Şükrü Erbaş kimdir? Hayatı, Eserleri

7 Eylül 1953 yılında Yozgat’ta dünyaya gelen Şükrü Erbaş, ilk ve ortaokulu Yozgat’ta tamamladı. Yozgat Lisesi, Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Sosyal Bilimler Bölümü (1978), mezunu. 1972’den itibaren Toprak Mahsulleri Ofisinde memurluk ve yöneticilik yaptı.

Haber Merkezi / Edebiyatçılar Derneğinin yönetim ve yürütme kurullarında bulundu, birkaç dönem genel sekreterliğini, bir dönem de genel başkanlığını yaptı. Toprak Mahsulleri Ofisi Eğitim Şubesi Müdürü iken 1998 yılında emekli oldu. 2000’li yılların başlarında Antalya’ya yerleşti.

İlk şiiri Varlık dergisinin Şubat 1978 sayısında yer aldı. Daha sonra şiir ve yazıları Yaba, Yarın (yazı kurulu üyesi), Varlık, Türkiye Yazıları, Dönemeç, Yeni Düşün, Gösteri, Oluşum, Bir Yeni Biçem, Cumhuriyet Kitap gibi dergilerde yayımladı.

Erbaş’ın şiirleri genel olarak değerlendirildiğinde ölüm, aşk, kadın, hasret, direnme, yalnızlık, yaşama sevinci, anne, baba, mevsimler gibi temaların işlendiği görülmekteir. Bunların yanı sıra Yozgat da mekân olarak önemli bir yer tutmaktadır. Şair, yayımladığı kitaplarında biçimsel olarak yeniliğe gitmiş ve farklı şekillerde, farklı biçemlerde şiirler kaleme almıştır.

Eserleri; Küçük Acılar, Aykırı Yaşamak, Yolculuk, Kimliksiz Değişim, Bütün Mevsimler Güz, Dicle Üstü Ay Bulanık, İnsanın Acısını İnsan Alır, Kül Uzun Sürer, Gülün Sesi Gül Kokar, Bir Gün Ölümden Önce, Derin Kesik, Üç Nokta, Beş Harf, Sarkacın Kalbi, Yalnızlık Heceleri, İnsan Sevmezse Ölür, Gölge Masalı, Unutma Defteri

Ödülleri; Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü (1987) / “Yolculuk” ile, Orhon Murat Arıburnu Şiir Ödülü (1996) / “Dicle Üstü Ay Bulanık” ile, Ahmet Arif Şiir Ödülü (2002) / “Üç Nokta Beş Harf” ile, Ömer Asım Aksoy Şiir Ödülü” (2005) / Gölge Masalı ile

“Bir Şiir Öncesinde”

Ben bir şiir öncesindeydim
Bütün hasretiyle Nazım geldi
Öptü sözcüklerimi birer birer
Memleket kesilmiş dudaklarıyla

Başında And Dağları’ndan bir kar bulutu
Rüzgarı kan ve kardeşlik kokan
Neruda geldi Şili’den
Kocaman gövdesiyle sevgiler yumağı

Lorca ansızın öldü
Bir İspanyol dansı gibi incecik
Akıtıpömrünü Granada toprağına
Şiirin ve şarkının sonsuz yatağında

Ritsos kurtardı Yunanistan’ı
Yenip veremi ve faşizmi
Küçücük sularından günlük hayatın
Büyük denizlere ulaşan gücüyle

Sürgünlerden sevinçlere eğriler çizerek
Dize dize bir ozan
Gördü gerçeğe dönüşünü şiiıinin
“Döndü Havana’ya Nicolas Guillen”

Ve İstanbul geldi, bir halk şenliğinde
Gömmüş otuz dört ölüsünü mayıs mavilerine…
Seslendiler bir şiir öncesinde verip el ele
Bütün iyi ölülerimle ölümsüz soy şairlerim:
Unutmak kolaydır suçlamak kolaydır
Aslolan beslenip bir gül fidanı gibi
Yaşamın yapraklarıyla geçmişin toprağından
Bir gün bile yitimıeden bulutlar içinde
Güneşin yolunu
Geleceğe güller sunmaktır
Geleceğe güller sunmaktır…

“Kutsal Kalabalık”

İnkâr ve kabul, gece ve gökyüzü, imkân ve acı
Büyük cezaymışsın özgürlük, öğrendim sonunda.

Beni bir gölge doğurdu sudan ağaçtan rüzgârdan eksik
Gittim ki benden yapılmış boşluktu her yer.

Geniş zamanlı sözler söyledim inanıp güzelliğe
Eyvah ki kalbin minesi akşamla soldu.

Bir eksikmiş suların gittiği, ne kadar akarsa
Herkes ne çok severmiş seni mutsuzluk.

Oturdum kirpiklerden ayetler indirdim aşka
Ey aralık kapıların Tanrısı, dünya senin nen olur.

Uzun çarşılarda bulanık adamlar, sevmesem de
Gelip ağzımda harf harf yalnızlık açarlar.

Ey kendine acımaktan yapılmış sevgi
Nerden bulalım seni özgür kılacak geçmişi.

Yaşamak diye gittim kaç kez unuttum zamanı
Önümde bir tabut ardımda bir mezarlık.

Ayna kırıldı. Işık yok. Yalnızlık bitti.
Sen en büyüksün ey kutsal kalabalık!

Ardıç ağaçları… Bana da bir kuş, kaderinizden
Yoksa yapraklarınızdan bir musalla taşı…

Paylaşın

Güneşlenme hakkında bilmeniz gereken her şey!

Dünya’da yaşam Güneş olmadan düşünülemez. Doğal ışık sağlığımız için çok önemlidir. Güneş ışığı vücudumuzun doğal ritmini düzenlemeye yardımcı olur. Bedenimiz yeterince güneş ışığı almadığı zaman sağlığımız şaşırtıcı şekillerde etkileyebilir.

Haber Merkezi / Güneş ışığına aşırı maruz kalmanın cilde zarar verebileceğini duymuş olabilirsiniz, ancak Güneş ışınlarına belirli bir zamanda ve belirli bir şekilde maruz kalmanın oldukça faydalı olabileceğini biliyor musunuz?

Çok sayıda cilt hastalığını iyileştirebilir ve ayrıca ruh halinizi yükseltmeye yardımcı olabilir. Güneş ışınlarına maruz kalma, aynı zamanda güneş banyosu tedavisi olarak da adlandırılır, hastalıklarla mücadelede eski çağlardan beri kullanılmaktadır. Gelin birlikte güneşlenmenin faydalarının neler olduğunu öğrenelim.

Güneş ışığı, vücudun sirkadiyen ritmini korumak için gerekli olan vücuttaki melatonin üretimini düzenlemeye yardımcı olur. Melatonin beynimizin epifiz bezi tarafından salgılanan temel bir hormondur. Bu hormon uyku-uyanıklık döngümüzü düzenler. Melatonin üretimi güneş ışığının yoğunluğundan etkilenir. Geceleri artar, gündüzleri düşer.

Güneşlenme, hormonal seviyeyi kontrol altında tutmaya yardımcı olur ve rahatsızlıkları uzak tutar. Ayrıca güneş ışığına maruz kalmanın azalmasının fiziksel ve psikolojik rahatsızlıklar geliştirebileceği bulunmuştur. Güneş ışınlarına maruz kalmak cildinizi yakmak anlamına gelmez. Kendinizi güneş ışınlarına sağlıklı bir şekilde maruz bırakmanız yeterli. Kendinizi sağlıklı maruziyetten mahrum bırakmak da vücutta D vitamini eksikliğine neden olabilir.

Güneş ışınlarının sağlığa faydaları;

Güneşlenmek vücuttaki kan dolaşımını iyileştirmeye yardımcı olur ve toksinleri vücuttan atar. Kalsiyumun kemikler tarafından emilmesi için de gereklidir. Araştırmalar ayrıca UVB ışınlarının insan vücudunda kan basıncını artırmak için çok önemli olan D3 vitamini sentezini desteklediğini gösteriyor. Bebekler bile güçlü kemikler ve dişler için güneş ışığına maruz kalmalılar.

Güneş ışınlarının benzersiz iyileştirme gücü vardır ve hatta sedef hastalığı, akne ve egzama gibi cilt bozukluklarını tedavi etmek için de faydalıdır. Güneşin ışığı, kan damarlarını temizlemek için cildin derinliklerine nüfuz eder.

Güneşlenme Yöntemleri;

Aklınızda bulundurmanız gereken ilk şey, çok kuvvetli güneş ışığı altında güneşlenmemeniz gerektiğidir. Üstelik terlemeye başlar başlamaz güneş ışınlarından uzaklaşmalısınız.

Güneşlenmek için önce başınızı ıslak bir havluyla örtün. Cildinizin güneş ışığını daha iyi emmesi için iç çamaşırınızla olmalı veya hafif pamuklu giysiler giymelisiniz. Ya uzanın ya da güneşin altında bir yere oturun ve bir süre rahatlayın. Terlemeye başladığınızda, güneş ışınlarından uzaklaşın ve soğuk suyla banyo yapın.

Süre;

Yaz aylarında süre 10-15 dakika, kış aylarında ise 20-30 dakika olmalıdır. Ancak rüzgarlı bir yerde güneşlenmekten kaçınılmalıdır. Güneşlenmek için en iyi zaman sabah 8’den önce ve akşam 5’ten sonradır çünkü bu saatlerde güneş ışınları çok sert değildir.

Dikkat etmeniz gerekenler;

Güneşlenirken aklınızda bulundurmanız gereken birkaç önemli şey var;

  • Bol su için ve güneşlenirken kendinizi nemli tutun
  • Güneşlenirken başınızı ıslak havluyla örtün
  • Güneşlendikten sonra bol su ile banyo yapın
  • Güneşlendikten hemen sonra bir şey yemeyin
  • Bir saatten fazla güneşlenmeyin
  • Güneşlenmeden 2 saat önce hiçbir şey yemeyin
  • Kalp rahatsızlığı olan veya ışığa alerjisi olan kişiler güneşlenmemelidir

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan ‘erken seçim’ çağrısı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM’deki Grup Toplantısında yaptığı konuşmada, “Bu kadar çürüme hiç olmadı ama temizleyeceğiz, demokratik yollarla temizleyeceğiz, demokratik yollarla temizleyeceğiz. Temizliğin sihirli anahtarı seçim; hemen seçim, erken seçim, gelsin, Türkiye’yi aydınlığa kavuşturacağız, beraber kavuşturacağız” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / CHP Lideri Kılıçdaroğlu, konuşmasında ülke gündemini kasıp kavuran devlet-siyaset-mafya ilişkilerinin ifşası sonrası sessizliğini koruyan iktidara yüklenerek, “Türkiye’yi temelden sarsan bir sürü açıklama var, Saray’dan tek bir açıklama yok. Bu kadar lağım kokusu dünyaya yayılmışken neden kimse konuşmuyor? Neden savcılar harekete geçmiyor?” dedi.

HDP hakkında açılan kapatılma davası hakkında da konuşan Kılıçdaroğlu, “CHP demek demokrasi demektir. Bu ülkeye kendi özgür iradesiyle çok partili hayatı getiren parti CHP’dir. Dünyada başka örneği yoktur. Demokrasi olmazsa olmazımızdır. Siyasi partiler ise demokrasinin vazgeçilmez unsurudur. Demokrasinin var olduğu bir ortamda siz bir partiyi kapatamazsınız” ifadelerini kullandı.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun grup konuşmasındaki açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle;

“Türkiye’yi temelden sarsan bir sürü açıklama var, Saray’dan tek bir açıklama yok. Ak Partili, MHP’li kardeşlerime sesleniyorum. Bu kadar lağım kokusu dünyaya yayılmışken neden kimse konuşmuyor? Neden savcılar harekete geçmiyor? Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir kabile devleti mi? Nerede bu savcılar?

İktidar kendisini kurtarmak istiyor, gündem değiştirmek istiyor. Gırtlağına kadar lağım çukuruna düşmüşler. Açık ve net ifade ediyorum. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir hukuk devleti olmaktan çıkmıştır. Yargı asla ve asla tarafsız ve bağımsız değildir. Talimatla iş yapan bir yargı vardır. Türkiye’de hiç kimsenin can ve mal güvenliği yoktur.

Devletin hazinesini mafyayla el ele olacaksın, tezgahı kuracaksın, belli yerlere çökeceksin rantı alacaksın. 21. yüzyılın Türkiye’sinin geldiği nokta bu. İktidar sahipleriyle mafya ortak devleti yönetiyorlar. Cumhur İttifakı’nın üçüncü ortağı mafyadır!

Ben lağım borusu patladı dedim. Meğer lağım çukurundalarmış bunlar. Saray kokuyu hissetmiyor. Türkiye’yi temelden sarsan bir sürü açıklamalar var. Saray’dan tek cümle bile yok. Niçin? Gerekçe yaratmak istiyorlar onda da batıyorlar. Gerekçe bile bulamıyorlar. İstifa diye bir müessese var. Onurlu insanların başvurduğu istifa diye bir müessese var!

Yeraltı dünyasının önemli bir aktörü açıklama yapıyor. Gazeteler, TV’ler tartışıyor. İktidar sahibinden tık yok. Sen her konuda konuşuyordun. “Dış güçlerin oyunu” diyorlar. O zaman 19 yılın sonunda ülkeyi dış güçlerin oyuncağı haline sen getirmedin mi?

Rüşvet alan siyasetçilerden söz ediliyor, siyasi destekle uyuşturucu kaçakçılığı yapanlar var, tık yok. Savcılar korkudan soruşturma açamıyorlar. Kara para aklayanları bizzat serbest bırakıyorlar, yurtdışına çıkarıyorlar. Bunu yapan kim?

“İçişleri Bakanı isim verecek mi, asla vermez”

Meclis Başkanı’na geçen salı günü çok ağır konuşmuştum, doğru. Konuşması lazımdı. 600 milletvekilini kimse töhmet altında tutamaz! Sonunda konuştu. “Mektup gönderdim” dedi, “O siyasetçinin ismini istiyorum” dedi. İçişleri Bakanı isim verecek mi, asla vermez. Atanmış bakan, seçilmiş Meclis Başkanı’nın sorusuna cevap vermezse bu nasıl karşılanacak?

Peki göndermediği zaman atanmış bir bakan, seçilmiş bir TBMM Başkanı’nı sorduğu soruya cevap vermeyerek aşağılamasını nasıl karşılayacak? “Cevap vermiyorum sana, istediğin kadar yaz” diyecek, göreceksiniz. Sayın Başkan’a mektup yazdığı için teşekkür ederim.

10 bin dolar alan siyasetçi kimdir, açık ve net ortaya çıkması lazım. Biz biliyoruz, herkes biliyor. O kişide acaba yüz, ahlak var mı? Kire bulaşmış insanlar, yaşamları boyunca kirli gezmekten hoşlanırlar.

Türkiye’yi bu bataktan çıkaracağız. Ülkemize temiz, ahlaklı siyaseti, dayanışma kültürünü yeniden getireceğiz. Farklı görüşler, farklı siyasi anlayışlar kavga konusu değil zenginlik olmalı… Demokrasini var olduğu bir ortamda siz bir partiyi kapatamazsınız. Şiddet, baskı uyguluyorlarsa kapatın. Zaten savcı harekete geçer. Ama savcı siyasi otoritenin tavrıyla harekete geçiyorsa orada demokrasiyi yok ediyorsunuz demektir.

“İstifa bir erdemdir”

Boğaziçi Üniversitesi’ne kayyum rektör atadılar. Melih Bulu’ya söylüyorum. Sen o üniversiteye bırak rektör olmayı, orada ders verecek kapasiteye bile sahip değilsin. Sende onur varsa istifa et. İstifa bir erdemdir. Hocaların görevine son veriyor. Niçin? Hangi akılla, hangi mantıkla? Üniversitenin rektörü bilime düşman olur mu? Düşünün rektör bilime, bilim insanına düşman!

Boğaziçi Üniversitesi’nde görevine son verilen hoca, “Maddi karşılığı olmayan bu vazifeyi memlekete ve gençlere bir vazife olarak gördüm. Keşke iyiden, doğrudan, güzelden bu kadar nefret etmeselerdi. Güzel günler göreceğiz” diyor.

“Keşke Yunan galip gelseydi” diyen bir meczubu devlet ricali gidip ziyaret etti. Milli ordumuzun Tank Palet Fabrikası’nı beş kuruş bile almadan Katar ordusuna peşkeş çektiler. Hangi milli dayanışmadan söz ediyor bu iktidar? Asgari ücretliler geçinemezken, Saray beslemeleri bir yerden değil iki, üç, dört, beş yerden maaş alıyor. Bu mudur adalet?

Bu kadar çürüme hiç olmadı ama temizleyeceğiz, demokratik yollarla temizleyeceğiz, demokratik yollarla temizleyeceğiz. Temizliğin sihirli anahtarı seçim; hemen seçim, erken seçim, gelsin, Türkiye’yi aydınlığa kavuşturacağız, beraber kavuşturacağız.”

 

Paylaşın

Tahir Abacı kimdir? Hayatı, Eserleri

20 Mayıs 1951 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Tahir Abacı, Mehmet Tahir ve Sakıp Coşkun imzalarını da kullandı. Malatya Lisesi, İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsü ve Hukuk Fakültesi mezunu. Yayıncılık, memurluk, avukatlık yaptı. Halen avukatlık yapıyor.

Haber Merkezi / Şiir ve yazılarını önce Malatya gazete ve dergilerinde, sonra Yeni Dergi, Milliyet-Sanat, Sanat Olayı, Varlık gibi dergilerde yayımladı. Kurucusu olduğu Yarına Doğru dergisinde (18 sayı, 1973-76) çıkan bir yazısı nedeniyle yargılanmıştı. 1998’den sonra Radikal İki’de denemeler yazdı.

Hikâyelerinde ve romanlarında toplumun hemen her kesiminden insanlara yer veren yazar, şiirsel bir üslupla dili ustaca işledi. Şiirlerinde toplumcu gerçekçi temaların yanı sıra müzikten, folklordan, gelenekten, doğadan, aşktan beslenen Abacı, çok sesli ve devingen bir dil kullandı.

Eserleri; Odaları Utandıran Dağlar, Gelin Ömrümüz, Basit Şeyler, Nasreddin Hoca, Ağır Akan Su, Sıcak Hayat, Aynada Bir Yüz, ikinci Adım, Bir Zamanlar Anadolu’da, Harput-Elazığ Türküleri

“Gölgede”

Sonra kalay yorulur bakır çıkar
Söz bitmiştir derinlik uçurum olmuştur
Bakılması bile zor
İnsanlar artık anların fotoğrafını çekmezler
Gölgede solurlar
Birbirlerinin yüzünü içerler
Şarap yıkılmıştır, dize haraptır

Kale kapısı bulunca yanlar bu şehrin miskinleri
Göz bulunca bulanırlar
Taş serinliği onlara hüccet
Akmayan zaman onlara bakraç
Güvercinler onlara mürit
Kuş kanadı onlara cönk
İskelelere adanırlar

Yine çıkarım süvarilerin telaşına
Belki bir nihavent at
Belki bir kıraç savat
Terkide nesih bir divan bulunsa ne seyir
Bulunmasa ne gam: Matbu “Kızıl Kitap”
Mikeneli papirüs, Kiril yazısı beyanname
Hepsi irsal-i mesel, hepsi provokasyon

İhvanlar güneşlik yerlere dalaştılar
Sayı yetti, provokasyon yetmedi
Hikmetten retoriğe geçildi

“Pervazda”

Pervazı kurcalama, hayta iklimin ürperişi camlarda
Kuytu ormanda, eğrelti otları hizasında körler tayfı
Altı yolun uğultusu, bitap ruhlar kümülüsü

Unutulmaz bir ikiliydiniz diyor bir ses
Ama kimdin, hangi şamdandan düşmüştün, bilmiyorum

Süzülüşün zor estetiğinde cima hızı
Öyle elden gittim ki, yanarım yanışına nafile ikindilerin

Gülün bu ağrısında gece de yarım yamalak
Kaç kere fırladım, adım sesleri uzaklaştı kehribar gözlü sansarın

Bir diyorum resiflere döneyim, gitar teline kesik vuruşa
Bir diyorum sise batmış aksak teknede kalayım, mavi şecerede

Bu tilki tuzakları, bu ürperen makilik, bu mekanizmalar…

Pervazı kurcalama, o yürek silgisi düşen cephem

“Yangın Büyüten Yağmur”

Dil tuza uzanınca bitiyor deniz
Arzular da görünüyor asitin başladığı yerden

Hani bana bir gömlek alacaktın
Kalın yağmurlara direnen ince ruh
Kalbimin üstüne gelen cebini
Uzaklara bir bilet kavuracaktı

Damlalar düştükçe azalıyor oranı tuzun
Deliniyor çıplaklığını sarmaladığın su

Her şey söylendi, söz hariç
Islanarak bozuluyor el yazısı
Cehenneme zimmetli kıstırılmış odalar
Sılama dönemem gurbet gözlerin olalı

 

 

Paylaşın

Tahsin Saraç kimdir? Hayatı, Eserleri

1 Ocak 1930 yılında Muş’ta dünyaya gelen Tahsin Saraç, 29 Haziran 1989’da İzmit’te hayatını kaybetti. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Fransızca Bölümünü bitirdikten sonra bir süre Hakkari’de ortaokul öğretmenliği yaptı. İ ki kez Paris’e giderek Sorbonne’da Fransız Dili ve Edebiyatı ile Sesbilim üzerine eğitim gördü. Dönüşünde Trabzon Lisesi’nde öğretmenlik yaptı.

Haber Merkezi / Gazi Eğitim Enstitüsü’nde Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümüne öğretim görevlisi olarak çalıştı. TDK Çeviri Ödülü ve Fransız Hükümeti Ulusal Liyakat Nişanı aldı. Bir süre, Milli Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu ile Tercüme Bürosu’nda üye olarak görev yaptı. Tercüme, Türk Dili ve Çeviri dergilerinin yazı kurullarında çalıştı. Sağlık nedeniyle emekliye ayrıldı.

Tercüme, Türk Dili ve Çeviri dergilerinin yazı kurullarında çalıştı. İlk şiiri Varlık dergisinde yayınlandı. Şiir ve yazıları; Dost, Papirüs, Sanat Rehberi, Türk Dili, Varlık gibi dergilerde yayımladı. Özenli bir dil ve titiz bir kurguyla oluşturduğu toplumsal içerikli şiirleriyle tanınmıştır. Yunus Emre, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Orhan Asena, Sermet Çağan gibi Türk şiir ve oyun yazarlarının eserlerini Fransızca’ya çevirdi. Bazı Fransızca eserleri de Türçeleştirdi.

Eserleri; 

Şiir; Bir Ölümsüz Yalnızlık, Güneş Kavgası, Direnmeler, Güvercin Kasapları, Bir Sevgiyi Görüntüleme, Toplu Şiirler, Çıplak Kayada Çimlenmek

Sözlük; Etude sur le subjonctif en Francais, Fransızca-Türkçe Argo Sözlüğü, Fransızca-Türkçe Büyük Sözlük

Ödülleri; 1963 Milli Eğitim Bakanlığı Üstün Başarı Ödülü Günümüz Fransız Şiiri, 964 Türk Dil Kurumu Çeviri Ödülü Çağdaş Fransız Şiiri’nin genişletilmiş basımıyla, 1968 Fransız Hükümeti’nden Legion d’honneur Nişanı
1970 TRT Şiir Ödülü “Direnmeler”, 1976 Macar Hükümeti Endre Ady Ödülü, 1986 Asya-Afrika Yazarlar Birliği Lotus Edebiyat Ödülü

“Ben Ozanım”

Yıkık tapınaklara döner kimi kez içim
Eski, sağır bir sızıyla balkıyan, inceden;
Işıdı mı ala bir tan
Ben ozanım
Kaç seviden kurşun yesem
Göveririm kendi külümden, yeniden.

Sofrada ekmek ve su, göğüste o gül duygu
Yığınların mutluluğu kavgasında hep yerim.
Tanrılar karşısında, doğa doğrultusunda
Ben ozanım
Devrim ateşlerini sonsuz yakacak odun
Toprakta kemiklerim.

Al bahar, yeşil yaprak
Titrerim ak yellerle dorukta kavak kavak.
Ben ozanım
Açlığın kan çizgisinde, ve taş dilsizliğinde
Değişip olurum hemen
Suskunluğum o sarı öfkesiyle
Kınında bekleyen soğuk bir bıçak.

Kısa çöpün uzun çöple kavgası
Süre gelmiş çağlar boyu
Ama şimdi son evrede, dönemeçte, yargıda.
Ben ozanım
Sizin yalnız kolunuz, bacağınız
Oysa benim
Hep yüreğim sargıda.

“Boğuntu”

Bıkmaz mı
Dağlar oturmaktan, sular akmaktan
Ve güneş her gün doğrulup aynı yöne
Doğudan doğup batıdan batmaktan?

Bıkmaz mı
Kara, kara olmaktan; ak, ak;
Hep nane mi kokacak nane çiçeği
Konuşmayacak mı hiç şu kayalar
Evlerde mi oturacağız hep böyle
Ayağımız kesilmeyecek mi topraktan?

Bıkmaz mı
Anlamsızlıktan şu sonsuzluk
Gizi çözülmeyecek mi oluşun
Hiç mi bilinmeyecek şu evren
Yıldızlar sırıtacak mı hep uzaktan?

Bıkmaz mı, ama hiç bıkmaz mı
Yaratan, yaratılan aynı kalmaktan?

Paylaşın

Talip Apaydın kimdir? Hayatı, Eserleri

1926 yılında Ankara’nın Polatlı İlçesine bağlı Ömerler (Omarlar) Köyü’nde dünyaya gelen Talip Apaydın, 28 Eylül 2014 yılında hayatını kaybetti. İlk eğitimini Beypazarı’nda yaptı. Daha sonra Çifteler Köy Enstitüsü (1943) ve Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümü’nü bitirdi. Çeşitli okullarda öğretmenlik yaptı.

Haber Merkezi / İlk şiir ve hikâyelerini Köy Enstitüleri Dergisi’nde yayınladı (1945-1946). 1948-1950 yılları arasında Yücel, Varlık, Edebiyat Dünyası, Fikirler, İmece, Yeni Ufuklar vs. gibi dergilerde çıkan hikâyelerinden sonra romancılığa başladı.

Köy Edebiyatı akımının temsilcileri arasında yeraldı. İlk romanı Sarı Traktör ile tarımda makineleşme konusuna bir umut olarak yaklaştı. Yarbükü’nde ise köylüler arasında toprak ve su paylaşımı ile ilgili çekişmelerin olduğu zorlu yaşam koşullarını anlattı.

Öykü ve romanlarında doğa betimlemeleri ve insan ilişkilerini tüm doğallığı ile yansıttı. Anı, oyun, çocuk edebiyatı türlerinde de eserler verdi. Eserlerinde Yaşar Kemâl, Kemâl Tahir ve Orhan Kemâl’in etkisi görülür.

Eserleri;

Hikaye; Ateş Düşünce, Öte Yakadaki Cennet, Kocataş, O Güzel İnsanlar, Yolun Kıyısındaki Adam, Duvar Yazıları, Yangın, Kökten Ankaralı, Hendek Başı, Hem Uzak Hem Yakın, Sıra Dışı Öyküler, Öykülerle Çizgiler, Biz Varız,

Roman; Sarı Traktör, Yarbükü, Emmioğlu, Ortakçılar, Ferhat ile Şirin, Toprağa Basınca, Define, Yoz Davar, Toz Duman İçinde, Tütün Yorgunu, Kente İndi İdris, Vatan Dediler, Köylüler

Şiir; Susuzluk, Kırsal Sancı

Hatırat; Bozkırdaki Günler, Karanlığın Kuvveti, Köy Enstitüsü Yolları

Tiyatro; Bir Yol

Radyo Tiyatrosu; Yapılar Yapılırken, Otobüs Yarışı (Basılmadı)

Ödülleri; Tütün Yorgunu, 1976 Madaralı Roman Ödülü, Köylüler, 1992 Orhan Kemal Roman Armağanı, Yapılar Yapılırken ve Otobüs Yarışı, 1975 TRT Radyo Oyunları Sanat Ödülleri

“Aşk iklimi”

On sekiz yaşın nisan günleri
Dünya bir kızın gözlerinden ibaret
Hayat bir tas su içimi
Ne zaman oldu aklımda yoktu
Yağmurlar yağdı hatırladım
Yayıldı içime aşk iklimi

Toprak kokusu bu muydu
Böyle miydi benim insanlarım
Ben hiç yoruldum mu severken
Ah bu uzak ses kimin
Şüpheniz olmasın şimdi bile
Düşüp ardına gidebilirim

“Bencil”

Bencillik en çürük yanımız
Her an çeker paçamızdan
Sıfır noktasına indirir bizi
Atlayıp geçersek ne iyi
Yoksa hiç olup kalırız

Gözümüz kör, kulağımız sağır
Susar içimizdeki insan sesi
Nice güzelliklere duyarsız
“Rab bana, hep bana”
Arsız otlara benzeriz

Hele kimilerini gördükçe
İnsanlığımızdan utanırız
kimbilir belki de
Silkinip bir güzelce
Pisliklerden arınırız

Paylaşın

Tamer Gülbek kimdir? Hayatı, Eserleri

1965 yılında Ankara’da dünyaya gelen Tamer Gülbek, 1983 yılında Kuleli Askerî Lisesi’ni ve 1988 yılında Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Aynı yıl Kuleli Askerî Lisesi’nde İngilizce öğretmenliğine başladı. 1995 yılında Marmara Üniversitesi İngiliz Dili Eğitimi Bölümü’nde yüksek lisansını tamamladı.

Haber Merkezi / Daha sonra İzmir Maltepe Askerî Lisesi’nde ve Ankara’da Kara Harp Okulu ve Bando Meslek Yüksek Okulu’nda öğretmenlik yaptı. 2012 yılında TSK’dan emekli oldu. 2013 yılında Cambridge Üniversitesi’nin CELTA Programı’nı İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde tamamladı. 2013 yılından beri İzmir Ekonomi Üniversitesi Yabancı Diller Yüksek Okulu’nda okutman olarak çalışıyor. İzmir’de yaşıyor; evli.

İlk şiiri 1998 yılında Varlık dergisinde yayımlandı. Şiirleri, şiir üzerine yazıları, çevirileri ve söyleşileri Akatalpa, Bahçe, Bireylikler, Dize, E, Eliz Edebiyat, Heves, İle, İnsan Şiir Defteri, İz’im Sanat, Kavram Karmaşa, Kitap-lık, Kül, Ludingirra, Mahfil, Mühür, Öteki-siz, S’imge, Son Yeni Biçem, Şiiri Özlüyorum, Uç, Varlık, Virgül, Yeni Biçem vb. gibi dergi, fanzin, gazete ve eklerinde yayımlandı.

Yapıtları; Şiir: Zefiran, Suda Tuhaf Hareketler

İnceleme, Eleştiri; Şiirle Tutulan

Çevirileri; Alfred Lord Tennyson, Enoch Arden

Ödülleri; “Suda Tuhaf Hareketler” adlı dosyasıyla 2001 Orhon Murat Arıburnu Şiir Ödülü’nü aldı (Ödülü Hüseyin Peker’le paylaştı).

“Morg Cüzdanlarında İntihar”

ben yalnızca karşıya geçiyordum

sıvıların beyaz kuvvetini denemekten
ve algının salıncağını seslemekten geliyordum

birilerini buluyor
birilerini bulamıyordum

birilerini kovalıyor
birilerini kaçırıyordum

kumar-üstü bir gatsby gibi
yalnızca karşıya geçiyordum

emniyet baykuşunu unutmuştum bakışımda
dikkat komplosunu kurcalayan bir timsahtım

bir morgdan sıyrılarak
bir başkasına kaptırıyordum gölgemi

aslında yalnızca karşıya geçiyordum
takas ederek yüzümü
ve gözümü
görüş makinesinin metresiyle

iki doğu çıkıverdi önüme
ki iri ve caydırıcı kalyonum
yelken indiriverdi merhametine yokluğun

öyleyse soyun beni demedim ki
öyleyse düşürün arasına varlıkla yokluğun

ben yalnızca karşıya geçiyordum

geçerken kayıtlarına lodosun
morg cüzdanlarında bir intihar.

“Cılız Trenler İçin”

1.

köpükte kaybolmuş bir küvetten bakmak
şehrin terleyen yollarına
kafkalı bir şatodan bakar kadar.

2.

yeniden geldiğim tren hafızasıyla
birlikte yürüyoruz o eski notları
takvimler felsefeden mor.

3.

susuyoruz orada bir yılbaşı sabahını
üç beş çabukluk da silinip
denizde yalpalarken bir duvar.

4.

yanağını gülüşlere dayamış
tırpan şokları yaşarken sen
yerde bir tren iskeleti.

5.

bir kül şarkısı söylüyor kadın
kazarak tülbentten bir tüneli
eski bir kitabın cılız trenleri için.

6.

başka keşiflere bakıyorum sesli bir vazoyla
uzaktaki hafızasına bakıyorum ölülerin
çocukluğumda kaç kez serin kafka çarşafları.

Paylaşın

Taner Baybars kimdir? Hayatı, Eserleri

18 Haziran 1936 yılında Lefkoşa’da dünyaya gelen Taner Baybars, 20 Aralık 2010’da kansere yenik düşerek hayatını kaybetti. Tam adı Taner Halil Fikret Baybars’dır. Baybars’ın Çocukluğu, babasının mesleği nedeniyle Kıbrıs’ın Vasilya ve Minareliköy başta olmak üzere çeşitli köylerinde geçti. İlköğrenimini Minareliköy’de, orta ve lise öğrenimini Lefkoşa Türk Lisesi’nde tamamladı.

Haber Merkezi / 1953 yılında lisenin kolej kısmından mezun oldu. Lefkoşa Havaalanı’ndaki Royal Air Force İngiliz askerî kitaplığında yaklaşık bir buçuk yıl (1954-55) çalıştıktan sonra İngiltere’ye gitti. Londra’da 1956 yılından itibaren British Counsil kitaplığında çalıştı. Kitap asistanı (1956-66), kitap sergi asistanı (1966-67), süreli yayınlar asistanı (1967-72), yurt dışı dergilerin planlamasından sorumlu başkan (1972-81), tasarım yapımı ve baskı bölümü memuru (1981-82) ve kitap tanıtım memuru (1938-88) olarak çalıştıktan sonra emekliye ayrıldı. Fransa’ya yerleşti. 1959-1977 yılları arasında evli kaldığı Kristin Hughes Stanton’dan Susila Jane adında bir kızı oldu.

Annesinin akşamları evlerinde köylü kadınlara roman okuması ve çocukluk arkadaşı İbrahim’in yaptığı resimler, edebiyata ve resme ilgi duymasına yol açtı. Lefkoşa Türk Lisesi’nde okurken Türkiye’den görevli giden şair İbrahim Zeki Burdurlu’nun öğrencisi olması edebiyata yönelimini artırdı ve liseyi bitirir bitirmez Mendilin Ucundakiler (1954) adlı ilk ve tek Türkçe şiir kitabını yayımladı. Çardak, Hisar, Yeditepe, Kıbrıs Postası gibi dergilere deneme, öykü ve çeviriler yazdı. İlk dönem eserlerinde Kıbrıs kültürünün izleri vardır.

İngiltere’ye gittikten sonra eserlerini İngilizce ve Fransızca olarak yazmaya başladı. Şiir ve roman yazmanın yanı sıra, Türk edebiyatının İngilizce konuşulan ülkelerde tanınması için, çeşitli Türk şairlerinden çeviriler yaptı. Nazım Hikmet’in şiirlerini Selected Poems of Nâzım Hikmet (1968, ABD), The Moscow Symphony and Other Poems by Nazım Hikmet (1971, ABD), Poems by Nazim Hikmet The Day Before Tomorrow (1972) başlıkları altında İngilizce olarak kitap hâlinde yayımladı. Nasreddin Hoca fıkralarından çeviriler yaptı. Talat Sait Halman ve Osman Türkay ile birlikte, Türk şiiri özel sayıları hazırladı. Çocukluk anıları ve şiirleri Türkçeye çevrildi. Amerikan çocuk edebiyatından Ezra Jack Keats (1916-1983)’in iki çocuk kitabını (Snowy Day, Peter’s Chair), Karlı Bir Gün ve Peter’in Sandalyesi adıyla Türkçeye çevirdi.

Edebî faaliyetlerini çok farklı alanlara yaymış olsa da üretken bir şair ve yazardı. Çalışmalarının büyük bir kısmı yayımlanamadan dosyalar hâlinde kaldı. Ölümünden sonra hakkında yapılan çeşitli proje ve akademik yayınlarla tanınırlığı artmaya başladı. Mal varlığının bir kısmı İngiltere’deki “The Society of Authors” (Yazarlar Birliği) adlı kuruluşa bıraktı. Bu gelir, her yıl fantastik çocuk edebiyatı kategorisinde başarılı bulunan yazarlara, Taner Baybars ödülü olarak verilmektedir. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Tarık Günersel kimdir? Hayatı, Eserleri

27 Haziran 1953 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Tarık Günersel, Kadıköy Maarif Kolejinde okurken kazandığı AFS Uluslararası Bursu ile liseyi ABD’de bitirdi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu. İngilizce öğretmenliği ve çevirmenlik yaptı.

Haber Merkezi / 1982-86 yıllarında Aramco Suudi Arabistan’da çalıştı. Gülseli İnal ile “Şiir Uzayı Labratuarı”nı kurdu. 1991 yılında dramaturg olarak İstanbul Şehir Tiyatrolarına girdi. Tarık Günersel, tiyatro oyunculuğu yanı sıra çok sayıda film ve dizide de rol almıştır.

Şiirleri 1976’dan itibaren Birikim, Oluşum, Varlık, Adam Sanat, Sanat Olayı, Gösteri, Adam Öykü, Sombahar, Yeni Biçem, Milliyet Sanat, Ludingirra, Yazko-Edebiyat vd. dergilerde yayımlandı. Bazı şiirleri Kanada, Amerika ve Fransa’da yayımlandı. Görsel şiir, somut şiir ve lettrist şiir örnekleri verdi. Talat Halman, World Literature Today’de onun “getirdiği yenilikler edebiyatın kurulu düzeni tarafından direnişle karşılan”dığını yazdı. PEN Yazarlar Derneği ile Edebiyatçılar Derneği üyesidir.

Eserleri; 

Şiir; Otmopili’de Akşam, Planlar Kalıntı Olduğu Zaman, Muhafızgücü: 1 Hayalgücü: O (şiirler ve yazılar), Zaman Denen Oyuncak

Aforizma: Uzay Bilinci 

Anı: Değişen Suudi Arabistan, Kumlaşmak: 12 Eylül Dönemi, Aramco Arabistan Anıları

Oyun: Ali Baba ve Kırk Haramiler (opera metni), İtiraf; Büyüsayar, Mim Oyunları, Mavi Nokta Oratoryosu Librettosu, Yaşasın Delilik, Yarım Bardak Su

Öykü: Bir Geçiş Toplumu, Bedenlere İnanır mısınız?

Çeviri: Godot’yu Beklerken (S. Beckett’ten), Popcorn (B. Elton’dan), Mr. Peters’ın Bağlantıları (A. Miller’dan)

“Günbatımı”

Ciğerlerimde Chicago’nun kara endüstri tozları hâlâ,
yolun sonuna doğru otobüsün dinç bir mart sonu
buğulu penceresinde kırmızı kanaryalar gördüm;
ufukta oynaşarak yitiyorlardı.
Dudaklarında ilkyaz tohumlarıyla delikanlı bir yel. Yorulan kanatlar, durulan gökyüzü.

bu günbatımında bir İstanbul eksikti.

ne demek istanbul eksik olur mu öyle şey
olur mu siz söyleyin serseri yağmurlar zehir
yağmurları umut açları ikiyüzlü topraklar siz
söyleyin biç eksik olsun olur mu İstanbul

gitmeli gidip getirmeli
gidip görmeli işitmeli dokunmalı tatmalı
koklamalı duymamalı
gidip sarmalı uzanan dost kollar ve
minareleri ve yoksul tepeleri
boğaza karşı ayılıp
bağıra bağıra ağlamalıyım

gözaltlarımda Chicago’nun korkak intihar rengi.
gitmek istiyorum.
anamın bereketli ellerinden öpmek istiyorum.
ilkyaz Sheboygarı’a nazlandı bu yıl;
Hasret beni bağlamadı hiç bu kadar.

“Kutlama”

Kutlarım; başardın
Doğum sancılı oldu
Doğurdun yokluğumu
Kutla, uzak bir odada
beni unutuşunu

Kutla beni: elimden geleni yaptım
Yıpranma diye; baktım
Uzaklaşıyordu sesin; bıraktım

Kutlayalım birbirimizi; başardık
İşte her şey normal şimdi
Yağmurda belirsiz bir yara izi

Paylaşın

Tayyibe Atay kimdir? Hayatı, Eserleri

30 Mart 1951 yılında Bolu’ya bağlı Kandamış Köyü’nde dünyaya gelen Tayyibe Atay, ilkokulu aynı köyde bitirdi. Altı yıl eğitim veren “İlköğretmen Okulu”nda yatılı okudu ve 1968 yılında mezun oldu. Daha sonra Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Önlisans programını tamamladı.

Haber Merkezi / Öğretmen olarak değişik okullarda çalıştı. 1996’da emekli oldu. Halen Bolu’ya bağlı Mudurnu ilçesinde yaşamakta olan Atay, evli ve ikisi kız, üç çocuk annesidir.

Şiire, öğretmen okulu yıllarında başladı. Şiirin yanı sıra öykü, deneme, eleştiri türünde de ürün verdi. Şiirleri ve yazıları Varlık Yıllığı, Hayal, Güney Sanat, Berfin Bahar, İzedebiyat yıllığı, Ereğli (Karadeniz) Posta gazetesi gibi gazete ve dergilerde, ayrıca İmgenet, Düşle Edebiyat, İzedebiyat gibi internet dergilerinde yayımlandı.

Çoğunlukla kadın ve aşk konularını işleyen Atay, Kadın yazarların az olduğu bir ülkede, duygu ve düşüncelerini, şiirin ruhunu okşayan, elleyen tarafıyla anlatmaya çalıştığını, şiirlerinde Aşk ve kadının dirilen, başkaldıran ölüler olduğunu ifade etmektedir.

“Aç Bağrını”

gün olur susar ayrılığın acısı
buğulanır yatak / yanar su…
alevinde
aşka dinelir toprak,
yayılır kantronların kokusu…

anladım
bu rüzgar durmayacak
aç bağrını / tenin karışsın lodosa…
bilsen,
ne zamandır yıkanmadı saçlarım!
bahar geliyordu alçaklara
sen dağlardaydın / apak…

şimdi güz zamanı
ağaçlar sarardı sararacak…
nerdeyse
ateş donacak gece ayazlarında…
ve ben,
çok üşüyorum birtanem!
ellerin çıkagelse kırağılarda
ellerimi yakacak…

“Açılır Uçuğum”

bazen,
bir söğüt dalısın / incecik…
koyverirsin yaprağından gümüşleri
sulara…
bundandır yakamozlardaki güzellik,
bundandır yıkanan serçedeki sevinç…

bazen,
ayın ve yıldızların kırpık saçlarında
bir avuç telli duvak gibi
sarkarsın geceye…
ellerinde gonca gül / çiy taneli!..
seyre dalar gözlerim / yatağım…
kanayan yaralarım kapanır bir bir..
ve
açılır uçuğum / dudağımdaki..

bazen,
bir yosun topağısın taşlardaki…
en yeşilinden,
en uçurumundan alıp
sulara bırakırım seni!..
sevinir balıklar,
saçlarını tarar sazlar,
koyverdiğin gümüşler gelir geri…
arasında parmaklarım var!…

seni,
söğüt dalına benzetişim
boşuna değil ki! / tarifi yok!..
sularda salınışın yüreğime dokunuyor!…
hasretim çoğalıyor…
gözlerim dalıyor…:
nehirler kadar uzun,
yollar kadar çok…
anlatamıyorum ki!…

sulardaki şavkına mıhlanıp kaldım
alacaksan al beni
dayanamıyorum ki!…

“Ah Sevgilim!..”

ah!..sevgilim…
açlığımı bastıran bir dilim peynir misali
takılırsın gönlümün çatalına…
seni sevmek yada gitmek adına /
çaprazına düşerim alınyazımın…
iki yönlü trenler geçer üstümden /
aynı yöne giderler sonra
biliyorum / orada sen varsın.

ah!…sevgilim…
iki yataklı sular gibi akarsın hayatıma
biri tenindir/ dayanamadığım
biri gölgen / ayrılmazım-belalım!…
sesler susunca / yalnız kalınca yani
canlanır / gecelerime
nevruz ateşleri yakarsın…

ah!…sevgilim…
yüreğim makaslanır bakışında /
yıldız olur/ kayarsın…

Paylaşın