Hatimoğulları: Demokrasi Ve Seçim Güvencesi En Temel Talep

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada hem Türkiye’deki siyasi gündemi hem de bölgesel gelişmeleri değerlendirdi.

Tülay Hatimoğulları’nın konuşmasında özellikle demokrasi, seçim güvenliği ve seçilmişlerin durumu öne çıktı.

Hatimoğulları, Türkiye’de yurttaşların en temel taleplerinden birinin demokratik hakların korunması ve seçimle göreve gelenlerin görevlerini sürdürebilmesi olduğunu vurguladı. Seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınmasına tepki gösteren Hatimoğulları, “Yurttaş seçme ve seçilme hakkının korunmasını istiyor. Seçilmiş belediye başkanlarının görevlerine iade edilmesini talep ediyor” dedi.

Toplumun geniş kesimlerinde demokrasiye yönelik güçlü bir talep olduğunu ifade eden Hatimoğulları, “Ülkenin tamamına yakını Türkiye’de demokrasinin kırıntısının kalmadığını söylüyor ve demokrasi istiyor. Yargının bağımsız olmadığına, kararların siyasi saiklerle verildiğine dair güçlü bir kanaat var” diye konuştu.

Seçilmiş siyasetçilere yönelik tutuklamalara da değinen Hatimoğulları, Ekrem İmamoğlu, Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş ve Can Atalay gibi isimlerin durumuna dikkat çekerek bu isimlerin serbest bırakılması çağrısında bulundu.

Hatimoğulları, iktidarın meşruiyetinin yalnızca güvenlik aygıtlarıyla değil, halkın rızası ve demokratik katılımıyla sağlanabileceğini belirterek, “Bir iktidarı meşru kılan şey polis ve yargı gücü değildir, halkın sesine kulak vermesidir” ifadelerini kullandı.

DEM Parti’nin demokratikleşme hedefi doğrultusunda çalışmalarını sürdürdüğünü vurgulayan Hatimoğulları, “Demokrasi herkes içindir diyerek yola çıktık. Bu odaktan asla ayrılmayacağız” dedi.

Bölgesel gelişmeler ve 1 Mayıs mesajı

Konuşmasında Orta Doğu’daki çatışmalara da değinen Hatimoğulları, savaşların sivil halklar üzerinde ağır yıkımlara yol açtığını belirterek “Savaşa hayır demeyi sürdüreceğiz” mesajını yineledi.

Yaklaşan 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’ne ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Hatimoğulları, işçi sınıfının güvencesiz çalışma koşullarına dikkat çekti. “1 Mayıs, emekçilerin adalet ve eşitlik çağrısıdır” diyen Hatimoğulları, DEM Parti olarak tüm kadrolarıyla alanlarda olacaklarını söyledi.

Hatimoğulları ayrıca iktidara çağrıda bulunarak Taksim’in 1 Mayıs kutlamalarına açılması gerektiğini ifade etti.

Paylaşın

DEM Parti’den Çağrı: Çözüm İçin Barış Yasası Şart

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), 11-12 Nisan tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirdiği Parti Meclisi (PM) toplantısının ardından sonuç bildirgesini kamuoyuyla paylaştı.

Türkiye’nin siyasi ve ekonomik krizlerine dikkat çekilen bildirgede, Kürt sorununun çözümünden ekonomik adalete kadar pek çok kritik başlıkta “Barış Yasası” vurgusu yapıldı.

Bildirgede, ABD ve İsrail’in Orta Doğu’daki hamlelerinin sadece bölgesel bir saldırganlık değil, küresel kapitalist sistemin siyasi çöküşünün bir göstergesi olduğu belirtildi.

Petrol ve enerji kaynaklarını kontrol etme arzusuyla yürütülen bu “hegemonya savaşlarının” bedelini halkların ödediği vurgulanırken; İran’a yönelik askeri hareketliliğin Türkiye ekonomisini ve siyasetini de doğrudan etkilediği ifade edildi.

Kürt Sorunu ve “Barış Yasası” Talebi

DEM Parti PM, Türkiye’nin en köklü meselesi olan Kürt sorununun demokratik çözümünü bir “tarihsel zorunluluk” olarak tanımladı. Bildirgede öne çıkan çözüm önerileri şunlar oldu:

Yasal Güvence: Çözüm sürecinin kalıcılaşması için tüm toplumsal kesimlerin katılımıyla bütünlüklü bir Barış Yasası çıkarılmalıdır.

Kayyım Uygulamalarına Son: Yerel iradeye saygı duyulmalı, kayyım atanan belediye başkanları görevlerine iade edilmelidir.

Politik Tutsaklara Özgürlük: Cezaevindeki siyasetçiler serbest bırakılmalı ve demokratik hukuk normlarına uygun düzenlemeler yapılmalıdır.

Muhataplık ve Diyalog: Barışın kurumsallaşması adına Sayın Abdullah Öcalan’ın fikirlerini toplumla paylaşabileceği özgür ve hukuki bir zeminin oluşturulması gerektiği yinelendi.

Ekonomik krizin bir “kader” değil, yanlış politik tercihlerin sonucu olduğu savunulan metinde; barışın tesisi ile ekonomik refah arasındaki bağa dikkat çekildi: “Demokratikleşme sağlanmadan ekonomik adalet, hukuk olmadan hakça paylaşım, barış olmadan refah mümkün değildir.”

Yükselen militarizmin ve erkek egemen sistemin doğrudan kadın kazanımlarını hedef aldığı belirtildi. Türkiye’de her gün işlenen kadın cinayetlerinin ve cezasızlık politikalarının, siyasetin eril dilinden beslendiği ifade edilerek, onurlu bir barışın ancak kadın özgürlüğü ile mümkün olacağı vurgulandı.

Bildirge, yaklaşan 1 Mayıs İşçi Bayramı için güçlü bir katılım çağrısıyla son buldu. DEM Parti; yoksulluğa, baskılara ve savaşa karşı tüm halkları, gençleri ve kadınları “Ekmek, Barış, Adalet” şiarıyla meydanlarda buluşmaya davet etti.

Paylaşın

DEM Partili Buldan: Öcalan, CHP’ye Yönelik Baskılardan Rahatsız

TBMM Başkanvekili Pervin Buldan, gazeteci Cansu Çamlıbel’e yaptığı açıklamalarda, iktidarın Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) üzerindeki siyasi baskıları ile yürütülen görüşme süreçleri arasındaki çelişkilere dikkat çekti.

Buldan, İmralı’da yürütülen görüşmelerin yalnızca Kürt meselesiyle sınırlı olmadığını, Türkiye’nin genel demokratikleşme sürecini de kapsadığını belirterek, “Bu mesele sadece Kürtlerin geleceğini garanti altına alacak bir süreç değil; Türkiye toplumunun tamamını ilgilendiriyor. Sayın Öcalan, CHP’ye yapılanlardan oldukça rahatsız olduğunu zaman zaman ifade ediyor” dedi.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in sürece verdiği desteği “çok kıymetli” olarak değerlendiren Buldan, buna rağmen Öcalan’ın CHP’den daha fazla inisiyatif beklediğini ifade ederek, “CHP’nin biraz daha cesur adımlar atması gerektiği yönünde bir beklenti var” sözlerini kullandı.

“CHP üzerindeki iç baskı” vurgusu

CHP’nin süreçte karşılaştığı zorluklara da değinen Buldan, parti içi dinamiklere işaret etti. CHP tabanının ve karar organlarının, iktidar baskısı sürerken demokratikleşme sürecine destek verilmesi konusunda eleştirel bir tutum sergilediğini belirterek, bu durumu “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” ifadesiyle özetledi.

Devlet yetkilileri ve Cumhurbaşkanı ile yapılan temaslara da değinen Buldan, görüşmelerin genel çerçevesine ilişkin olarak, “Genel olarak biz konuşuyoruz, devlet yetkilileri de konuşuyor. Sayın Cumhurbaşkanı daha çok dinleyen bir pozisyonda duruyor ve temennilerini ifade ediyor” dedi.

CHP üzerindeki baskıların kaldırılması yönündeki taleplerini de ilettiklerini söyleyen Buldan, “Bu tür konuların konuşulmadığını özellikle ifade etmek isterim” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

DEM Partili Doğan’dan İktidara “Güven” Eleştirisi

DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, Kürt meselesinde gelinen yeni aşamaya dair AKP Sözcüsü Ömer Çelik’in açıklamalarına sert yanıt verdi: Örgüt kendini feshetti, Ömer Bey’in haberi yok galiba!

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, İlke TV’de katıldığı canlı yayında Türkiye siyasetinin sıcak başlıklarını değerlendirdi. Parti içi kulislerden “yol haritası” tartışmalarına kadar pek çok konuya açıklık getiren Doğan, özellikle çözüm süreci tartışmaları ve tutuklu siyasetçilerin durumu üzerinden hükümete kritik mesajlar gönderdi.

Son günlerde kamuoyunda yer alan “DEM Parti yeniden isim değişikliğine gidiyor” iddialarını kesin bir dille yalanlayan Doğan, partinin kurumsal kimliğine odaklandıklarını belirtti. Kongre sürecinin rutin işleyişinde devam ettiğini hatırlatan Doğan, “Milletvekili grubumuzdan Kadın Meclisimize kadar tüm kurullarımızla toplantı halindeyiz ancak masamızda isim değişikliği gibi bir başlık kesinlikle bulunmuyor” dedi.

Ömer Çelik’e “Fesih” Yanıtı: “Aynı Dilde Israr Güven Sarsıyor”

AKP Sözcüsü Ömer Çelik’in, “Silah bırakma ve örgütün tasfiyesi gerçekleşmeden adımların atılamayacağı” yönündeki açıklamaları, Doğan’ın hedefindeydi. Sürecin yeni bir evreye girdiğini savunan Doğan, Çelik’in söylemlerini “gerçeklikten kopuk” olarak niteledi:

“Örgüt zaten kendini feshetti, galiba Ömer Bey’in bundan haberi yok. Türkiye yeni bir döneme girmişken, AK Parti cephesinde hala eski ve dışlayıcı dilde ısrar edildiğini görüyoruz. Hiçbir şey değişmemiş gibi davranmak, toplumsal barış umudunu zedeliyor ve siyasi güveni sarsıyor.”

“Sürgündeki ve Cezaevindeki Siyasetçiler Dönmeli”

Kürt meselesinin demokratik çözümü için somut bir takvim oluşturulması gerektiğini vurgulayan Ayşegül Doğan, yasal düzenlemelerin hızlandırılması çağrısında bulundu. Doğan, sadece cezaevindekilerin değil, düşünceleri nedeniyle yurt dışında yaşamak zorunda kalan siyasetçilerin de ülkeye dönebilmesi için “ivedi bir yol haritası” gerektiğini ifade etti.

Sürecin sadece söylemle değil, kurumsal adımlarla yürümesi gerektiğini belirten Doğan, sorumluluk paylaşımı konusunda şu vurguları yaptı:

Siyaset Kurumu: Yapıcı ve kucaklayıcı bir dil inşa etmeli.
Meclis Başkanlığı ve Komisyonlar: Çözüm için yasal zemini hazırlamalı.
Güvenlik Bürokrasisi: Demokratikleşme adımlarının önünü açmalı.

Doğan konuşmasını, “Herkesin rolü ve misyonu bellidir. Eğer gerçek bir barış ve çözüm isteniyorsa, siyaset kurumu üzerine düşeni yapmalı ve bu tarihi sorumluluktan kaçmamalıdır,” sözleriyle noktaladı.

Paylaşın

Tuncer Bakırhan: Hukuk Herkese Eşit İşlemeli

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, yerel yönetimlerdeki hukuksuzluklara, kayyum uygulamalarına ve siyasi etik eksikliğine tepki gösterdi, herkes için eşit hukuk ve Siyasi Etik Yasası çağrısı yaptı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda yerel yönetimlerdeki operasyonlar, Orta Doğu’daki güç mücadeleleri ve demokratik çözüm süreci tartışmalarına ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Bakırhan, iktidara güçlü bir “Siyasi Etik Yasası” çağrısı yaptı.

Bakırhan, İçişleri Bakanlığı’nın açıkladığı verileri örnek göstererek yargı uygulamalarındaki çifte standarda dikkat çekti. 31 Mart 2024’ten bu yana açılan 1048 soruşturmanın 472’sinin AK Partili, 217’sinin CHP’li, 78’inin MHP’li ve yalnızca 16’sının DEM Partili belediyeleri kapsadığını belirten Bakırhan, “Partisine göre hukuk uygulanıyor; muhalefet nefes alamıyor, iktidar usulsüzlükten muaf” ifadelerini kullandı.

Yerel seçimlerin ardından yaklaşık 90 belediyede yönetim değiştiğini ve 9 milyon vatandaşın iradesine müdahale edildiğini vurgulayan Bakırhan, bu durumun istikrar değil, güvensizlik ürettiğini söyledi.

Bakırhan, dünyadaki çatışmaları enerji kaynakları, ticaret yolları ve geçitler üzerinden yürütülen bir “dolaşım krizi” olarak tanımladı. Orta Doğu ve İran’daki gelişmelere değinen DEM Parti lideri, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın “üç çizgi” analizini hatırlatarak, İsrail çizgisi, İngiltere çizgisi ve demokrasi-ortak yaşam çizgisinin önemine dikkat çekti.

Türkiye’de iç barışın sağlanması gerektiğini belirten Bakırhan, Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmasını, kayyumların kaldırılmasını ve seçilmiş iradenin görev başına gelmesini talep etti.

Ayrıca, siyaset ve bürokraside yolsuzluk ve ayrıcalıklara karşı Siyasi Etik Yasası çağrısı yapan Bakırhan, “Hodri meydan! Kim halkın vergisinden aşırıyorsa peşini bırakmayalım” dedi.

Bakırhan, tüm siyasi partilere de çağrıda bulunarak, “Sandığı, makamı, rantı ve polemiği değil, 86 milyonun geleceğini düşünerek siyasal iklimi normalleştirelim. DEM Parti olarak elimizden geleni yapmaya hazırız” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Hatimoğulları’ndan İktidara “Süreç” Uyarısı: Adım Atın, Destek Azalıyor

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, 2026 Newroz’unun milyonlarca kişi tarafından sahiplenildiğini vurguladı. Ancak iktidarın somut adımlar atmaması toplumsal desteği azaltıyor, barış süreci kritik bir eşikte bulunuyor.

Haber Merkezi / Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda 2026 Newroz’u ve barış sürecine dair değerlendirmelerde bulundu.

Hatimoğulları, konuşmasına 30 Mart tarihli önemli anmaları hatırlatarak başladı: “30 Mart 1972’de Kızıldere’de katledilen Mahir Çayan ve yoldaşlarını; 30 Mart 1995’te Hatay Samandağ’da, DEP eski ilçe başkanı Mehmet Latifeci’yi babası Yahya Latifeci ile birlikte kaybetmiş olmayı saygıyla anıyorum.”

Hatimoğulları, 2026 Newroz’unun tarihsel önemine dikkat çekerek, “Bu Newroz, 27 Şubat Asrın Çağrısı’nın milyonlar tarafından sahiplenildiği tarihi ana tanıklığın Newroz’u oldu. Milyonlar demokratik, adil ve eşit bir düzenin kurucu gücü olduklarını gösterdiler” ifadelerini kullandı. Newroz alanlarında, çocuklardan kadınlara, farklı inanç ve etnik kimliklerden milyonlarca insanın barışa ve demokratik birliğe destek verdiğini vurguladı. Ayrıca, sayın Abdullah Öcalan’ın adının anıldığı her anın, özgürlük mesajı niteliğinde olduğunu belirtti.

Hatimoğulları, sözlerine şöyle devam etti: “Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde artık sözün değil, somut adımların zamanı gelmiştir. Sürecin ikinci aşaması, niyet beyanlarının yerini bağlayıcı ve dönüştürücü adımların aldığı aşamadır. Demokratik çözüm ufkunu açan sayın Öcalan’ın çağrısı, toplumsal barışın ve eşit yurttaşlığın tesisine dönük stratejik bir yönelimdir. Ancak iktidarın ve devletin somut adımlar atmaması, toplumsal desteği azaltıyor.”

Hatimoğulları, iktidara yönelik çağrısında, barış sürecinin ikinci aşamasının öngörülebilir, net ve şeffaf bir takvimle kamuoyuna açıklanmasının önemine işaret ederek şunları kaydetti: “Yasal adım gerektirmeyen konularda iktidar direnç göstermekten vazgeçmelidir. Hasta mahpuslar bir an önce serbest bırakılmalı, kayyumlar tarihe gömülmeli, seçilmişler görevlerini özgürce yerine getirebilmelidir. Siyasal alanın genişletilmesi, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün güvence altına alınması sürecin vazgeçilmez parçasıdır.”

Toplantının ardından soruları yanıtlayan Hatimoğulları, İmralı’daki yeni konutla ilgili gelişmelere de değinerek, “Sayın Öcalan, Türkiye’deki bütün aydın, yazar, siyasetçi ve bilim insanlarıyla görüşmek istiyor. Bu görüşmelerin sağlanabilmesi için statünün netleştirilmesi önemli bir aşamadır” dedi.

Hatimoğulları, sözlerini “Süreçte toplumsal destek yüzde 90’ları gördü. Ancak iktidarın somut adımlar atmaması, güven ve desteğin makas farkını açıyor. Demokratik ve müreffeh bir gelecek için sorumluluk iktidardadır” diyerek tamamladı.

Paylaşın

Bakırhan’’dan Kürtler Arasında Birlik Çağrısı

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Kürt partilerine ve kurumlarına birlik çağrısında bulunarak, “Kaderimizin belirlendiği bu süreçte hiçbir Kürt partisi birlikten kaçmamalıdır. Bu yol mutlaka başarıya ulaşacaktır” ifadelerini kullandı.

İstanbul’dan Urfa’ya, İzmir’den Batman’a kadar 25 farklı noktada eş zamanlı olarak kutlanan Newroz, Van’da sağanak yağmur ve soğuk havaya rağmen büyük bir coşkuyla gerçekleştirildi. Newroz ateşinin yakılmasının ardından halka hitap eden Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Van halkının baskılara ve kayyım politikalarına karşı duruşunu selamlayarak konuşmasına başladı.

Bakırhan, 2026 Newrozu’nun sembolik önemine dikkat çekerek, bu yılki kutlamaların sadece bir anma değil, geleceği kurma iradesi olduğunu belirtti. Alanı dolduran kitleye seslenen Bakırhan, şu ifadeleri kullandı: “2026 Newrozu başka bir Newroz’dur. Bu Newroz, kurucu bir Newroz’dur; yeni bir dönemin Newrozudur. Biz çatışmaların ve şiddetin olmadığı, Kürt meselesinin demokratik yollarla çözüldüğü bir yaşamı inşa etmeye çalışıyoruz. İnşallah Ankara’da esen barış rüzgarları Van’a da uğrar.”

“Ne Emperyalizm Ne Molla Rejimi”

Ortadoğu’daki sıcak gelişmelere ve İran’daki duruma da değinen Bakırhan, demokratik değerleri benimsemeyen ülkelerin dış müdahalelere açık hale geldiğini savundu. İran’daki “Jîn Jiyan Azadî” direnişine destek veren Bakırhan, çözümün halkların kimlik haklarının tanınmasından geçtiğini söyledi. Sayın Öcalan’ın 27 Şubat çağrısının önemine vurgu yaparak, bu çağrının tüm bölge ülkeleri için bir “aydınlık ışığı” olduğunu ifade etti.

Konuşmasında Kürt halkının taleplerini net bir şekilde sıralayan Bakırhan, çözümün anahtarının inkar değil tanınma olduğunu belirtti:

Kimliklerin anayasal güvence altına alınması,
Anadilinde eğitim hakkı,
Kayyım siyasetine son verilerek yerel demokrasinin tesisi,
Siyasi tutsakların özgürlüğü ve Sayın Öcalan’ın statüsünün netleşmesi.

Demokrasi mücadelesinin sadece Kürtleri değil, tüm Türkiye’yi kapsadığını hatırlatan Bakırhan, batıdaki yurttaşlara da seslendi. Bu sürecin Türkiye’yi bölen değil, aksine birleştiren ve kardeşleştiren bir süreç olduğunu ifade ederek Karadeniz’den Trakya’ya kadar herkesi barışa katkı sunmaya davet etti.

Ulusal Birlik Çağrısı

Konuşmasının sonunda Kürt partilerine ve kurumlarına “Ulusal Birlik” çağrısı yapan Bakırhan, Ortadoğu’da kartların yeniden karıldığı bu dönemde Kürtlerin ortak bir stratejiyle hareket etmesi gerektiğini vurguladı. “Kaderimizin belirlendiği bu süreçte hiçbir Kürt partisi birlikten kaçmamalıdır,” diyen Bakırhan, Van halkının kararlı duruşunun başarıya ulaşacağını belirterek sözlerini noktaladı.

Paylaşın

Hatimoğulları: Yasal Adımları Derhal Hayata Geçirmeli

İstanbul Yenikapı Meydanı’nda düzenlenen Newroz kutlamasında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Artık temenniler bitmeli, somut adımlar atılmalıdır. Ankara barışın sesine kulak vermeli ve yasal adımları derhal hayata geçirmelidir” dedi.

İstanbul’daki 2026 Newrozu, “Özgürlük ve Demokrasi Newrozu” şiarıyla milyonları bir araya getirdi. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, alanları dolduran halkı selamlayarak, ezilenlerin, kadınların, işçilerin ve emekçilerin barış ve demokrasi taleplerini dile getirdi.

Hatimoğulları konuşmasına, “Merhaba ezilenlerin, kadınların, işçilerin, emekçilerin kenti İstanbul! Dün Newroz’un kalbi Amed’de, Mahabad’da, Hewlêr’de, Süleymaniye’de ve Kobanî’de attı. Bugün ise İstanbul’da atıyor. Aç kalana aş, çaresiz kalana derman, dışlanana yuvasın sen İstanbul” sözleriyle başladı. Ayrıca, Sırrı Süreyya Önder ve Salih Müslim’i saygıyla andı, Kobanî’den selamlar getirdiklerini belirtti.

Tülay Hatimoğulları, Newroz’un sadece iktidara değil bölge ve dünyadaki tüm güçlere mesaj verdiğini vurgulayarak, “Bu Newroz, isyandan inşaya geçişin ilk eşiğidir. Demokratik cumhuriyeti hep beraber inşa edeceğiz. Artık çatışma değil müzakere, inkar değil demokratikleşme zamanı. Temenniler bitmeli, somut adımlar atılmalıdır” dedi.

Hatimoğulları, Amed ile İstanbul’un birbirinin ikizi olduğunu belirterek, “Amed’in barışı, İstanbul’un demokrasisinin kendisidir. Mahkeme salonları değil, halk meydanları barışı ve demokrasiyi gösterir. Ankara halkın sesini duymalı ve hukuksuzluklar sona ermeli” diye konuştu. Belediye başkanları ve eşbaşkanlarının görevlerine iade edilmesi, cezaevindekilerin serbest bırakılması çağrısında bulundu.

Konuşmasında Kürt halkının tarihsel mücadelesine değinen Tülay Hatimoğulları, “Bu başarı Newroz meydanlarını dolduran, direnen, bedel ödeyen halkın, Mazlumların ve 12 metrekarelik hücresinde Türkiye’ye barışı ve Kürtlere özgürlüğü sunan Sayın Abdullah Öcalan’ın başarısıdır. Newroz pîroz be!” dedi. Konuşma, “Sayın Abdullah Öcalan’a özgürlük!” sloganlarıyla karşılık buldu.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Hatimoğulları, muhalefeti Kürt sorununun demokratik çözümüne katkı sunmaya çağırdı: “Bu rolü oynamak sadece iktidara yürümek değil, gelecek yüzyıla damga vurmak demektir.” Ayrıca topluma, Ankara’yı beklemeden Türkiye’nin tüm kentlerinde barış taleplerini yükseltme çağrısı yaptı.

2026’da Barış ve Demokrasi Meşalesi

Hatimoğulları, halkın mücadelesine güvenini vurgulayarak, 2026 yılında milyonlarla beraber barışın ve demokrasinin meşalesini yakacaklarını söyledi: “Cemre toprağa, suya ve havaya düştü. Bugün Newroz meydanından barış cemresini bu topraklara armağan ediyoruz. Özgürlük ve demokrasi için hep birlikte el ele olmaya devam edeceğiz. Bekle bizi İstanbul, sen bize yakışırsın, biz sana yakışırız.”

Paylaşın

DEM Partili Hatimoğulları, “Çözüm Süreci” İçin Şartları Açıkladı

PKK’nın silah bırakmasının ardından gözler Meclis’e çevrildi. DEM Partili Hatimoğulları, kalıcı barış için sözlerin değil, somut yasal düzenlemelerin belirleyici olacağını vurguladı.

Türkiye, uzun yıllardır ilk kez böylesine kritik bir eşikte duruyor. PKK’nin silah bırakma ve kendini feshetme kararının ardından ortaya çıkan tablo, sadece güvenlik politikalarının değil, siyasetin de yeniden tanımlanacağı bir dönemin kapısını aralıyor. Ancak bu kapının ardında ne olduğu hâlâ belirsiz.

İşte tam da bu noktada Independent Türkçe‘ye konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları’nın mesajları, sürecin yönünü anlamak açısından dikkatle okunmayı hak ediyor.

Hatimoğulları’nın en net vurgusu şu: Artık söz değil, yasa zamanı.

Bu ifade, aslında Türkiye’nin son 30 yılına da bir eleştiri. Zira Kürt meselesinde defalarca umut üreten ama hukuki zemine kavuşmadığı için dağılan süreçler yaşandı. Hatimoğulları’na göre bu kez fark yaratacak olan şey, siyasi iradenin somut yasal düzenlemelerle kendini göstermesi.

Silahların susmasıyla birlikte “işin zor kısmı bitti” demek kolay. Oysa gerçek bundan ibaret değil. Asıl zor olan, çatışmasızlık halini kalıcı barışa dönüştürebilmek. Bunun yolu da demokratik reformlardan geçiyor. DEM Parti’nin işaret ettiği başlıklar açık: Barış Yasası, kayyım uygulamalarının kaldırılması, siyasi alanın genişletilmesi ve cezaevlerine yönelik düzenlemeler.

Bu taleplerin ortak paydası ise güven. Çünkü toplum artık vaatlere değil, güvencelere bakıyor.

Hatimoğulları’nın sözlerinde dikkat çeken bir diğer unsur ise “karşılıklı adım” vurgusu. Süreci bir pedala benzetiyor: biri basmazsa diğeri ilerleyemez. Kürt siyasi hareketinin attığı adımların devlet tarafından aynı hız ve ciddiyetle karşılanmadığı eleştirisi de tam burada devreye giriyor.

Peki ya süreç aksarsa?

Bu sorunun yanıtı aslında Türkiye’nin hafızasında saklı. Hatimoğulları açıkça söylemese de ima ettiği gerçek şu: Reformların gecikmesi ya da rafa kalkması, sadece siyasi bir başarısızlık değil, toplumsal gerilimin yeniden yükselmesi anlamına gelir. Bu da geçmişte defalarca görüldüğü gibi radikalleşme riskini beraberinde getirebilir.

DEM Parti’nin kendini konumlandırdığı yer de önemli. Parti, kendisini yalnızca üçüncü büyük siyasi aktör olarak değil, aynı zamanda “üçüncü yol” olarak tanımlıyor. Ne iktidarın güvenlik eksenli yaklaşımına ne de klasik muhalefetin sınırlı çözüm perspektifine sıkışan bir çizgi… Ancak Hatimoğulları’nın da kabul ettiği gibi, bu iddianın topluma yeterince yansıtılamadığı bir gerçek.

Bunun önündeki en büyük engellerden biri ise yıllardır süren siyasi izolasyon ve toplumsal önyargılar. DEM Parti bu bariyerleri “temas” ile aşmayı hedefliyor. “Bir temas, yüz önyargıyı kırar” sözü, bu stratejinin özeti niteliğinde.

Öte yandan röportajın en kritik bölümlerinden biri, iktidarın önündeki üç senaryonun tarif edilmesi.

Birinci yol: Demokratikleşme ve barış sürecini hızlandırmak.
İkinci yol: Süreci sonlandırmak.
Üçüncü yol: Bekle-gör politikasıyla süreci sürüncemede bırakmak.

Hatimoğulları’na göre ilk seçenek Türkiye’yi bölgesel risklerden koruyacak tek çıkış yolu. Diğer iki seçenek ise ya iç gerilimleri artıracak ya da belirsizliği derinleştirecek.

Bu noktada bölgesel gelişmeler de denklemi ağırlaştırıyor. Orta Doğu’da artan savaş riski, özellikle İran eksenli gerilimler, Türkiye’deki sürecin kırılganlığını artırıyor. Hatimoğulları’nın dikkat çektiği önemli bir gerçek var: 21. yüzyılda güvenlik sadece askeri güçle sağlanamaz. Asıl güvenlik, toplumun devlete olan rızasıyla mümkün olur.

Yani iç barış, dış tehditlere karşı en güçlü kalkan.

Röportajda Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik dikkat çekici bir kapı da açık bırakılıyor. Sürecin başarıya ulaşması halinde “tarihi bir rol” ifadesi kullanılıyor. Ancak bu destek, koşulsuz değil. Yeni anayasa ve olası siyasi hesaplarla barış sürecinin birbirine bağlanmasına ise mesafeli bir yaklaşım var.

Son olarak gençlere verilen mesaj, sürecin ruhunu özetliyor: “Bu dönem sadece direnme değil, inşa dönemi.”

Silahların sustuğu yerde sözün yükseleceği bir dönemden bahsediliyor. Ve o sözü en güçlü kuracak kesimin gençler olduğu vurgulanıyor.

Türkiye bir kez daha kritik bir karar anında. Ya geçmişin tekrarına düşecek ya da ilk kez kalıcı bir barışın altyapısını kuracak.

Hatimoğulları’nın çizdiği çerçeve net: Barış, niyetle değil hukukla gelir.

Şimdi gözler, bu niyetin yasaya dönüşüp dönüşmeyeceğinde.

Paylaşın

Tuncer Bakırhan: Kürtler Hiçbir Gücün Silahlı Gücü Değildir

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Hemen yanı başımızda savaşlar, katliamlar, çatışmalar devam ediyor. Tam da çatışmanın göbeğinde Kürtler bulunuyor, Kürt coğrafyası bulunuyor” dedi ve ekledi:

“Dün Irak’ta çatışma olurken Kürtler gündemdi, Suriye’de çatışma olurken Kürtler gündemdi, bugün İran’da da Kürtler gündem. Ama bu sefer Kürtleri yalan yanlış tartışıyorlar. Kürtler hiçbir gücün silahlı gücü değildir. Kürtler bugüne kadar hakları, hukukları ret ve inkar edildiği için mücadele ediyor.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Diyarbakır’da düzenlenen 2026 Newroz Deklarasyonu açıklamasına katıldı. Burada konuşan Bakırhan, şu ifadeleri kullandı:

“Hemen yanı başımızda savaşlar, katliamlar, çatışmalar devam ediyor. Tam da çatışmanın göbeğinde Kürtler bulunuyor, Kürt coğrafyası bulunuyor. Dün Irak’ta çatışma olurken Kürtler gündemdi, Suriye’de çatışma olurken Kürtler gündemdi, bugün İran’da da Kürtler gündem. Ama bu sefer Kürtleri yalan yanlış tartışıyorlar. Kürtler hiçbir gücün silahlı gücü değildir. Kürtler bugüne kadar hakları, hukukları ret ve inkar edildiği için mücadele ediyor. Bugün sahada bulunan hegemonik ve emperyal güçler yokken de Kürtler sahadaydı.

İran’da Qasimlolardan günümüze kadar Kürtler dilinin, kültürünün ve statüsünün mücadelesini yürütüyordu. Bugün de Kürtler, özellikle Newroz günlerinde bulunduğumuz bu süreçte, kendi ulusal birliklerini sağlayarak bulundukları her ülkede demokratik hak ve özgürlüklerini almanın mücadelesini yürütüyorlar, yürütecekler de. Herkes çok iyi bilsin ki Kirmanşah neyse Hewler odur, Süleymaniye neyse Qamişlo ve Kobanî odur; Kobanî neyse Amed, Kars, Siirt odur.

Kürtler ve dostları olarak bizler hiçbir dönem olmadığımız kadar uyanık olmalıyız. Ortadoğu’daki gelişmeleri yakından takip etmeliyiz. Bugün Ortadoğu’da kaderimizin belirlendiği bir süreçten geçiyoruz. Bu süreçte ne masa başlarında kandırılacağız ne de hegemonik ve emperyal güçlerin kalkanı olup daha sonra bir kenara atılıp unutulacağız.

Bu sefer emekçisiyle, kadınıyla, “Jin, Jiyan, Azadî” diyen Kürtlerle, Beluçlarla, Azerilerle ve Molla Rejimi tarafından ezilen laik-seküler Farslarla birlikte İran’da halkların demokratik haklarını kazandıkları ve statülerine ulaştıkları bir zemini inşallah hep birlikte yaratacağız. Bu Newroz’un Ortadoğu’da yaşayan Kürtlerin barışına, demokrasisine, özgürlüğüne ve statüsüne kavuştuğu bir Newroz olmasını diliyorum. Newroz, ezilen bütün emekçilere, bütün halklara en başta da Kürtlere şimdiden hayırlı olsun.”

Daha sonra açıklanan Newruz Deklarasyonunda ise şu ifadeler kullanıldı:

“Sistemsel kaosun derinleştiği bir dönemde hegemonik güçler Ortadoğu’da yeni dizayn planları yapmakta ve halkımızın inkarına, ülkemizin parçalanmasına dayalı yüz yıllık ulus devletçi statükoyu devam ettirmek istemektedir. Kürt halkının büyük bedellerle edindiği kazanımlara karşı Rojava Kürdistan’ın da olduğu gibi yeni inkâr politika ve imha planlarını devreye konulmaktadır.

Bu politikalara karşı Kürt halkı Rojava ve Kürdistani kazanımları etrafında kenetlenmiş, dostlarıyla dünyanın dört bir yanında sürdürdüğü mücadeleyle direniş geleneğini küreselleştirmiş; tarihsel haklarını savunma iradesini ortaya koymuştur. Bu mücadelenin kalıcı başarıya ulaşması, kazanımların korunması ulusal birliğin güçlenmesiyle sağlamlaşmakta; ortak siyasal tutum, ortak savunma bilinci ve ortak gelecek perspektifi ulusal birliğin örgütlü ifadesi olarak gelişmektedir. Ulusal birlik güçlendikçe halkın demokratik kazanımları daha güçlü bir zemine yerleşmektedir.

Bölgesel ve küresel gelişmelerin yoğunlaştığı böylesi bir süreçte 2026 Newrozu’nu ‘Newroza Azadî û Yekîtiya Demokratîk’ şiarıyla karşılıyoruz. Newroz, Kürt halkı için zulme karşı tarihsel bir isyan, inkâra karşı varoluş iradesi, baskıya karşı direniş ve köleliğe karşı özgürlük ateşidir. Kimliği yok sayılan, dili yasaklanan ve iradesi gasp edilmek istenen Kürt halkı, kültürel ve toplumsal mirasıyla donandığı Newroz ateşi etrafında örgütlenerek tarihsel hafızasını korumuş, direnişini büyütmüş ve özgürlük yürüyüşünü daim kılmıştır. Newroz geçmişin direniş birikimini bugünün mücadelesiyle buluşturan ve geleceğin özgür yaşamını kurma iradesini büyüten siyasal bilinç haline gelmiştir. Newroz alanlarında yakılan her ateş direngen halkımızın iradesini büyütecek, birliğimizi güçlendirerek ortak geleceğimizi savunma kararlılığının nişanesi olacaktır.

Newroz alanları halkımızın özgürlük taleplerini yükselttiği, iradesini örgütlediği ve demokratik geleceğini inşa etmenin kararlılığına tekrar tanıklık edecektir. Newroz’un tarihsel mirası mücadelemizi aydınlatacak, yüzyıllar boyunca oluşan direniş kültürü halkımızın varlığını koruyan en temel güç olarak yeniden yaşam bulacaktır. Bu tarihsel yürüyüş ulusal birliğin güçlenmesiyle sağlamlaşacak; kazanımlar ulusal birliğin örgütlü iradesiyle korunarak geleceğe daha güçlü taşınacaktır. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan tarafından 27 Şubat 2025 tarihinde başlatılan tarihi Barış ve Demokratik Toplum Süreci bir yılını geride bırakmıştır. Abdullah Öcalan ve hareketi, sürecin ilerlemesi için üzerine düşen siyasal adımları yerine getirmiştir.

Kürt halkı bu süreçte siyasi iradesinin arkasında durarak demokratik dönüşümün gelişmesine destek vermiştir. Sayın Öcalan’ın tarihsel çağrısı üzerine hareketinin attığı adımlar halkların eşit ve ortak yaşamını kurma iradesini güçlendirmiş ve halkın örgütlü gücüyle meydanlarda büyüyerek, siyasal sonuçlar üretme potansiyelini açığa çıkarmıştır. Bu süreçte devlet tarafından Meclis bünyesinde Komisyonun kurulması önemli olmakla birlikte; açıklanan nihai rapor Kürt halkı, ezilenlerin ve demokratik kamuoyunun beklentileri ve çözümün asgari şartlarını karşılamaktan uzak bir içerikte olmuştur.

Kürt sorununun isminin dahi konulmamış olması sorunların çözüm mercii olan Meclis ve siyasetin, Kürt sorunun çözümü için gerekli cesareti gösterememesi ve sorumluluk almaktan kaçınması talihsiz olmuştur. Tüm eksikliklerine rağmen Meclis Komisyonu raporunda demokratikleşmeye dair önerilerin bir an önce hayata geçirilmesi ve sürecin ikinci aşamasına uygun gerekli yasal ve anayasal düzenlemelerin ivedilikle yapılması elzem hale gelmiştir.

Demokratik çözümün gelişmesi ve barışın kalıcılaşması için baş müzakereci olan Sayın Öcalan’ın umut ilkesi kapsamında fiziki özgürlüğünün ve özgür çalışma koşullarının sağlanmasını tarihsel ve siyasal bir zorunluluk haline gelmiştir. Bu temelde Newrozu karşılarken Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde özgürlük mücadelesini büyütme sorumluluğunu daha güçlü üstlenecek, demokratik toplum hedefini daha kararlı biçimde ileriye taşıyacağız.

Halkların, inançların, emekçilerin ve gençlerin eşit ve adil yaşam talebi örgütlü mücadeleyle büyümekte; bu yürüyüşün en ön safında kadınlar yer almaktadır. Rahşanların, Ronahilerin, Zekiyelerin ve Bêrivanların direnişinde vücut bulan kadın özgürlük iradesi bugün ‘jin, jiyan, azadî’ felsefesiyle dünya kadınlarının özgürlük şiarı olmakta; bir saç örgüsünde evrenselleşerek insanlığa yeni bir yaşamı müjdelemektedir. Erkek egemenliğine, savaş politikalarına ve kadın düşmanı düzene karşı yükselen bu mücadele, demokratik toplumun inşa ve kurucu gücünü büyütmektedir.

Demokratik ulus inşanın bir diğer öncü gücü olan özgür gençlik, direniş geleneğini omuzlayan, ‘genç kalma ruhunu’ kuşaktan kuşağa taşıyan ve özgürlük yürüyüşünün enerjisini büyüten tarihsel bir mücadele iradesi olarak sahnedeki yerini güçlendirmektedir. İnkâra, asimilasyona ve kimliksizleştirme politikalarına karşı mücadelenin dinamik gücü olan gençlik, düşüncede, örgütlenmede ve eylemde açtığı yeni hatlarla komünal yaşamın değerlerini savunmakta, özgür yaşam idealini geliştirmekte ve demokratik toplum inşasına öncülük etmektedir.

Böylesi bir dönemde 2026 Newrozu direnişin büyüdüğü, özgürlük talebinin genişlediği ve demokratik toplum mücadelesinin yeni bir aşamaya taşındığı tarihsel bir süreçte karşılanmaktadır. Newroz ateşi ulusal birlik iradesiyle, özgürlük kararlılığıyla ve örgütlü mücadele gücüyle daha da harlanmaktadır. Gençleri, kadınları, emekçileri ve özgürlüğe sevdalı tüm halkımızı Newroz alanlarında buluşmaya; birlik, özgürlük, demokrasi ve eşitlik mücadelesini büyütmeye çağırıyoruz.”

Paylaşın