almadıklarını açıkladı.

İlk olarak hükümet karşıtı Radio Gilan Telegram kanalında paylaşılan videonun ardından yetkililer uzunca bir süre sessiz kalmıştı.

22 Temmuz’da ise Gilan Kültür ve İslami İrşat Dairesi, başkanlarının “yanlış bir adım attığından şüphelenildiğini” belirten bir açıklama yayımladı.

Daire, konunun yargıya iletildiğini duyurdu ve “Bu video İslam Devrimi’nin kültür cephesini zayıflatmak için kullanılmamalı” ifadelerine yer verdi.

Sosyal medya kullanıcıları, yetkililerin Tsaghati’ye yönelik tutumunun ülkedeki LGBT+ toplumuna kıyasla ne kadar farklı olduğuna dikkat çekti.

İran’daki şeriat hukukuna göre eşcinsel ilişkiye idama varan cezalar verilebiliyor. Fakat idam cezası nadiren verilirken genellikle daha düşük cezalara hükmediliyor.

Ülkede başörtüsü takmayan kadınlar da cezalandırılıyor. Geçen yıl Eylül’de, 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin gözaltına ölümünün ardından ülke genelinde büyük protestolar düzenlenmişti.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Uluslararası Af Örgütü: İran’da Başörtüsü Baskısı Arttı

İran’da başörtüsü zorunluluğuna ilişkin son zamanlarda sıkılaştırılan denetimleri eleştiren Uluslararası Af Örgütü, “Günümüzde sıkı denetimler, örtünmeyen kadınların otomobillerinde ve yaya bölgelerinde kimlik tespiti yapılan kitlesel gözetimlerle güçlendiriliyor” dedi.

Saçlarını tamamen kapatmadığı gerekçesiyle “ahlak polisi” tarafından gözaltına alınan 22 yaşındaki Jina Mahsa Amini’nin gözaltı sonrasında 16 Eylül 2022’de yaşamını yitirmesi İran’da başörtüsü zorunluluğuna yönelik geniş çaplı protestolara yol açmıştı.

Eylemlerin kanlı şekilde bastırılmasının ardından İran’da birçok kadın başörtüsü zorunluluğunu pasif protestolarla ihlal ediyor.

Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International), İran’da başörtüsü zorunluluğuna ilişkin son zamanlarda sıkılaştırılan denetimleri eleştirdi.

Af Örgütü Genel Sekreteri Agnès Callamard, Çarşamba günü yayınlanan raporda “Günümüzde sıkı denetimler, örtünmeyen kadınların otomobillerinde ve yaya bölgelerinde kimlik tespiti yapılan kitlesel gözetimlerle güçlendiriliyor” dedi.

Amnesty’den yapılan açıklamaya göre, Nisan ayının ortasından itibaren İran’da trafiğe çıkan bir milyondan fazla kadın, polis tarafından başörtüsüz olarak kameralarla tespit edildi ve SMS ile uyarıldı. Kimlikleri araç plakaları üzerinden belirlenen kadınların başörtüsü kurallarını birden fazla ihlal etmeleri durumunda araçlarına el konulabilecek.

Ülkedeki rejim yanlıları, siyasi ve dini liderliğin muhaliflere yönelik daha sert bir tutum izlemesi için aylardır çağrı yapıyor. Bu bağlamda faaliyetleri bir süre önce askıya alınan, kadınların kılık ve kıyafetlerini denetleyen “ahlak polisi” devriyelerine 16 Temmuz’da yeniden başladı.

Amnesty, bu adımı “İran makamlarının egemenlik ve güçlerini yeniden tesis etme çabası” olarak nitelendirdi.

Amnesty raporunda ayrıca yakında İran Parlamentosu’nda oylanması planlanan tartışmalı başörtüsü cezası reformu da sert bir şekilde eleştirildi. Örgüt, planlanan cezaların kadınların sosyal ve ekonomik hakları dahil olmak üzere, insan haklarını ciddi şekilde etkileyeceğini belirtti.

Saçlarını tamamen kapatmadığı gerekçesiyle “ahlak polisi” tarafından gözaltına alınan 22 yaşındaki Jina Mahsa Amini’nin gözaltı sonrasında 16 Eylül 2022’de yaşamını yitirmesi İran’da başörtüsü zorunluluğuna yönelik geniş çaplı protestolara yol açmıştı.

Ülke genelindeki eylemlere katılan 500’den fazla gösterici polisin müdahalesi sonucu hayatını kaybetti, 20 bine yakın insan tutuklandı. Tutuklulardan yedisi ise idam edildi. 100’den fazla kişi de idam istemiyle yargılanıyor. Eylemlerin kanlı şekilde bastırılmasının ardından İran’da birçok kadın başörtüsü zorunluluğunu pasif protestolarla ihlal ediyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın