BTI Endeksi: Türkiye ‘Ilımlı Otokrasi’ Kategorisinde

2024 Dönüşüm Endeksi’ne (BTI) göre, kötü yönetilen ve demokrasinin gerilediği ülkeler arasında Türkiye de yer alıyor. Raporda, Belarus ve Rusya ile birlikte “otokrasinin kök saldığı” ülke olarak tanımlanan Türkiye’nin “Kutuplaştırıcı ve otoriter bir liderlik tarzına sahip aktör tarafından yönetilmekte olduğu” aktarılıyor.

Türkiye, 10 üzerinden 4,23 puanla “Ilımlı otokrasi” kategorisinde, Singapur, El Salvador, Papua Yeni Gine, Tunus, Tanzanya, Togo, Gabon, Cezayir, Uganda, Angola ve Irak gibi ülkelerin de gerisinde yer alıyor. Raporda, El Salvador, Guatemala, Mozambik, Nikaragua, Tayland ve Uganda’da olduğu gibi Türkiye’de de en önemli demokratik kurumların erozyona uğramasının otokratik yönetimlerin inşasını kolaylaştırdığı kaydediliyor.

Bertelsmann Vakfı’nın bugün yayımladığı 2024 Dönüşüm Endeksi (BTI), demokrasinin dünya genelinde zemin kaybetmeye devam ettiğini, kötü yönetilen devletlerin sayısında da daha önce görülmemiş bir artış olduğunu ortaya koydu. “Ilımlı otokrasi” olarak sınıflandırılan Türkiye’nin de kötü yönetilen ülkeler arasında yer aldığına işaret edilen raporda, dikkat çekici saptamalara yer verildi.

137 gelişmekte olan ülkede demokrasinin durumunu, ekonomik kalkınma ve yönetişim performansını mercek altına alan BTI Endeksi, karamsar bir tablo ortaya koydu. Rapora göre son iki yılda demokratik olarak nitelendirilebilecek ülkelerin sayısı azaldı, otokrasiler ise zemin kazandı. 63 ülkenin demokratik ilkelere bağlı kaldığı, buna karşın 74 ülkenin otoriter bir yönetimin pençesi altında olduğu belirtildi.

“Daha az demokrasi, daha az başarı” ifadelerine yer verilen raporda devletlerin yönetişim performansının da “dip seviyeye” gerilediğine, bu gelişmelerin “kasvetli bir küresel tablo ortaya koyduğuna” vurgu yapıldı.

Kötü yönetişimin demokratik kurumlara güvenin erozyona uğramasına yol açtığına, demokratik ve piyasa odaklı reformları savunanların artan oranda dışlandığına, yürütmenin hesap verebilirliğinin zayıfladığına, hükümet politikalarının eleştirilmesinin de giderek zorlaştığına dikkat çekildi.

“Görevi kötüye kullanma, yolsuzluk ve kötü yönetim vakaları çoğu zaman cezalandırılmayarak cezasızlık kültürü sürekli kılınıyor” tespitine yer verilen raporda, hükümetlerin uzun vadede sürdürülebilir ve sosyal açıdan kapsayıcı ekonomi politikaları benimsemek yerine “yozlaşmış bir patronaj sistemini sürdürmeye yöneldikleri,” kayırmacılık ve yolsuzluğun güçlendiği aktarıldı.

Türkiye, otokrasinin kök saldığı ülkelerden biri

BTI Endeksi’ne göre kötü yönetilen ve demokrasinin gerilediği ülkeler arasında Türkiye de yer alıyor. Raporda Belarus ve Rusya ile birlikte “otokrasinin kök saldığı” ülke olarak tanımlanan Türkiye’nin “Kutuplaştırıcı ve otoriter bir liderlik tarzına sahip aktör tarafından yönetilmekte olduğu” aktarılıyor.

Türkiye, 10 üzerinden 4,23 puanla “Ilımlı otokrasi” kategorisinde, Singapur, El Salvador, Papua Yeni Gine, Tunus, Tanzanya, Togo, Gabon, Cezayir, Uganda, Angola ve Irak gibi ülkelerin de gerisinde yer alıyor. Raporda, El Salvador, Guatemala, Mozambik, Nikaragua, Tayland ve Uganda’da olduğu gibi Türkiye’de de en önemli demokratik kurumların erozyona uğramasının otokratik yönetimlerin inşasını kolaylaştırdığı kaydediliyor.

Türkiye’nin de aralarında bulunduğu bu ülkelerde reformları önceliklendirme ve hayata geçirme yetkinliği ve iradesinin azaldığı, hükümetlerin ders çıkarma kapasitesinin de gerilediği belirtilirken, “Bu örnekler, politikalar tartışılmadığında, siyasi karar alma süreçlerinin daha az bilgiye dayandığını, daha az verimli olduğunu, nihayetinde de yön vermekten yoksun hale geldiğini göstermekte” görüşü aktarılıyor.

BTI Endeksi’ne göre hukuk devleti alanındaki en sert gerileme Türkiye ve Macaristan’da yaşandı. Raporda, Anayasa değişiklikleri ile Türkiye’yi parlamenter sistemden “cumhurbaşkanlığı cumhuriyetine” dönüştüren Erdoğan’ın bu yolla otoritesini daha da sağlamlaştırdığına vurgu yapılıyor.

Erdoğan’ın yasama, yargı, ordu ve medyayı kontrol ettiğinin altı çizilirken, Türkiye’de yolsuzluğun yaygın olduğuna işaret edilerek, “Hükümet, özellikle de kendi saflarından veya ilişkili iş çevrelerinden kişiler bu işe bulaşmışsa, ihtiyatlı davranmakta” gözlemi aktarılıyor.

BTI Endeksi’nin ekonomik dönüşüm verileri de Türkiye’nin son iki yılda bu alanda gerilediğine işaret ediyor. Türkiye’nin iki yıl önceki raporda 6,1 olan puanı, 5,68’e geriledi.

Raporda, ülkelerin ekonomide Covid-19 salgını ve Rusya’nın Ukrayna savaşı nedeniyle karşı karşıya kaldıkları sınamalara nasıl yanıt verdikleri de mercek altına alındı. Sınamalara verilen yanıtlarda hükümetlerin sergilediği esnekliğin ve öğrenme kabiliyetinin büyük önem taşıdığına vurgu yapıldı. İncelenen 137 ülkeden 88’inde sıkı para politikası izlendiği ve ülkelerin büyük bir bölümünün de enflasyonist eğilimlere karşı esnek ve uyum gösterecek hamlelerle yanıt verdiği aktarılırken, “Olumsuz istisnalar arasında ise Laos, Lübnan ve Türkiye yer aldı” denildi.

Türkiye’de enflasyon oranlarının üç haneli rakamlara kadar çıktığına dikkat çekilen raporda, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın karar alıcılarının Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından atandıklarına ve onun talimatlarını uyguladıklarına dikkat çekilerek şunlar kaydedildi:

“Hatta Erdoğan’ın talimatları uygulayan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, enflasyonist eğilimlere rağmen yatırımları teşvik etmek için 2021 yılında faiz oranını düşürdü. Bunun ulusal para biriminde yol açtığı hızlı değer kaybı 2022 yılında yüksek enflasyon oranlarını beraberinde getirdi. Bu da ülkede ağır sosyal maliyetlere yol açarken, uluslararası alanda da Türkiye’ye duyulan güvenin önemli ölçüde kaybedilmesine yol açtı.”

BTI Endeksi’ne göre Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 53 ülke iyi yönetişimden yoksun ve bu ülkelerde oydaşma erozyona uğradı. 10 üzerinden 3,75 puan ile Türkiye iyi yönetilmeyen ülkeler arasında yer aldı.

Oydaşma sağlama kapasitesindeki eksikliğin, yönetişim performansında gerilemeye yol açan etkenler arasında yer aldığına dikkat çekilen raporda, “Özellikle ülke içindeki gerilimleri azaltma ve uluslararası alanda iş birliği yapma konusundaki isteksizlik alarm verici” ifadelerine yer verildi.

Raporda ayrıca Türkiye örneğinin, “kişiye bağlı, dar yönetim anlayışının, sistemik sorunlara ve yanlış ekonomi politikalarına yol açabileceğini gösterdiği” de vurgulandı.

Almanya’nın saygın düşünce kuruluşlarından Bertelsmann Vakfı, Dönüşüm Endeksi’ni 2006 yılından bu yana, iki yılda bir yayımlıyor. Rapor, gelişmekte olan 137 ülke hakkında 5 bin sayfayı aşan kapsamlı ülke raporları ışığında, 120’den fazla ülkeden yaklaşık 300 uzmanın katkısıyla kaleme alınıyor. 2024 BTI raporu, 1 Şubat 2021 ile 31 Ocak 2023 tarihleri arasındaki dönemde yaşanan gelişmeleri kapsıyor.

Paylaşın

Türkiye’nin Yurt Dışı Varlıkları 324,5 Milyar Dolara Geriledi

Ocak sonu itibarıyla, Türkiye’nin yurt dışı varlıkları 324,5 milyar dolar, yükümlülükleri ise 624,5 milyar dolar oldu. Varlıklar alt kalemleri incelendiğinde, rezerv varlıklar kalemi 133,9 milyar dolar, diğer yatırımlar kalemi 125,5 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.

Haber Merkezi / Yükümlülükler alt kalemleri incelendiğinde, doğrudan yatırımlar (sermaye ve diğer sermaye) piyasa değeri ile döviz kurlarındaki değişimlerin de etkisiyle 168,5 milyar doları seviyesinde gerçekleşti. Portföy yatırımları 100,4 milyar dolar oldu.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Uluslararası Yatırım Pozisyonu Gelişmeleri Ocak 2024 raporunu açıkladı.

Buna göre; 2024 Ocak sonu itibarıyla, Uluslararası Yatırım Pozisyonu (UYP) verilerine göre, Türkiye’nin yurt dışı varlıkları, 2023 yıl sonuna göre yüzde 1,1 oranında azalışla 324,5 milyar dolar, yükümlülükleri ise yüzde 1,9 oranında artışla 624,5 milyar dolar olarak gerçekleşti.

Türkiye’nin yurt dışı varlıkları ile yurt dışına olan yükümlülüklerinin farkı olarak tanımlanan net UYP, 2023 yıl sonunda -284,7 milyar dolar iken ocak sonunda -300,0 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.

Varlıklar alt kalemleri incelendiğinde, rezerv varlıklar kalemi 2023 yıl sonuna göre yüzde 5,0 oranında azalışla 133,9 milyar dolar, diğer yatırımlar kalemi yüzde 2,7 oranında artışla 125,5 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Diğer yatırımlar alt kalemlerinden bankaların Yabancı Para ve Türk Lirası cinsinden efektif ve mevduatları yüzde 6,7 oranında artışla 49,7 milyar dolar oldu.

Yükümlülükler alt kalemleri incelendiğinde, doğrudan yatırımlar (sermaye ve diğer sermaye) piyasa değeri ile döviz kurlarındaki değişimlerin de etkisiyle 2023 yıl sonuna göre yüzde 6,4 oranında artışla 168,5 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.

Portföy yatırımları 2023 yıl sonuna göre yüzde 4,7 oranında artışla 100,4 milyar dolar olmuştur. Yurt dışı yerleşiklerin hisse senedi stoku 2023 yıl sonuna göre yüzde 12,0 oranında artışla 33,1 milyar dolar olurken, yurt dışı yerleşiklerin mülkiyetindeki DİBS stoku yüzde 5,9 oranında artışla 2,8 milyar dolar, Hazine’nin tahvil stoku (yurt içi yerleşiklerce alınan tahvil stoku düşüldükten sonra) ise yüzde 1,7 artışla 43,2 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.

Aynı dönemde, diğer yatırımlar 2023 yıl sonuna göre yüzde 0,8 oranında azalarak 355,5 milyar dolar oldu. Yurt dışı yerleşiklerin yurt içi yerleşik bankalardaki Yabancı Para mevduatı, 2023 yıl sonuna göre yüzde 1,9 oranında azalarak 42,4 milyar dolar olurken, TL mevduatı yüzde 10,2 oranında artarak 18,8 milyar dolar oldu.

Bankaların toplam kredi stoku yüzde 0,7 oranında artarak 63,7 milyar dolar olurken, diğer sektörlerin toplam kredi stoku yüzde 2,1 oranında azalarak 98,3 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti.

Paylaşın

Trabzonspor’dan Olaylı Karşılaşma Sonrası İlk Açıklama

Trabzonspor sessizliğini bozdu: Hiç kimse ya da herhangi bir kurum Trabzon şehrini, Trabzonspor Kulübü’nü ve Trabzonspor’un şerefli taraftarını dünkü olayların önüne meze etmeye kalkışmasın!

Haber Merkezi / Trabzonspor’un resmi sosyal medya hesaplarından başkanı Ertuğrul Doğan imzasıyla yapılan paylaşımda şu ifadeler kuruldu:

“Yönetim Kurulumuz tüm yaşanan süreci dikkatli bir şekilde takip etmektedir. Kulübümüz, Türkiye Futbol Federasyonu’nun yarınki disiplin sevklerinden sonra yapacağı detaylı açıklamayı kamuoyuyla paylaşacaktır. Şunun gayet iyi şekilde bilinmesini isteriz ki; hiç kimse ya da herhangi bir kurum Trabzon şehrini, Trabzonspor Kulübü’nü ve Trabzonspor’un şerefli taraftarını dünkü olayların önüne meze etmeye kalkışmasın! Buna asla izin vermeyeceğimizi hatırlatmakta fayda görüyoruz.”

12 gözaltı

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Trabzonspor-Fenerbahçe karşılaşmasının ardından yaşanan şiddet olayları ile ilgili olarak, ilk belirlemelere göre 12 kişinin gözaltına alındığını duyurdu.

Sosyal medya hesabından konuya dair açıklamalarda bulunan Yerlikaya, “Maç esnasında Fenerbahçe Teknik Direktörü İsmail Kartal’a yabancı madde atan C.K. isimli şahıs, müsabaka esnasında tespit edilmiş, yakalanarak gözaltına alınmış ve hakkında gerekli soruşturma başlatılmıştır. Müsabaka sonrası sahaya ilk atlayan H.Ç. adlı şahsın kaldığı otel tespit edilmiş, otelde yapılan araştırmada şahsın otelden ayrıldığı anlaşılmış, Rize istikametine gittiği bilgisinin alınması üzerine yapılan çalışmalar sonucu şahıs Yomra ilçesinde yakalanarak hakkında gerekli soruşturma başlatılmıştır” ifadelerini kullandı.

Bakan Yerlikaya ayrıca, maç sonunda sahaya atlayarak Fenerbahçeli futbolculara korner direği ile saldıran E.T.’nin Araklı ilçesinde, Fenerbahçe kalecisi Dominic Livakoviç’e yumruk atan O.B.’nin Kalkınma Mahallesi’nde yakalanarak gözaltına alındığını; karşılaşma sonrasında Trabzonspor taraftarlarını havalimanına çağırarak, şiddete davet eden T.C.S., K.M. , O.O., E.T., ve A.A. isimli şahısların da yakalanarak haklarında gerekli soruşturmanın başlatıldığını kamuoyu ile paylaştı.

Trabzon’da, Trabzonspor ile Fenerbahçe arasında oynanan Süper Lig karşılaşması esnası ve sonrasında yaşanan şiddet olayları ile ilgili olarak Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) tarafından da soruşturma başlatıldı.

TFF’nin resmi X hesabından yapılan konuya dair paylaşımda, “Dostluk, barış ve kardeşlik oyunu olan futbolda yaşananlar asla kabul edilemez. Bu olayların tekrarlanmaması için soruşturmalar tamamlandıktan sonra olayların sorumluları ile ilgili gerekli cezai müeyyide uygulanacağından kimsenin şüphesi olmasın” denildi.

Trabzon’da yaşananlara dair bir açıklama da, Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği (FIFA) Başkanı Gianni Infantino’dan geldi. Karşılaşmanın ardından meydana gelen şiddet olaylarını “Kabul edilemez” olarak nitelendiren Infantino, böylesi olaylara “Sporda ve toplumda yer olmadığını” dile getirdi.

Futbolda, istisnasız bir şekilde “Tüm oyuncuların güvende olması” gerektiğini vurgulayan Gianni Infantino, “Yetkili makamlara, tüm kademelerde buna saygı duyulmasını sağlamaları ve Trabzon’da yaşanan şok edici olayların sorumlularından yaptıklarının hesabının sorulması çağrısında bulunuyorum” dedi.

Paylaşın

Asgari Ücret 54 Dolar Eridi

27 Aralık’ta 17 bin 2 TL’lik asgari ücretle yaklaşık 580 dolar alınabilirken bugün 526 dolar alınabiliyor. Bu durum, asgari ücretin 27 Aralık kuruna göre 54 dolar az olduğuna işaret ediyor.

Geçen yılın ikinci yarısında 11 bin 402 lira 32 kuruş olan asgari ücret ise o dönemki ortalama kurla (27,66 TL) 412 dolara denk geliyordu. Asgari ücrete sene başında yapılan zam dolar bazında erirken diğer ücretlerde de durum farklı değil.

Yerel seçim öncesi dolar ve euroda yükseliş devam ediyor. Dolar kuru haftaya 32,30, euro kuru ise 35,17 seviyesinden başladı. Dolar kurunda yılbaşından bu yana gerçekleşen artış yüzde 10’a yaklaşırken euro kuru aynı dönemde yaklaşık yüzde 8 arttı. Uzmanlara göre kurlardaki yükseliş devam edecek.

Türkiye gibi dış finansmana bağımlı ülkelerde dövizdeki yükseliş her vatandaşı yakından ilgilendiriyor. Kur artışları, maliyetler üzerinden enflasyonu tırmandırırken, asgari ücret ve diğer ücretler reel anlamda eriyor.

Türkiye’de çalışanların yarıdan fazlasını ilgilendiren asgari ücret, bu yıl başında yüzde 49 zamla 17 bin 2 TL’ye yükseltilmişti. Asgari ücret görüşmelerinin yapıldığı Aralık 2023’te doların satış değeri ortalama olarak 29,09 liraydı. Asgari ücretin açıklandığı 27 Aralık 2023’te ise dolar kuru 29,32 seviyesindeydi. Dolar o tarihten bu yana yaklaşık 3 TL yükseldi.

Buna göre 27 Aralık’ta 17 bin 2 TL’lik asgari ücretle yaklaşık 580 dolar alınabilirken bugün 526 dolar alınabiliyor. Bu durum, asgari ücretin 27 Aralık kuruna göre 54 dolar az olduğuna işaret ediyor. Geçen yılın ikinci yarısında 11 bin 402 lira 32 kuruş olan asgari ücret ise o dönemki ortalama kurla (27,66 TL) 412 dolara denk geliyordu. Asgari ücrete sene başında yapılan zam dolar bazında erirken diğer ücretlerde de durum farklı değil.

Sene başında aile yardımı ödeneği dahil en düşük memur maaşı 22 bin 17 liradan 32 bin 861 liraya, en düşük memur emekli aylığı da 9 bin 876 liradan 14 bin 741 liraya yükseldi. Ancak yıl başında 32 bin 861 liralık en düşük memur maaşı yaklaşık 1114 dolara denk gelirken, bugün 1017 dolar ediyor. Kayıp 97 doları buluyor. En düşük memur emekli aylığı da aynı şekilde dolar bazında yaklaşık 500 dolardan 456 dolara geriledi.

İşçi ve Bağkur emeklilerinin aylığı da AKP’nin son yıllarda uygulamaya soktuğu maaş tamamlama politikasına paralel yapılan seyyanen zamla en az 10 bin TL’ye çıkarılmıştı. Ancak 10 bin TL aylık alan bir emekli sene başında 339 dolar alabilirken bugün 309 dolar alabiliyor.

Haziran 2023’ten Ocak ayına dek 8 kez faiz artırımına giden Merkez Bankası (TCMB), politika faizini en son Ocak ayında 250 baz puan artışla yüzde 45’e çıkarmıştı.

Politika faizindeki artışlar mevduat faizlerinde de yükselişe yol açarken kurlar gibi enflasyonu da dizginleyemedi. Resmi verilere göre Şubat ayında tüketici fiyatları endeksi yüzde 67’nin üzerine çıktı. TCMB enflasyon tahminleri ise yıllık enflasyonun yıl ortasına doğru yüzde 70-75 bandına çıktıktan sonra 2024 yılını yüzde 36 seviyesinde tamamlayacağı yönünde.

Kurlardaki ve enflasyondaki yükseliş düşük, orta ve alt gelir grubundaki vatandaşların reel gelirlerinin erimesine yol açarken, bu dönemin kazananı milyonerler oldu.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) verilerine göre hesabında 1 milyon TL ve üzeri mevduat olan mudi sayısı 31 Aralık 2023’ten Ocak ayı sonuna dek geçen bir aylık süreçte 1 milyon 446 bin 354 kişiden 1 milyon 470 bin 861 kişiye çıktı. Buna göre bir ayda 24 bin 507 kişi daha milyoner oldu.

Hesabında 1 milyon TL ve üzeri mevduat olanların serveti ise Aralık 2023’teki 11 trilyon 280 milyar 447 milyon TL’den 11 trilyon 337 milyar 137 milyon TL’ye çıktı. Buna göre bir ayda milyonerlerin serveti 56 milyar 690 milyon TL arttı. Milyonerlerin serveti Kasım sonuna göre (iki ayda) 701,5, Ekim sonuna göre (üç ayda) 942,8 milyar lira yükseldi. Hesabında 1 milyon ve üzeri mevduatı olan mudi sayısı da iki ayda 93 bin 63, üç ayda 153 bin 267 kişi arttı.

Ocak 2024 verilerine göre milyonerlerin 1 milyon 321 bin 400’ünü yurt içi yerleşikler, 149 bin 461’ini yurt dışı yerleşikler oluşturdu. Bir milyon ve üzeri mevduatların yaklaşık 6,9 trilyon lirası yerel para cinsi, 4,1 trilyon 1 lirası döviz tevdiat hesabı, 344,5 milyar lirası da kıymetli maden depo hesaplarından oluştu.

Kurlardaki yükselişin nedeni ne?

DW Türkçe’den Pelin Ünker‘e konuşan uzmanlara göre kurlardaki yükselişin altında Merkez Bankası’nın uyguladığı sıkı para politikasının yerel seçim sonrasında terse dönebileceği ve dövizdeki baskının ortadan kalkabileceği yönündeki beklentiler yatıyor.

Uluslararası kurumların bu beklentiye yol açan değerlendirmelerine işaret eden uzmanlar, diğer yandan Ocak ayı itibariyle mevduat faizlerinde düşüşün başlaması ve yabancı sermaye girişlerinde istenilen seviyenin yakalanmamasının da kur artışında etkili olduğu görüşünde.

Kırklareli Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinan Alçın, çeşitli kurumların yayımladığı raporlarda dolar değerinin 40’a doğru ulaşabileceği yönünde bir beklenti olduğuna işaret ederek, “Bu da bir anlamda piyasada şu an satın alınıyor. Yani aslında yurttaşlar, kendini güvence altına almak için yerel seçim sonrasında tekrar ortaya çıkabilecek döviz hareketi karşısında biraz daha güvenli limana doğru hareket ediyor. Güvenli liman da dolar, diğer döviz cinsi birikim ve altın” diyor.

Döviz ve altına talep artarken bankalardan nakit avans ve tüketici kredisi kullanmak isteyenlere altın ve döviz almamaları yönünde bir uyarı geldi.

“Bilindiği üzere tüketici kredileri; gerçek kişi tüketicilerin eğitim, sağlık, seyahat, taşınma, evlilik, alışveriş vb. kişisel ihtiyaçların karşılanması amacıyla bir defada sağlanan finansal destek kredileridir” hatırlatması yapılan uyarıda müşterilerden tüketici kredisi ve bu nitelikte olan nakit avansı amacına uygun kullanacaklarına dair taahhüt isteniyor.

Merkez Bankası’nın Mart ayına ilişkin Piyasa Katılımcıları Anketi’ne göre, piyasanın yıl sonu dolar beklentisi 40,02 TL’den 40,53 TL’ye, 12 ay sonrası için dolar/TL beklentisi de 41,15’ten 42,79 TL’ye yükseldi. Eylül 2023’te açıklanan Orta Vadeli Program’a (OVP) göre ise dolar/TL kurunun yıllık ortalama değerleri 2024’te 36,8 TL, 2025’te 43,9 TL, 2026’da ise 47,8 TL olarak tahmin ediliyor.

Paylaşın

Ali Koç: Kendi Kaderimizi Kendimiz Çizeceğiz

Olaylı Trabzonspor karşılaşması sonrası ilk açıklamalarını yapan Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, Kulüpler Birliği Başkanlığı’ndan istifa ettiğini belirterek, “Kendi kaderimizi kendimiz çizeceğiz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Gerekiyorsa bir alt lige düşeceğiz. Her gün ölmektense bir kez öleceğiz. Gerekirse 1 sene oynar, çıkarız. Siz bize, bu ülkenin dışlanmış kulübü gibi muamele yaparsanız; bunu devlet için de, TFF için de, medya için de söylüyorum; biz kendi geleceğimizi kendimiz belirlemek zorundayız. Bu herhangi bir şantaj, tehdit falan değil.”

Fenerbahçe Kulübü Yönetim Kurulu bugün toplandı. Toplantıda Olağanüstü Genel Kurul kararı alınırken; Fenerbahçe Başkanı Ali Koç da, FB TV’de son gelişmeleri değerlendirdi. Koç şunları kaydetti:

Uzun tutmayacağım, sadece bilgi vermek istiyorum. Türk futbolu için utançtır. Bu iki kulübü birbirine vurdurmaya, iki kulüp arasında şiddet ve nefret tohumu ekmeye son 13-14 yıldır ön ayak olanlar var. 1996 şampiyonluğundan sonra aslında tansiyon yükseldi ama hiçbir zaman böyle nefret tohumu ekilmemiştir.

Bu terör örgütü iki kulüp arasındaki istediği seviyeyi getirmeyi başarmıştır. Bu camiaların aklıselim insanlarını, uzun vadeli, sabırlı ve akil düşünüp bu sorunları ortadan kaldırmamız lazım. Trabzonspor ülke futbolunun en önemli değerlerinden birisidir.

Dün bizi belki bizim onları ağırladığımızdan daha iyi ağırladılar. İki başkan arasında hiçbir sorun yok. Fenerbahçe olarak hem kendimize hem de Trabzonspor camiasına geçmiş olsun demek istiyoruz. Üzülerek öğrendim ki Trabzon tarafında belirli çalışmalar olduğunu duyuyoruz. Bu gerginlikleri Fenerbahçe’ye bağlayacaklarına dair duyumlar alıyoruz. Umarım bunu yapmazlar, hiçbir başkan ve yönetim kurulu dün yaşananların yaşanmasını istemez.

Trabzon’da turuncu yelek giyen özel güvenlik görevlilerine teşekkür etmek istiyorum. Bu olayların en büyük mağduru Fenerbahçe’dir ve taraftarıdır. Yönetim Kurulu ile oturduk, konuştuk. Artık bu iş çığrından çıktı. 3 Temmuz’da yaşananları biliyorsunuz. Fenerbahçe’yle ilgili ne devletimiz ne futbolu yönetenler hiçbir aksiyon olmadı.

Saldırı hala faili meçhul, ya başına bir şey gelseydi ne olacaktı. Ya bir futbolcu linç edilseydi ne olacaktı. Bu son olsun diyecektik. Hep son olsun diyoruz. Şiddeti artık meşrulaştırmaya başlayan hale geldik. Kendinize gelin. Dün yaşananlara futbol açısından bakmayın. Futbol üzerinden organizasyon mu yapılıyor bilmiyorum ama dün yaşananlar organizeydi.

Maç başladı ve aşama aşama olaylar büyüdü. Hakem uyguladıklarında geç kaldı ve tribünler cesaretlendi. Goller gelince tribünler daha da cesaretlendi. İşi az bilen biri olayların nereye gittiğini görürdü. Denizli’de kaybettiğimiz maç, su savaşı denilen Galatasaray maçı da iptal edilmeliydi. Dünkü maç da iptal edilmeliydi.

Ülkenin içinde bulunduğu futbol ortamı nedeniyle hangi hakem olursa olsun, o maçı iptal edemezdi. Rakibimizin gücünü biliyorsunuz. Siyasi ve bürokrasi gücünü biliyorsunuz. Sahaya meşale geliyor. Hakem görüyor meşaleyi ve oyunu devam ettiriyor ve 2-2 oluyor. Ya biz 3-2 yenilseydik veya 2-2 berabere kalsaydık ne olacaktı? Zorbalıkla bir şampiyonluğumuzu daha mı alacaktınız?

Hangi derbi olursa olsun bizim maçlarımızda bütün polisler gelir, saha kenarını doldurur. Dün polis yoktu stadyumda. İnsanların üstleri ne kadar arandı? Ramazan’da geçen sene buraya geldiler. İnsanların pet şişelerini almadılar. Belki polis haklıydı. Trabzon’a da geçmiş olsun. Ertuğrul başkana dün oğlumu teslim ettim. Bizi çok güzel ağırladılar.

Dün Cumhurbaşkanımızın da müdahil olmasıyla, bakanlarımıza da teşekkür ediyoruz fakat onların müdahil olmasına gerek kalmayacak ortam sağlanmalıydı. Dünkü yaşananlar herhangi bir Trabzonspor-Fenerbahçe maçında yaşanacak olaylar değildi. Dolayısıyla biz 2 Nisan’da toplanacağız. Ben biraz evvel Kulüpler Birliği Başkanlığı’ndan istifa ettim. Biz bu muameleyi kabul etmeyeceğiz.

Kendi kaderimizi kendimiz çizeceğiz. Gerekiyorsa bir alt lige düşeceğiz. Her gün ölmektense bir kez öleceğiz. Gerekirse 1 sene oynar, çıkarız. Siz bize, bu ülkenin dışlanmış kulübü gibi muamele yaparsanız; bunu devlet için de, TFF için de, medya için de söylüyorum; biz kendi geleceğimizi kendimiz belirlemek zorundayız. Bu herhangi bir şantaj, tehdit falan değil.”

12 gözaltı

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Trabzonspor-Fenerbahçe karşılaşmasının ardından yaşanan şiddet olayları ile ilgili olarak, ilk belirlemelere göre 12 kişinin gözaltına alındığını duyurdu.

Sosyal medya hesabından konuya dair açıklamalarda bulunan Yerlikaya, “Maç esnasında Fenerbahçe Teknik Direktörü İsmail Kartal’a yabancı madde atan C.K. isimli şahıs, müsabaka esnasında tespit edilmiş, yakalanarak gözaltına alınmış ve hakkında gerekli soruşturma başlatılmıştır. Müsabaka sonrası sahaya ilk atlayan H.Ç. adlı şahsın kaldığı otel tespit edilmiş, otelde yapılan araştırmada şahsın otelden ayrıldığı anlaşılmış, Rize istikametine gittiği bilgisinin alınması üzerine yapılan çalışmalar sonucu şahıs Yomra ilçesinde yakalanarak hakkında gerekli soruşturma başlatılmıştır” ifadelerini kullandı.

Bakan Yerlikaya ayrıca, maç sonunda sahaya atlayarak Fenerbahçeli futbolculara korner direği ile saldıran E.T.’nin Araklı ilçesinde, Fenerbahçe kalecisi Dominic Livakoviç’e yumruk atan O.B.’nin Kalkınma Mahallesi’nde yakalanarak gözaltına alındığını; karşılaşma sonrasında Trabzonspor taraftarlarını havalimanına çağırarak, şiddete davet eden T.C.S., K.M. , O.O., E.T., ve A.A. isimli şahısların da yakalanarak haklarında gerekli soruşturmanın başlatıldığını kamuoyu ile paylaştı.

Trabzon’da, Trabzonspor ile Fenerbahçe arasında oynanan Süper Lig karşılaşması esnası ve sonrasında yaşanan şiddet olayları ile ilgili olarak Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) tarafından da soruşturma başlatıldı.

TFF’nin resmi X hesabından yapılan konuya dair paylaşımda, “Dostluk, barış ve kardeşlik oyunu olan futbolda yaşananlar asla kabul edilemez. Bu olayların tekrarlanmaması için soruşturmalar tamamlandıktan sonra olayların sorumluları ile ilgili gerekli cezai müeyyide uygulanacağından kimsenin şüphesi olmasın” denildi.

Trabzon’da yaşananlara dair bir açıklama da, Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği (FIFA) Başkanı Gianni Infantino’dan geldi. Karşılaşmanın ardından meydana gelen şiddet olaylarını “Kabul edilemez” olarak nitelendiren Infantino, böylesi olaylara “Sporda ve toplumda yer olmadığını” dile getirdi.

Futbolda, istisnasız bir şekilde “Tüm oyuncuların güvende olması” gerektiğini vurgulayan Gianni Infantino, “Yetkili makamlara, tüm kademelerde buna saygı duyulmasını sağlamaları ve Trabzon’da yaşanan şok edici olayların sorumlularından yaptıklarının hesabının sorulması çağrısında bulunuyorum” dedi.

Paylaşın

Karamollaoğlu’ndan Erdoğan’a İsrail Çağrısı: Tweet Atma, Ticareti Kes

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sosyal medya hesabından, 29 Ocak 2009 tarihinde İsviçre’nin Davos kentinde düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’ndaki ‘one minute (bir dakika)’ çıkışını da hatırlan bir mesaj paylaştı.

Haber Merkezi / Erdoğan, mesajında şu ifadeleri kullandı: “Ülkemizde kimileri Filistin, Gazze, Ramallah diye yerlerin varlığından ilk kez 7 Ekim’de haberdar olmuş olabilir. Bazı çevreler Filistin halkının hak ve adalet mücadelesini ilk kez 7 Ekim’de duymuş da olabilir. Ama biz bu mücadeleye ömrümüzü adadık.

Türkiye, Irak-İran savaşında nasıl komşularına kucak açtıysa… Suriye’deki zulümden kaçan muhacirlere nasıl ensar olduysa… Kafkasya’dan Kırım’a nasıl hiçbir kardeşine sırtını dönmediyse… Bugün de tüm imkânlarıyla Gazzeli kardeşlerine sahip çıkmaktadır. Bu gerçeği hiçbir iftira değiştiremez; yalanlar, çarpıtmalar bu hakikatin üstünü asla örtemez. Filistinli yiğitlere terörist iftirası atanların listesinden Meclise girenler ile bu zihniyetle aynı çizgide buluşanların bize söyleyecek sözü olamaz.

Dünyada hiçbir siyasetçinin yapmaya cesaret edemeyeceği dik duruşu, bundan 15 sene önce one minute diyerek açıkça ortaya koyduk. Dün nasıl zalimlerin karşısında, mazlumların yanında yer aldıysak bugün de aynı yerdeyiz, aynı vakur tavrımızı muhafaza ediyoruz. İnşallah bundan sonra da bu duruşumuzdan geri adım atmayacağız.”

“Tweet atma, ticareti kes”

Erdoğan’ın bu uzun mesajını alıntılayan Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, 4 kelimelik yanıt verdi: “Tweet atma, ticareti kes.”

Gazze’de can kaybı 31 bin 726’ya yükseldi

Öte yandan Gazze’de İsrail saldırılarında can kaybı son 24 saatte 81 artarak 31 bin 726’ya yükseldi. İsrail saldırılarında yaralı sayısı ise 73 bin 792’ye ulaştı.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Paylaşın

Birleşmiş Milletler’den Gazze İçin Kıtlık Uyarısı

Hamas’ın başlattığı Filistin – İsrail savaşının 164. günü geride kalırken, Birleşmiş Milletler (BM) Dünya Gıda Programı (WFP), Kuzey Gazze’de çok yakında kıtlık yaşanacağını açıkladı.

WFP’den yapılan açıklamada, açlık krizlerinin ölçeğini tahmin etmeye yönelik uluslararası bir süreç olan Entegre Gıda Güvenliği Aşama Sınıflandırması (IPC) analizinin son bulgularını yayınladı.

Buna göre, Gazze’de neredeyse herkesin yeterli gıda bulmakta zorlandığı sonucuna varılırken, Gazze’nin kuzeyinde bulunan yaklaşık 210 bin kişinin açlık durumunun en yüksek noktası olan 5. aşamada olduğu kaydedildi.

Yapılan açıklamada İsrail’in saldırılarını Refah kentine doğru genişletmesi halinde, çatışmaların Gazze’nin 2,3 milyonluk toplam nüfusunun yaklaşık yarısını felaket boyutunda açlığa sürükleyebileceği uyarısında bulunuldu.

IPC Aralık ayında Gazze’nin toplam nüfusunun dörtte birinin açlık çektiğini yönünde tahminini açıklamıştı.

Yardım kuruluşları Gazze’ye, özellikle de Gazze’nin kuzeyine insani yardımların ulaştırılması ve dağıtılmasının İsrail’in kısıtlamaları, çatışmalar ve toplum düzeninin bozulması nedeniyle neredeyse imkansız olduğunu belirtiyor.

Öte yandan Gazze’de İsrail saldırılarında can kaybı son 24 saatte 81 artarak 31 bin 726’ya yükseldi. İsrail saldırılarında yaralı sayısı ise 73 bin 792’ye ulaştı.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), Gazze’de 13 binden fazla çocuğun hayatını kaybettiğini açıkladı. UNICEF’in açıklamasında birçok bebeğin dengesiz beslenmeyle karşı karşıya olduğu hatta ağlayacak enerjilerinin bile olmadığı kaydedildi.

UNICEF İcra Direktörü Catherine Russell Amerikan CBS televizyonuna yaptığı açıklamada, “Binlercesi de yaralandı ya da nerede olduklarını belirleyemiyoruz. Enkaz altında da olabilirler. Bu kadar fazla çocuk ölümünü dünyada diğer çatışmalarda görmedik” dedi.

Bebeklerin ağlayacak enerjilerinin bile olmadığını vurgulayan UNICEF İcra Direktörü Russell, yardım için kamyonların Gazze’ye girişiyle ilgili olarak çok büyük bürokratik zorluklar olduğunu da kaydetti.

Uluslararası toplumdan İsrail’e, Gazze’deki can kaybı, açlık krizi ve yardımların bölgeye girişinin engellenmesi konusunda tepkiler artıyor. Bir Birleşmiş Milletler uzmanı bu ay başında İsrail’in “açlık kampanyası” çerçevesinde Gazze’nin gıda sistemini yok etmekte olduğunu belirtmiş, İsrail bunu reddetmişti.

Avrupa Birliği Dış Politika Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, İsrail’i Gazze’de kıtlığı kışkırtmakla ve açlığı bir savaş silahı olarak kullandığını söyledi.

Borrell, “Gazze’de artık kıtlığın eşiğinde değiliz, binlerce insanı etkileyen bir kıtlık halindeyiz. Bu kabul edilemez. Açlık bir savaş silahı olarak kullanılıyor. İsrail kıtlığı kışkırtıyor.” dedi.

Borrell geçtiğimiz hafta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde yaptığı konuşmada açlığın silah olarak kullanılması konusunda “Biz Ukrayna’da yaşananları kınarken, Gazze’de yaşananlar için de aynı kelimeleri kullanmak zorundayız.” sözleriyle tepkisini ortaya koymuştu.

Gazze’deki kıtlığa karşı deniz yoluyla insani yardım gönderilmesi için Kıbrıs üzerinden yardım koridoru açılması girişimleri kapsamında ilk geminin gönderilmesinin ardından ikinci sevkiyatı da yola çıkmak için hazır bekliyor.

İsrail de geçtiğimiz günlerde Dünya Gıda Örgütü’nden gelen malzemeleri taşıyan yardım kamyonlarının Gazze Şeridi’nin kuzey kesiminden giriş yaptığını duyurdu ve İsrailli üst düzey askeri bir yetkili ülkesinin, Gazze Şeridi’ni çeşitli giriş noktalarından insani “yardım seline” tutmak için çalışacağını ifade etti.

Paylaşın

İmamoğlu, Metro Hattı Açılışında Konuştu: Çıldırıyorlar

Ataköy – İkitelli metro hattı açılışında konuşan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “2015 yılında bu hattın ihalesini yapan bizden önceki İBB yönetimine de teşekkür ediyorum. Ataköy – İkitelli metro hattını bizden önce başlatan insanların yaptığını da önemsiyorum ancak süreci doğru yönetemediler” dedi ve ekledi:

“Bu hattaki çalışmalar kısmen durduruldu. 2019 göreve geldiğimizde 10 metro hattın da çalışmalar durdurulmuştu. Bunlar finansman, mühendislik ve tasarım sorunları çözülmeden alelacele başlanmış projeler olduğu için yürütülemedi. Kimilerinin aylarca yıllarca durdurulmuş olması dünya tarihine geçecek bir skandaldır. Bizden önce 25 yılda yapılan 122 km metro hattının yarısından fazlasını 5 yılda yaptık. 5 yılda 25 yıla bedel iş yaptık, bunun için çıldırıyorlar.”

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP’nin başkan adayı Ekrem İmamoğlu, Ataköy – İkitelli metro hattı açılışında konuştu. İmamoğlu’nun konuşmasından önce çıkan başlıklar şu şekilde:

“18 Mart Çanakkale Zaferi gününde Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere aziz şehit ve gazilerimizi saygı ve rahmetle anıyorum. Kurtuluş Savaşı’nın üzerinde yükselen Cumhuriyetimizin hedeflerinden birisi de çok çalışmak ve hep birlikte ülkeyi demir ağlarla örmekti. 10. Yıl Marşı’nda hep beraber söyleriz.

Demiryollarının gelişimi cumhuriyetin kuruluşunda bize büyük güç katmıştır. Bugün de yeraltını demir ağlarla örmek hedefiyle çalışıyoruz. Bu hedef doğrultusunda önemli bir sınavı çok başarıyla tamamladık. 5 yılda 65 kilometre metroyu 62 istasyonu bütün çalışma arkadaşlarımla birlikte kazandırdık. Bu tarihi rekoru Cumhuriyetimize ve Atatürk’e layık yöneticiler olabilmemizin bir yolu olarak görüyorum.

Tekrar ifade edeyim emeği geçen herkese çalışma arkadaşlarıma mühendislerimize, yüklenici firmamıza, müşavirlerimize, yer altında günlerce aylarca emek saf eden binlerce emekçi dostuma teşekkür ediyorum. 2015 yılında bu hattın ihalesini yapan bizden önceki İBB yönetimine de teşekkür ediyorum. Ataköy – İkitelli metro hattını bizden önce başlatan insanların yaptığını da önemsiyorum ancak süreci doğru yönetemediler.

Bu hattaki çalışmalar kısmen durduruldu. 2019 göreve geldiğimizde 10 metro hattın da çalışmalar durdurulmuştu. Bunlar finansman, mühendislik ve tasarım sorunları çözülmeden alelacele başlanmış projeler olduğu için yürütülemedi. Kimilerinin aylarca yıllarca durdurulmuş olması dünya tarihine geçecek bir skandaldır. Bizden önce 25 yılda yapılan 122 km metro hattının yarısından fazlasını 5 yılda yaptık. 5 yılda 25 yıla bedel iş yaptık, bunun için çıldırıyorlar.

“Bu siyaset anlayışı 31 Mart’ta tarihe gömülecek”

8 kilometre yalanını atanlar hadlerini bilecek özür dileyecekler. 65 kilometre metroyu inşa etmek için yeraltında yer üstünde ter döken emekçilerden, yüklenicilerinden onlardan özür dileyecekler. Yeni açtığımız 62 istasyonu kullanan bu şehrin İnsanlarından İstanbullulardan özür dileyecekler. Ama bakın söyleyeyim.

Bunlar özür dilemez, yalanları iftiraları açığa çıkınca şöyle diyorlar “Siyaseten söylenmiş sözler” derler geçerler. Hatırlıyorsunuz, İstanbul seçimini iptal ettiler demedikleri lafı bırakmadılar, Yalancı dediler, hırsız dediler terörist dediler. Ondan sonra da “siyaseten söyledik” dediler. Allah aşkına birine siyaseten yalancı, hırsız, terörist denir mi? İstanbul bu siyaset anlayışını ne yapacak biliyor musunuz, 31 Mart’ta tarihe gömecek.”

Paylaşın

Yeniden Refah’tan Erdoğan’a Yanıt: Eleştiriyi Üzerimize Almıyoruz

YRP Genel Başkan Yardımcısı Suat Kılıç, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın isim vermeden YRP’yi eleştirmesine ilişkin, “Biz bunları üzerimize alınmadık. Ve dedik ki; öznesi doğrudan belirtilmemiş herhangi bir cümleyi ya da sert eleştiriyi üzerimize almıyoruz” dedi ve ekledi:

“Biz yolumuza bakacağız. Sonuçta adaylarımız kamuoyundan teveccüh görürlerse kazanırlar, görmezlerse kazanamazlar. Şanlıurfa’da, Elazığ’da ya da başka illerde ya da ilçelerde Yeniden Refah Partili adaylar toplumdan teveccüh görürse bu diğer partilerin doğru aday tespiti yapamadıklarının da göstergesi olarak görülecektir. Herhangi bir il ya da ilçedeki adayımız teveccüh görüyor diye, kazanma potasına girdi diye, potansiyel oluşturdu diye bundan rahatsızlık duyacak halimiz yok. Ama temelde iktidarla kavgalı olalım, didişelim, itişelim, kakışalım, siyasetin dilini sertleştirelim gibi bir yaklaşım içinde de değiliz.”

Yeniden Refah Partisi (YRP) Genel Başkan Yardımcısı ve YRP’nin Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı Suat Kılıç, T24’ten Cansu Çamlıbel’in sorularını yanıtladı.

Suat Kılıç, Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi’ne ilişkin yaptığı değerlendirmede yüzde 50+1 modelinin sürdürülmesinin zorluğuna dikkat çekerek “İktidar tarafında da konuşulduğu gibi bu model ‘40+1’ şeklinde de uygulanabilir. Bu takdirde her siyasi partinin kendi başına ‘40+1’e ulaşma olasılığı daha kuvvetli olur. Böylece de partiler diğer partilerin içinde erimemiş olur. Zorunlu ittifaklar ortadan kalkmış olur. Tabii başkanlık modelini ilkesel olarak benimsiyor olmakla birlikte kuvvetler ayrılığının da takviye edilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Denge ve denetim mekanizmalarının bugün olduğundan daha etkili çalışması gerektiğini düşünüyoruz. Yargının bağımsızlığını hiçbir şekilde yitirmemesi lazım” ifadelerini kullandı.

Kılıç, iktidarın gündeminde olan yeni anayasa çalışmalarına ilişkin ise net bir açıklamada bulunmadı. “Anayasa Mahkemesi ile Yargıtay arasındaki çatışma, bir yetki çatışmasına dönüşmek üzere” diyen Kılıç, “Bu çatışmanın gitmesi, yoruma mahal bırakılmaması için bir anayasa değişikliği yapılması gerekiyor. Bu anayasa değişikliğinin ivedi yapılması lazım” ifadelerini kullandı.

Kılıç, şunları söyledi: “Bir anayasa değişikliği teklifi var mı ortada? Varsa bilelim. Görmediğin anayasa değişikliği teklifine ‘evet’ ya da ‘hayır’ nasıl diyebilirsiniz? CHP’den gelecek bir anayasa değişikliği teklifine de ‘evet’ denilebilir. AK Parti’den gelecek bir anayasa değişikliği teklifine de ‘evet’ denilebilir. Önemli olan içinde ne olduğu.”

Kılıç, Erdoğan’ın dördüncü kez seçilmesinin önünü açacak bir düzenlemeye ilişkin sorulan bir soruya ise “Böyle bir teklife hiçbir muhalefet partisi ‘evet’ demeyecektir” yanıtını verdi.

Kılıç, “Mecliste belli bir çoğunlukları var ama anayasa değiştirecek çoğunlukları yok. Sistematik bir sorun varsa bununla ilgili bir anayasa değişikliği teklifine dahil oluruz. Yoksa Cumhurbaşkanı’na bir dönem daha seçilme hakkı getirecek bir anayasa değişikliği teklifi AK Parti’nin gündeminde yok ki bizim gündemimizde olsun. AK Parti böyle bir değişiklik teklifi getireceğini söyledi de ben mi duymadım acaba? Hiç gündemde olmayan bir şey. Bekir Bozdağ’ınki sadece bir yorum; meclis erken seçim kararı alırsa Cumhurbaşkanı da yeniden seçilme hakkına sahip olur. Bu bir yorum” ifadelerini kullandı.

“Eleştiriyi üzerimize almıyoruz”

YRP’li Suat Kılıç, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın isim vermeden YRP’yi eleştirmesine ilişkin ise “Biz bunları üzerimize alınmadık. Ve dedik ki; öznesi doğrudan belirtilmemiş herhangi bir cümleyi ya da sert eleştiriyi üzerimize almıyoruz” yanıtını verdi.

Kılıç şunları söyledi: “Biz yolumuza bakacağız. Sonuçta adaylarımız kamuoyundan teveccüh görürlerse kazanırlar, görmezlerse kazanamazlar. Şanlıurfa’da, Elazığ’da ya da başka illerde ya da ilçelerde Yeniden Refah Partili adaylar toplumdan teveccüh görürse bu diğer partilerin doğru aday tespiti yapamadıklarının da göstergesi olarak görülecektir. Herhangi bir il ya da ilçedeki adayımız teveccüh görüyor diye, kazanma potasına girdi diye, potansiyel oluşturdu diye bundan rahatsızlık duyacak halimiz yok. Ama temelde iktidarla kavgalı olalım, didişelim, itişelim, kakışalım, siyasetin dilini sertleştirelim gibi bir yaklaşım içinde de değiliz.”

Söyleşinin tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Gazze’de İsrail Saldırılarında Ölü Sayısı 31 Bin 726’ya Yükseldi

Hamas’ın başlattığı Filistin – İsrail savaşının 164. günü geride kalırken, Gazze’de İsrail saldırılarında can kaybı son 24 saatte 81 artarak 31 bin 726’ya yükseldi. İsrail saldırılarında yaralı sayısı ise 73 bin 792’ye ulaştı.

Haber Merkezi / Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Öte yandan Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), Gazze’de 13 binden fazla çocuğun hayatını kaybettiğini açıkladı. UNICEF’in açıklamasında birçok bebeğin dengesiz beslenmeyle karşı karşıya olduğu hatta ağlayacak enerjilerinin bile olmadığı kaydedildi.

UNICEF İcra Direktörü Catherine Russell Amerikan CBS televizyonuna yaptığı açıklamada, “Binlercesi de yaralandı ya da nerede olduklarını belirleyemiyoruz. Enkaz altında da olabilirler. Bu kadar fazla çocuk ölümünü dünyada diğer çatışmalarda görmedik” dedi.

Bebeklerin ağlayacak enerjilerinin bile olmadığını vurgulayan UNICEF İcra Direktörü Russell, yardım için kamyonların Gazze’ye girişiyle ilgili olarak çok büyük bürokratik zorluklar olduğunu da kaydetti.

Uluslararası toplumdan İsrail’e, Gazze’deki can kaybı, açlık krizi ve yardımların bölgeye girişinin engellenmesi konusunda tepkiler artıyor. Bir Birleşmiş Milletler uzmanı bu ay başında İsrail’in “açlık kampanyası” çerçevesinde Gazze’nin gıda sistemini yok etmekte olduğunu belirtmiş, İsrail bunu reddetmişti.

El Şifa Hastanesi’ne gece yarısı saldırısı

Öte yandan İsrail ordusu Gazze’nin en büyük hastanesi olan El Şifa Hastanesi’ne Pazartesi sabaha karşı saldırı düzenledi. Gazze kentinin Rimal Mahallesi’nde bulunan hastaneye İsrail tanklarının girdiği ve içeriden silah sesleri geldiği belirtiliyor.

İsrail ordusu sözcüsüyse hastanede “limitli bir bölgede yüksek hassasiyetle” bir operasyon yürütüldüğünü söyledi. İsrail ordusu “üst düzey Hamaslıların hastanede yeniden toplandığını” ve buradan saldırılar düzenlediklerini iddia etti.

İsrail ordusu hastaneye yeniden saldıracağına dair bir uyarıda bulunmamıştı. İsrailli askeri yetkililer operasyon sırasında hastanenin hizmet vermeye devam edebileceğini, doktor ve hastaların tahliyesine gerek olmadığını belirtti.

Gazze Sağlık Bakanlığı ise baskını “uluslararası insani hukukun açıkça çiğnenmesi” olarak niteledi. İsrail saldırılarında evlerini kaybetmiş yüzlerce Filistinli de hastaneye sığınmış durumda.

Gazze Şeridi’ni kontrol eden Hamas, İsrail ordusunun Şifa Hastanesi’ne tanklarla, insansız hava araçlarıyla (İHA) ve silahlarla basarak içeride ateş açmasını, “İsrail’in sağlık sektörünü ortadan kaldırma ve hastaneleri yok etme yönündeki kasıtlı niyetini doğrulayan” savaş suçu olarak nitelendirdi.

Gazze’deki hükümetin medya ofisinin Telegram hesabından konuya ilişkin yapılan yazılı açıklamada, İsrail ordusunun, sabahın erken saatlerinden itibaren Şifa Hastanesi’ne tanklar, ağır silahlı askerler ve insansız hava araçlarıyla baskın düzenleyerek hastanenin içinde ateş açmaya başladığı, bunun yaralılar, hastalar ve yerinden edilmiş insanlar arasında korku ve paniğe yol açtığı kaydedildi.

Açıklamada, “İsrail ordusunun Şifa Tıp Kompleksi’ni tank, İHA ve silahlarla basarak içeride ateş açması, İsrail’in sağlık sektörünü ortadan kaldırma ve hastaneleri yok etme yönündeki niyetini doğrulayan savaş suçudur.” ifadesine yer verildi.

Bu durumun hastanedeki binlerce insanın hayatını tehdit ettiği dile getirilen açıklamada, bu yapılanlar “halen çeşitli suçlar ve katliamlar işleyen, sağlık sektörünü ortadan kaldırma, hastaneleri yok etme niyetinde olan” İsrail ordusunun kara siciline eklenen bir savaş suçu olarak nitelendirildi.

“İşgal ordusunun Şifa Tıp Kompleksi’ne baskın yapmasını en güçlü ifadelerle kınıyor ve bunu açık bir savaş suçu, uluslararası hukukun ihlali, uluslararası anlaşmaların ihlali ve insanlığa karşı suç olarak değerlendiriyoruz.” ifadesi kullanılan açıklamada, sağlık personeli, yaralılar, hastalar ve yerinden edilenlerin güvenliği ile yaşamlarından tamamen İsrail, ABD yönetimi ve uluslararası toplum sorumlu tutuldu.

İsrail’i dizginlemek ve sağlık sektörüne, tıbbi kurumlara, hastanelere yönelik saldırılarını, soykırım savaşını durdurmak için uluslararası örgütler ile tüm ülkelere derhal ve acilen müdahale etmeleri çağrısında bulunulan açıklamada, ayrıca “sağlık sektörünü yok etme planı çerçevesinde işlediği bu organize ve planlı suçlarını durdurması için” İsrail’e baskı yapmaları istendi.

Refah’a saldırı ‘felaket olur’ uyarısı

Ayrıca İsrail’in Refah’a saldırma planı uluslararası toplumdan yoğun eleştiriler alıyor. Birleşmiş Milletler (BM) ve ABD, Refah’a topyekûn bir saldırının felaket olacağı uyarısında bulundu.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Başkanı Tedros Adhanom Ghebreyesus da Cuma günü, İsrail’e çağrı yapıp, “insanlık adına” böyle bir saldırıda bulunmamasını istedi. ABD Başkanı Joe Biden da, Refah saldırısını “kırmızı çizgi” diye tanımladı.

Bütün bunlara karşın, Netanyahu’nun başbakanlık ofisi, Refah’a saldırı planlarını onayladı ve ordunun sivillerin tahliyesine hazırlandığını savundu. İsrail Ordusu, yerlerinden olan Filistinlileri Gazze’nin orta kesimlerindeki “insani adacıklara” taşıyacağını belirtti, ancak bu “adacıkların” neye benzeyeceği ve nasıl işleyeceği net değil.

Taraflar arasındaki ateşkes görüşmelerinin ise Katar’da devam etmesi bekleniyor. Bir İsrail heyeti büyük ihtimalle müzakerelere katılacak, ancak ne zaman ayrılacakları net değil.

Paylaşın