‘İstanbul Sözleşmesi Davası’nda 33 Kadına Beraat

Ankara Kadın Platformu’nun İstanbul Sözleşmesi’nden geri çekilme kararını protesto ettikleri için haklarında dava açılan 33 kadın bugün hâkim karşısına çıktı. Davada, MA muhabiri Eylem Akdağ da var.

Ankara 28’inci Asliye Ceza Mahkemesi’nde “2911 sayılı Gösteri ve Yürüyüş Kanuna muhalefet” gerekçesiyle açılan davanın karar duruşmasında kadınlar beraat etti.

Ankara polisinin dava salonunda bulunmasına tepki gösteren avukat Irmak Bakır, “Kadınlar, emniyet tarafından saldırıya uğradılar, dolayısıyla Ankara Emniyeti bu davada taraftır, salonda bulunmalarını istemiyoruz” diyerek, salonda bulunan polislerin dışarı çıkarılması talep etti.

Avukatların talebinin ardından polisler dışarı çıkarıldı.

Anayasal hak

Avukat Çiğdem Kozan, kadınlara özel olarak sorulan “dur ihtarını duydunuz mu?” sorusunun hiçbir anlamı olmadığını, gösteri ve yürüyüş hakkının Anayasal hak olduğunu söyledi.

Avukatların tamamı, polisin kadınları darp edildiği anları kayıt altına alan basını engellediğini hatırlatarak, polislerin delil olarak verdiği DVD görüntülerinin ham olmadığını ve kendi lehlerine göre kurguladıklarının altını çizdi.

Avukatlar, yargılanan kadınlar hakkında beraat talep etti. Mahkeme, bilirkişi raporu doğrultusunda suç unsurları oluşmadığından 33 kadının ayrı ayrı beraatlarına karar verdi.

Paylaşın

CHP’den ‘Parmak Boyası’ Önerisi

Cumhur İttifakı tarafından hazırlanan seçim kanunu teklifi bugün görüşülecek. Teklife ilişkin CHP’nin yol haritasını anlatan İstanbul Milletvekili Kaboğlu, parmak boyasının yeniden getirilmesi de talep edeceklerini söyledi.

AK Parti ve MHP’nin ortak hazırladığı 15 maddelik seçim kanunu teklifi bugün Meclis Anayasa Komisyonu’nda görüşülecek. Seçim barajının düşürülmesi, milletvekili seçiminde ittifak oy hesabında değişiklik ve il-ilçe seçim kurulu oluşumu başta olmak üzere birçok konuda değişiklik içeren teklife CHP’nin ise 3 temel itirazı olacak.

15 maddeden oluşan kendi önerilerini sunacak olan CHP seçim güvenliği için 2008 yılında kaldırılan parmak boyasının da yeniden getirilmesini isteyecek.

Gazete Duvar’dan Nergis Demirkaya’ya konuşan CHP İstanbul Milletvekili İbrahim Kaboğlu seçim kanunu teklifini değerlendirdi. “Bu seçim sandığına vurulan kilit, siyasetin sonu” diyen Kaboğlu, OHAL Kanun Hükmünde Kararnamesi ile üniversitedeki görevinden ihraç edilen bir akademisyen olmasına karşın bu kadar zincirleme tuzaklar içeren düzenlemeler koyacaklarını düşünemediğini belirterek, “Benim öngörümün ötesine geçen düzenlemeler. Ama biz ne olursa olsun sandıktan çıkacağız” ifadesini kullandı.

CHP olarak getirilen kanun teklifinde birçok düzenlemeye itiraz edeceklerini ama 3 temel noktanın olduğunu anlatan Kaboğlu bu itirazları ve gerekçelerini şöyle sıraladı:

“Düzenlemeyle Cumhurbaşkanı seçim yasağından bağışık tutuluyor. Buna tuzak, hatta tuzağın ötesinde bu öneriye konulmuş bomba diyorum. Çünkü Cumhurbaşkanı devlet başkanı, Varlık Fonu başkanı, başkomutan… Sayamayacağım kadar “baş” sıfatı var. Siz Cumhurbaşkanı’na seçim yasağı uygulamazsanız iki taraf olur: Devlet ve diğerleri. İttifaklardan söz etmeden iki büyük partiyi dikkate aldığınızda Erdoğan ve Kılıçdaroğlu aynı düzeyde yarışmıyor olacak. Siyasal partiler eşit şartlarda yarışmayacak. Bu Anayasa’da düzenlenen siyasal partilerin serbest yarışması ile ilgili özgürlük ilkelerinin geçerli olmayacağı anlamına gelir. Anayasa’nın serbest ve eşit oy ilkesi tümüyle ihlal edilmiş olacak. Bu büyük bir sorun, tuzaktır. Fiilen böyleydi denilebilir ama fiilen böyle olması başka, sizin bunu açıkça yasaya koymanız başka. Bu kabul edilemez bir durum. Yüzde 10 barajının yarattığı eşitsizlikten çok daha vahim bir durumdur. Çünkü serbest yarışmayı ortadan kaldırıyor.

“Önerimiz barajın sıfırlanması”

Yüzde 10 baraj konusunda bizim önerimiz barajın sıfırlanması. 2017’de hükümeti kaldıran Anayasa değişikliği sonrası “yönetimde istikrar” kavramının anlamı kalmadı. Çünkü Meclis’ten çıkan hükümet yok. Hükümetin olmadığı yerde siz neyin siyasal istikrarından söz edeceksiniz. Yürütme yetkisi Cumhurbaşkanı’na aittir. Parlamento önünde sorumlu değilsiniz, siyasi sorumluluk yok, denge denetleme düzenekleri yok. Neyin istikrarı! Barajın anlamı yok. 6 partinin mutabakat metninde yüzde 3 denildi ama bu parlamenter sisteme dönüş için önerildi.

Seçim kurullarına dokunuluyor. Açıkça seçim kurulları “istediğim gibi oluşturacağım, yönlendirebileceğim seçim kurulu olacak” yaklaşımı… Kura deniyor ama kurayı kim nasıl düzenleyecek? Noter huzurunda mı, siyasi parti temsilcileri huzurunda mı olacak? Katılmak istemeyen dilekçe verecek deniliyor. Kulağa mı fısıldanacak bunlar. Yıllarca uygulanan nesnel ölçütten, kuraldan ayrıldığınızda doğru yolu bulmanız mümkün değil. Ocak ayında seçim kurulları başkanları belli oldu. Oluşmuş olan kurulu nasıl lağvedersiniz?

Meclis Anayasa Komisyonu Üyesi Kaboğlu milletvekili seçiminde ittifak oylarının etkisini ortadan kaldırıp her partinin aldığı oya göre milletvekili çıkarmasını düzenleyen maddeyi de eleştirdi. Kaboğlu, bu madde görüşmelerinde iktidarı “2018’de getirdiğinizi neden değiştiriyorsunuz?” diye sorgulayacaklarını söyledi.

Ek madde önergesi sunulacak

Seçim teklifinin görüşmelerinde CHP’li üyeler eleştiri ve itirazlarının yanı sıra önerilerini de dile getirecek. Teklifte Anayasa’ya aykırı olduğu ifade edilen Cumhurbaşkanı’nın seçim yasaklarından bağışık olması ve seçim kurulları ile ilgili maddelerin teklif metninden çıkarılması istenirken 15 başlıkta değişiklik ve ek madde önergesi sunulacak.

Kaboğlu, CHP grubu olarak verecekleri 15 önerge içinde ilkinin 2008 yılında kaldırılan parmak boyasının yeniden getirilmesi olacağını  söyledi. “Bizim için önemli olan seçim güvenliği” diyen Kaboğlu, “Cumhurbaşkanı’nın seçim yasaklarından bağışık tutulması, il-ilçe seçim kurullarında değişiklik gibi saydığım hususlar seçim güvenliğini sorgulatan düzenlemeler. Çifte oy kullanılmasının önlenmesi için parmak boyasının yeniden getirilmesi talebi makul” değerlendirmesinde bulundu.

Kaboğlu, Komisyon’da gündeme getirecekleri diğer önerileri ise, “Mühürsüz oy pusulası zarflarının kabul edilmemesi, engellilerin tek başına oy kullanabilmesi için her türlü araç gerecin sandıkta bulundurulması ve teknik alt yapının hazırlanması, Cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimi pusulalarının ayrı zarflara konulması, yurt dışı seçim çevresi oluşturulması, yüzde 1 oy almış partilere Hazine yardımı yapılması” olarak sıraladı.

CHP Milletvekili Kaboğlu teklifin itirazlara rağmen bu haliyle yasalaşması durumunda hiç beklemeden hızla Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yapacaklarını da sözlerine ekledi.

Paylaşın

Seçim Güvenliği Platformu: Yeni Seçim Yasasıyla Suistimaller Artacak

Adil Seçim İçin Seçim Güvenliği Platformu, TBMM’ye sunulan Seçim Kanunu Teklifi ile ilgili yaptığı açıklamada “Zaten demokratik olmayan, eşit ve adil koşulları sağlamayan mevcut seçim sisteminde yapılacak bu değişiklikler var olan sorunları artıracaktır” dedi.

15 Mart’ta TBMM Başkanlığı’na sunulan “Milletvekili Seçimi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” ile halen yüzde 10 olan ülke seçim barajının yüzde 7’ye indirilmesi, cumhurbaşkanının seçim yasaklarından “muaf tutulması” ve ittifak içindeki partilerin milletvekili dağılımı hesaplanmasındaki değişiklikler gibi düzenlemeleri içeriyor.

Teklife dair ayrıntıları inceleyen Seçim Güvenliği Platformu, Adil Seçim Platformu’nun 2018 yılı raporunda yer alan Adil Seçim Matrisi ile kıyaslama yaptı.

Buna göre, o dönem tespit edilen 20 eşitsizlik alanında bir iyileştirme olmadığı gibi teklifin eşitsizlikleri daha da derinleştirdiği görüldü. Platform teklif ile demokratik bir seçimin gerçekleşmeyeceğini, eşit siyasi mücadelelerin imkansız hale geleceğini ve kamu kaynaklarının kullanımında suistimalin artacağını söyledi.

Bianet’te yer alan habere göre, açıklama şöyle:

“Aslında tümüyle kaldırılması gereken seçim barajının yüzde 7’ye düşürüleceği iddia edilmekte, ancak oy dağılımlarında ve milletvekilliği için oy hesaplamalarında tercih edilen sistem ile kimi illerde fiilen daha yüksek oranlı barajlar konulmuş olacak.

Düzenleme ile uygulamada birinci partiye yarayan sistem inşa edilerek ‘il barajları’ kurulmuş olacak, halkın iradesine ipotek konularak, verdiği oylar hesaplamalarla dağılıma dahil edilmeyecek. Böylece çok sayıda parti meclisten dışlanmış olacaktır.

Seçim listeleri

Seçmen listeleri oluşturulurken son bir yılın bilgilerinin esas alınması öngörülmektedir; dolayısıyla bu düzenlemeyle seçmenin seçim dönemi kayıtlı olması gereken sandığına gidememe durumu ortaya çıkacak ve böylece yurttaşların oy kullanma hakkı ihlal edilmiş olacaktır.

Mevsimlik işçiler, öğrenciler, iki adreste kalanlar, evsizler, sığınma evinde kalanlar, tayinle yer değiştirenler, yıl içinde iş değişikliği nedeniyle adres değiştirenler başta olmak üzere hareket halindeki yurttaşların seçime katılmaları zorlaşmış olacaktır. Böylece seçimler yoksullara kapanacaktır.

Ayrıca geçen seçim dönemlerinde seçmen kütüklerinde ve adres sisteminde yaşanan suistimaller ve usulsüzlükler hatırlanırsa bugün, bu düzenleme yasalaşırsa ne gibi sonuçlar yaşanacağını öngörmek zor değildir.

Parti teşkilatları için getirilmek istenen yeni kurallarla siyasi partilerin seçime katılmaları zorlaştırılıyor. İl ve İlçe Seçim Kurulları başkanları en kıdemli hakimlerden seçilirken Teklif, kura sistemini önererek liyakati ortadan kaldırıyor.

2018 seçimlerinde Cumhurbaşkanı’nın yetkisini aşarak seçimi adil olmaktan çıkardığını veriler ortaya koyuyordu. Son teklif ile ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine Uyum’ gerekçesi ile kanunun yürütülmesi yetkisi Cumhurbaşkanı’na veriliyor.

Ek olarak kamu kaynaklarının kullanılmasına dair seçim yasaklarının Cumhurbaşkanı’nı kapsamaması adaletsizliği derinleştirecek önemli bir düzenlemedir. Geçen seçim dönemlerinde seçim yasakları çiğnenerek, sınırsızca ve fiilen kullanılan kamu kaynaklarına yasal kılıf oluşturuluyor.

“Kapalı kapıların arkasında tartışılmasın”

Platform, teklifin bugün Anayasa Komisyonu’nda ardından da TBMM Genel Kurulu’nda görüşüleceğini hatırlatarak “Burada yapılan tartışmaların kamuoyu tarafından bilinmesi, izlenmesi ve hatta müdahil olunmasının yasama sürecini demokratikleştirdiğini, yokluğunun da otoriterliği beslediği açıktır” dedi ve bütün partilerin kendi seçmenini bu sürece dahil etmesinin, ilgi göstermesini sağlamasının “yasama sürecini güçlendirmesi” açısından önemini vurguladı.

Platform; komisyon çalışması, rapor ve genel kurul aşaması süreçlerini izleyeceğini, bu konuda elde ettiği bilgi ve değerlendirmeleri kamuoyunun aktif katılımı için paylaşacağını duyurarak açıklamayı şu sözlerle sonlandırdı:

“Yurttaşların beklentisi, demokratik, şeffaf, güvenli ve adaletli bir seçim ortamının sağlanması, halkın iradesinin sandığa eksiksiz yansımasıdır. Bu beklentinin gerçeğe dönüşmesinin yolu da beklemekten değil sürece dahil olmaktan ve mücadeleden geçmektedir.

Tüm siyasi partilerin, meslek örgütleri, demokratik kitle örgütleri, STK’lar ve sivil inisiyatiflerin bu sürecin izleyicisi değil mücadele odağı olacaklarına inanıyoruz.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan İktidara Çağrı: Seçim Sandığını Getirin

Şehit Aileleri ve Gaziler Buluşması’nın ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, iktidara çağrıda bulunarak, “Bu ülke için bizim de bir çabamız olsun’ diyorlarsa bir an önce seçim sandığını getirsinler” dedi.

Haber Merkezi / İktidarın bir avuç kişiye çalıştığını ve Londra’daki tefecilerle kur korumalı mevduat hesabı ile kaynakların aktarıldığını diğer taraftan vatandaşı net kuyruğunda beklediğini söyleyen Kılıçdaroğlu, asgari ücretin 6. ayda yeniden belirlenmesine yönelik tartışmalar hakkındaki soru üzerine de,” Orada da çok karışık şeyler söyleniyor. Güncellenmesi lazım zaten. Asgari ücret asgari ücret olmaktan çıktı. Açlık sınırının altında asgari ücret mi olur? Bari açlık sınır ücreti desinler, onun bile altına düştü. Hemen güncellenmesi lazım. Normali de bu” ifadelerini kullandı.

Hazine ve Maliye Bakan Nureddin Nebati’nin “Türk Lirası en düşük seviyede vatandaş rahat olsun” şeklindeki açıklaması sorulan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Matematiği galiba iyi değil. En düşük seviyede diyor. TL o seviyenin de altına inecek.  Görmüyor mu o kişi? Ekonomiden bu kadar kopuk, gerçeklerden bu kadar kopuk bir kişiyi hiç düşünemiyorum ama maalesef bunlar söylendiği zaman gülüp geçiyorum. Bunlar gerçekten de devleti yönetemiyorlar” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ayrıca, ‘Şehit Aileleri ve Gaziler Buluşması’nda açıklamalarda bulundu. Kılıçdaroğlu’nun burada yaptığı açıklamalarından öne çıkan bölümler ise şöyle;

“Şehitlerimiz ve aileleri için acaba siyaset kurumu bana göre elinden geleni yapmadı. Yapılması lazım. Şehidimiz elbette ki baş tacımızdır. Devlet töreni ile uğurluyoruz ama geride bir aile, evlatlar kalıyor. Aileye, evlatlara gerekli özeni gösteriyor muyuz? Bu konuda başarılı değiliz. Sorun, siyaset kurumunun olayları biraz sıcaklık geçtikten sonra zamana terk etmesi. Çok sayıda şehit ailemiz var. Zaman zaman yasalar çıkarıyoruz. Gazilerimiz var aynı şekilde. Yaşıyorlar ama bedenlerinden bir parça veriyorlar. Onların haklarını, hukuklarını gerçekten teslim ediyor muyuz?

Bir başka acı tablo daha. Şehit şehittir aralarında ayrımcılık olmaz. Gazi gazidir ayrımcılık olmaz. Bütün bunların tamamının belli bir çerçeve içinde ele alınıp sorunun çözülmesi lazım. Biz bunu yapabilirsek görevimizi yerine getirmiş oluruz. Ankara’da oturup kanun teklifi vermekle bu sorun çözülmez. Önce sorunu yaşayanı dinlemeniz lazım. Bugüne kadar pek çok kanun çıktı ama söylediğim yöntem izlenmediği için her seferinde çıkan kanunda bir eksiklik, yanlışlık oldu. Her çıkan kanun bir grubun sorununu çözerken diğer grupları mağdur etti. Bu konuda biz çaba harcadık. Hazırladığımız kanun teklifini bütün derneklere gönderdik. Kanun teklifimiz kabul etmedi ama arkasını bırakmış değiliz.

Şehitler ve gaziler için 8 maddelik çözüm paketi

Şehit aileleri, gaziler yakınıyor biliyorum. Şimdi size 8 maddeden oluşan bir çözüm paketi sunacağım. Bizim devlette bir muhatabımız yok diyorlar. Bizim bir merkezimin olması lazım diyorlar. Bunun için Şehit Yakınları ve Gaziler Yüksek Kurulu’nun kurulması lazım. O kurul görüşecek ve size cevap yazacak. Birinci nokta önce devletin içinde bağımsız çalışan bir kurumun oluşturulmasıdır.

İkincisi şehit yakınları ve gaziler arasında ayrımcılık var. Bunun kalkması lazım. Kore gazileri var. Kore’ye gittiler, bu ülke için. Üçüncü sınıf evlat muamelesi görüyoruz diyorlar. Ayrımcılık yaparsanız toplumu ayrıştırırsınız. Ayrımcılığa son veren kanun teklifini hazırladık. Parlamentoda reddedildi. Benim boynuma borçtur ben bunu yapacağım.

Alınan aylıklar var. 121 lira mı ne bir aylık veriyorlar bir polis şehidimizin ailesine verilen aylık. İnanır gibi değil. Anne ve babalara bağlanan aylıkların en düşük memur aylığına eşitlenmesi lazım. Bunun kural olarak uygulanması lazım. 18 yaşından büyük olan ve öğrenci olmayan şehit evlatları var. Şehidimiz, gazimiz var. Onların evlatları var. İşsiz ve biz onlara sahip çıkmıyoruz devlet olarak. Bu devletin ayıbıdır. Niye 1-2 kişi? Milyonlarca çalışan var devlette. Şehidimizin, gazilerimizin evlatları varsa ve işsizse devletin alıp istihdam etmesi lazım. Bu insanlar bu ülkenin bekası için mücadele ettiler.

Eğitim konusunda da, eğer 18 yaşından küçük çocuk okuyorsa eğitimin bütün süreçlerinde şehit yakınlarının ve gazilerin evlatlarının masraflarının devlet tarafından karşılanması lazım. Eğitim masrafı dediğiniz milyarlarca para değil. Gaziye bir protez vermişler bir süre sonra bozuluyor. Yenisini alacak 50 dereden su getiriyorlar. Bu insan gazi ya, sıradan bir insan değil. Bu ülkenin bayrağı, vatanı için mücadele etti. Bir devlet bu kadar çaresiz olamaz. O zaman devletin, ‘En iyi sağlık imkanlarını milletvekiline sağlanıyor aynı imkanı şehit yakınları ve gazilere de sağlamamız lazım’ demesi lazım. Benim sizden ricam bunları talep edin.

Başka bir acı olay daha var. Malul sayılmayan gaziler. Birine ‘tırnağında bir şey olursa gazi yapacağım’ diyorsunuz, öbürü vücudunda mermi taşıyor ‘Hayır sen gazi değilsin’ diyorlar. Niye değil? Bu işin objektif kuralını koymamız lazım.

Siyaset kurumunun günahı çok. Beşiktaş’ta terör saldırısı oldu 39’u polis 47 şehidimiz vardı. Kampanya açıldı paralar toplandı. Bir süre sonra bunlar unutuldu. Bu kardeşiniz unutmadı. Bir baktık paralar ödenmemiş. Bu siyaset kurumunun en büyük ayıplarından birisidir. Aynı şekilde 15 Temmuz gazileri için de paralar toplandı, vakıflar kuruldu. Vakfı bulamadık önce. Paralar nerede diye sorduk, hala paraların ne kadar olduğunu kimse bilmiyor. Siz dertlisiniz biliyorum ama ben de dertliyim. Çözeceğiz inşallah, birlikte çözeceğiz.

Ben helalleşmeden söz ettim. Artık kutuplaşmanın, kavga etmenin hiçbir faydası yok. Bu güzel ülkede hepimiz barış ve huzur içinde yaşayabiliriz. Kavga etmeden, ayrıştırmadan yapabiliriz. Herkesin huzur içinde yaşayabileceği bir Türkiye’yi inşa edebiliriz. Az önce masada sitem de dinledim. ‘CHP bugüne kadar bize yeterli ilgiyi göstermedi’ dediler. Haklılar. Her insanın hatası olduğu gibi her kurumun da hatası olabilir.”

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Akşener’den Erdoğan’a ‘200 Liracık’ Tepkisi

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 1915 Çanakkale Köprüsü’nün açılışı sırasında kullandığı ‘200 liracık’ ifadelerine sert tepki göstererek, “Çelişkiler insanı Bay Kriz eskiden ne diyordu hatırlıyor musunuz? ‘Bu köprüler, yollar, tüneller için devletin, yani milletin kesesinden beş kuruş çıkmıyor.’ Aynen böyle diyordu. Ama bu arkadaşımız daha nice konuda yaptığı gibi Çanakkale Köprüsü’nün açılışında yine kendi kendini yalanladı.” dedi.

Haber Merkezi / Akşener, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Köprünün geçiş ücretini, 200 ‘liracık’ olarak açıkladı. ‘Geçen, 200 ‘liracık’ verecek ama, üzerini de devlet olarak biz tamamlayacağız.’ dedi. Yani nihayet, gerçeği itiraf etti. Törene katılan vatandaşlarımız pahalı dese de zamanında emeklilerimize seyyanen zam yaparken, ‘iki yüüüüüüz’ lira diyerek büyüttüğü rakamı, köprü geçişinde 200 ‘liracık’ ilan etti. Vatandaşa verirken ‘liraaaaa’, vatandaştan alırken “liracık’… Asgari ücrete zam yaparken ‘liraaa’ Eeşe dosta yandaşa dağıtırken, 5’li çetenin vergi borcunu silerken ‘liracık’” ifadelerini kullandı.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın cuma hutbelerinde Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu lideri Mustafa Kemal Atatürk’ün isminin anılmamasına tepki gösteren Akşener, “Buradan, Diyanet yetkililerine seslenmek istiyorum: Küffara karşı, serden geçen aziz ecdadımıza, herkesten önce, sizin vefa göstermeniz gerekmez mi? Ay yıldızlı bayrağımız, Türk yurdunun üzerinde, ilelebet dalgalanabilsin diye göğsünü siper eden istiklal kahramanlarına, bir Fatiha’yı çok görmek, ayıp değil mi? Gazi Mustafa Kemal’in adını anmamak, her şeyden önce, mukaddesatımıza aykırı değil mi? Yazıklar olsun.” dedi.

İYİ Parti Lideri Akşener, Fransa’da bir grup yatırımcıya Türkiye’ye yatırım yaparken sorun yaşamaları durumunda “bürokrasiyi alaşağı etme güvencesi” veren Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’yi sert sözlerle eleştirdi. “Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihi boyunca böyle bir rezalet ve cıvıklık görmediğini” vurgulayan Akşener, “Neresinden bakarsanız bakın, içinde yaşadığımız bu ucube sistemin, ucubeliğinin bundan daha net bir ifadesi ve tarifi olamaz” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin grup toplantısında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu. Akşener’in açıklamalarından öne çıkan başlıklar şu şekilde:

“Gazi Mustafa Kemal’in adı bizzat kendisinin kurduğu Diyanet İşleri Başkanlığı’nın aklına gelmiyor. Hatta hutbelerde adını anmamak için adeta özel çaba harcanıyor. Gazi Mustafa Kemal’in adını anmamak her şeyden önce mukaddesatımıza aykırı değil mi, yazıklar olsun.

18 Mart gününde 1915 Çanakkale Köprüsü’nün açılışı yapıldı. Ülkemizde taş üstüne taş koyan herkesten razı olsun. Ancak biz bu taşın nasıl konulduğuyla da elbette ilgileniriz. İYİ Parti olarak, sıklıkla bir şeyin altını çiziyoruz: Diyoruz ki; ‘Biz projeye değil, ranta karşıyız.’ Çünkü o rant, devletin hazinesinden çıkıyor. Milletimizin helal parası, haramzadelerin cebine indiriliyor.

Çalışanlarımız, emeklilerimiz, esnafımız, çiftçilerimiz, milyonlarca vatandaşımız, pahalılıkla, yoklukla, yoksullukla mücadele ederken; Bay Kriz, proje görünümlü tezgahlar üzerinden, milyonlarca doları, rantın 5 atlısına, bir çırpıda ödüyor. Pandemide, vatandaşına iki yılda layık gördüğü nakit desteğin, kat be kat fazlasını, o rant çetesinin, tek bir üyesinin cebine, aynı gün koyuveriyor. İşte bizim karşı olduğumuz şey, bu soygundur. Bizim karşı olduğumuz şey, millet hazinesine el uzatılmasıdır. Bizim karşı olduğumuz şey, bu adaletsizlik, bu haksızlıktır.

Çelişkiler insanı Bay Kriz eskiden ‘Milletin kesesinden 5 kuruş çıkmıyor’ diyordu. Ama bu arkadaşımız daha nice konuda yaptığı gibi köprü açılışında kendi kendini yalanladı. Köprünün geçiş ücretini 200 liracık olarak açıkladı. ‘Vatandaş 200 liracık verecek ama üzerini de devlet olarak biz tamamlayacağız’ dedi. Nihayet gerçeği kendi sesinden itiraf etti. Törene katılan vatandaşlarımız pahalı dese de, zamanında emeklilerimize zam yaparken “iki yüz’ diye büyüttüğü rakamı köprü geçişinde ‘200 liracık’ ilan etti.

Vatandaşa verirken ‘liraaaaa’, vatandaştan alırken ‘liracık’… Asgari ücrete zam yaparken ‘liraaa’, eşe dosta yandaşa dağıtırken, 5’li çetenin vergi borcunu silerken ‘liracık.’

“O sandık gelecek”

Biz bu filmi daha önce de izledik, Osmangazi Köprüsü’nün durumu ortada. Biz milletin sesi oldukça onlar tiyatro diyor. Yalan mıymış, gerçek miymiş çok yakında görecekler. O sandık gelecek ve bu arkadaşlar neyin gerçek olduğunu acı bir şekilde görecekler.

İki yıldır Türkiye’yi karış karış geziyoruz. Geçen hafta Şile ve Aydın’daydık. İktidarın büyüme masalları ikisini de teğet geçmiş. Pastaneci kardeşim şeker bulamıyoruz diyor, aynısını Aydın’da da söylediler. Eczacı kardeşim ilaçlar bulunmuyor diyor, veresiye defterleri kabarıyor diyor. 4 aydır kirasını ödeyememiş şarküteri sahibi kardeşim nasıl ayakta kalacağını soruyor. Bu sorular sana Sayın Erdoğan. Bu insanlar çare arıyor, çile çekiyor!

Aydın’da da işsizlik, yoksulluk, pahalılık almış başını gitmiş. Bir anne ‘çare çare’ diyerek feryat ediyor. Kimine 5 yerden maaş gidiyor, benim çocuğum da delik ayakkabıyla geziyor, çocuğuma harçlık veremiyorum’ diyor.”

Değerli çiftçi kardeşlerim; Tohum, temeldir. Tohum, nesildir. Tohum, gelecektir. Ak Parti iktidarı; Ne tohumun, ne toprağın, ne de sizlerin kıymetini bilmiyor. Memleketimizin bolluğuna, bereketine, sizlerin çabasına, emeğine, alın terine, nankörlük ediyor.

Ama biz; Türkiye’nin kalkınmasında, sizlerin, ne kadar önemli olduğunuzu biliyoruz. Çalışmaktan nasırlanan ellerinizin, hak ettiği değeri görmediğini biliyoruz. Ama biraz daha sabredin, çok az kaldı!”

Ata’mızın vizyonu doğrultusunda, mutlu, huzurlu ve refah içinde yaşamanıza, inanın çok az kaldı!

İYİ Parti iktidarında; Atatürk Orman Çiftliği, Tarım Bilimleri Akademi’sinde, beraber çalışarak, hem yüksek katma değerli, hem de, yerli ve millî bir tarım üretimini, birlikte yapacağız. Yeniden, kendi kendine yetebilen bir Türkiye’yi birlikte inşa edeceğiz.

İşte bu yüzden biz; bastığımız toprağın da, kazandığımız değerlerin de, kurduğumuz devletin de, kıymetini çok iyi biliriz. Çünkü; biz bu topraklara, bu değerlere, ve bu devlete kavuşmak için; kadınıyla, erkeğiyle, yaşlısıyla, genciyle, kınalı kuzularıyla, Atamızın liderliğinde, hep birlikte mücadele verdik. Mücadelemizin ilk adımlarını da; Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri’nde başlattık. Bu cemiyetlerin adı, neden müdafaa-i hukuktu, biliyor musunuz? Çünkü; Cumhuriyetimizin kurucuları, kendi şahsi iktidarları için değil, Türk Milleti’nin egemenliğini diriltmek için çabaladılar.

Amaçları, öz yurtlarında işgalcilerin hukukunu değil, kendi yasalarını uygulamaktı. Bu yüzden, işgal güçlerine karşı, verilebilecek en mantıklı tepkiyi verip, önce bir meclis kurdular, sonra da, yasaları uygulayacak, bir siyasi iktidar inşa ettiler. En olağanüstü şartlarda bile, kanun devletinin sınırları dışına çıkmayıp, Ankara’da top sesleri duyulurken bile, istişare mekanizmalarını muhafaza ettiler.

Cumhuriyetin kurucu kadroları, hiçbir zaman ‘ben’ demedi, ‘Türkiye Cumhuriyeti’ dedi. Mustafa Kemal, hiçbir zaman ‘ben’ demedi, ‘Türkiye Cumhuriyeti, ilelebet payidar kalacaktır’ dedi. İşte o nedenle, devleti meydana getiren kanunlara, kurallara, kurumlara, büyük mesai harcadılar. Atatürk’ümüzün tabiriyle; yeni Türk devleti, kişinin ya da kişilerin değil, milletin devleti olacaktı. Bu devlet, en büyük gücünü; milletin ve memleketin birliğinden, yani Cumhuriyetimizden alacaktı.

Aziz milletim; Cumhuriyetle birlikte oluşan, devlet kurumsallığımızı, değerli bilim insanı, Şerif Mardin Hocamız; ‘Kişi otoritesine dayalı onur anlayışından, yasa ve kurallara dayalı onur anlayışına geçiş’ olarak tanımlar. Peki bugün geldiğimiz noktada, Ak Parti iktidarı, sizce hangi onur anlayışına sahip?

Bu sorunun cevabını, daha geçtiğimiz hafta, ekonomideki uzmanlığından ziyade, sitkom repliklerini andıran, abuk sabuk demeçleriyle öne çıkan, Nebati Bakan’ın bizzat kendisi verdi. Bu arkadaşımız ne dedi? ‘Bir problem mi yaşadınız? Rahat olun. Bize hemen ulaşırsınız. Bürokrasiyi alaşağı ederiz. Arkamızda Cumhurbaşkanımız var. Mevzuatı da değiştiririz.’

Üstelik bunu kime dedi? Yabancı yatırımcılara dedi. Türkiye Cumhuriyeti tarihi, böyle bir rezalet görmedi. Türkiye Cumhuriyeti tarihi, böyle bir cıvıklık görmedi. Türkiye Cumhuriyeti tarihi, böyle laubali bir yönetim anlayışına hiç rast gelmedi.

Maalesef artık bugün, Türkiye’de, ne modern bir devletten, ne de eşit vatandaşlıktan bahsedemeyiz. Bunun çok acı bir örneğine, geçtiğimiz günlerde Adana’da şahit olduk. Biliyorsunuz Sayın Erdoğan, başörtülü bacıları konusunda çok hassastır. Her fırsatta, başörtülü kadınlarımızın hakkından hukukundan bahseder. Biz sanıyorduk ki; Sayın Erdoğan için bu ülkenin tüm dindar kadınları birer kız kardeştir. Meğerse işin aslı öyle değilmiş… Meğerse; başörtülü olmak, dindar olmak, Müslüman olmak, Sayın Erdoğan’ın bacısı olmak için, yeterli bir kriter değilmiş. İşte biz Adana’da, tüm çarpıcılığıyla aslında bu gerçeği gördük.

Adana’da yaşananlar, bize gösterdi ki; Sayın Erdoğan’ın bacısı olmak için, başörtülü olmaktan önce, kendisine tabi olmak gerekliymiş. Yani asıl mesele, dindar olmak değil, yandaş olmakmış. Başörtülü kadınlarımızın hukuku, Ak Parti’ye oy verdikleri sürece kutsalmış… Yani; ‘Oyunu basarsan baş tacısın, itiraz edersen copu yersin’miş… Hey gidi hey… Yunus ne güzel söylemiş: ‘Zulm ile abad olanın, ahiri berbad olur.’ Bu ülkenin dindar kadınlarının, omuzlarında iktidara gelip, o kadınları, coplatarak iktidardan çekip gitmek… Şu ironiye bakar mısınız? Geçekten ibretlik.

Şahsi hırslarına kapılanların, hem kendi milletine, hem de diğer milletlere yaşattığı acıları, dünyanın her yerinde görüyoruz. Mesela Rusya’ya bakalım. Rusya’nın, tüm uluslararası hukuk normlarını hiçe sayarak, Ukrayna’ya yönelik, acımasız ve kanlı işgal girişimine bakalım. Putin’in, Çar olma hayali uğruna, Rusya’yı sürüklediği bataklığa bakalım. Kiev’in, 48 saat içinde düşmesini bekleyenler, neredeyse bir ayını dolduracak bir savaşın içindeler. Ukraynalılar, çok zor koşullarda gösterdikleri mücadeleyle; tüm dünyaya, iki temel tarihsel gerçeği hatırlatıyor.

Birinci gerçek; saldırgan, maddi açıdan ne kadar güçlü olursa olsun, bağımsızlığa inanan ve bu uğurda mücadele eden bir milletin, kaybetmesi mümkün değildir. Ukraynalıların mücadelesi, Rusya’yı, her geçen gün, batağa saplamaya devam ediyor. Bugün Ukrayna’da yaşanan şey, işte budur.

İkinci gerçek ise; devleti kendiyle eş gören bir tiranlığın; Akıl ve uzmanlık gereken konularda, mutlaka işleri batıracağıdır. Çünkü tiranların, gerçeklik algıları bozuktur. Çünkü tiranlıklarda, kimsenin gerçekleri söylemeye cesareti yoktur. Tiranların da zaten, o gerçeklere ihtiyacı yoktur. Onların; yalaka danışmanlara, partizan bürokratlara ihtiyaçları vardır. Bu yüzden de, ne kendi milletlerine, ne de insanlığa, yarar sağladıkları görülmemiştir.

Keza Putin de, bu yolda emin adımlarla yürüyor. Uluslararası yaptırımlar, Rusya’yı bir anda, onlarca yıl geriye götürdü. Âdeta dünyadan yalıtılmış, bir açık hava hapishanesine çevirdi. Binlerce insan, hayatını, işini ve memleketini kaybetti. Ne için? Bir kişinin Çar olma hayali için… Bugün Rusya’da, devlet aklının yerini, Putin’in ve etrafındaki oligark çetesinin menfaatleri aldı. Ve bugün Rus devleti, Putin ve arkadaşlarının elinde, her zamankinden daha güçsüz hâlde.

Çünkü Rusya; bir despotun, kişisel paranoyasını, millî güvenlik; servetini koruma arzusunu da, ulusal çıkar olarak tanımladı. Günün sonunda, kaybeden de, Rus milleti ve Rus devleti oldu. Manzara size de bir yerlerden tanıdık geliyor mu?

Elbette ki, göç politikasını da, bu kirli anlayıştan ayrı düşünemeyiz. Bugün ülkemizde, ciddi bir göç politikası sorunu var. Sakın ola, mevcut durumun, gelişi güzel, ve kontrolsüz bir şekilde, ortaya çıktığını düşünmeyin. Bugünkü tabloyu, bizzat Sayın Erdoğan istedi ve bizzat kendisi tasarladı. Her zaman olduğu gibi, yine, devletin, bütün kurumsal değerlerini ve hafızasını hiçe sayarak, bilerek ve isteyerek; Türkiye’nin göç politikasındaki felsefeyi, Türk Milleti dışındaki herkesi, memnun etmek üzerine kurdu.

“Doktorlarımız yurt dışına gitmeye zorlanıyor”

Bu politika, öncelikli olarak, ülkemizin kaynakları ile okuyan, başarılı ve nitelikli insanlarımızın, batı ülkelerine gönderilmesini hedefliyor. Milletimizin senelerdir, dişinden tırnağından arttırarak kurduğu, okullardan mezun olan, pırıl pırıl doktorlarımız, mühendislerimiz ve akademisyenlerimiz, bilinçli bir şekilde, yurt dışına gitmeye zorlanıyor. Bu muazzam insan kaynağından da, Batılı ülkeler ziyadesiyle faydalanıyor.

Yetişmesi için, tek kuruş ödemedikleri, doktorlarımızı, mühendislerimizi, yetişmiş gençlerimizi, kendi vatandaşlarının ve ekonomilerinin, hizmetine sunuyorlar. Diğer taraftan da; Nitelikli insan kaynağımız, ülkemizi terk ederken, olabildiğince vasıfsız bir iş gücü de, ülkemize akın ediyor, ve Bay Kriz’in kurduğu, kölelik sistemine dahil oluyor.

Ancak Ak Parti iktidarı, her konuda yaptığı gibi, bu konuyu da, asıl bağlamından çıkartıp; milli menfaatlerimiz gibi, rasyonel bir eksen yerine, sığınmacı nefreti ve sığınmacı sevgisi gibi, duygusal bir eksenden konuşturmak istiyor. Her zaman olduğu gibi, bu konuda da, kendi beceriksizliğini örtbas etmek için, yine bir kutuplaştırma alanı oluşturup, sonra da, işin içinden, elini yıkayıp çıkmak istiyor. Yani, yapay bir vicdan maskesiyle, beceriksizliğini örtmeye çalışıyor.

Hatta, bunu o kadar ileriye götürüyor ki; son derece haklı bir soruna, ve Hatay’ın geleceğine dair, önemli bir tehdide işaret eden, Büyükşehir Belediye başkanımız, Lütfü Savaş Bey hakkında, soruşturma açacak kadar da, kantarın topuzunu kaçırabiliyor.

Buradan iktidardakilere sesleniyorum: böyle konular, siyasi rant devşirilecek konular değildir. Kutuplaştırma siyaseti üzerinden, sığınmacı sorunundaki beceriksizliğini gizleyemezsiniz. Lütfü Başkan, görevinin getirdiği sorumlulukla, sizi işinizi yapmaya çağırdı. Bu kadar basit. Soruşturmalarla, baskıyla, iftirayla, Millet İttifakı olarak, gerçekleri söylememize engel olabileceğinizi sanıyorsanız, çok yanılıyorsunuz.

Biz, sığınmacılara vicdansızlık edilmesini istemiyoruz. Sığınmacılara karşı kullanılan, ayrıştırıcı ve düşmanca dilin karşısındayız. Düşmanca söylemler, ırkçı eylemler, sorun çözmekten acizlerin yöntemidir. Böyle yaklaşımlar, sorunun çözümünü değil, iktidarın vicdan perdesinin arkasına gizlenmesini kolaylaştır. Bir tarafta, ‘ensar’ diye diye, ülkeyi yol geçen hanına döndüren, Sayın Erdoğan var.

Diğer tarafta da; âdeta yabancı düşmanlığını körükleyen, bir orta çağ kafası var. Bu iki kirli zihniyet, Türkiye’nin önüne iki seçecek sunuyorlar. Ya vicdanlı olup, armut gibi bekleyeceksin. Ya da vicdansız olup, sığınmacılara söveceksin. Türkiye sığınmacı sorununu, işte bu iki sığ düşünce etrafında tartışsın istiyorlar. İYİ Parti olarak biz, vicdanın ardına sığınıp, sorunu çözümsüz bırakacak kadar basiretsiz değiliz.

Ancak sığınmacı düşmanlığı üzerinden, siyasi rant peşinde koşacak da değiliz. Biz, siyasi rant meraklılarınca Türkiye’ye dayatılan, bu sığ tartışma zeminini reddediyoruz. Burada asıl eleştirilmesi gereken; iktidarın göç politikası ve Türkiye’yi yarı sömürge hâline getirmeyi amaçladığı, çarpık stratejisidir.

Bu strateji rafa kalkmadan ve uygulanan göç politikası değiştirilmeden sonuç alamayız. Vicdan ile öfke arasına sıkıştırılmış bir tartışmanın, içine çekilmenin,manası da, milletimize herhangi bir faydası da yoktur.

Sayın Erdoğan! Her gün yoksullaştırdığın, mutsuzlaştırdığın, umutsuzlaştırdığın, aklın sıra, bir lokma ekmeğe muhtaç ederek, kendine kul edeceğini var saydığın, bu şerefli milletin tarihi; varlığına, birliğine, namusuna ve haysiyetine yapılmış, hakaretlere ve hareketlere karşı, edilen itirazların, verilen mücadelelerin, ve kazanılan zaferlerin tarihidir. Hiç kusura bakma, başaramayacaksın. Türkiye’yi içine soktuğun bu kurumsuzlaşma çukurundan, evelallah çekip çıkartacağız. Kurucu değerlerimizi hatırlayarak çıkartacağız. Atatürk’ün koyduğu vizyona, istiklal kahramanlarımızın o kutlu iradesine sarılarak çıkartacağız. Sen ve arkadaşların, istediğiniz kadar yıkmaya çalışın, biz milletimizle el ele, omuz omuza verip, Türkiye’yi düze çıkartacağız.

İYİ Parti iktidarında devlet; Bir kişinin değil, milletin idaresinde olacak. Toplumsal sözleşmemize, anayasamıza bağlı bir kurum olacak. Yani öyle kişiye göre, işine göre, anayasayı delmek, mümkün olmayacak. İYİ Parti iktidarında devlet; sahip olduğu güç ve yetkileri, tek bir elde toplamayacak. Kuvvetler ayrılığı, keskin ve net bir biçimde sağlanacak. Her fırsatta hor görülen, Milletin evi, Gazi Meclis’imiz, yeniden hak ettiği değerine kavuşacak.”

İYİ Parti iktidarında devlet; Anayasada belirlenen siyasi gücünün sınırlarını aşmayacak. Hukukun üstünlüğünden, asla taviz vermeyecek. Yani İstanbul Sözleşmesi gibi, uluslararası sözleşmelerden, bir gece ansızın çıkamayacak.

İYİ Parti iktidarında devlet; ekonomideki yetki ve sınırlarını aşamayacak.Yani kafasına göre, hazineyi rekor borçlara sokamayacak.

İYİ Parti iktidarında devlet; piyasa ekonomisinin işleyişine, ancak gerektiğinde, ve sınırlı olarak müdahil olacak. Yani Merkez Bankası’nı kukla gibi oynatamayacak.

İYİ Parti iktidarında devlet; yönetimi açık ve şeffaf bir şekilde yürütecek. Yani milletimiz, vergilerinin nereye gittiğini bilecek. Devlet ile millet arasına, ticari sırlar giremeyecek.

İYİ Parti iktidarında devlet; Sorumlu ve sosyal devlet bilinciyle hareket edecek. Yani sadece yardıma muhtaç vatandaşlarını korumayı değil, Vatandaşını yardıma muhtaç bırakmamayı da benimseyecek. Yoksulluğu yöneten değil, yoksullukla mücadele eden bir anlayış, yeniden hakim olacak. Üstelik, öyle uzak bir gelecekten de bahsetmiyorum.

Kimse merak etmesin, çok az kaldı. İYİ Parti şafağı, artık ufukta görünüyor. İktidarı şimdiden uyarıyorum; Vaziyet alın, biz geliyoruz! Sorun çıkartan değil, sorun çözen siyaset anlayışımızla geliyoruz! Ayırarak, kutuplaştırarak değil, Milletimizle el ele, kol kola, hep beraber geliyoruz! Siz tüm çirkinliklerinizle, tıpış tıpış giderken;

Biz; ruhumuzda Cumhuriyetimizin izleri, kalbimizde Ata’mızın sözleri, omzumuzda milletimizin dertleriyle, güçlü, zengin ve mutlu bir Türkiye için geliyoruz!”

Paylaşın

Türkiye, AB’nin Stratejik Pusulası’na Neden Tepki Gösterdi?

Türkiye, Avrupa Birliği’nin (AB) 21 Mart gecesi onaylayarak kamuoyuna duyurduğu “Güvenlik ve Savunma için Stratejik Pusula” metnine tepki gösterdi. Genel olarak AB’nin kendi güvenliği ile ilgili çalışma yapmasına karşı çıkmayan Ankara, metinde Doğu Akdeniz ile ilgili anlaşmazlığa Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti bakış açısıyla değinilmesine, NATO üyesi olmasına karşın güvenlik işbirliğinin sığ bir yaklaşımla ele alınmasına ve tam üyelik adayı değil ortak olarak bahsedilmesini eleştirdi.

AB, çalışmalarını uzun süredir yürüttüğü ve Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasının ardından üzerinde değişiklikler yaparak tamamladığı Stratejik Pusula metnini 21 Mart’ta onayladı ve kamuoyuna ilan etti.

Avrupa’nın güvenliği için AB’nin kendi öz kaynaklarıyla atılacak adımları ve değişen güvenlik vizyonunu somutlayan belge özellikle Ukrayna savaşına atıfta bulunarak, AB ülkelerinin başta NATO ortaklarıyla beraber Avrupa’da barışın tesisi için görülmemiş bir çaba içinde olduğunu vurguladı.

AB, Stratejik Pusula sayesinde üye ülkelerin karşı karşıya kaldığı tehditler ve sınamaları birlikte değerlendirme, güvenlik ve savunma alanında daha da uyumlu hareket etme, birliğin ve AB vatandaşlarının güvenliği açısından yeni yollar ve yöntemleri belirleme ve bu alanlarda ilerleme için açık hedefleri tespit etme amaçlarına ulaşmayı hedefliyor.

Bu amaçlara ulaşmak için de “eylem, güvenlik, yatırım ve ortaklar” başlığıyla dört kısımdan oluşan bir politika uygulayacağını kayda geçiren AB, özellikle kısa vadede 5,000 kişilik AB Acil Müdahale Kapasitesi geliştirmeyi ve Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası kapsamındaki misyonlarını etkinleştirmeyi içeren somut adımları da atacağını belirtiyor.

Türkiye’yi ilgilendiren kısım “ortaklar” başlığında. Metinde AB’ye aday ülke olarak bahsedilmeyen Türkiye, sadece ortaklar kısmında yer alıyor. “Ortak tehditler ve sınamalara karşı ortaklarımızla işbirliğimizi güçlendirmeliyiz” vurgusunun yapıldığı metnin giriş bölümünde “ABD, Norveç, Kanada, Birleşik Krallık ve Japonya gibi aynı değerlerin ve çıkarların paylaşıldığı ortaklarla işbirliğinin artırılması” hedefi kaydediliyor.

Böylece Türkiye AB tarafından, kendisi gibi NATO üyesi olup da AB’de yer almayan Avrupalı ülkeler Norveç ve Birleşik Krallık’tan dışlanıp ayrı bir kategoriye konuyor. Ankara da bu durum dışlayıcı bir tavır olarak görülüyor.

Doğu Akdeniz

47 sayfalık Stratejik Pusula, Türkiye’den iki yerde bahsediyor. İlki “Stratejik Çevremiz” başlıklı bölümün Doğu Akdeniz ile ilgili kısmında. Özellikle 2019 ve 2020 senelerinde Türkiye ile Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti arasında Doğu Akdeniz’de yaşanan deniz yetkilendirme alanlarına ilişkin gerilimin olduğu gibi kaldığını, bunun da AB üye ülkelerin egemenlik haklarına dönük provokatif ve tek taraflı eylemlerden kaynaklandığını belirten Stratejik Pusula, Türkiye’yi düzensiz göçü bir araç olarak kullanmakla da suçluyor.

Metin, “İyi komşuluk ilkesi doğrultusunda istikrarlı ve güvenli bir ortamın yanı sıra işbirliğine ve karşılıklı yarara dayalı bir ilişkinin sağlanması hem AB’nin hem de Türkiye’nin çıkarınadır,” ifadelerini kullanıyor.

Türkiye’nin Dışişleri Bakanlığı açıklaması aracılığıyla gösterdiği tepkinin ana kaynağı da bu ifadeler. Bakanlık’tan yapılan yazılı açıklamada, metnin Doğu Akdeniz bölümünün Yunanistan ve Kıbrıs tarafından AB’ye dikte ettirildiği görüşü belirtilirken, pusulanın bu haliyle “uluslararası hukuka, teamüle ve hatta AB’nin kendi müktesebatına aykırı ve gerçeklikten kopuk olduğu” kaydedildi.

Ankara: AB çözümlerin değil sorunların parçası olacak

Açıklamada, “Bu anlayışla doğru yönü göstermekten şaşarak ‘pusula’ olmaktan çıkan belgeyi ‘stratejik’ olarak görebilmek de güçtür. Bu belgenin AB’yi Doğu Akdeniz’de, çözümlerin değil, sorunların parçası yapacağı ve doğru stratejilere taşımayacağı aşikardır” değerlendirmesi de yapıldı.

Ankara bu paragrafın tamamen Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından metne konduğunu düşünüyor, Brüksel’in bunu engellemeden metne yansıtmasını stratejik değil politik bir yansıma olarak görüyor ve AB’yi dar bakışına sahip olmakla suçluyor. AB’nin Yunanistan’ın AB metinlerine de giren mültecileri geri itme eylemlerini göz ardı ederek Türkiye’yi düzensiz göçmenleri kullandığını iddia etmesi de Ankara’nın tepki gösterdiği ifadeler arasında.

İkinci referans: Ortaklarla ilişki

Türkiye’nin metinde ikinci kez kullanıldığı bölüm, ortaklarla kurulacak işbirliği bölümünde. Metinde şu ifadelere yer veriliyor: “CSDP (Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası) misyon ve operasyonlarına katkıda bulunan Türkiye ile ortak çıkar alanlarında işbirliği yapmaya devam edeceğiz. Karşılıklı yarar sağlayan bir ortaklık geliştirmeye bağlıyız ancak bu, Türkiye’nin 25 Mart 2021 tarihli AB Konseyi açıklamasına uygun olarak, işbirliği yolunda ilerlemek, sürekli gerilimi azaltmak ve AB endişelerini ele almak için Türkiye’nin vereceği eşit taahhüdü gerektiriyor.”

AB’nin dile getirdiği Mart 2021 tarihli AB toplantısı deklarasyonu, genel olarak Türkiye ile AB arasında yaşanan Doğu Akdeniz bunalımının konunu muhataplarınca diyalog yoluyla ele alınmasını içeriyor ve gerilimin tekrar etmemesi koşuluna bağlı olarak Türkiye ile belirlenen pozitif gündemin yaşama geçirilebileceği mesajını veriyor.

Stratejik amaçlar için geliştirilen bu metne Yunanistan ve Kıbrıs’ın mevcut konjonktürde Türkiye ile yaşadıkları sorunu tek taraflı bir dille aktarılması da Ankara’nın tepki gösterdiği unsurlar arasında.

NATO ortaklığı vurgulanmadı

Ankara’nın tepki gösterdiği bir başka unsur ise Türkiye’ye ve temsil ettiği bölgesel ve kurumsal kimliğe yeterince vurgu yapılmaması. Bu durum Dışişleri’nce yapılan açıklamaya, “Son günlerde yaşanan gelişmeler göz önüne alındığında, belgenin gerçekleri ve doğruları bu şekilde ıskalamış olması ve tam üyelik adayı olan bir NATO Müttefikini bu denli sığ bir bakışla ele alması AB için bir vizyonsuzluk ve talihsizliktir” ifadeleriyle yansıdı.

Son günlerde yaşanan gelişmelerden Ukrayna’da Rusya’nın işgaliyle başlayan savaşı kasteden Ankara, AB Stratejik Pusulası’nın bu durumu dikkati alarak yazması beklentisindeydi.

Metnin yazılım sürecinde ve özellikle Ukrayna krizinin patlamasından sonra AB ile temaslarını artıran Türkiye’nin, Stratejik Pusula’da kullanılacak ifadelerin daha yapıcı olması ve günlük siyasi gerilimi yansıtmama beklentisini dile getirdiği kaydediliyor.

NATO’ya alternatif değil, tamamlayıcı

AB’nin tüm bu çabalarına karşın kendi güvenliğini NATO’suz karşılayamayacağının metinde yer alması ve AB’nin güvenlik açısından yaptıklarının NATO’ya alternatif değil tamamlayıcı olduğu ifadesine yer verilmesine dikkat çekiliyor. İsveç, Finlandiya ve Avusturya gibi üyeleri dışında hemen hepsi NATO üyesi olan AB ülkeleri, NATO-AB işbirliğinin daha da geliştirilmesini ve ittifakın askeri kapasitesinden yararlanmak istiyor.

Ancak bunun tam ve etkin uygulanması için başta Türkiye olmak üzere AB üyesi olmayan müttefiklerle daha kapsamlı bir ortaklık kurmak durumundalar. Kıbrıs sorununun çözülememiş olması, Ege’de Türk-Yunan anlaşmazlığının sürüyor olması, AB-NATO işbirliğinin istenilen şekilde gelişmesine engel olmaya devam ediyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

TÜİK Açıkladı: İşsizlik Yüzde 12’ye Geriledi

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2021’in işgücü istatistiklerini yayımladı. Açıklanan verilere göre 15 ve daha yukarı yaştaki kişilerde işsiz sayısı 2020’ye oranla 121 bin kişi azaldı ve 3 milyon 919 bin kişi oldu. 

İşsizlik oranı 1,1 puanlık azalışla yüzde 12 seviyesine geriledi. İşsizlik oranı erkeklerde yüzde 10,7 olurken kadınlarda yüzde 14,7 olarak tahmin edildi.

TÜİK’in ‘atıl iş gücü’ olarak tanımladığı geniş tanımlı işsizlik oranı ise, bir önceki yıla göre 1 puan azalarak yüzde 24,4 oldu. İstihdam edilenlerin sayısı 2020’ye oranla 2 milyon 102 bin kişi artarak 28 milyon 797 bin kişiye yükseldi.

İstihdamda yüzdesel artış 2,5 puan olarak ölçüldü ve yüzde 45,2 oldu. Bu oran erkeklerde yüzde 62,8 iken kadınlarda yüzde 28 olarak gerçekleşti.

İşgücü de 2021’de bir önceki yıla göre 1 milyon 981 bin kişi artarak 32 milyon 716 bin kişiye yükseldi. İşgücüne katılma oranı 2,3 puanlık artışla yüzde 51,4 olarak ölçüldü. İşgücüne katılma oranı erkeklerde yüzde 70,3, kadınlarda yüzde 32,8 oldu.

İşsizlik verilerindeki iyileşmede, koronavirüs salgınının etkisinin 2020’ye göre daha hafiflemesi rol oynadı.

Genç nüfusta işsizlik yüzde 22,6

15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı 2021’de bir önceki yıla göre 2,3 puan azalarak yüzde 22,6 oldu. Bu yaş grubunda işsizlik oranı; erkeklerde yüzde 19,4, kadınlarda ise yüzde 28,7 olarak tahmin edildi.

İstihdamın yüzde 55,3’ü hizmet sektöründe yer aldı

İstihdam edilenlerin yüzde 17,2’si tarım, yüzde 21,3’ü sanayi, yüzde 6,2’si inşaat, yüzde 55,3’ü ise hizmet sektöründe yer aldı. Bir önceki yıl ile karşılaştırıldığında sanayi sektörünün istihdam edilenler içindeki payı 0,8 puan, inşaat sektörünün payı 0,4 puan artarken, tarım sektörünün payı 0,5 puan, hizmet sektörünün payı 0,6 puan azaldı.

2021’de 4 milyon 948 bin kişi tarım sektöründe, 6 milyon 143 bin kişi sanayi sektöründe, 1 milyon 777 bin kişi inşaat sektöründe, 15 milyon 928 bin kişi hizmet sektöründe istihdam edildi.

Bir önceki yıl ile karşılaştırıldığında istihdam edilenlerin sayısı tarım sektöründe 211 bin, sanayi sektöründe 661 bin, inşaat sektöründe 231 bin, hizmet sektöründe 998 bin kişi arttı.

Bölgesel istatistikler

İşsizlik oranı en yüksek bölge yüzde 29,8 ile TRC3 (Mardin, Batman, Şırnak, Siirt) iken, işsizlik oranı en düşük bölge yüzde 5,8 ile TR82 (Kastamonu, Çankırı, Sinop) oldu.

En yüksek istihdam oranı yüzde 52 ile TR21 (Tekirdağ, Edirne, Kırklareli) Bölgesi’nde gerçekleşti. En düşük istihdam oranı ise yüzde 29,9 ile TRC3 (Mardin, Batman, Şırnak, Siirt) Bölgesi’nde oldu.

En yüksek işgücüne katılma oranı yüzde 57,3 ile TR21 (Tekirdağ, Edirne, Kırklareli) Bölgesi’nde gerçekleşti. En düşük işgücüne katılma oranı ise yüzde 40,6 ile TRC2 (Şanlıurfa, Diyarbakır) Bölgesi’nde oldu.

Paylaşın

Çocuklarda Beslenme İhtiyaçları (5-10 Yaş)

Çocuklar, sağlıklı büyümeyi sürdürmeyi teşvik etmek ve enerji ihtiyaçlarını karşılamak için dikkatli bir şekilde beslenmelidir. Beslenmenin yanında bol su içmenin yanı sıra fiziksel egzersiz teşvik edilmelidir. Çocuk, mümkünse her gün en az bir saat dışarıda koşmalı ve oynamalıdır.

Haber Merkezi / Küçük çocuklar son derece aktiftir, ancak her seferinde az yerler. Tam tahıllı tahıllar, tam yağlı süt veya soya sütü, bitkisel yağlar, meyveler (iki porsiyon) ve haşlanmış, fırınlanmış, buharda pişirilmiş veya sotelenmiş sebzeler gibi karbonhidratlar çok sayıda yüksek enerjili gıda almalıdırlar. Biraz tereyağı da enerji ihtiyaçları için yardımcı olur. 5-10 yaş arası çocuklar, yemeklerinden günde yaklaşık 1.500 ila 2.000 kaloriye ihtiyaç duyarlar.

Yiyecek seçimi

Yiyecekler, beş yiyecek grubunun her birinden, miktarı çocuğun yaşına, fiziksel büyümesine ve aktivite düzeyine bağlı olarak seçilmelidir.

  • Sebzeler: Yapraklı ve yapraksız, farklı türden bol renkli sebze, bir porsiyon yarım bardak pişmiş sebze veya bakliyat ve bir bardak çiğ salata: Her gün 5-6 porsiyon meyve ve sebze sunulmalıdır.
  • Meyveler; Bir porsiyon, bir orta boy parça veya bir fincan şekersiz doğranmış/konserve meyve, erik gibi iki küçük meyve veya yeteri düzeyde kuru meyve.
  • Ekmek, makarna, yulaf ve un gibi tam tahıllar; Bir porsiyon ekmek dilimi/çörek/çörek veya yarım fincan pişmiş tahıl, makarna veya pirinç; günde 4-6 porsiyon
  • Yağsız et, kümes hayvanları, yumurta ve balık, soya peyniri, kabuklu yemişler ve tohumlar ve baklagiller (bezelye, fasulye ve bakliyat) gibi proteinler; Bir porsiyon yaklaşık 100 gr çiğ et/balık, iki yumurta, 170 gr tofu, ¾ fincan pişmiş baklagiller: günde 1-2 porsiyon
  • Lor ve peynir dahil süt/süt ürünleri mükemmel sağlıklı yağ ve protein kaynaklarıdır; Tek porsiyon 40 gr peynir, bir fincan süt veya soya sütü (ikincisi kalsiyum ilavelidir), 200 gr yoğurt; günde 2-4 porsiyon
  • Lif, kabızlığı önlemede ve tokluk hissini arttırmada mükemmeldir, ancak fazlası ters etki yapar.

Bütün çocuklara bol su verilmelidir. Süt, sabah ve ikindi çayına katkı olarak kullanılabilir. Atıştırmalıklar, lezzetli humuslu veya domates ketçaplı (şeker veya tuz eklenmemiş) az miktarda taze kesilmiş, parlak renkli sebze çubukları gibi çekici ve besleyici olmalıdır.

Çocuklara yönelik tüm yiyecekler, çok fazla sıcak veya baharat olmadan mükemmel hijyen ve lezzet ile hazırlanmalı ve saklanmalıdır. İsteğe bağlı gıdalar diyete sadece ara sıra ve küçük miktarlarda eklenmelidir. Bunlar, kekler, tatlılar ve işlenmiş gıdalar gibi gereksiz doymuş yağ, şeker ve tuz kaynaklarını içerir.

Sağlıklı beslenme alışkanlıkları nasıl teşvik edilir?

  • Ailece birlikte yemek yemek
  • Çocukların büyük kardeşleri ve ebeveynleri örnek almalarına yardımcı olmak için mümkün olduğunca sık tüm bu gruplardan yiyeceklerin tadını çıkarmak
  • Market alışverişi sırasında sağlıklı renkli meyveler, sebzeler ve sağlıklı et veya diğer yiyecekleri seçmelerine yardımcı olmaları için onları teşvik etmek
  • Özellikle sebze ve bakliyat grubundan yemeklerin hazırlanmasına yardımcı olmaları
  • Çok fazla lif ve besin içeren, kolayca yenilebilir ve çekici görünen lezzetli çorbalar ve et suları hazırlamak
  • Meyve suyu ve çiğneme yerine meyve ve soda veya diğer şekerli içecekler yerine soğuk su stoklamak
  • Güne güzel bir kahvaltıyla başlamak
  • Gıdaların nasıl yetiştirildiği ve yerel pazara nasıl ulaştığı hakkında ilginç bilgiler paylaşmak
  • Günde en az bir saat yemeklerden önce veya öğünler arasında açık havada aktif oyun oynamayı veya çalışmayı teşvik edin

Çocuklar için vejetaryen diyetleri

Vejetaryen zevklere sahip bir aile, ailedeki çocukların beslenmesinin fiziksel ve zihinsel büyüme ve gelişmeyi desteklemek için yeterli olduğundan emin olmalıdır. Sağlıklı kemik ve beyin gelişimini desteklemek için yeterli enerji, demir ve diğer temel mineral ve vitaminleri sağlamalıdır.

A, E ve D vitaminleri gibi yağda çözünen besinlerin emilimini sağlamak için sağlıklı kaynaklardan elde edilen yağlar bulunmalıdır. Süt ve süt ürünleri veya soya sütü ve soya ürünleri, baklagiller gibi diyetin günlük bir parçası olmalıdır. .

Her öğün bir porsiyon mercimek, kuruyemiş veya kuru fasulye, nohut, humus, fındık ezmesi ve köri gibi diğer baklagil proteinlerini içermelidir. İyi sindirimi kolaylaştırmak ve bağırsak gazı oluşumunu azaltmak için bakliyatların tamamen pişirilmesi gerekir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır.

Paylaşın

Diyabetik Diyet Nedir?

Obezite ve özellikle tip 2 diyabet (şeker hastalığı) her ikisinin de kökleri sağlıksız, kalori bakımından zengin beslenmenin sonuçlarındandır. Diyet planlaması ve sağlıklı dengeli beslenme bu nedenle bu iki durum için tedavinin önemli bir parçasını oluşturur.

Haber Merkezi / Şeker hastalarında ilk beslenme stratejisindeki temel öncül, diyetteki yağları, özellikle doymuş yağları ve trans yağları, kolesterolü ve ayrıca sodyumu azaltmaktır. Diyete ek olarak fiziksel aktivite arttırılmalıdır.

Vücut ağırlığının %5-10’u kadar hafif ila orta kilo kaybı hedefi, bu hastalarda diyabet kontrolünü iyileştirebilir. Bu nedenle diyabetli hastalara, diyabeti iyileştirmek için kalori alımını 250 ila 500 kcal/gün arasında orta derecede azaltmaları ve düzenli egzersiz yaparak enerji harcamasını artırmaları tavsiye edilir.

Diyabet hastaları için önerilen diyet bileşimi

Proteinler

Protein alımının, tüm popülasyonlarda tüketilen toplam günlük kalorinin %15 ila %20’sini oluşturması önerilir. Aynı öneriler diyabetli hastalar için de geçerlidir. Böbrek fonksiyonu normal ise, normal protein alımı değiştirilmemelidir. Bununla birlikte, günlük toplam kalorinin %20’sinin üzerindeki protein alımı, böbrek hastalığının gelişimini hızlandırabilir.

Yağlar

Diyabet ve obezite, kalp hastalığı ve felç ile ilişkilidir. Bu nedenle diyetteki yağın azaltılması çok önemlidir. Diyabetli bir kişinin doymuş yağ oranı düşük gıdaları seçmesi ve ara sıra çoklu doymamış yağ içeren gıdaları ve tekli doymamış yağ oranı yüksek gıdaları daha sık alması gerekir.

Doymuş yağlar etlerde, yüksek yağlı süt ürünlerinde, hindistancevizi ve hurma yağında vb. bulunur. Bu yağlar genellikle oda sıcaklığında katıdır ve yüksek düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL) ve kolesterol düzeylerinden sorumludur.

Trans yağlar ayrıca HDL’yi iyi kolesterolü düşürür. Trans yağ içeren yiyecekler arasında margarin, fıstık ezmesi, katı yağ, kurabiye vb.

Çoklu doymamış yağlar kalp için sağlıklıdır. Ölçülü olarak yenildiğinde kolesterol seviyelerini düşürebilirler. Çoklu doymamış yağlar mısır, soya fasulyesi, aspir yağı gibi bitkisel yağlarda ve somon, uskumru, ringa balığı ve alabalık gibi yağlı balıklarda bulunur.

Tekli doymamış yağlar da LDL kolesterolü düşürdüğü için kalbe iyi gelir. Bu gıdalar kanola yağı, ceviz yağı, zeytinyağı, avokado, zeytin, fındık, fıstık yağı vb.

Omega-3 Yağ Asitleri, çeşitli sağlık yararları olan en iyi çoklu doymamış yağ türlerinden biridir. Bunlar balık ve balık yağlarında bulunur ve kalbi korur ve diyabetik bireylerde insülin direncini azaltır.

Üç tür omega-3 yağ asidi vardır:

  • Alfalinolenik asit (ALA); Bitki kaynaklarında bulunur
  • Eikosapentaenoik asit (EPA); Somon, sardalye, uskumru ve ringa balığı gibi yağlı soğuk su balıklarında bulunur.
  • Dokosaheksaenoik asit (DHA); Balık ve deniz hayvanlarında ve ceviz gibi sert kabuklu yemişlerde bulunur

Diyabetli kişiler için toplam yağ alımı , toplam kalorinin %20 ila %35’i kadar olmalıdır. Doymuş yağ toplam kalorinin %7’sinden azıyla, çoklu doymamış yağ toplam kalorinin %10’undan azı ve tekli doymamış yağ toplam kalorinin %20’sinden azıyla sınırlandırılmalıdır. Diyet kolesterolü günde 200 mg’dan az olmalıdır.

Lif

Lifler, her 1000 kalori için en az 14 gram veya yetişkin kadınlar için 25 gram ve yetişkin erkekler için 38 gram seviyelerinde önerilir. Bunun 10 ila 25 g/gün’ü çözünür lif kaynaklarından gelmelidir. İyi çözünür lif kaynakları arasında yulaf, meyveler, sebzeler, pirinç kepeği, pişmiş fasulye ve psilyum tohumları bulunur.

Karbonhidratlar

Karbonhidratlar en önemli enerji kaynaklarından biridir. Ekmek, pirinç, tahıllar, tahıllar, meyveler ve nişastalarda bulunurlar. Karbonhidratlar, vücut için yakıt sağlayan glikoza parçalanır.

Karbonhidratlar kan şekerini yükseltir. Bu, insülin, ilaçlar ve fiziksel aktivite ile diyabetik bireylerde karbonhidratların dengelenmesi gerektiği anlamına gelir. Karbonhidratlar düzenlenirken, kaloriler ölçülü olarak tavsiye edilir.

Sakarin, aspartam, asesülfam potasyum (K), sukraloz ve neotam gibi besleyici olmayan tatlandırıcıların hamile kadınlar da dahil olmak üzere diyabetli kişilerde dengeli beslenmeyle birlikte kullanımını onayladı. Sakarin, plasentayı geçebileceği için hamile kadınlar için uygun değildir.

Glisemik indeks, karbonhidrat içeren bir gıdanın kan dolaşımındaki glikoza ne kadar hızlı sindirileceğini sıralayan bir ölçektir (0-100). Düşük GI gıdalar yavaş yavaş parçalanırken, yüksek GI gıdalar hızla glikoza parçalanır.

Alkol sınırlandırılmalı

Günlük alım, kadınlar için günde bir veya daha az içecek ve erkekler için günde iki veya daha az olarak tanımlanan ılımlı bir miktarla sınırlandırılmalıdır. Karışık içecekler kan şekerini yükseltebilir ve sınırlandırılmalıdır.

Paylaşın

Elmanın Sağlığa Faydaları Nelerdir?

Elma, kardiyovasküler hastalık (CVD) riskinin azalmasıyla bağlantılı birkaç bileşen içerir. Elma, sağlıklı lipid ve glikoz seviyelerinin korunması üzerinde gelişmiş vasküler fonksiyon da dahil olmak üzere insan vücudunda faydalı etkiler göstermiştir.

Haber Merkezi / Elma, yaygın olarak bulunması nedeniyle dünya çapında en çok tüketilen ikinci meyvedir. Elmanın kardiyovasküler koruyucu etkisi, gelişmiş vasküler fonksiyon ve düşük kan basıncı dahil olmak üzere çeşitli parametreler aracılığıyla gerçekleştirilir. Ayrıca, elmanın polifenoller ve lifin bir sonucu olarak anti-inflamatuar ve anti-hiperglisemik etkiler gösterdiği gösterilmiştir.

Elmada bulunan bileşikler

Elma 85:14 oranında su ve karbonhidrat içerir. Bu karbonhidratlar hem lifi hem de şekeri (ağırlıklı olarak fruktoz olan) içerir. Liften 100 gr elma 2.2 gr toplam lif içerir (1.5 gr çözünmez ve 0.7 çözünür).

Elma ayrıca mineraller ve polifenollerin yanı sıra vitaminler, özellikle de C vitamini ve E vitamini açısından zengindir. Elmada bulunan baskın mineral potasyumdur.

Elma bütün meyve olarak tüketilebileceği gibi elma suyu, fermente elma şarabı ve elma sirkesi gibi elma ürünleri olarak da tüketilebilir. Özellikle, elma suyu, berrak elma suyundan daha yüksek şeker içeriği ve daha yüksek pektin ve polifenol içeriği içerir. Ancak meyve suyu, bütün elmalara kıyasla daha az pektin ve polifenil içerir.

Ek bir ürün olan elma posası, elma suyu üretiminin bir yan ürünüdür. Posa lif bakımından zengindir ve gıda endüstrisinde daha önce atık olarak görülen üretim bileşenlerinin geri dönüştürülmesine yönelik artan bir eğilim nedeniyle artan bir şekilde polifenoller üretilir.

Lif

Elmadaki toplam lifin yaklaşık %70’i çözünmez, ağırlıklı olarak selüloz ve hemiselülozdur. Geriye kalan %30, ağırlıklı olarak pektin olan çözünür liflerdir. Pektin, bitkilerin hücre duvarında bulunan karmaşık bir polisakkarittir. Pektinler üst gastrointestinal sistemde metabolize edilemez ve bu nedenle bağırsak mikrobiyotasına bir tür probiyotik takviyesi sağlar.

Pektinin yararlı etkileri arasında kolesterol azalması, glikoz emilimin azalması ve kısa zincirli yağ asitlerinin (SCFA’lar) gastrointestinal konsantrasyonunda artış yer alır. Ayrıca fenolik bileşikler hem selüloza hem de pektine bağlanarak kovalent eter, karbon-karbon ve ester bağları oluşturabilir. Bu kovalent bağlar, çözünmeyen bağlı fenoliklerin oluşumunu sağlar.

Elmanın lif içeriği vücutta bir anti-inflamatuar etki üretebilir. İnsan müdahale çalışmalarının bir meta-analizinde, diyet lifi tüketiminin artması, C reaktif protein (CRP) seviyesindeki bir düşüşün kronik inflamasyonun bir biyobelirteç olduğunu bildirmiştir. Ayrıca, kolonda SCFA’ların üretimi, proinflamatuar enzim indüksiyonunda rol oynayan bir transkripsiyon faktörü olan nükleer faktör-kappa B’yi (NF-KB) inhibe eder.

Bu anti-inflamatuar etkiler, bağırsak geçirgenliğini ve dolayısıyla lipopolisakkaritlerin (LPS) alımını azaltan prebiyotik lifin varlığı ile şiddetlenebilir. LPS, gram negatif bakteriler tarafından üretilen ve güçlü bir bağışıklık tepkisi üretebilen güçlü bir antijen görevi gören bir endotoksindir . Polifenollerle sinerji içindeki lifin, elmaların toplu anti-inflamatuar özelliklerinden sorumlu olduğuna inanılmaktadır.

Elma, glikoz emilim oranında istatistiksel olarak anlamlı gecikmeler üreterek tip 2 diyabet geliştirme riskini azaltabilir . Bu, günde birden fazla elma tüketiminin, hiç elma tüketmeyenlere göre tip 2 diyabet riskinin %28 oranında azalmasıyla ilişkili olduğunu gösteren 38.000 ve 18 kadın üzerinde yapılan gözlemsel bir çalışmada gösterilmiştir.

Bu bulguyu destekleyen diğer çalışmalar, doğada hayvan ve hücre kültürü temellidir. Elmada bulunan polifenollerin, yani quercetin-3- O – rhamnoside, phloridzin ve 5-caffeoylquinic asitin, glikoz taşıyıcılarının aktivitesini inhibe ettiği gösterilmiştir.

Polifenoller

Polifenoller açısından zengin gıdaların KVH riskini azalttığı gösterilmiştir. Epidemiyolojik çalışmalar, yüksek polifenol alımı ile KVH riskinin azalması arasında bir ilişki olduğunu göstermiştir. Tipik olarak, polifenoller gıdalarda glikosile edilmiş formlarında bulunur; bununla birlikte, konjugasyon içermeyen bileşikler de mevcuttur. Bunlar aglikonlar olarak bilinir. Polifenollerin en geniş araştırma sınıfı flavonoidlerdir.

Elma kabuğu, ete göre daha fazla oranda flavonoid içerir. Bu, kabuğun meyveyi zararlı ultraviyole ışığından ve patojenlerden koruduğu gerçeğine atfedilir.

Flavanoidler çoğunlukla kabukta bulunur ve şunları içerir: prosiyanidinler, kateşin, epikateşin, florizin ve kersetin glikozitleri. Elmalar ayrıca hidroksibenzoik ve hidroksisinamik asitler (klorojenik asit gibi) içerir. Bu polifenoller (pektin ile sinerji içinde), özellikle kardiyovasküler sistemde serbest radikal hasarına karşı koruma sağlamanın yanı sıra kolesterol düşürücü bir etki üretir.

Taze elma, elma şarabı veya elma takviyelerinin alımını inceleyen müdahale çalışmaları, kolesterolün düşürülmesiyle ilgili olarak çeşitli sonuçlar göstermiştir. Bu, hiçbir etkiden toplam dolaşımdaki kolesterolde hafif bir azalmaya kadar değişir. Bununla birlikte, beş klinik çalışmanın sistematik bir incelemesi, insanlarda çeşitli kardiyovasküler parametrelerde tutarlı bir iyileşme buldu.

Bunlar, taze veya kurutulmuş elmanın bir sonucu olarak azalan trigliserit ve LDL kolesterolü içeriyordu. Özellikle, elma suyu tüketiminin ardından aynı etki görülmedi.

Polifenoller ayrıca kesin anti-inflamatuar etkiler. Kanıtlar, elma alımının düşük CRP seviyeleri ile ilişkili olduğunu göstermektedir. Prosiyanidin ve floretin polifenollerinin anti-inflamatuar aktivite gösterdiği gösterilmiştir; spesifik olarak, proinflamatuar molekülleri yöneten genlerin transkripsiyona dayalı inhibitörleri olarak işlev görebilirler. Ayrıca prosiyanidinler, NF-KB’nin güçlü inhibitörleridir.

Çalışmalar, polifenol bakımından zengin gıdalar ile bağırsak mikrobiyotası arasında karşılıklı bir ilişki olduğunu kaydetti. Diyet polifenollerinin, Bacteroidetes’in büyümesini desteklerken, Firmicutes bakteri türünün büyümesini baskıladığı kanıtlanmıştır.

Firmicutes ve Bacteroidetes arasındaki oran tipik olarak bağırsak sağlığı için bir belirteç olarak kullanılır. Elma posasının, SCFA’ların üretimini artırarak ve bağırsak pH’ını artırarak, zararlı patojenlerin çoğalmasını engellerken yararlı mikrobiyotanın büyümesini destekleyerek sıçanlarda bağırsak sağlığını iyileştirdiği gösterilmiştir.

Polifenoller ayrıca disbiyozun (sindirim bozukluklarına yol açan bağırsak bakteri dengesizlikleri) önlenmesinde de rol oynar. Özellikle polifenil kersetin’in Firmicutes/Bacteroidetes oranını azalttığı ve diyete bağlı obezite (Erysipelotrichaceae, Bacillus, Eubacterium cylindroides) ile ilgili bakteri türlerinin büyümesini engellediği gösterilmiştir. Ayrıca, patojenik Escherichia coli  biyofilmleri, iltihaplanmayan bir molekül olarak da işlev gören floretin tarafından engellenir.

Elmanın tansiyon ve damar fonksiyonu üzerindeki etkileri

Hipertansiyon, KVH için bir risk faktörüdür ve birçok çalışma, flavonoid açısından zengin gıdaların hipertansiyon ve ardından KVH riskini azaltmada rol oynadığını göstermiştir. Hipertansiyonun nedensel mekanizmasının, genellikle bir vazodilatör olan biyoyararlı nitrik oksitte (NO) bir azalmanın neden olduğu endotelyal disfonksiyon olduğu düşünülmektedir.

Genel olarak, flavonoidler açısından zengin elma tüketiminin diyastolik kan basıncını düşürdüğü gösterilmiştir. Bu özellikle flavonoid epikateşin için geçerlidir.

Elma tüketimi, tüm nedenlere bağlı ölüm, kardiyovasküler hastalık, tip 2 diyabet (ve diğer metabolizma ile ilgili durumlar) riskinde azalma ile ilişkilendirilmiştir. Bütün elma tüketiminin vasküler fonksiyonu iyileştirdiği, özellikle sistolik kan basıncını düşürdüğü ve kolesterol seviyelerini düşürdüğü gösterilmiş olsa da, elma suyu gibi diğer formlardaki elmaların olumsuz etkilerle ilişkilendirildiğini belirtmek önemlidir. Bunun nedeni yüksek fruktoz, düşük lif içeriğidir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır.

Paylaşın