Denizli: Ekşi Höyük

Ekşi Höyük; Denizli’nin Çal İlçesine bağlı Dayılar Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Köy merkezine 1 km. mesafedeki Eski Höyüğe şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Ekşi Höyük, deniz seviyesinden 812 m yüksekliğe sahip bir tepe üstü yerleşimidir. Yerleşimin konumlandığı Yukarı Menderes Havzası, Batı Anadolu’da, bugünkü Denizli İli sınırları içerisindeki Çal, Baklan ve Çivril ilçelerini kapsayan son derece geniş bir alanı kapsamaktadır. Havzanın batı kesiminde, doğu-batı uzantılı doğal bir tepe üzerine kurulmuş olan Ekşi Höyük yaklaşık 2 hektarlık bir alana uzanmaktadır. Söz konusu yerleşimde kazı çalışmaları 24.08.2015-24.09.2015 tarihleri arasında TC. Kültür ve Turizm Bakanlı Denizli Müzesi Müdürlüğü başkanlığında Yard Doç Dr. Fulya Dedeoğlu’nun bilimsel danışmanlığında başlatılmıştır.

Yukarı Menderes Havzası’nda gerçekleştirilen yüzey araştırmaları, havzanın Neolitik Çağdan (günümüzden 8200 yıl öncesi) itibaren yoğun bir biçimde yerleşildiğini ortaya koymasına rağmen, bugüne kadar Denizli ya da komşu bölgeler olan Uşak ve Afyon’da bu sürece ait herhangi bir kazı çalışması gerçekleştirilmemiştir. Bu durum Batı Anadolu’da Neolitik sürecin yalnızca Göller Yöresi, Orta Anadolu ve son yıllarda kıyı kesimde gerçekleştirilen sınırlı sayıdaki kazıdan bilinmesine neden olmuştur.

Bu bağlamda Neolitik ve Kalkolitik Çağda iskân edilmiş olan Ekşi Höyük yalnızca bölge için değil Batı Anadolu’nun tamamı için son derece önemli sonuçlar ortaya koymaya başlamıştır. Özellikle, Ekşi Höyük kazı çalışmalarında bulunan Orta Anadolu ile ilişkilendirilebilecek keramikler, yerleşimdeki iskânın Neolitik Çağdan Erken Kalkolitik Çağa geçiş döneminde de devam ettiğini göstermiştir ki bu süreç bugüne kadar Batı Anadolu’daki herhangi bir yerleşimde saptanamamıştır.

Aynı zamanda yerleşimdeki kazılar, Yukarı Menderes Havzasında avcı toplayıcılıktan yerleşik yaşama geçiş sürecinin aydınlatılmasına ve bölgedeki ilk çiftçi toplulukların yaşam biçimine ilişkin bilgi edinilmesine büyük katkı sağlamaya başlamıştır. Aynı zamanda başta Denizli olmak üzere Afyon, Uşak, Aydın gibi illerin hiçbirinde Neolitik Dönem kazısının olmaması, Yakındoğu prehistoryasında Neolitik kültürlerin Yunanistan ve Balkanlar’a aktarımında iç Batı Anadolu’nun rolünü belirsiz kılmaktadır. Bu bağlamda, Ekşi Höyük Kazıları Güneybatı Anadolu Neolitik kültürün Batıya doğru aktarımında ne gibi benzerlikler ve değişimler yaşanmış olabileceğini açıklamaya başlamıştır.

Ekşi Höyükte gerçekleştirilen kazı çalışmaları sonucunda yerleşimin ağırlıklı olarak Neolitik ve Kalkolitik dönemde iskân edildiği Selçuklu Döneminde ise mezarlık alanı olarak kullanıldığı anlaşılmıştır. Yerleşimde en iyi temsil edilen günümüzden 8200-8000 yıllarına tarihlenen yerleşim katına ait arkeolojik bulgulara, ait şimdilik iki bölümden oluşan büyük bir yapı ve bu yapıya bitişik olarak yapılmış bir ocak ve tabanlar tespit edilmiştir. Bu tabakada açığa çıkartılan apsisli yapı, bir ön sundurma ve arka oda olmak üzere 2 bölümden oluşmaktadır.

Yapının arka bölümü son derece güçlü taş temellere sahip, kerpiç bloklar kullanılarak inşa edilmiş kapalı bir yapı bölümü iken, ön kesim ahşap dikme ve hatıllar ile ince dallardan örülmüş bir ön avlu niteliğindedir. Yapının yaklaşık boyutları 3.80 x 180 metredir. Mekânı çevreleyen taş temelin kalınlığı 1 metreye kadar ulaşmaktadır. Gerek mekân içi gerekse ön avludan gelen buluntular, yapının işlevine dair bazı çıkarımlar yapılmasını mümkün kılar.  Mekanın içerisinde ve ön avlusunda taş bir idol, çok sayıda sapantaşı, bitirilmiş ve bitirilmemiş ağırşaklar ve tüm kaplar, nitelikli çanak çömlek parçaları, kemik aletler, ezgi taşı parçaları, bir spatül parçası, obsidyen ve çakmaktaşı dilgi ve yongalar bulunmuştur.

Bu buluntuların bir kısmı mekân içindeki taban üstü dolgu içerisinden gelirken bir kısmı taban üzerinde in sutu durumda tespit edilmiştir. Özellikle mekânın batıdaki duvar kesiminin önünde ve taban üzerinde bulunan çakmaktaşı yonga topluluğu, kil topanlar ve henüz üretim aşamasındaki buluntular ve bitirilmemiş nesneler, bu yapının bir işlik alanı olarak değerlendirebileceğini gösterir niteliktedir.Ekşi Höyük’te yürütülen kazı çalışmaları daha şimdiden Batı Anadolu arkeolojisi açısından son derece önemli arkeolojik verileri ortaya koymaya başlamıştır.

Ekşi Höyük’te tespit edilen arkeolojik buluntular (kemikler, deniz kabukları, çakmaktaşı ve obsidyen aletler, sapan taneleri, olta ucu) yerleşimin geçim ekonomisinde hayvancılık, balıkçılık, avcılık ve tarımsal faaliyetlerinin söz konusu olduğunu ortaya koymuştur. Yine Canhasan yerleşiminden tanıdığımız çanak çömleklerin yanı sıra Batı Anadolu’da kaynağı olmayan obsidyen aletlerin Ekşi Höyük’te bulunmuş olması yerleşimin Neolitik Dönem ticaret ağından yararlandığını ortaya koymaktadır. Ekşi Höyükte elde edilen bu ön sonuçların kapsamının ve niteliğinin devam edecek kazı çalışmalarıyla genişletilmesi hedeflenmektedir.

Yerleşimde en sağlam durumda mimari unsurlar Geç Neolitik tabakada ele geçirilmiştir. Birkaç evresi olduğu anlaşılan tabakada yuvarlak planı olan bir yapıya ait duvarlar ve taban, taş temeli olan bir yapının iki duvarı, yanık bir alan ve bir ocak açığa çıkartılmıştır. Yerleşimde bulunan yuvarlak planlı yapının temelinde bir bölümü 50×50 cm boyutlarına ulaşan temel taşları kullanılmıştır. Temel taşlarının üzerine kerpiç duvar yapılmıştır. Yapının girişinde ahşap bir sundurma vardır. Söz konusu sundurma yanmış ve yapının girişinde izleri bulunmuştur. Söz konusu mekân içerisinde çok sayıda insitu durumda buluntu ele geçmiştir.

Paylaşın

Denizli: Lounda Antik Kenti

Lounda Antik Kenti; Denizli’nin Çal İlçesine bağlı Mahmutgazi ve Aşağıseyit Köyleri arasında yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Geç Helenistik, Roma ve Bizans Dönemine ait kasaba özelliğindeki Lounda Antik Yerleşiminin kalıntılarıdır. Bu kalıntılar Büyük Menderes Nehri’nin güneye doğru akıntısının dönerek kuzeye geldiği yöne aktığı yerlerin çevresindeki arazilerde, Değirmenderesi adı verilen Mevkii’de rastlanılmaktadır. Yukarıseyit Köyü’nün 1 km doğusundaki vadi ve vadi yamaçlarında yer almaktadır.

Yüzeyde anıtsal yapılara rastlanılmamaktadır. Ancak bu yerleşimin kurulduğu yıllarda  anıtsal yapılar yapılmadığı anlamına gelmez. İklim olarak bölgede Akdeniz ikliminden sert karasal iklime yakın olan geçiş iklimi vardır. Ancak bu geçiş ikliminde topografik olarak vadinin dört tarafının kapalı olması ve nehrin verdiği ılıklık Lounda Yerleşimindeki yaşamı kolaylaştırmıştır. Geç Helenistik devirde kurulduğu  tahmin edilen yerleşimin kesintisiz olarak Bizans Çağı’na kadar sürekli bir yerleşim gördüğü anlaşılmaktadır.

Ancak M.S. VIII. yy ‘dan sonra yerleşimin, daralarak dağıldığı tahmin edilmektedir. Yerleşimin, nüfusunun en yoğun olduğu M.S. II. ve III. yy’larda vadi çevresindeki düzlüklere kadar yaygın olması mümkündür.Vadi yamaçlarında kanyonlarda yer alan kaya mezarları da Geç Helenistik, Erken Roma Döneminde kullanıldığı anlaşılmaktadır. Batıda yer alan ve Yukarıseyit Köyü’ne çıkan vadiler içinde Helenistik Döneme ait, muhtemelen ön odalı mezarlar bulunmaktaydı.

Lounda Antik yerleşimin bastırdığı herhangi bir sikkeye bugüne kadar rastlanılmamıştır. Bu durumda, Lounda’nın şehirleşme sürecine gelememiş ve Roma Döneminde Kasaba düzeyinde bir yerleşim olarak kalmıştır. Lounda Kenti’nin korunaklı bir yerleşime sahip olmaması Lounda’nın nüfusunu hızla azalarak muhtemelen İslam Orduları’nın yöreye gelmesinden önce, en geç VIII. yy’da ya da erken bir tarihte, nehre bağlı olan geçimini  sağlayan aileler dışında terkedilmiş olmalıdır. Antik Yerleşimin tamamen terk edilmesine rağmen, bölgenin verimli topraklarında yaşam süregelmiştir.

Paylaşın

Denizli: Apollon Lairbenos Tapınağı

Apollon Lairbenos Tapınağı; Denizli’nin Çal İlçesine bağlı Bahadınlar Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Köy merkezine 4 km. mesafedeki Apollon Lairbenos Tapınağı, Menderes Vadisi’ne hakim konumdaki konik formlu tepenin üzerindedir. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

En Erken devirlerden itibaren bağcılığa, dolayısı ile de leziz şarapları ile ün salmış öyle ki, Çalkarası olarak adlandırılan ve dünya çapında tanınan bir üzüm türüne adını vermiş olan Denizli’ nin bereketli topraklara sahip ilçesi Çal, değeri ölçülmeyecek tarihi hazineleri de sessizce bağrında saklar. İlçe halkı arasında Asartepe olarak isimlendirilen küçük bir tepenin üzerine konumlanmış olan Apollon Lairenos Tapınağı, Menderes Vadisi’ne hakim konumdaki konik formlu tepenin üzerinde küçük bir tapınağın kalıntıları göze çarpar.

İlk bakışta Batı Anadolu’ da bir çok bölgede karşımıza çıkan yerel kült merkezlerinden birisi izlenimi veren bu tapınak, bir süredir özellikle din tarihi çalışan araştırmacıların dikkatini çekmektedir. Çünkü dinler tarihi açısından büyük önem taşıyan ve Anadolu’nun başka hiçbir bölgesinde karşımıza çıkmayan yazıt türlerinden birisine, yani katagraphe adı verilen ve bazı insanların ya da mülkleri “tanrıya tahsis etme” anlamını taşıyan yazıtlara tek başına ev sahipliği yapmaktadır. Ayrıca, bu mütevazi tapınak sadece Batı Anadolu’ da görülen ve daja sonraları Hıristiyanlar tarafından da benimsenmiş olan itiraf (Kefaret) geleneğini kanıtlayan yazıtların ele geçtiği iki bölgeden birisi olma özelliğine de sahiptir.

Bir Anadolu Tanrısı olan Apollon Lairbenos’ a adanmış olan bu kutsal alan, Menderes Nehri’ nin güney kıyısında, Hierapolis’e 35 Kilometre mesafede bugün Çal Ovası olarak adlandırılan bölgede 1887 yılının Mayıs ayında araştırmacılar W.M.Ramsay, D.G. Hogarth ve H.A. Brown tarafından tespit edilmiştir. Bölgedeki diğer kült alanları göz önüne alınırsa Apollon Lairbenos Kutsal Alanı erken dönemlerde olasılıkla Tanrıça Kybele’ ye adanmış kült merkezinin üzerine, İ.S.II yüzyılda İmparator Hadrianus Dönemi ( İ.S.117-138 ) ve hemen sonrasında inşa edilmiş olmalıdır. Kutsal alanın en batısında Menderes Vadisi’ ne hakim bir noktaya tanrının tapınağı yerleştirilmiştir. Kuzeybatı-güneydoğu yönünde konumlandırılan tapınak, anakayayı kullanan yüksek bir podyum üzerinde, tetrastylos ( ön cephesinde dört sütun bulunan ) plan tipinde ve korinth düzenindedir.

Bu Kutsal Alan’ın adanmış olduğu Tanrı, tasvirlerinde genellikle bir elinde buğday başağı, meşe dalı ya da patera ( sunu kasesi ), diğer elinde ise çifte balta ( labrys ) taşır vaziyette betimlenen bazen de omzunda etrafına bir yılanın sarıldığı çifte balta taşıyan süvari biçiminde karşımıza çıkan Apollon Lairbenos’ dur. Kutsal Alan ve civarındaki köylerde tespit edilmiş olan yazıtlarda 14 farklı formda karşımıza çıkan tanrının adı, Hierapolis sikkeleri üzerinde “Lairbenos” şeklinde görülmektedir. Hierapolis sikkeleri göz önüne alınırsa “Lairbenos” tanrının isminin resmi formu belki de aslına en yakın olarak kabul edilebilir.

Tanrının adının Grekçe’de bu kadar çok sayıdaki farklı formlarda görülmesi, bu ismin yerel olduğunu ve içindeki bir sesli harfin Grek alfabesinde tam olarak karşılanmadığını göstermektedir. Roma İmparatorluk Devri’nde Anadolu’nun özellikle de Phrygia Bölgesi’nin dinsel atmosferine baktığımız zaman, Yunan tanrılarına ve Roma’nın resmi dinlerine olan saygının devam ettiğini fakat aynı zamanda çok sayıda yerel tanrı ve tanrıçanın da ortaya çıkmış olduğunu, sıklıkla da Yunan kökenli tanrı ve tanrıçaların yerel sıfatlarla nitelendirdiklerini ya da bir yer adı ile birlikte anılarak tapım gördüklerini böylece de bu dinlerin Anadolulaştırılmış olduklarını görmekteyiz.

Özellikle İ.S.II. ve III. yüzyıllarda Anadolu’nun kırsal kesiminde yaşayan ve Grekçe konuşan dindar halkın geleneksel Yunan inançlarından uzaklaştıkları dikkati çekmektedir. Bu yerel tanrı ve tanrıçalara verilen isimler ile ilgili günümüze kadar yapılan araştırmalardan elde edilen sonuçlar göstermektedir ki, bu tanrı ve tanrıçalar ya bir kişi adı ile ya da bir yer adı ile anılmaktadırlar. Genel olarak kabul edilen görüşe göre; tanrı ya da tanrıça isimlerini izleyen kişi adları bu kültü o yöreye getiren ve belki de ona bir tapınak inşa eden kişilerin isimleriyle, yer adları ise o kültün merkezi olan köyün adı ile ilişkilidir.

Sonuç olarak, Batı Anadolu’ da tapım görmüş olan çok sayıdaki yerel tanrı ve tanrıçanın kendilerine adanmış olan bir kutsal alan ya da tapınağın bulunduğu yerleşimin adı ile ilişkili ve “-enos” ile biten ethnik Anadolu isimleri ile nitelendirilmiş olduklarını görmekteyiz. Apollon’a verilmiş olan bu sıfat Anadolu’da çok yaygın bir şekilde gördüğümüz gibi tanrının tapımının ilk çıkış yeri ya da en önemli tapım merkezinin adından türetilmiş ethnik bir isim olmalıdır. Bütün bilgiler dikkate alındığında “Lairbenos” sıfatı “Lairba’lı” anlamındadır ve tanrı kutsal alan ve civarında “Lairba’lı Apollon” olarak adlandırılmış ve bu isimle tapım görmüştür.

Apollon Lairbenos kutsal alanda, her dönem ve her bölgede gördüğümüz ve birlikteliği son derece doğal olan annesi Leto’ ve ikiz kardeşi Artemis ile birlikte saygı görmektedir. Özellikle Leto’ya duyulan inanç ve bağlılığı tapınak civarında ele geçen bir adak yazıtında Leto’nun Lairbenos’dan bagımsız bir şekilde “imkansızı mümkün kılan tanrıça” şeklinde nitelendirilmesi kanıtlamaktadır. Ayrıca yine kutsal alan civarında ele geçmiş olan adak yazıtlarına bakıldığı zaman tanrı Anadolu’nun bütün bölgelerinde olduğu gibi Helios’la özdeşleştirilmiş Helios Apollon Lairbenos olarak tapım görmüştür.

Apollon Lairbenos Kutsal alanı’nda nasıl bir tapınma yöntemi izlendiği tam olarak bilinmemekle birlikte, epigrafik malzemelerden edindiğimiz bilgiler doğrultusunda halk bu tür yerel tapınma merkezlerine, olağan ibadetlerini yapmak (Kurban kesmek, ilahiler söylemek vb.), tanrılardan yardım ve şifa dilemek, tanrılara şükranlarını sunmak, tanrıların emirlerini öğrenmek, kendilerine rüya veya kehanet aracılığı ile verilen emir gereğince adak sunmak gibi amaçlar ile gelmekte idi. Apollon lairbenos Tapınağı’na da kişiler yukarıda sıraladığımız ibadet türleri için geliyorlardı.

Fakat bu Kutsal Alanı diğer yerel tapınma merkezlerinden ayrıcalıklı kılan iki özellik küçümsenemeyecek kadar önemli ve değerlidir. Bunlardan ilki, kişilerin kendi istekleri ya da tanrının emri uyarınca çocukları, evlatlıkları ya da kölelerini birer “kutsal personel” olarak Tanrı apollon’un hizmetine tahsis ettiklerini gösteren ve katagraphe adı verilen yazıtları adamak buraya için gelmeleridir. Bir diğer ayrıcalığı ise, kişilerin tapınağa işledikleri bir günahı itiraf etmek ( günah çıkarma ) ve bunun kefaretini ödemek amacı ile adak yazıtı sunmak için gelmiş olmalarıdır.

Bütün bu yazıtları Apollon Lairbenos Tapınağı’na adayan kişiler arasında, Hierapolis, Laodikeia, Motella, Dionysopolis(Ortaköy), Tripolis, Atyokhorion ve Blaundos ile Hyrgaleis Ovası’ndan gelenler yer almaktadır. Bu geniş yayılım alanı, Apollon lairbenos Tapınağı’nın bölge sınırlarını aşmış olan ziyaretçi yoğunluğunu ve yukarı Menderes Havzası ile Lykos Vadisi’nin dinsel ve sosyal yaşamdaki büyük önemini kanıtlar niteliktedir. Tamamen Roma İmparatorluk Dönemi’ne ait olan yazıtların çoğu İ.S.II. ve III. yüzyıllara aittir.

Katagraphe adı verilen yazıt grubu Anadolu’da sadece Apollon Lairbenos Kutsal Alanı’nda tespit edilmekte ve bu yazıtlar aracılığı ile Apollon Lairbenos’a insan bağışlama şeklinde bir ibadet de karşımıza çıkmaktadır ki Apollon Lairbenos Anadolu’da bu tür bir ibadetin yapıldığı tek tanrı olma özelliğine sahiptir. Bu yazıtların en yakın örnekleri Makedonia’da ele geçmektedir. Genel tarzda ifade edecek olursak, bu yazıtların amacı köleleri veya çocuklar, torunlar gibi yakın aile bireylerinin Apollon Lairbenos’a adanması eylemini halka duyurmaktı.

Bu tür yazıtlardan edinilen bilgiler, adama işleminin adanmış olan kişi bir köle ise bu köleye özgürlük bahşettiğini ortaya koymaktadır. Fakat bu özgürlük şarta bağlıydı, yani kölenin adandığı tanrının tapınağında belli zamanlarda hizmet etme zorunluluğu ile sınırlanıyordu. Bu şartın dışında kimsenin adanmış köleyi satmaya veya para karşılığı kiralamaya hakkı olmazdı ve yazıt aracılığı ile de kölenin özgürlüğü hem adandığı tanrı hem de devlet kurumları tarafından garanti altına alınmış oluyordu. Bu nedenle cezalara kamusal bir nitelik de atfetmişlerdir.

Kutsal alana ait sunaklar ve steller üzerindeki yazıtların çokluğu burada stel satıcılarının ve taşçı ustalarının bulunması gerektiği düşünülmektedir. Bunun yanı sıra, katagraphe yazıtları aracılığı ile öğrendiğimiz tanrıya dokuma ya da seramik atölyeleri tahsis edilmesi eylemi, kutsal alanın etrafına konumlanmış olan bu atölyelerde farklı ticari etkinliklerin yapıldığını, bunlardan bazılarının tapınak adına üretim ve satış yapma işlevi görmüş olabileceklerini, dolayısı ile de burada gelişen bir tapınak ekonomisinin varlığını düşünmemizi mümkün kılmaktadır.

Apollon lairbenos Kutsal Alanı ve civarında tespit edilmiş olan epigrafik buluntuların büyük bir bölümünü katagraphe (Köle ve özgür vatandaşların tanrıya ithaf edilmesi) yazıtları oluştururken aynı ölçüde önemli bir kısmı da aslında birer adak yazıtı olan günah çıkarma (Kefaret) ya da itiraf (confessio) yazıtlarından oluşmaktadır. Antik devrin dinsel yaşantısını açık bir şekilde yansıtmaları açısından oldukça önemli bir yere sahip olan itiraf yazıtları, Anadolu’da sadece Lydia Bölgesi’nde katakekaumene (yanık arazi) olarak adlandırılan Kuzeydoğu Lydia da ve Phrygia’daki Apollon Lairbenos Kutsal Alanı’nda ele geçmektedirler. Bu yazıtlarda kişiler işledikleri bir suçun günahını itiraf ettikten sonra tanrıya adaklar sunmuşlardır. Günah çıkarma yazıtları, bu adakları sunan kişilerin samimi itiraflarını barındırmaları nedeni ile tespit edildikleri yörenin sosyal ve kültürel yaşamı hakkında önemli bilgiler vermektedirler.

Mezopotamya orijinli olan günah çıkarma geleneği Anadolu’da oldukça eskilere dayanmaktadır. Anadolu’daki kökeni Hititlere kadar inen ve Hitit imparatorluğu’nun çöküşü ile birlikte ortadan kalkan bu geleneğin, Lydia’da katakekaumene olarak adlandırılan volkanik bölge ile Phrygia’daki Apollon Lairbenos Tapınağı civarında yüzyıllar sonra tekrar ortaya çıkması din tarihi araştırmacılarının doğal olarak dikkatini çekmektedir. Hitit İmparatorluğu’nun çöküşü ile birlikte ortadan kalkan bu tür yazıtların Roma İmparatorluk Devri’nde tekrar görülmesi bilim adamları, bu geleneğin bütünüyle kaybolmuş olması nedeniyle değil henüz yeterli epigraphik buluntunun ele geçmemiş olmasından kaynaklandığı şeklinde yorumlanmaktadır.

Bu yazıtlar genel olarak kişilerin işledikleri günahları, bu günahlar nedeniyle tanrının onlara verdikleri hastalık ve ölüm gibi cezaları ve tanrısal öfkenin günahlar tarafından ne şekilde yatıştırıldıklarını konu almaktadır. Adak yazıtlarının en değerli grubu olarak kabul edilen, genellikle anlaşılması güç ve kötü bir Grekçe ile yazılmış olan günah çıkarma yazıtları edebi metinler aracılığı ile yeterli derecede bilgi edinemediğimiz yerel kültür hakkında sağladıkları ayrıntılı bilgiler açısından çok büyük önem taşımaktadırlar.

İtiraf yazıtlarında karşımıza çıkan ifadeler Apollon Lairbenos’un bu bölgede yaşayan insanların yaşamında diğer tanrılardan daha büyük ve inanılmayacak derecede etkin rol oynadığı kanıtlamaktadır. Örnekler çoğaltılabilir olmakla birlikte Antik Devir ile içinde bulunduğumuz çağ arasındaki benzerliği çarpıcı bir şekilde gözler önüne sermesi açısından yalan söylediği ve abdestsiz (temiz olmamak) bir şekilde kutsal alana girdiği için cezalandırılmış olan bir kişinin itiraf yazıtı herhalde tek başına yeterlidir. “ Ben Hierapolisli Sosandros, bir yalan yeminden sonra temiz olmayan bir durumda ortak tapınağa girdim; cezamı buldum, bildiririm ki, benim bu diktiğim steli ibret alan hiç kimse Lairmenos’u küçümsemesin” Yerel Anadolu dinlerinde büyük bir günah olarak kabul edilen ve hoş karşılanmayan davranışlardan birisi de, yalan yere yemin etme, yemin bozma ya da küfür edilmesiydi. Özellikle Phrygialılar’ ın yemin ve küfür konusunda son derece tutucu oldukları ile ilgili bilgileri bazı antik yazarlardan öğrenmekle beraber, Apollon Lairbenos Kutsal Alanı’ndaki itiraf yazıtlarında da bu konuda titizlik dikkati çekmekte ve en sık karşılaştığımız günahlardan birisi olarak karşımıza çıkmaktadır.

Edebi metinler aracılığı ile yerel kültler hakkında ne yazık ki yeterli derecede bilgi edinememekteyiz. Buna karşılık yerel tapım merkezlerinde tespit edilen adak yazıtları ilk çağ tarihi açısından çok büyük önem taşımaktadır.Apollon Lairbenos Kutsal Alanı ve civarında tespit edilmiş olan yazıtlardan anlaşılmaktadır ki; Roma İmparatorluk Dönemi’nde bölgede dinin günlük yaşan üzerinde yoğun bir etkisi bulunmaktaydı. Öyle ki bu tür yazıtlarda tanrıların tapınağın arazisinde bulunan yerleşimlerin sahibi olduğunu gösteren bazı ifadeler, dinsel bir iktidarın varlığı bile düşünmemize yol açacak niteliktedir. Apollon Lairbenos Kutsal alanı’nın adakları bahsettiğimiz iki yazıt türü arasındaki ilişkiyi belirleme açısından da oldukça önemlidir; aynı anıtlar üzerinde yazılmış olan itiraf yazıtları tanrının ona tapanların davranışlarını nasıl kontrol ettiğini, katagraphe yazıtları ise onları hizmetinde nasıl çalıştırdığını ortaya koymaktadır.

(Esengül AKINCI ÖZTÜRK, Epigraf
Pamukkale Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi
Arkeoloji Bölümü Öğretim Görevlisi )

Paylaşın

Denizli: Çakırlar Mağarası

Çakırlar Mağarası; Denizli’nin Çal İlçesine bağlı Çakırlar Köyü, bodrum Mevkii’nde yer almaktadır.

19.10.2006 tarihinde Aydın KTVK Bölge Kurulu tarafından 1. Derece Doğal Sit Alanı olarak tescil edilmiştir. Doğal Mağara traverten ocağında rastlanmıştır. Traverten alımları sırasında mağaranın içinde ve dış bölgesinde derin çatlaklar meydana gelmiştir.

Bu çatlaklar hem dışında, hem içinden izlenebilmektedir.Mağara birbirine bağlı iki galeriden oluşmaktadır. Yaprak şeklinde, damla şeklinde, sarkıt dikitler meydana gelmiştir.

Traverten alımı sırasında toprak ve traverten parçaları düştüğünden taban kısmında su olup olmadığı belli değildir.  Fakat sarkıt ve dikitlerde su damlaları vardır. Mağaranın girişi traverten kitlesi ile kapanmıştır. Giriş ancak sürünerek olabilmektedir.

Paylaşın

Denizli: Zeyve Köprüsü

Zeyve Köprüsü; Denizli’nin Çal İlçesine bağlı Akkent (Kasabası) Mahallesi sınırları içerisinde yer almaktadır.

Doğu batı yönünde akmakta olan menderes nehri üzerinde kuzey güney istikametinde bulunmaktadır. 3 gözlü yuvarlak kemerli taş örgülü köprünün genişliği 3,6 metre döşeme uzunluğu ise 35 metredir.

Yöresel taş malzemenin kullanıldığı köprünün iki kenarında biriket malzeme ile yapılmış korkuluklar bulunmuştur.

Köprünün yakalarında yer alan sel yaran kısımları zamanla tahrip olarak ortadan kalkmıştır. Roma Dönemine tarihlendirilen köprü günümüzde tarla ve bahçelere ulaşım yolu olarak kullanılmaktadır.

Paylaşın

Denizli: Tozlukara Köprüsü

Tozlukara Köprüsü; Denizli’nin Çal İlçesi, Dayılar (Köyü) Mahallesi ile Şapcılar (Köyü) Mahallesi yolu üzerinde yer almaktadır.

Menderes Nehri üzerinde bulunan; köprünün uzunluğu 55,5 metre, genişliği 3,40 m’dir. Köprü gözlerinin genişliği ise 5,5 m’dir. Yuvarlak kemerli, iki gözlü köprüye hafif bir meyille çıkılmaktadır.

Malzeme olarak devşirme malzeme kullanılmıştır. Köprünün kullanımı Roma Dönemine kadar dayanmaktadır. Apamea, Eumenia, Launda, Mossyna, Hierapolis, Laodikeia ticaret yolları üzerinde geçişi sağlayan köprülerden birisidir.

Paylaşın

Denizli: Hançalar Köprüsü

Hançalar Köprüsü; Denizli’nin Çal İlçesine bağlı Hancalar (Kasabası) Mahallesi ile Bekilli yolu üzerinde bulunmaktadır.

Osmanlı İmparatorluğu Döneminde, Çal yakınlarında tarihi bir Pazar (Kayı) kuruluyordu. Köprünün ticaret merkezine giden yol güzergahında kurulması ve ticari amaçlı kervanların geçiş yapmasından dolayı büyük önem taşımaktadır. Köprünün doğu-batı yönünde döşeme uzunluğu 65 m, korkuluklarla beraber genişliği 4,20 m’dir.

Köprünün yan kemerlerinin genişliği 6,75 m, yüksekliği 3,30 m, orta kemer genişliği 8 m olup yüksekliği 4,10 m’dir. İki kemer arasındaki ayakların genişliği 3,50 m’dir.Hancalar Köprüsü, üç kemerli, orta kemer yan kemerlerden yüksek ve geniş tutulmuş olup, bu haliyle Klasik Osmanlı Köprülerinin özelliğini göstermektedir.

Köprünün ne zaman yapıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Güney tarafındaki kemerleri taşıyan ayaklarda bulunan H.1302 ve 1934 tarihli kitabelerinden anlaşılacağı üzere onarım yapılmış, bu onarımlarda köprünün orijinal malzemesine (düzgün kesme taş) bağlı kalınmamış, moloz taş kullanılmıştır.

Köprüyü taşıyan ayakların; suyun aşırı basıncını önlemek için güney tarafına (akıntı yönüne) üçgen formunda sel yaranlar yapılmasına rağmen kuzey tarafından yuvarlak formlu sel yaranlar yapılmıştır. Yuvarlak kemerli , üç gözlü köprüye hafif bir meyille çıkılmaktadır.

Paylaşın

Denizli: Dayılar Köprüsü

Dayılar Köprüsü; Denizli’nin Çal İlçesine bağlı Dayılar ile Şapçılar mahalleleri arasındaki yol üzerinde yer almaktadır.

Dayılar Köprüsü’nün diğer adı Tozlukara Köprüsü’dür. Roma Dönemi’ne ait olan köprünün uzunluğu 55,50 metre, genişliği 3,40 metre, kemer açıklıkları ise 5,50 metredir. Devşirme malzemeden yapılmış olan köprünün yuvarlak kemerli iki adet gözü bulunmaktadır.

Büyük Menderes Nehri üzerinde yer alan Dayılar Köprüsü; Apameia, Eumenia, Launda, Mossyna, Hierapolis ve Laodikeia ticaret yolları üzerindeki köprülerden birisidir. Büyük ölçüde sağlam durumda olan Dayılar Köprüsü, günümüzde tarım arazilerine ulaşım amacıyla kullanılmaktadır.

Paylaşın

Denizli: Bayıralan Roma Köprüsü

Roma Köprüsü; Denizli’nin Çal İlçesine bağlı Bayıralan Mahallesi’nin kuzey doğusundaki Kemer Deresi üzerinde bulunmaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Aradan geçen onca zamana rağmen varlığını korumayı başaran köprü, derenin en dar noktasında yapılmış olup, tek kemerli ve taş örgülüdür. 15×30 cm ve 10×20 cm ebatlarındaki taşların sıkıştırılmasıyla yapılan tarihi köprü, 2 metre genişliğinde ve uçtan uca 15 metre uzunluğundadır.

Köprünün ayakları her iki tarafta yer alan iki ayrı ana kaya üzerine oturmaktadır. Köprünün üzerinde bulunduğu vadinin derinliği yer yer 20 metreyi bulmaktadır.

Sert kaya kütlelerinin üzerinde konumlandırılan köprü farklı dönemlerde onarım geçirse de büyük ölçüde orijinalliğini korumuştur. Köprü, yakın geçmişte kemerin en açık noktasına yerleştirilen bir hatılla desteklenmiştir. Genel olarak iyi durumda olan Roma Köprüsü günümüzde kullanılmamaktadır.

Paylaşın

Denizli: Ahmet Dede Türbesi

Ahmet Dede Türbesi; Denizli’nin Çal İlçesine bağlı Akkent Kasabası sınırları içerisinde yer almaktadır. 

Türbeye, şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Türbe, kare bir yapı üzerinde büyük bir kubbeye sahiptir. Anlatılanlara göre Ahmet Dede’nin vefatında naaşı paylaşılamamış ve bunun üzerine 3 tane tabut hazırlanmıştır.

Tabutun biri Akkent’e getirilerek buraya defnedilmiştir. Adak, yağmur duası, kısmet açma, rüya ve niyaz amaçlarıyla birçok ziyaretçisi vardır.

Paylaşın