Figen Şakacı Kimdir? Hayatı, Eserleri

30 Haziran 1971 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Figen Şakacı, Hamdi Akverdi İlkokulu, Halil Bedii Yönetken Ortaokulu ve Ataköy Lisesi’nde okudu. İstanbul Üniversitesi, Basın Yayın Yüksek Okulu-Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümünden1995 yılında mezun oldu.

Figen Şakacı, İstanbul’da yaşıyor ve yazarlık yapıyor. Figen Şakacı, başkahramanı Hayriye olan bir üçleme yazdı. Bu üçlemenin ilk kitabı Bitirgen’de Hayriye’nin çocukluğundan genç kızlığına kadar geçen süreyi anlattı. Bir kız çocuğunun gözünden 12 Eylül’ün arka fon olarak kullanıldığı romanda, Hayriye’nin kendine has üslubu, hayatı algılama ve kavrama çabaları önemli bir yer işgal eder.

Çocukluğun büyüme telaşına ülkenin tarihi ve yaşananlar eklenir ama bu eklenmede her şey Hayriye’nin onları nasıl gördüğü üzerinden anlatılır. Üçlemenin ikinci kitabı olan Pala Hayriye’de Hayriye’nin üniversite yılları vardır.

Yaşadığı düzenden kopup gelen bu genç kadın, kadın olmayı, hayatta kalmayı ve yaşama karşı direnç şekilleri geliştirmeyi öğrenir. Bir taraftan da yazma ve yazar olma, gazetede çalışma tecrübeleriyle hayatını anlamlandırmaya çalışır. Üçlemenin son kitabı Hayriye Hanım’ı Kim Çaldı?’da artık Hayriye Hanım doğrudan bir kahraman olarak yer almaz, onu arama süreci romanın temel çatısını oluşturur.

Figen Şakacı Eserleri: Bitirgen (2011 Roman), Pala Hayriye (2014 Roman), Hayriye Hanım’ı Kim Çaldı? (2017 Roman).

Paylaşın

Fatma Karabıyık Barbarosoğlu Kimdir? Hayatı, Eserleri

1962 yılında Afyon’da dünyaya gelen Fatma Karabıyık Barbarosoğlu, öğrenim yaşamı ortaöğreniminin son yılına kadar İstanbul’da devam etti; 1980 yılında Afyon Lisesi’nden mezun oldu.

Yükseköğrenimini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nde 1984 yılında; yüksek lisans eğitimini aynı bölümde “Türk-İslam Felsefesinde Tasavvufî Eğitimin Değerlendirilmesi” başlıklı teziyle 1987 yılında tamamladı. 1986-1987 yıllarında İstanbul’da öğretmenlik yaptı.

İ.Ü. İktisat Fakültesi Yapı-Sosyal Değişme Anabilim Dalı’nda doktora eğitimini “Modernleşme Sürecinde Moda-Zihniyet İlişkisi” başlıklı teziyle tamamlayarak sosyoloji doktoru oldu. Doktora tezini ertesi yıl “Moda ve Zihniyet” adıyla yayımladı.

Edebiyata ilgisi ortaokul yıllarında şiir yazarak başladı. Lise yıllarında okul gazetesini çıkardı. Yayımlanan ilk yazısı 1980 yılında Doğuş edebiyat dergisinde Zehra Özdemir takma adıyla yazdığı “Taş Bina” adlı hikâye idi. Araştırma, deneme ve hikâyeleri Dergâh, Türk Edebiyatı, İzlenim, Anlayış, Kırkayak, Kafdağı gibi dergilerde yayımlandı. İlk öykü kitabı Acı Deniz 1996’da yayımlandı.

Barbarosoğlu, 1996 yılında Yeni Şafak gazetesinde köşe yazarlığına başladı. İkinci hikâye kitabı olan “Gün Akşamsızdır” ile Türkiye Yazarlar Birliği tarafından 2000 yılının en iyi hikâyecisi seçildi. Öykülerin merkezinde ağırlıklı olarak kadınlar ve onların sorunları yer aldı.

Hikâye, deneme, söyleşi ve makale türünde eserler yayımladıktan sonra roman türünde eserler vermeye başladı. 2004 yılında yayımlanan Hiçbir Yer isimli ilk romanında göç, yalnızlık, kadın, aşk, yabancılaşma temalarını işledi.

Biyografik bir roman olan Fatma Aliye:Uzak Ülke, 2007’de yayımlandı. Bu eserde Türk edebiyatının ilk kadın romancısı Fatma Aliye Hanım’ın hayatını ele aldı. 2008’de Medyasenfoni ve 2011’de Son On Beş Dakika adlı romanları yayımlandı.

Yazarlığında babasının ve ağabeyinin çok emeği olduğu için yazar olarak imzasını Fatma Karabıyık Barbarosoğlu olarak atmayı tercih etti. Edebiyat dünyasında Karabıyık, gazete yazılarında Barbarosoğlu olarak tanınan yazar, 2010 senesinden itibaren kızının isteği üzerine Karabıyık soyadını kullanmayı bıraktı. Yazarla yapılan söyleşiler 2012’de Sözüm Söz adıyla kitaplaştırıldı.

Fatma Karabıyık Barbarosoğlu’nun Eserleri:

Mutluluk Onay Belgesi Hayat Teselli Olmaktır, Rüzgar Avı, Sözüm Söz, Son On Beş Dakika, Cumhuriyetin Dindar Kadınları, Medya Senfoni, Fatma Aliye Uzak Ülke, Şov ve Mahrem, İki Kişilik Rüyalar, Okuyucu Velinimetimizdir,

Hiçbir Yer, Okuyucu Velinimetimizdir, Bahçeler Sokaklar, Otobüsname, Ahir Zaman Gülüşleri, Rumuzname, Senin Hikâyen, Gün Akşamsızdır, Sözün ve Sükutun Renkleri, Acı Deniz, Moda ve Zihniyet.

Paylaşın

Beliz Güçbilmez Kimdir? Hayatı, Eserleri

Edebiyat, Fotoğraf, Sinema, Tiyatro ve Sanat & Mimarlık kategorilerinde eserler yazan Beliz Güçbilmez, 1971 yılında Ankara’da dünyaya geldi. Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat Bölümünden mezun olduktan sonra, aynı üniversitenin Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümünde yüksek lisans ve doktora eğitimini tamamladı.

1996-2000 yılları arasında Mersin Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Dekoru ve Kostüm Tasarımı Bölümünde araştırma görevlisi olarak çalışmasının ardından, 2000 yılında DTCF Tiyatro Bölümüne öğretim görevlisi olarak girdi. 2008 yılında doçent, 2014 yılında profesör unvanı aldı. 2017 yılının Şubat ayında “Barış İmzacısı” olduğu için, diğer bütün Ankara üniversiteli imzacı meslektaşları ile birlikte KHK ile atılmıştır. Kuramsal çalışmalarının yanı sıra, çevirmenlik ve oyun yazarlığı uğraşlarını sürdürmektedir.

Teorik kitapları: İroni ve Dram Sanatı (2005), Zaman/Zemin/Zuhur (2006).

Sahnelenmiş oyunları: Yaşasın Hayat (Frida 2004), Kül Bellek (2009), Şehrü Evlad’üz-Ziyan: Kayıp Çocuklar Şehri (2010), Son Bir Kez (başka yazarlarla birlikte 2010-2011), Hafifletici Sebepler (Domus Sanat Çifliği, Joyce Carol Oates’un öyküsünden uyarlama, 2010), Tiyatro Öldü (Şâmil Yılmaz ile birlikte, 2011), Doyçland: Dünyanın Rengi (2011), Kapının Önünde (2013), Othello! Bir İntikam provası (2015), Beni Bekleme Kaptan (2019).

Çevirileri: İbsen Oyunları/bir: Denizden Gelen Kadın – Biz Ölüler Uyanınca (Ümmühan Kahraman Güneş ile, 2006), Fuchs, Elinor. Karakterin Ölümü (2003), Innes, Christopher. Avant-Garde Tiyatro (Aziz V. Kahraman ile, 2004), Stoppard, Tom. Toplu Oyunları 2. içinde Aşkın İcadı (Şükran Yücel, Hamit Çalışkan ile, 2000), Brockett, Oscar. Tiyatro Tarihi (Sevinç Sokullu, Sibel Dinçel, Tülin Sağlam, Semih Çelenk, Selda Öndül ile), Carlson, Marvin. Performans: Eleştirel Bir Giriş (2013).

Editörlüğünü yaptığı kitaplar: Hauser, Arnold. Sanatın Toplumsal Tarihi (Çev. Yıldız Gölönü 2006).

Paylaşın

Başak Sayan Kimdir? Hayatı, Eserleri

17 haziran 1977 yılında Ankara’da dünyaya gelen Başak Sayan, asker bir baba ve öğretmen bir annenin ilk çocuğudur. Babasının asker oluşundan kaynaklı çocukluğu lojmanlarda geçen yazar askerî bir disiplinde büyüdü.

Babası askerliğin ardından mütahitlik, annesi ise öğretmenliğin ardından Ankara Milli Eğitim Bakanlığı müdür yardımcılığı yapmaya başladı. Küçük yaştan itibaren aktrist ve yazar olma hayalleri kuran Başak Sayan, okuduğu okulların tiyatro kollarında aktif olarak çalıştı. Öykülerle başladığı bu yolculukta basketbol gibi sporlarla da ilgilendi.

1995 yılında İstanbul’a gelmesiyle hayatında yeni bir dönem başladı. İktisat eğitimi alırken kazanç sağlamak amaçlı reklam oyunculuğu ve sunuculuğa başladı. Birkaç yıl ara verdi. Ardından 2000’de yapmak istediği tek işin oyunculuk olduğuna karar verdikten sonra televizyon dizilerine ağırlık verdi ve bugüne dek çok sayıda yapımda rol aldı.

2004 yılında rol aldığı Gurbet Kadını adlı diziyle daha geniş kitleler tarafından tanındı, 2006 yılında rol aldığı Geniş Zamanlar ve Yaprak Dökümü adlı dizilerle bu ivmeyi yukarı taşıdı. 2014 yılında ABD’nin Washington DC kentinde Murat Vardal ile evlendi. Bir süre orada yaşadıktan sonra İstanbul’a döndü. Sanatçı İstanbul’da yaşamakta, yazarlık ve oyunculuk dallarındaki çalışmalarını hâlen sürdürmektedir.

Başak Sayan, edebiyat dünyasına henüz okul yıllarında yazdığı öyküleriyle adım atmıştır. Verdiği her demeçte çocukluk hayalinin yazarlık olduğunu söyleyen yazar aynı zamanda birçok yapımda yer almış bir oyuncudur. “Hayatımın sonuna kadar yazarak ve oynayarak yaşamak istiyorum.” sözleriyle hedefini dile getirmektedir.

Sanatın her dalının insanlara bir şeyler anlatması, hayata başka bir noktadan bakmalarını sağlaması gerektiğini düşünen Başak Sayan’ın yazdığı romanlar ve yazıları da bu felsefe etrafında şekillenmiştir. 2010’lu yıllarda yazı hayatında daha aktif olmaya başlamıştır. O yıl piyasaya çıkan Aşk Ve Baştan Çıkarma Üzerine adlı ilk kitabının ardından Akşam gazetesinde köşe yazarlığı yapmaya başlamış, 2011 yılında ilk romanı Bağlanma Korkusu’nu yayımlamıştır.

2015’te ikinci romanı Kelebeğin Kaderi piyasaya çıkar çıkmaz çok satanlar listesine girmiş ve aylarca listelerdeki yerini korumayı başarmıştır. Uzun yıllar doğu felsefelerini incelemiş ve etkilerini eserlerine yansıtmıştır. 2004 – 2009 arası astroloji ve astronomi eğitimi alan Sayan’ın, Hermetik felsefenin özü olan ‘’Yukarıda ne varsa aşağıda da o vardır.’’ sözünü benimseyerek bazı romanlarını da bu düşünce zemininde yazıldığı görülmektedir.

Bu felsefenin yansıdığı Kelebeğin Kaderi adlı kitabının tanıtımında şu ifadelere yer verilmiştir: “Yaşamın karşınıza çıkardığı işaretleri fark etmeye, en derin acılarınıza başka bir gözle bakmaya ve tüm yaşadıklarınızın nedenini keşfedip kozanızdan çıkmaya hazır mısınız?” Bu eserden sonra Rüzgar Olmak İsteyen Çocuk (2018), Ölü Kuşların Sessizliği (2018) ve Nigahdar (2019) adlı eserlere de imza atmıştır.

Başak Sayan’ın eserleri:

Kitapları: Aşk ve Baştan Çıkarma Üzerine (2010), Bağlanma Korkusu (2011), Kelebeğin Kaderi (2015), Rüzgar Olmak İsteyen Çocuk (2018), Ölü Kuşların Sessizliği (2018), Nigahdar (2019)​.

Oynadığı diziler filmler: Milat (2015), Altındağlı (2013), Harem (2012), Araf Zamanı (2011), Nekrüt (2008), Geniş Zamanlar (2007), O Kadın (2007), Gizli Patron (2006), Hacı (2006), Yaprak Dökümü (2006), Şifre (2005), Naciye’yi Kim Sevmez (2005), Bir Dilim Aşk (2004), Gece Yürüyüşü (2004), Gurbet Kadını (2003), Canım Kocacığım (2002), Hırsız (2001), Derman Bey (2001), Nilgün (1999), Fırat (1997), Çılgın Bediş (1996).

Paylaşın

Banu Avar Kimdir? Hayatı, Eserleri

Yazar, gazeteci, program yapımcısı ve sunucu Banu Avar, 18 Temmuz 1955 yılında Eskişehir’de dünyaya geldi. Gazetecilik hayatına Süreç dergisinde başlayan Banu Avar, 1980’li yıllarda Günaydın, Dünya, Vatan gazetelerinde dizi yazılara imza attı, muhabir olarak çalıştı.

London City University’de yüksek lisans yaptı. Londra’da BBC Türkçe bölümünde radyoda çalışırken BBC televizyonu belgesel kurslarına katıldı. Ardından TRT Londra muhabirliğine getirildi.

Banu Avar, TRT’de yayınlanan 32. Gün programının ilk yıllarında Londra muhabirliğini yaptı. Kıbrıs belgeseli, Demirkırat gibi belgesellerde yapımcı ve araştırmacı olarak görev aldı. 1985 yılından beri yapımcı ve yönetmen olarak çalışıyor.

1999 yılında TRT 1 ve TRT 2’de yapımcılığını, yönetmenliğini ve sunuculuğunu üstlendiği Mozaik, Kaleydeskop gibi programları yayınlandı. Ayrıca I. Ceasar, Crimean War, The Great Game ve Troy gibi BBC ve Discovery Channel belgesellerinin Türkiye prodüktörü olarak görev aldı. 1999’da tv8’in Belgesel Bölümünü kurdu, 2004 yılına kadar belgesel bölümünde yönetmen olarak birçok belgesele imza attı. 2004 yılında tv8 belgesel bölümü kapandıktan sonra görevinden ayrılarak, TRT 1’de Sınırlar Arasında isimli haber belgesel programın yapımcı ve yönetmenliğine başladı.

Banu Avar, kendi deyimiyle İsrail başkonsolosunun yaptığı belgeseller hakkında görüşmek istediği fakat bunu reddettiği, daha sonra ise Avrasya TV’de program yapma kararı aldığını belirtmektedir. Programın ismi “Banu Avar’la Dünya Düzeni” olarak adlandırıldı. İlk programı 25 Şubat Çarşamba günü 21:45 de yayınlandı. Yeni programını şu şekilde tanımladı: Bu kez son derece sıkışık koşullar altında olduğumuzdan bir sponsor bulana kadar, “Sınırlar Arasında” programındaki gibi çekimler yapamayacağız. Ama masa başında da olsa bilgilendirici belgesellerle sizlerle buluşacağız.

Banu Avar, güldürü amaçlı haber yazan Zaytung.com’un yayınladığı bir haberi gerçek zannedip bir programda paylaşmasını gazetecilik hayatındaki en büyük hatalardan biri olarak değerlendirmiştir.

Banu Avar’ın eserleri: 

Kitapları

Sınırlar Arasında: Hüznün Toprağı Balkanlar’dan Geleceğin Gücü Avrasya’ya, Hangi Avrupa?, Avrasyalı Olmak, Böl ve Yut, Hangi Dünya Düzeni, Kaçın! Demokrasi Geliyor!, Demokrasi Projeleri, Gün, O Gün’dür, Zemberek

Filmografisi

Deniz (1999), Hayatım Müzik (Mayıs 1999-Ocak 2000), Önemli müzik adamlarının yaşam öyküleri (15 Bölüm), Depremle Yaşamak (2000 10 Bölüm), Unutulan Yıllar (2000), Denizciler Belgeseli (2000-2001), Deniz kuvvetleri Komutanlığı desteğiyle Türkiye’nin denizcilik tarihi, Deniz Kuvvetleri, Deniz Ticareti ve Deniz Sporunun tarihi ve bugünü (9 Bölüm) Türkiye Sevdalıları (2000-2001), Afganistan : Devlerin Savaş Alanı (2002), Ohri Ohri Güzel Ohri (2002), Artık Biz De Varız (2002), Atletin Adı : Süreyya (2002), Bir Zamanlar Kıbrıs’ta (2003), Unutulan Yıllar (2003), Kafkaslarda Politik Bir Satranç Ustası : Rıza Oğlu Haydar Aliyev (2004), Sınırlar Arasında (2004), Banu Avar’la Dünya Düzeni (2009)

Ödülleri

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Dil ve Tarih Topluluğu, Yılın Televizyon Programcısı Ödülü (2005), Türk Yazarlar Birliği, Yılın Televizyon Programcısı Ödülü (2005), TÜRKSAV Hizmet Ödülü (2005), Çağdaş Gazeteciler Derneği Televizyon Haber Ödülü (2006), Akdeniz Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâpları Tarihi Araştırma Uygulama Merkezi Atatürkçü düşünceye katkıda bulunanlar ödülü (2006–2007), İstanbul Kültür Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi, Yürekli Kadın Ödülü (2006)

Paylaşın

Azra Erhat Kimdir? Hayatı, Eserleri

4 Haziran 1915 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Azra Erhat, 6 Eylül 1982 yılında uzun süre tedavi gördüğü Çapa Hastanesinde 6 Eylül 1982 tarihinde vefat etti ve Üsküdar Bülbürderesi’ndeki aile kabristanında toprağa verildi.

Azra Erhat, ilk ve ortaöğretimini Brüksel’de tamamladı. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’ni bitirdikten sonra Klasik Filoloji Bölümü’nde asistanlık yaptı ve 1946’da doçent oldu. 1949-1956 yılları arasında Yeni İstanbul ve Vatan gazetelerinde yazıları yayımlandı.

Uzun yıllar Milletlerarası Çalışma Bürosu Kütüphanesi’nde çalışan Erhat, Fransızca, Almanca, İngilizce, Latince ve özellikle Yunanca’dan yaptığı çevirilerle tanındı. İlyada ve Odysseia destanlarının yanı sıra Eski Yunan düşünürlerinin eserlerini Türkçe’ye çevirdi. Başka pek çok çevirisi dergilerde yayımlandı. İlyada‘nın birinci cildiyle 1959 Habip Edip Törehan Ödülü’nü, üçüncü cildiyle 1961 Türk Dil Kurumu Çeviri Ödülü’nü kazandı.

Hümanist anlayışın savunucusu ve öncülerinden biri olduğu gibi, Halikarnas Balıkçısı ve Sabahattin Eyüboğlu’yla birlikte, eski Anadolu uygarlıklarının ortak mirasımız olduğu görüşünden yola çıkarak, “mavi yolculuk”lara öncelik etti, terimi Türk ve dünya yazınına kazandırdı.

Yolculuklarını Mavi Anadolu (1960), Mavi Yolculuk (1962) ve Karya’dan Pamfilya’ya Mavi Yolculuk (1979) adıyla kitaplaştırdı. Eski Yunan ve Roma mitolojilerini açıklayan Mitoloji Sözlüğü (1972) ve onun önemli bir düşünür olduğunu ortaya koyan İşte İnsan – Ecce Homo (1969) adlı kitabıyla da tanındı.

Azra Erhat’ın eserleri

Mavi Anadolu (1960), Mavi Yolculuk (1962), İşte İnsan – Ecce Homo (1969 Çeviri), Sevgi Yönetimi (1978), Mitoloji Sözlüğü (1972), Mektuplarla Halikarnas Balıkçısı (1976), Troya Masalları (1981), Karya’dan Pamfilya’ya Mavi Yolculuk (1979), Homeros – Gül ile söyleşi, Hesiodos, Eserleri ve Kaynakları (1977; Sabahattin Eyüboğlu ile birlikte çeviri), İlyada (1967; A. Kadir ile birlikte çeviri), Odysseia (1970; A. Kadir ile birlikte çeviri)

Ödülleri: A.Kadir ile birlikte İlyada destanından yaptığı çevirinin birinci cildi 1959’da Habib Törehan Bilim Ödülü’nü, üçüncü cildi 1961’de Türk Dil Kurumu Çeviri Ödülü’nü aldı.

Paylaşın

Ayşegül Devecioğlu Kimdir? Hayatı, Eserleri

1956 yılında Ankara’da dünyaya gelen Ayşegül Devecioğlu’nun ilk romanı Kuş Diline Öykünen, 2004 yılında yayımlanmıştır. 2007 yılında yayımlanan ikinci romanı Ağlayan Dağ Susan Nehir ile Ayşegül Devecioğlu, Orhan Kemal Roman Armağanını kazanmıştır.

Ayşegül Devecioğlu Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde eğitim görmüş ancak eğitimini tamamlamadan ayrılmıştır. Yazar, 1977’de ayrıldığı ODTÜ’nün hayatındaki rolünü şu sözlerle ifade etmiştir: “Dünyanın daha iyi ve insanca bir hale dönüşebileceğine hâlâ inanıyorsam bunda ODTÜ’lü yılların payı büyük”. Üniversite yıllarında Devrimci Yol hareketine katılan Devecioğlu 1976’da Behçet Dinlerer ile evlenmiştir.

Behçet Dinlerer, 23 Kasım 1980’de yakalanmış ve gördüğü işkenceler dolayısıyla 13 Aralık 1980 tarihinde vefat etmiştir. Yazar, kendisiyle yapılan bir söyleşide şu bilgiyi vermiştir: “Eşim Behçet Dinlerer askeri darbenin hemen ardından yakalandı ve dönemin ünlü işkencehanesi olan DAL’da (Derinlemesine Araştırma Laboratuarı) işkencede öldürüldü”.

İstanbul’da yaşamını sürdüren Devecioğlu, Barış ve Demokrasi Partisi’nin Parti Meclisi üyesi olarak politik faaliyetlere katılmıştır. Anayasa Komisyonu üyeliği yapmıştır. Birikim, Bianet ve Özgür Gündem gibi yayın organlarında yazılarını yayımlamaya devam etmektedir.

Ayşegül Devecioğlu, roman ve öykülerinde yabancılaşma, yara, yalnızlık, hayal kırıklığı, yitim gibi temaları sıkça işlemiştir. “Ben edebiyatla kendime bir direniş cephesi kurdum. Bunun ne kadar bilinçli olduğunu bilemem. Daha çok oraya aktım, oraya sığındım, oradan hayata yeniden baktım” diyen yazar, ‘‘1980 öncesinde yaşananları darbe mağdurlarının gözünden değerlendiren’’ eserleri ile tanınmıştır.

Devecioğlu, “12 Eylül diye adlandırılan zaman parçasını hapsolduğu mitten kurtarma arzusu ile”yazmaktadır. “Yazdıklarım o tarihin içinden çıkıyor ve ne yazarsam yazayım o tarihin içinden çıkacak” diyen yazar, roman ve öykülerinin edebi değerini koruyan dil ve kurgu özellikleri ile dikkat çekmektedir. “Onun yazdıkları her ne kadar 12 Eylül öncesi ve sonrasından asla bağımsız olmasa da, üsluplarıyla, dilleriyle ve kurgudaki derinlikleriyle son derece edebi eserlerdir”.

Devecioğlu, 12 Eylül’le birlikte yas ve yitim gibi kavramların anlam taşıdığı toplumsal zeminin kaybolması, anlaşılabilir ve değiştirilebilir dünyanın yerini kaotik, anlaşılması ve dolayısıyla değiştirilmesi mümkün olmayan bir dünya tasavvuruna bırakmasının melankolik bir ruh hali yarattığını savunmaktadır. “Kayıp zamanın kumaşını yeniden dokumak için, çok fazla şeyi anımsatmak zorunda kalmak, o döneme duyulan büyük sorumluluk edebi kaygı taşıyan insan için zorlayıcı” diyen yazar, “toplumun unutmaya eğilimli belleğini uyaran” eserlerinde bugünü ve geleceği geçmiş hesaplaşması üzerinden sorgulamaktadır.

Yazarın “büyük bir travma” olarak tanımladığı 12 Eylül dönemi, Kuş Diline Öykünen adlı romanında anlatılmaktadır. Yazar “otobiyografik karakterli” bu romanı yazma amacını kimliğinin “büyük ölçüde şekillendiği bu kayıp döneme duyduğu bir nevi sorumluluk duygusu, hesaplaşma kaygısı” ile açıklamaktadır.

Roman, “devrime inanan gerçek hayattan kahramanları, tarihsel arka planı, mekân ve atmosfer yaratmaktaki başarısı, güçlü betimlemeleriyle” dönemin önemli eserleri arasında yer almaktadır. Yazarın kendi deneyimleri, tespitleri, anıları, yakın çevresinde tanık oldukları veya dinledikleri, mektuplar metnin kurgusunun gerçeklik ile bağını sağlamlaştırmaktadır. ‘‘Edebi kaygıların geri planda bırakılmaması, metnin yalnızca didaktik olmaması gerektiğini” savunan yazar, gerçeklik-kurmaca dengesi ile içtenlikli bir anlatım sağlamaktadır.

Devecioğlu, “12 Eylül dönemine yalnızca bir yönden değil pek çok açıdan yaklaşır. Bu dönemin uygulamalarının bir toplumun ahlaki değerlerini, sınıfsal yapısını, günlük yaşamını nasıl etkilediğini inceler”. “Ağlayan Dağ Susan Nehir’de gerçekle yalanın iç içe geçtiği bir öyküyü Naciye Abla kurgularken kültürel belleğe dikkat çekmektedir. 12 Eylül döneminde bir süreliğine bir Çingene mahallesinde bulunan ve romanında Çingenelerin dünyasını anlatan Devecioğlu’nun Ağlayan Dağ Susan Nehir adlı kitabı ‘‘anlamak, bakmak, görmek, duymak ve hatırlamak üzerine politik bir metin aynı zamanda”. “Benim anlatıcım, ikinci üçüncü kuşak bir Cumhuriyet ailesinin, pozitivist eğitim almış çokbilmiş bir ferdi.

Saf aklın kamaştırdığı zihniyle çevresinde devinmekte olan farklı bir kültürü sezmeye, anlamaya çalışıyor.” diyen yazar; yaşları, eğitim durumları ve kültürel özellikleri birbirinden farklı karakterlerin ortak acılarda buluşmalarını sağlamaktadır. Romanda Naciye’nin anlattığı masallar, iç içe geçmiş metin katmanlarını oluşturmaktadır. “Bu özellik, Ağlayan Dağ Susan Nehir romanını metinler arası ilişkiler kapsamında değerlendirilen iç anlatı tekniğinin uygulandığı başarılı bir örnek haline getirmiştir”.

Ara Tonlar, geçmişin acı deneyimleri yüzünden yalnızlaşan karakterlerin iç dünyasının zenginliğini ve derinliğini yansıtmayı amaçlayan bir romandır. “Gençlik yıllarında yarım kalmış aşkları arayanların” romanı olan Ara Tonlar da 12 Eylül döneminin izlerini sorgulayan “siyasal bir romandır”, “Dönemi anlatırken tekil olandan ziyade yaygın refleksler ve ruh hallerini yansıttım” romanlarında dilin sınırlarını zorlayan yazar, şiirsel söyleyişi ile dikkat çekmektedir. “Romanları eril dilinin temsilciliğiyle değil, kendiyle bağlantılı, kaygan ve akıcıdır.” dikkat çeker.

“Dünyayı bana göründüğü haliyle dile getiriyorum” diyen yazar, öykü kitaplarında işkence görmüş, tecavüze uğramış kadın karakterleri, yoksul bireyleri, ezen-ezilen çelişkisinin yarattığı çaresizliği, önüne geçilemeyen toplumsal çürümeyi gerçekçi bir bakış açısı ile yansıtmaktadır. Ayşegül Devecioğlu, kitaplarının “toplumsal gerçekçi” diye adlandırılan metinler arasına girmediğinin altını çizmektedir. “Öykü ile hayat arasındaki sınırların çoktan kaybolduğunu” vurgulayan yazara göre, “en bireysel anlatıda hatta bir bireyin değil herhangi bir canlının ya da doğa parçasının ya da bir nesnenin de hikâyesi anlatılsa da burada toplumsalın izi kaçınılmaz olarak vardır”.

“Politika dünyayı anlamlandırma yollarımdan biri ve bakışımı da şekillendiriyor ki bu doğaldır.” diyen Ayşegül Devecioğlu’nun Kış Uykusu kitabında yer alan öykülerin iç dünyasında kendiliğinden büyüdüğünü belirtir. Belirgin hiç bir şey amaçlamadan ortaya çıkmış öykülerde toplumsal ortamı ‘’12 Eylül sonrası Türkiye’de, bütün görünen ve görünmeyen veçheleriyle’’ anlatmaya çalıştığını vurgular. ‘’İnsani-siyasi-toplumsal-ekonomik durumun belirlediği‘’ bir zamanın ve kendi tarihinin ürünü olan öykü kitabında ‘’12 Eylül’le hesaplaşmak gibi bir derdi” nin (Aslan 2009) olduğunu dile getirir.

Başka Aşklar adlı öykü kitabında aşk kavramını yokluk üzerinden ele alan, aşkı ancak “yabancıların ve “ötekilerin satır arasında takip edebileceğimiz hikâyelerinde görebildiğimiz’’ bir eserdir. ‘’Devecioğlu, bu ülkede yaşanan, yaşanmakta olan acıların da uzağında durmayan bir yazar. Başka Aşklar kitabının son iki öyküsünde “Kurşun Memed” ve “Xet”de daha çok ortaya çıkıyor bu durum. ‘Başka Aşklar’, birbirinden farklı gibi görünse de benzer bir duyarlıktan süzülmesiyle benzeşen öykülerden oluşuyor. Aşklar var bu öykülerde evet, ama genelde ya yaşanmamış ya da gizli kapaklı, tek taraflı yaşanıyor’’.

Ayşegül Devecioğlu; Seval Şahin ve Tevfika İkiz tarafından yayına hazırlanıp 2018’de basılan Aşk Mektupları ve 2020’de basılan Yeni/Den Yeni: 19. Yüzyılı Yeniden Yazmak adlı kitaplara öyküleri ile katkıda bulunmuştur.

Devecioğlu’nun roman ve öykülerindeki hüzünlü sese rağmen umudu hep koruduğu görülmektedir. Gerçekliğin acımasız ve keskin yüzü karşısında karakterler daldıkları düşlerle yaşama tutunmaları söz konusudur. İnsanlar düşe dalınca umut uykudan uyanır diyen yazara göre “düşe dalmak hayatı ellerimizle değiştirebileceğimize iman etmektir yeniden” Bu bakımdan yazarın roman ve öyküleri, yansıttıkları karamsar tabloya rağmen geleceğe dair umudu da ifade eden metinlerdir. “Yaşadığımız siyasal hayatların nasıl yazılabileceğini iyi örnekleyen roman ve öyküler” kurgulayan Devecioğlu, bu bakımdan edebiyatımızın önemli kalemleri arasında yer almakta ve yazma serüvenini sürdürmektedir. (Kaynak: yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Ayşe Cemile Kimdir? Hayatı, Eserleri

Tarihi ve mimari dokusuyla ünlü Safranbolu’da beklenmedik ve gizemli olaylar yaşayan Hayal adlı anlatıcı konumundaki kadın kahramanın arayış öyküsünü arı bir Türkçe ile anlattığı Zağfiran’da Kırık Beyaz Zamanlar, Ayşe Cemile’nin yayınlanan ilk romanıdır.

Ayşe Cemile’nin ikinci romanı Reddedilenler Kulübü ise en kötü alışkanlıkları yazmak olan reddedilmiş dört insanın yolunun kesişmesini iç içe geçmiş bir kurguyla anlatmaktadır.

16 Ekim 1973 yılında İstanbul’un Fatih ilçesinde dünyaya gelen Ayşe Cemile, İstanbul Vefa Lisesi’ni bitirdi. Yüksek öğrenim görme hakkını işletme eğitiminden yana kullandı. Henüz eğitiminin ikinci yılındayken okulu bırakarak iş hayatına atıldı.

Tarihi ve mimari dokusuyla ünlü Safranbolu’da beklenmedik ve gizemli olaylar yaşayan Hayal adlı anlatıcı konumundaki kadın kahramanın arayış öyküsünü arı bir Türkçe ile anlattığı Zağfiran’da Kırık Beyaz Zamanlar, Ayşe Cemile’nin yayınlanan ilk romanıdır.

Ayşe Cemile’nin ikinci romanı Reddedilenler Kulübü ise en kötü alışkanlıkları yazmak olan reddedilmiş dört insanın yolunun kesişmesini iç içe geçmiş bir kurguyla anlatmaktadır.

Paylaşın

Aysel Korkut Kimdir? Hayatı, Eserleri

1962 yılında Eskişehir’in Sivrihisar İlçesi’nde dünyaya gelen Aysel Korkut, Karakaya Köyü İlkokulu, İstanbul Çamlıca Kız Lisesi, Eskişehir Cumhuriyet Lisesi ve Trakya Üniversitesi Çanakkale Eğitim Yüksekokulunda öğrenim gördü.

1986 yılında öğretmenliğe başlayan Aysel Korkut, Ankara, Kırıkkale başta olmak üzere on yıl kadar Anadolu’nun çeşitli köy ve şehirlerinde görev yaptı. Aysel Korkut, 1996 – 2001 yılları arasında Belçika’daki çeşitli okullarda Türkçe ve Türk Kültürü dersleri öğretmenliği yaptı.

Aysel Korkut, yurda döndükten sonra da öğretmenlik mesleğine devam etti. Hâlen bu görevini sürdürmektedir.

Aysel Korkut, öğretmenliğinin yanı sıra; çocuklara çevre bilinci kazandırmaya yönelik, doğal yaşamdaki varlıkların konuşturulduğu çeşitli kitaplar da yazdı. Ayrıca, ana sınıfı ve ilköğretim öğrencileri için resimli öykü kitapları yazmakta; yardımcı ders  kitapları hazırlamaktadır.

Bunların yanı sıra bazı dergilerde, eğitim ağırlıklı yazıları ile öykü ve şiirleri; bazı gazetelerde de  resimli çocuk bulmacaları yayınlanmaktadır. Öğretmenlik görevinin yanında yazın hayatını da sürdüren Korkut’un İlkem adlı bir oğlu vardır.

Aysel Korkut’un eserleri:

Orman Kardeşin Mektubu, Sevgili Kuşlar, Tombul Sarı Balık, Çınar Dedenin Bininci Doğum Yılı, Beni Kimse Anlamıyor, Şeker Tavşan, Hani Senin Uçurtman, Boncuklu Günler, Şapkadan Çıkan Masallar Serisi, Kulak Üretme Çiftliği, Uzaylı Savaşa Karşı

Paylaşın

Ayhan Bozfırat Kimdir? Hayatı, Eserleri

1932 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Ayhan Bozfırat, 30 Aralık 1981 yılında yine İstanbul’da yaşama veda etti. Ayhan Bozfırat’ın asıl adı Ayhan Köksal’dır. Deneme yazarı Sırma Köksal kızıdır. 

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitiren Ayhan Bozfırat, eğitimini tamamladıktan sonra aynı fakültenin Ceza ve Ceza Usulü Kürsüsünde asistan olarak çalıştı. Daha sonra işinden ayrılıp, Paris’te bulunan eşinin yanına gitti. Bozfırat, ilk öykülerini burada yazdı. İstanbul’a döndükten sonra bir süre serbest avukat olarak çalıştı.

Ayhan Bozfırat, şiir ve yazılarını Yeni Gazete, Yeni Dergi ve Yansıma dergilerinde yayımlamıştır. Bozfırat’ın öykülerinde kişi, mekân ve zaman somut olarak belli değildir. Yazar, arka planı çeşitli çağrışımlara açık, soyutlamalar ve sembollerle örülü bir anlatım sergilemiştir.

Yazarın anlatımındaki bu soyutlamalara, kullandığı şiirsel dil de katkı sağlamıştır. Bozfırat, öykülerinin içeriğinde genellikle toplumsal bunalımlara yer vermiştir. O, olaylardan çok durumları ele almayı tercih etmiş ve küçük ayrıntılar üzerinde durduğu öykülerinde duru, temiz bir ifade ile kent insanının psikolojik konumunu ortaya koymuştur.

Yazar, öykülerinde bizden birini anlatmayı tercih etmiştir. Öyle ki yazarın herhangi bir öyküsünü okuduğunuzda tanıdık biriyle karşılaşmanız olasıdır. Bozfırat, toplumdaki karmaşada kendine yer edinmeye çalışan küçük insanları (çocukları) da unutmamış ve üç romanını onlara ithafen yazmıştır.

Ayhan Bozfırat’ın eserleri:

Hikaye: İstasyon, Fırıldak, Dörtyol Ağzındaki Ev, Sokak Lambaları, Bütün Hikâyeleri

Roman: Akraba Hasan, Osman, Hayri Usta

Paylaşın