Merkez Bankası’nın Rezervlerinde Düşüş Devam Ediyor

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) toplam rezervleri geçen hafta yaklaşık 4.1 milyar dolar azalışla 123.8 milyar dolara geriledi. Bankanın swap hariç net rezervin ise 65 milyar dolar civarına geriledi.

Cumhuriyet’te yer alan habere göre; Reuters’ın hesaplamalarına başvurduğu dört bankacı bir önceki hafta 19.6 milyar dolar olarak açıklanan net rezervlerde 22 Mart haftasında 4.4-4.6 milyar dolar bandında düşüş gerçekleştiğini hesapladı. Buna göre net rezerv yaklaşık 15.1 milyar dolara gerilemiş olacak.

TCMB geçen hafta piyasalarda sürpriz etkisi yaratan 500 baz puan faiz artışına gitti. Bankacılar verilerin ayrıntılarına bakıldığında rezerv kayıplarının neredeyse tamamının haftanın ilk üç günü yani TCMB faiz kararı öncesi gerçekleştiğine dikkat çektiler.

Swap hariç net rezervler eksi 65 milyar dolar

Bankacıların hesaplamalarına göre TCMB toplam rezervleri geçen hafta yaklaşık 4.1 milyar dolar azalışla 123.8 milyar dolara geriledi. Hesaplamalar, swap hariç net rezervin ise geçen hafta yaklaşık 5.5 milyar dolar azalışla eksi 65 milyar dolar civarına gerilediğini gösteriyor.

TCMB, döviz rezervini ihracatçıların gelirlerinin yüzde 40’ını almak başta olmak üzere çeşitli düzenlemeler katkısıyla düzenli olarak artırıyor. İhracat döviz gelirleri yılda 100 milyar dolarlık rezerv katkısı sağlıyor. Kur korumalı mevduattan dövize geçenler ile ithalat ödemeleri kaynaklı döviz talebi ise TCMB rezervlerine düşüş yönlü etki yaratan ana unsurlar.

Bunlara ek olarak son haftalarda rezervlerde düşüş yönünde, lokal döviz talebi ve enerji ithalatı gibi ödemeler dengesi kaynaklı dönemsel etkiler de görülüyor. TCMB’nin ihracat döviz alımları, ithalatçılara yaptığı döviz ödemeleri, kur korumalı mevduat (KKM) için yaptığı döviz ödemeleri ve kamuya satışları haftalık döviz alım-satımı olarak özetleniyor.

Bu işlemler 8 Mart haftasında döviz rezervlerinde 8.5 milyar dolar düşüş yaratırken, 15 Mart haftasındaki etki ise 5.5 milyar dolar olmuştu. Bankacılar geçen haftaki döviz alım satım farkını ise yaklaşık 5 milyar dolar hesaplanıyor. Bu kalemler geçen yıl Haziran-Aralık döneminde belirgin rezerv katkısı yaratmıştı.

Bankacılar verileri TCMB bilanço ve sektöre ilişkin öncü verilerden hesaplıyor. Resmi veri bu hafta perşembe günü saat 1430’da açıklanacak. TCMB konuya ilişkin yorum yapmadı.

Paylaşın

“AKP’de Erdoğan’ın Yeniden Aday Olabilmesinin Hesapları Yapılıyor” İddiası

Adalet ve Kalkınma Partisi’nde (AK Parti) Erdoğan’ın yeniden cumhurbaşkanı aday olabilmesinin hesaplarının yapıldığı öne sürüldü. Parti içerisinde tartışılan formüle göre AK Parti’nin erken seçim için TBMM’ye teklif verilmesinin konuşulduğu ifade edildi.

Gazete Pencere yazarlarından Nuray Babacan, Erdoğan’ın tekrar cumhurbaşkanı aday olabilmesi için 2028’te yapılması gereken seçimlerden bir yıl önce TBMM’nin (Türkiye Büyük Millet Meclisi) seçimlerin yenilenmesi kararı alabilmesi adına teklif verileceğini iddia etti.

“AKP’liler parmak hesabıyla Erdoğan’ın yeniden seçilmesine kapı açacak erken seçim kararında, ‘kim destekler, kim desteklemez?’ sohbetleri yapıyor” ifadelerini kullanan Babacan, yazısının ilgili bölümünde şunları kaydetti:

“Gelelim AKP’lilerin, Erdoğan’ın yeniden seçilmesine olanak sağlama hesaplarına ve yeni Anayasa için yapılan planlara… Erdoğan’ın yeniden adaylığının yolunun açılması için partide tartışılan formüle göre, 2028 Mayıs ayında yapılması gereken seçimlerden bir yıl önce TBMM’nin seçimlerin yenilenmesi kararı alınması için teklif verilecek.

Anayasa’ya göre TBMM’nin seçim kararı alabilmesi için 360 milletvekilinin desteği gerektiğinden ‘kimlerden destek alınabilir’ sohbetleri yapılıyor. Cumhur İttifakı’nın sandalye sayısı bu kararın alınmasına yetmiyor. Ancak, parti kurmayları, ‘Seçimlerin yenilenmesi gündeme gelirse muhalefetin de destek vereceğini düşünüyoruz. Seçimden kaçamazlar’ yorumunu yapıyorlar.

“Muhalefet, bugünden bu topa girmiyor”

Partililer, seçimlerin yenilenmesi kararının alınması için TBMM’ye MHP ile birlikte ortak bir teklif sunabileceklerini dile getiriyorlar. Muhalefet, bugünden bu topa girmiyor. Mevcut duruma göre, AKP ve MHP’nin toplam sandalye sayısı 313. İYİ Parti’nin destek vermesi durumunda bu sayı 351’e ulaşıyor.

HÜDA-PAR’ın 4, YRP’nin 4 sandalyesi bulunuyor. Bu partilerin de ortak hareket etmesi durumunda sayı 359 oluyor. Bazı bağımsız milletvekillerinin de desteği ile TBMM’nin erken seçim kararı almasının önü kıl payı açılabilir. Yapılan hesaplar şimdilik böyle…

Ara sıra gündeme bir girip, bir çıkan diğer konu ise yeni Anayasa. İktidarın ihtiyacına göre gündemin aralarına serpiştiriliyor. Bu konuda TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş başrol olmak istiyor. Genel olarak inisiyatif almaktan kaçan Kurtulmuş, tüm partilere ve STK’lara yeni anayasa konusunda çağrı yapacak ve varsa önerilerini isteyecek.

AKP’liler, diğer yandan partileri ziyaret ederek yeni anayasa çağrısı yapmayı planlıyorlar. Parti kurmayları, “Tüm bu öneriler toplandıktan sonra ortaya ortak bir metin çıkmasını hedefliyoruz. Ortak öneriler bir araya getirilecek ve anayasa değişikliği metni hazırlanacak” iddiasındalar.

Yeni anayasanın en fazla 100 maddeden oluşması, ikincil mevzuat konusu olabilecek düzenlemelerin anayasa dışına bırakılması planlanıyor. Gerçekleşmesi hayal gibi görünen yeni anayasa, biz gazetecilerin onlarca kez yazacağı bir konu olmaya devam edecek gibi…”

Paylaşın

Bireysel Kredi Kartı Borçları 6 Yılda 15 Kat Arttı

CHP Milletvekili Türker Ateş, “2018 yılında 87 milyar 538 milyon lira olan toplam kredi borcu son altı yılda yüzde 1396 artarak 15 katına çıktı. Toplam kredi kartı borcu 1 trilyon 309 milyar lirayı aştı” dedi ve ekledi:

“2018 yılında tüketici kredileri borç toplamı 403 milyar, taşıt kredilerinde 7 milyar, ihtiyaç kredilerinde 203 milyardı. Bu yılın 11’inci haftasında tüketici kredi borcu 1 trilyon 594 milyarı, taşıt kredi borcu 92 milyarı ve ihtiyaç kredi borcu 1 trilyon 60 milyarı aştı. Sadece konut kredilerindeki artış sınırlı kaldı. Konut kredi borcu 192 milyar liradan 441 milyara çıktı.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Bolu Milletvekili ve Sanayi ve Enerji Komisyonu üyesi Türker Ateş, 2018 yılından beri hem bireysel kredilerde hem de kredi kartı borçlarında yaşanan astronomik artışlara dikkat çekti.

Sol Haber’in aktardığına göre; En yüksek artışın kredi kartlarında yaşandığına dikkat çeken Ateş, “Ekonomi uçacaktı, borçlar uçtu. 2018 yılından beri bireysel kredi kartı borçları 15 katına çıktı. 2024 yılında kredi kartı borçları 1 trilyon 309 milyar lirayı aştı” dedi.

İhtiyaç, taşıt ve konut kredilerinde de çok ciddi artışlar olduğuna dikkat çeken Ateş, “2018’den beri, borçlanma tüketici kredilerinde 4, ihtiyaç kredilerinde 5, taşıt kredilerinde 12 katına çıktı. Konut kredileri hariç, tüm kredi türlerinde astronomik artışlar var. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde gırtlağımıza kadar borca battık” diye konuştu.

“Reel geliri düşen vatandaş, geçinebilmek için mecburiyetten bankalara koştu” diyen Ateş, şöyle konuştu: “Borçlanmadaki vahim tablo, iktidarın emeklimizi, asgari ücretlimizi enflasyona ezdirmedik söylemini çürütüyor. Enflasyon karşısında maaşı pula dönen yurttaş, soluğu bankalarda aldı. Maaşı faize gider oldu. 2018 yılında 87 milyar 538 milyon lira olan toplam kredi borcu son altı yılda yüzde 1396 artarak 15 katına çıktı. Toplam kredi kartı borcu 1 trilyon 309 milyar lirayı aştı.

2018 yılında tüketici kredileri borç toplamı 403 milyar, taşıt kredilerinde 7 milyar, ihtiyaç kredilerinde 203 milyardı. Bu yılın 11’inci haftasında tüketici kredi borcu 1 trilyon 594 milyarı, taşıt kredi borcu 92 milyarı ve ihtiyaç kredi borcu 1 trilyon 60 milyarı aştı. Sadece konut kredilerindeki artış sınırlı kaldı. Konut kredi borcu 192 milyar liradan 441 milyara çıktı.

Deprem kuşağındaki ülkemizin kentsel dönüşüme olan ihtiyacı da göz önüne alındığında bu sınırlı artış da sorgulanmalıdır. Son faiz kararı ile, bu borçların vatandaşa maliyeti çok daha zarar verici olacak. Pula dönen maaşlar da faize gidecek. Geçim derdi gün geçtikçe daha da artacak.”

Paylaşın

Bakırhan: Türkiye’de 46 Milyon İnsan Açlık Sınırı Altında Yaşıyor

Iğdır’da halka seslenen DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “AKP, ’22 yılda Türkiye’yi uçurduk’ diyor. Allah aşkına bu külliyen yalan değil mi? Emekçiler, yoksullar, Türkiye’de 46 milyon insan açlık sınırı altında yaşıyor, elektrik parasını ödeyemiyor. İnsanlar çocuğuna süt alamıyor; ekmek kuyruğunda, et kuyruğunda saatlerce bekliyor” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Türkiye’de uçan biz değiliz; Azeriler değil, Kürtler değil, emekçiler ve emekliler değil. Onların çocuklarının serveti uçtu. Mal varlıkları uçtu. Halk yoksul, halk perişan, halk geçim derdinde. Ama bu yalancılar saraylarından başlarını çıkarıp Iğdır halkının, emekçisinin ne yaşadığını görmüyor. Bu yalancılar bizi uçurmadılar, batırdılar, bitirdiler. Halklarımız gece gündüz nasıl geçineceklerinin derdinde. Peki, bu savaş baronları neyin derdinde? Onların derdi siz değilsiniz; onların derdi daha fazla zenginleşmektir, iktidar koltuklarını korumaktır. Bunun için de halkı karşı karşıya getirerek, ırkçılık ve milliyetçilik üzerinden ve vatan-millet-bayrak örtüsüyle yolsuzluklarına, zalimliklerine devam ediyorlar.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, yerel seçimler kapsamında partisinin Iğdır’da gerçekleştirdiği seçim mitinginde konuştu. Tuncer Bakırhan, şunları söyledi: “Iğdır’ın kadim halkları, emekçileri, Kürtler, Azeriler, Terekemeler, Caferiler, Sünniler; her inanç ve milletten değerli Iğdır halkı, hepinizi tek tek partim adına saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Önceki seçimlerde belediye eş başkanı seçtiğiniz Yaşar Akkuş’a ve Halfeli Belediye Eş Başkanı Hasan Sefa’ya Iğdır’dan kucak dolusu selam ve sevgilerimizi yolluyoruz.

Yaşar ve Hasan Başkan şahsında Selahattin Demirtaşların, Gültan Kışanakların, Figen Yüksekdağların, Leyla Güvenlerin, Sebahat Tuncellerin bayramını kutluyor, Iğdır’dan onlara kucak dolusu selam ve sevgilerimizi yolluyoruz. Aynı zamanda çok değerli Kürt aydını Medet Serhat’ı da saygı ve rahmetle anıyorum. Artık aramızda olmayan emektar yol arkadaşlarımızı saygıyla anıyorum. Bir gün mutlaka barış ve demokrasiyi sağlayarak onlardan devraldığımız bayrağı sonuca ulaştıracağımızı da belirtmek istiyorum.

Değerli halkımız sizlere İstanbul Newrozu’ndaki milyonlarca insanın selamını getirdim. Amed Newrozu’ndaki milyonların selamını getirdim. Batman’dan, Şırnak’tan, Siirt’ten Iğdır halkına selam ve sevgiler getirdim. Iğdır 31 Mart’ta inşallah belediyeyi tekrar kazanarak büyük bir müjde verecek diyorlardı. 31 Mart’ta belediyeleri alarak Türkiye’deki halklara, cezaevlerine, sürgündeki arkadaşlarımıza büyük bir müjde vermeye hazır mıdır Iğdır?

Newroz mitinglerimiz iktidarın şirazesini bozdu, dengesini bozdu. “Bunlar bittiler, tükendiler” diyorlardı. Ancak İstanbul, Amed ve diğer Newroz alanlarında bir kez daha gördüler ki biz varız, vardık, var olmaya devam edeceğiz. Hiçbir baskı politikası, kayyımcı anlayış, cezaevi, baskı ve zulüm önümüzü kesemez. Bizler haklı bir davanın, mücadelenin sahipleriyiz.

Onların dengesini ve şirazesini bozmaya devam edeceğiz. AKP, “22 yılda Türkiye’yi uçurduk” diyor. Allah aşkına bu külliyen yalan değil mi? Emekçiler, yoksullar, Türkiye’de 46 milyon insan açlık sınırı altında yaşıyor, elektrik parasını ödeyemiyor. İnsanlar çocuğuna süt alamıyor; ekmek kuyruğunda, et kuyruğunda saatlerce bekliyor.

Türkiye’de uçan biz değiliz; Azeriler değil, Kürtler değil, emekçiler ve emekliler değil. Onların çocuklarının serveti uçtu. Mal varlıkları uçtu. Halk yoksul, halk perişan, halk geçim derdinde. Ama bu yalancılar saraylarından başlarını çıkarıp Iğdır halkının, emekçisinin ne yaşadığını görmüyor. Bu yalancılar bizi uçurmadılar, batırdılar, bitirdiler. Halklarımız gece gündüz nasıl geçineceklerinin derdinde. Peki, bu savaş baronları neyin derdinde? Onların derdi siz değilsiniz; onların derdi daha fazla zenginleşmektir, iktidar koltuklarını korumaktır. Bunun için de halkı karşı karşıya getirerek, ırkçılık ve milliyetçilik üzerinden ve vatan-millet-bayrak örtüsüyle yolsuzluklarına, zalimliklerine devam ediyorlar.

Ne yapacağız? 31 Mart’ta bizi yoksullaştıranlara, irademizi cezaevlerine tıkanlara, 10 bin yıldır kullandığımız anadilimize “bilinmeyen dil” diyenlere, Iğdır sandıkta rekor oy alarak cevabını verecektir. Utanmadan bir de ne diyorlar? Gerçek belediyeciliği yaparsa AKP yaparmış! AKP ne yaptı bugüne kadar? 22 yıl önce iktidara geldiklerinde faiz yüzde 47’ydi. Peki 22 yıl sonra ne oldu? Yüzde 50’nin üzerine çıkarttılar. Dün “faiz haramdır” diyenler, “Nas’ı faize yedirmeyeceğiz” diyenler; bugün sizin bütçenizi, Türkiye’nin bütçesini faiz lobilerine peşkeş çekiyor. Bunlar yalancı, iki yüzlü. Bunların başı seccadede, elleri semada, akılları fikirleri haramda hilede. Bu haramzadelere 31 Mart’ta cevap verecek misiniz?

En büyük çiftçi düşmanı, en büyük tarım düşmanı AKP-MHP iktidarıdır. Hayvancılığı bitirdiler, tarımı bitirdiler, çiftçiyi bitirdiler. Tek dertleri zenginleşmek, rant elde etmek, iktidarlarını devam ettirmek. 31 Mart’ta siz karanlığı yırtanlar, siz karanlığı aydınlatanlar, siz direnenler, siz barış isteyenler bu haramzadelere gerekli cevabı sandıkta vereceksiniz.

Dünyanın her yerinde gıda fiyatları düşüyor ama Türkiye’de artıyor. Gıda fiyatları neden artıyor, tarım niye bitti, hayvancılık neden bitti? Tarım Bakanı bunun cevabını vereceğine, “DEM Parti terörist” diyor. Allah senin başına DEM Parti kadar taş düşürsün! Erdoğan, “Türkiye’de kişi başına 13 bin dolar para düşüyor” diyor. Değerli Iğdır halkı, aranızda 13 bin dolar kazanan var mı? Peki, bu 13 bin dolar Iğdırlıya, Karslıya, Kürt’e, Azeri’ye, Terekeme’ye, emekçiye gitmemişse nereye gitmiş? Rantçılara, sermaye dostu AKP ve çevresine gitmiş. İnşallah 31 Mart’ta Türkiye’nin ezilenleri ve emekçileri bunlara öyle cevap verecektir ki bu hırsızlık düzenini geriye çevirerek halkların kardeşçe ve barış içerisinde, adil bir düzende yaşamasını sağlayacaktır.

Emekliye kaynak yok, asgari ücretliye, çalışana kaynak yok ama askere, polise, korucuya, tanka topa var. Türkiye’nin en büyük krizini bu ülkeye yaşatan kim? Recep Tayyip Erdoğan. Erdoğan şimdi de 94’teki ekonomik krizin sebebi olan Tansu Çiller’i yanına almış, 2001’deki ekonomik krizin mimarı olan Bahçeli’yi almış. Peki, halkı yoksullaştıran, Türkiye’yi ekonomik krizlerle boğuşturan bu üç kişi ne yapacakmış? Türkiye’yi uçuracakmış. Haydi oradan! Iğdır halkı yemez bunu.

“İrade Newroz alanlarındaki milyonlarca insandır” 

Recep Tayyip Erdoğan, “DEM Parti muhatap alınmak istiyorsa kendini kanıtlasın” demiş. Erdoğan, Türkiye’de neler olduğunun farkında değil. Newroz meydanlarını dolduran milyonları görmüyor, duymuyor, bilmiyor. Sabah akşam Saray medyası izliyor. İzlemiş olduğu kanallarda da Türkiye güllük gülistanlık gösteriliyor. Biz diyoruz ki Sayın Erdoğan irade Newroz alanlarında, muhatap Newroz alanlarında. Kuvvet, kudret Newroz alanlarındaki Kürt, Türk, Arap milyonlarca insanımızdır. Saraydaki o uykundan uyan, Saray medyasının dışındaki medyaya bak. Muhatabı da görürsün, iradeyi de görürsün. Ama ısrarla bir muhatap görmek istiyorsan sana söyleyelim:

1. Savaş hazırlıklarını terk et.
2. Bütçeyi emekliye, yoksula ve emekçiye ver, savaşa değil.
3. Toplumu kutuplaştırmaktan vazgeç.
4. Kürt’ün diline “bilinmeyen dil”, Kürt’ün coğrafyasına “teröristan” deme. Kürdistan’dır orası, Kürtçedir dili. Kürdün dilini, kimliğini, iradesini tanı. Eğer yerini öğrenmek istiyorsan da Newroz alanlarındaki milyonlardır.
5. ve en önemlisi: Türkiye’de barış olmasını istiyorsan, kardeşlik olmasını istiyorsan İmralı’daki mutlak tecridi kaldır, hukuku işlet.

6. Kürt halkının iradesine kayyım atadın, yetmedi cezaevine koydun, yetmedi şimdi 31 Kürt yerleşim yerine kaçak seçmen taşıyarak Kürt halkının iradesini gasp etmeye çalışıyorsun. O zaman bu kaçak seçmenlerin gidip halkın iradesiyle oynamayacağının sözünü ver. O zaman muhatabı da görürsün, iradeyi de görürsün, halkı da görürsün. Sonra da iktidar, muhalefet ve toplumsal kesimlerle birlikte bir masanın etrafında bir araya gelelim, Türkiye’yi demokrasisizlikten, özgürlüksüzlükten, bu ekonomik krizden nasıl çıkaracağımızı hep beraber tartışarak bir yol bulalım. Al sana muhatap, al sana Newroz alanındaki halklarımızın talepleri.

Değerli halkımız, kayyımı artık siz biliyorsunuz. Kayyım ranttır, yolsuzluktur, hırsızlıktır. Siz de bunu yaşadınız, siz de bunu gördünüz. İrademize kayyım atayanların cadde ve kaldırılmalarına bakın tek bir hizmet yok. Yollar tümsek, çukur. Türkiye’nin en kirli havasını soluyan kent Iğdır’dır. Türkiye’de işsizlik ve yoksulluğun en yüksek olduğu kent neresidir? Iğdır. Türkiye’nin en bereketli topraklarında gençler iş ve aş bulmak için okyansuları ve denizleri geçiyorsa demek ki siz bu kenti iyi yönetmiyorsunuz.

Demek ki bu kentin kaynaklarını çarçur ediyorsunuz, cebinize indiriyorsunuz. Sizlere söz veriyoruz; Kürtler, Azeriler, Terekemeler, Caferiler olarak inşallah 1 Nisan’da Iğdır Belediyesini tekrar aldığımızda bunların yapmış olduğu tüm yolsuzlukları kalem kalem Iğdır halkıyla paylaşacak ve hesabını soracağız. Sizlere söz veriyoruz; bizim belediyecilik pratiğimizde insanlar doğduğu yerde doyacak, iş aş için göç etmek zorunda kalmayacak. Kadın arkadaşlarımız kooperatiflerde, belediyemizin açmış olduğu işyerlerinde çalışacaklar, üretecekler, katkı sunacaklar. Gençler kahve köşelerinden çıkacak ve üretime katılacak.

Uyuşturucu belasını Allah’ın izniyle belediyemizin katkılarıyla birlikte Iğdır’dan sileceğiz. Yine tarım, hayvancılık ve meyvecilikle uğraşan halkımızı belediye destekleyecek. Belediye tohum verecek, mazot verecek, ürünün kendi fiyatıyla doğru yerde satılması için aracı olacak, pazarlar oluşturacak. Mehmet Nuri ve Necla arkadaşlarımız sizlere layık olacak. Çalmayacak çırpmayacak. Azeri demeyecek, Terekeme demeyecek, Caferi demeyecek, Kürt demeyecek Iğdır’da yaşayan herkesi eşit görecek ve herkese adil bir hizmet üretecek. Siz de o zaman bize bir söz verin; Iğdır’da halkçı, toplumcu, şeffaf belediyeciliğin kazanması için 31 Mart’ta Azeri’si, Terekeme’si, Caferi’si ve Kürt’üyle var mısınız?

“Bu anlayış Kürt’ün yaşayanına, ölüsüne, mezar taşına düşman”

Bunların başı seccadede, akılları haramda dedim ya, Iğdır’a da kaçak seçmen taşımışlar. Iğdır’ın yerini bilmeyen, haritada önüne koysan yarım saatte Aralık’ın, Tuzluca’nın nerede olduğunu bulamayan insanlar gelecek burada Azeri’nin, Kürt’ün, Terekeme’nin iradesini çalacak. Bu demokrasi midir, insanlık mıdır, adalet midir? İnançlı insan olduğunu söyleyenler kaçak seçmenle, haram seçmenle kentlerin iradesini gasp eder mi? Bu dinimize göre haram değil midir? Peki, Ramazan ayında bu haramzadelere oy verecek miyiz? Günah değil mi? Bunlar hırsızlık yapan, günah işleyen bir JİTEM ittifakıdır.

İnşallah bu JİTEM ittifakını hep birlikte engelleyeceğiz. Başka ne yaptılar? Mehmet Nuri Güneş’in aday olmasını engellemeye çalıştılar. Her bijî îdîr mala we ava be. Hun xwedî li Mehmet Nuri Güneş derketin. Siz Mehmet Nuri Güneş’e sahip çıktığınız için de geri adım attılar. Halk örgütlüyse, halk haksızlığa karşı duruyorsa, halk haksızlığa itiraz ediyorsa Mehmet Nuri Güneş örneğinde olduğu gibi bunlar geri adım atarlar. O yüzden lütfen birlik olun, beraber olun. Iğdır’ı halkların, hizmetin, barışın ve kardeşliğin Türkiye’deki modern kenti haline getirelim.

Bunlar 75-80 yaşında 5 ruspî kanaat önderini aldılar, müebbet hapis cezası verdiler. Yahu bu insanlar camide cumada, oruç tutan, dua eden yaşı kemale ermiş insanlardır. Dilimize düşman olanlar, gencimizi uyuşturucu belasına bulaştıranlar, kadın arkadaşlarımızın işsiz, aşsız kalmasını sağlayanlar bununla yetinmiyor; yaşlı dedelerimizi, babalarımızı halklar arasındaki sorunları çözmek için katıldıkları barış davalarını gerekçe göstererek cezaevine koydular. Bu haksızlığa dur diyecek miyiz? Kürt’ün yaşayanına düşman, ölüsüne düşman, mezar taşına düşman, diline düşman, doğasına düşman bu anlayışı inşallah bu Ramazan ayında el birliğiyle def edeceğiz.

Bizde ayrımcılık yok. Azeri yurttaşlarımıza sesleniyorum. Bizi yıllardır kamplara ayırdılar, Azeri-Kürt dediler. Iğdır’daki belediyecilik pratiğimizde belediyenin kapısı hiçbir zaman kapalı değildi. Iğdır Belediye Eş Başkanlarımız Kürt’e nasıl yaklaştıysa, nasıl hizmet götürdüyse, size de aynısını getirdi. Gün Azeri, Terekeme, Kürt ayırt etme günü değil; gün iyi olanı, adaletli olanı seçme günüdür. Gün, insan olanı seçme günüdür. Gün, Iğdır’da barış içerisinde kardeşleşme günüdür. Sizler elinize teraziyi alın, Mehmet Nuri ve Necla arkadaşlarımız ile diğer partilerin adaylarını bir kefeye koyun. Eğer diğerleri iyiyse yolunuz açık olsun.

Ama eğer bizim hakkaniyetli, adil, halkı için hizmet verecek adaylarımız iyiyse lütfen oyunuzu hakka, adalete ve eşitliğe verin. Bebeğinin bezi olmayan, çocuğuna süt götüremeyen ailelerimiz belediyeye gelecek. Gençler iş bulamıyorsa, belediyemize gelecek. Çiftçi toprağını ekemiyorsa, gübre ve mazot desteği için belediyeye gelecek. Kadın arkadaşlarımız sosyal ve ekonomik yaşama katılmak istiyorsa, belediyenin olanakları sonuna kadar onlara açık olacak. Kürt, Türk, Azeri, Terekeme’nin kapısı ve evi Iğdır Belediyesi olacak. Dolayısıyla sizleri 31 Mart’ta Iğdır’da halkların belediyesini tekrar almak için göreve ve sorumluluğa davet ediyorum.

Bir ricam daha var; bugünden tezi yok telefon rehberinize bakıyorsunuz ve Iğdır’da seçmen olup çeşitli gerekçelerle il dışında olan seçmen kardeşlerimizi oy kullanmaya davet ediyorsunuz. Camide cumada, sokakta, kahvede, apartmanda kimi görüyorsanız oy kullanmaları için sandığa davet edin. Olur da yol parası olmayan arkadaşlarımız olursa en yakın DEM il-ilçe binamıza gitsinler ve otobüs biletlerini alıp oy kullanmaya gelsinler.

Yine sandıklara sahip çıkacağız. Bunlar hırsız. Cebimizdekini çalan, üzerimizdekini çalan bu hırsızların sandıklarda Kürtlerin, Azerilerin, Caferilerin oyunu gasp etmemeleri için sandığa sahip çıkacağız. Gençler bu görev sizin. Kadın arkadaşlar gitmediğiniz ev, çalmadığınız kapı kalmasın. Mellelerimiz, seydalarımız dualarınızı bizden eksik etmeyin. Sizleri saygıyla selamlıyorum. Adaylarımız size emanet. Onlar size Şeyh Said’in, Seyid Rıza’nın, Ehmedê Xanî’nin , Medet Serhatların, Selahattinlerin, Gültanların, zindanlardaki binlerin size emanetidir. Her bijî îdîr.”

Paylaşın

Birleşmiş Milletler’den İsrail’e ‘Soykırım’ Suçlaması

Hamas’ın başlattığı Filistin – İsrail savaşının 172. günü geride kalırken, Birleşmiş Milletler (BM) Filistin Özel Raportörü Francesca Albanese, İsrail’in Gazze’de “soykırım” eylemleri gerçekleştirdiğinin belirlenmesi için “makul sebepler” bulunduğunu iddia etti.

Haber Merkezi / “Bir Soykırım Anatomisi” başlıklı raporunda, İsrail’in BM Soykırım Sözleşmesi’nde belirtilen beş eylemden üçünü gerçekleştirdiğine dair net emareler bulunduğunu belirten Albanese, bu üç eylemi, “bir grubun üyelerini öldürmek, grubun üyelerine fiziki ya da ruhsal açıdan ciddi şekilde zarar vermek, grubun fiziki varlığını tümüyle ya da kısmen sona erdirecek yaşam koşullarına kasten tabi tutmak” olarak sıraladı.

BM Soykırım Sözleşmesi’nin 2’nci maddesinde soykırım tanımı yapılırken söz konusu üç unsurun yanı sıra “grup içinde doğumların engellenmesine yönelik önlemler alınması” ve “grup bünyesindeki çocukların zorla başka bir gruba aktarılması” eylemleri bulunuyor.

Cenevre merkezli BM İnsan Hakları Konseyi tarafından atanan ancak BM adına konuşmayan Albanese, raporunda “Gazze’de Filistinlilere yönelik soykırım eylemleri gerçekleştirildiğini gösteren eşiğin aşıldığına inanılmasını sağlayacak makul sebepler” olduğunu bildirdi.

“Etnik temizlik” uyarısında da bulunan Albanese, “İsrail’in Gazze saldırısının baskın mahiyeti ve çapının yanı sıra çektirdiği yıkıcı yaşam koşulları, Filistinlileri fiziksel olarak grup hâlinde ortadan kaldırma niyetini açığa çıkarıyor” ifadesine verdi.

BMGK’da Gazze’de acilen ateşkes talebi kabul edildi

Öte yandan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), Gazze’de derhal ateşkes sağlanmasını ve tüm rehinelerin derhal ve koşulsuz olarak serbest bırakılmasını talep etti. 14 “evet” ve 1 “çekimser” oyla kabul edilen tasarı için Amerika Birleşik Devletleri (ABD) çekimser oy kullandı.

7 Ekim 2023’ten bu yana Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK), ilk kez Gazze Şeridi’nde ateşkes talep edilen bir karar kabul edildi. Gazze’ye ilişkin 7 Ekim 2023’ten sonra çok sayıda oturum düzenlenen BMGK’de, bugün yapılanla 10 karar tasarısı oylamaya sunuldu. Bu kararla birlikte 2712 ile 2720 sayılı kararlar da kabul edildi.

BMGK, İsrail’in Hamas’a karşı savaş açtığını açıkladığı Ekim ayından bu yana ateşkes çağrısı üzerinde yapılan oylamalarda anlaşmaya varamamıştı. Oylama, Gazze’ye saldırı konusunda müttefiki İsrail’e tam destek veren ABD’nin tutum değişikliğine gittiğinin işareti olarak yorumlandı. Ancak Beyaz Saray kararın alınmasından kısa süre sonra, “oylamanın ABD’nin politikasında bir değişikliği temsil etmediği” açıklaması yapıldı.

Kabul edilen tasarı ne diyor?

Tasarıda, İsrail ve Filistinliler arasında acil ateşkes çağrısı ve tüm rehinelerin koşulsuz şekilde serbest kalması çağrısı yapılıyor. Tasarı Gazze’de, iki hafta içinde sona erecek Ramazan ayı boyunca ateşkes talebinde bulunuyor. Tasarıda, tıbbi ve diğer insani ihtiyaçların karşılanması için insani erişimin sağlanmasına çağrı da yapılıyor. Ayrıca, tarafların gözaltına aldıkları tüm kişilerle ilgili olarak uluslararası hukuk kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmeleri isteniyor.

Karar, Gazze Şeridi’nin tamamındaki sivillerin korunmasını güçlendirmeye ve insani yardım akışını genişletmeye yönelik acil ihtiyacı vurgulayarak, büyük ölçekte insani yardımın sivillere ulaşması için tüm engellerin kaldırılmasını talep ediyor. Tasarı metninde “kalıcı ve sürdürülebilir ateşkes” ifadesi son anda “uzun soluklu ve sürdülebilir” ateşkes ifadesiyle değiştirildi.

BMGK daimi üyeleri Rusya ve Çin geçtiğimiz Cuma günü acil ve sürdürülebilir ateşkes çağrısında bulunan ABD liderliğinde hazırlanan tasarıyı veto etmişti. ABD bugün oylanan tasarının ABD, Mısır ve Katar aracılığında yürütülen müzakereleri sekteye uğratabileceği uyarısında bulunmuştu.

BMGK kararına İsrail’den tepki, Filistin’den destek

ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Linda Thomas-Greenfield, BMGK’da kabul edilen ve bağlayıcılığı olan Gazze’de acilen ateşkes sağlanması kararı için “bağlayıcı olmayan” nitelemesini kullandı.

Kararda ABD’nin, eklenmesini talep ettiği Hamas’ın kınanması gibi bazı ana konuların yer almadığını belirten Greenfield, bu nedenle oylamada “evet” oyu vermediklerini kaydetti. Greenfield, “Ancak daha önce de söylediğim gibi, bağlayıcı olmayan bu kararın bazı kritik hedeflerini tamamen destekliyoruz.” ifadesini kullandı.

“Konseyin, ateşkesin tüm rehinelerin serbest bırakılmasıyla gelmesi gerektiğini açıkça ifade etmesinin önemli olduğuna inanıyoruz.” diye konuşan Greenfield, Hamas tarafından ilk rehinenin serbest bırakılmasıyla Gazze’de ateşkesin hemen başlayabileceğini söyledi.Greenfield’in BMGK kararı için “bağlayıcı olmayan” ifadesini kullanması sosyal medyada hızlıca tepkilere neden oldu.

İsrail, ABD’nin, çekimser oy kullanmasına tepki olarak Refah operasyonu için Washington’a gidecek heyetin ziyaretini iptal etti.

Başbakan Binyamin Netanyahu’nun ofisinden yapılan açıklamada, “Washington’ın tasarıyı engellememesinin önceki pozisyonundan ‘açık bir geri çekilme’ olduğunu ve Hamas’a karşı savaş çabalarının yanı sıra Gazze’de tutulan 130’dan fazla rehinenin serbest bırakılması çabalarına da zarar vereceği” ifadelerine yer verildi. Ayrıca açıklamada, “Amerika’nın tutumundaki değişiklik ışığında Başbakan Netanyahu, heyetin ABD’ye gitmemesine karar verdi” denildi.

İsrail’in aşırı sağcı ulusal güvenlik bakanı Itamar Ben-Gvir, BM Güvenlik Konseyi’nde yapılan oylamaya tepki olarak “Birleşmiş Milletler çorak bir arazi” tepkisini gösterdi.

Filistin, BMGK’da kabul edilen Gazze Şeridi’nde ramazan ayında acil ateşkes talep eden karar tasarısını memnuniyetle karşıladı ve söz konusu kararın derhal uygulanması çağrısında bulundu. Filistin Devlet Başkanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, suçsuz insanların canlarının korunması için kararın derhal uygulamaya konulması çağrısı yapıldı.

Açıklamada, “BMGK, uluslararası fikir birliği ile alınan bu önemli kararın uygulanmasını sağlamalıdır” ifadeleri yer aldı.

“Saldırganlığın tamamen durdurulması, İsrail işgal güçlerinin Gazze Şeridi’nin tamamından çekilmesi ve İsrail işgal yetkilileri ile terörist yerleşimciler tarafından Doğu Kudüs de dahil olmak üzere Batı Şeria’da işlenen suçların sona erdirilmesi yönünde doğru yönde atılmış bir adım” olarak değerlendirilen kararın daimi bir ateşkese ve sürdürülebilir olmaya ilerletilmesi gerektiğinin altı çizildi.

Paylaşın

“Erdoğan, Seçmenine ‘Rehavete Kapılmayın, Kaybedebiliriz’ Mesajı Veriyor”

AK Parti ve Erdoğan’ın seçim performansını değerlendiren Siyaset Bilimci Gülgün Erdoğan Tosun, “Erdoğan, çok muhtemel ki anketlerin de gösterdiği yetersizlik durumunun oldukça farkında ve gittiği her yerden seçmenini uyarmak istiyor” dedi ve ekledi:

“‘Rehavete kapılmayın, bu sefer kaybedebiliriz’ mesajı veriyor seçmenine. Mayıs seçimlerinden farklı bir konjonktürde seçime giriyoruz. Seçmen nezdinde ‘hükümet bize söz vermişti ancak kurla, faizle ilgili hiçbir söz tutulmadı’ sesleri iktidara yönelik güvensizlik hissi oluşturmuş görünüyor. İki seçimin yakınlığı düşünüldüğünde bu sözlerin tutulmaması hafızalarda yer edindi. Bunun aşılması ise kolay gözükmüyor.”

31 Mart’ta yapılacak yerel seçimlere sayılı günler kalırken, seçimlere ilişkin değerlendirmeler de gelmeye devam ediyor. Son olarak, Yöneylem Sosyal Araştırmalar Merkezi Koordinatörü Doç. Dr. Derya Kömürcü, Siyaset Bilimciler Gülgün Erdoğan Tosun ve İlter Turan Erdoğan’ın mitingini ve seçim sürecini Birgün’den Öncü Durmuş‘a değerlendirdi.

Derya Kömürcü “Gözlerin İstanbul’a çevrildiği miting alışık olmadığımız ölçüde hem içerik hem de sayısal olarak sönük bir mitingdi. Erdoğan İstanbul’a gelene kadar sürdürdüğü konuşmaların neredeyse hiçbirini burada yapmadı. İstanbul’un seçim sonrası önemi düşünüldüğünde Erdoğan’ın bu kez gerçekten eli boş kaldı” dedi.

“Bu haliyle neler yapabilirdi ve yapmadı diye düşünecek olursak; Bu benim son seçimim sözlerini burada devam ettirebilir, seçmeninde duygusal bir birliktelik hedefleyebilirdi” diyen Kömürcü, şu ifadelere yer verdi: “Emeklinin gözü buraya çevrilmişken yine bir beklenti yaratma stratejisini sürdürebilirdi. Ya da orta sınıf yoksulluğunun gittikçe arttığı bir kentte krizin çözüleceğine dair vaatlerle günü kurtarmayı seçebilirdi. Ancak neticede bunların hiçbirini İstanbul’da tercih etmedi. Onların yerine seçmene eşinizi dostunuzu arayın ve ikna edin diyebildi. Hal böyle olunca ‘Büyük İstanbul Mitingi’ diye toplanılan alanda, miting havasından ziyade Erdoğan’ın bir parti toplantısı gibi üyelerle buluştuğu ve onlara tavsiyeler verdiği bir ortam kaldı geriye.”

Kömürcü konuşmasını şöyle sürdürdü: “Erdoğan burada ne yaptı sorunun da cevabı sürecin gidişatıyla alakalı olabilir. Kalabalığın az olmasından kaynaklı Erdoğan’da bir hayal kırıklığı olduğu ya da özgüveninin düşme ihtimali düşük. Yapabileceklerinin sınırına gelmiş olacak ki var olan duruma dair kitlesini konsolide etmeye çalıştı.

“Ekonomi daha belirgin bir tercih halini alıyor”

Mitingde ortaya çıkan bu görüntüyle birlikte kendi kadroları ve seçmenine böyle gidersek kaybederiz hissiyatını vermeye çalıştı. Eğer bu hissiyatı yeterince verebilirse buradan avantajlı çıkma ihtimali de mevcut. Sandığa kendi seçmen yönünden katılımı artırabileceği bir rota oluşturmak bu. Kadrolarına ‘eşi dostu ikna edin’ sözleri seçimler için kritik olan İstanbul’a yüklenin anlamı taşıyor. Ekonomideki krizin etkisinin de önemine değinen Kömürcü, ‘Boş tencere iktidar götürür’ sözü doğru ancak bu yanlış tartışılıyor. Tencere tamamen boşaldıysa kimin ne kadar bir şey koyduğu belirleyici olmaya başlıyor. Ve her seçim dönemi öncesi yapılan sosyal yardımlar bu zamana kadar seçmenle bağımlılık ilişkisine dönüşmüştü.

Mayıs seçimlerinde de bir tür yaşamsal seçim algısı hâkimdi. Yaşam kaynağı Erdoğan iktidarının bekası oldu. Şimdi ise tam tersine insanlar kendilerini düşünür halde ve bağımlılık ilişkisini kurabilecekleri bir durum yok. Böyle olduğu için de ekonomi daha belirgin bir tercih halini alıyor. Ülkedeki kutuplaşmanın yansıdığı yerel dinamikler de tercihleri etkiliyor.” dedi.

“Bu tablo şaşırtıcı değil”

Siyaset Bilimci Gülgün Erdoğan Tosun ise Erdoğan, çok muhtemel ki anketlerin de gösterdiği yetersizlik durumunun oldukça farkında ve gittiği her yerden seçmenini uyarmak istiyor. ‘Rehavete kapılmayın, bu sefer kaybedebiliriz’ mesajı veriyor seçmenine. Mayıs seçimlerinden farklı bir konjonktürde seçime giriyoruz. Seçmen nezdinde ‘hükümet bize söz vermişti ancak kurla, faizle ilgili hiçbir söz tutulmadı’ sesleri iktidara yönelik güvensizlik hissi oluşturmuş görünüyor. İki seçimin yakınlığı düşünüldüğünde bu sözlerin tutulmaması hafızalarda yer edindi. Bunun aşılması ise kolay gözükmüyor” dedi.

Tosun şöyle konuştu: Öte yandan özellikle kentlerde yaşayan emekliler kentsel yoksulluk altında çok daha fazla ezilmekte açlık sınırının altında kalıyor. Kentsel yoksulluktan etkilenen kesimleri görmek istiyorsak et süt kurumunun kuyruklarındalar. Dolayısıyla bu ciddi yoksulluk altında Erdoğan seçmenini eskisi kadar domine edemiyor. Seçim sonuçları dikkate alındığında da bu tablo şaşırtıcı değil. Erdoğan her ne kadar iktidarını sürdürse de 2018’den beri düşüş halinde. Mayıs seçimlerinde ‘kimin ne olduğu belli değil’ sözleriyle yüklendiği muhalefetin durumuna da düşmüş vaziyette. İktidar kanadında bir tarafta YRP kavgası diğer tarafta iç dinamikleri çok değişkenli. Yani kimin ne olduğu belli değil.

Son olarak ise Erdoğan tam saha press yapmasına karşın istediği sonucu yakalayamıyor. Bakanlar hükümete olumsuz yansımaya bile başladı denebilir. Çünkü yurttaşlar, bakanlardan taleplerini dile getirdiklerinde ya kameralar kapatılıyor ya da seçmenle diyaloglara girmemeyi tercih ediyor. Bu davranışlar güvensizliği besliyor.

“Erdoğan, işlerin iyi gitmediğinin farkında”

“Oyların nasıl dağılacağı konusunda fikrimiz yok” diyen Siyaset Bilimci İlter Turan ise “Bu toplantı şunu gösteriyor ki Erdoğan’ın seçim öncesi müdahaleleri yaygın bir ilgi uyandırmaktaydı. İlgi bu defa zayıflamış duruyor. Erdoğan, seçmeni maddi olarak tatmin edememe durumunda kalıyor. Yerel seçimlere merkezi hükümetin kapsamlı bir şekilde müdahale etmesi de ise ulusal siyasetteki kaybedilmişliğin bir göstergesini ortaya koyuyor. Erdoğan yapılanlardan tatmin değil ve işlerin iyi gitmediğinin farkında” ifadelerine yer verdi.

Paylaşın

İmamoğlu, Murat Kurum’u Ti’ye Aldı: Matematik Şaşırtmıyor, Murat Kurum Şaşırtıyor

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, yerel seçimlerde rakibi olan Murat Kurum’u ti’ye alarak, “Sayın Kurum bir programda, Ulaştırma Bakanlığı’nın yaptığından toplam metroyu düşerek bizim 65 km metro yaptığımızı tescilledi. Yani problem şurada; Matematik, Murat Kurum… İkisinin arasında fark var. Matematik şaşırtmıyor, Murat Kurum şaşırtıyor” dedi.

İmamoğlu, Erdoğan’ın enflasyon sözlerin ilişkin ise, “Enflasyonu artık ağzıma almıyorum. Bugün sayın Cumhurbaşkanı sanki enflasyonun sorumlusu benmişim gibi konuşuyor. Kime şikayet ediyorsa garip bir durum yaşıyoruz” ifadelerini kullandı.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP’nin başkan adayı Ekrem İmamoğlu, SözcüTV yayınına katılarak Uğur Dündar’a belediyedeki çalışmalarını, seçim sürecini anlattı, AK Parti adayı Murat Kurum ve iktidar yetkililerinin iddialarına yanıt verdi.

Kentsel dönüşümden metro inşaatlarına hakkındaki soruşturmalardan sayısı artan Sayıştay denetlemelerine kadar bir çok konuyu değerlendiren İmamoğlu’nun açıklamalarından satır başları şöyle:

Biz geldiğimizde kentsel dönüşümü unutmuş bir ekip vardı, öyle bir dünyası yoktu. KİPTAŞ lüks konut yapıyordu. TOKİ zaten lüks konuttan başka bir şey yapmıyordu. ‘Kentsel dönüşümü biz çözeriz…’ Devlet sendeydi, Bakanlık sendeydi, İBB sendeydi, ilçe belediyelerinin neredeyse 30’u sendeydi, peki ne yaptın… Ama siz kentsel dönüşüm diye Fikirtepe’yi yarattınız.

Yüzde 0 olan metro hattı vardı. (Mahmutbey-Esenyurt) Şu anda yüzde 40’lara geldi… Şapkadan tavşan çıkararak bir kısım projeleri yürüttük…. Sadece geçtiğimiz hafta açtığımız metrolar 18 km. Yahu bununla birlikte 65 km… Biz aslında 65 km değil, 81 km yaptık. Hani diyor ya Sayın Erdoğan “Bütün metroları biz yaptık.” Yahu bu metrolar size kalsaydı bu şehir şu anda metro mezarlığı olurdu.

“Matematik şaşırtmıyor, Murat Kurum şaşırtıyor”

Sayın Kurum bir programda, Ulaştırma Bakanlığı’nın yaptığından toplam metroyu düşerek bizim 65 km metro yaptığımızı tescilledi. Yani problem şurada; Matematik, Murat Kurum… İkisinin arasında fark var. Matematik şaşırtmıyor, Murat Kurum şaşırtıyor.

Sonuçta biz bir kamu kurumuyuz tabii ki denetlenmeliyiz. Ama denetlenmelerin gerekçeleri olmalı. Ben bunların hepsi gerekçesiz demiyorum ama bazen bakan bir açıklama yapıyor ertesi gün bir bakıyorsunuz müfettişler geliyor. Ya da Cumhurbaşkanı bir açıklama yapıyor hadi bakalım bir ekip daha geliyor.

Burada rutin denetimler vardır o rutin denetimleri ki bize de gelen, bizden önceki rutin denetimler… Onları çıkardığınızda aslında bizden önceki dönem yok denecek kadar az. Kaldı ki iştiraklere yıllar yılı Sayıştay hiç gelmemiştir. Biz dönemimizde Sayıştay denetimi tabiri caizse bir hücum yaptı iştiraklerimize.

Günün sonunda ben şunu gönül rahatlığıyla söylüyorum; seçime 5 gün kala bu 5 yılın ortaya çıkardığı sonuç şu; ortada hiçbir şey yok, hiçbir şey bulamamışlar…. 5 yılın sonunda ben bahtiyarım. Kimse Ekrem İmamoğlu soruşturamadık diyemez. Vallahi Cumhuriyet tarihinin en büyük soruşturmasını geçirdik.

Paravan şirket dedikleri İmamoğlu İnşaat. Bu şirket neredeyse 3 nesildir ticaretle uğraşan bir aile şirketi. Bu şirketin tarihinde de güzel anektodlar var. Trabzon’da başlayan İstanbul Beylikdüzü’nde devam eden, vergi rekortmenliği sıralamalarına girmiş bir kuruluş.

Ben neredeyse 35 yıllık BAĞ-KUR’luyum. Binlerce kişi istihdam etmiş bir şirket. İmamoğlu İnşaat ticaret yapar. Kamu ile işi olmaz, usulsüz işi olmaz. Ben kişisel mal varlığımın dışında gerek olmadan eşimin de mal varlığını açıkladım. Aynı zamanda şirkette hissesi olan bir insanım. Bu daha önceki beyanlarımda da var. Bizim gizlimiz saklımız yok.

İstanbul’da yönettiğimiz 5 yıllık bütçenin, vatandaşımız tarafından iyi anlaşılması için bizim de dersimize çalışması lazım ve bunu bizim vatandaşımıza tabiri caizse her sayfasını anlatmamız gerekiyor…. Niye derseniz; aslında çok net kıyaslanabilir hatta kıyaslamada bir kısım parametreler üzerinden bizim dönemimizin maliyet açısından olsun gelir açısından olsun bir kıs dezavantajını da olmasını hesaba katarsak muazzam bir dönem yaşattık.

Ben iddiayla söylüyorum. İstanbul her anlamda yatırıma muhtaç bir şehir. Milyarlarca lira yatırım yaptık… Ben 6 yaşından beri çalışıyorum. Emeği öğrendim dolayısıyla ben işimi yaşıyorum. Para kazanmayı, borç ödemeyi bilen bir insanım. Öyle havaya imzalar atıp oraya kule izni ver buraya şu izni ver değil. Taşının toprağının ne olduğunu bilen oradan bereketin nasıl çıktığını bilen bir insanım.

Dersime çok iyi çalışırım her işin uzmanı değilim. Yüzlerce uzman çalıştırıyorum ve ben işimin sahibiyim. Bu bakımdan bizden önceki 5 yıl ve bizim dönemdeki 5 yıl arasında döviz bazında en az yüzde 35-40 emtia farkı var.

Enflasyonu artık ağzıma almıyorum. Bugün sayın Cumhurbaşkanı sanki enflasyonun sorumlusu benmişim gibi; ‘işte biliyorsunuz bazı ücretlerde artış yapıyoruz ama cebinize girene kadar enflasyondan dolayı değer kaybediyor’ dedi. Kime şikayet ediyorsa garip bir durum yaşıyoruz… Enflasyon konusunda öyle bir berbat 6-7 yıl yaşattılar ki bize hani gözünden ışık fırlayacak bakandan tutun bu yaz uçacak Türkiye diyen bakanlara varıncaya kadar…

“Meclis çoğunluğunu alacağız”

Biz meclis çoğunluğunu alacağız. 14 ilçemizde sorun yaşamıyoruz. Artı 14 ilçede çok iddialıyız. Daha ötesini konuşursam nazar… Nazara inanıyorum birazcık. Nazar değer diye burada susmak istiyorum. Beni zorlasanız da ne bir ilçenin ismini veririm… Çünkü bütün ilçe adaylarımız iddialı çalışıyor.

Benim kalbim 39 ilçenin 39’unun da bize bir madalyası vereceğini hissediyorum. Sultanbeyli’de de Pendik’te de verecek. Nasıl verecek bilmiyorum. Bu şu demek değil, 39’un 39’unu da kazanırız diye bir iddiadan bahsetmiyorum. Bir şekilde bizi ödüllendirecekler. Çünkü ben Bağcılar’daki çocuk ile Beşiktaş’takini eşitlemek için kendimi paraladım. Ya da Arnavutköy’deki bir anneyi, bir başka ilimizle eşitleyelim diye kendimi paraladım.

Sırası gelmişken; 39 ilçe de de eşit hizmeti gösteren, hiçbir belediyeyi partisinden dolayı ayırt etmeyen, eşitlikçi, ahlaklı bir dönemi vadettik. O bakımdan kusura bakmasınlar ama kurduğumuz bu güçlü ittifak bozulmadan devam etmeli. “Ben bağımsız aday çıktım.” Kusura bakmayın kardeşim, ben kabul etmiyorum. Hiçbir egonu kabul etmiyorum. Hiçbir gerekçeni kabul etmiyorum. Bunun adı Sarıyer’dir, bir başka yerdir kabul etmiyorum.

Paylaşın

Vladimir Putin: Moskova’daki Saldırının Sorumlusu ‘Radikal İslamcılar’

Moskova yakınlarında düzenlenen terör saldırısına ilişkin konuşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, saldırının sorumlusunun, “Radikal İslamcılar” olduğunu dile getirdi.

DW Türkçe’nin aktardığına göre; Televizyonda yayınlanan konuşmasında Vladimir Putin, “Bu suçun, İslam Dünyası’nın da ideolojisiyle asırlardır çatıştığı radikal İslamcılar tarafından işlendiğini biliyoruz” ifadelerini kullandı.

“Rusya’ya ve onun halkına karşı bu suçu işleyen ellerin kime ait olduğunu artık biliyoruz, şimdi bunun emrini verenin kim olduğunu bilmek istiyoruz” diyen Putin, böylece daha önce doğrudan Ukrayna’yı suçladığı söyleminden uzaklaşmış oldu. Bununla birlikte saldırganların, olayın ardından Ukrayna’ya kaçmaya çalıştıklarını öne süren Putin, bunun neden böyle olduğu sorunun gündeme geldiğini belirterek, “Onları orada kim bekliyordu” dedi.

Vladimir Putin, hafta sonunda yaptığı açıklamada, şüphelilerin Ukrayna sınırı yakınlarında ele geçirildiğini duyurmuş ve söz konusu zanlıların Ukrayna’ya geçişi için bir zaman diliminin belirlendiğini dile getirmişti. Ukrayna ise Moskova’dan gelen bu yöndeki tüm suçlamaları reddediyor.

Vladimir Putin, konuşmasının devamında, “Kendilerini inançlı birer Müslüman olarak gören radikal İslamcılar, nasıl tüm Müslümanlar için kutsal olan Ramazan ayında böyle vahşice bir suç işleyebiliyor?” sorusunu dile getirdi. Putin ayrıca, “Radikal ve terörist İslamcı örgütlerin, çatışmaların patladığı Ortadoğu’da adil bir çözümden yana tavır alan Rusya ile gerçekten çatışmaya girmek isteyip istemediğini bekleyip göreceklerini” ifade etti.

Moskova’nın kuzeybatısında yer alan Krasnogorsk’taki Crocus City Hall adlı konser salonuna giren eli silahlı saldırganlar, Rus makamlarının bildirdiğine göre en az 137 kişiyi öldürdü. Olaydan kısa süre sonra IŞİD saldırının sorumluluğunu üstlendiğini duyurdu. Saldırıda yaralanan 180’den fazla kişiden 50’sinin evlerinde tedavi edilmek üzere hastanelerden taburcu edildiği belirtiliyor.

IŞİD-H nasıl kuruldu, kimlerden oluşuyor?

Peki saldırıyı üstlenen IŞİD’in Afganistan merkezli Horasan kolu kim, hakkında neler biliniyor? Horasan, IŞİD’in en kanlı kolu olarak görülüyor. Horasan, Antik Çağ’da İran, Türkmenistan ve Afganistan’ın bazı bölgelerini de içeren bölgeye verilen addı. Faaliyetleri bu bölge dışına da yayılan IŞİD-H, 2015’ten bu yana Afganistan ve Pakistan’da binlerce kişinin ölümüne yol açtı.

2014 yılında Taliban ve El Kaide üyeleri tarafından Pakistan ve Afganistan’da kurulan örgüt, 2015 yılında kendini resmi olarak IŞİD’in Horasan kolu ilan etti. IŞİD gibi IŞİD-H da sınırlar ötesi bir halifelik kurma hedefi güdüyor.

Analistler, IŞİD-H üyeleriyle diğer radikal İslamcı örgütler arasında yakın temas bulunduğunu ve El Kaide, Taliban gibi örgütlerin savaşçılarından sık sık IŞİD-H’ya geçişler olduğunu belirtiyor. Taliban’ın Afganistan’da iktidarı 2021 yılı Ağustos ayında yeniden ele geçirmesi öncesinde ülkede bulunan ABD askerleri ve Afgan hükümet güçleri, IŞİD-H’nın çok sayıda üst ve orta düzeyde yetkilisine operasyon düzenleyerek öldürmüştü.

ABD askerlerinin ülkeden çekilmesiyle güvenlik alanında oluşan boşluğun örgüte yeni bir ivme kazandırdığı düşünülüyor. Örgüt Afganistan’da yeni eğitim kampları açarken uluslararası ağlarla bağlarını da geliştirdi.

Afganistan’da iktidardaki Taliban, IŞİD-H’nın ülkedeki faaliyetlerini engellemeye çalıştığını belirtiyor ve iktidara gelişinden bu yana örgütün binlerce üyesini yakalayıp hapse attığını iddia ediyor. Ancak örgütün ülkedeki etnik ve dini azınlıklara yönelik saldırılarındaki artış, Taliban’ın imkanlarının, örgütü zayıflatmak için yeterli ve etkili olmadığını gösteriyor.

Birleşmiş Milletler de El Kaide ve IŞİD-H gibi örgütlerin, Taliban üyeleriyle olan bağlantıları yoluyla ülkede kalan gelişmiş NATO silahlarına erişebilecekleri endişesini defalarca dile getirmişti.

IŞİD-H, 3 Ocak 2024’te İran’ın Kirman kentinde 95 kişinin öldüğü bombalı saldırıyı üstlenmişti. İran’ın Devrim Muhafızları ordusunun eski komutanı General Kasım Süleymani’nin 2020’de bir Amerikan operasyonuyla öldürülmesinin yıldönümünde, kabrinde toplanan kalabalığın yakınlarında iki bomba patlamıştı.

Haber ajanslarına yansıyan bilgilere göre ABD istihbaratı, Tahran yönetimini saldırı planları konusunda uyarmıştı. ABD’nin Moskova Büyükelçiliği, 7 Mart’taki duyurusunda, aşırılıkçıların Moskova’da saldırı hazırlığı içinde bulunduğu uyarısı yaparak ABD vatandaşlarına kalabalık gruplardan uzak durmaları çağrısında bulunmuştu.

Rusya iç istihbarat teşkilatı FSB de 7 Mart’ta Moskova yakınlarındaki Kaluga bölgesinde bir sinagoga silahlı saldırı planlarını engellediğini duyurmuştu.

Paylaşın

Hatimoğulları: AKP Savaş Hazırlığı Yapıyor, Kürtlere Barış Hayali Satıyor

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinden yükselen barış süreci talebini “Kürt halkının olmasını istediği bir şey” olarak değerlendirdi. Hatimoğulları, ancak “barış ve çözüm koşulları”nın varlığını kuşkuyla karşıladı.

“Savaş ittifakının kurulduğu bir yerde bunu sağlamak bugünden yarına mümkün müdür? Bunu bilemeyiz,” diyen Tülay Hatimoğulları, “Bildiğimiz ibir şey var” dedi: “AKP, Kürt halkına 1 Nisan sonrası için bir hayal satıyor. Bunu bir seçim propagandası olarak uyguluyor. ‘1 Nisan’dan sonra çözüm süreci başlayabilir’, ‘1 Nisan’dan sonra bir şeyler olabilir’ mesajını üstü örtük bir biçimde veriyor.”

Hatimoğulları AKP’nin tutumunu “Bölgede çözüm umudu yaratarak bölgedeki rakibi olan DEM Parti’nin tabanına hitap etmeye çalışmak” olarak gördüğünü açıkladı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, seçim çalışmaları sürerken gerçekleştirilen Newroz kutlamalarında gözlenen olağanüstü canlanma ve partinin 1 Nisan sonrasına yönelik beklentilerine ilişkin olarak Gazete Duvar’dan Ceren Bayar’ın sorularını yanıtladı.

Hatimoğulları, “[…] İstanbul, Van ve Diyarbakır’ın yanı sıra yerel ölçekteki Newroz mitingleri[nin] de çok kalabalık” geçtiğine dikkat çekti. Hatimoğulları, “Son birkaç yılın en kalabalık mitingleri” olarak nitelediği İstanbul ve Diyarbakır mitinglerindeki katılımın olağanüstü yüksekliğinde başka nedenlerin yanı sıra “AKP iktidarının seçim döneminde kurduğu ‘savaş ittifakı’nın ve yaptığı savaş zirvelerinin de büyük payı olduğunu” söyledi.

Hatimoğulları “Dışişleri Bakanı ve birçok hükümet sözcüsü gerek ABD ile, gerekse Irak’la […] görüşmelerde sınır ötesi operasyonları artırma, Rojava’ya müdahaleleri artırma, Irak’ta müdahaleleri artırma, hatta KYB bölgesine tehdit mesajları verdiler. Bu da Kürt halkında büyük bir tepkiye neden oldu.” dedi ve ekledi:

“Çünkü halk hakikaten barış umuduyla yaşıyor. Bu savaş zirveleri ve savaşla ilgili mesajlar Kürt halkının Newroz’u daha çok sahiplenmesinde etkili oldu.”

Tülay Hatimoğulları, DEM Parti’den yükselen barış süreci talebini “Kürt halkının olmasını istediği bir şey” olarak değerlendirdi. Ancak “barış ve çözüm koşulları”nın varlığını kuşkuyla karşıladı. “Savaş ittifakının kurulduğu bir yerde bunu sağlamak bugünden yarına mümkün müdür? Bunu bilemeyiz,” diyen DEM Parti Eş Genel Başkanı, “Bildiğimiz ibir şey var” dedi: “AKP, Kürt halkına 1 Nisan sonrası için bir hayal satıyor. Bunu bir seçim propagandası olarak uyguluyor. ‘1 Nisan’dan sonra çözüm süreci başlayabilir’, ‘1 Nisan’dan sonra bir şeyler olabilir’ mesajını üstü örtük bir biçimde veriyor.”

Hatimoğulları, AKP’nin tutumunu “Bölgede çözüm umudu yaratarak bölgedeki rakibi olan DEM Parti’nin tabanına hitap etmeye çalışmak” olarak gördüğünü açıkladı. Erdoğan’a yönelik olarak zaman zaman telaffuz edilen “o çözer” göndermelerine yönelik soruya karşılık olarak da Tülay Hatimoğulları “Evet ama icra makamında olduğu için ona çağrı yapıyoruz.” dedi.

“‘Erdoğan çözer’, ‘Muhatap Erdoğan’dır’ yaklaşımından öte muhatap icra makamıdır. Şu anda icra makamında Erdoğan olduğu için muhatap Erdoğan’dır” diyen Hatimoğulları, Erdoğan gittikten sonra bu sorun çözülmemişse ortaya çıkacak yeni aktörler[in] muhatap olaca[ğını]” söyledi ve yineledi: “Kürt sorununun çözümündeki muhatap devlettir, icra makamıdır, hükümettir. Ve aynı zamanda muhalefetin, siyasal ve toplumsal dinamiklerin oluşması gerekiyor. Bunun için çağrımız aynı zamanda bu kesimlerin tamamınadır.”

“İstanbul’da en doğru kararı halklar verecek”

Hatimoğulları İstanbul’da DEM Parti’den CHP’nin adayı Ekrem İmamoğlu’na oy kayışı olabileceğine dönük yorumlar ve anketlerle ilgili soruya yanıt verirken de “inaılmaz hayat pahalılığı ve yoksullaşmaya” dikkat çekti.

Hatimoğulları öte yandan Erdoğan’ın İstanbul’u “bir rant kapısı” ve “Montrö Sözleşmesi”nin etrafından dolaşmak için de fırsat olarak gördüğü Kanal İstanbul için istediğini, bunun için de “rantçı bir ismi aday yaptığını”, “Anladığı tek iş şantiye ve rantiye olan bir aday”ı yakın tehlike olan “depremden sorumlu bir konuma getirmeye çalıştığını” hatırlattı: “Tablo böyleyken ben İstanbul halklarının en doğru kararı vereceğine inanıyorum.” dedi.

Söyleşinin tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Erdoğan, Yine Yeniden Refah’ı Hedef Aldı

Çorum’da halka seslenen Erdoğan, Yeniden Refah Partisi’ni hedef alarak, “Bir dönem yanımızda, yöremizde durup da beklentileri karşılanmayınca başka yere dümen kıran cambazlara karşı dostlarımızı uyaracağız” dedi.

En büyük baş ağrısı olan enflasyon ve hayat pahalılığı konusunda gerekli adımları attıklarını belirten Erdoğan, “Yılın ikinci yarısından itibaren enflasyonda hızlı bir düşüşün yaşandığını inşallah hep birlikte göreceğiz. Enflasyonun düşmesi demek, pastanın büyümesi demektir. Pastanın büyümesiyle imkanlarımız da genişleyecek. Bundan da 85 milyonun tamamı istifade edecek” dedi ve ekledi:

“Biz işte bunun çabasındayız, işte bunun derdindeyiz. ‘Kelebek ömürlü’ geçici rahatlamalardan ziyade milletimizin tüm fertlerinin refahını kalıcı olarak artırmayı hedefliyoruz. Daha önce nasıl enflasyonu tek haneli rakamlara biz indirdiysek, inşallah aynısını yine biz başaracağız… Çok iyi çalışılmış ekonomi programımız ve güçlü kadromuzla, hükümet olarak ne yaptığımızı çok iyi biliyoruz. Milletimden de bize ve ekonomi ekibimize güvenmesini istiyorum.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yerel seçimler kapsamında partisinin Çorum mitinginde dikkat çeken mesajlar verdi. Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle;

“Çorum’un güzelliğini, siz değerli Çorumlu kardeşlerimizin güzelliğini satın almaya dünyanın gücü yetmez. Şu anda 40 bin katılım var. Bugün yine Çorum bir başka muhteşem. Çorum’la bizim aramıza kimse giremez. Çorumlu olan yol ve dava arkadaşlığımız bizdeki yeri ayrıdır. Çorum hareketimizi bağrımıza basmıştır. 17 seçimin hepsinde sizlerin desteğini, duasını, sevdasını hep yanımızda gördük. 14-28 Mayıs seçimlerinde de hamdolsun bu gelenek değişmedi. Türkiye’nin en kritik seçimlerinden birinde Çorumlu kardeşlerimiz bize ve Cumhur İttifakı’na sahip çıktı.

Cumhur İttifakı’na, milletvekilliğinde yüzde 64,5, Cumhurbaşkanlığında yüzde 65’i bulan oy oranlarıyla destek veren Çorum’a şükranlarımı sunuyorum. Çorum’un her meselesi, her sıkıntısı, her talebi bizim meselemizdir. Bugüne kadar el ele, omuz omuza verdik. Çorum’u bölgesinin en gözde, en güzel şehirlerinden birine dönüştürdük. Artan ihracat, üretim, sanayi, dinamik ekonomisiyle Çorum bir başarı örneği olarak Türkiye’de kendinden söz ettiriyor.

Hepimiz şu gerçeği çok iyi biliyoruz. Çorum’un elde ettiği başarılarda hükümetimizin icraatlarının yanı sıra belediyemizin çalışmalarının da önemli payı var. Rahmetli Arif Ersoy hocamızla başlayan hizmet ve eser siyaseti sonraki arkadaşlarımızla devam ettirildi. Rabbim hepsinden razı olsun diyorum. Çorum’un başarı hikayesini hep beraber yazdık. Sizler çalıştınız, didindiniz, kabuğunuzu kırmak için mücadele ettiniz. Biz de her alanda sizleri destekledik, önünüzü açtık. İnşallah 31 Mart’ta bu birlikteliğimizi daha da perçinleyeceğiz.

Çorum’un yeni başarılara imza atması için ne gerekiyorsa yapacağız. Tabii bunun için öncelikle 31 Mart imtihanını vermemiz gerekiyor. Çorum’un yine destan yazacağından şüphe duymuyorum. Karşımdaki şu meydanda 31 Mart zaferinin ayak seslerini duyuyorum. Öyle bir ses verin ki yankısı ta Ankara’ya ulaşsın.

İşte benim yol ve dava arkadaşım Çorum budur. Sadece Çorum’u tekrar rekor oylarla kazanmak yetmez. Ankara ve İstanbul başta olmak üzere diğer vilayetlerdeki tüm hemşehrilerimizi telefonla aramaya var mıyız? Nazımızın geçtiği ne kadar tanıdık varsa mutlaka bir şekilde ulaşacağız. Onları da AK Parti ve Cumhur İttifakı’nın adaylarına oy vermeleri için ikna edeceğiz. Bir dönem yanımızda, yöremizde durup da beklentileri karşılanmayınca başka yere dümen kıran cambazlara karşı dostlarımızı uyaracağız. Rabbim emeklerinizi zayi etmesin, muhabbetimizi, dayanışmamızı daim eylesin.

Bugün bölgesinin parlayan yıldızı olan Çorum, geçmişte çok acı olaylar yaşadı. Milletimizin birliği, dirliği, huzurunu hedef alan karanlık çevreler Çorum, Sivas, Maraş’ta provokasyonlar düzenlediler. Alevi Sünni, laik anti laik diyerek sosyal barışımızı zedelemeye çalıştılar. Maalesef bunları bir kısmında başarılı oldular.

28 Şubat müdahalesinin ortamı, ne idüğü belirsiz tiplerin sağa sola arzı endam etmesiyle hazırlandı. Cumhuriyet mitingleri kılıfı altında darbe çağrılarını çok iyi biliyoruz. Gezi hadisesinden, FETÖ’cü alçakların ihanetine kadar bu saldırıların ardı arkası hiç kesilmedi. Bu sefer Suriye’de terör koridoru kurarak bizi kuşatmak istediler. Ardından DEAŞ’ı üzerimize saldılar. Suriye’ye düzenlediğimiz harekatlarla tüm bu saldırıları püskürttük. Ülkemizin üzerinde ameliyat yapılmasına müsaade etmedik. Terörü kaynağında yok etme stratejisini uygulayarak teröristlerin inlerini başlarına geçirdik. Şu anda terör örgütlerinin kaçacak delik aradıklarını görüyoruz. Artık SİHA ile sınırımızdan 300-350 km. ötede hainleri tespit ediyor ve dünyayı başlarına yıkıyoruz.

Türkiye’yi bölücü terör belasından kurtarıncaya kadar bu mücadelemizi devam ettireceğiz. Bizim sadece şu son 10 yılda yaşadıklarımızı bir başka ülke yaşasa bırakın bizim gibi istikrar, barış, büyümesini sürdürmeyi yerle yeksan olmaktan kendini kurtaramazdı. Avrupa, Amerika dahil hiç kimse bu kadar kısa sürede bu zorlu mücadeleleri başarıyla veremezdi. Tüm sıkıntıları göğüsledik, hedeflerimize doğru emin adımlarla yürüdük. Yani milletçe hem şeytan taşladık hem de tavafımızı yaptık.

Milletimizin birlik ve beraberliğine halel getirmedik. Memurun, işçinin, emeklinin aylıklarında yüzde 50’ye varan oranlarda artışa gittik. Şimdi bu ara çıkardılar bir şey, emeklinin maaşlarını artıralım. Yüzde 50’ye varan artışları yaptık. Emeklimizin sıkıntılarını hafifletmek amacıyla 5 bin lira ödenmesi, bayram ikramiyelerin artırılması, banka promosyonların yükseltilmesi gibi çeşitli çözüm yollarını devreye aldık.

Promosyon ödemeleri için kamu bankalarımız başvuruları almaya başladı. Ramazan bayramı ikramiyesini hesaplara gelecek hafta yatırıyoruz. Depremin 104 milyar dolarlık ilave faturaya rağmen bu adımları attık. 6 Şubat depreminin ardından inşa çalışmalarına süratle başlayarak vatandaşlarımızı çaresiz bırakmadık. Geçen hafta yaklaşık 80 bin konutu ve köy evini depremzede kardeşlerimize teslim ettik. Her ay 16-20 bin konutu tamamlayarak yıl sonunda 200 bin konut rakamına ulaşmayı amaçlıyoruz.

“Yılın ikinci yarısından itibaren enflasyonda…”

Depremin yıktığı şehirlerimizi yeniden ayağa kaldırmadan hiçbirimiz rahat edemeyiz. En büyük başarımız olan enflasyon ve hayat pahalılığı konusunda gerekli adımları atıyoruz. Fahiş fiyat artışlarla milletimizin lokmasına göz diken fırsatçılarla ilgili bakanlıklarımız gereken denetimi sürdürüyor. Yılın ikinci yarısından itibaren enflasyonda ciddi bir düşüşün yaşandığını inşallah hep birlikte göreceğiz.

Enflasyonun düşmesi demek pastanın büyümesi demektir. Biz işte bunu çabasındayız. Kelebek ömürlü geçici rahatlamalardan ziyade milletimizin refahını kalıcı olarak artırmayı hedefliyoruz. Ekonomi programımız, güçlü kadromuzla hükümet olarak ne yaptığımızı çok iyi biliyoruz. Şunu lütfen unutmayın; muhalefetin sırtında yumurta küfesi yok. Ama bizim var.

Onlar meydanlarda atıp tutmayı, sonra da hatırlamıyorum diyerek verdikleri sözlerin üstüne yatmayı çok sever. Ankara’dan İstanbul’a kadar yönettikleri belediyelerde hep bunu yaptılar. Bol keseden vaat dağıttılar. Verdikleri sözlerin nerede ise hiçbirini hayata geçirmediler. Bunların becerebildikleri tek iş kara paradan kule inşa etmek.

Nereden geldiğini ve nereye gittiğini açıklayamadıkları dolar balyalarını, avro balyalarını 6-7 kişi bir araya gelip kule yapıyorlar. Bunun dışında hiçbir icraatları, eserleri yok. Bu ülkenin ana muhalefet partisi mi yoksa gayri meşru işler yapan bir kartel mi oldukları belli değil. Biz asla böyle olmadık. Hep söz namustur, ağızdan çıkan her söz senettir düsturu ile hareket ettik. Ülkemize ve milletimize zarar verecek, Türkiye’ye bedel ödetecek taahhütlerden uzak durduk. Her zaman ülkemiz ve milletimiz için en hayırlısını yapmaya çalıştık. İnsanın aynası işidir lafına bakılmaz. Bizim de referansımız yatırımlarımız ve eserlerimizdir.”

Paylaşın