Türkiye, Avrupa’nın Çöpünü Almada Birinci Sırada

Türkiye’nin plastik atık ithalatı sorunu tüm çabalara rağmen kangrene dönüşerek topraklarımızı geri dönüşü olmaz şekilde zehirliyor. İktidarın yasak yerine “denetim” yaklaşımının sonuç vermediği, 2021’de de Türkiye’nin plastik çöp atık ithalatında birinci olması ile ortaya çıktı.

Sözcü’den Özlem Ermiş Beyhan’ın haberine göre, Greenpeace raporu Türkiye’nin 2021 yılında sadece Avrupa’dan 518 bin 80 ton plastik atık ithal ederek bu sene de Avrupa’nın çöpünü almada birinci olduğunu ortaya koydu.

Bu rakamlara göre Avrupa plastik çöpünün üçte birinden fazlasını bu sene de Türkiye aldı. Bu çöpler, Türkiye’nin topraklarını kanserojen maddelerle zehirlerken, Çevre Bakanlığı’nın detaylarını vermediği ve şifahen “Adana’nın toprağında zehir yok” dediği açıklamanın aksine Greenpeace raporu, alınan toprak ve kül örneklerinde, kanser gibi ciddi sağlık problemlerine yol açtığı bilinen dioksin ve furanlara rastlandığını bilimsel olarak ortaya koyuyor. Türkiye’de yetkililer sıkı denetimler yoluyla plastik atık ithalatında önemli gelişme kaydettiklerini söylese de Eurostat ve UK Trade Info 2021 verileri ise tam tersini söylüyor.

400 bin katı

Greenpeace’in 2022 raporuna göre de Adana’da tespit edilen dioksin furan miktarı, kirletilmemiş toprak numunesinin 400 bin katı ve şimdiye kadar Türkiye’de toprakta rapor edilen en yüksek toksik düzey. Greenpeace Türkiye ve diğer sivil toplum örgütleri, bu sorunun çözümünün çöp ithalatının yasaklanmasında olduğunu vurguluyor.

29 Mart’ta gazeteci Kit Chellel’in Londra’daki 3 TESCO geri dönüşüm kutusuna 3 adet GPS cihazı yerleştirerek başlattığı araştırmanın sonunda bu plastik atık kutularından birinin Adana’ya geldiği haberi, tartışma yarattı.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından görüntülerin eski olduğu ve yaptıkları araştırmalarda çevre ve insan sağlığını tehdit eden herhangi bir unsura rastlanmadığı bildirildi. Oysa Greenpeace’in 2022 Şubat’ta yayınladığı “Atık Oyunları Raporu”nda Adana’da çöplerin döküldüğü alanlarda toprakta dioksin ve furanlara rastlandığı ortaya çıktı. Bakanlık ise araştırmasının bilimsel sonuçlarını henüz kamuoyu ile paylaşmadı.

Paylaşın

Avrupa’da En Ucuz İş Gücü Türkiye’de

Avrupa ülkelerinde karşılaştırmalı iş gücü maliyetlerine bakıldığında en ucuz iş gücünün Türkiye’de olduğu ortaya çıkıyor. 2020 yılı verilerine göre Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde saatlik ortalama iş gücü maliyeti 28,6 euro iken Türkiye’de 3,7 euro seviyesinde. Türkiye’de 2016 yılında saatlik iş gücü maliyeti 6,6 euroydu.

AB İstatistik Ofisi (Eurostat) Avrupa’da iş gücü maliyetlerini açıkladı. Eurostat’ın 2021 verilerinde Türkiye yer almıyor. Ancak Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerinden Türkiye’nin 2020 yılı verilerini görmek mümkün.

TÜİK’e göre 2020’de iş gücü maliyeti 29,8 TL (3,7 Euro)

Buna göre 2020 yılında Türkiye’de iş gücü maliyeti saatlik ortalama 29,8 TL oldu. Merkez Bankası verilerine göre 2020 yılında ortalama Euro kuru 8,03 liraydı. Bu durumda Türkiye’de 2020 yılı saatlik ortalama iş gücü maliyeti 3,7 euro oluyor.

2020 yılı verilerine göre AB ortalaması 28,6 euro iken Türkiye, iş gücünün en ucuz olduğu ülke olarak son sırada yer alıyor. Daha sonra 6,2 Euro ile Sırbistan, 6,5 Euro ile Bulgaristan ve 8,2 Euro ile Romanya yer aldı.

2020’de listenin zirvesinde ise 47,3 Euro ile Norveç yer aldı. 2020’de diğer bazı ülkelerde saatlik ortalama iş gücü maliyeti şöyle oldu: Belçika 41,1 Euro, Hollanda 37,4 Euro, Fransa 37,4 Euro, Almanya 36,7 Euro, Yunanistan 16,9 Euro, Hırvatistan 10,8 Euro ve Macaristan 9,9 Euro.

Koronavirüs salgını: 45 can kaybı, 13 bin 367 yeni vaka

Veriler Türkiye’de saatlik iş gücü maliyetinin yıllar içinde düştüğünü ortaya koyuyor. Eurostat verilerine göre 2016’da Türkiye’de saatlik iş gücü maliyeti 6,6 euroydu. 2016-2020 arasını kapsayan 4 yılda saatlik ortalama iş gücü maliyeti TL bazında yüzde 35 artarken euro bazında ise yüzde 44 düştü.

AB’de 2021’de durum nasıl?

2021 yılında ise AB ülkelerinde saatlik ortalama iş gücü maliyeti 29,1 Euro olarak ölçüldü. İş gücü maliyetinin en yüksek olduğu ülke ise 51,1 euro ile Norveç oldu. Bu ülkeyi Danimarka (46,9 Euro), İzlanda (43,3 Euro), Lüksemburg (43 Euro), Belçika (41,6 Euro), İsveç (39,7 Euro), Hollanda (38,3 Euro), Fransa (37,9 Euro), Avusturya (37,5 Euro) ve Almanya (37,2 Euro) takip etti.

Eurostat’ın 2021 verilerine göre Sırbistan’da saatlik iş gücü maliyeti 6,9 euro oldu. Bu ülkenin üstünde diğer Balkan ülkeleri Bulgaristan (7 Euro) ve Romanya (8,5 Euro) yer aldı. İş gücü maliyetleri uluslararası yatırım kararlarında dikkate alınan unsurlardan birisi.

Emeğin en pahalı olduğu alan finans ve sigorta; en ucuz konaklama ve yiyecek sektörü

Ortalama iş gücü maliyeti sektörlere göre büyük değişim gösteriyor. TÜİK verilerine göre 2020 yılında saatlik iş gücü maliyetinin en yüksek olduğu alan 84,9 TL ile finans ve sigorta faaliyetleri olurken en düşük maliyet 15,7 TL ile konaklama ve yiyecek hizmeti faaliyetlerinde gerçekleşti. İnşaat da 15,9 lira ile oldukça ucuz bir alan. Eğitim ise 65,6 TL ile en yüksek ikinci alan olarak kayıtlara geçti.

Çin kişi başında milli gelirde Türkiye’yi geçti

Öte yandan 2002 yılında Türkiye’de kişi başına milli gelir 3 bin 688 dolar iken Çin’de bin 149 dolar seviyesindeydi. Yani, Türkiye’deki gelir Çin’in 3,2 katıydı. Ancak 2018 yılında Çin kişi başına düşen milli gelirde 58 yıl sonra Türkiye’yi geride bırakmayı başardı. 2020 yılında Türkiye’de kişi başına milli gelir 8 bin 538 dolar olurken Çin’de 10 bin 500 dolar oldu.

(Kaynak: Euronews)

Paylaşın

Türkiye, Kadına Şiddette Avrupa Ve OECD’nin Lideri

Avrupa’da erkeklerden fiziksel veya cinsel şiddet gören kadın oranının en yüksek olduğu ülke Türkiye. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) üyeleri arasında da kadına şiddetin en yüksek olduğu ülke yine Türkiye.

OECD 2019 yılı verilerine göre Türkiye’de kadına şiddet oranı yüzde 38. Neredeyse 10 kadından 4’ü hayatında mutlaka erkek şiddetine maruz kalıyor. Peki, dünyada kadına şiddetin en fazla olduğu ülkeler hangisi? Avrupa’da kadına şiddet ne durumda?

Kadına erkek şiddeti tüm dünyada büyük bir sorun. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmasının ardından Türkiye’de kadına karşı şiddetle mücadele tartışma konusu.

OECD verileri “hayatlarından en az bir kere eşi veya sevgilisinin fiziksel ve/veya cinsel şiddetine maruz kalan kadınların oranını” gösteriyor. Buna göre Türkiye’de kadına şiddet oranı yüzde 38. Gerek Avrupa ve OECD ülkeleri gerekse G20 üyeleri arasında kadına şiddetin en yüksek olduğu ülke Türkiye.

ABD kadına yönelik şiddette yüzde 36 ile 4. sırada

Kadına şiddet oranında Türkiye’nin ardından yüzde 37 ile Kolombiya geliyor. Ardından Kosta Rika ve ABD yüzde 36 ile sıralanıyor. Dünyanın en büyük ekonomik güçlerinden ABD’de kadınların yüzde 36’sının ömürlerinden en az bir kere erkeklerin fiziksel ve/veya cinsel şiddetine maruz kalması dikkat çekici. Yine hayat standardının oldukça yüksek olduğu ülkelerden Yeni Zelanda’da kadına şiddet oranı yüzde 35.

Kadına şiddetin en düşük olduğu ülke Kanada

OECD ülkeleri arasında kadına erkek şiddetinin en düşük olduğu ülke yüzde 2 ile Kanada. Hemen üstünde yüzde 7 ile Şili ve yüzde 10 ile İsviçre geliyor.

Avrupa’da kadına şiddet ne durumda?

Türkiye zirvede yer almasına rağmen birçok Avrupa ülkesinde de kadına şiddet oranının yüksek olması dikkat çekiyor. Buna göre Letonya ve Danimarka’da kadına şiddet oranı yüzde 32. Bu oran Finlandiya’da yüzde 30 ve İngiltere’de yüzde 29.

Kadına şiddet oranı diğer ülkelerde ise şöyle: İsveç yüzde 28, Norveç yüzde 27, Hollanda yüzde 25, Belçika yüzde 24, Almanya yüzde 22, İtalya ve Yunanistan yüzde 19, Japonya yüzde 15 ve Meksika yüzde 14.

Türkiye’de kadın cinayetleri

Öte yandan, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun raporuna göre 2021 yılında Türkiye’de 280 kadın cinayeti yaşanırken 217 de şüpheli kadın ölümü gerçekleşti.

Dünyada kadına şiddetin en yüksek olduğu ülke Pakistan

OECD 2019 yılı verilerine göre dünyada kadına şiddetin en yüksek olduğu ülke yüzde 85 ile Pakistan. Bu oran Senegal’de yüzde 78, Yemen’de yüzde 67, Afganistan’da yüzde 61.

(Kaynak: Euronews)

Paylaşın

Türkiye, Avrupa’da Kömürü Bırakmayan Dört Ülkeden Birisi

Avrupa’da 23 ülke iklim krizine neden olan kömür santrallarını kapatma kararı aldı. Bu ülkelerden 10’u şimdiden kömür santrallarıyla vedalaştı. Bazı ülkeler ise önümüzdeki 18 yıl içinde santralları kapatacağını açıkladı. Avrupa’da kömürlü termik santralları ne zaman kapatacağına dair resmi bir tarih belirlemeyen sadece dört ülke var; Bosna Hersek, Polonya, Sırbistan ve Türkiye.

Elektrik üretiminde kömür kullanımı diğer elektrik üretimi yöntemlerine kıyasla çok daha fazla seragazı salımına neden olduğu için bilim insanları, iklim krizinden çıkış sürecinde öncelikle kömür santrallarının kapatılması gerektiğini vurguluyor. Avrupa’da birçok ülke kömür santrallarını kapatmaya başladı veya kömürden elektrik üretimini sonlandıracağı tarihi belirledi.

Bu konudaki bilgi kirliliğinin önüne geçmek isteyen Ekosfer Derneği, Avrupa’da kömürü bırakma kararı alan ülkelerin kömürlü termik santralları kapatma tarihlerini gösteren etkileşimli bir haritayı turkiyedekomur.org sitesine ekledi. Kömürün Ötesinde Avrupa’nın (Europe Beyond Coal) hazırladığı haritayı temel alan bu çalışma sürekli güncelleniyor ve resmi kararları esas alıyor.

Karar almayan dört ülkeden biri Türkiye

Ekosfer Derneği Kampanyalar Direktörü Özgür Gürbüz, haritanın işlevini şu sözlerle açıkladı:

“Avrupa’da kömürü bırakan ülkelerin sayısı hızla artıyor. Bazı ülkeler elektrik üretiminde kömürle çoktan vedalaştı, birçoğu da önümüzdeki 10-15 yıl içerisinde vedalaşacak. Ukrayna’nın işgaliyle ortaya çıkan enerji krizinin bu kararları geciktirebileceğini belirten haberler var ama henüz resmi kararlarda bir değişme yok. Hazırladığımız harita bu spekülasyonların önüne geçecek ve güncel bilgilere herkesin ulaşmasını sağlayacak.”

Gürbüz, Avrupa’da kömür üretimini durdurma konusunda karar almayan dört ülkeden birinin Türkiye olduğuna da dikkat çekerek, yıl sonunda Mısır’da yapılacak iklim zirvesi öncesi emisyon hedeflerini güncelleyecek Türkiye’nin kömürle vedalaşmak için mutlaka bir tarih belirlemesi gerektiğini de sözlerine ekledi.

Avrupa’da kömürden vazgeçen ülkeleri dört ayrı grupta toplamak mümkün.

Kömür santralı olmayan/kapatmış ülkeler: Arnavutluk, Avusturya, Belçika, Estonya, İsveç, İsviçre, Letonya, Litvanya, Norveç ve Portekiz halihazırda kömürden elektrik üretmeyen ülkeler.

2030 ve öncesinde kömür santrallarını kapatacak ülkeler: Fransa (2022), Birleşik Krallık (2024), Macaristan (2025), İtalya (2025), İrlanda (2025), Yunanistan (2025). Kuzey Makedonya (2027) Danimarka (2028), Finlandiya (2029 ortası), Hollanda (2029 sonu), Slovakya (2030), İspanya (2030).

2030’dan sonra kömür santrallarını kapatacak ülkeler: Karadağ (2035), Romanya (2032), Hırvatistan (2033), Bulgaristan (2038-2040), Almanya (2038), Slovenya (2033), Çekya (2033)

Kömür santrallarını kapatma kararı almamış ülkeler: Bosna Hersek, Polonya, Sırbistan ve Türkiye.

Haritayı incelemek için TIKLAYIN.

(Kaynak: bianet)

Paylaşın

Avrupa Basını: NATO, Putin’le Doğrudan Karşı Karşıya Gelmemeli

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, son yıllarda eşi benzeri görülmemiş tehlike ve endişelere neden olurken, Avrupa basınında Rusya’nın Ukrayna’nın Polonya sınırına yaptığı saldırıyla Batı’ya verdiği gözdağı ve savaşın genişlemesi senaryoları ele alınıyor.

Hollanda gazetesi De Telegraaf, NATO’nun Ukrayna krizindeki tutumunu konu eden bir yoruma yer veriyor:

“En büyük ikinci nükleer güçle NATO’nun doğrudan karşı karşıya gelmesi geniş kapsamlı sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle sert yaptırımlar ve Ukrayna’ya silah gönderilmesi daha iyi bir seçenek. Ne var ki Batı, bunun Rusları durdurmaya yetmeyeceğini önceden de biliyordu. Şimdi, çaresiz mültecilerin ve yıkılmış şehirlerin görüntüleri işleri iyice kızıştırırken daha fazlasını yapma yönündeki baskı da büyüyor.

Sinik gerçeklik ise Rusya’nın Ukrayna’daki savaşı NATO müdahalesi olmadan zorlaştırmanın ‘en az kötü olan’ senaryo gibi görünmesi. Ekonomik ve askeri açıdan yorulmuş bir Rusya, Başkan Putin ve ekibini Büyük Rus İmparatorluğu rüyasından uyandırmalı. Bu şekilde başka askeri maceraların da önünde geçilmiş olur. Siyasiler için bu, (kamuoyunu ikna açısından) zor bir argüman. Dışardan seyretmek dayanışma gibi görünmüyor. Ancak, bu çatışmaların büyümesini ve çok daha fazla kan dökülmesini engeller.”

İngiliz The Times, Ukrayna’nın Polonya sınırındaki Yavoriv’de askeri üsse balistik füzelerle yapılan saldırıyı şöyle yorumluyor:

“Şu ana kadar yapılan en Batıdaki Rus saldırısı Polonya ve Batıya da bir mesajdı. Batı’nın Ukrayna direnişine sinsi şekilde müdahale etmesi olarak yorumladıkları duruma misilleme olarak Ruslar, savaşı NATO sınırlarına ve ötesine genişletmekten çekinmeyecekler. Bu, gerilimi daha da tırmandırmaya yönelik bir adım ve Başkan Putin’in Ukrayna’ya müdahalesi halinde Batı’nın sonuçlarıyla yüzleşeceği tehdidini de güçlendiriyor. Ancak bu, Batı’nın hem kendini hem de yakında binlerce vatandaşını kaybedebilecek Ukrayna halkını savunma konusunda artan kararlılığını sarsmaya yetmedi.”

Belçika’da yayımlanan De Standaard, Rusya’nın Ukrayna’yı işgaline ilişkin şu satırlara yer veriyor:

“NATO hiçbir şekilde savaşa çekilmek istemiyor. Bu yüzden de Putin’in İttifak ülkelerine saldırabileceği bir durumun önüne geçmeli; zira böyle bir durumda NATO cevap vermek durumunda kalır. Dolayısıyla, ihtiyatlı hareket etmek elzem. (…) Ne var ki, Ukraynalılar yalnızca kendileri için savaşmıyor, aynı zamanda Putin’in bir sonraki hedefi olmaktan korkan ülkeler için de savaşıyor. Ne kadar uzun savaşırlar ve Rus ordusuna ne kadar fazla darbe vururlarsa, Putin’in eski bir Sovyetler Birliği ülkesinde yeni bir maceraya atılmayı ve bir NATO üyesine saldırmayı göze alamama şansı da o kadar yükselir.”

Zürih merkezli Tages-Anzeiger’da yer alan yorumda, Almanya’nın Rusya’ya enerji bağımlılığını azaltma çabaları ve Federal Hükümet’in enerji politikalarındaki olası dönüşüm senaryoları ele alınıyor:

“Habeck’in Ekonomi Bakanlığı’nda şimdilerde Rus gazına bağımlılık hızlı ve radikal biçimde nasıl azaltılır yönünde senaryolar geliştiriliyor. Katar ve ABD’den ithalat için yeni LPG terminalleri yapılmasından bellekte daha yüksek dolum seviyelerinin sabitlenmesine, yeni gazlı ısıtıcıların yasaklanmasından çatılarda güneş enerjisi zorunluluğuna ya da sanayide atık ısısı mecburiyetine kadar çeşitli tedbirler söz konusu. Bu tür önlemlerle Avrupa Birliği’nin çabaladığı bağımlılığı üçte iki oranında azaltmak mümkün olur mu, öngörebilmek olası değil.

Almanya’nın gaz ve petrol yaptırımlarını genişletip genişletmeyeceği sorusundan bağımsız olarak, Rusya’dan ithalatın kısıtlanacağı öngörüsü, hükümetin planladığı enerji dönüşümünü temel itibarıyla sorgulamaya açık hale getiriyor. Yeşiller partili Habeck, belki de gelecekte tüm yakıtlar arasında iklime en zararlı olan yerli linyit kömüründen daha fazla enerji elde etmeye mecbur kalacak. Almanya’nın 10 gün içinde devreye sokulabilecek kömür santrali rezervleri var. Ne var ki bu, trafik ışığı hükümetinin iklim politikaları için son derece acı bir sinyal olur.”

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Doğalgaz Fiyatları Avrupa’da Yüzde 60 Arttı

Avrupa’da Rusya’nın Ukrayna’ya saldırıları sonrası tırmanışa geçen doğal gaz  fiyatlarındaki artış sürüyor. Avrupa’da en fazla derinliğe sahip olan Hollanda merkezli sanal doğal gaz ticaret noktası TTF’de işlem gören kontratların fiyatı 345 euroya kadar yükseldi.

Rusya-Ukrayna savaşı, Rusya’ya karşı uygulanan yaptırımların etkisi ve doğal gazda tedarik endişeleri nedeniyle yükselen doğal gazın megavatsaat fiyatı geçen hafta 200 euroya çıkmıştı. 2021’in sonunda doğal gazın megavatsaat fiyatı 148 euro dolayındaydı; uzun yıllar boyunca bu fiyat 10-25 euro arasında değişmişti.

Avrupa Birliği (AB) ülkeleri, mevcut durumda doğal gaz ihtiyacının yaklaşık yüzde 40’ını Rusya’dan karşılıyor. AB Konseyi’nin verilerine göre, 20 AB ülkesi Rusya’dan doğal gaz ithalatına bağımlı durumda.

Petrol fiyatları da zirvede

Rus petrolüne ambargo uygulanması planının gündeme gelmesiyle petrol fiyatları da 2008’den bu yana en yüksek seviyesine yükseldi. Brent petrolün varil fiyatı yüzde 18’lik artışla 139,13 dolara ulaştı.

Fiyatlardaki artış Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ın Avrupalı müttefikleriyle Rusya’dan petrol ithalatını durdurmayı görüştüklerini açıklamasının ardından geldi. Japon haber ajansı Kyodo da, Japonya’nın da Rusya’dan petrol ithalatını durdurmayı gündeme aldığını bildirdi.

Ukrayna savaşı enerji piyasalarında rahatsızlığa neden olurken enerji politikalarında yeni yönelimlere ilişkin tartışmalara neden oluyor.

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, geçen hafta yaptığı açıklamada AB’nin doğal gaz, petrol ve kömür tedariki konusunda Rusya’dan bağımsızlaşması gerektiğini söylemişti. Von der Leyen, bunun için arzın çeşitlendirilmesi, enerji verimliliğinin artırılması ve yenilenebilir enerjilere yatırımların artırılması gerektiğini ifade etmişti.

Paylaşın

Avrupa’nın Plastik Çöpü Türkiye’ye Zehir Oldu!

Greenpeace’in Adana’daki yasa dışı plastik döküm alanlarından toplanan toprak, kül, su ve tortu örnekleri üzerinde yaptığı analizin sonuçlarına göre, tespit edilen dioksin ve furan miktarı, kirletilmemiş toprak numunesinin 400 bin katı çıktı.

Nisan 2021’deki saha araştırmasında, çoğunluğu İngiltere ve Avrupa Birliği (AB) ülkelerinden ithal edilen plastik atıkların Adana’da yasa dışı olarak çevreye döküldüğünü ve açıkta yakıldığını tespit eden Greenpeace, yeni bir inceleme yaptı.

Yasa dışı plastik döküm alanlarından toplanan toprak, kül, su ve tortu örnekleri, hem Greenpeace Araştırma Laboratuvarlarından hem de bağımsız bir laboratuvardan bilim insanları tarafından incelendi.

Yapılan analizler sonucu ortaya çıkan bulgular ise çarpıcı nitelikteydi:

Adana’da tespit edilen dioksin ve furan miktarı, kirletilmemiş toprak numunesinin 400 bin katı ve şimdiye kadar Türkiye’de toprakta rapor edilen en yüksek toksik düzey. Dioksin-furanların bilinen en önemli özelliği ise kanserojen olması. Bu kimyasal, anne karnındaki bebekler için toksik olabilir, tümörleri tetikleyebilir, hormon ve bağışıklık sistemlerini etkileyebilir.

Diğer kirleticiler neler?

Analizler sonucunda Adana’da tespit edilen diğer kirleticiler ve neden oldukları hastalıklar şöyle sıralandı:

Poliklorlu bifeniller (PCB’ler): Adana’da, topraktaki poliklorlu bifenillerin (PCB’ler) toplam konsantrasyonunun kontrol örneğinden 30 bin kat daha yüksek olduğu bulundu. PCB’lere maruz kalmak embriyo ve fetüse zarar verebilir. Hormonlarda bozulmaya yol açabilen PCB’ler emzirme yoluyla anneden bebeğe geçebilir.

Metaller ve metaloidler: Adana’dan alınan numuneler üzerinde 18 farklı metal ve metaloid türü araştırılmış ve insan sağlığı için pek çok zararı olduğu bilinen kurşun seviyesinin kontrol toprağından 15 kat ve yine insan için kanserojen olan kadmiyum seviyesinin de kontrol toprağından 30 kat yüksek olduğu tespit edildi.

Polisiklik aromatik hidrokarbonlar (PAHler): Adana’daki beş bölgenin dördünde yüksek oranda klorlu benzen bileşikleri tespit edildi. Bunların bazıları kanı etkileyebilir, cilt lezyonlarına ve karaciğer hastalığına neden olabilir. Bazı bölgelerde tespit edilen ve insan için kanserojen olduğu bilinen benzo(a)piren konsantrasyonu, Türkiye’de meskun topraklar için izin verilen sınırın üzerindeydi.

Toprağa ve suya karışıyor

Greenpeace Akdeniz araştırmasında incelenen 5 farklı çöp döküm alanı, Adana’nın verimli tarım, hayvancılık ve sulama arazileri içinde yer alıyor. Plastik atıkların yasa dışı yakılması sonucu ortaya çıkan ağır metal, dioksin ve furan ve kalıcı organik kirleticilerin toprağa, suya, havaya ve besin zincirine karışarak kansere neden olabileceği gerçeği, insan sağlığı için de geri dönüşümü olmayan zararlar içeriyor.

Adanalı narenciye yetiştiricisi İzzeddin Akman’ın konuyla ilgili ifadesi ise oldukça çarpıcı: “Ben Avrupa’ya vitamin gönderiyorum, onlar bize zehir gönderiyor”.

Analizin sonuçlarına kim, ne dedi?

Analizi gerçekleştiren bilim insanlarından Dr. Kevin Brigden: Kül ve alttaki toprak örneklerinde bulunan kimyasal kirleticilerin çoğu, çevrede parçalanmaya karşı oldukça dirençlidir ve besin zinciri yoluyla hayvan ve insanlara geçebilir. İngiltere başta olmak üzere Avrupa’dan gelen plastik atıkların yoğun olarak tespit edildiği alanların bazılarında bu kirleticilerin seviyeleri çok yüksekti.

Greenpeace Akdeniz Biyoçeşitlilik Proje Lideri Nihan Temiz Ataş: Türkiye’nin toprağı, havası ve suyu, Avrupa’nın plastik atık ihracatının çevre ve insan sağlığı için yarattığı tehlikeye tanıklık ediyor. Plastik çöplerini denizaşırı ülkelere gönderen İngiltere ve Almanya gibi ülkeler, Türkiye’nin verimli topraklarında zehirli bir iz bırakıyor. Bu hasar geri döndürülemez. Başta İngiltere olmak üzere ihracatçı ülkeler sorumluluk almalı ve Türkiye’ye plastik göndermeyi bırakmalı. Türkiye plastik çöplüğü değil ve bu zararlı atık oyunları sona ermeli.

Greenpeace İngiltere Siyasi Kampanyacısı Megan Randles: Bu, İngiltere’nin plastik atıkları gözden uzaklaştırma şeklindeki tehlikeli modelinin zehirli parmak izi. Plastiğimizin denizaşırı yerlere atıldığında ve yakıldığında neden olabileceği zarara dair kanıtımız, hükümeti doğru olanı yapmaya ve plastik atık ihracatını yasaklamaya teşvik etmelidir.

Türkiye’nin plastik atık ithalatı

Türkiye’nin plastik atık ithalatı, 2018 yılının başında Çin tarafından alınan yasak kararıyla beraber hızla artmış ve Türkiye, 2019 ve 2020 yılında Avrupa’dan gelen plastik atıkların en büyük alıcısı olmuştu.

1 milyonu aşkın plastik atığın üçte birinden fazlası İngiltere’ye aitti. Adana’daki yasa dışı çöp yakma alanlarında bulunan plastik çöplerin büyük çoğunluğu yine İngiltere ve Almanya başta olmak üzere Avrupa ülkelerine ait hazır gıda ambalajlarıydı.

Ağustos 2020’de yayınlanan INTERPOL raporu, 2018’den bu yana, yasa dışı plastik kirliliği ticaretinde endişe verici bir artış olduğunu tüm detaylarıyla ortaya koyuyordu.

Ocak-Kasım 2021 arasında İngiltere, Türkiye’ye 117 bin 678 ton plastik atık ihraç etti (Aralık verileri henüz mevcut değil). İngiltere’den Türkiye’ye ihraç edilen karışık plastik atık hacmi, Mayıs 2021’de Türkiye’nin getirdiği atık ithalatına ilişkin kısıtlamanın ardından dramatik şekilde düştü.

Ancak Temmuz 2021’den bu yana rakamların her ay giderek arttığı gözleniyor. Kasım 2021 ihracat toplamı (4126 ton), Temmuz toplamının (484 ton) neredeyse on katı olarak gerçekleşti.

Greenpeace’ten imza kampanyası

Bugün başlattığı imza kampanyasıyla İngiltere’ye hesap soran Greenpeace Akdeniz, özellikle Adana’da tespit edilen yasa dışı plastik atık bertarafının yarattığı çevre sorunlarına karşı sorumlu bulduğu devletlerin, İngiltere başta olmak üzere, kirleten öder ve önleme ilkeleri gereğince çevre maliyetine dahil olmasını istiyor.

Kampanyaya imza vermek için TIKLATIN

(Kaynak: bianet)

Paylaşın

Türkiye’den Avrupa’ya 2 Bin 500’den Fazla İltica Başvurusu

Avrupa Birliği İltica Ajansı’nın (EUAA) açıklamasına göre Avrupa ülkelerine iltica başvuruları Kasım 2021’de yeniden yüksek bir seviyeye çıktı. Kasım 2021’de Afganistan, Suriye ve Iraklılar başvurularda ilk sıraları alırken Türkiye’den de Avrupa ülkelerine 2 bin 571 iltica başvurusu yapıldı.

Malta’nın başkenti Valletta’da paylaşılan verilere göre 27 Avrupa Birliği ülkesi ile Norveç ve İsviçre’ye geçen yılın Kasım ayında 71 bin 400 iltica başvurusu yapıldı. Avrupa ülkelerine iltica başvuruları 2016 yılından bu yana en yüksek seviyeye Batılı güçlerin Afganistan’dan çekildiği Eylül ayında ulaşmıştı. Kasım ayında sayının Eylül ayından çok az düşük olduğu kaydedildi.

Kasım ayında yapılan başvurularda 13 bin 40 ile ilk sırada Afganistan uyruklular gelirken, onları Suriyeliler ve Iraklılar takip etti. Başvurularda bu ülkeleri Venezuela ve Pakistan takip ederken onların ardından da Türkiye geliyor. Türkiye’den Avrupa ülkelerine yapılan iltica başvurusu sayısı Kasım 2021’de 2 bin 571 oldu. Bu sayı tüm iltica başvurularının yüzde 3,6’sına tekabül ediyor.

Çocuk ve genç ilticacıların sayısı yükse

Yanında bir refakatçisi bulunmayan ve henüz reşit yaşta olmayanların iltica başvurularının miktarı da bir hayli yüksek. En son 2015 yılında 3 bin 300 çocuk ve genç iltica başvurusu yaparken geçen Kasım ayında bu sayının 3 bin 200 olduğu ifade edildi. Avrupa’ya gelen çocuk ve gençlerin hemen hemen yarısı Afganistan uyruklu.

Kasım 2021’de de yeni iltica başvurularının sayısı, sonuçlanmış başvuru sayısının önünde olmayı önceki dört ayda olduğu gibi sürdürdü. EUAA verilerine göre Kasım sonu itibarı ile halen 431 bin dosya sonuçlandırılmayı bekliyor. Kasım ayında sonuçlanan kararların yüzde 40’ının kabul yönünde olduğu kaydedildi. Afganistan uyrukluların iltica başvurularında kabul edilme oranı yüzde 92 iken, Suriyeliler de bu oran yüzde 91, Eritrelilerde yüzde 87 ve Filistinlilerde yüzde 72 düzeyinde.

Paylaşın

Avrupa’da En Fazla Sigara İçilen Ülkeler: Bulgaristan Ve Türkiye

Türkiye’de 2022’ye girerken alkol ve sigaradan alınan Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) yüzde 47 arttırıldı. Araştırmalar sigaraya gelen zamların tiryakileri pek etkilemediğini gösterirken Avrupa’da en fazla sigara içilen ülkeler Bulgaristan ve Türkiye çıktı.

Euronews’ta yer alan habere göre; Erkeklerde ise en fazla sigara içilen ülke Türkiye. Hangi ülkede ne kadar sigara içiliyor? Cinsiyete göre sigara içenlerin oranı nasıl değişiyor?

Avrupa Birliği (AB) İstatistik Ofisi (Eurostat) Avrupa’da sigara içenlere ilişkin son ayrıntılı verileri açıkladı. Buna göre 2019 yılında Avrupa ülkelerinde en fazla sigara içilen ülke yüzde 29 ile Bulgaristan oldu. İkinci sıradaki Türkiye’de ise halkın yüzde 27,3’ü sigara içiyor. AB ortalaması ise yüzde 18,4.

İskandinav ülkelerinde sigara içme oranı düşük

En az sigara içilen yerlerin İskandinav ülkesi olması dikkat çekti. Sigara içme oranı yüzde 6,4 ile en düşük İsveç’te. Bu oran Finlandiya’da yüzde 9,9 ve Norveç’te yüzde 10,2.

Diğer bazı ülkelerdeki sigara içme oranı ise şöyle: Yunanistan 23,6; Almanya 21,9; Fransa 17,8 ve İtalya 16,5

Hangi ülkede ne kadar sigara içiliyor?

Araştırma insanların günde 20 sigaradan az mı yoksa çok mu içtiğine dair bilgiler de içeriyor. Buna göre günde 20’den fazla sigara içme oranının en yüksek olduğu ülke yüzde 15,8 ile Sırbistan. İkinci sırada Türkiye var. Türk halkının yüzde 14,8’i günlük 20’den fazla sigara içerken yüzde 12,5’i de 20’den daha az sigara içiyor.

Erkeklerde zirve Türkiye’nin

Cinsiyet açısından bakıldığında ise erkeklerde en fazla sigara içme oranı Türkiye’de. Türkiye’de erkeklerin yüzde 41’i sigara içiyor. Erkeklerde AB ortalaması yüzde 22.

Türkiye kadınlarda AB ortalamasının altında

Kadınlarda en yüksek sigara içme oranı yüzde 24 ile Sırbistan’da. Bu oran Bulgaristan’da yüzde 21 ve Almanya’da yüzde 19. Kadınlarda AB ortalaması ise yüzde 14,8. Türkiye’de kadınların ise yüzde 14,4’ü sigara kullanıyor.

Paylaşın

Avrupa’da En Fazla Asgari Ücretli Çalışan Oranı Türkiye’de

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın 2014 verilerine göre Türkiye’deki kayıtlı işçilerin yüzde 40’dan fazlası asgari ücretle çalışıyor. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) asgari ücretle çalışan işçi sayısını açıklamıyor. Türkiye’de asgari ücretle çalışan işçi sayısına ilişkin en son bilgi 2014 yılına ait.

2010 yılı verilerine göre Avrupa’da asgari ücretle çalışan işçi oranının en yüksek olduğu ülke açık ara Türkiye. Kayıt dışı çalışanlar ve asgari ücret primi tanımı hesaba katıldığında Türkiye’deki oran yüzde 40’tan daha yüksek. Hükümet ise asgari ücretle çalışan işçi sayısını açıklamıyor. Muhalefet partilerinin bu konudaki soru önergeleri de hükümet tarafından yanıtlanmıyor.

24. Dönem MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin dönemin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’e verdiği soru önergesine verilen cevaba göre 2014 Temmuz ayı itibariyle asgari ücretle çalışan işçi sayısı 4 milyon 970 bin 737.

Yine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı verilerine göre, Temmuz 2014’te ülkede toplam kayıtlı işçi sayısı 12 milyon 287 bin 238. Bu da toplam kayıtlı işçi sayısının yüzde 40,45’inin asgari ücret üzerinden çalıştığı anlamına geliyor.

Avrupa’da asgari ücretle en fazla çalışan oranı Türkiye’de

Avrupa İstatistik Ofisi’nin (Eurostat) hangi ülkede işçilerin yüzde kaçının asgari ücretle çalıştığına ilişkin bir araştırması da bulunuyor. Araştırma 2010 ve 2014 yıllarına dair veriler içeriyor ancak Türkiye’ye ilişkin 2014 verileri yer almıyor. Eurostat asgari ücretle çalışan oranını teknik olarak “asgari ücretin yüzde 105’inden daha az kazananlar” olarak ifade ediyor.

Buna göre 2010 yılında Türkiye’de asgari ücretle çalışan oranı yüzde 43. Ancak bu araştırma en az 10 işçi çalıştıran iş yerlerini kapsıyor. 10’dan daha az işçi çalıştıran firmalar da eklendiğinde bu sayının ciddi oranda yükselmesi bekleniyor.

Türkiye bu alanda yüzde 42,9 ile Avrupa Birliği ülkeleri arasında açık ara zirvede yer alıyor. Türkiye’ye en yakın ülke yüzde 19,2 ile Slovenya iken üçüncü sırada yüzde 16,8 ile Portekiz bulunuyor. Belçika’da ise asgari ücretle çalışan işçi oranı yüzde sıfır. Bu oran İspanya’da yüzde 1,1, Çekya’da yüzde 1,9 ve Macaristan’da yüzde 3,2. AB’nin büyük ülkeleri İngiltere’de ise yüzde 4,9 ve Fransa’da yüzde 8,3.

Gerçek sayı bu mu? Kayıt dışı istihdam ne kadar?

Öte yandan SGK’nın açıkladığı tüm bu veriler kayıtlı işçileri içeriyor. Kayıt dışı istihdam hesaba katıldığında Türkiye’de 2014 yılında asgari ücretle çalışanların oranı yüzde 50’leri buluyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre Temmuz 2014’te kayıt dışı istihdam sayısı 9 milyon 622 bin. Bunların 3 milyon 524 bini “ücretli veya yevmiyeli”lerden oluşuyor. Bu kişilerin çok büyük bir kısmı asgari ücret veya daha düşük ücrete çalışıyor. Kayıt dışı istihdamın diğer kalemleri olan “işveren, kendi hesabına veya ücretsiz aile işçileri” bu hesaplamaya dahil değil.

Ayrıca SGK verileri; primleri sadece asgari ücretten yatırılan işçileri kapsıyor. Birçok iş yerinde işçilere yemek ve yol ücreti de ödeniyor. Eğer yemek ve yol ücreti SGK primine yansıtılırsa bu işçiler asgari ücretten daha fazla kazanmış görünüyor.

Muhalefet milletvekilleri AK Parti hükümetine 2014 yılından sonra da bir çok soru önergesi vererek Türkiye’de asgari ücretle çalışan işçi sayısını sordu. Ancak bunlar dönemin çalışma ve sosyal güvenlik bakanları ile Başbakan Ahmet Davutoğlu tarafından yanıtlanmadı. Öte yandan geçtiğimiz hafta bir toplantıda konuşan eski Ekonomi Bakanı Ali Babacan, Türkiye’de çalışanların yaklaşık yarısının asgari ücretlilerden oluştuğunu söyledi. (Kaynak: euronews)

Paylaşın