2,5 Milyar Yıl Önce Bir Gün 17 Saatti

2,5 milyar yıl önce günlerin şimdikinden çok daha kısa olduğu bir günün 24 değil, yaklaşık 17 saat sürdüğü keşfedildi. Uluslararası bir araştırma ekibi, Ay’ın Dünya’dan giderek uzaklaşmasına dair yeni bilgilere ulaştı.

2,46 milyar yıl önce Dünya ve Ay arasındaki mesafeyi hesaplayan araştırmacılar o dönemde bir günün sadece 17 saat sürdüğünü ortaya çıkardı.

Ay’ın Dünya’dan zamanla uzaklaştığı uzun süredir biliniyor. 1969’da NASA, Apollo görevleriyle Ay’a yansıtıcı paneller yerleştirmişti. Bunlar, Ay’ın her yıl Dünya’dan 3,8 santimetre uzaklaştığını göstermişti.

Ancak bu uzaklaşmanın tam olarak ne zaman başladığı ve Ay’ın eskiden Dünya’ya ne kadar yakın olduğu detaylarıyla bilinmiyordu.

Hakemli bilimsel dergi PNAS’ta yayımlanan yeni araştırmada bilim insanları, Dünya’nın yerkabuğunu inceleyerek gizemlerden birini çözdü.

Araştırma ekibi, Avustralya’nın batısındaki Karijini Milli Parkı’nda, 2,5 milyar yıllık katmanlı tortul kayaçları inceledi.

Milankoviç döngüleri, Ay’ın sırlarını çözebilir

Joffre Şelaleleri’ndeki uçurumlarda beyaz, kırmızı ve mavimsi gri katmanların birbiri ardına dizilerek bir desen oluşturduğu biliniyor.

Bu desenlerin “Milankoviç döngüleri” adı verilen teorik bir olaydan kaynaklandığı ve iklimdeki uzun süreli değişimlerle ilişkili olabileceği düşünülüyor.

Gökbilimci Milutin Milankoviç’in I. Dünya Savaşı sırasında ortaya attığı teoriye göre gezegenin hareketlerindeki değişimler iklim üzerinde uzun vadeli etkiler yaratıyor.

Bu hareketler arasında Dünya’nın Güneş etrafındaki yörüngesinin değişimi, eksen eğikliği ve yalpalaması gibi olgular yer alıyor.

Milankoviç döngüleri her 400 bin, 100 bin, 41 bin ve 21 bin yılda bir değişiyor. Teoriye göre bu döngülerden bazıları iklimin daha soğuk olmasını, bazıları ise daha yağışlı veya kurak olmasını sağlıyor.

Bu döngülerden 21 bin yıllık olanı, Dünya’nın kendi etrafında dönerken bir topaç gibi yalpalamasıyla ortaya çıkıyor.

Bir gün 17 saatti

Öte yandan araştırmacılar, Ay’ın Dünya’ya yakın olduğu dönemlerde kütle çekim kuvveti nedeniyle bu yalpalama hareketinin daha farklı olduğunu, dolayısıyla döngünün 21 bin yıldan kısa sürmesi gerektiğini düşündü.

Avustralya’da incelenen mineral tabakalarında buna dair bir işaret arandı ve nihayetinde bulundu. Zira mineral tabakalarının analizi, yaklaşık 2,5 milyar yıl önce bu döngünün 11 bin yıl sürdüğünü gösterdi.

Daha sonra bu bulgular, Ay ve Dünya arasında o dönemde ne kadar mesafe olduğunu hesaplamak için kullanıldı.

Ekibin hesaplamaları, 2,5 milyar yıl önce Ay’ın Dünya’ya yaklaşık 60 bin kilometre daha yakın olduğunu ortaya koydu.

Kanada’daki Quebec Üniversitesi’nden Joshua Davies ve ABD’deki Wisconsin-Madison Üniversitesi’nden Margriet Lantink, The Conversation’da kaleme aldıkları yazıda şu ifadeleri kullandı:

Sonuçlar, bir günün uzunluğunun 2,5 milyar yıl önce şimdikinden çok daha kısa olduğu anlamına geliyor. Bir gün 24 değil, yaklaşık 17 saat sürüyordu.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

NASA, Dimorphos Adlı Asteroidin Yönünü Değiştirmeyi Başardı

NASA, 160 metre genişliğinde yörüngesi olan Dimorphos adlı astroidin yönünün değiştiğini, uzay ve Dünya’da yer alan teleskoplar aracılığıyla yaptıkları ölçümlemeler sayesinde tespit edildiğini duyurdu.

NASA Başkanı Bill Nelson, “Bu görev, evrenin bize fırlatacağı herhangi bir şeye karşı NASA’nın hazır olmaya çalıştığını gösteriyor. NASA, gezegeni savunmakta ciddi” açıklamasında bulundu.

Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) bir asteroidin yönünü değiştirme girişiminin başarılı olduğunu duyurdu.

NASA’nın geçen ay Dart misyonu kapsamında fırlattığı uzay aracı, Dimorphos adlı bir asteroide tam isabetle çarpmıştı. Misyonun amacı büyük ölçekli bir asteroidin Dünya’ya çarpmasını engellemek için yönünün nasıl değiştirilebileceğini tespit etmeyi amaçlıyordu.

Kasım 2021’de fırlatılan uzay aracı, yolculuğunu tamamladığında asteroide çarptı ve hızıyla yörüngesini değiştirmeye çalıştı. NASA, dün yaptığı açıklamada bu denemenin başarılı olduğunu duyurdu.

Bilim insanları, 160 metre genişliğinde bir yörüngesi olan Dimorphos adlı astroidin yönünün değiştiğini, uzay ve Dünya’da yer alan teleskoplar aracılığıyla yaptıkları ölçümlemeler sayesinde tespit etti.

Bir futbol stadyumu büyüklüğünde olan Dimorphos, kendisinden beş kat daha büyük olan Didymos asteroidinin her 11 saat 55 dakikada yörüngesine giriyordu.

Yapılan deney sonucu Dimorphos, Didymos’a yaklaştı ve bu süre 11 saat 23 dakikaya indi.

 Dart’ın misyonunun başarısı, hedefin çok büyük olmaması ve önceden planlanlama yapılması halinde Dünya’ya yönelik tehditlerin savurulabileceğini gösterdi.

NASA Başkanı Bill Nelson, “Bu görev, evrenin bize fırlatacağı herhangi bir şeye karşı NASA’nın hazır olmaya çalıştığını gösteriyor. NASA, gezegeni savunmakta ciddi” açıklamasında bulundu.

“Bir film senaryosu gibiydi, ancak bu Hollywood değil” diyen Nelson, “Eğer yarın öbür gün, bir asteroidin Dünya’yı tehdit ettiğini öğrenirsek ve bu Dünya’ya zarar verecek bir büyüklükte olursa, Tanrı’ya şükürler olsun ki bu denemeyi başarıyla gerçekleştirdik” dedi.

NASA’nın bu misyonu, Netflix’in çok ses getiren “Don’t Look Up” ve 1998 yapımı “Armageddon” filmlerinin senaryosundaki gibi Dünya’ya tehlike arz edebilecek gök cisimlerine karşı kurumun hazırlandığının da bir kanıtı.

 Don’t Look Up adlı komedi filminde Leonardo DiCaprio ve Jennifer Lawrence’ın canlandırdığı iki astronom, Dünya’yı yok edecek bir kuyruklu yıldızın yaklaşmakta olduğu konusunda insanlığı uyarmak için basının ilgisini çekmeye çalışıyordu, ancak kimse tarafından umursanmıyorlardı.

İki astronumun kuyruklu yıldızın yönünün değiştirilmesi için kurguladığı planın hayata geçmesinde sürekli engeller ortaya çıkıyordu.

Projenin gelişmesi yedi yıl sürdü

330 milyon dolarlık proje yedi yılda geliştirildi.

NASA’nın Dart programından bilim insanı Dr. Tom Statler ise bir asteroidin davranışının bir diğerinden farklılaşabileceğini vurgulayarak bu deneyden çok fazla sonuç çıkarılmaması uyarısında bulundu.

Deneme Dünya’dan 11 milyon kilometre uzaklıktaki Dimorphos asteroidi üzerinde yapıldı.

Dart’ın navigasyon sistemi Dart, yolculuğunun son 50 dakikasında küçük astroit Dimorphos’u, büyük astreoit Didymos’tan ayırt edebildi.

NASA, Dimorphos’un Dünya için herhangi bir tehlike oluşturmadığını ve bu denemenin de asteroidi Dünya’ya doğru yönlendirmeyeceğini belirtmişti.

Dart’ın üzerindeki kamera, 160 metre genişliğindeki Dimorphos’a çarptığı ana kadar her saniye bir fotoğraf yolladı. Fotoğraflar çarpma anında uzay aracının da yok olmasıyla kesildi.

Uzmanlar gökyüzü araştırmaları ve istatistiksel analizler sayesinde Dünya’ya çarpması durumunda tüm yaşamı yok edebilecek asteroidlerin yüzde 95’inin tespit edildiğini ve bunların herhangi bir tehlike oluşturmadığını söylüyor.

Ancak insanlık üzerinde çok büyük etkileri olabilecek ve henüz tespit edilmemiş daha küçük asteroidler olabilir.

Dimorphos gibi bir asteroidin Dünya’ya çarpması durumunda 1 kilometre çapında ve yüzlerce metre derinliğinde bir krater oluşabilir ve bunun etkisi oldukça büyük olur.

Bundan dört yıl sonra Avrupa Uzay Ajansı’na ait üç uzay aracı, Hera adlı bir misyonla Didymos ve Dimorphos adlı asteroitlerde takip çalışmaları gerçekleştirecek.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Uzaylıların Varlığına İlişkin Yeni Bir İşaret Bulundu

ABD’deki Riverside Üniversitesi’nden bilim insanları, Dünya dışı yaşamın göstergesi olabilecek yeni bir işaret belirledi: Gülme gazı. Bilim insanları, ötegezegenlerde uzaylılara ait bir iz arayan projelerde bu gaza dikkat edilmesi gerektiğini ifade etti.

Nitröz oksit (NO2) diye de bilinen gülme gazı, vücutta mutluluk hormonu diye adlandırılan dopamin molekülünün salınımına yol açtığı için güldürüyor. Tıpta ağrı kesici olarak da kullanılan gazın yanlış veya fazla kullanılması ise sağlık açısından ciddi sonuçlar doğurabiliyor.

Hakemli bilimsel dergi The Astrophysical Journal’da yayımlanan yeni araştırmanın başyazarı, “Oksijen ve metana biyolojik imza olarak çok fazla odaklanıldı” diye konuştu: Nitröz oksidi ciddi biçimde değerlendiren çok az sayıda araştırmacı oldu. Bu ihtimale az ilgi gösterilmesinin bir hata olduğunu düşünüyoruz.

Nitröz oksit, Dünya’da mikroorganizmalar tarafından üretiliyor. Ancak şu anda atmosferde çok yoğun değil. Bu da ötegezegenlerde yaşam ararken gülme gazının ihmal edilmesine yol açtı.

Ancak araştırmanın ardındaki ekip, Dünya tarihinin bazı dönemlerinde bu gazın yoğun olabileceğini belirtiyor.

Schwieterman, “Okyanuslardaki koşulların N2O’nin biyolojik olarak çok daha fazla salınmasına olanak tanıdığı bazı dönemleri hesaba katmıyorlar” dedi: O dönemlerdeki koşullar, bir ötegezegenin bugün geldiği noktayı yansıtabilir.

Schweiterman ve ekibi ekibi, canlı organizmaların başka gezegenlerde nasıl nitröz oksit üretebileceğini canlandırmak için bilgisayar simülasyonlarına başvurdu.

Simülasyonlar, bu gazın dikkate değer bir biyolojik imza olabileceği durumlar olduğunu ortaya koydu. Araştırmacılar buradan hareketle, Dünya dışı yaşama dair keşif görevlerinde bu gazın da aranması gerektiği sonucuna vardı.

Ekip, ötegezegenlerin atmosferlerini inceleyebilen James Webb Uzay Teleskobu gibi gelişkin cihazların nitröz oksit aramak için kullanılabileceğini savunuyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Ay’ın Oluşumuna İlişkin Çarpıcı Teori

Ay’ın 4,5 milyar yıl önce Dünya’nın Theia adlı Mars büyüklüğündeki bir cisimle çarpışmasından sonra oluştuğu. Ancak yeni simülasyonlar, çarpışma sonrasında daha önce düşünülmemiş bir şeyin yaşandığını iddia ediyor.

Yeni bir oluşum teorisine göre Ay, onu Dünya’nın yörüngesine sokan dev bir çarpışmadan “hemen” sonra oluşmuş olabilir.

Teori, Ay’ın Dünya’ya bir şey çarptıktan hemen sonra ortaya çıkmış olabileceğini öne süren güçlü süper bilgisayarların ayrıntılı simülasyonlarına dayanıyor.

Genellikle kabul gören düşünce, Ay’ın 4,5 milyar yıl önce Dünya’nın Theia adlı Mars büyüklüğündeki bir cisimle çarpışmasından sonra oluştuğu. Ancak yeni simülasyonlar, çarpışma sonrasında daha önce düşünülmemiş bir şeyin yaşandığını iddia ediyor.

Önceki simülasyonlar Ay’ın Dünya’nın yörüngesine daha yakın bir enkaz diskinin içinde yavaş yavaş büyümüş olabileceğine dair teorilere yol açmıştı. Yeni teoriye göreyse Ay, Dünya’dan koparak neredeyse anında oluştu.

Bu iki teori test edilebilir çünkü Ay’ın iç yapısıyla ilgili farklı varsayımları olması gerekiyor. Bu, Ay taşı ve kendi gezegenimiz hakkında daha fazla şey öğrenmemize yardımcı olabilir.

En güçlü süper bilgisayar simülasyonlarının sağladığı ekstra detaylar, araştırmacıların Ay’ın bazı olağandışı özelliklerini açıklayabilecek beklenmedik ayrıntıları bulmasını sağladı. Ayrıca geçmişte kullanılan “düşük çözünürlüklü” simülasyonların bilim insanlarını gezegenimizin tarihi hakkında yanıltmış olabileceğini öne sürüyor.

Durham Üniversitesi’nden Vincent Eke, “Bu oluşum süreci, Apollo astronotları tarafından getirilen Ay taşlarıyla Dünya’nın mantosu arasındaki izotopik bileşimdeki benzerliği açıklamaya yardımcı olabilir” dedi ve ekledi:

“Ay kabuğunun kalınlığı için de gözlemlenebilir sonuçlar ortaya çıkabilir, bu da gerçekleşen çarpışmanın türünü daha isabetli saptamamızı sağlar.”

Bulguları açıklayan Immediate origin of the Moon as a post-impact satellite (Darbe sonrası Ay’ın uydu olarak hemen ortaya çıkışı) adlı araştırma, Astrophysical Journal Letters’ta yayımlandı.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Çarpıcı Keşif: 4 Milyar Yıllık Kimyasal Gizem Çözüldü

Bilim insanları, yaşamın kökenine ışık tutacak çarpıcı bir keşfe imza attı. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki (ABD) Purdue Üniversitesi’nden bilim insanları, yaşamın kökenine dair önemli bir bilmeceyi çözdü.

Uzmanlar uzun süredir Dünya’da yaşamın cansız (abiyotik) kimyasallardan ortaya çıktığını düşünüyor. Ancak bunun nasıl mümkün olabileceği çözülemeyen bir gizemdi.

Yeni araştırma ise peptitlerin (yaşamın yapı taşları olan amino asit dizileri) suyun atmosferle buluşmasıyla meydana gelen hızlı reaksiyonlar sırasında su damlacıkları içinde kendiliğinden oluşabildiğini gösterdi.

Bulgulara göre bu hızlı reaksiyonun, yaklaşık 4 milyar yıl önce, Dünya’da yaşamın ilk ortaya çıktığı koşullarda da gerçekleşmesi mümkün.

Hakemli bilimsel dergi PNAS’ta yayımlanan araştırmanın arkasındaki ekip, keşfin, hızlı kimyasal reaksiyonları teşvik etmek için gereken ortama dair önemli bilgiler verdiğini ifade etti.

Bu da aslında yeni ilaçların geliştirilmesini hızlandırarak tıp teknolojilerinde rol oynayabilir.

Araştırmanın yazarlarından, analitik kimya profesörü Graham Cooks, “Aslında yaşamın kökeninin arkasındaki kimya bu” diye konuştu.

Bilim insanları, onlarca yıldır Dünya’daki yaşamın okyanuslarda başladığını düşünüyor. Ancak, bunun arkasındaki kimyasal sürece dair cevaplanamayan sorular vardı.

Peptitlerin oluşabilmesi için suya ama aynı zamanda sudan uzak bir alana ihtiyaç var. Zira bunları meydana getiren kimyasal süreçte bir su molekülünün eksilmesi gerekiyor.

Cooks ve ekibi yeni çalışmada bu bilmecenin cevabını bulmuş oldu: Su her yerde o kadar ıslak olmayabilir.

Bulgulara göre dalgaların kayalara çarpmasıyla savrulan su kütleleri, suyun atmosferle buluşmasına olanak tanıyarak, abiyotik amino asitleri yaşamın yapı taşlarına dönüştüren son derece hızlı reaksiyonlar gerçekleştirebiliyor.

Cooks, keşifle ilgili, “Bu, ilkel moleküllerin, yani basit amino asitlerin, kendiliğinden saf su damlacıklarında yaşamın yapı taşları olan peptitleri oluşturduğunun ilk kanıtı” ifadelerini kullandı: Çarpıcı bir keşif.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Küresel Tahıl Stokları Son On Yılın En Düşük Seviyesinde!

Uluslararası Hububat Konseyi’nin derlediği rakamlara göre, 2022/23 mahsul yılının sonunda, dünyanın tampon mısır stokları beş yıl öncesine göre yüzde 28 geriledi. 80 gün yetecek miktara gerileyen mahsul 2010/2011 yıllarından bu yana en düşük seviyeyi gördü. 

Küresel çapta tahıl arzı ve mahsul verileri, dünyanın son yılların en düşük tahıl stokuna doğru ilerlediğini gösteriyor.

Amerika Birleşik Devletleri’nden (ABD) Fransa ve Çin’e, önemli tarım bölgelerinde yaşanan kötü hava koşulları hasattaki verimi düşürüyor. Ukrayna’da ihracatın yeniden başlamasına rağmen dünyanın en yoksul ülkelerinden bazılarında kıtlık riski de artmış durumda.

Ukrayna’nın bu yaz Karadeniz limanlarından sevkiyatlara yeniden başlaması ve ABD’li çiftçilerin büyük miktarlarda gerçekleştirdiği ekimler umutları artırmıştı.

Fakat dünyanın en büyük mısır üreticisi ABD’den son üç yılın en düşük mısır hasadının yapılacağının anlaşılması ve kuraklığın Avrupa hasadını da olumsuz etkilemesi bu umutları suya düşürdü.

Hükümetler arası bir kuruluş olan Uluslararası Hububat Konseyi’nin derlediği rakamlara göre, 2022/23 mahsul yılının sonunda, dünyanın tampon mısır stokları beş yıl öncesine göre yüzde 28 geriledi.

80 gün yetecek miktara gerileyen mahsul 2010/2011 yıllarından bu yana en düşük seviyeyi gördü.

Bu rakam, son küresel gıda krizinin yaşandığı 2012’de dünyanın sahip olduğundan daha az günlük mısır stoku anlamına geliyor. Uluslararası Hububat Konseyi de açıklamasında, dünya genelinde hasat edilmiş tüm tahıl stoklarının bu sene son sekiz yılın en düşük seviyesine ineceğini duyurdu.

Özellikle Güney Amerika’daki mevcut kurak hava koşullarının, ekim sezonunda da devam etmesi halinde küresel stokların daha da azalması söz konusu.

Dünyanın üç numaralı mısır ihracatçısı Arjantin’de kuru hava nedeniyle mahsul tahminleri şimdiden düşürülüyor.

Arjantin hükümeti, 2021/22 mısır sezonundaki 36 milyon tona kıyasla, önümüzdeki haftalarda ekilecek olan ürün ihracatını da başlangıçta 10 milyon tonla sınırladı.

Bu arada Çin’deki çiftçiler, mahsulleri tehdit eden kuraklıkla boğuşurken, Hindistan kötü hava koşulları nedeniyle pirinç ihracatını sınırladı.

Strategie Grains danışmanlık şirketi, üretiminin son 15 yılın en düşük seviyesine inmesini beklediği Avrupa Birliği’nin (AB) Ukrayna’dan yaptığı ithalatı yaklaşık yüzde 30 artırarak 10,4 milyon tona çıkarmak zorunda kalacağını açıkladı.

Avrupa’nın daha büyük ithalat talebi, kuraklıktan etkilenen Afrika Boynuzu gibi yerler için daha az talep anlamına geliyor. Birleşmiş Milletler’e (BM) göre, Afrika Boynuzu’nu etkisi altına alan şiddetli kuraklık nedeniyle yarım milyon Somalili çocuk bu yüzyılın en kötü kıtlığında açlıkla karşı karşıya.

“Ukrayna’nın mevcut açığı kapatması boş bir umut”

Ukrayna’nın mısır ve buğday ihracatı, BM’nin Rusya ile vardığı anlaşmanın savaşın başlamasından bu yana abluka altında tutulan limanlardan sevkiyatların yeniden başlamasına izin vermesinden bu yana artış gösterdi.

Ancak Ukrayna’nın, özellikle de savaşın uzaması halinde ne kadar ihracat yapabileceği henüz belli değil.

Washington merkezli tarımsal danışmanlık şirketi World Perspectives’in başkanı Gary Blumenthal, “Ukrayna’nın arz ve talepteki mevcut açığı kapatacağına dair boş bir umut bulunuyor” dedi.

Resmi tahminlere göre, Rusya’nın işgalinin ardından Ukrayna’nın 2021’de 42,1 milyon ton olan mısır hasadının 2022’de 25 ila 27 milyon tona düşmesi bekleniyor.

Ayrıca savaşla ilgili uygulanan yaptırımlar nedeniyle Rusya’nın rekor büyüklükte olması beklenen buğday mahsulünün ambarlarda kalacağı düşünülüyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Jüpiter, Dünya’ya Son 59 Yılın En Yakın Geçişini Gerçekleştirecek

Dünya ve Jüpiter, dairesel yörüngelerden ziyade eliptik yörüngeleri takip eder ve birbirlerinin yanından geçme mesafeleri zamanla değişir. Jüpiter, pazartesi günü, Dünya’ya son 59 yılın en yakın geçişini gerçekleştirecek.

Parlak ve nispeten yakın Jüpiter’i yakalamayı bekleyenler; 26 Eylül’e kadar ve ilerleyen günlerde, gün batımının etrafındaki doğu ufkuna bakabilirler, tüm bu günlerde gezegenin çıplak gözle görülmesi mümkün.

Bununla birlikte yakın geçiş ve karşı konum, teleskoplara veya diğer optik ekipmanlara erişimi olanlar için Jüpiter’in daha da çarpıcı hallerini sunacak.

26 Eylül Pazartesi günü Jüpiter, son 59 yılda Dünya’ya en fazla yaklaştığı noktaya gelerek o akşam gökyüzü gözlemcilerine bir gösteri sunacak.

Dahası, Jüpiter karşı konumda olacak, yani Güneş batıda batarken gökyüzünde doğu yönünde yükselecek, bu durum güneş sistemimizin en büyük gezegenini özellikle akşam saatlerinde görünür kılacak.

NASA Marshall Uzay Uçuş Merkezi araştırma astrofizikçisi Adam Kobelski yaptığı açıklamada, “Ay’ın dışında, gece gökyüzündeki en parlak nesnelerden biri (o da en parlağı değilse) olmalı” dedi.

Dünya ve Jüpiter, dairesel yörüngelerden ziyade eliptik yörüngeleri takip eder ve birbirlerinin yanından geçme mesafeleri zamanla değişir. Jüpiter, yörüngesi boyunca Dünya’dan en uzak noktadayken iki gezegeni birbirinden ayıran yaklaşık 966 milyon kilometreye kıyasla, pazartesi günü Dünya’nın yaklaşık 591 milyon kilometre yakınına gelecek.

Her ne kadar Jüpiter 13 ayda bir karşı konuma gelse de NASA’nın blog yazısına göre en son 1963’te Dünya’ya bu kadar yaklaştı. Jüpiter karşı konumdayken Dünya’nın bu kadar yakınından nadiren geçiyor.

Parlak ve nispeten yakın Jüpiter’i yakalamayı bekleyenler; 26 Eylül’e kadar ve ilerleyen günlerde, gün batımının etrafındaki doğu ufkuna bakabilirler, tüm bu günlerde gezegenin çıplak gözle görülmesi mümkün.

Bununla birlikte yakın geçiş ve karşı konum, teleskoplara veya diğer optik ekipmanlara erişimi olanlar için Jüpiter’in daha da çarpıcı hallerini sunacak. Jüpiter ve 50’den fazla uydusundan iyi bir gösteri izlemek için çok da fazla büyütme işlemine ihtiyacınız yok.

Dr. Kobelski açıklamasının devamında, “İyi bir dürbünle, Jüpiter’in halkalı yapısı (en azından merkezi halka) ve üç-dört Galilei uydusu (Jüpiter’in ayları) görülebilmeli” dedi.

Galileo’nun bu uyduları 17. yüzyıl optik ekipmanlarıyla gözlemlediğini hatırlamamız önemli.

İo, Europa, Ganymede ve Callisto’dan oluşan Galilei uyduları, Jüpiter’in en büyük doğal uyduları. NASA’nın Europa Clipper görevi, Ekim 2024 gibi yakın bir tarihte, bilim insanlarının küresel bir yeraltı okyanusu barındırdığına inandığı buzlu uyduyu incelemek için yola çıkabilir.

Dr. Kobelski’ye göre, daha da yakından bakmak isteyenler en az 10 santimetre veya daha büyük mercekli bir teleskop ve muhtemelen yeşil ve mavi filtreler kullanmayı düşünmeli; bu ekipmanlar, Jüpiter’in Büyük Kırmızı Lekesi’nin ve büyük gaz devi gezegenin bulut katmanlarının halkalı yapısının görünürlüğünü artıracak.

26 Eylül’den önceki ve sonraki birkaç gün boyunca manzara harika olmalı. Bu nedenle, 26 Eylül’ün öncesinde ve sonrasında güzel havadan yararlanıp manzarayı izleyin.

Paylaşın

Dünya Üzerinde Kaç Karınca Var Sorusu Yanıt Buldu: İnanılmaz

15 bin 700’den fazla türü olan ve doğada önemli rol oynayan karıncalar hem av hem de avcı. Karıncaların sayısını merak eden bilim insanları, Dünya üzerinde kaç karınca var sorusunun yanıtını araştırdı: 20 katrilyon.

Her bir insana karşılık 2,5 milyon karınca. Karıncaların toplam ağırlığının 12 megatona ulaştığı düşünülüyor.

Hong Kong Üniversitesi’nden bir grup bilim insanı, Dünya üzerindeki karıncaların sayısını hesapladı. Böceklerinin sayısının yaklaşık 20 katrilyona ulaştığı tahmin edildi.

PNAS adlı hakemli bilimsel dergide dün yayımlanan araştırmada, daha önce yapılan 489 çalışma incelendi. Bu çalışmalar, yapıldıkları yerdeki karınca sayısını belirlemişti.

Böylece her bir insana karşılık 2,5 milyon karınca bulunduğu tespit edildi.

Karıncaların toplam ağırlığının 12 megatona ulaştığı düşünülüyor. Bu, karıncaların bütün kuş ve memelilerin toplamından daha ağır olduğu anlamına geliyor.

Öte yandan incelenen çalışmalar bütün kıtalarda gerçekleştirilse de Orta Afrika ve Asya gibi bazı bölgelerde veriler yetersizdi.

Araştırma ekibi buradan hareketle karınca sayısının daha yüksek olduğunu düşünüyor.

Makalenin başyazarı Patrick Schultheiss, bulgular için “akılalmaz” yorumunu yaptı.

Dünyadaki böcek popülasyonu gittikçe düşüyor. 2019’da yapılan bir çalışma, böcek türlerinin yüzde 40’ından fazlasının yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu göstermişti.

Ancak Hong Kong Üniversitesi’nden uzmanlar, karıncaların sayısının azalıp azalmadığından emin değil. Araştırmacılar, bu sorunun cevabını bulmak istediklerini belirtti.

15 bin 700’den fazla türü olan karıncalar, doğada önemli rol oynuyor. Bu hayvanlar, bitkilerin tohumlarının dağılmasında kritik bir role sahip. Karıncalar hem av hem de avcı olarak bulunuyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

‘Yamyam’ Güneş Fırtınası Dünya’ya Doğru İlerliyor

Güneş’teki bir dizi patlama, bir “yamyam” Güneş fırtınasının Dünya’ya yönelmesine sebebiyet verebilir. Fırtına nedeniyle gökyüzünde ışıklar görülebilir ve navigasyon ve iletişim sistemleri için bazı zorluklar ortaya çıkabilir.

Son günlerde, Güneş, yüzeyinde parçacıkların fışkırdığı iki koronal kütle atımı (CME) meydana geldi.

Uzay hava durumu uzmanları, koronal kütle atımlarının şu anda Dünya’ya yöneldiği, uyduların ve diğer önemli sistemlerin bozulmasına neden olabileceğine dair uyardı.

Dahası, bunlar bize doğru birlikte ilerlerken, birbirlerine yamyamlık edebilir ve böylece daha da güçlü bir patlama haline gelebilir. Bu tür bir yamyamlık, bir CME’nin Güneş’ten atılması ve ardından, daha sonra onu yiyip bitirecek daha enerjik ve daha hızlı bir patlamanın gerçekleşmesiyle meydana gelir.

İkilinin perşembe ya da cuma günü Dünya’ya ulaşması bekleniyor.

Bu iki CME’nin G3 sınıfı bir jeomanyetik fırtınaya neden olma ihtimali var. Bu, “şiddetli” bir fırtına olarak tanımlanan bir kategori. Bu tür olaylar, G1’den G5’e kadar uzanan bir ölçekte kategorize ediliyor. İlerleyen numaralar, yaygın güç sistemi sorunları ve iletişim kesintilerini içeriyor.

Ancak bu haftaki Güneş fırtınalarının en kötü ihtimalle yalnızca G3’e ulaşması bekleniyor. Bu, bazı güç sistemleri için küçük sorunlara, uydular üzerinde olumsuz etkilere ve navigasyon sistemlerinde problemlere neden olabilir.

Bu, auroraların, diğer deyişle kuzey ışıklarının normalden çok daha güneyde görülmesi anlamına da gelebilir. Birleşik Krallık Meteoroloji Kurumu Met Office’e göre bu olay, ışıkların Kuzey İngiltere veya New York’ta gökyüzünde görülebileceği anlamına geliyor.

Güneş özellikle aktif bir dönemden geçerken, gözlemciler gelecek birkaç günün “yüksek” düzeyde güneş aktivitesi getirebileceğini söylüyor. Bu da Güneş’ten daha fazla patlamanın gelmesine neden olabilir.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Ay’ın Dünya’dan ‘Malzeme Çaldığı’ Kanıtlandı

Bilim insanları gezegenimizin uydusunun kökenine dair önemli deliller elde etti. İsviçre’nin Zürih kentinden bilim insanları, Ay’ın kökenine dair yeni kanıtlar elde etti. Bulgular, uzun süredir üzerinde durulan bir teoriyi doğrular nitelikte.

Mars’ın yörüngesindeki doğal uydular, uzayın derinliklerinden gelen ve gezegenin kütle çekim kuvvetine yakalanan asteroitlerden ibaret.

Öte yandan Ay, Dünya’nın boyutunun dörtte birinden daha fazla büyüklüğe sahip. Bu da gökcisminin aslında milyarlarca yıl önce Dünya’dan malzemeler “çaldığı” düşüncesini doğuruyor.

Gökbilimcilerin büyük kısmı, Ay’ın 4,5 milyar yıl önce Dünya’nın Theia adlı Mars büyüklüğünde bir gezegenle çarpışmasından doğduğunu düşünüyor.

Teoriye göre bu çarpışmada henüz çok sıcak olan, emekleme aşamasındaki Dünya’dan kopan parçacıklar, yörüngede zamanla birleşti ve Ay’ı oluşturdu. Ancak insanlar 1970’lerden bu yana Ay’a gitmedikleri için bu teoriyi doğrulayabilecek çok az örnek toplanabildi.

Teknik üniversite ETH Zürih’teki araştırmacılarsa artık bunu doğrulayacak kanıtları elde etmeyi başardıklarını söylüyor.

Doktora sonrası araştırmacı Patrizia Will ve meslektaşları, Ay’dan koparak Dünya’ya düşen meteoritleri inceledi. Antarktika’da bulunan bu meteoritler NASA koleksiyonunda yer alıyordu.

Meteoritler, Ay’daki magmanın yüzeye doğru hareket edip hızla soğumasıyla meydana gelen bazalt kayaçlardan oluşuyordu. Bu da bilim insanlarının doğal uydunun iç yapısını incelemesine ve Dünya’nınkiyle karşılaştırmasına olanak tanıdı.

Will ve ekibi, bu kayaçlarda Güneş gazlarının kimyasal izlerini buldu. Meteoritlerde Güneş rüzgarlarına işaret eden helyum ve neon izotopları vardı.

Oysa bu kayaçlar, Ay’ın derinliklerinden yüzeye çıktıkları sırada, kozmik ışınlardan ve özellikle Güneş rüzgarlarından korunmalarını sağlayan ilave bazalt katmanlarıyla kaplanmıştı.

Bu nedenle bilim insanları, kayaçların söz konusu kimyasal izleri çok daha önceden edinmiş olması gerektiği sonucuna vardı.

Ekip daha sonra neondaki izotop oranlarını, Dünya’nın mantosundaki neon izotoplarıyla karşılaştırdı. Sonuçta oranların birbirine çok benzediği tespit edildi.

Araştırmacılara göre bu benzerlik, söz konusu izlerin ve dolayısıyla kayaçların aslında Dünya’dan geldiğini gösteriyor.

Hakemli bilimsel dergi Science Advances’ta yayımlanan araştırmanın ortak yazarı Will, bulguları şöyle açıkladı: Ay’dan gelen bazaltik malzemelerde ilk kez Güneş gazları bulduk, çok heyecan verici bir sonuçtu.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın