İmamoğlu’ndan Erdoğan’ın Enflasyon Açıklamasına Yanıt: Trajikomik Bir Durum

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın enflasyon açıklamalarına ilişkin yaptığı açıklamada, “Trajikomik bir durum. Yakında sebep sonuç meselesi üzerinden suçluyu enflasyon ilan ederse şaşırmam. Bütün olanların sorumlusu enflasyon diyip enflasyonu kendisine bir rakip kabul edebilir, onunla kavga etmeye başlayıp bunu birilerine yutturmaya çalışabilir” dedi.

İktidarın başarısız ekonomi yönetimine vurgu yapan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Bunun sebebi en az 8 yıldır çok kötü yönetilen ekonomi biçimi” ifadelerini kullandı.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP’nin başkan adayı Ekrem İmamoğlu, basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Gazete Pencere’nin aktardığına göre; Cumhur İttifakı’nın İstanbul adayı Murat Kurum’un kendisi için kullandığı “Bakanlıkların kapısından içeri bile giremezsin öyle bir liyakat yok. Seni ancak bakanlıkların içinden köfteci olarak alırlar” sözleri sorulan İmamoğlu, “Belli ki esnafla, esnaf olmakla sorunu var. 31 Mart’tan sonra her yediği köftede İstanbul seçimini hatırlayacak” diye konuştu.

Bakanların sahada AKP adayları için seçim çalışması yürütmesine tepki gösteren İmamoğlu, “Türkiye Cumhuriyeti devleti ilk kez böyle bir zafiyet içinde. Umarım kendilerine çeki düzen verip görevlerinin başına gelirler. Umuyorum bir an önce akılları başlarına gelir. Bunun için seçimlerde büyük bir fark lazım” diye konuştu.

Kabine’nin ilk defa işlerini bu kadar boşlamış bir duruma evrildiğini belirten İmamoğlu, Dışişleri Bakanı’na, İçişleri Bakanı’na bakıyorum… Bir kere her şeyden önce sandık güvenliği İçişleri Bakanı’na ait. Sen seçim propagandası yaparsan bu devlet sana nasıl güvenecek?” diye sordu.

Bakanları, milletin aklıyla dalga geçmekle eleştiren İmamoğlu, “Her makamın ağırlığı var. Bakan olmanın da ağırlı var. Bu ağırlığı taşıyabilmelerini diliyorum. Çok yanlış yapıyorlar” dedi. “Seçim yasağı var hala propaganda yapıyorlar” diyen İmamoğlu, “Gerçek bir ders verilmeli” ifadesini kullandı.

Murat Kurum’un “Muhalefet ülke gündemini yerel seçime taşıyor” sözleri de sorulan İmamoğlu, şunları söyledi: “Ülke gündemi ne? Yoksulluk, enflasyon, işsizlik… Bunları anlamayan bir akıl İstanbul’a belediye başkanlığı yapamaz.”

Seçim güvenliğine yönelik sorulara yanıt veren İmamoğlu, “İnsanlarımız uzun zamandır tedirgin, kaygılı. O bakımdan sandıkta görev alma meselesini en üst seviyeye taşımama sebebimiz bu zaten. Çünkü büyük bir sorun var. Buna fırsat veren iktidar ama biz 2019’da bunu İstanbul’da başardık. Görevlilerimiz son derece donanımlı” ifadelerini kullandı.

İmamoğlu, sandıkta görev almak isteyenlerin İstanbul Gönüllüleri’ne başvurabileceğini de yineledi.

Erdoğan’a enflasyon yanıtı

Erdoğan’ın enflasyon açıklamalarını da değerlendiren İmamoğlu, “Trajikomik bir durum. Yakında sebep sonuç meselesi üzerinden suçluyu enflasyon ilan ederse şaşırmam. Bütün olanların sorumlusu enflasyon diyip enflasyonu kendisine bir rakip kabul edebilir, onunla kavga etmeye başlayıp bunu birilerine yutturmaya çalışabilir” dedi.

İktidarın başarısız ekonomi yönetimine vurgu yapan İmamoğlu, “Bunun sebebi en az 8 yıldır çok kötü yönetilen ekonomi biçimi” ifadesini kullandı.

İmamoğlu, AKP adayı Murat Kurum’un “Sen o bakanlıkların kapısından geçemezsin. Seni bakanlığa alsalar alsalar bakanlığın kantinine köfteci olarak alırlar” sözlerine yanıt verdi. İmamoğlu, “Sayın Kurum’un köfteciyle ilgili sorunu var. Ben ona bakan olamazsın demedim, köfteci olamazsın dedim. Bu söylemlerine bakılırsa esnaf olamaz. Esnaflığın ne anlama geldiğini bilmeyen bir insan, yüzde 30’a yakını esnaf olan İstanbul’a nasıl hizmet edecek? Köfte ile köfteciyle, esnaflıkla sorunu var. Ama bu seçim, 31 Mart’ta esnafın, köftecilerin zaferi olacak. Çok kötü bir sınav verdi ama umarım ona hayat dersi verir bu seçimin sonucu” dedi.

Paylaşın

Montella: Bu Mağlubiyetin Analizini Çok İyi Yapmamız Gerekiyor

Avusturya karşılaşması sonrası açıklamalarda bulunan A Milli Futbol Takımı Teknik Direktörü Vincenzo Montella, “Bu mağlubiyetin analizini çok iyi yapmamız gerekiyor” dedi.

Haber Merkezi /EURO 2024 hazırlıkları kapsamında Avusturya ile Türkiye, Ernst Happel Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Hakem Daniele Chiffi’nin yönettiği karşılaşmadan Avusturya, 6-1 galip ayrıldı.

Avusturya’ya galibiyeti getiren golleri 2. dakikada Xaver Schlager, 44, 49 ve 59. dakikalarda biri penaltıdan olmak üzere Michael Gregoritsch, 78. dakikada penaltıdan Christoph Baumgartner ve 90+5. dakikada Maximilian Entrup attı. Türkiye’nin golünü ise 25. dakikada penaltıdan Hakan Çalhanoğlu kaydetti.

A Milli Futbol Takımı Teknik Direktörü Vincenzo Montella, karşılaşma sonrası açıklamalarda bulundu. Ağır yenilgiden dolayı çok üzgün olduklarını söyleyen Montella, “Öncelikle buraya gelen ve evden bizi izleyen taraftarlarımız için üzgün olduğumuzu söylemeliyim. Ama baktığınızda ilk yarıdaki futbolla ikinci yarıdaki futbol çok farklı iki maç oldu. İlk yarıda iyi futbol oynadığımızı söyleyebilirim, sadece bazı pozisyonlarda hatalıydık ve bu onlara golleri verdi. Geliştirmemiz gereken kesin bir şey var, o da gol atmak.

İlk yarıda çok sayıda pozisyona girdik ama sadece bir gol attık. İkinci yarıda beni üzen konu ise onların golünden sonra birlikteliğimizi bozduk ve mesafeleri açmaya başladık ve sonrasında olanlar oldu. Bu sonuç için üzgünüm, bazı test etmemiz gereken bölgeler vardı, açıkçası istediğimiz cevapları aldım. Bugünden itibaren bütün maçları seyretmeye devam edeceğiz ve grubu en iyi şekilde getirmeye çalışacağız.” ifadelerini kullandı.

Bazı şeyleri geliştirmeleri gerektiğini aktaran Montella, “Denge getirmemiz gerekiyor. İyi gittiğimiz dönemde havaya giriyor gibi olsak da pozitif anları daha iyi sindirmemiz gerekiyor, bugün de negatif anları daha iyi sindirmemiz gerekiyor. Gelişebilmemiz için bunlar yapıcı olmalı. Geçmişte baktığınızda Fransa’yı yenip İzlanda’ya kaybediyorduk ya da Hollanda’yı yeniyorduk daha düşük bir takıma yeniliyorduk, baktığınızda şu anda olması en doğru zaman çünkü bu bizi geliştirecektir.” şeklinde konuştu.

İtalyan teknik adam, “Geriden oyun kurarken kaptırdığınız toplar rakibe golleri getirdi. Bu konuda düşünceniz nedir?” sorusuna şu yanıtı verdi: “Aslında risk aldığımız bir nokta yoktu, o bölgede rakamsal üstünlüğümüz de vardı 7’ye 5 oyun kuruyorduk. O dönemde bazı iyi çıkışlarımız da oldu bazen de çıkamayınca öne oynamamız gerekiyordu. O konuda bir risk aldığımızı düşünmüyorum. Golleri biz ikinci yarıda yedik, ilk yarıya nazaran. Bu mağlubiyetin analizini çok iyi yapmamız gerekiyor. İlk yarıda oynadığımız futbol çok fena değildi, tüm detayları unutmamak gerek. İlk yarıda sahaya sürdüğümüz oyuncular sürekli beraber oynamadı, kulüplerinde de az oynayan futbolcular vardı, belki bu ritme alışık olmayan oyuncular da vardı.

Bunu da hesaba katmak gerek. İlk yarıda neden memnundum, çünkü hem cesaret vardı, hem de arzululardı, pozisyonlara da girdik. Bu ağır mağlubiyetten sonraki dengelerin benim tarafımdan gelmesi gerekiyor. Almanya galibiyetinden sonra da dengeli kalmamız gereken anlar vardı, bunu bu maçta yaşamamız bizim için çok daha verimli olacak. Çünkü çok fazla da pozisyona girdik. Oynadığımız ilk yarı itibarıyla çalışmaya devam edeceğim, çünkü ikinci yarıda belki ağır tokatlar yemiş olabiliriz ama böyle bir ağır mağlubiyetten sonra kendi içsel sorunlarımızı da çözmemiz gerekiyor.”

Montella, “Geriden oyun kurma konusunda ısrar ettiğinizi düşünüyor musunuz?” sorusunu ise, “O pozisyonda rakamsal üstünlüğün varsa oyunu kurmak zorundasın. Son 30 metrede 7 kişi varsa senden, rakipten 5 kişi varsa oyun kurmak zorundasın. Bu oyunu kuramıyorsan, üstünlüğü sağlayamıyorsan başka bir spor yapmamız gerek. Rakipler adam adama oynarlarsa tabii ki bu riski almayacağız.

Bu tarz oyun kurmalar ve oyun kurguları oturduğunda sana maç esnasında cesaret veriyor. İkinci yarıyı tekrar seyretmedim ama ikinci yarıda arkadan daha az oyun kurduk ve daha fazla gol yedik. Zorlandığımız bir andı ve cesaret eksikliği yaşandı. Bu sadece benim için değil futbolcularım için de geçerli. 30 yıldır bu işin içindeyim, 30 yılda hep bu sorunların oluşturulduğunu görüyorum, zihinsel gücüm olmasaydı bu işi yapmamam gerekiyordu.” şeklinde yanıtladı.

Paylaşın

Erdoğan, Diyarbakır’da: Kürt Kardeşlerim…

Diyarbakır’da halka seslenen Erdoğan, “Diyarbakır’da hem milletvekilliğinde hem cumhurbaşkanlığında arzu ettiğimiz oy oranlarına ulaşamadık ancak seçim sonucunun sizin de içinize sinmediğine inanıyorum” dedi ve ekledi:

“İşte bu alan onu söylüyor. Diyarbakır’da bu kardeşinize yüzde 28.5, CHP adayına yüzde 71.5 oy çıkmışsa durup üzerinde düşünmemiz lazım. CHP’ adayına yüzde 71 oy çıkmışsa durup üzerinde düşünmek lazım. Diyarbakır’ın iradesini götürüp CHP adayına payanda yapanların neyin projesi açık olduğu belli değil mi?”

AK Parti Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, pazar günü (31 Mart) yapılacak yerel seçimlere dört gün kala AKP’nin Diyarbakır İstasyon Meydanı’nda düzenlediği seçim mitinginde konuştu. Sözlerine, “‘Ser seran ser çavan’ diyerek bizi bağrınıza bastınız” diye başlayan Erdoğan, daha sonra mitinge katılım oranını açıkladı.

Mitinge 70 bin kişinin katıldığını söyleyen Erdoğan, konuşmasında sık sık DEM Parti ve CHP’yi hedef aldı. Mayıs 2023 seçimlerini hatırlatan Erdoğan, “Diyarbakır’da bu kardeşinize yüzde 28.5, CHP adayına yüzde 71.5 oy çıkmışsa durup üzerinde düşünmemiz lazım” dedi.

Erdoğan’ın konuşmasının satırbaşları şöyle: “Bugün 70 bin kişi alanda. Bölgede İslam’a kapılarını ilk açan şehir Diyarbakır ile aynı sevdaya, aynı medeniyete sahip olmaktan dolayı iftihar duyuyorum. Bu kavli bozmaya, kardeşliği yıkmaya kimsenin gücü yetmez.

Mayıs seçimlerinde Diyarbakır’da milletvekilliğinde ve Cumhurbaşkanlığında arzu ettiğimiz oy oranlarına ulaşamadık. Seçim sonuçlarının içinize sinmediğine inanıyorum. Diyarbakır’da bu kardeşinize yüzde 28,5 ve CHP adayına yüzde 71,5 oy çıkmışsa durup düşünmemiz lazım.

Bugün aynı oyunu İstanbul’da, Mersin’de yine oynuyorlar. Kirli bir ittifak kurdular. İki partideki bir avuç siyaset baronu ne olup bittiğini bilmiyor… Bavul bavul dolarlar, eurolar. Bu paralar nereden geliyor, nereye gidiyor. Hangi şirketler bunları paylaşıyor? İlkeli bir ittifaktan söz edilebilir mi?

DEM benim Kürt kardeşlerimin iradesini işporta pazarına çıkarmıştır. Siyasi kazanım, eser ve hizmet derdi yok. Seçmenin fikrini, zikrini merak eden de yok. Kirli pazarlıklar var. Bizim yaptığımız reformları beğenmeyip, ortalığı ayağa kaldıranlar CHP’li yöneticilerin faşizm kokan açıklamaları karşısında süt dökmüş kedi misali seslerini çıkarmıyorlar.

Türkiye geçmişte omurgasızlığın, istismarın, riyakarlığın sembolü zübük siyasetin zulmünü çok çekti. Sizlerin demokratik siyaset palavralarıyla iradenize ipotek koydular. Diyarbakır huzuru da özgürlüğü de yatırımı da hizmeti de refahı da AK Parti döneminde görmedi mi?

Onlar çukur eylemleriyle bu şehrin sembolü olan Sur’u mahvederken, biz meseleyi bitirmenin ve bölgenin inşa etmenin mücadelesini vermedik mi? Onlar Diyarbakır Cezaevi’nin edebiyatını yaparken biz burayı müzeye ve kültür merkezine dönüştürmedik mi?

Onlar esnafımızı, işçimizi, emeklimizi haraca bağlayıp dağa çıkarmak için çocuklarına el koyarken, biz üniversitelerle onlara daha iyi bir gelecek hazırlamak için çalışmadık mı? Onlar yollara mayın döşerken biz yaptığımız yollarla, tesislerle yatırımı hayata geçirmedik mi? Onlar ülke ve millet düşmanı ne kadar marjinal varsa Diyarbakır’da propaganda peşinde koşarken, biz sadece sizlerin kalbini kazanmanın yollarını aramadık mı?

“31 Mart seçimlerinde partiler yarışmıyor”

Bu söylediklerimiz doğruysa gelin yeni dönemin kapılarını birlikte arayalım. El ele, gönül gönüle verip Türkiye Yüzyılı’nı birlikte inşa edelim. Sadece bakmasını bilen göz, işitmesini bilen kulak, sevmesini bilen kalp yeterli.

Bugün de Diyarbakır’a demokrasi ve kalkınma atılımlarının yeni safhasında desteğinizi istemek için geldik. 31 Mart seçimlerinde partiler yarışmıyor. Eser ve hizmet siyasetiyle pazarlık ve istismar siyasetidir. Siyaset millete hizmet etmek, ülkenin sorunlarına çözüm bulmak için yapılır.

Emperyalistlere kuklalık etmeyen herkesle konuşuruz. Teröre mesafe koyan herkesle konuşuruz. Milletimizin birliğine, vatanımızın bütünlüğüne saygı duyan herkesle konuşuruz. Türkiye Yüzyılı’nda bizimle birlikte yol yürümek isteyen herkesle konuşuruz.

Bu ülkede 85 milyonun huzuru için bir şey yapılacaksa şimdi, hemen yapılmalıdır. Türkiye’ye terörle bedel ödetildi, buna tahammülümüz yok. Bu tehdidi bertaraf ettik. Artık ülkemizi bu yükten tamamen kurtarma vaktidir… Kapımız teröristlere de terör örgütleri gölgesinde siyasetçilik oynayanlara da kapalıdır. Listelerini terör örgütünün belirlediği parti, parti olamaz.

Son 21 yılda attığımız her demokratik adımı engellemek için karşımıza dikilen CHP’yi, Kürt kardeşlerimize umut diye pazarlıyorlar. CHP’yi allayıp pullayıp size dayatıyorlar. Bunların hangi çıkarların temsilcisi olduğunu anlatamaya bavullar dolusu paralar yeterlidir. 31 Mart Kürt kardeşlerimizin özgür iradeleriyle kendilerinin ve şehirlerinin geleceğine karar vereceği bir dönüm noktası olacaktır.”

Paylaşın

Yerel Seçimler: Türkiye İçin Dönüm Noktası Olabilir

31 Mart’ta yapılacak seçimlere sayılı günler kalırken, seçimlere ilişkin değerlendirmelerde gelmeye devam ediyor. Berlin merkezli Uygulamalı Türkiye Araştırmaları Merkezi (CATS) uzmanlarından Dr. Sinem Adar’a göre seçim sonuçları Türkiye’nin siyasi geleceği bakımından belirleyici olacak.

“Yerel seçimlerden fazlası” görüşünü içeren bir analiz kaleme alan Sinem Adar’a göre Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan özellikle tek başına Türkiye ekonomisinin üçte birini oluşturan İstanbul’da belediye seçimlerini kazanarak AKP’nin mali kaynaklara erişimini güçlendirmek istiyor.

Ekonomi politikaları çıkmaza giren, seçmeni nezdindeki popülaritesi gerileyen Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP’nin İstanbul adayı Ekrem İmamoğlu’nu sandıkta yenilgiye uğratmak için elinde bulundurduğu devlet imkanlarını, kontrolü altındaki basını, tüm gücünü, seferber etmiş durumda. İçişleri, savunma ve dışışleri bakanları da dahil olmak üzere kabine üyeleri, Erdoğan’ın talimatı üzerine sahada. Bakanlar, İBB adayı Murat Kurum başta olmak üzere AKP’nin yerel seçimlerdeki adaylarına destek toplamaya çalışıyor.

Hatta Erdoğan’ın Pazartesi günü Tokat’ta düzenlediği mitingde “İstanbul’daki hemşehrilerinizi sizden aramanızı rica ediyorum” diye seslenmesi, Tokatlılardan AKP’nin İstanbul adayı Murat Kurum’un seçilmesi için yardım isteyecek noktaya gelmesi de dikkatlerden kaçmadı.

Yerel seçimler neden önemli?

Sinem Adar, Erdoğan’ın 31 Mart seçimlerini “2019 yerel seçimlerinin rövanşını alma fırsatı olarak gördüğüne”, CHP’ye kaptırdığı İstanbul ve Ankara gibi büyük kentleri geri alarak AKP’nin “siyasi meşruiyetini” güçlendirmek istediğine işaret ediyor.

Büyük kentlerde seçimleri kazanması durumunda AKP’nin muhalefet karşısındaki psikolojik üstünlüğünü daha da artıcağına işaret eden CATS uzmanı, Erdoğan için bunun milliyetçi ve İslamcı akımlar tarafından desteklenen başkanlık sistemini konsolide etmesi ve otoriter yönetimini sağlamlaştırması anlamına geleceğini vurguluyor.

Ayrıca Adar’a göre seçimler muhalefet partileri için de 20 yılı aşkın bir süredir devam eden AKP iktidarına alternatif olma iddiası bakımından da önemli bir sınav olacak.

Washington Enstitüsü’nün Kıdemli Araştırmacısı Soner Çağaptay da yayımladığı analizinde benzer bir noktaya dikkat çekiyor. İmamoğlu’nun İstanbul seçimlerini yeniden kazanması halinde bu galibiyetin onu “Erdoğan’ı yenebilecek yıldız siyasetçi” olarak ön plana çıkartacağını belirten Çağaptay, “Böyle bir gelişme aynı zamanda İmamoğlu’nu Erdoğan’a karşı güvenilir bir rakip olarak gösterecek ve Erdoğan karşıtı bloğa ivme kazandıracaktır” görüşünü kaydetti.

Seçimlerin Türkiye’nin siyasi geleceği açısından bu kadar ciddi önem taşımasına rağmen, toplumda heyecan yaratmaması, sadece iktidarın değil, muhalefet mitinglerinin de sönük geçmesi, beraberinde soru işaretlerini getiriyor.

DW Türkçe’den Değer Akal‘a konuşan Alman Marshall Fonu Türkiye Direktörü Özgür Ünlühisarcıklı “Türkiye’de siyasi gerilimden, kutuplaşmadan ve seçimlerden yoruldu” gözlemini aktardı.

İktidar seçmeni ile muhalif seçmenin farklı nedenlerden de olsa hayal kırıklığı yaşadığına işaret eden Ünlühisarcıklı, “İktidar seçmenleri ‘Bu sefer de oyunuzu verin, bakın göreceksiniz çok iyi olacak’ denip hiçbir şeyin değişmemesinden, muhalif seçmen ise ‘göreceksiniz bu sefer kazanacağız’ denip yine seçimlerin kaybedilmesinden dolayı hayal kırıklığı yaşıyor” diye konuştu.

Türkiye’de son dönemde ayrıca siyasal duygusal kutuplaşmanın da görünürlüğünün artığını vurgulayan Özgür Ünlühisarcıkla, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Bunun temel fay hattının modernleşmeyle muhafazakarlaşma arasındaki fay hattı olduğunu söyleyebiliriz. Bunun yarattığı gerilim var. Bunun yanı sıra gittikçe artan bir oranda dünya ile entegre olan bir kesim ile daha yerli kalan, yerli ve milli söylemi benimseyen bir kesim var bu da aynı modernleşme- muhafazakarlaşma şablonuna oturuyor.

Bu kutuplaşma, seçmen davranışını büyük ölçüde belirliyor. Bunun yanı sıra cumhurbaşkanının kendisi bir kutuplaşma konusu. Sevenleri çok seviyor, sevmeyenleri hiç sevmiyor. Dolaysıyla seçimlerde aslında taraflardan biri ne AKP ne Murat Kurum Erdoğan gibi görünüyor. AKP adaylarına oy verenler Erdoğan’a oy vermiş vermeyenlerde vermemiş sayılacak. 31 Mart her ne kadar bir yerel seçim gibi görünse de, Erdoğan aslında bunu kendisi için bir seçim olarak lanse ediyor.”

Aslında Türkiye’de seçmenin sandığa gitme oranı pek çok ülkeye kıyasla hep daha yüksek oranda gerçekleşiyor. Son olarak Mayıs 2023’te gerçekleşen cumhurbaşkanı seçiminin ilk turunda katılım oranı yüzde 87,04, 28 Mayıs’taki ikinci turda ise yüzde 85,71 olarak gerçekleşmişti. 31 Mart yerel seçimlerine seçmenin katılım oranın ne düzeyde olacağı, seçmendeki hayal kırıklığının sandığa yansıyıp yansımayacağı büyük merak uyandırıyor.

Küresel risk uzmanı Dr. Wolf Piccoli de Türkiye’ye yaptığı araştırma gezisi esnasındaki izlenimlerini DW Türkçe ile paylaşırken seçmende umutsuzluğun göze çarptığına dikkat çekti. Politik risk danışmanlığı hizmeti veren Teneo’nun Eş Başkanı ve Araştırma Direktörü Piccoli, Türkiye’de seçmenler ile seçmenleri temsil etme iddiasındaki siyasi aktörler arasındaki uçurumun derinleştiğini söyledi:

Piccoli, “Halkta seçim heyecanı yok. İnsanlar ay sonunu getirme mücadelesine odaklanmış durumda. Hem iktidar hem muhalefet partileri halkın gerçek sorunlarına çözüm üretmiyor, üretme iddiasına bile sahip değiller. Siyaset dünyasında olanlarla, halkın günlük yaşantısında olup bitenler arasında uçurum derinleşiyor” izlenimini aktardı.

Ipsos Türkiye’nin açıkladığı son araştırma sonuçlarına göre Türk halkının yüzde 85’i ülkedeki en büyük sorunun ekonomi olduğunu söylüyor, yüzde 74’ü enflasyonun daha da artacağını, yüzde 71’i de döviz kurunun yükseleceğini düşünüyor. Yüzde 75’i de Türkiye’deki genel durumdan memnun değil.

“Seçmenin asıl derdi ekonomi”

“Yerel seçimlere, halkın ağır geçim sıkıntısı yaşadığı koşullarda gidiliyor. Aslında seçmenin asıl derdi ekonomi” diyen Piccoli, yaşanan iktisadi gerilemenin sadece AKP’nin izlediği ekonomi politikaları ile ilintili olmadığını vurguladı.

Wolf Piccoli, “Mesele son 8-10 yılda izlenen politikaların ekonomiyi etkiliyor olması. Nedir bunlar? Kötüleşen eğitim sistemi, kamu hizmetlerinin kalitesinin gerilemesi, kurumsal erozyon, yolsuzluk, hesap verilebilirliğin olmaması, cezasızlık, hukukun üstünlüğünde, demokrasi ve basın özgürlüğündeki gerileme. Kamu kaynakları, daha ayrıcalıklı küçük bir gruba aktarılıyor, diğerleri bunun dışında kalıyor, ayın sonunu getirme mücadelesi vermek zorunda kalıyorlar. Hatta AKP’nin çok övdüğü sağlık hizmetlerinde de son dönemde çok ciddi gerileme olduğu kaydediliyor. Ama ne iktidarda ne de muhalefette kimse, halkın asıl sorunlarını çözüme kavuşturma konusunda ciddiyet sergilemiyor” dedi.

“Erdoğan’ın siyasi öncelikleri, halkın önceliklerinin önüne geçiyor”

Erdoğan’ın siyasi öncelikleri nedeniyle son dokuz ayda ekonomiyi düzeltmek adına gerekli adımların atılmadığına, hem zamanın hem kaynakların boşa harcandığına, dizginlenmeyen enflasyon ve hayat pahalılığı krizinin insanların günlük yaşamını giderek çok zor hale getirdiğine dikkat çeken Wolf Piccoli, yerel seçimlerden sonra da Erdoğan’ın ekonomi politikalarında büyük bir değişiklik beklemediğini kaydetti.

31 Mart seçimlerinin sonucu ne olursa olsun Erdoğan için önceliğin Anayasa değişikliği olacağını söyleyen Piccoli, büyük ihtimalle bir ya da bir buçuk yıl içinde referandum ve erken seçim moduna girileceği öngörüsünü paylaştı, “Dolaysıyla 31 Mart seçimlerinden sonra da popülaritesini sürdürmek Erdoğan’ın önceliği olacak” dedi.

Erdoğan’ın siyasi önceliklerinin Türk halkının ve gelecek nesillerin önceliklerinin önüne geçtiğini aktaran Piccoli, “AKP iktidara geldiğinde asgari ücretlilerin oranı yaklaşık yüzde 30’du, şimdi yaklaşık yüzde 70’e ulaştı. Bu aslında Erdoğan’ın Türkiye’yi nasıl bir ülkeye dönüştürdüğünü anlatıyor. Küçük bir gruba hizmet eden bir ekonomi yarattı yani kamu çalışanlarının bir bölümü, inşaat sektörü ve vasıfsız işçilere dayanan tekstil gibi sanayi kolları. Kitlesel bir vasıfsız, az eğitimli, kesim yaratılıyor. Farklı bir hayat isteyenler ise Türkiye’nin bunun için doğru bir yer olmadığı gerçekliği ile yüzleşiyor. Eğitim istatistikleri Türkiye’deki gerilemeyi gözler önüne seriyor. Yani Türkiye gelecek vaat etmeyen bir ülkeye dönüştürülüyor” gözlemini kaydetti.

Halkın Türkiye’deki gidişattan ötürü büyük bir hayal kırıklığı yaşamakta olduğunu, “pes etmiş göründüğünü” söyleyen risk analisti, AKP’nin yıllarca övündüğü yüksek sayıdaki genç nüfusunun da artık çareyi ülkeyi terk etmekte aradığını, bunun kimsenin konuşmak istemediği büyük bir drama dönüşmekte olduğunu aktardı.

Wolf Piccoli, “Kimse gerçekleri ve asıl tehlikeyi konuşmuyor. Geçen yıl Türkiye’den Avrupa’ya en yüksek iltica oranı kaydedildi. Kimse neden her yıl 100 bin kişinin Türkiye’den kaçmaya çalıştığını konuşmuyor. Geleceklerini artık Türkiye’de görmeyen eğitimli insanlar yurtdışına gidiyor. Türkiye’den çok ciddi beyin göçü yaşanıyor. Bu gerçek bir dram” dedi.

“Türkiye için önemli bir kavşak”

Siyasi gözlemciler, dünyanın bugün geldiği noktada jeostratejik açıdan önemi artan, ekonomik olarak da önünde büyük fırsatlar bulunan Türkiye’nin önemli bir kavşakta bulunduğuna işaret ediyorlar. Türkiye’nin bu fırsatları ve geleceği ıskalamaması için yönetim anlayışını değiştirmesi, demokrasi ve hukuk devletini güçlendirmesi, yolsuzlukların üzerine gitmesi gerektiği konusunda hemen hemen tüm uzmanlar hem fikir.

Gözlemciler, 31 Mart seçimlerinden çıkacak mesajın, Türkiye’yi yeniden doğru istikamete yönlendirecek bir değişim getirebileceğini, bunun da ancak seçmenin sandığa giderek tercihini kullanmasıyla sağlanabileceğini dile getiriyorlar.

Paylaşın

İBB Başkanı İmamoğlu’ndan Bakanlara Tepki: Sizin Başka İşiniz Yok Mu?

Üsküdar’da halka seslenen İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, seçim çalışması yapan bakanlara tepki göstererek, “İşin gücün yok mu senin? Sizin başka işiniz yok mu?” dedi.

Ekrem İmamoğlu, konuşmasında rakibi Murat Kurum’a da gönderme yaparak, “Bu Kent Lokantasını küçümseyen dersini çalışmamış ithal aday var ya ah bunu bir anlayabilse” ifadelerini kullandı.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP’nin başkan adayı Ekrem İmamoğlu, Üsküdar’da düzenlenen mitingde açıklamalarda bulundu. Bakanların seçim çalışmasına tepki gösteren İmamoğlu, şunları söyledi:

“Birkaç gün sonra mühür size gelecek. Mührü doğru yerde kullanacaksınız. Bu kullanacağınız mühür, sizlerin geleceği adanı en önemli kararın onayı olacak. İstanbul’da zaten işiniz kolay. İki tane aday var. O zaten 31 Mart’a kadar çalışsın, hayat dersi alsın, sonra Ankara’ya yollayacağız.

İstanbul’da dersine çalışmadığını başka kim düşünüyor? 17 tane bakan arkadaşı. Öyle düşünmesiler Ankara’dan buraya niye gelsinler? +1 Cumhurbaşkanı da geldi. Hepsi toplandı geldi. Hoş geldi sefa geldi. Bunlara misafirperverlik yapacak mıyız? 2019’daki gibi, 23 Haziran’daki gibi… 806 bin kez misafirperverliğe hazır mıyız?

Ankara’dan 17 bakan geldi ya, Cumhurbaşkanı geldi ya… Ciddi tarafı şu; devletin bakanı olmak şerefli bir görevdir. Atanmış kişilersiniz siz, bakan olarak görev yapacaksınız. İçinde Dışişleri Bakanı var, Adalet Bakanı var, İçişleri Bakanı var, Ekonomi Bakanı var…”

Murat Kurum’un seçim çalışmasına katılan bakanlara seslenen İmamoğlu, “Dönsene Ankara’ya, işin gücün yok mu senin? Sizin başka işiniz yok mu?” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Gazze’de İsrail Saldırılarında Can Kaybı 32 Bin 414’e Yükseldi

Filistin – İsrail savaşının 172. günü geride kalırken, Gazze’de İsrail saldırılarında ölü sayısı son 24 saatte 32 bin 414’e yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralı sayısı ise 74 bin 787’ye ulaştı.

Haber Merkezi / Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Öte yandan Birleşmiş Milletler (BM) Filistin Özel Raportörü Francesca Albanese, İsrail’in Gazze’de “soykırım” eylemleri gerçekleştirdiğinin belirlenmesi için “makul sebepler” bulunduğunu iddia etti.

“Bir Soykırım Anatomisi” başlıklı raporunda, İsrail’in BM Soykırım Sözleşmesi’nde belirtilen beş eylemden üçünü gerçekleştirdiğine dair net emareler bulunduğunu belirten Albanese, bu üç eylemi, “bir grubun üyelerini öldürmek, grubun üyelerine fiziki ya da ruhsal açıdan ciddi şekilde zarar vermek, grubun fiziki varlığını tümüyle ya da kısmen sona erdirecek yaşam koşullarına kasten tabi tutmak” olarak sıraladı.

BM Soykırım Sözleşmesi’nin 2’nci maddesinde soykırım tanımı yapılırken söz konusu üç unsurun yanı sıra “grup içinde doğumların engellenmesine yönelik önlemler alınması” ve “grup bünyesindeki çocukların zorla başka bir gruba aktarılması” eylemleri bulunuyor.

Cenevre merkezli BM İnsan Hakları Konseyi tarafından atanan ancak BM adına konuşmayan Albanese, raporunda “Gazze’de Filistinlilere yönelik soykırım eylemleri gerçekleştirildiğini gösteren eşiğin aşıldığına inanılmasını sağlayacak makul sebepler” olduğunu bildirdi.

“Etnik temizlik” uyarısında da bulunan Albanese, “İsrail’in Gazze saldırısının baskın mahiyeti ve çapının yanı sıra çektirdiği yıkıcı yaşam koşulları, Filistinlileri fiziksel olarak grup hâlinde ortadan kaldırma niyetini açığa çıkarıyor” ifadesine verdi.

Gazze’de çatışmalar devam ediyor

Ayrıca Birlemiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) Gazze’de ateşkes çağrısı içeren karar tasarısını kabul etmişti. Karar, Amerika’nın çekimser kalmasıyla kabul edilebilmişti.

Güvenlik Konseyi (BMGK) kararına rağmen Gazze’de çatışmalar devam ediyor. Görgü tanıkları İsrail savaş uçaklarının Refah’ı bombaladığını, Han Yunus ve Gazze merkezindeki hastaneler çevresinde şiddetli çatışmaların olduğunu belirtiyor.

Gazze yakınındaki İsrail kasabalarında da roket uyarı sirenleri çalıyor. Bütün bu gelişmeler yaşanırken bir yandan da İsrail ve Hamas’ın temsilcileri Katar’da arabulucular aracılığıyla ateşkes müzakesi yürütüyor. Görüşmelere Katar ve Mısır arabuluculuk yapıyor.

Mossad’dan yetkililer müzakereler için Doha’da. Mossad ekibinin bir kısmının ise istişarelerde bulunmak için İsrail’e döndüğü belirtiliyor. İsrail, dolaylı ateşkes müzakerelerinde Hamas’ı hayali isteklerde bulunmakla suçluyor.

7 Ekim’de 1200 kişinin yaşamını yitirdiği Hamas saldırısının ardından İsrail’in Gazze’ye yönelik hava saldırıları ve kara harekâtında 32 binden fazla kişi yaşamını yitirdi, yaklaşık 80 bin kişi de yaralandı.

1 milyondan fazla Gazzeli, bölgenin güneyindeki Refah’a sığınmış durumda. İsrail Refah’a hareket başlatacağını belirtirken, Amerika ve uluslararası toplum, sivillerin can güvenliği için bir plan olmadan bunun yapılmasına karşı çıkıyor.

Paylaşın

Ticari Kredi Faizleri Yüzde 75’e Dayandı: Krediler Üst Yönetime Soruluyor

Bankacılık sektörü kaynaklarının verdiği bilgiye göre bazı bankalarda yüzde 52 seviyesinde olan ticari kredi faizi yeni haftaya yüzde 59 seviyesinden başladı. Bu 7 puanlık artış neredeyse bir haftada ticari kredi faizinin yüzde 13,5 artışa uğradığını gösteriyor.

Bazı bankaların internet sitelerinde yer alan bilgilere göre ise ticari kredi faizinde yüzde 75’e kadar çıkan oranlar göze çarpıyor. Bankacılık sektörü kaynakları ortalamada ise yüzde 59-65 arasında ticari kredi faizleri ağırlıklı.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) sürpriz faiz kararının piyasalara yansımaları sürüyor. Karar sonrası ihtiyaç ve ticari faizlerinde sert yükselişler yaşandı.

Ekonomi Gazetesi’nde yer alan habere göre, bankacılık sektörü yeni haftaya tüm kredi kanallarında faiz artışıyla başladı. Merkez Bankası’nın geçen haftaki 500 baz puanlık faiz artırımı kredi faiz oranlarına hemen yansıdı.

Bankalar ihtiyaç kredi faizlerini 40-200 baz puan arasında yükseltirken, ticari kredi faizlerinde de 700 baz puanlık artırımlar gerçekleşti. İhtiyaç kredisinde aylık yüzde 6 seviyeleri, ticari kredi faizinde ise yıllık yüzde 59-75 seviyeleri artık normalleşti.

Ticari kredi faizi 75’e çıkıyor

Bankacılık sektörü kaynaklarının verdiği bilgiye göre bazı bankalarda yüzde 52 seviyesinde olan ticari kredi faizi yeni haftaya yüzde 59 seviyesinden başladı. Bu 7 puanlık artış neredeyse bir haftada ticari kredi faizinin yüzde 13,5 artışa uğradığını gösteriyor.

Bazı bankaların internet sitelerinde yer alan bilgilere göre ise ticari kredi faizinde yüzde 75’e kadar çıkan oranlar göze çarpıyor. Bankacılık sektörü kaynakları ortalamada ise yüzde 59-65 arasında ticari kredi faizleri ağırlıklı.

Bankacılık sektörü kaynaklarının verdiği bilgiye göre bankalarda üst yönetimlerinin uyguladığı kısıtlar da bulunuyor. Bazı bankalarda 500 bin-1 milyon arası ticari kredi talepleri banka üst yönetimine sorulmadan onaylanamazken, en fazla 200-300 milyon lira seviyesinde kredilere şubeler karar verebiliyor.

Paylaşın

Erdoğan, “Önceliğimiz Enflasyonu Düşürmek” Dedi Sabır İstedi

Aksaray’da halka seslenen Erdoğan, “Yüksek enflasyon ortamında ne verirsek verelim dipsiz kuyu misali kaybolup gidiyor. Önce enflasyonu kontrol altına almamız gerekiyor, Allah’ın izniyle bunu başaracak programa kararlılığa sahibiz” dedi ve ekledi:

“Hep birlikte biraz daha sabredeceğiz, ülkemizin gücünden ve potansiyelinden rahatsız olan çevreler, muhalefeti de kullanarak milletimizi karamsarlık bataklığına sürüklemek istiyor. Amaçları Türkiye’yi mevcut kazanımlarından edecekleri bir güvensizlik ve istikrarsızlık iklimine sokmaktır.”

Erdoğan, konuşmasının devamında, Gelip geçici sıkıntıları asırlık hedeflerin önüne koyarak milletimizle aramızı açabileceklerini sanıyorlar. Biz bu senaryoyu defalarca gördük, vesayetin türlü tuzaklarıyla uğraşırken gördük, FETÖ’den PKK’ya, terör örgütlerinin saldırılarına karşı koyarken gördük. Emperyalistlerin ülkemize yönelik kuşatmalarını kırarken gördük. Bu oyunu hep beraber bozacağız” ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yerel seçimler kapsamında partisinin Aksaray mitinginde halka hitap etti. Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

“Geçtiğimiz yılki 14-28 Mayıs seçimlerinde coşkunuzu sandığa yansıttınız. Bu seçimde Cumhur İttifakı’na milletvekilliğinde yüzde 70’i, Cumhurbaşkanlığında yüzde 75’i aşkın oy oranıyla verdiğiniz destek için her birinize şükranlarımı sunuyorum. Bugüne kadar girdiğimiz her mücadelede, her seçimde Hasandağı gibi heybetli bir şekilde yanımızda yer aldığınız için Aksaray’a teşekkür ediyorum. Rabbime bana sizler gibi yol arkadaşları verdiği için hamd ediyorum. Sizler, yanımızda olduğunuz müddetçe bize durmak, duraksamak yok.

Biz de milletimize sözümüzü hep yerine getirdik. Bundan sonra da aynı şekilde bu yolda devam edeceğiz. Aksaray’a mahcup olmamak için 21 yıldır gece gündüz çalışıyoruz. Pek çok alanda gayet olumlu neticeler alıyoruz. Büyümede, milli gelirde, ihracatta, savunma sanayiinde, diplomaside tarihimizin en iyi seviyelerini gördük. Her dönemde olduğu gibi bu süreçte de pek çok engelle, pek çok sıkıntıyla karşılaşıyoruz.

Bölgemizde yaşanan krizlerin, savaşların, gerilimlerin ülkemize olumsuz etkilerini hep göğüslüyoruz. Dünyanın her yerinde olduğu gibi ülkemizde de can yakan enflasyonun yol açtığı hayat pahalılığıyla boğuşuyoruz. Çalışanlarımızın ve emeklilerimizin alım güçlerindeki düşüşü telafi etmek için sürekli yeni adımlar atıyoruz. Tüm emeklilerimize bir defaya mahsus 5 bin lira ödeme yaptık.

Yılbaşında emeklilerimizin ve çalışanlarımızın maaşlarını yüzde 50 oranında artırdık. Emeklilerimizin ikramiyelerinde de aynı şekilde yüzde 50 artışa gittik. Son olarak banka promosyon ödemelerini 8 bin ile 12 bin lira arasında yükselttik. İnşallah yılın ikinci yarısından itibaren enflasyonun düşmeye başlamasıyla elimiz biraz daha rahatlayacak. Çünkü yüksek enflasyon ortamında ne verirsek verelim dipsiz kuyu misali kaybolup gidiyor. Önce enflasyonu kontrol altına almamız gerekiyor, Allah’ın izniyle bunu başaracak programa kararlılığa sahibiz.

“Hep birlikte sabredeceğiz”

Hep birlikte biraz daha sabredeceğiz, ülkemizin gücünden ve potansiyelinden rahatsız olan çevreler, muhalefeti de kullanarak milletimizi karamsarlık bataklığına sürüklemek istiyor. Amaçları Türkiye’yi mevcut kazanımlarından edecekleri bir güvensizlik ve istikrarsızlık iklimine sokmaktır. Gelip geçici sıkıntıları asırlık hedeflerin önüne koyarak milletimizle aramızı açabileceklerini sanıyorlar.

Biz bu senaryoyu defalarca gördük, vesayetin türlü tuzaklarıyla uğraşırken gördük, FETÖ’den PKK’ya, terör örgütlerinin saldırılarına karşı koyarken gördük. Emperyalistlerin ülkemize yönelik kuşatmalarını kırarken gördük. Bu oyunu hep beraber bozacağız… Geçmişte Türkiye’yi asırlık altyapı ihmallerini telafi ederek nasıl 2023’e hazırladıysak, şimdi de çok daha fazlasını yaparak Türkiye Yüzyılı’nı inşa edeceğiz. Ülkemizi bugüne kadar 3 kat büyüttük.

Önümüzdeki dönemde 2 kat daha büyüteceğiz. Sadece kayıplarımızı telafi etmekle kalmayacak, ülkemizi dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri haline getireceğiz. Bunu da Aksaray’la birlikte, 81 vilayetimizle birlikte yapacağız. Önümüzdeki Pazar günü sadece merkezin, ilçelerin ve beldelerin belediye başkanlarını seçmekle kalmayacaksınız, aynı zamanda sandıkta bize vereceğiniz güçlü destekle diğer mücadelelerimizde de işimizi kolaylaştıracaksınız.”

Paylaşın

İstanbul Seçimleri: Kürt Seçmenin Çoğu İmamoğlu’nu Destekleyecek

Kamuoyu araştırma şirketi Rawest Direktörü Roj Girasun, DEM ile ana muhalefet partisi CHP’nin İstanbul’un bazı bölgeleri üzerinde anlaşmaya vardığını, bunun da DEM seçmeninin İmamoğlu’nu desteklemesini kolaylaştırdığını ve seçmenlerin yaklaşık yarısının bu yönde eğilim gösterdiğini söyledi.

İstanbul’da anketler, Cumhuriyet Halk Partili (CHP) İmamoğlu ile AK Partili rakibinin başa baş gittiğini, DEM Parti adayının ise geride kaldığını gösteriyor.

Birleşik Krallık merkezli Reuters haber ajansının anketlere dayandırdığı haberinde, Kürt seçmenin çoğunun pazar günü parti sadakatini bir kenara bırakıp Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul’daki en büyük rakibini destekleyeceği belirtiliyor.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) seçmeni, AK Parti’nin İstanbul’daki 25 yıllık iktidarını sona erdiren 2019 yerel seçimlerinde Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun kazanmasında önemli rol oynamıştı. Bu zafer aynı zamanda muhalefete son beş yılda kritik bir dayanak sağladı.

Reuters haberinde muhalefetin Mayıs ayındaki cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan karşısında aldığı yenilginin siyasi manzarayı değiştirdiği ve DEM seçmenini, Kürt hakları davasını en iyi nasıl ilerletecekleri konusunda ikiye böldüğü kaydediliyor.

İstanbul’da anketler, Cumhuriyet Halk Partili (CHP) İmamoğlu ile AK Partili rakibinin başa baş gittiğini, DEM Parti adayının ise geride kaldığını gösteriyor. Reuters bu durumun DEM Parti destekçilerini bir ikilemle karşı karşıya bıraktığını belirtiyor; kalpleriyle mi yoksa akıllarıyla mı oy vermeliler?

Kamuoyu araştırma şirketi SAMER’den Yüksel Genç’e göre DEM Parti seçmeninin kafası karışık ve kararsız. Genç “Partilerinin adayına oy vermeyi düşünüyorlar ama AK Parti’nin kazanmasını istemiyorlar” diyor. Ancak Kürt seçmenin yüzde 40’ının İmamoğlu’na oy vereceğini söylediğini belirtiyor.

İktidar, PKK’yla yürütülen barış sürecinin 2015’te çökmesinden bu yana Kürt partilerine baskı uyguluyor. Yaklaşık yüzde 10’luk sandalye oranıyla parlamentonun üçüncü büyük partisi konumundaki DEM, reddettiği PKK bağlantıları olduğu iddiasıyla açılan bir davada kapatılma ihtimaliyle karşı karşıya olan Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) halefi.

Diyarbakır’daki Nevruz festivali kutlamalarına katılan emekli Mehmet Fatih Sütçü, “Diyarbakır gibi bir ortamda DEM’e oy vermek gerektiğini düşünüyorum ama İstanbul’da Ekrem İmamoğlu’na oy verirdim” diyor.

Kamuoyu araştırma şirketi Rawest Direktörü Roj Girasun, DEM ile ana muhalefet partisi CHP’nin İstanbul’un bazı bölgeleri üzerinde anlaşmaya vardığını, bunun da DEM seçmeninin İmamoğlu’nu desteklemesini kolaylaştırdığını ve seçmenlerin yaklaşık yarısının bu yönde eğilim gösterdiğini söyledi.

DEM’in İstanbul Büyükşehir Belediyesi adayı Meral Danış Beştaş, taktiksel oy kullanma fikrini reddetti. Bir röportajında “Bizim çağrımız insanların bize oy vermesidir” dedi, “Her partinin kendi siyasetini yürütmek gibi temel bir görevi olduğuna inanıyorum” ifadelerini kullandı.

Beştaş’ın duruşu, Güneydoğu’da seçilmiş Kürt belediye başkanlarının yerine devlet tarafından atanan kayyumların getirildiği baskıların ardından bir güç gösterisi yapmak isteyen DEM seçmenleri tarafından destekleniyor. Özel sektör çalışanı Büşra Yentürk, “10 yılı aşkın süredir kayyumlara karşı mücadele ediyoruz ve her seçimde Kürtler coşkuları, iradeleri ve onurlarıyla sandığa gidiyor ve destekledikleri partiye oy veriyor” dedi.

“Barış sürecine geri dönüleceğine dair bir işaret yok”

Geçtiğimiz haftalarda Kürt siyasetinin önde gelen isimleri, 85 milyonluk Türkiye nüfusunun yüzde 15-20’sini oluşturan Kürtler’in kültürel ve dilsel hak taleplerinin daha fazla karşılanması için yeni bir barış süreci başlatılması çağrısında bulunmuştu..

Ancak araştırmacı Girasun, bunun milliyetçi bir partiyle ittifak yapan AKP’nin planlarına işaret etmekten ziyade, Kürtler’in umutlarının bir ifadesi olduğunu söyledi. Hükümet bunun yerine bu yaz Irak’ta PKK’ya karşı operasyonları artırmayı planladığını açıkladı.

İstanbul adayı Beştaş, şu anda barış sürecine geri dönüleceğine dair bir işaret olmadığını ancak demokratikleşmenin Kürt meselesinin çözümünü gerektirdiğini söyledi. Beştaş, “Nüfusun dörtte birinin ötekileştirildiği, ayrımcılığa uğradığı ve taleplerinin karşılanmadığı bir Türkiye demokratik olamaz” dedi.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

ABD Merkezli Haber Ajansından Çarpıcı “Yerel Seçimler” Analizi

31 Mart’ta yapılacak yerel seçimlere sayılı günler kalırken, ABD merkezli haber ajanslarından Associated Press, seçimlere ilişkin kapsamlı bir analiz ve dosya haber hazırladı…

Sözcü’nün aktardığına göre; Haberde, bu pazar günü milyonlarca vatandaşın sandığa gideceği ve belediye başkanı ve yerel yönetim için oy vereceği belirtilirken, “Bu seçim yıllar önce kritik şehirleri kaybeden AKP’nin lideri Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın popülaritesini ölçecek. Erdoğan’ın partisinin zafer kazanması Türkiye’nin liderinin mevcut görev süresinin sınırlarını artırmanın önünü açacak anayasal değişikliği gündeme getirebilir” denildi.

Muhalefet bloğunda ise kritik şehirlerdeki belediyelerin elde tutulmasının geçen yıl yapılan seçimlerden sonra morali bozulan muhalefeti canlandırabileceği de belirtildi.

Analizde, “Özellikle İstanbul’un kaybedilmesi, siyasi kariyerine 1994 yılında yaklaşık 16 milyonluk metropolün belediye başkanı olarak başlayan Erdoğan için büyük bir darbe oldu. Erdoğan, 47 yaşındaki eski şehircilik ve çevre bakanı Murat Kurum’u, merkez sol Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) popüler siyasetçilerinden Ekrem İmamoğlu’na karşı aday gösterdi. İmamoğlu, Erdoğan’a meydan okuyacak olası bir cumhurbaşkanı adayı olarak lanse ediliyor” denildi.

Fakat muhalefetin geçen seçimlerin aksine daha dağınık olduğu belirtilirken Yeniden Refah Partisi’nin ise AKP’den oy almasının beklendiği aktarıldı. Yapılan anketlerde adayların başabaş gittiğine vurgu yapılırken Ankara’da ise CHP’nin adayı Mansur Yavaş’a desteğin ise yüksek olduğu belirtildi.

Haberde, “Yirmi yılı aşkın bir süredir önce başbakan sonra da cumhurbaşkanı olarak iktidarda olan Erdoğan, hiçbir şeyi şansa bırakmayarak ülke çapında seçim mitingleri düzenliyor ve belediye başkanlığı için yarışan adaylar adına kampanya yürütüyor” denilirken, “Analistler, Erdoğan ve müttefiklerinin şu anda parlamentoda yeni bir anayasa yapmak için yeterli sandalyeye sahip olmadığını, ancak yeni bir seçim zaferinin bazı muhafazakar muhalefet milletvekillerini taraf değiştirmeye yöneltebileceğini söylüyor” yorumuna da yer verildi.

“Erdoğan, Yavaş ve İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığı hayallerini bitirebilir”

Erdoğan’ın yerel seçim yarışı sürecinde yaptığı “son seçimim” açıklamasının da bir strateji olduğuna dair yorumlara yer verilirken, “Ankara ve İstanbul’u Erdoğan’ın partisine kaybetmeleri, Yavaş ve İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığı hayallerini bitirebilir” denildi.

ABD merkezli ajansın haberinde, “Önceki seçimlerde olduğu gibi Erdoğan, cumhurbaşkanı olmanın avantajlarını kullanıyor ve kampanya yürütürken sık sık devlet kaynaklarından yararlanıyor. Kampanya süresince Erdoğan, seçmenlere devlet hizmetlerinden faydalanmak istiyorlarsa iktidar partisi destekli adayları desteklemeleri yönünde üstü kapalı uyarılarda bulundu. Hükümetinin yüksek enflasyonu kontrol altına alma çabalarına rağmen, hane halkını biraz olsun rahatlatmak için asgari ücreti %49 oranında artırdı” ifadesi de kullanıldı.

Öte yandan İstanbul’daki seçmenlerin yaklaşık yüzde 10’unu Kürt seçmenlerin oluşturduğu hatırlatılırken onların oylarının belediye başkanlığı yarışında belirleyici olabileceğine vurgu yapıldı.

DEM Parti’nin 2019 yılındaki yerel seçimlerde İmamoğlu’nu desteklediği belirtilirken bu seçimlerde ise kendi adaylarını çıkarmasına dikkat çekildi. Fakat DEM Parti’nin adaylarının öne çıkmadığına dikkat çekilirken bunun da İmamoğlu’na destek için kasıtlı olabileceği kaydedildi.

Paylaşın