UEFA Uluslar Ligi: A Milli Erkek Futbol Takımı, İtalya Deplasmanında 3-1 Kaybetti

UEFA Uluslar A Ligi 1. Grup’taki dördüncü maçında A Millî Erkek Futbol Takımı, İtalya ile karşı karşıya geldi. Bolonya’daki Renato Dall’Ara Stadyumu’nda oynanan mücadeleyi İtalya 3-1 kazandı.

Karşılaşmanın ilk golü 26. dakikada geldi. Giovanni Di Lorenzo’nun sağ kanattan yaptığı ortada penaltı noktası üzerinde topla buluşan Gianluca Scamacca, yaptığı vuruşla İtalya’yı 1-0 öne geçirdi.

İlk yarının kalan bölümünde A Millî Erkek Futbol Takımı, Salih Özcan ve Yunus Akgün ile gol fırsatları yakaladı. Ancak İtalya kalecisi Gianluigi Donnarumma’nın kurtarışları sonucunda başka gol olmadı ve ilk yarı 1-0 tamamlandı.

A Millî Erkek Futbol Takımı, ikinci yarının 61. dakikasında beraberliği sağladı. Yunus Akgün’ün pasıyla sağ çaprazda topla buluşan Zeki Çelik, meşin yuvarlağı ceza sahasına çevirdi. Pozisyonun devamında topu önünde bulan Aral Şimşir, yaptığı vuruşla skoru 1-1’e getirdi.

İtalya, beraberlik golünden üç dakika sonra yeniden öne geçti. 64. dakikada Nicolò Barella’nın kullandığı serbest vuruşta arka direkte yükselen Riccardo Calafiori, kafa vuruşuyla topu ağlara gönderdi ve skor 2-1 oldu.

Karşılaşmanın son bölümünde A Millî Erkek Futbol Takımı, Salih Özcan ile beraberlik golüne yaklaştı ancak Donnarumma bu pozisyonda gole izin vermedi.

İtalya, 87. dakikada üçüncü golü buldu. Alessandro Romano’nun pasında kale önünde topla buluşan Francesco Pio Esposito, yaptığı vuruşla skoru 3-1’e taşıdı.

Kalan dakikalarda başka gol olmayınca İtalya karşılaşmadan 3-1 galip ayrıldı.

Paylaşın

Üretici Enflasyonu Yüzde 27,38

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Eylül 2026 dönemine ilişkin Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) verilerini açıkladı. Yurt içi üretici fiyatları eylülde bir önceki aya göre yüzde 2,07 artarken, yıllık artış yüzde 27,38 olarak gerçekleşti.

Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE), Eylül 2026’da üretici fiyatlarındaki artışın sürdüğünü ortaya koydu. TÜİK verilerine göre endeks, bir önceki aya kıyasla yüzde 2,07 yükseldi. Yİ-ÜFE, geçen yılın aralık ayına göre yüzde 23,38, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 27,38, on iki aylık ortalamalara göre ise yüzde 27,81 arttı.

Sanayinin dört ana sektöründeki yıllık değişimlere bakıldığında en yüksek artış madencilik ve taş ocakçılığı sektöründe görüldü. Sektörde üretici fiyatları yıllık bazda yüzde 34,15 arttı.

Madencilik ve taş ocakçılığını yüzde 29,70 ile su temini, yüzde 29,09 ile imalat ve yüzde 8,67 ile elektrik, gaz üretimi ve dağıtımı izledi.

Veriler, sanayinin temel sektörlerinde üretici fiyatlarının yıllık bazda yüksek seyrini koruduğunu gösterdi.

Sektörlerin aylık değişimleri incelendiğinde ise eylül ayında imalat fiyatlarındaki yüzde 2,32’lik artış dikkat çekti. Elektrik, gaz üretimi ve dağıtımı fiyatları yüzde 0,97, su temini fiyatları yüzde 1,83 yükseldi.

Madencilik ve taş ocakçılığında ise diğer sektörlerden farklı olarak fiyatlar aylık bazda yüzde 0,78 geriledi.

Ana sanayi grupları içerisinde en yüksek aylık artış ise enerjide gerçekleşti. Enerji fiyatları eylülde yüzde 3,55 yükseldi. Enerjiyi yüzde 2,04 ile ara malları, yüzde 1,59 ile dayanıksız tüketim malları, yüzde 1,54 ile dayanıklı tüketim malları ve yüzde 1,47 ile sermaye malları takip etti.

Yıllık bazda enerjide yüzde 30,82 artış

Ana sanayi gruplarının yıllık değişimleri de üretim maliyetlerindeki baskının sürdüğüne işaret etti.

Eylül ayında enerjide yıllık fiyat artışı yüzde 30,82 olurken, ara mallarında yüzde 28,11, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 26,97, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 25,97 ve sermaye mallarında yüzde 21,55 artış kaydedildi.

Yıllık verilerde en yüksek artış enerji grubunda görülürken, en düşük artış sermaye mallarında gerçekleşti.

Eylül verileri, üretici fiyatlarında hem aylık hem de yıllık bazda artışın devam ettiğini ortaya koydu. Özellikle enerji ve imalat fiyatlarındaki yükseliş, üretim maliyetlerinin seyri açısından önem taşıyor.

Üretici fiyatlarında yaşanan değişimler, firmaların maliyetleri ve ilerleyen dönemlerde tüketici fiyatları üzerindeki olası etkileri açısından ekonomi gündeminin önemli göstergeleri arasında yer alıyor.

TÜİK’in açıkladığı Eylül 2026 verileriyle birlikte Yİ-ÜFE’nin yıllık artışı yüzde 27,38 seviyesinde gerçekleşirken, on iki aylık ortalamalara göre artış da yüzde 27,81 oldu.

Paylaşın

Enflasyonda TÜİK Ve ENAG Farkı: Rakamlar Yine Aynı Noktada Buluşmadı

Türkiye’de enflasyon gündeminin yakından takip edilen TÜİK ve ENAG, Eylül verilerini açıkladı. TÜİK yıllık enflasyonu yüzde 29,73 olarak hesaplarken, ENAG’ın yıllık enflasyon verisi yüzde 46,61 oldu. İki kurumun yıllık enflasyon rakamları arasındaki fark 16,88 puana ulaştı.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Eylül 2026 dönemine ilişkin Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) verilerini 5 Ekim Pazartesi günü açıkladı. Buna göre tüketici fiyatları eylülde bir önceki aya göre yüzde 1,84 arttı. Yıllık enflasyon ise yüzde 29,73 olarak gerçekleşti. Böylece yıllık enflasyon, Kasım 2021’den bu yana ilk kez yüzde 30 seviyesinin altına geriledi.

TÜİK verilerine göre tüketici fiyatları 2026 yılının başından bu yana yüzde 24,32 yükselirken, 12 aylık ortalamalara göre artış yüzde 31,49 oldu. Bu oran, ekim ayında yenilenecek kira sözleşmeleri açısından da önem taşıyor. Mevcut uygulama kapsamında konut ve çatılı işyerleri için kira artışında esas alınan 12 aylık TÜFE ortalaması yüzde 31,49 olarak gerçekleşti.

Eylül ayında yıllık enflasyonun ana harcama gruplarındaki görünümünde özellikle konut ve ulaştırma kalemleri öne çıktı.

TÜİK verilerine göre konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlar grubunda yıllık fiyat artışı yüzde 39,99 oldu. Ulaştırmada yıllık artış yüzde 35,10, gıda ve alkolsüz içeceklerde ise yüzde 27,62 olarak kaydedildi.

Aylık bazda ise gıda ve alkolsüz içecek fiyatları yüzde 0,20 geriledi. Buna karşılık ulaştırma grubunda fiyatlar yüzde 2,79, konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlar grubunda yüzde 2,71 arttı.

Üretici fiyatlarında da artış sürdü. Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) eylülde aylık yüzde 2,07, yıllık yüzde 27,38 arttı.

ENAG’ın hesabı daha yüksek

TÜİK verilerinin ardından gözler bağımsız Enflasyon Araştırma Grubu’nun (ENAG) açıkladığı E-TÜFE rakamlarına çevrildi.

ENAG, Eylül 2026 döneminde tüketici fiyatlarının bir önceki aya göre yüzde 2,10 arttığını açıkladı. ENAG’ın hesaplamasına göre son 12 aylık enflasyon ise yüzde 46,61 oldu.

Böylece iki kurumun aylık enflasyon hesabı birbirine yakın seyrederken, yıllık enflasyon hesaplamalarında belirgin bir ayrışma ortaya çıktı.

TÜİK ENAG
Eylül aylık enflasyon    %1,84    %2,10
Yıllık enflasyon    %29,73    %46,61
Yıllık fark    16,88 puan

ENAG’ın yıllık enflasyon göstergesi TÜİK’in açıkladığı oranın yaklaşık 1,57 katı seviyesinde gerçekleşti.

Eylül enflasyonuna ilişkin piyasa beklentileri de açıklama öncesinde yakından izleniyordu. AA Finans’ın 20 ekonomistin katılımıyla gerçekleştirdiği ankette aylık enflasyon beklentisi yüzde 2,18, yıllık enflasyon beklentisi ise yüzde 29,66 seviyesindeydi.

TÜİK’in açıkladığı yüzde 1,84’lük aylık artış, piyasa beklentisinin altında kaldı. Yıllık enflasyon ise yüzde 29,73 ile beklentinin sınırlı üzerinde gerçekleşti.

Enflasyonda iki farklı tablo

5 Ekim’de açıklanan veriler, Türkiye’de enflasyonun seyrine ilişkin iki farklı tabloyu yeniden gündeme getirdi. TÜİK’in resmi tüketici enflasyonu yıllık bazda yüzde 30’un altına gerilerken, ENAG’ın hesapladığı yıllık oran yüzde 46,61 seviyesinde bulunuyor.

Öte yandan İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO) verilerine göre İstanbul’da perakende fiyatlar eylül ayında aylık yüzde 2,11, yıllık yüzde 33,55 arttı. Böylece TÜİK, ENAG ve İTO tarafından açıklanan göstergeler arasında da belirgin farklılıklar oluştu.

Enflasyon verilerindeki bu ayrışma; ücretler, kira artışları, emekli ve memur maaşları ile para politikasının geleceğine ilişkin tartışmaların da önümüzdeki dönemde ekonomi gündeminin başlıkları arasında kalacağını gösteriyor.

Paylaşın

Soma’daki Maden Kazasında Can Kaybı 5’e Yükseldi

Manisa’nın Soma ilçesinde bir maden ocağında meydana gelen göçükte 3 işçinin daha cansız bedenine ulaşılmasıyla hayatını kaybeden madencilerin sayısı 5’e yükseldi. Kazadan 2 işçi yaralı olarak kurtarılırken, olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

Manisa’nın Soma ilçesinde faaliyet gösteren bir maden işletmesinde 1 Ekim’de meydana göçüğün ardından başlatılan arama-kurtarma çalışmalarında 3 işçinin daha cansız bedenine ulaşıldı. Böylece kazada hayatını kaybeden işçi sayısı 5 oldu.

Hayatını kaybeden işçilerin Ramazan İnce, İsa Olcay ve Ömer Karakaya olduğu bildirildi. Daha önce ise Halit Ersay ve Kerim Ören’in cansız bedenlerine ulaşılmıştı.

AFAD’ın açıklamasına göre, göçükte mahsur kalan 7 madencinin tamamına ulaşıldı.

Çalışmalara AFAD, itfaiye, jandarma, emniyet, UMKE, 112 Acil Sağlık, Kızılay, Aile ve Sosyal Hizmetler Müdürlüğü, belediye ve tahlisiye ekiplerinden toplam 756 personel ile 76 araç katıldı. İzmir İl AFAD Müdürlüğünden gönderilen toprak altı ve enkaz görüntüleme ekipleri de çalışmalara destek verdi.

Göçükten sağ çıkarılan iki işçiden birinin tedavisinin tamamlanmasının ardından taburcu edildiği, diğer işçinin ise hastanedeki tedavisinin sürdüğü belirtildi.

Soruşturma başlatıldı

Kazanın ardından olayın nedeninin belirlenmesine yönelik adli ve idari süreç de başlatıldı. Adalet Bakanı Akın Gürlek, Soma Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde 3 Cumhuriyet savcısının görevlendirildiğini açıkladı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan da göçüğün nedenlerinin araştırılması amacıyla SGK tarafından bir başmüfettiş görevlendirildiğini bildirdi.

Paylaşın

UEFA Uluslar Ligi: A Milli Erkek Futbol Takımı, Belçika’ya 3-0 Mağlup Oldu

UEFA Uluslar A Ligi 1. Grup’taki üçüncü maçında A Millî Erkek Futbol Takımı, Belçika ile karşılaştı. Liège kentindeki Maurice Dufrasne Stadyumu’nda oynanan karşılaşmayı Belçika 3-0 kazandı.

Belçika, 10. dakikada Kevin De Bruyne’nin attığı golle 1-0 öne geçti. Ceza yayı civarında topla buluşan De Bruyne, yaptığı vuruşla meşin yuvarlağı ağlara gönderdi.

A Millî Erkek Futbol Takımı, 19. dakikada beraberlik golüne yaklaştı. Arda Güler’in kullandığı serbest vuruşta Abdülkerim Bardakcı’nın kafa vuruşu direğin yanından auta çıktı. İlk yarının son bölümünde Merih Demiral ile de bir gol fırsatı yakalayan A Millî Erkek Futbol Takımı, bu pozisyondan sonuç alamadı. İlk yarı Belçika’nın 1-0 üstünlüğüyle tamamlandı.

İkinci yarıda Yunus Akgün’ün oyuna dahil olmasıyla birlikte A Millî Erkek Futbol Takımı rakip kalede pozisyonlar üretmeye devam etti. Ancak 60. dakikada Belçika farkı ikiye çıkardı. Ceza sahası dışından seken topa vuran Kevin De Bruyne, kendisinin ikinci, takımının üçüncü golünü kaydetti ve skor 2-0 oldu.

Belçika, 76. dakikada üçüncü golü buldu. Oyuna sonradan giren Romelu Lukaku, altıpas üzerindeki vuruşuyla topu ağlara gönderdi.

Karşılaşmada başka gol olmayınca Belçika sahadan 3-0 galip ayrıldı.

Paylaşın

Otomotiv Pazarı Yılın İlk Dokuz Ayında Yüzde 13,4 Daraldı

Türkiye otomobil ve hafif ticari araç toplam pazarı, yılın ilk dokuz ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 13,39 daralarak 803 bin 465 adet oldu. Eylül ayında ise toplam pazar yüzde 24,33 küçüldü.

Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği (ODMD), 2026 yılı Eylül ayı ve Ocak-Eylül dönemine ilişkin otomotiv pazar verilerini açıkladı.

Buna göre Türkiye otomobil ve hafif ticari araç toplam pazarı, yılın ilk dokuz ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 13,39 daralarak 803 bin 465 adet oldu. Eylül ayında ise toplam pazar yüzde 24,33 küçüldü.

ODMD’nin açıkladığı verilere göre, 2026 yılının Ocak-Eylül döneminde otomobil satışları geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 15,45 azalarak 627 bin 977 adede geriledi. Hafif ticari araç pazarı da yüzde 5,12 daralarak 175 bin 488 adet olarak gerçekleşti.

Eylül ayında ise otomobil ve hafif ticari araç satışlarındaki gerileme daha belirgin oldu. Toplam pazar, 2025 yılının Eylül ayına göre yüzde 24,33 küçülerek 83 bin 469 adet seviyesine indi. Bu dönemde otomobil satışları yüzde 27,80 azalarak 63 bin 736 adet olurken, hafif ticari araç satışları yüzde 10,42 düşüşle 19 bin 733 adet olarak kaydedildi.

Eylül ayındaki daralmaya rağmen pazar, uzun dönem ortalamalarıyla karşılaştırıldığında daha farklı bir tablo ortaya koydu. Otomobil ve hafif ticari araç toplam pazarı, beş yıllık Eylül ayı ortalama satışlarına göre yüzde 0,8 arttı.

Otomobil pazarı beş yıllık ortalamaya göre yüzde 1,9 gerilerken, hafif ticari araç pazarı yüzde 10,7 yükseldi. On yıllık Eylül ayı ortalamalarıyla karşılaştırıldığında ise toplam pazar yüzde 17,8, otomobil pazarı yüzde 15,1 ve hafif ticari araç pazarı yüzde 27,5 artış gösterdi.

Ocak-Eylül döneminde otomobil pazarında A, B ve C segmentlerindeki araçların toplam payı yüzde 84,7 oldu. Vergi oranları daha düşük olan bu segmentler, otomobil tercihinde ağırlığını korudu.

C segmenti otomobiller 352 bin 589 adet satışla toplam pazardan yüzde 56,1 pay alarak ilk sırada yer aldı. B segmenti otomobiller ise 177 bin 786 adet satış ve yüzde 28,3 payla ikinci sırada bulundu.

Gövde tiplerine göre otomobil satışlarında SUV modellerin üstünlüğü devam etti. SUV otomobiller, 415 bin 909 adet satışla toplam otomobil pazarının yüzde 66,2’sini oluşturdu.

SUV modelleri 125 bin 20 adet ve yüzde 19,9 payla sedan otomobiller, 83 bin 83 adet ve yüzde 13,2 payla hatchback (H/B) otomobiller takip etti.

Motor tipine göre otomobil satışlarında benzinli modeller 258 bin 453 adetle yüzde 41,2 pay alarak ilk sırada yer aldı.

Hibrit otomobiller 204 bin 956 adet satışla yüzde 32,6 paya ulaşırken, elektrikli otomobiller 121 bin 79 adet satış ve yüzde 19,3 payla üçüncü sırada yer aldı. Dizel otomobiller 34 bin 520 adetle yüzde 5,5, otogazlı otomobiller ise 8 bin 969 adetle yüzde 1,4 pay aldı.

Elektrikli otomobillerde motor gücüne göre de farklılaşma görüldü. 160 kW altındaki elektrikli otomobillerin satışları yüzde 7,9 artarak toplam pazarda yüzde 17 paya ulaşırken, 160 kW üzerindeki elektrikli otomobillerin satışları yüzde 59 geriledi ve bu araçların pazar payı yüzde 2,3 oldu.

Motor hacmine göre otomobil pazarında 1400 cc altındaki araçların satışları yüzde 31 azalırken, bu araçların toplam pazardaki payı yüzde 26,7 oldu.

1400-1600 cc aralığındaki otomobillerin satışları yüzde 16,6 gerileyerek yüzde 20,5 pay aldı. 1600-2000 cc aralığındaki otomobillerin satışları yüzde 5,5 artarken pazar payı yüzde 0,7 olarak gerçekleşti. 2000 cc üzerindeki otomobillerde ise satışlar yüzde 11,6 artmasına rağmen bu grubun pazar payı yüzde 0,2’de kaldı.

Otomobil pazarında otomatik şanzıman tercihi de dikkat çekici seviyeye ulaştı. Ocak-Eylül döneminde satılan otomobillerin 610 bin 177’si otomatik şanzımanlı olurken, bu araçların toplam satışlardaki payı yüzde 97,2 olarak gerçekleşti.

Manuel şanzımanlı otomobillerin satışı ise 17 bin 800 adetle yüzde 2,8 payda kaldı.

Hafif ticari araç pazarında ise van gövde tipi açık ara en çok tercih edilen araç türü oldu. Van modelleri 133 bin 449 adet satışla pazarın yüzde 76’sını oluşturdu.

Kamyonetler 16 bin 508 adet satış ve yüzde 9,4 payla ikinci sırada yer aldı.

Paylaşın

Türkiye’de Yapay Zeka Kullanımı Bir Yılda İki Katına Çıktı

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2026 Yapay Zeka İstatistikleri, Türkiye’de yapay zeka kullanımının hem bireylerde hem de girişimlerde hızla yaygınlaştığını ortaya koydu. Üretken yapay zeka kullanan bireylerin oranı bir yılda yüzde 19,2’den yüzde 37,6’ya yükselirken, yapay zeka kullanan girişimlerin oranı yüzde 14’e ulaştı.

TÜİK, yapay zeka teknolojilerinin bireyler ve girişimler tarafından kullanımındaki gelişmeleri ortaya koymak amacıyla hazırladığı 2026 yılı Yapay Zeka İstatistikleri’ni açıkladı. Araştırma, bireyler için 16-74 yaş grubunu, girişimler için ise 10 ve daha fazla çalışanı bulunan işletmeleri kapsıyor.

Veriler, yapay zeka kullanımının son bir yılda önemli ölçüde arttığını gösterdi. Üretken yapay zeka kullandığını belirten bireylerin oranı 2025 yılında yüzde 19,2 iken, 2026 yılında yüzde 37,6’ya yükseldi. Girişimlerde ise herhangi bir yapay zeka teknolojisini kullandığını belirtenlerin oranı yüzde 7,5’ten yüzde 14’e çıktı.

Yapay zeka kullanımında yaş grupları arasındaki fark dikkat çekti. 2026 yılında üretken yapay zeka kullananların oranı 16-24 yaş grubunda yüzde 64,9 ile en yüksek seviyeye ulaştı. Bu grubu yüzde 55,7 ile 25-34 yaş grubu ve yüzde 38,1 ile 35-44 yaş grubu izledi.

Cinsiyete göre bakıldığında ise kadınların yapay zeka kullanım oranı erkeklerin önüne geçti. Kadınların yüzde 38,1’i yapay zeka kullandığını belirtirken, erkeklerde bu oran yüzde 37,2 olarak kaydedildi.

TÜİK verileri, eğitim düzeyi ile yapay zeka kullanımı arasında da belirgin bir fark olduğunu ortaya koydu.

2026 yılında yapay zeka kullanım oranı yükseköğretim mezunlarında yüzde 62,7 ile en yüksek seviyede gerçekleşti. Yükseköğretim mezunlarını yüzde 45,4 ile lise veya mesleki lise mezunları, yüzde 35,5 ile ilköğretim veya ortaokul mezunları takip etti. İlkokul mezunlarında ise yapay zeka kullanım oranı yüzde 8,5 oldu.

Yapay zeka kullanan bireylerin büyük bölümü bu teknolojilerden özel amaçlarla yararlanıyor. Kullanıcıların yüzde 86,4’ü yapay zekayı özel amaçlarla kullandığını belirtirken, yüzde 37,3’ü mesleki amaçlarla, yüzde 32,6’sı ise örgün eğitim amacıyla kullandığını ifade etti.

Cinsiyet bazında incelendiğinde, kadınların özel amaçlı kullanım oranı yüzde 86,8, mesleki kullanım oranı yüzde 31,2 ve örgün eğitim amaçlı kullanım oranı yüzde 36,1 oldu. Erkeklerde ise bu oranlar sırasıyla yüzde 86,0, yüzde 43,2 ve yüzde 29,1 olarak gerçekleşti.

Girişimlerde yapay zeka kullanımı da son yıllarda belirgin biçimde arttı. 2021 yılında yapay zeka kullanan girişimlerin oranı yüzde 2,7 iken, 2026 yılında bu oran yüzde 14’e yükseldi.

Çalışan sayısına göre incelendiğinde, büyük işletmelerde yapay zeka kullanımının daha yüksek olduğu görüldü. 2026 yılında 10-49 çalışanı bulunan girişimlerin yüzde 12,8’i yapay zeka kullanırken, bu oran 50-249 çalışanı olan girişimlerde yüzde 17,0, 250 ve üzeri çalışanı bulunan girişimlerde ise yüzde 37,1 oldu.

2021 yılında aynı oranlar sırasıyla yüzde 2,3, yüzde 3,6 ve yüzde 9,6 seviyesindeydi.

Ekonomik faaliyet gruplarına göre yapay zeka kullanımı incelendiğinde, en yüksek oran yüzde 63,7 ile “telekomünikasyon, programlama ve bilişim” faaliyetlerinde görüldü.

Bu sektörü yüzde 57,1 ile “yayımcılık, radyo-TV ve içerik” faaliyetleri ve yüzde 32,4 ile “bilgisayarların ve iletişim araç ve gereçlerinin onarımı” faaliyetleri izledi.

Yapay zeka kullanan girişimlerin teknolojiyi hangi amaçlarla kullandığına bakıldığında, ilk sırada pazarlama ve satış faaliyetleri yer aldı.

2026 yılında yapay zeka kullanan girişimlerin yüzde 51’i bu teknolojilerden pazarlama veya satış amacıyla yararlandı. Yüzde 46,3’lük kesim yapay zekayı Araştırma ve Geliştirme (Ar-Ge) veya yenilik faaliyetlerinde kullanırken, yüzde 43,4’ü üretim veya hizmet süreçlerinde yapay zekadan yararlandı.

Hazır ve açık kaynaklı yazılımlar tercih ediliyor

Girişimlerin yapay zeka teknolojilerini edinme yöntemlerinde hazır yazılımlar öne çıktı. Yapay zeka kullanan girişimlerin yüzde 67,8’i açık kaynaklı yazılımlardan, yüzde 49,1’i ise ücretsiz veya ücretli kapalı kaynaklı yazılımlardan yararlandı.

Yapay zeka yazılım veya sistemlerini harici sağlayıcılara geliştiren girişimlerin oranı yüzde 46,5 olurken, kendi çalışanları tarafından geliştiren girişimlerin oranı yüzde 32,1 olarak kaydedildi.

Araştırmanın dikkat çeken sonuçlarından biri de yapay zeka ile kişisel veri kullanımı oldu.

Yapay zeka kullanan girişimlerin yüzde 16,6’sı, bu teknolojiler aracılığıyla bireylere ilişkin cinsiyet, yaş, meslek, eğitim durumu, adres, satın alma kayıtları veya yüz görüntüleri gibi kişisel verileri işlediğini belirtti.

Bu oran çalışan sayısına göre büyük farklılık göstermedi. 10-49 çalışanı bulunan girişimlerde yüzde 16,9, 50-249 çalışanı bulunanlarda yüzde 15,3 ve 250 ve üzeri çalışanı bulunan girişimlerde yüzde 17,0 olarak gerçekleşti.

Henüz yapay zeka kullanmayan ancak gelecekte kullanmayı düşündüğünü belirten girişimlerin oranı 2026 yılında yüzde 8,3 oldu.

Bu oran 10-49 çalışanı bulunan girişimlerde yüzde 7,4, 50-249 çalışanı bulunan girişimlerde yüzde 12,2 ve 250 ve üzeri çalışanı bulunan girişimlerde yüzde 14,9 olarak belirlendi.

Yapay zeka kullanmayı düşünen ancak henüz kullanmayan girişimlerin karşılaştığı en önemli engel ise uzmanlık eksikliği oldu. Bu gruptaki girişimlerin yüzde 72,3’ü, işletmede gerekli uzmanlığın bulunmamasını yapay zeka kullanmama nedenleri arasında gösterdi.

Bunu yüzde 66,4 ile yapay zeka kullanımından kaynaklanabilecek zararlar karşısında sorumluluğun kimde olacağına ilişkin hukuki belirsizlikler ve yüzde 65,4 ile veri koruma ve gizliliğin ihlal edilmesine yönelik endişeler izledi.

TÜİK’in 2026 verileri, yapay zekanın Türkiye’de hem bireysel yaşamda hem de iş dünyasında giderek daha fazla kullanılan bir teknoloji haline geldiğini ortaya koyarken, kullanımın yaygınlaşmasıyla birlikte uzmanlık, hukuki sorumluluk ve veri güvenliği gibi konuların da gündemdeki önemini koruduğunu gösterdi.

Paylaşın

Üniversitelerde Binlerce Kontenjan Boş Kaldı

Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) tarafından açıklanan Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) ek yerleştirme sonuçları, üniversitelerdeki boş kontenjanları yeniden gündeme taşıdı.

Devlet ve vakıf üniversitelerinde çok sayıda kontenjanın dolmadığı görülürken, lisans ve ön lisans düzeyindeki bazı programlar ek yerleştirmede de adaylardan yeterli ilgiyi görmedi.

ÖSYM verilerine göre, kontenjanı 10 ve üzerinde olan programlar incelendiğinde lisans düzeyinde 179, ön lisans düzeyinde ise 80 programın hiç tercih edilmediği belirtildi. Ek yerleştirme sonrasında toplam kontenjanların yaklaşık yüzde 75’inin boş kaldığı ifade edildi.

Geçmiş yıllarda adayların yoğun ilgi gösterdiği bazı bölümlerde oluşan boşluklar dikkat çekti. Bilgisayar Mühendisliği, Yazılım Mühendisliği, Yapay Zekâ Mühendisliği ve Fen Bilgisi Öğretmenliği gibi programlarda ek yerleştirme döneminde de kontenjanların boş kaldığı görüldü.

Buna karşılık sağlık alanındaki bölümlerde talebin yüksek olduğu belirtildi. Hemşirelik ve ebelik gibi programlarda kalan sınırlı sayıdaki boş kontenjanın ek yerleştirme sürecinde dolduğu aktarıldı.

Ek yerleştirme sonuçlarını değerlendiren Eğitim Uzmanı Onur Soğuk, devlet ve vakıf üniversitelerinde belirgin kontenjan boşlukları oluştuğunu söyledi.

Soğuk’a göre adayların bölüm tercihinde gelecekteki iş imkanlarını daha fazla dikkate alması, boş kontenjanların oluşmasında etkili faktörlerden biri. İstihdam açısından yeterli fırsat görmedikleri bölümlere yerleşmek yerine bazı adayların bir yıl daha hazırlanmayı tercih ettiğini belirten Soğuk, özellikle Fen Bilgisi Öğretmenliği programlarında bu durumun belirgin olduğunu ifade etti.

Devlet üniversitelerindeki boş kontenjanların nedenleri arasında ek yerleştirmede uygulanan taban puan kuralı da gösterildi.

Buna göre, bir program ilk yerleştirmede belirli bir puanla öğrenci aldıysa, ek yerleştirmede bu puanın altında kalan adaylar söz konusu programdaki boş kontenjanları tercih edemiyor. Örneğin ilk yerleştirmede 410 puanla kapatan ve ek yerleştirmede üç boş kontenjanı bulunan bir programa, puanı 410’un altında olan adayların tercihte bulunamaması, boş kontenjanların dolmasını sınırlandırabiliyor.

Vakıf üniversitelerindeki boş kontenjanların nedenleri arasında ise eğitim ücretlerindeki artış öne çıkıyor. Adayların tercih yaparken yalnızca bölümün iş imkanlarını değil, eğitim maliyetlerini de dikkate aldığı belirtiliyor.

Ek yerleştirme sonuçları, üniversite tercihlerinde adayların istihdam beklentisinin belirleyici unsurlardan biri olduğunu ortaya koyarken, hedefledikleri programlara yerleşemeyen bazı adayların boş kontenjan bulunan alternatif bölümlere yönelmek yerine bir sonraki YKS’yi beklemeyi tercih ettiğini gösterdi.

Paylaşın

GRECO’dan Türkiye’ye 28 Maddelik “Yolsuzlukla Mücadele” Uyarısı

Avrupa Konseyi bünyesinde faaliyet gösteren Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu (GRECO), Türkiye’nin yolsuzlukla mücadele ve kamu yönetiminde dürüstlüğün güçlendirilmesine yönelik tavsiyelere uyumunu değerlendiren iki raporun özetini yayımladı.

29 Eylül 2026’da kamuoyuna açıklanan özetlerde, milletvekilleri ile hâkim ve savcılar bakımından 22 tavsiyenin 6’sının tamamen, 9’unun kısmen uygulandığı, 7 tavsiyenin ise uygulanmadığı belirtildi. Üst düzey yürütme görevlileri ve kolluk kuvvetlerini kapsayan 32 tavsiyeden ise 4’ü tamamen, 7’si kısmen uygulandı; 21 tavsiye hayata geçirilmedi.

GRECO’nun dördüncü tur değerlendirmesinde Türkiye’ye toplam 22 tavsiye yöneltildi. Son değerlendirmede 6 tavsiyenin tatmin edici biçimde uygulandığı veya ele alındığı, 9 tavsiyenin kısmen uygulandığı, 7 tavsiyenin ise uygulanmadığı kaydedildi.

Milletvekillerine ilişkin 7 tavsiyenin hiçbirinin tam olarak uygulanmadığı belirtilirken, davranış kurallarının oluşturulması, çıkar çatışmalarının bildirilmesi, mal beyanlarının düzenli biçimde doğrulanması ve yasama dokunulmazlığı sisteminin gözden geçirilmesi gibi başlıklarda eksikliklerin sürdüğü aktarıldı.

GRECO ayrıca Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun (HSK) bağımsızlığının güçlendirilmesi, yargı mensuplarının görev güvencesinin artırılması ve Adalet Bakanlığı’nın hâkim ve savcıların seçimi, geçici görevlendirmeleri ile disiplin süreçlerindeki bazı yetkilerinin kaldırılması yönünde tavsiyelerde bulundu.

Mal beyanlarının kural olarak gizli olmasına da dikkat çeken GRECO, yalnızca az sayıda milletvekilinin bu beyanları gönüllü olarak kamuoyuna açıkladığını belirtti.

Kamuoyu danışmalarına ilişkin kuralların netleştirilmesini olumlu bir adım olarak değerlendiren kuruluş, danışmaların hâlâ büyük ölçüde takdire bağlı olduğunu ve paydaşların sürece daha etkili katılımının sağlanması gerektiğini kaydetti.

GRECO, hâkim ve savcılarla ilgili alanda önceki değerlendirmeye kıyasla bazı ilerlemeler kaydedildiğini bildirdi.

Ekim 2025’te Yargı Etik Beyannamesi Rehberi’nin kabul edilmesi ve hâkim ile savcı adaylarına meslek öncesinde, görevdeki hâkim ve savcılara ise hizmet içi eğitim kapsamında yargı etiği ve yolsuzlukla mücadele eğitimi verilmesi bu gelişmeler arasında gösterildi.

Bununla birlikte kuruluş, yargı yönetimine ilişkin temel sorunların sürdüğüne dikkat çekti. Şubat 2025’te kabul edilen Adalet Akademisi Kanunu’na rağmen, yürütmenin Akademinin yönetimi ve liderliği üzerindeki etkisine ilişkin endişelerin devam ettiği belirtildi.

Türkiye “küresel olarak yetersiz” kategorisinden çıktı

GRECO, Türkiye’nin dördüncü tur tavsiyelerine uyum düzeyinin artık kendi usul kuralları kapsamında “küresel olarak yetersiz” olarak nitelendirilemeyeceğine karar verdi. Bu nedenle Türkiye hakkında daha ileri bir uyumsuzluk prosedürünün sürdürülmemesi kararlaştırıldı. Ancak bu durum, tavsiyelerin tamamının yerine getirildiği anlamına gelmiyor.

Türkiye’nin kalan tavsiyeler kapsamında aldığı önlemleri 31 Mart 2027’ye kadar GRECO’ya bildirmesi gerekiyor.

GRECO’nun beşinci tur değerlendirmesi ise merkezi hükümetlerdeki üst düzey yürütme görevleri ile polis ve jandarma gibi kolluk kuvvetlerini kapsıyor.

Bu kapsamda Türkiye’ye yöneltilen 32 tavsiyenin 4’ü tatmin edici biçimde uygulandı veya ele alındı, 7’si kısmen uygulandı, 21’i ise uygulanmadı. GRECO, özellikle üst düzey yürütme görevlileri konusunda “neredeyse hiç ilerleme” kaydedildiği değerlendirmesini yaptı.

Bazı bakanlıkların internet sitelerinde bakan müşavirlerinin isimlerinin yayımlanması ve üst düzey yöneticilere yönelik iyi yönetişim ile kamu etiği eğitimleri verilmesi sınırlı gelişmeler arasında gösterildi.

Türkiye’nin ayrıca ulusal yolsuzlukla mücadele stratejisi ve eylem planı taslağı hazırladığı, ancak taslağın içeriğinin henüz açıklanmadığı belirtildi.

GRECO; üst düzey yöneticilerin atanmasından önce bütünlük kontrollerinin güçlendirilmesi, bu kişiler için özel davranış kuralları oluşturulması, çıkar çatışmalarının bildirilmesinin zorunlu hale getirilmesi ve mal beyanlarının kamuoyuna açıklanması çağrısında bulundu.

Lobicilik faaliyetlerinin düzenlenmesi, hediye kabulüne ilişkin daha açık kurallar getirilmesi ve görevden ayrılan üst düzey yöneticiler için görev sonrası kısıtlamalar uygulanması da tavsiyeler arasında yer aldı.

Kolluk kuvvetleri alanında ise GRECO “bir miktar ilerleme” kaydedildiğini bildirdi.

Polis ve jandarma personeline dürüstlük ve tarafsızlık konusunda eğitim verilmesi, kurumlara yapılan bağışların düzenlenerek yayımlanması ve bir Yolsuzluk Risk Analizi hazırlanması olumlu gelişmeler arasında sayıldı.

Kolluk Gözetim Komisyonu’nun her yıl faaliyet raporu yayımlaması ve bu raporlarda kolluk görevlileri hakkında başlatılan işlemlere ilişkin istatistiklere yer verilmesi de raporda kayda geçirildi.

Bununla birlikte GRECO, polis ve jandarma için özel etik kurallarının henüz kabul edilmediğini belirtti. Kuruluş ayrıca etik konularında personele gizli danışmanlık sağlanması, üst düzey görevlilerin atanması ve terfilerinde şeffaflığın artırılması, kolluk personeline yönelik şikâyetler için bağımsız bir dış mekanizma oluşturulması ve ihbarcıların korunmasına yönelik bir çerçeve hazırlanması çağrısı yaptı.

Türkiye’nin önünde yeni raporlama süreci var

GRECO, Türkiye’nin kalan tavsiyelere uyum konusunda önümüzdeki dönemde yeni adımlar atmasını bekliyor. Beşinci tur tavsiyeleri kapsamında Türkiye’nin aldığı yeni önlemlere ilişkin bilgileri 30 Eylül 2027’ye kadar GRECO’ya sunması gerekiyor. Türkiye bu süreçte GRECO’nun uyum prosedürüne tabi olmaya devam edecek.

GRECO’nun 1999’da Avrupa Konseyi bünyesinde kurulduğu ve üye ülkelerin yolsuzlukla mücadele standartlarına uyumunu izlediği belirtildi.

GRECO, Türkiye’den söz konusu raporların yayımlanmasına ve Türkçeye çevrilerek kamuoyuna açılmasına izin vermesini istedi. Ancak raporların gizliliği kaldırılmadığı için kuruluş, usul kuralları gereği yalnızca özetleri kamuoyuyla paylaştı.

GRECO ayrıca Türkiye’den daha önce hazırlanan Dördüncü Tur Beşinci Ara Uyum Raporu ile Beşinci Tur Değerlendirme Raporu’nun da yayımlanmasına izin vermesini istedi. Kuruluş, kamuoyuna açıklanan özetlerin tam raporların yerini tutmadığını özellikle vurguladı.

Paylaşın

Gençlerin Gündemi Ekonomi Ve İşsizlik

Arayüz Kampanyası tarafından Türkiye genelinde 18-30 yaş arasındaki bin 255 gençle gerçekleştirilen “Arayüz Gençlik Araştırması: Siyasi Eğilimler, Sosyal Konumlanma ve Mobilizasyon Araştırması 2026” çalışmasının sonuçları açıklandı.

27-31 Temmuz 2026 tarihleri arasında bilgisayar destekli telefon anketi yöntemiyle gerçekleştirilen araştırmada gençlerin ekonomik koşullarından duygu durumlarına, siyasete ilgilerinden seçimlere katılım niyetlerine kadar çeşitli başlıklar ele alındı.

Araştırmanın ayrıntılarını Arayüz Kampanyası Direktörü Nevzat Taşçı ile Saha Araştırmacısı Yusuf Said Akcakaya paylaştı.

Araştırmada gençlerden Türkiye’de karşı karşıya kaldıkları en kritik sorunlardan en fazla ikisini belirtmeleri istendi. Sonuçlarda ekonomi ve işsizlik, gençlerin en fazla işaret ettiği sorunlar olarak öne çıktı.

Raporda barınma sorunu, gelecek planı yapamama ve evlilik süreçlerinin de gençler tarafından ekonomik koşullar ve istihdam sorunlarıyla bağlantılı değerlendirildiği belirtildi.

Gençlerin geçim durumlarına ilişkin sonuçlar da ekonomik sıkıntının boyutunu ortaya koydu. Katılımcıların yüzde 40’ı geçinemediğini ifade ederken, yüzde 39’u geçinebildiğini ancak herhangi bir birikim yapamadığını belirtti. Böylece araştırmaya göre gençlerin yaklaşık beşte dördü ya geçim sıkıntısı yaşıyor ya da gelirinden birikim yapamıyor.

İstihdam türüne göre yapılan değerlendirmede ise mavi yakalı çalışanlar ve işsiz gençler arasında geçinemediğini belirtenlerin oranının yüzde 50’ye yaklaştığı aktarıldı.

Araştırmada gençlerin duygu durumları da 10 puanlık ölçek üzerinden değerlendirildi. Stres ve kaygı, 6,4 puanla gençlerin en yoğun yaşadığı duygu olarak ilk sırada yer aldı. Öfke 5,5 puanla ikinci sırada bulunurken, çaresizlik üçüncü sırada yer aldı.

Araştırma sonuçlarına göre katılımcıların yaklaşık yarısı yüksek düzeyde stres ve kaygı yaşadığını belirtti.

Yaş gruplarına göre değerlendirmede stres düzeyi 22-25 yaş grubunda 6,7 puanla en yüksek seviyeye ulaştı. Raporda bu yaş döneminin üniversiteden mezuniyet, iş arama ve çalışma hayatına geçiş süreçleriyle örtüştüğüne dikkat çekildi.

Cinsiyet bazındaki sonuçlarda ise kadın gençlerin stres puanının erkeklerden yaklaşık 0,8 puan daha yüksek olduğu görüldü.

Ekonomik durum ile duygu durumu arasında da belirgin bir ilişki tespit edildi. Rahat geçinebildiğini ve birikim yapabildiğini belirten gençlerde stres daha düşük, umut düzeyi ise daha yüksek ölçüldü. Geçinemediğini ifade edenlerde ise stres düzeyi yükselirken umut düzeyi daha düşük çıktı.

Araştırmada gençlerin siyasete ilgisi ile seçimlere katılım niyeti arasında dikkat çeken bir fark ortaya çıktı. Katılımcıların yüzde 22’si siyasetle doğrudan ilgilendiğini belirtirken, yüzde 34’ü siyasete “biraz ilgi duyduğunu” ifade etti.

Buna karşın gençlerin yüzde 74’ü bir sonraki seçimde oy kullanmayı düşündüğünü bildirdi. Siyasetle hiç ilgilenmediğini söyleyen gençlerde dahi sandığa gitme niyetinin yüzde 65 seviyesinde olduğu aktarıldı.

Gençlerin temsil beklentisi yüksek

Araştırmaya göre gençlerin önemli bir bölümü mevcut siyasi yapıların kendilerine yeterince söz hakkı ve temsil imkânı sunmadığını düşünüyor. Gençlerin yaklaşık beşte üçü kendi gelecekleri üzerinde karar verici konumda olmadığını belirtirken, yüzde 65’i yaşadıkları sorunların siyasi partiler tarafından yeterince gündeme getirilmediğini ifade etti.

Gençlerin yüzde 80’i TBMM’de ve yerel yönetimlerde daha fazla genç siyasetçinin görev almasını istedi. Buna karşın, ekonomik ve finansal engellerin bulunmadığı bir ortamda bizzat siyasete girmek isteyenlerin oranı yüzde 31’de kaldı.

Raporda bu iki sonuç arasındaki farkın, gençlerin doğrudan siyasete katılmaktan ziyade kendilerini temsil edecek daha fazla genç ismin siyasi ve idari kademelerde yer almasını istemeleriyle ilişkili olduğu değerlendirildi.

Çalışmada ayrıca Ekrem İmamoğlu ile Recep Tayyip Erdoğan’ın yarışacağı varsayılan olası bir cumhurbaşkanlığı ikinci tur senaryosu katılımcılara yöneltildi.

Kararsız seçmenler dağıtılmadan yapılan ölçümde İmamoğlu’nun oy oranı yüzde 43,4, Erdoğan’ın oy oranı yüzde 29,5 olarak kaydedildi. Kararsızların oranı ise yüzde 27 oldu.

Araştırmanın raporunda, kararsız oyların oransal olarak dağıtılması halinde İmamoğlu’nun oranının yaklaşık yüzde 60 seviyesine ulaşacağı hesaplandı. Bu ikinci hesaplama, kararsız seçmenlerin varsayımsal bir dağıtımına dayanıyor ve doğrudan ölçülen oy oranından farklı bir gösterge niteliği taşıyor.

Paylaşın