Nevzat Üstün Kimdir? Hayatı, Eserleri

23 Ağustos 1926 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Nevzat Üstün, 8 Kasım 1979 tarihinde Bolu yakınlarında geçirdiği bir trafik kazası sonucunda yaşamını yitirdi. Boğaziçi Lisesi’ni bitiren Nevzat Üstün, yüksek öğrenim için gittiği Paris’te iki yıl kaldı. Eğitimini tamamlamadan yurda döndü.

Haber Merkezi / Ticaretle uğraştı ve ailesinden kalan gelirle yaşamını sürdürdü. gazetecilikle sürdürdü. Nokta Dergisi’nin kurucuları arasında yer aldı, yazı işleri sorumluluğunu üstlendi. Tanin, Ekspres, Vatan, İkdam, Yeni Tanin gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı.

İlk şiiri 1935’te bir çocuk dergisinde yayınlandı. Daha sonra çeşitli dergilerde çıkan şiirleriyle tanındı. Öyküleri Çekçe, Rusça ve Bulgarca’ya çevrildi. Önceleri Valéry ve Verlaine gibi Fransız şairlerle Garip akımından izler taşıyan şiirler yazdı. Bu şiirlerini “Oluş” kitabında topladı. Sonraları çağın sorunlarını ve özgürlük savaşımını konu alan toplumcu gerçekçi şiirler yazdı.

Geleneksel Türk -özellikle taşlama- ve çağdaş Batı şiirlerinin özelliklerinden yararlanarak özgün bir anlatım geliştirdi. Öykülerinde gözleme, yalın bir anlatıma önem verdi, çoğunlukla Kayseri yöresi ve Güneydoğu Anadolu insanının kaygılar ve yoksulluklar içindeki yaşamını anlattı. Ölümünden sonra anısını yaşatmak için ailesi, “Nevzat Üstüm şiir ve öykü ödülü” düzenledi.

Eserleri;

Şiir:

Oluş (1946)
Yaşadığımız Devre Dair Şiirler (1951)
Cüceler Çarşısı (1955)
Yitikler Kapısı (1961)
Güneş Ülkesi (1964)
Hey Sen Amerikalı (1967)
Köprübaşı (İlk 6 şiir kitabı bir arada, 1968)
Ak Yeşil Kavak Ağaçları (1972)

Öykü:

Yaşama Duvarı (1964)
Almanya Almanya (1965)
Çıplak (1966)
Akrep Üretim Çiftliği (1968)
Boğaların Ölümü (1975)
Çıplak (ilk dört öykü kitabı bir arada, 1970)

Deneme – Gezi:

Sovyetler Birliği’nden Batı’ya (1966)
Üçüncü Bir Dünya (1974)
Almanya Beyleri (1975)
Portekiz Bahçeleri (1975)
Türkiye’deki Amerika (1967)

Paylaşın

Nevzat Çelik Kimdir? Hayatı, Eserleri

1960 yılında Sinop’un Boyabat İlçesi’nde dünyaya gelen Nevzat Çelik, nüfusa yanlış kaydedilmesinden dolayı uzun süre Nejden ve Nejdet isimleriyle yaşadı. 1965’te ailesiyle birlikte İstanbul’a yerleşti. 12 Marttan sonra sağ-sol çatışmasının başladığı ilk liselerden Yeni Levent Lisesi’ne kaydoldu, 1977’de yaptıkları boykot nedeniyle on iki arkadaşıyla liseden atıldı.

Haber Merkezi / Arkadaşlarıyla kaydını Tunceli Mazgirt Lisesi’ne aldı. Sonrasında İstanbul’a dönüp Şişli Lisesi’ne yazıldı ve buradan mezun oldu. Mart 1980’de Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Uygulamalı Endüstri Sanatları Yüksek Okulu Grafik bölümü birinci sınıfta okurken tutuklandı. Dev-Sol davasından idam istemiyle yargılandı, yedi yıl hapis yattı. Çelik’in yazma yeteneği bu dönemde mektuplaştığı kardeşleri ve arkadaşları tarafından fark edildi. 1987’de cezaevindeyken Attila Özkırımlı’nın yaptığı yazışmalı röportajda Cumhuriyet gazetesi şu cümleyi başlığa çıkartacaktı: “Şiiri, mektuplarımıza bir sağanak gibi girdi”. İlk şiiri “Ana”, Edebiyat 81’in sekizinci sayısında yayımlandı.

Nevzat Çelik’in “Şafak Türküsü” adlı eseri 1984’te seçici kurulunda A. Kadir, Vedat Türkali, Kemal Özer, Demirtaş Ceyhun, Refik Durbaş ve Alpay Kabacalı’nın olduğu, dönemin önemli ödül kurumlarından olan “Akademi Kitapevi Şiir Ödülü”nü kazandı. Çelik, şiirin yanı sıra öyküler de yazıyordu. Henüz bitirmediği “Leke” adlı eleştirel öyküsü bir örgüt tarafından zulasından çalındı. 1986 Haziran’ında çıkan Ahmet Kaya’nın üçüncü albümü “Şafak Türküsü”nde Çelik’in dört şiiri vardır.

Hapishane sürecinde açlık grevine girdi. 29 Nisan’da aralarında Melih Cevdet Anday, İlhan Berk, Rıfat Ilgaz, Onat Kutlar, Cemal Süreya, Ece Ayhan, Hulki Aktunç, Süha Tuğtepe gibi şairlerin de bulunduğu elli şairin imzaladığı destek mektubu yayımlandı. Bir subay eşliğinde koluna giren askerin yumuşak davranışlarından Nevzat Çelik, zafere yaklaştığını anlamıştı. Kararlı duruşu karşısında cezaevi koşullarında iyileşme görüldü, mektuplarını vereceklerini, hastaneye sevkini yapacaklarını söylediler. Açlık grevine o akşam son verdi.

Şiir çalışmalarına devam eden Nevzat’ın ikinci kitabı “Müebbet Türküsü” mayıs ayında Vedat Günyol’un önsözüyle “Alan Yayıncılık” tarafından yayımlandı. Mayıs ayından başlayarak Nevzat Çelik için Avrupalı bazı yazarlar, parlamenterler, yazar örgütleri kendi ülkelerinde kamuoyu oluşturmak ve Türk hükümetine baskı yapmak için kampanya başlattılar. Haziran ayında 1979’dan bu yana düzenlenen “Uluslararası Şiir Festivali” ödülü Nevzat Çelik’in Şafak Türküsü ve Müebbet Türküsü kitaplarına verildi. Temmuz ayında Amerikan Pen kulüp başkanı Suzan Sontak, Nevzat Çelik’i onur üyesi seçtiklerini ve sayıları iki bini bulan üyelerinden Çelik’e destek mektubu yazmalarını istediklerini açıkladı. 1987 Kasım ayında Hasan Hüseyin Korkmazgil Şiir Ödülü, “Müebbet Türküsü” kitabına verildi.

4 Aralık 1987’de tahliye edildi. Hapishaneden çıkar çıkmaz ödülünü almak için Ankara’ya gitti. İlk imza günleri Ankara’da başladı. 1990’da Suda Seken Hayat ve Yağmur Yağmasaydı adlı şiir kitapları Alan Yayıncılık tarafından yayınlandı. 1991’de iş ve yayın kolektifi olan Pia’yı Mehmet Çetin’le birlikte kurdu. 1992’de birkaç ay süren evliliği oldu. İki yıllık sanat hareketi düşüncesi sürecinden 1994’te Omnia ve Pia Kolektifleri çıktı. 1998’te beşinci şiir kitabı Sevgili Yoldaş Kurbağalar” yayımlandı. Om’daki editörlüğü yayın yönetmenliği ya da patronluğu sırasında aldığı en büyük haz Kinyas ve Kayra romanını hazırlamak ve Hakan Günday’ı edebiyat dünyasına kazandırmak oldu. 2002’de Om Yayınevi’nin yayın faaliyetine geçici olarak son verildi. 2005’te Bağışlanmış Hüzün adlı romanının ilk baskısı Epsilon tarafından yapıldı. 2006’da öykü kitabı Sen Giderken yayımlandı. 2009’da sinemayla ilgilenmeye başladı; birkaç tretman ve “Şafak Türküsü”nün senaryosunu yazdı. Birçok kez gözaltına alındı, beş, altı gün süreyle gözaltında tutulduğu oldu. Halen İstanbul’da sanat yaşamına devam etmektedir.

Toplumcu Türk şiirinin 1940 ve 1960 kuşağının yaşayan en belirgin sürdürücülerinden Çelik, lirizmi yüksek şiirler kaleme almıştır. Şiirlerinde yaşantısının izleri yoğun olarak görülür. Bu da kendisinin “Hapishane Şairi” olarak anılmasının nedenlerindendir. Diğer şairlerin aksine süreli yayınlarda çok görülmeyip odaklı kitaplarıyla tanındı. Şiirlerinde Nazım Hikmet kaynaklı güçlü bir kompozisyon duygusu vardır. “İlk şiirlerinde Ahmed Arif ve Nazım Hikmet etkisi belirgindir. Zeki buluşları, uyak kurmadaki özgün becerisiyle dikkat çekti. İlk dört kitabından sonra, uzun süre sessiz kaldı. 1998’de yayınlanan Sevgili Yoldaş Kurbağalar ise kendini yinelemediğini, yeni şiir alanlarına açıldığını gösterdi. Şiirini ses ve tema özellikleri bakımından genişletip zenginleştirdiği görüldü. Bu eserde, bir yandan Attilâ İlhan etkileri taşıyan, bir yandan da İkinci Yeni’nin olumlu özelliklerini özümsemiş bir şiire ulaştı. Günümüz Türk şiirinin en dikkate değer şairleri arasındadır”.

A. Kadir, Nevzat Çelik’in “Şafak Türküsü” adlı eserinden sonra yıllık değerlendirme yazısında Nevzat Çelik’in şiirine şu cümlelerle dikkat çekti: “Umutlu, yaşama iyimser bir bakışı var, şiirlerinde dil yapısı, estetik yapı diri ve sağlam. Fazlalıklar yok. Şiirlerinde yakınma ve sızlanma yok. Çıplak ve yalın. Ölümle burun buruna gelip böylesine insanca, çorba kokularını duya duya ölümü karşılamak bence yürek ister. O genç şairde bu yürek var. Geleceğe inanıyor. Bence ilerisi için büyük umutlar vaad ediyor”

Şiirleri değişik dillere çevrilen ve o dillerde yayımlanan dergilerde ve antolojilerde yer alan şair, 1987’de Nazım Hikmet’e atfen yazdığı “Genç Otobiyografi” şiirinin son bölümünde yazdıklarına sahip çıkmaya çalışmıştır: “… 80’de birinci şubede sorguladılar beni/ övünmek gibi olmasın ama tek laf demeden/ keyifli bir ıslıkla çıktım işkenceden/ 82 martında idamımı istediler/ 87 ocak hala sürüyor davam/ onlar bırakmaz yakamı/ ben bırakmam”. Şiirlerindeki coşkulu sesin aksine sakin, mütevazı, az konuşan ama kendinden emin bir kişilik özelliği vardır. Bir lise öğrencisiyken dikkat çeken onurlu duruşunu yazın yaşamı boyunca korumuştur.

Eserleri;

Şiir;

Şafak Türküsü (1984)
Müebbet Türküsü (1987)
Suda Seken Hayat (1990)
Yağmur Yağmasaydı (1990)
Sevgili Yoldaş Kurbağalar (1998)

Roman;

Bağışlanmış Hüzün

Ödülleri;

1984 Akademi Kitapevi Şiir Başarı Ödülü Şafak Türküsü ile
1987 Hasan Hüseyin Şiir Ödülü Müebbet Türküsü ile
1987 Poetry International Ödülü Müebbet Türküsü ile
Pen Club American Center tarafından onur üyeliğine seçildi

Paylaşın

Neşe Ersoy Kimdir? Hayatı, Eserleri

12 Temmuz 1957 yılında Artvin’in Şavşat İlçesi’nde dünyaya gelen Neşe Ersoy, ilk, orta ve liseyi Artvin’de bitirdi. 1975 yılında Ankara’ya geldi. İki yıl Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesinde okudu ve oradan ayrıldı.

Haber Merkezi / Bir süre işçi olarak çalışan Neşe Ersoy, çeşitli dergilerde şiirleri yayımlandı. Bu arada Turizm ve Otelcilik Yüksek Okulundan mezun oldu. Ankara’da yaşamını sürdürdü ve Ankara’nın Yerel Haber adlı gazetesinde köşe yazıları yazdı. Edebiyatçılar Derneği üyesi oldu.

Neşe Ersoy, Türkiye’de bir ilki gerçekleştirip üçüncü kitabı ‘Hanisin’i VCD’li olarak çıkardı.

“Aşık oldum”

Artık açar çiçekler
Uçuşur kelebekler
Gözüm yolunu bekler
Ben aşık oldum

Yüreğim dolu umut
Ne şimşek ne de bulut
Korkutmaz, elimi tut
Ben aşık oldum

Şimdi dünya toz pembe
Yüreğim kaldı sende
Gözüm yok hiç kimsede
Ben aşık oldum

Çocuklar gibi şenim
Çırpınıyor yüreğim
Dünya yalnızca benim
Ben aşık oldum

“Bahçede Aşk”

Böyle güneşli günleri sever
bahçemdeki ağaçlar
yaprakları bir başka parıldar.
rüzgar,
oynaştırır dalları hafifçe
sarmaş dolaş olur yerlerde
gölgeler
soluksuz sevişir böyle günlerde

“Gidersin”

gün gelir
akan su, batan gün olur
gidersin
ne aşk kalır
ne yer minderinde sohbetler
hararetli kavgaların da biter

severim aşkını
sohbetini
kavganı da severim

gidersin yine de
yüreğinde ateş hiç yanmamış
soluksuz sevişmeler yaşanmamış
hiç gibi gidersin

git istersen
bırak kaçsın çayların tadı
sesine aşık menekşeler kurusun
bırak aşk yalnız uyusun.

gün gelir çeker gidersin
sohbet biter, biter kavga
ben biterim

“Ayrılık”

alışır mıyım dersin
ölüme alıştığım gibi
sensizliğe de…

böyle çekip gidemezsin alıp da başını
bana bir sevda borcun var elleri kınalı
bir sevda… her dem duvaklı

seviler doğuracaktı daha tanyeri
soluğunu katacaktım soluğuma
azalacaktı yalnızlıklarımız
ne yorulmaya doyacaktık, ne doymaya

aşk ustası olunmuyor
kaç kemale ermişsem hep acemi
ya yanılmalar eritiyor ya susmalar
düğmeye basar gibi konuyor adı ayrılığın
gülüşüm biber tadında
yüreğim yara
uçurum ister gözlerim

aşk mıydı koşulduğum kahır mı
bir gücenme değil bu, bir sitem hiç
daha uzun eylemeliydik geceyi
günü daha yaşanır, daha bir yürekli
ne ben tükenmeliydim ne mevsim

bana bir sevda borcun var elleri kınalı
bir sevda… her dem duvaklı

bir şubat fırtınası vurur
uzaklara düşerim
hem gözden…hem gönülden
öksüz kalır telgraf tellerinin kuşları

rolünü değişir şehir
günü yük, geceyi soğuk eyler omzuma
sessiz… soluksuz… onanmıyor yaralar
çağırmıyor, ne göz ne gönül

saklısı gizlisi yok
en mahreminde yüreğimin
kimsenin sahiplenmediği

haydi bulutlar… zamanıdır
azat olun gözümden
azat olun gözümden

Paylaşın

Nesrin Kültür Kiraz Kimdir? Hayatı, Eserleri

10 Aralık 1962 yılında İzmir’de dünyaya gelen Nesrin Kültür Kiraz, Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Güzel Sanatlar Fakültesi, Sahne Sanatları, Dramatik Yazarlık/Dramaturgi Bölümü’nü birincilikle bitirdi.

Haber Merkezi / Nesrin Kültür Kiraz’ın çeşitli dergilerde şiir ve söyleşileri, TRT’de radyo oyunları yayınlandı. 1999 Suat Taşer Kısa Oyun Yarışması’nda ödül alan “Bir Sabah Erken” adlı kısa oyunu GSF Deneme Topluluğu tarafından sahnelendi.

Arkadaş Z. Özger Şiir Ödülü 2003’ü aldı. “Çikolata Teli” adlı şiir dosyası Mayıs Yayınları tarafından kitaplaştırıldı. “Allârya Cinayeti” adlı öyküsü, Eskişehir Sanat Derneği Kısa Öykü Yarışması’nda mansiyon aldı. Halen İzmir’de bir reklam ajansında çalışmaktadır.

“Taş”

Aşkın intiharını boynuna asan
asasına dayanır dostluğun. Çıkar seni
dere tepe yürüt, ölümden döndür, ah! Yengeç izleri
bedenin.

Ağzın acı tadı diye
ölüme karılır helva. Yağmurkuşum daha ölme
bir türkü tuttur sizin oralardan,
yellim yelalim.

Bu dili kim bilir, kim söylemezse
yansın zebani nefesinde. Kuşdilim aşkdilim,
sığarmış bir köşeye meğer ikimiz
yellim yelalim.

“Acele posta”

Felluce’den sonra…

Ormana gidin,
ağaçtan ev
kumdan cam yapmaya.

Pencereler güne açılsın.

Ön bahçeye
ölümden iğrenmediğine üzülen
çocuğu ekin. Belki büyür.

Varsın, yüzyıl sonra aydınlansın
gölgeliği ormanın.
Akarsuda yıkansın
kıstak çocukları.

Günü harflere saklayan
bir yer açılsın, içinde
öğretilmiş bilginin olmadığı
basit ve temiz.
Bir yer açılsın, içten
sarılmaya.

Daha ne sunabilir ki hayat
ağaç evi bile yanmış olana.

“Hoşca kal”

Sürgün verdi nadasa bıraktığım yıllar.

Kolay değil hesaplaşmak geçmişinle.
Çay kokan her sabaha
iftarı olmayan bir oruçla uyanmak…
Çelik perdeleri monologla yırtarak
şahikaya yükseliş
fenâfi’llah!

Burukluğumu
dokunamadığım teninde bıraktım.
İmam Hüseyn kadar
razıydım senden.
Vedasıdır bu
sana göçmen aşkın.

Yeşil kısrak binip gitiğim.

Düzeltilmş çikolata teline sardım hayatı..

“Görüngü”

Ey sevdası ölüm, ölümü dirim toprak!
Yazgın mı
ferman mı uyuduğun yosma tenli sunak?

Hepsi kaç çocuktuk bir de nifak ah!
Urumeli’nden Kâbe’ye yol uzak.
Ne komşumdan bir tas su, ne
suyumdan umar, takın surları boynuma;
sanki esir…

Yalnız gece karadır. Çarşaf
yatağa serilir; nakışlı, ak. Saç teli rüzgâr.

Tanrı tırnağını kesmiş, gök hilal gece.
Takanın patırdayan sesi, heyemola!
Her karanlık
çıkar mı Bandırma yola?
Sümer, Hitit, İyonya, Keykubat, Selim,
dirilin!

Paylaşın

Nesrin Aydın Erdem Kimdir? Hayatı, Eserleri

24 Nisan 1969 yılında İzmir’in Bornova İlçesi’nde dünyaya gelen Nesrin Aydın Erdem, lisede mesleki eğitim almayı tercih etti. Kısa bir süre özel sektörde Harita ve Kadastro teknisyeni olarak çalıştıktan sonra E. Ü. Fen Bilimleri Enstitüsüne atandı.

Haber Merkezi / Mayıs 2012 tarihinde kamu görevini tamamlayarak emekliye ayrılan Nesrin Aydın Erdem, bir çocuk annesidir.

Nesrin Aydın Erdem’in şiirleri, kısa öyküleri, deneme ve anı içerikli yazıları başta İstanbul Bilgi Üniversitesi Parşömen Dergisi, Hava Harp Okulu Günışığı Dergisi, Nif Sanat, Artemis, Aykırı Sanat, Yedi İklim, Şair Çıkmazı, Andız, İnsanca, Güncel Sanat gibi dergilerde yayınlandı.

“Kayısı Gülü” ve “Mutluluk Çayı” adlı iki kısa öyküsü Güncel Sanat Dergisi kısa öykü yarışmasında ödül alan Nesrin Aydın Erdem, Eylül 2019 tarihinde Üsküdar Cumba Kültür ve Sanat Platformunun düzenlediği şiir yarışmasında “Aşk Bize Sağır” adlı şiiri ile ikincilik ödülüne layık görüldü.

Nesrin Aydın Erdem, çocuk edebiyatına, “Çeyrek Efe”, “Karaelmas ve Bozi”, “Benim Adım Şehzade Fatih”, “Benim Adım Sultan Fatih”, “Benim Adım Şehzade Yavuz”, “Benim Adım Sultan Yavuz”, “Carlo ile Boris” gibi çok sayıda fantastik ve tarih içerikli seri eserler kazandırdı.

“Aşk-ı Şimal” romanıyla hayata tek başına tutunmaya çalışan bir kadının sıra dışı dramını işleyen Nesrin Aydın Erdem, halen çocuk edebiyatında; Osmanlı ve Türk tarihi konulu eserler üretmeye ve diğer yandan üzerinde çalıştığı son romanını yazmaya devam etmektedir.

Sözlerini yazdığı “Gözü Karam” adlı şarkısı bestelenmiş olup ses sanatçı Burhan Tüzer tarafından seslendirilmiştir.

Paylaşın

Neslihan Su Kimdir? Hayatı, Eserleri

13 Mayıs 1971 yılında dünyaya gelen Neslihan Su, Eskişehir Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Yabancı Diller Bölümü İngilizce Öğretmenliği’nden mezun oldu. İlk şiiri “inci küpeli huzurum” Bireylikler dergisinde yayımlandı.

Haber Merkezi / Neslihan Su’nun şiirleri, Dize, Mor Taka, Heves ve Şiiri Özlüyorum dergilerinde yayımlandı ve yayımlanmaya devam ediyor. Neslihan Su, Safranbolu’da 7. si düzenlenen Uluslararası Altın Safran Belgesel Film Festivali 2006 şiir mansiyon ödülünü “Düş Lekesi” adlı dosyasıyla kazandı.

“Bir karanfil kokusu İstanbul”

yılanlı bir sütundur kollarım İstanbul boynuna
üç başsız ganimet yıllarla eritilmiş
revnaklı bir tarih bulutların huzurunda
sırtlanmış bir şehri kıyısız coşkularıyla

sen şöyle otur yanıma İstanbul öpüşelim

gece dolmuş ışıklı masallar içlerine evlerin
bir aynalı kasır yorgan altında oynaşıyor
yalnızlık servilerle sarhoş
şefkat istiyor sabahlar
yanağında ağlanmış odalar nemi

dudağında ıtır çiçekleri
kar lekesi zamanda İstanbul
elleri çıldırmış

yummuş kendini gizli bir aşk söylemi gözlerinde nem
içinde kehribar bir intihar vakti
ağlıyor Pierre Loti Aziyade’nin avuçlarına
yeni yıkanmış iki taze ölü bakışı hala ıslak
kayıyor Eyüp’ün parmakları arasından
kalemkârlara…nakkaşlara…surlara

içini Haliç’e dökmüş İstanbul başında cennet kuşları
yorgun bir yüz uykusuz çok uzağında yakın bir ada
saçlarında kendinden geçmiş bir hâl
ne annesi kalmış ne çocukluğu
yükü ağır bir hamal sanki
İstanbul dert taşıyor omuzlarında

lülelerin gemi direğinde rüzgar
gel şöyle sarılalım İstanbul

şefkat arıyor boğazın suları da
kirpiğinde surlarla örülü Yeditepe
eşeliyor içindeki ruhun pembe dudaklarını
aşk gibi bir şey bulaşmış günlerce lalelere

tenin tenimde denize değelim İstanbul

şimale doğru okuyor kendini ezanlar
terlemiş göğün yokuşunda
acıdan bir ırmak boğuyor bir oğlanı daha
sanki ötüşsüz serçeymiş avlusunda coşkun bir ırmak Sultanahmet
çağırıyor bin çığlıkla terk edilmiş yoksulları kucağına

bir kalbi giyinmek gibi ilikle beni İstanbul

kucağında uyumuş bir bebek aşiyan
avuçlarında delirmiş bir dilber ve gizli bir aşk
kendini soruyor kendinden geçmiş
mısır çarşısında kanadı kırık bir güvercin
kırık kırık kanadında kırk kırık ah

Beyoğlu’nda akıyor çiçekten dereler adımlara
hüznün sol bileği burulmuş
sağında Venüs yıkanıyor
ardında acılar çekilmiş inzivaya
acılar çekilmiş inzivaya
bu coşku ne
ve bir şarkı
seni ömrümce hep
bakışında kırık aynalar
aynalarda İstanbul
kırk kırık bir kadın
maksimde Müzeyyen Senar
ve rahvan bir şarkı

hüzün mü yalnızlık mı çiçek pasajına uğramış
tıpırtısı içinde yedi iklim masallardan taşar
göğsünde bir karanfil bir kadın
kuş yollarında eylülün
kaldırımlar laf taşır adalardan

üşümek dertle eşdeğerdir
çığlığı keskin bir karabataktır zaman
koşmak sanki kanatsız
gemilerde bahriyeli uzun bir yar
sırtı kürek acısı dertlerle bir
yada bir iskorpit rengi sepya
küsmüştür azgın sulara mavi sular

bu ne üşümektir bu ne acı
şarkılar servilerde dolaşır
tarihle örülür yaşamın rengi
her kent kendini saklar körebe
saklısında eski bir radyodur zamanda

bir karanfil şiirim kokla beni İstanbul

“Heykeller öpülmeli”

kilitli su narların kızardığı uzak ülke
üflenmedi ülkene henüz zaman tenhalarda birkaç sokak
gezinip dolaşsın bırak süslenip saçılsın
bir heykeldi ben onunla öpüştüm
bir ırmak geçtiydi üzerimizden içi kırık bir heves
hepsi bu

şeytan çarpsın uçsuz boynumda kıpırdanan neydi
neydi o büyük düş o büyük gergedan
kuşlardan çok önceydi çok hastaydım
karnım daha da büyüdü ve dalgınlığım
harflerin biçimsizliğiydi belki de ağzımı acıtan

git kendini yedi dağın kulağına fısılda
aç üstünü karanlığın gecenin derin ağzını da
yelkovan kuşları geçecek aklından bırak geçsin kıpırdanma
uzağından ince bir yağmur ol birik kendine
eşyalara dokunma
eski bir hastalık bu bende dilimde susup duran ihtiras
suya vuran ay sus ay sus ihtiras
hastaydım ben kuşlardan çok önceydi
hastaydım ben masum ve itaatkâr
karnım daha da büyüdü ve dalgınlığım
taşların biçimsizliğiydi belki de kollarımı acıtan

kabuğun kaygısı burada yer
-in rahmine in/en derin sızı
(hiçbir sızı masum değildir ve itaatkâr)

Paylaşın

Saruhan Oluç: Büyük Bir Peşkeş Operasyonu Var

HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında, “Büyük bir hırsızlık var ortada. Büyük bir peşkeş operasyonu var ortada. Bu operasyonu yürüten Merkez Bankası’dır. Ayıptır, günahtır; soruyoruz, bu halkın değerleri, zenginlikleri kimlere peşkeş çekiliyor? Açıklanmak zorundadır. Ülke yanıyor, birileri haksız kazanç peşinde” dedi.

Haber Merkezi / Saruhan Oluç, basın toplantısında, “Bu çökmüş olan 2022 bütçesi revize edilmeden AKP-MHP oylarıyla geçecek olursa, kabul edildiği andan itibaren kadüktür. Çökmüş bir bütçe ile karşı karşıyayız. Mutlaka revize edilmelidir. İktidar bu revizyondan kaçamaz.” ifadelerini kullandı.

Merkez Bankası’nın son bir haftadaki müdahalelerinin başarısız olduğunu söyleyen Oluç, doların düşürülmesi ve ateşin söndürülmesi doğrultusunda kesinlikle sonuç alınamadığını belirtti.

Oluç “Ama birileri çok büyük haksız kazanç elde etmiştir. Merkez Bankası kendisinde olmayan dolarları satıyor. Merkez Bankası’nda dolar yok. Yüksek faizle borçlanıyor ve o dolarları satıyor, müdahale ederken bankaların emanet dolarlarını satıyor ve sonuç alamıyor. Dolarlar uçup gidiyor. Nereye?” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, Genel Kurul’da bütçe görüşmelerinin sürerken TBMM’de düzenlediği basın toplantısında ekonomideki gelişmeleri değerlendirdi. Oluç’un açıklamaları şöyle;

Bütçe görüşmeleri Genel Kurul’da sürüyor. Bütçe hazırlandığı ve görüşüldüğü sırada dolar 9,27 idi. Şu anda 14 buçukta dalgalanıyor. Bu bütçenin tüm öngörüleri ve değerlendirmeleri çökmüştür. 9,27 nerede 14,5 nerede? Bu çökmüş olan 2022 bütçesi revize edilmeden AKP-MHP oylarıyla geçecek olursa, kabul edildiği andan itibaren kadüktür. Çökmüş bir bütçe ile karşı karşıyayız. Mutlaka revize edilmelidir. İktidar bu revizyondan kaçamaz.

“Merkez Bankası kendisinde olmayan dolarları satıyor”

Dolar bugün 14,60’ı gördü ve Merkez Bankası müdahaleye başladı. Duyuru yaptı müdahaleye başladık diye. Kısa süredeki dördüncü müdahale. 14.30’a indi, aradan biraz zaman geçti çıkmaya devam etti. Şimdi dalgalanıyor. Merkez Bankası’nın son bir haftadaki müdahaleleri başarısız olmuştur ve kesinlikle sonuç alınamamıştır, doların düşürülmesi, ateşin söndürülmesi doğrultusunda.

Ama birileri çok büyük haksız kazanç elde etmiştir. Merkez Bankası kendisinde olmayan dolarları satıyor. Merkez Bankası’nda dolar yok. Yüksek faizle borçlanıyor ve o dolarları satıyor, müdahale ederken bankaların emanet dolarlarını satıyor ve sonuç alamıyor. Dolarlar uçup gidiyor. Nereye?

“Büyük bir hırsızlık ve peşkeş operasyonu yapılıyor”

Büyük bir hırsızlık var ortada. Büyük bir peşkeş operasyonu var ortada. Bu operasyonu yürüten Merkez Bankası’dır. Ayıptır, günahtır; soruyoruz, bu halkın değerleri, zenginlikleri kimlere peşkeş çekiliyor? Açıklanmak zorundadır. Ülke yanıyor, birileri haksız kazanç peşinde.

Soruyoruz; Merkez Bankası son bir hafta içinde ne kadar döviz sattı? Piyasadan ne kadar faizle borçlandı? 100 bin dolar üstü dolar bozduranlar kimlerdir? 100 bin dolar üstü dolar satın alanlar kimlerdir? Kime peşkeş çekiyorsunuz dolarları? Bu soruların cevabı verilmezse,  her biri yargılama konusu olacaktır günü geldiğinde. Çok açık bir şekilde söylüyoruz.

“Ahlaksızlık neymiş Sayın Kurtulmuş, açıklayın şimdi!”

Bakın, Numan Kurtulmuş’un yaptığı ‘ahlaksızlık’ açıklamasıyla bu yaşananları karşılaştıralım. Ahlaksızlık neymiş Sayın Kurtulmuş, açıklayın şimdi. Ahlaksızlık; kimin olduğu belli olmayan alım satımlarla büyük ve haksız kazançlar elde etmektir. Ve sizin iktidarınız bunu yapmaktadır.

Bu iktidara güven kalmamıştır. Halk, iktidara güvenmiyor, ekonomi politikalarına ve  söylemlerine güvenmiyor. Halk TL’ye güvenmiyor. Az buçuk birikimlerini koruyabilmek için çaresizce ne yapacağını arıyor. Her gün, her an yoksullaşıyor.

Geçmişte haftada bir devalüasyon oluyordu. Şimdi yarım saat, 45 dakikada bir devalüasyon oluyor. Yönetemiyorsunuz. Eğer bugün döviz mevduatları bankalarda yüzde 62’ye ulaşmışsa, 2001 krizinden sonraki en büyük noktaya ulaşmışsa, bu iktidara duyulan güvensizlikten kaynaklıdır. İktidarın uluslararası alana ve topluma güven vermiyor olmasıdır esas nedeni.

“Nebati, kendilerine güvenilmediğini itiraf ediyor”

Bu koşullarda ateş gittikçe büyürken, yeni Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati açıklamalar yapıyor.

Bizim modelimiz Çin, Güney Kore modeli değil Türk tipi ekonomi modeli diyor. Yapmayın. Türk Tipi Başkanlık Sistemi icat ettiniz. Bu ucube Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi  Türkiye’yi bu hale getirdi. Batırdı. Ne hukukun üstünlüğünü, ne kuvvetler ayrılığını, ne denge denetleme mekanizmalarını bıraktı, ne de ekonomiyi. Şimdi bir de Türk tipi ekonomi modeli yaratacaksınız. İnsanlara korku salıyorsunuz bu ettiğiniz laflarla.

Sayın Nebati diyor ki; çok hızlı düzelecek ekonomi, yeter ki bize güvenilsin. İşte itiraf. İktidara güvenilmediğini itiraf ediyor. Evet, biz de söylüyoruz; iktidarınıza, ekonomi politikalarına güven kalmadı, diyoruz. Bakan da, yeter ki, bize güvenilsin diyor. İnanmayanların,  güvenmeyenlerin sayısının her geçen gün arttığı bir Türkiye’yle karşı karşıyayız.

“Ekmek kuyrukları oluşuyor, ekonomi modelimiz başarısız olursa üzülürüm diyor”

Bakan Nebati, “dışarıdan herhangi bir saldırı yok” diyor. Hani dış güçlerdi? Meclis’te araştırma önergesi indirdik, dış güçleri araştıralım dedik, reddettiniz. Hani dış güçler diyordunuz. Genel Başkanınız Recep Tayyip Erdoğan, ‘dış güçler’ diye konuşup, duruyordu. Bakan Nebati şimdi, “saldırı yok, çok net olarak söylüyorum” diyor.

Haklı çıktık yine değil mi? Dış güçler yok, sizin yanlış ekonomi politikalarınız, yanlış attığınız adımlar var. Esas mesele bu.

Sayın Nebati, “model başarısız olursa üzülürüz” diyor. Üzülmeyi bırakın, kahredin kendinizi. Sizin ekonomi modeliniz zaten başarısız. Bu başarısızlık bu ülkede milyonlarca emekçiyi, işçiyi, çiftçiyi, köylüyü, esnafı, milyonlarca engelliyi, emekliyi, kadını, genci hepsini perişan etmiş durumda. İnsanlar kan ağlıyor. Ekmek kuyrukları oluşuyor,  ekonomi modelimiz başarısız olursa üzülürüm diyor. Üzülmek yetmez, kendinizi kahredin diyoruz. Böyle bir hakkınız var mı? İnsanların bu hale gelmesinden, pahalılığın ve işsizliğin zirve yapmasından dolayı, ortaya çıkan sonuçlar karşısında üzüleceksiniz öyle mi. Kabul edilemez bu.

“Siz biterseniz, Türkiye toplumu kazanacak”

Sayın Nebati, ‘despotik yönetim anlayışım yok’ diyor. Kime söylüyorsunuz bunu? Kimin despotik yönetim anlayışı vardı. Geçmiş bakanlarınıza mı söylüyorsunuz? Lütfü Elvan’ı, Berat Albayrak’ı mı kast ediyorsunuz? Yoksa Genel Başkanınızı mı kastediyorsunuz?

Dünya alem biliyor ki, despotik yönetim anlayışı Erdoğan’dadır. Kiminle hesaplaşıyorsunuz? İşte bu da bir itiraf.

Son olarak diyor ki, “Bitersek hep beraber biteceğiz, kazanırsak hep beraber kazanacağız” Öyle mi? AKP-MHP iktidarı bitince hep beraber bitmiş olmayacağız. AKP-MHP koalisyonu bitecek,Türkiye bitmeyecek, siz Türkiye değilsiniz. Bitersek hep beraber biteceğiz lafı doğu değil.

Biterseniz, Türkiye toplumu kazanacak. Emekçisi, işçisi, köylüsü, çiftçisi, kadını, genci, emeklisi, esnafı kazanacak. Siz biterseniz onlar kazanacak. Sizin siyasi bekanızla ülkenin bekası arasında bir ilişki yok. “Aynı gemideyiz” mantığıyla söylüyorsanız, gemi batmasın diye söylüyorsanız; sizin kaptan ve yardımcı kaptanlar gemiyi batırıyor, burnu aşağı doğru gidiyor geminin. Gemiyi batırmamak için kaptanı ve yardımcılarını değiştirmek gerekiyor. Siz Erdoğan’ı kastederek, ‘onun sözünden çıkmam’ diyorsunuz ya. İşte ancak kaptanı ve yardımcılarını değiştirirsek gemiyi kurtarırız. Siz biterseniz bu ülkenin yoksulları, halkları rahatlayacak. Kurtulacak.

“Yeni bir kriz durumuyla karşı karşıyayız”

Biraz evvel haberlere düştü. Tayyip Erdoğan, Merkez Bankası Başkanı ve kamu bankaları genel müdürleri ile görüşecekmiş. Bu ne demek? Hani Merkez Bankası bağımsızdı? Şimdi kamu bankalarının müdürlerine ve Merkez Bankası Başkanına ekonomik direktifler verilecek demek. Yeni bir kriz durumuyla karşı karşıyayız. Daha beter hale getireceksiniz ekonomiyi.

Biraz rahatlamanın yolu, elinizi ekonomiden çekmektir. Susun, kameralardan uzak durun, bu ülkenin Saraydan yöneltilemeyeceği, bu ülke ekonomisinin Saraydan yönetilemeyeceği, tek adam yönetimiyle sürdürülemeyeceği ortaya çıkmıştır. Bu görüşme de ekonomiyi daha sıkıntılı durumlara yuvarlayacaktır.

Akla zarar modeller öneriyorsunuz, buna yeni ekonomi modeli diyorsunuz. Bu yeni deği. Bu ekonomi modeli, 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra, Kenan Evren’in tank paletleriyle uyguladığı ekonomi politikalarıdır. Siz şimdi askeri diktatörlük dönemi ekonomi modeline geri döndünüz. 80’lerdeki ekonomik krizlere, 1994-2000 ve 2001 krizlerine o ekonomik model neden oldu. Banker skandalları, hayali ihracatlar, devalüasyonlar o model yüzünden yaşandı. Siz şimdi o modeli yeni diye satıyorsunuz. Aynı suda iki kere yıkanılmaz. Ortada yeni bir ekonomi modeli yok. Siz bu uygulamalarınızla Türkiye’yi daha ciddi bir krize sürükleyeceksiniz.

“2022 bütçesi kabul edilmeden çökmüştür”

Eskiden bir gecede açıklanan devalüasyon, şimdi saatler içinde ortaya çıkıyor. Bugün bunun en somut örneğini yaşıyoruz. Daha geçen gün Merkez Bankası yıl sonu dolar tahminini 9.95’ten 13,77’ye çıkarmıştı. O zaman, bir hafta sürmez bu tahmin dedik. Ne oldu? Bugün 14.60 seviyelerini gördü. O yıl sonu dolar tahmini de tutmuyor. O Merkez Bankası Başkanı necidir? Neye göre yapıyor tahminleri? Daha geçen hafta 12 aylık tahmini 15.56 diye açıkladı, bugün dolar 14.60’larda. Merkez Bankası Başkanı’na sesleniyoruz. İstifa edemiyorsunuz, affınızı isteyin. Daha fazla orada durmayın.

Tekrar vurguluyoruz. Bu bütçe kadük hale gelmiştir. Bu bütçe revize edilmelidir. Bu bütçe bu haliyle kabul edilirse, orta vadeli plan ve Merkez Bankası tahminleri gibi çökmüştür.

“Sosyal medya olmasaydı, AKP’nin pudra şekeri düzenini toplum öğrenemeyecekti”

Geçen gün dedi ki, AKP Genel Başkanı Erdoğan, “Sosyal medya demokrasiye tehdittir.”  Şimdi sosyal medyayı neden hedef aldığınızı biz çok iyi biliyoruz.

Sosyal medya olmasaydı;

AKP’nin pudra şekeri düzenini bu toplum öğrenemeyecekti.

Sedat Peker’in ifşa ettiği çete ve mafya ilişkilerine ve suçlarına ilişkin, iktidar içindeki bakanların mafya iltisaklı durumuna ilişkin bilgileri toplum öğrenemeyecekti.

Mafyanın otellere, kamu arazilerine nasıl çöktüğünü, bunların nasıl ucuza kapatıldığını bu toplum öğrenemeyecekti.

İçişleri Bakanı Soylu’nun suçlarını bu toplum öğrenemeyecekti.

Soylu’nun suçlularla ortaya çıkan fotoğraf albümünü bu toplum öğrenemeyecekti.

Sokakta, karakolda, cezaevlerindeki işkenceyi, baskıyı bu toplum öğrenemeyecekti.

Toplumsal muhalefete, öğrencilere, emekçilere yönelik kolluk şiddetini bu toplum öğrenemeyecekti.

Sarayın yolsuzluklarını, şatafatını, israfını öğrenemeyecekti bu toplum.

Pandora Papers belgelerini, yurt dışına kaçırılan paraları duymayacaktı.

Sarayda düğme ilikleyen yüksek yargı üyelerini göremeyecekti.

Erkek şiddeti sonucunda can veren kadınların çığlıklarını duymayacaktı.

İzmir il binamızda katledilen Deniz Poyraz’ın katilinin ilişki ağını toplum duymamış olacaktı.

Yani sosyal medya olmamış olsaydı, bu toplum iktidarın dipsiz medyasının dipsiz yalanlarıyla baş başa kalacaktı. Siz onun için sosyal medyayı demokrasi düşmanı ilan ediyorsunuz. Sosyal medyayı susturmak için hazırlık içinde olduğunuzu biliyoruz, bunu asla kabul etmeyeceğiz.”

Paylaşın

İzmir Tabip Odası’ndan ‘Omicron Varyantı’ Uyarısı

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın Türkiye’de tespit edilen altı Omicron vakasından beşinin İzmir’de tespit edildiğini açıklaması üzerine İzmir Tabip Odası daha bulaşıcı olduğu belirtilen bu yeni varyanta karşı önlem alınması yönünde uyarıda bulundu.

İzmir Tabip Odası’nın internet sitesinde yapılan yazılı açıklamada, omicron varyantının klinik seyri, bulaşıcılığı ve bağışıklıktan kaçabilme yeteneği konularındaki bilgilerin hala kısıtlı olduğuna dikkat çekilerek, “ilk izlenimlerin hızlı bir yayılım gösterdiği, ancak antikorları olan kişilerdeki klinik seyrinin deltaya kıyasla daha hafif olabileceği şeklinde olduğu” vurgulandı.

Yapılan çalışmaların iyileşenlerde, aşı olanlarda ya da üçüncü doz uygulamaları ile elde edilen antikorların omikrona karşı aktivitelerini bir ölçüye kadar koruduklarını gösterdiğine işaret edilen açıklamada, “Deltaya karşı 6 kata kadar daha bulaşıcı olduğu hesaplanan omikronun toplumdaki yayılımının, antikorlardan kaçma yeteneğiyle kolaylaşabileceği öngörülmektedir” denildi.

Sekiz maddelik önlem listesi

İzmir Tabip Odası yönetim kurulu adına yapılan yazılı açıklamada, mevcut gelişmelerin Omicron varyantının tetikleyeceği yeni bir dalgaya neden olabileceğine işaret edilerek şu önerilerde bulunuldu:

– Kamuya açık ortamlarda maske, mesafe, hijyen başta olmak üzere kişisel korunma önlemlerine uyumun denetimi artırılmalı.

– Kontrolsuz kalabalıkların oluşumuna yönelik önlemler alınmalı. Çalışma ortamları, sosyal etkinlikler, toplu taşımda bu önlemlere uyum denetimi sağlanmalı.

– Kapalı ve kalabalık ortamlara girmek isteyen 18 yaş üzeri yetişkinlerin Covid-19’a karşı yeterli düzeyde bağışık olduğunu gösteren bir sistem oluşturulmalı.

– Vakaların erken saptanmasına yönelik olarak yaygın test yapılması ve hızlı antijen testleri uygulamaya sokulmalı.

– Pozitif vakaların sağlıklı olanlardan ayrılması ve yakın temaslıların gerçekten tespiti ve karantinaya alınarak izlenmesi için ciddi bir filyasyon sistemi oluşturulmalı, bu uygulamalar için sağlık çalışanları desteklenmeli.

– Virüs yayılımının hızının kesilmesi ve özellikle ağır hastalıktan korunmayı sağlamak için aşılama oranları yükseltilmeli. Aşı olmayanlara yönelik çabalar arttırılmalı, eksik aşılar tamamlanmalı ve hatırlatma dozları yapılmalı.

– Özellikle risk altında olan özel gruplar yeniden belirlenerek koruma altına alınmalı.

– Salgının toplumun tüm bileşenlerini içerecek şekilde koordinasyon içinde yönetilebilmesi için planlama, uygulama, denetleme ve değerlendirme çalışmalarına başta sağlık olmak üzere ilgili tüm meslek ve emek örgütleri ile akademisyenler dahil edilmeli.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

CHP’li Özel’den Cumhurbaşkanı Adaylığı Açıklaması

Ordu’da partisinin il örgütü tarafından düzenlenen bir toplantıda konuşan CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, kamuoyunun merakla takip ettiği CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı tartışmalarına ilişkin açıklamada bulundu.

CHP’li Özel, “Sizi temin ederim, cumhurbaşkanı adayımızı öğrendiğinizde şunu söyleyeceksiniz; ‘Bunu ben değil de bulunduğu makamdan bu partinin kurucusu görseydi, duysaydı diyecek ki; işte benim cumhuriyetimin 100’üncü yılı işte benim cumhurbaşkanım” diye konuştu.

Parti tabanına seslenen Özel, adayın açıklandığı güne kadar aday tartışmalarına devam edilmemesini istedi ve “Çünkü o bizi parti içerisinde de içe dönmeye, ittifakta da sanki boşu boşuna bir şey tartışmaya götürür” dedi.

Özel konuşmasına şöyle devam etti: “Sonunda bir masa kurulacak, liderler kendi yönetim kurullarından oluşan aldıkları yetkiyle bir araya gelecek, belki birkaç kez oturacaklar, en doğru kararı vererek cumhuriyetin 2’nci yüzyılında Türkiye’yi yeniden demokrasiye taşıyacak.”

Paylaşın

Sağlık Çalışanları 15 Aralık’ta Greve Gidiyor

Türk Tabipleri Birliği (TTB), Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Devrimci Sağlık İşçileri Sendikası (Dev Sağlık-İş), Genel Sağlık ve Sosyal Hizmet Kolu Kamu Çalışanları Sendikası (Genel Sağlık-İş) ile Birinci Basamak Sağlık Çalışanları Birlik ve Dayanışma Sendikası 15 Aralık’ta greve gideceğini açıkladı.

Grev günü aciller dışında sağlık hizmeti sunulmayacağı belirtildi. Sendikalar, grev kararını sağlık çalışanlarının gelirleri ve özlük hakları ile ilgili düzenleme içeren ve TBMM’deki tüm partilerin oybirliğiyle getirilen yasa tasarısının “Meclis içtüzüğüne aykırı biçimde geri çekilmesi” üzerine alındığını bildirdi.

Bugün TTB’de düzenlenen basın açıklamasında konuşan TTB Genel Sekreteri Prof. Dr. Vedat Bulut, “İktidar bilmelidir ki; taleplerimiz kabul edilmediği, sağlık çalışanlarının çalışma ve yaşam koşullarını düzeltecek bir düzenleme hızla Meclis’e getirilmediği takdirde eylemlerimiz devam edecektir” dedi.

TTB, grev sonrasında baskı ve idari soruşturmalar karşısında birliğin ve odaların hukuk büroları olarak sağlık çalışanlarına gerekli hukuki desteğin de sağlanacağını belirtti.

Basın toplantısında grevin amaçları şu şekilde açıklandı:

  • “Koruyucu sağlık hizmetlerini savunmak içindir.
  • “Emekliliğe de yansıyacak yaşanabilir temel ücret talebimiz içindir.
  • “Güvencesiz, gerçekdışı bahanelerle işimizden edildiğimiz ve köleliği dayatan çalışma koşullarına son verilmesi, güvenceli çalışabilme talebimiz içindir.
  • “Şiddete karşı etkili yasa, güvenli işyerleri, sağlıklı çalışma ortamları talebimiz içindir.
  • “COVID-19 başta olmak üzere meslek kaynaklı hastalıklara karşı bütüncül bir meslek hastalıkları yasası çıkarılması içindir,
  • “Ağır ve tehlikeli işler kapsamında faaliyet yürüten tüm işkolu emekçileri için 5 yıla 1 yıl yıpranma payı verilmesi; ek göstergelerin 3600’den 7200’e kadar kademeli olarak yükseltilmesi içindir.”
Paylaşın