Erdoğan, Dijital Teknolojiyi Hedef Aldı: 40 – 50 Yıl Önce…

KADEM’in düzenlediği Uluslararası Kadın ve Adalet Zirvesi’nde açıklamalarda bulunan Erdoğan, “Teknoloji, kolay ve hızlı iletişim, bilgiye rahat ulaşım kadar doyumsuzluk da üretmekte, yeni istekleri ve yeni tüketim araçlarını da hayatımıza sokmaktadır” dedi ve ekledi:

“Bundan 40-50 yıl önce eşyalardan ziyade insanların yaşamları, ne yapıp ettikleri, değerleri, ortaya koydukları eserler hep ön plandaydı. Sadece İslam aleminde değil, Batılı toplumlarda da mahremiyet duygusu yaygındı. Göz hakkı, diğerkâmlık, empati, fakir fukaranın da hukukunu gözetme gibi kavramlar fertlerin davranışlarında belirleyici rol oynuyordu. Var olmak ile görünür olmak, bütün bunlar arasında bu derece yüksek bir illiyet bağı kurulmuyordu.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kadın ve Demokrasi Vakfı (KADEM) tarafından Haliç Üniversitesi’nde düzenlenen Uluslararası Kadın ve Adalet Zirvesi’nde açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar şu şekilde:

“Tarih bize dünyamızın genel manada her 100 yılda bir kabuk değiştirdiğini, dönüştüğünü, yeni bir safhaya geçtiğini gösteriyor. Çok değil, iki asır önce başlayan sanayi devrimiyle birlikte hayatımızda keskin bir kırılma yaşandı. Fabrikalar, otomobiller, fotoğraf makineleri, aşılar, ilaçlar, telefon, radyo, televizyon derken insan hayatı kısa sürede köklü değişimlere sahne oldu.

Ardından internetin ve bilişim teknolojilerinin hayatımıza girmesiyle çok daha farklı, çok daha derin bir değişim dalgasına kapıldık. Bugün artık yapay zekadan, insansız sistemlerden, robotik teknolojilerden, nesnelerin internetinden bahsediyoruz. Algoritmaların ve yapay zeka sistemlerinin yapabildikleri karşısında hayret etmekten, hatta kimi zaman insanlığın geleceği adına endişe etmekten kendimizi alamıyoruz.

Şurası da bir gerçek ki, tüm bu değişimler beraberinde üretim ilişkilerinin, insan davranışlarının, insani beklentilerin de farklılaşmasını getirmektedir. Teknoloji, kolay ve hızlı iletişim, bilgiye rahat ulaşım kadar doyumsuzluk da üretmekte, yeni istekleri ve yeni tüketim araçlarını da hayatımıza sokmaktadır.

Bakınız, bundan 40-50 yıl önce eşyalardan ziyade insanların yaşamları, ne yapıp ettikleri, değerleri, ortaya koydukları eserler hep ön plandaydı. Sadece İslam aleminde değil, Batılı toplumlarda da mahremiyet duygusu yaygındı. Göz hakkı, diğerkâmlık, empati, fakir fukaranın da hukukunu gözetme gibi kavramlar fertlerin davranışlarında belirleyici rol oynuyordu. Var olmak ile görünür olmak, bütün bunlar arasında bu derece yüksek bir illiyet bağı kurulmuyordu.

Günümüzde ise bireylerin hayata yaptıkları katkılar değil, neyi aldığı, neyi yediği, neyi paylaştığı daha çok gündeme geliyor. Gerçekle sanalın, algı ile olgunun, yalan ile gerçeğin yer değiştirdiği dijital kültürün insanın hayata bakış açısını altüst ettiği bir dönemde yaşıyoruz. Dijitalleşmenin ortaya çıkardığı ürünlerin, sunduğu imkanların, getirdiği kolaylıkların ve konforun yanı sıra insanı nesneleştirdiğini, insanın biricikliğini örselediğini çok net biçimde görüyoruz.

Çok boyutlu bir dijital hegemonya hayatımıza daha fazla nüfuz etmekte, üstelik etki alanını her geçen gün genişletmektedir. Bu çerçevede bir diğer husus da şudur. Teknolojinin, özellikle de yapay zekanın adaletsizlikleri derinleştiren yönü kimi zaman göz ardı ediliyor. Oysa yapılan ilmi araştırmalar yapay zekanın kötü uygulamaları tekrar ederek toplumsal eşitsizlikleri pekiştirdiğini ortaya koyuyor.

Burada şunu da söylemek durumundayım. Yapay zeka teknolojileri ve algoritmaların mağdurları arasında ilk sırada kadınlar yer almaktadır. İş başvurularından sosyal medya platformlarına kadar birçok farklı mecrada kadınlar, yapay zekanın eşitsizlikleri artıran bu çirkin yüzüne maalesef çok sık muhatap olmaktadır.

Regülasyon eksikliği başka alanlar gibi burada da en ciddi sorundur. Elbette şunu tersine çevirmek bizim elimizdedir. Sadece dezavantajların önüne geçilmesinde değil, kadınların eşit haklara erişebilmesinde ve kendilerini geliştirebilmelerinde de yapay zekadan istifade edebiliriz. Bunun için yapay zeka algoritmalarında ve veri tabanlarında dezavantajlı kesimleri gözeten temel prensiplerin belirlenmesine ihtiyaç duyuluyor. Daha fazla mağduriyet oluşmadan, sorunlar daha fazla kronik hale gelmeden bu konuda evrensel bir deklarasyona imza atılması gerektiğine inanıyoruz.

“Eşrefi mahlukat olan insanı merkeze almayan…”

KADEM’in ülkemizde bu sürece öncülük etmesinde fayda vardır. Zirvenin bu alanda yeni bir dönemin başlangıcı, ilk adımı olmasını temenni ediyorum. Her fırsatta ifade ediyorum. Önemine binaen bir kez daha tekrarlıyorum. Eşrefi mahlukat olan insanı merkeze almayan, ona hizmet etmeyen, insanı ve insani değerleri yüceltmeyen hiçbir gelişmenin, hiçbir yeniliğin cazibesi ne kadar yüksek olursa olsun kıymeti harbiyesi yoktur. Bilhassa kadınları dışlayan, kadınlara adaletsizlik yapan bir teknolojinin insanlığa hayrının dokunması mümkün değildir.”

Kadın emeğinin ucuz iş gücü olarak görüldüğü, kadının metalaştırıldığı, kadının sadece adının olduğu siyasete, iş dünyasına, eğitime, devlet idaresine kadın elinin değmediği velhasıl kadının üretimden, toplumdan, siyasetten, akademiden dışlandığı bir sistem sadece eksik değildir, böyle bir düzen aynı zamanda adaletsizdir, toplumun gücünün yarısını yok sayıyor demektir.

Türkiye’de son 22 yılda hayatına en fazla dokunduğumuz kesimlerin başında kadınlar vardır. Geriye dönüp baktığımızda gurur duyduğumuz mücadelelerimizden biri kadınların hak ve hürriyetlerini genişletme yolunda verdiğimiz kararlı, çetin ve sancılı mücadeledir.

Evet, gerçekten çok zorluk çektik. 22 yıl boyunca çok ciddi engellerle karşılaştık. Vesayetin, baskının, sistemin hücrelerine kadar işlemiş yasakçı zihniyetin her çeşidiyle muhatap olduk. Kadınların zaten sahip olmaları gereken haklara kavuşturma çabalarımızda muhalefeti yanımızda değil, hep tam karşımızda bulduk.

Maalesef anayasamızın apaçık hükümlerine rağmen kadınlar yıllarca bu ülkede sırf başörtüsünden dolayı eğitim ve çalışma hayatından dışlandı. Özgürlüğün ve özgür düşüncenin merkezi olması gereken üniversitelerin kapısına faşizmin simgesi olan ikna odaları kuruldu.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve Başbakan olarak biz de eski Türkiye’nin dayatmalarıyla karşılaştık. Bugün veya geçmişte beraber siyaset yaptığımız yol arkadaşlarımızın kahir ekseriyeti aynı sıkıntılarla yüzleşti. Son 22 yılda verdiğimiz kararlı mücadele neticesinde tüm bunları Türk demokrasisine dair kötü birer hatıra olarak tamamen geride bıraktık.

Eğitim ve çalışma hayatı başta olmak üzere her alanda ülkemizin beşeri sermayesinin zenginleşmesinin önündeki tüm engelleri kaldırdık. Hayatın tüm alanlarında kadınlar arasındaki başörtülü ve başı açık ayrımına son verdik. Türkiye’yi yasakların, baskıların, korkuların ülkesi olmaktan çıkarıp, fırsat eşitliğinin, adaletin, özgürlüğün hakim olduğu bir yer haline dönüştürdük.

Geçmişin hatalarını telafi etmek üzere kadınlar lehine pozitif ayrımcılık yapılmasını anayasa kuralı haline getirdik. Reform paketleriyle, destek mekanizmalarıyla, teşviklerle, yasal ve idari düzenlemelerle kadının ekonomik ve sosyal statüsünü güçlendirdik.

Şiddete, özellikle kadına ve çocuğa yönelik kötü muameleye sıfır tolerans anlayışıyla yaklaştık. Bu doğrultuda ŞÖNİM, Kadın Konuk Evi, KADES, elektronik kelepçe gibi devrim niteliğinde uygulamaları hayata geçirdik. Attığımız adımların istihdam başta olmak üzere olumlu yansımalarına her alanda şahit olduk ve oluyoruz. Kadınların iş gücüne katılım oranlarında önemli ilerlemeler yaşandı.

Mesela 2002 yılında yüzde 27,9 olan kadınların iş gücüne katılım oranı 2024 yılı Ağustos ayı itibariyle yüzde 37,3’e çıktı. Kadın istihdam oranı yüzde 25,3’ten yüzde 33’e yükseldi. Bu rakamları yeterli görmediğimizi her vesileyle söylüyoruz. Amacımız 2028 yılı sonuna kadar kadın iş gücüne katılım oranını yüzde 40’ın, istihdamı da yüzde 36’nın üzerine çıkarmaktır.

“Türkiye yüzyılı vizyonumuzun odağında…”

Velhasıl kadınlar ile erkekler arasındaki eşitsizliği gidermeyi devletimizin asli görevi telakki ediyoruz. Hükümetimizin kadın politikalarında en ideali, en iyiyi, ülkemiz, milletimiz ve kadınlar için en hayırlı olanı hedefliyoruz. Şunu tüm kadınların bilmesini isterim. Türkiye yüzyılı vizyonumuzun odağında güçlü kadın ve erkek, güçlü aile ve toplum, güçlü Türkiye ilkesi vardır.

Kadın ve erkeğin beraberce güçlü olduğu ailelerle toplumu ve ülkemizi inşallah daha da güçlendireceğiz. Kadınların insan onuruna yakışan bir hayat sürmeleri, her alanda aktif rol almaları, hak, fırsat ve imkanlardan adil ve eşit şekilde faydalanmaları için nerede eksiğimiz varsa kapatacağız. Yine bu konuda nerede hata varsa düzeltecek, nerede atmamız gereken adım varsa onu mutlaka uygulamaya geçireceğiz. Bunu da şimdiye kadar olduğu gibi yine sizlerle birlikte, yol ve kader arkadaşlarımız olan siz kadınlarla omuz omuza vererek başaracağız.

Cinayet şebekesi ile karşı karşıyayız. Son 13 ayda Gazze’de hayatını kaybeden 50 bin masumun 3’te 2’sini kadın ve çocuklar oluşturuyor. Gazze’de bombaların, silahların altında çocuklarına, ailesine, davasına kol kanat geren kadınların direnişi devleşiyor. Şunu net söylemek isterim. Gazze’de ve Lübnan’da katliam durana, ateşkes yapılana kadar kardeşlerimize sahip çıkmayı sürdüreceğiz. İşgalcilerin saldırılarının başladığı bugüne kadar, katıldığımız uluslararası programlarda Gazze’yi gündeme taşıdık.

Trump’tan ikinci başkanlık döneminde eski yönetimin hatalı politikalarını terk etmesini bekliyoruz. Sayın Başkan’ın savaşları sonlandırma noktasında elini taşın altına koyacağına yürekten inanıyor, bunu da samimiyetle temenni ediyoruz.”

Paylaşın

Her Yıl Bir Milyon Kişi Sahte İlaçlar Nedeniyle Ölüyor!

Dr. Ömer Buğra Bahadır, “Küresel sahte ilaç piyasası 150 ülkenin yıllık ekonomisinden daha büyük. İlaç Güvenliği Enstitüsünün verilerine gre düşük ve orta gelirli ülkelerde tahminen her 10 ilaçtan birinin merdiven altı veya sahte” dedi ve ekledi:

“Dünyada her yıl bir milyon kişi sahte ilaçların oluşturduğu komplikasyonlar yüzünden hayatını kaybediyor. Dünyada sahte ilaçların yüzde 76’sını enjeksiyonlu tedaviler oluşturuyor. Dünyadaki artış trendine paralel olarak, son dönemde ülkemizde de özellikle diyabet ve obezite tedavisinde kullanılan enjeksiyon kalemlerinin sahte versiyonlarında dikkat çekici bir artış gözlemliyoruz.”

Sahte ilaç ile ilgili artış Dünya Sağlık Örgütü’nü alarma geçirdi. Ülkelerin sağlık bakanlıklarına tedbir alınması konusunda uyarı yapıldı. Türkiye’nin içinde bulunduğu Avrasya bölgesi, en çok sahteciliğin yapıldığı coğrafyalar arasında üst sıralarda yer alıyor. DSÖ’nün verilerine göre geçtiğimiz sene küresel sahte ilaç pazarı 200-430 milyar dolara ulaştı.

Türk Diyabet Cemiyeti Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Zeynep Oşar Siva Türkiye Gazetesi’ne konuştu. Siva, çok diyabet ve kilo kontrolü ilaçlarının sahtesinin satıldığını dikkat çekerek, “Türkiye obezitenin en hızlı arttığı ülkelerin başında geliyor. Dünya Sağlık Örgütünün öngörülerine göre 2060 yılında dünyanın yüzde 76’sı fazla kilolu ve obez olurken, Türkiye’de bu oran yüzde 94 olarak hesaplanıyor. Şu anda ise her üç kişiden biri aşırı kilo ve obezite ile mücadele ediyor. Diyet ve hareketle kilo veremeyen kişiler, zayıflama ama ürünlerine başvuruyor. Türkiye, sahte zayıflama ilaçlarının en çok pazarlandığı ülkelerden biri durumunda” dedi.

Prof. Dr. Zeynep Oşar Siva “Reçetesiz bir şekilde, ağırlıklı olarak internetten temin edilen bu ilaçlarda sahtelere rastlıyoruz. Denetimsiz üretilen ve zayıflama amacıyla kullanılan sahte ilaçlar toksik kimyasallar, ağır metaller, bakteriler ile kontamine bileşikler, artık kullanılmayan sibutramin, tiroit hormonu, iyot gibi bazı aktif maddeleri, efedrin, amfetamin gibi uyarıcıların toksik ve zararlı dozları dâhil pek çok maddeyi içerebiliyor” diye konuştu.

Siva “Aşırı iyot veya tiroit hormonu içeren ilaçları kullandığı için hipertiroidi gelişen ve bu sebeple başvuran vakalarımızın sayısı hiç de az değil. Aşırı tiroit hormonuna bağlı çarpıntı, tansiyon yüksekliği, ellerde titreme, terleme ve aşırı sinirlilikle gelen obeziteli hastalarımın sayısındaki artış, sahte ilaçlarla ilgili durumun ciddiyetini gözler önüne seriyor. Ayrıca bu ilaçlar içindeki maddelere bağlı olarak, kısırlık, aşırı su kaybına bağlı dehidratasyon, kemik kırıklarına yol açıyor. Bunun yanında uyuşturucu madde içerenlerde ise bağımlılık gelişebiliyor” diye konuştu.

Sahte ilaçların orijinal ilaçla bire bir aynı olduğunu ancak içeriklerinde eksik etken madde, sağlığa zararlı olduğu için şu an kullanılmayan maddeler bulunduğunu belirten Dr. Ömer Buğra Bahadır “Büyük oranda yurt dışında üretilen ve bavullarla getirilen bu ürünler daha çok internet web sitelerinden, sosyal medya üzerinden ya da elden pazarlanıyor. 2023 yılında obezite ve diyabette kullanılan sahte ürün satışı yapan 250 web sitesi kapatıldı. Bu rakam 2022 yılındakinin 8 katı oldu. Ancak kapatılanlar başka bir isimle açılıyor. Halkımıza doktorun tavsiye etmediği zayıflama ürünlerini reçetesiz olarak kullanmamalarını, eczaneden satın aldıkları ürünlerin de mutlaka Türkçe kutulu ve prospektüslü olmasına dikkat etmeleri gerekir” dedi.

Türkiye Kıdemli Klinik, Medikal ve Ruhsat Direktörü Dr. Ömer Buğra Bahadır sahte ilaç kullanmanın riskleri hakkında ‘İlaç Sahteye Gelmez’ sloganıyla farkındalığı artırmayı amaçlayan sosyal medya kampanya başlattıklarını belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Küresel sahte ilaç piyasası 150 ülkenin yıllık ekonomisinden daha büyük. İlaç Güvenliği Enstitüsünün verilerine gre düşük ve orta gelirli ülkelerde tahminen her 10 ilaçtan birinin merdiven altı veya sahte. Dünyada her yıl bir milyon kişi sahte ilaçların oluşturduğu komplikasyonlar yüzünden hayatını kaybediyor. Dünyada sahte ilaçların yüzde 76’sını enjeksiyonlu tedaviler oluşturuyor. Dünyadaki artış trendine paralel olarak, son dönemde ülkemizde de özellikle diyabet ve obezite tedavisinde kullanılan enjeksiyon kalemlerinin sahte versiyonlarında dikkat çekici bir artış gözlemliyoruz.”

Paylaşın

Hatimoğulları: Herkese Diz Çöktürmek İstiyorlar

Esenyurt’a kayyım atanmasının kent uzlaşısına darbe olduğunu ifade eden DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Onlar Türk’ün Kürt’ün yanında durmasını istemiyor, onlar halkları yan yana durmasına istemiyor. Onlar artık batı belediyelerine de kayyım atayarak muhalif olan herkese diz çöktürmek istiyorlar” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Diyarbakır’da düzenlenen “Kayyım değil demokrasi” yürüyüşünde konuştu. Mezopotamyaa Ajansı‘nın aktardığına göre; Diyarbakır halkının direnişini selamlayan Hatimoğulları, “Günlerdir devam eden direnişinizi canı gönülden kutluyorum, bu direniş kayyımları bu topraklardan temizleyene dek hep beraber devam edecek, sizlerle beraber devam edeceğiz” dedi.

“Kayyım darbe demektir, kayyım gasptır. Kayyım Kürt halkının ve diğer bütün halklarının iradesini çalmaktır” diyen Hatimoğulları, “Kayyım Esenyurt’taki Türk’ün, Kürt’ün, Arap’ın, Lazı’ın Çerkes’in iradesini çalmaktır. Kayyım Mardin’de Türk’ün, Ermeni’nin, Süryani’nin Kürt halkının hakkını gasp etmektir. Kayyım Batman’da Kürt halkının iradesini gasp etmektir, Halfeti’de Türkmenlerin Kürtlerin hakkını gasp etmektir. Kayyım başta Kürt halkı olmak üzere bu ülkedeki bütün muhalif olan kesimlerin seçme ve seçilme hakkını çalmak demektir” diye konuştu.

Kayyımın anayasada yeri olmadığını söyleyen Hatimoğulları, “Kayyım yasadışı bir uygulamadır. Bu iktidar kayyım atayarak suç işliyor. Kayyım Anayasaya aykırı olduğu gibi Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere de uluslararası hukuka da aykırıdır. Kayyım tek kelime ile korsanlıktır, çeteciliktir, hırsızlıktır” diye kaydetti.

Kayyımın yasadışı olduğunun tarih tarafından tescilleneceğini kaydeden Hatimoğulları, “Bu iktidar 3’üncü kezdir suç işliyor kayyım atayarak. Bunlar bizlerin siyasi iradesine ipotek koymak için kayyım atıyorlar. Halka özellikle Kürt halkına sen kendi kendini yönetemezsin eğer senin partin seçilirse atayacağım vali ya da kaymakamla yani atanmışlarla yöneteceğim. Bu rejimin adı demokrasi değildir. Bu rejimin adın seçme ve seçilme hakkının olduğu demokratik bir rejim değildir. Bu rejimin adı düpedüz otoriterleşen ve faşizmdir” dedi.

Hatimoğulları şöyle devam etti: “Buradan, ‘Faşizme kaşı omuz omuza’ sloganını atıyoruz ya bu slogan çok önemlidir. Faşizm, kayyım rejimi, irade gaspı Türkiye’deki bütün halkları yan yana getirdi. Mardin’de bütün halklar el ele vererek iradesine sahip çıktı. Esenyurt’ta hangi siyasi partiden olduğuna bakmaksızın kayyımdan mustarip olan seçme ve seçilme hakkına sahip çıkmak isteyen herkes yan yana gelmiştir, daha fazla da yan yana gelmeliyiz.”

Esenyurt’a kayyım atanmasının kent uzlaşısına darbe olduğunu ifade eden Hatimoğulları, şunları söyledi: “Onlar Türk’ün Kürt’ün yanında durmasını istemiyor, onlar halkları yan yana durmasına istemiyor. Onlar artık batı belediyelerine de kayyım atayarak muhalif olan herkese diz çöktürmek istiyorlar. Ama aynı zamanda belediyelerin kaynaklarını bir avuç yandaşa peşkeş çekmek istiyorlar. Kayyımı o yüzden biz reddediyoruz. Kayyım o yüzden halkın hakkı olan hizmet için kullanılması gereken belediyenin parasına çökmek için de geliyor.

Kayyımın hırsızlıklarını geçmiş iki dönemde belgeleriyle bizler çarşaf çarşaf halkın önüne serdik. Sayıştay raporlarında bile kayyımın hırsızlıkları var. İşte bu rejimin hırsız, çeteci ve mafya gibi halkın iradesine her anlamda çökmektedir. Buna izin verecek miyiz? Bugünlerde bazı duyumlar alıyoruz. Kimi AKP milletvekilleri ve seçimi kaybetmiş olan belediye başkan adayları İçişleri Bakanı ve Adalet Bakanının kapısında yatıp kalkıyorlar. Niye biliyor musunuz, kayyım sipariş veriyorlar. Diyorlar ki, o kentte bu kente de kayyım atayın biz seçimle gelemedik, halkın iradesini çalalım ve biz çete mafya siyasetini geleceğe taşıyalım diyorlar. Bunlara geçit verecek miyiz değerli Amed halkı.

Bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘Kayyımın atanmasına sebep olan yargıyı tebrik ediyorum’ diyor. Kayyımı yargının eliyle gerçekleştirdiğini bu şekilde itiraf etmiş oluyorlar. Seçilmiş belediye eşbaşkanımızın kesinleşmiş cezası yoktur. Davası olmayanlara dava icat ettiğini biliyoruz. Kayyım atamak, görevden el çektirmek yasaya aykırıdır. Bugün Erdoğan yargıyı tebrik ederek, yargının Saraya nasıl koltuk değneği kullandığının bir gösterdi. Halk iradesine sahip çıkıyor, halk kayyım rejimini kabul etmemektedir. Halk, kayyımı ve AKP’yi Kürdistan’da tabela partisi yapmaya devam edecek.

Narin’in katillerini yargı neden bulunmuyor? Bu yargının işbirlikçileri kimlerdir, yargı bir dirayet gösterecekse Narin’in katillerini açığa çıkarsın. Bugün yapılan anketlerde yargıya güven yüzde 20’lerin altına düşmüş. İçinizde yargıya güvenen var mı? Bu yargı hukuksuzluk işliyor, bu yargı AKP ve MHP’nin yargısı. Bu yargı Mardin, Batman, Esenyurt, Halfeti’yi asla yargılayamaz.

“Kayyıma karşı mücadelemizi her yerde ve alanda yapmaya devam edeceğiz”

Buralarda başlayan kayyım artık Batıya sirayet etmiştir. Artık bu Kürt’tür destek çıkmayalım yaklaşımını ortadan kaldırmamız lazım. Dün birbirimizi desteklemekte geç kaldık artık kalmayalım. Yüreği adaletten, barıştan, özgürlükten, demokrasiden yana olan herkesin demokrasiye sahip çıkması gerekiyor. Kayyıma karşı mücadelemizi her yerde ve alanda yapmaya devam edeceğiz. Bu topraklarda kayyımı gönderene dek mücadelemizi büyüteceğiz.

Son günlerin konusu tecrit konusu, Kürt sorununda acaba bir çözüm mü olacak soruları çok fazla gündem oldu. Kürt sorunu zaten bu ülkede gündem olmayı fazlasıyla hak eden bir sorundur. Kürt sorunu sadece Kürt’ün sorunu değildir. Kürt sorunu bakın rejiminin ilmek ilmek örülerek, bütün Türkiye’ye yayılmasının sebebidir.

Kayyıma karşıysak Kürt sorununu merkeze alarak, konuşmak zorundayız hep beraber. Bugün Türkiye’nin demokratikleşmesinin önündeki en büyük engel Kürt sorunun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmemiş olmasıdır.

Bizler DEM Parti olarak dün de bugün de; ‘Tecrit kalksın dedik, Sayın Öcalan özgürlüğüne kavuşsun’ dedik. Bugün bunu MHP Genel Başkanı değişik biçimlerde ifade etti. Biz bir kez daha Amed göbeğinden hem Ankara hem de Türkiye ve dünyaya bir kez daha mesajımızı net olarak vermek istiyoruz. Biz Kürt sorununun barışçıl ve demokratik bir zeminde çözülmesinden yanayız. Biz Kürt sorunun onurlu bir barışla çözülmesi için mücadele eden bir partiyiz.

Bizler bu sorunun çözümünde diyalog ve müzakereye açık olduğumuzu söyledik. Diyalog ve müzakereye, onurlu bir barışa açığız. Onurlu bir barış yoksa bunun ardında muhalefeti tasfiye etmek varsa kayyım atadığınız gibi biz burada olamayız, olmayız. Biz demokratik direnişimizi ve mücadelemizi sürdürmeye devam ederiz. Bu kadar ne ve sarih ifade ettik kendi derdimizi bu süreçte.

Burada çağrımızı öncelikle saraya, iki ortağa AKP ve MHP’ye yapıyoruz. Artık yeter, Kürt halkına çektirdiğiniz eziyet yeter. Türkiye’de bu kadar açlık ve yoksulluğun derinleştiği bir yerde sürekli savaşı ve çatışmayı gündeme getirip, açlık ve yoksulluğu gölgelemekten artık vazgeçin. Gerçekten bir çözüm süreci olacaksa bu çözüm süreci elbette birlikte yürütülebilir. Ama artık yeter, oyun kurmaktan vazgeçin.

Kurduğunuz oyunlar, daha sonra kendi ayaklarınıza dolandı, dolanmaya devam edecek. Bugün Kürt halkı onurlu mücadelesinden dün olduğu gibi bugün de vazgeçmedi, vazgeçmeyecek. Bu konudaki ısrarımıza, başta Kürt halkı olmak üzere bu ülkede yaşayan halklar ve inançlar beraber bizler onurlu bir barış demeye devam edeceğiz. Barış demeye devam edeceğiz.Barış güçtür, barış onurludur, barış cesurdur, barış etkindir. Kaçak dövüşenler barıştan korkar. Çıkarı olanlar kişisel çıkarları olanlar bir zümrenin çıkarını düşünenler barıştan korkar. Bizler halklar olarak barış istiyoruz.

Barışı hep birlikte ellerimizle ektiğimiz bu tohumların bu coğrafyada yeşereceğine yürekten inanıyorum. Barış mücadelemizi hep birlikte devam ettireceğiz. Kayyıma karşı mücadele de bir barış mücadelesidir. Narine sahip çıkmak da bir barış mücadelesidir. Açlık ve yoksulluğa karşı çıkmak da barış mücadelesidir, kadın cinayetlerine karşı çıkmak da barış mücadelesidir. Şu bilinsin ki bizler hiç bir alandan çekilmiyoruz, her yerde her zaman olduğu gibi mücadele etmeye devam edeceğiz. Direne direne kazanacağız, onurlu barışı hep beraber kuracağız.”

Paylaşın

A Milli Erkek Futbol Takımı’n Aday Kadrosu Belli Oldu

A Milli Erkek Futbol Takımı’nın UEFA Uluslar B Ligi 4. Grup’ta 16 Kasım’da Kayseri’de Galler ve 19 Kasım’da deplasmanda Karadağ ile oynayacağı maçların aday kadrosu belli oldu.

Haber Merkezi / Teknik direktör Vincenzo Montella’nın belirlediği kadroda ilk kez davet alan isimler dikkat çekti. Porto forması giyen 20 yaşındaki santrfor Deniz Gül ve Westerlo forması giyen Doğucan Haspolat, ilk defa A Milli Erkek Futbol Takım kadrosuna dahil edildi.

Kaleci: Altay Bayındır, Mert Günok, Muhammed Şengezer, Uğurcan Çakır

Defans: Abdülkerim Bardakcı, Çağlar Söyüncü, Emirhan Topçu, Eren Elmalı, Ferdi Kadıoğlu, Merih Demiral, Mert Müldür, Samet Akaydin, Zeki Çelik

Orta Saha: Doğucan Haspolat, Hakan Çalhanoğlu, İsmail Yüksek, Kaan Ayhan, Okay Yokuşlu, Orkun Kökçü

Forvet: Ahmed Kutucu, Arda Güler, Barış Alper Yılmaz, Deniz Gül, Enes Ünal, Kenan Yıldız, Kerem Aktürkoğlu, Semih Kılıçsoy, Yunus Akgün

A Milli Erkek Futbol Takım’a davet edilen oyuncular, 11 Kasım Pazartesi günü saat 12.00’de TFF’nin Riva’daki Hasan Doğan Millî Takımlar Kamp ve Eğitim Tesisleri’nde toplanacak. İlk çalışmasını da aynı gün saat 18.30’da yapacak A Milli Erkek Futbol Takım, Galler karşılaşmasının hazırlıklarını hafta boyunca bu tesiste sürdürecek.

A Milli Erkek Futbol Takım, 15 Kasım Cuma günü saat 11.00’de TFF Hasan Doğan Millî Takımlar Kamp ve Eğitim Tesisleri’nde gerçekleştirilecek Galler maçı öncesindeki resmî antrenmanın ardından saat 16.00’da Kayseri’ye gidecek.

A Milli Erkek Futbol Takım, gruptaki son maç olan Karadağ karşılaşması öncesindeki resmî antrenmanını 18 Kasım Pazartesi günü saat 11.15’te Kayseri Büyükşehir Belediyesi Kadir Has Stadyumu’nda yapacak. Kafile aynı gün saat 16.00’da THY’ye ait uçakla Kayseri’den Podgorica’ya yolculuk edecek ve mücadele öncesindeki kampını da bu kentte yapacak.

Paylaşın

Gazze’de İsrail Saldırılarında Ölenlerin Yüzde 70’i Kadın Ve Çocuk

Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu bildirildi. Gazze’de İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı 78 artarak 43 bin 469’a yükseldiği açıklandı.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (OHCHR) tarafından hazırlanan raporda Gazzeli sivillerin maruz kaldığı “korkunç gerçek” ayrıntılı şekilde ele alındı.

DW Türkçe‘nin aktardığı Raporda, uluslararası hukukun çok kez ihlal edildiği, bunların savaş suçu, insanlığa karşı suç ve muhtemelen “soykırım” olarak değerlendirilebileceği kaydedildi. Raporda, Hamas’a bağlı Gazze Sağlık Bakanlığının bildirdiği can kayıpları içinde sivil oranına dair öngörülere de yer verildi.

Bölgeye erişimi kısıtlı olan OHCHR, savaşın ilk altı ayında bildirilen 34 bin 500 ölümün henüz 8 bin 119’unu doğrulamayı başardı. Kurbanların yüzde 70’inin çocuk ve kadın olduğu belirlendi. Raporda, kurbanlar içinde kadın ve çocuk oranının yüksekliği “temel insan hakları prensiplerinin sistematik ihlaline işaret ediyor” denildi.

OHCHR’nin 32 sayfalık raporunda teyitli ölümlerin yüzde 80’inin sivil konutlarda yaşandığı belirtildi. En küçük kurbanın sadece bir günlük bir bebek olduğu, en yaşlının ise 97’sinde bir kadın olduğu kaydedildi. Gazze’deki Sağlık Bakanlığı savaşta ölenlerin sayısının 43 bini geçtiğini belirtiyor. OHCHR sözcüsü Ravina Shamdasani bu sayı içinde de kadın ve çocuk oranının kendi çalışmalarına benzer olduğunu düşündüklerini belirtti.

İsrail Hamas’ın yanıltıcı sayılar paylaştığını savunsa da BM bu verinin güvenilir olduğunu söylüyor. ABD makamları da şu ana dek bu sayıları yalanlayan veya bununla çelişen bir açıklama yapmadı.

Öte yandan Birleşmiş Milletler (BM) tarafından hazırlanan raporda yer alan tahminlere göre, olası bir ateşkes sonrası Gazze’nin ekonomik verilerini 2022 yılı değerlerine ulaştırması 350 yıl sürebilir.

Tahminler yapılırken Gazze ekonomisinin 2007 – 2022 arasındaki ekonomik büyüme hızı baz alındı.

Tahminlerin yapıldığı rapor BM Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) tarafından hazırlandı. Rapor Gazze’nin yeniden inşaası için gerekli sektörler de dahil temel hizmetlerin yaşadığı yıkımı da ortaya koydu.

Buna göre;

İnşaat kapasitesi yüzde 96,
Tarım üretimi yüzde 93,
İmalat sektörü yüzde 92,
Servis sektörü yüzde 76 azaldı.

Rapora göre Gazze’de İsrail’in Hamas ile savaşı öncesi de zayıf olan ekonomik hayat neredeyse tamamen durdu. Rapor, “Askeri harekat benzeri görülmemiş bir insani, çevresel ve sosyal felakete yol açtı ve geri kalmış durumdaki Gazze’yi tam bir yıkıma sürükledi” diyor.

Yapılan tahmine göre, olası bir ateşkes sonrası Gazze’nin ekonomik verilerini 2022 yılı değerlerine ulaştırması 350 yıl sürebilir. Bu hesap yapılırken Gazze ekonomisinin 2007–2022 arasındaki ekonomik büyüme hızı baz alındı.

Raporda, İsrail’in 12 ayı aşan askeri harekatının Gazzeliler üzerinde yarattığı gelir kaybını “sarsıcı” olarak tanımlıyor. Raporda, 2024 Temmuz ayı sonuna kadar okul binalarının yüzde 88’inin hasar gördüğü, 36 hastaneden 21’inin hizmet dışı kaldığı ve 105 birincil sağlık tesisinden 45’inin faaliyet gösteremediği belirtildi.

BM’ye göre, Gazze ekonomisi, 7 Ekim öncesine kadar, 2023’ün ilk üç çeyreğinde yıllık yaklaşık %3 oranında daralıyordu. Savaşın başlaması sonrası 2023’ün tamamında %22,6 oranında daraldı ve bu düşüşün %90’ı dördüncü çeyrekte gerçekleşti.

UNCTAD raporuna göre, konut olarak kullanılan binaların yüzde 62’den fazlası hasar gördü veya yıkıldı. Su, arıtma ve hijyen sektörü altyapısının yüzde 59’undan fazlası ağır hasar gördü. BM’nin Eylül ayında uydu görüntülerine dayanan raporuna göre, Gazze’deki mevcut bina stoğunun yaklaşık dörtte biri yıkıldı veya ciddi şekilde hasar gördü. Binaların yüzde 66’lık bir kısmında da en azından bir miktar hasar var.

Shelter Cluster isimli Norveç merkezli sivil toplum kuruluşu, 2014 savaşı sonrası yeniden inşa süreci göz önüne alındığında, Gazze’nin 7 Ekim sonrası yıkımda yeniden inşaası 40 yıl sürebilir.

BM’ye göre yüzde 10’luk bir büyüme hızı yakalanması halinde dahi Gazze’nin ekonomik olarak toparlanması onlarca yıl alabilir. Ayrıca Filistin ekonomisi savaşla geçen bir yılda yüzde 35 küçüldü. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) verilerine göre Gazze İsrail saldırıları sonucu 70 yıllık birikimini kaybetti.

Savaşın etkilerine dair UNDP çalışmasının sonuçlarını paylaşan Filistin Özel Temsilci Yardımcısı Chitose Noguchi, “Filistin devleti görülmemiş seviyede geriye gitti. Gazze gelişmişlik bakımından 70 yıl önceye, 1955’ler seviyesine geri döndü” dedi.

UNDP Başkanı Achim Steiner, “Savaş sadece fiziksel yıkım getirmedi, ayrıca yoksulluk artışı ve geçim kaynaklarının kaybı çok büyük oldu” dedi. Steiner dış yardımlara rağmen Filistin ekonomisinin onlarca yıl savaş öncesine dönemeyeceğini söyledi.

Çalışma kapsamında ayrıca İsrail bombardımanı sonucu Gazze’de 42 milyon ton enkaz yığını oluştuğu da hesapladı. Açığa çıkan ağır metaller ve diğer kimyasalların yıllar sürecek kirliliğe yol açabileceği belirtiliyor.

Paylaşın

İran, 2 Milyon Afgan Sığınmacıyı Sınır Dışı Edecek

İran, Mart 2025’in sonuna kadar yaklaşık iki milyon Afgan sığınmacıyı sınır dışı etmeyi planlıyor. Mesud Pezeshkian liderliğindeki hükümet Afgan sığınmacılara yönelik baskıyı yoğunlaştırmış durumda.

Haber Merkezi / İran, onlarca yıldır ülkelerindeki çatışmalardan, zulümden ve işsizlikten kaçan milyonlarca Afgan sığınmacıya ev sahipliği yapıyor. BM’ye göre İran’da 4 milyon Afgan sığınmacı var. Ancak İranlı yetkililer bu sayının 8 milyonu aştığını iddia ediyor.

Pakistan’ın geçen yıl Hindikuş’taki milyonlarca Afgan’ı toplu olarak ülkelerine geri göndermeye başlamasının ardından İran da benzer bir uygulamayı hayata geçirmeye hazırlanıyor. Tahran hükümeti, Pers takvim yılının sonu olan Mart 2024’e kadar yaklaşık iki milyon sığınmacıyı sınır dışı etmeyi planlıyor.

İran, Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre 4 milyon, İran kaynaklarına göre ise 8 milyon Afgan sığınmacıyı barındırıyor. Afganistanlı sığınmacıların büyük çoğunluğu bölgedeki çatışmalar veya ekonomik sebeplerden dolayı komşu ülke İran’a sığınmış durumda.

Ortak lisanlarından dolayı Afganlar, İran’da özellikle inşaat ve tarım gibi düşük ücretli sektörlerde ucuz işgücü kaynağı olarak tercih ediliyor. Ancak birçoğunun İran’da resmi oturma izin bulunmuyor ve kaçak olarak çalıştırılıyor.

Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan İran kolluk kuvvetleri komutanı Ahmet Rıza Rada, hükümetin Afgan sığınmacıları sınır dışı etme kararı aldığını belirterek, İran şirketlerinde çalışma izni olmayan yabancıların istihdam edilmesinin yasa dışı olduğunu söyledi.

Afgan sığınmacıları sınır etme kararı alan Tahran böylece kamuoyundan yükselen tepkilere de yanıt vermiş oldu. Zira İran’da son zamanlarda tavan yapan işsizlikten kısmen ülkedeki yüksek sayıdaki Afganistan vatandaşları sorumlu tutuluyor.

Diğer yandan Afganistan’da Taliban’ın iktidarı yeniden ele geçirmesinden sonra ülkeyi terk ederek komşu İran’a kaçanların sayısı daha da artmaya başladı. Bu durum zaten yüksek olan sığınmacı sayısını daha da artırınca ülkede Afganlara yönelik toplum içindeki yaklaşım önemli ölçüde kötüleşti.

Buna ek olarak, IŞİD’in Afganistan’daki uzantısı tarafından İran’da düzenlenen terör saldırıları da Afganlara yönelik öfkeyi körükledi. Özellikle sosyal medyada Afgan sığınmacılara yönelik nefret içerikli yorumlar giderek artıyor. Ayrıca birçok kentte Afganların sınır dışı edilmesinin istendiği kitlesel protestolar düzenlenirken, çok sayıda Afgan göçmen de fiziki saldırılara maruz kalıyor.

Bu arada İran parlamentosu, şehir ve eyaletler göçmen sayısını sınırlayacak yeni bir yabancılar yasasını görüşüyor. Tasarıya göre şehir ve eyaletlerdeki göçmen sayısı nüfusun yüzde üçünü geçemeyecek. Yasa kabul edilirse, sınır dışıların çok daha fazla göçmeni etkilemesi bekleniyor. BM verilerine göre İran geçen yıl yaklaşık 600 bin Afgan’ı ülkeyi terk etmeye zorladı.

İran silahlı kuvvetleri de bir süre önce Afganistan sınırında 70 kilometre uzunluğunda duvar inşa edileceğini açıkladı. Neredeyse bin kilometre uzunluğundaki sınırın 70 kilometresine yapılacak duvarın yasa dışı sınır geçişlerinin sayısını azaltıp azaltmayacağı ise tartışma konusu.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Erdoğan’dan Kayyım Yorumu: Yargıyı Tebrik Ediyorum

Erdoğan, belediyelere yönelik kayyım atamalarına ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Seçim kampanyasında bir şey söylemiştik. Dedik ki; kesinlikle hak eden makama oturur ama hak etmeyen, makamını suiistimal eden, kesinlikle bedelini öder. Yargı, başsavcı ve savcılar bu konuda çok ciddi bir dirayet ortaya koyuyorlar. Ben bu dirayetleri sebebiyle yargıyı tebrik ediyorum” dedi ve ekledi:

“Bu süreç içerisinde attıkları adımlarla aldıkları mesafeyle ben inanıyorum ki halkımın güvenini de kazanıyorlar. Çünkü yargı eğer dik durursa halkımın da yargıya olan güveni artarak devam eder. Terörle demokrasinin, terörle sivil siyasetin aynı koltukta taşınmayacağını her zaman söyledik, söylüyoruz. Seçilmiş olmak, kimseye terörle kol kola, yan yana yürüme hakkı vermez. Siyasetçinin görevi halkına, şehrine, ilçesine hizmettir; bölücü elebaşlarına hizmetçilik yapmak değildir. Milletin imkanlarının, Kandil’deki ve Avrupa’daki terör baronlarına veya bölücü örgütün şehir yapılanmasına peşkeş çekilmesine göz yummayız.”

Yargıdan, iddiaları ve suçu görmezden gelmesini bekleyemeyeceklerini kaydeden Erdoğan, muhalefeti “yargıyı görevini yaptığı için baskı altına almakla” suçladı. Erdoğan “Hele hele savcıları tehdit etmek, hukuk insanlarını hedef göstermek ve onlara hakaret etmek tam anlamıyla eşkıyalıktır. Biz bu baskılara, bu hakaretlere boyun eğmeyiz. Siyasi nezaketimizi sonuna kadar koruruz, ama tehdit siyasetine eyvallah etmeyiz” ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kırgızistan ve Macaristan ziyaretleri sonrası dönüş uçağında gazetecilerin sorularını yanıtladı. Erdoğan’ın gündeme yönelik açıklamaları ve sorulara verdiği yanıtlar şöyle:

“Kırgızistan ve Macaristan ziyaretlerimizi başarıyla tamamlamış bulunuyoruz. Ziyaretimizin ilk bölümünde Kırgızistan’da Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi 6. Toplantısı’nı düzenledik. Bu toplantıda Kırgız Cumhuriyeti’yle ilişkilerimizi stratejik ortaklıktan kapsamlı stratejik ortaklık seviyesine yükselttik. Konsey toplantımızda güvenlik, enerji, kültür gibi alanlarda ortak bildiri dahil toplam 19 anlaşmaya imza attık. Kırgızistan’daki en yüksek seviyeli devlet nişanı olan Manas Nişanı’nın kardeşim Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov tarafından şahsıma tevcih edilmesinden bahtiyarlık duydum. Manas Üniversitemizde toplam 110 tesis, eser, proje ve hizmetin resmi açılış törenini icra ettik. 1995 yılında faaliyete geçen üniversitemiz, 7 bine yaklaşan öğrenci sayısı, 13 bini aşan mezunuyla çok önemli hizmetler yapıyor.

Üniversitemizin dünyanın ilk 1000 yükseköğretim kurumu arasına girmesi bizim açımızdan oldukça anlamlıydı. TİKA’nın katkısıyla inşa edilen Türk-Kırgız Dostluk Hastanesi’nin açılışını da ziyaretimiz vesilesiyle yaptık. Toplam 150 yataklı Dostluk Hastanemize şahsımın isminin verilmesinden büyük bir onur duydum. Hastanenin iki ülke arasındaki kardeşliğin ve dayanışmanın sembollerinden biri olacağına inanıyorum. Cumhurbaşkanı Sayın Caparov’un dirayetli liderliğinde Kırgızistan’ın büyük bir atılım içinde olduğunu görüyoruz. Türkiye olarak bu süreçte biz de Kırgız kardeşlerimize her türlü desteği vermenin çabasındayız. Gelecekte müşterek gayretlerimizle çok daha iyi yerlerde olacağımızdan şüphe duymuyorum.

Ziyaretimizin ikinci gününde Türk Devletleri Teşkilatı 11. Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’ne iştirak ettik. Merhum Gaspıralı İsmail Bey’in “dilde, fikirde, işte birlik” şiarı doğrultusunda, Türk Dünyası olarak bağlarımızı güçlendiriyoruz. 175 milyona ulaşan genç ve dinamik bir nüfusa, 1,2 trilyon doları bulan ticaret hacmine sahibiz. Ekonomi başta olmak üzere bilim, enerji, ulaştırma, savunma ve güvenlik gibi alanlarda potansiyelimizi ortaya çıkarmakta kararlıyız.

Zirvemizde Gazze ve işgal altındaki Filistin topraklarında süren İsrail soykırımına karşı atılacak ortak adımların yanı sıra, Güney Kafkasya ve Ukrayna’daki durumu da görüştük. Ayrıca zirvemiz sırasında teşkilatımız bünyesinde toplam 8 belgeye imza atıldı. Ortak Türk alfabesi üzerinde de titizlikle çalışıyoruz. Ortak alfabeye geçebilirsek tarihi bir eşiği daha aşacak, böylece büyük bir kucaklaşmayı sağlamış olacağız. Zirvede diğer konularla birlikte özellikle bu meseleyle ilgili hassasiyetlerimizi de vurguladım. Zirve vesilesiyle Azerbaycan Cumhurbaşkanı Sayın İlham Aliyev’in yanı sıra katılımcı diğer devlet ve hükümet başkanlarıyla da temaslarımız oldu.

Bugün Macaristan’da Avrupa Siyasi Topluluğu 5. Zirvesine iştirak ettik. Burada göç ve ekonomik güvenlik konuları dahil karşı karşıya olduğumuz sınamaları ele aldık. Malumunuz topluluğun 2022 yılında Prag’da gerçekleştirilen ilk zirvesine de katılmıştık. Zirveye hitabımda savunma ve güvenlik başta olmak üzere enerji, ulaştırma, gıda güvenliği, göç yönetimi gibi alanlarda ülkemizle iş birliğinin önemini dile getirdim. Avrupa Birliği’ne üyelik sürecimizin bazı kesimlerin kısır siyasi hesapları nedeniyle engellenmesinin stratejik akıl ve hakkaniyetle bağdaşmadığının altını çizdim. Gazze’deki İsrail soykırımı ve Lübnan’da yaşanan vahşetin durdurulması için Avrupa’nın üzerine düşen ahlaki ve vicdani sorumluluğunu bir kez daha hatırlattım.

Ukrayna’da adil ve kalıcı barışın ancak tüm tarafların diplomasiye alan açmasıyla mümkün olabileceğini ifade ettim. Zirve marjında ayrıca Fransa Cumhurbaşkanı Sayın Emmanuel Macron, Hollanda Başbakanı Sayın Dick Schoof, Danimarka Başbakanı Sayın Mette Frederiksen, NATO Genel Sekreteri Sayın Mark Rutte, Avrupa Birliği Komisyon Başkanı Sayın Ursula von der Leyen ile ikili görüşmeler gerçekleştirdik. Bunlara ilaveten Kosova, Polonya, Ermenistan, Ukrayna, İsviçre, Arnavutluk, İtalya, Avusturya, Yunanistan, Bulgaristan, Bosna Hersek ve Sırbistan liderleriyle temaslarımız oldu. Toplantı, görüşme ve temaslarımızın hayırlara vesile olmasını diliyorum.”

SORU: Amerika Birleşik Devletleri seçimini yaptı, Sayın Donald Trump ipi göğüsledi. Siz Sayın Trump ile görüştünüz ve kendisini tebrik ettiniz. Sonucu nasıl değerlendiriyorsunuz, seçim sonucu Türk-Amerikan ilişkilerine nasıl yansıyacak?

Öncelikle bu seçimin Amerika Birleşik Devletleri’ne, bölgemize ve dünyamıza hayırlı olmasını diliyorum. Sayın Donald Trump seçim sürecinde suikast girişimi dahil birçok güçlükle gerçekten büyük bir mücadele örneği verdi. Malum, kendisini vurmaya yeltendiler, mermi kulağını sıyırdı. Elleri kelepçeli halde karakollara götürdüler. Bütün bu olaylar cereyan ederken o, seçim kampanyasını gerçekten çok çok güçlü bir şekilde yılmadan, usanmadan, direnerek devam ettirdi. Bu, her siyasetçinin rahat rahat başaracağı bir uğraş değildir. Trump bunu başardı. Seçimin ilk dönemlerine girerken hep söylenen şuydu; “Kamala Harris açık ara bu seçimi alır.” Hep bunu söylediler. Trump’a da doğrusu şans vermiyorlardı. Fakat son dönemece girildiğinde fark sürekli açılmaya başladı.

Trump inanmıştı ve neticeyi de başarılı bir şekilde aldı. Bu süreçte yanında sadece Elon Musk vardı. Elon Musk onunla el ele, baş başa verdi. Bütün bu yargı süreci de dahil olmak üzere bu kadar yüklenmelerine rağmen Trump, bence çok çok başarılı bir sınavı yılmadan, usanmadan atlattı. Neticede seçimi aldı. Sayın Trump ile samimi bir görüşme yaptık. O esnada aile yemeğindeydiler. Elon Musk ve Musk’ın çocuğu yanındaydı ve kendileriyle görüşmemizi bu şekilde yaptık. Seçim sürecini ve Türkiye – Amerika Birleşik Devletleri arasındaki iş birliğini ele aldık. Bundan sonraki sürece yönelik Türkiye ile ilgili de güzel ifadeleri oldu. Kendisini ülkemize davet ettik. Temenni ederim ki davetimize de icabet eder ve böylece Türkiye-Amerika Birleşik Devletleri arasındaki iş birliğini geçmiş dönemden farklı bir şekilde güçlendiririz.

Çünkü ABD ile aramızda F-35 konusu bulunuyor. S-400 ile ilgili bir süreç var. F-35 konusu ile ilgili Trump’ın başkanlığı döneminde Türkiye’den bahsederken “Parayı verdiler buna rağmen siz hala uçakları vermiyorsunuz?” beyanları bulunuyor. Yeni dönemde bu meseleleri bakalım nasıl bir zemine oturtacağız ve yolumuza nasıl devam edeceğiz? Bizim, Türkiye olarak müttefikimiz Amerika Birleşik Devletleri’nden beklentilerimiz biliniyor. Başta Filistin meselesi ve Rusya-Ukrayna krizi olmak üzere pek çok sınama ile karşı karşıyayız. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri iş birliği ile bunların üstesinden gelmek mümkün. Trump’ın başkanlığıyla birlikte bölgesel ve küresel çapta yaşanan savaşların ve krizlerin son bulmasını ümit ediyorum. Sayın Trump’la daha önceki başkanlık döneminde de beraber çalıştık. Zaman zaman fikir ayrılıkları yaşansa da Türkiye ve ABD’nin model ortaklığı tartışılmaz.

SORU: İsrail’de yapılan kamuoyu araştırmaları halkın 3’te 2’sinin Donald Trump’a destek verdiğini gösteriyor. Öte yandan Amerikan başkanlık seçimlerini Trump’ın kazanmasının Ortadoğu için kritik bir dönem noktası olacağına dair analizler var. Lübnan saldırıları sonrası İsrail’in nihai hedefinin toprak genişletmek olduğuna dair artan kaygılar söz konusu. Amerikan seçimlerinin bu açıdan Ortadoğu’ya etkileri nasıl olacak?

Yeni dönemde Donald Trump ile görüşmelerimizi devam ettirerek Ortadoğu’daki gelişmeleri nasıl şekillendireceğimizi, bundan önce olduğu gibi telefon diplomasisiyle gelişmelere göre ele alacağız. Örneğin Suriye’den Amerika Birleşik Devletleri askerlerinin çekilmesi konusunu değerlendireceğiz. PKK/PYD/YPG terör örgütüne verdikleri desteği sonlandırmalarını nasıl olacak? Bunları bizzat telefonla kendisiyle de irtibat kurmak suretiyle görüşerek, konuşarak, belli bir zemine oturtacağımıza inanıyorum. Zira bundan önceki dönemde bizim Sayın Trump ile iletişim kurmakta hiçbir zorluk yaşamadık.

24 saatte irtibatımızı kuruyor ve buna göre de telefon diplomasisiyle netice almaya gayret ediyorduk. Bu dönemde ben bu yönde herhangi bir sıkıntımızın olacağına ihtimal vermiyorum. Trump’ın İsrail tarafından başlatılan bu çatışmaları sonlandırma vaatleri var biliyorsunuz. Biz o vaadin yerine getirilmesini ve İsrail’e “dur” denilmesini isteriz. Temenni ederiz, Sayın Trump’ın ikinci döneminde bölgede kalıcı barışın ve huzurun sağlandığı bir dönem inşa edilir. Biz barıştan ve huzurdan yanayız.

İsrail-Filistin meselesinde kalıcı çözümün ortaya konmaması şiddet sarmalını doğuruyor ve o döngüden bölgemiz kurtulamıyor. Biden dönemindeki politikaların devam ettirilmesi bölgede çözümsüzlüğü derinleştirir ve çatışmayı yayar. Bunu asla istemeyiz. Filistin ve Lübnan topraklarındaki İsrail saldırganlığını durdurmak için Sayın Trump’ın İsrail’e sağlanan silah desteğini kesmesinin iyi bir başlangıç olabileceğini söyleyebilirim. İsrail’in yayılmacı hedeflerini destekleyecek her adım, bölgedeki gerilimi artırabilir ve çatışma alanlarını genişletebilir. Bölge dışındaki ülkelerin tüm bu risklerin göz önünde bulundurularak Orta Doğu politikalarını şekillendirmesinde fayda var. Trump’ın ABD başkanlığını, Orta Doğu’daki siyasi ve askeri dengeleri ciddi biçimde etkileyecektir. Herkesin bölgede barışı ve istikrarı hedefleyen adımlar atması küresel barışın inşasına fayda sağlayacaktır. Aksi durumda çatışmaların yayılması, katliamların devamı herkese kaybettirir.

SORU: Donald Trump’ın NATO’nun Avrupalı üyelerine yaklaşımı, onlardan beklentisine dair düşünceleri malumunuz. Trump başkanlığında ABD’nin Ukrayna-Rusya meselesine yaklaşımı ne yönde değişecektir? Savaşın gidişatına dair beklentiniz ne yönde?

Trump açık sözlü biri. Geçmişte Merkel’e “Ben NATO’ya şu kadar para veriyorum, sen Almanya olarak ne veriyorsun?” demişti. Merkel’den orada bir çıt dahi çıkmadı. NATO’ya Amerika’dan sonra en yüksek seviyede para veren ülkelerden birisi de biziz. Bu noktada NATO içinde en fazla savunma harcaması yapan ülkelerden bir tanesi Türkiye. Bu dönemde de biz Amerika Birleşik Devletleri karşısında onun rakamını yakalamayabiliriz ama ideal seviyede olan ülkelerden bir tanesi olarak yolumuza devam ederiz. NATO içinde asker noktasında bir sıkıntı yok. Asker sayısı itibarıyla zaten iyiyiz.

Amerika Birleşik Devletleri öncülüğünde bazı Batı ülkelerinin Ukrayna’daki savaşın bitirilmesi için çaba sarf etmesi, orada çözümü hızlandırır. Biz, en başından beri hem Ukrayna’nın haklılığını ortaya koyduk hem bu savaşta barışın yanında yer almayı tercih ettik. Savaşın tarafı olmamız konusundaki yönlendirmelere kulak asmadık ve her iki tarafla da teması sürdürdük. Sorunların diplomasi yoluyla çözülebileceğine yönelik inancımızın Batı tarafından yeterince paylaşılmadığını gördük.

Trump döneminde meseleye çözüm perspektifinden yaklaşan bir ABD yönetimi görürsek biz bu savaşı kolaylıkla bitirilebiliriz. Daha fazla silah, daha fazla bomba, daha fazla kaos ve çatışma bu savaşı bitirmez. Daha çok diyalog, daha çok diplomasi, daha çok mutabakat barışın kapısını aralar. Biz her iki tarafı da aynı masa etrafında buluşturmayı başarmış bir ülkeyiz. Bunu defalarca yaptık ve yine yapabiliriz. Bu savaş artık bitmelidir. Biz gayretlerimizi barış için yoğunlaştırdık ve buna devam edeceğiz. Umarız yeni dönemde yeni başlangıçlar yapar ve tüm çatışmaların ve savaşların sona erdiği bir dünyaya kavuşuruz.

SORU: Avrupa Birliği’ne üyelik sürecini sormak istiyorum. Konuşmanızın başında değindiniz. AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile görüştünüz ve bugün “Türkiye’nin AB’ye katılım sürecinin yıllardır engellenmesinin makul bir izahı yoktur.” dediniz. Bugün von der Leyen de sosyal medya paylaşımında “AB – Türkiye ortaklığının güçlenmesi ortak bölgemize fayda sağlayacaktır.” dedi. Bu konuda yeni bir gelişme söz konusu mu? Avrupa Birliği’yle müzakerelere ilişkin gidişat ne yönde?

Görüşmemizde bugün von der Leyen’de böyle bir tavrı henüz görmüş değiliz. Bunlar hala görüşme aşamasında attığımız adımlar. Eğer bize hakikaten böyle bir açılım sağlarlarsa bunu paylaşırız. Gerek Dışişleri Bakanlığımız gerek Avrupa Birliği ile ilgili arkadaşlarımız muhatapları ile temaslarını sıklaştıracak. Biz de liderlerle görüşmelerimizde bu konuyu ele almayı sürdürecek ve inşallah hayırlı bir netice için gayret edeceğiz. Türkiye’nin potansiyelinin herkes farkında. Son dönemde Avrupa’nın Türkiye ile iş birliği konusundaki gayretleri de bunun göstergesi.

Biz Avrupa Birliği’ne üyelik konusunda tam üyelik hedefimize bağlıyız ve bununla ilgili adımlarımızı attık, atıyoruz. Avrupa Birliği ile siyasi bariyerlere takılmadan, eşit koşullarda ve göz hizasında bir ilişki biçiminden yanayız. Biz Avrupa Birliği’nden kaybedilmiş zamanı telafi edecek hızda vizyoner bir yaklaşım bekliyoruz. Bunu Avrupalı muhataplarımıza her fırsatta söylüyoruz. Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ve vize serbestisi konusunda adım atılması iyi bir başlangıç olacaktır. Bize verilen sözlerin tutulması Avrupa Birliği’nin de samimiyetini ortaya koyması açısından bir fırsattır. Çünkü biz verdiğimiz tüm sözleri tutarak o sınavdan zaten çoktan geçtik.

SORU: Efendim, Kırgısiztan’daydınız, Türk Devletleri Teşkilatı’nın 11. Devlet Başkanları Zirvesine katıldınız. Burada bir dizi anlaşma imzalandığını ifade ettiniz. 19 anlaşma imzalandı ama bir tanesi oldukça önemliydi, güvenlik bağlamında bir imza gerçekleştirildi. Zirvede güvenlik konusunda koordineli afet ve acil durum müdahalesi sağlamayı amaçlayan sivil koruma mekanizması anlaşması imzalandı. Bu anlaşma ileride Türk Devletleri Teşkilatı’nın bir ortak ordu kurmasının öncü adımlarından biri diyebilir miyiz?

Bu çok ileri bir ifade olur. Şu anda öyle bir görüntü söz konusu değil. İleride ortak bir ordu kurma gibi bir çalışma, bir gayret şu anda Türk devletleri arasında bulunmuyor. Sivil Koruma Mekanizması Anlaşması, bölgedeki güvenlik iş birliğini artırma adına önemli bir adım. Afet ve acil durum müdahalelerinde koordinasyon sağlamak, devletlerimiz arasındaki derin iş birliklerini güçlendirecektir. Bu anlaşmanın temel amacı afet ve acil durumlarda Türk Devletleri Teşkilatı üyelerinin dayanışmasını artırmaktır. Bu dayanışma bizleri afetlere ve afet sonrası süreçlere daha hazırlıklı ve dayanıklı kılacak.

Biliyorsunuz bunun fikri temelini asrın felaketi sonrası ülkemizde düzenlediğimiz olağanüstü zirvede atmıştık. Bu anlaşma Türk Devletleri Teşkilatı’nın birlik ruhunu biraz daha kuvvetlendirecektir. Afet ve acil durumlarda dost ve kardeşlerimizle dayanışmanın ne kadar önemli olduğunu yaşayarak bir kez daha öğrendik. Ülkelerimiz arasında eğitim, tatbikat ve teknoloji transferi gibi konular gündemimizde ve bu konuda atılan adımlar var. Tüm bu gelişmeler, güvenlik alanında daha derin bağların kurulmasına yardımcı olabilir. Bu süreçler zaman alır ve çeşitli siyasi, ekonomik ve toplumsal dinamiklerden etkilenir. Çağımızda ittifakların, birliklerin ve uluslararası teşkilatların önemi birkaç kat artmıştır. Bu tip dayanışma temelli adımlar teşkilatların gücüne güç katar.

SORU: Türkiye-Kırgızistan ilişkilerinin daha da perçinleştiği önemli bir ziyarete şahitlik ettik. Bu ziyaretin önemli gündemlerinden birinin de ülkedeki FETÖ okullarının Maarif Vakfı’na devredilmesi konusu olduğunu biliyoruz. Bu konuda bir ilerleme kaydedildi mi? Farklı ülkelerle de benzer talepleriniz vardı, beklentileriniz vardı. Örgüt elebaşının ölümünün Türkiye’nin bu mücadelesine olumlu katkısı olacağını değerlendiriyor musunuz?

Her şeyden önce bu konu sizin de ifade ettiğiniz gibi Türkiye’yi adeta huzurlu kılan bir adım olmuştur. Kırgızistan FETÖ’nün tutunmaya çalıştığı, örgütün hedefindeki ülkelerden biri. Son zamanlarda bu sinsi örgütle mücadele konusunda etkin adımlar atılıyor. Manas Üniversitesi’nde öğrencilere hitabımda “aklınızı kiralamaya, şahsiyetinizi gasp etmeye çalışanlara prim vermeyin” uyarısında bulundum. Çünkü FETÖ ve benzeri tüm terör örgütleri insanları mankurtlaştırıp kullanmak ister.

Bu anlamda terör örgütlerinin birbirlerinden farkları yok. Hepsi iradesiz, bilinçsiz, şahsiyetsiz kullanışlı robotlar ister ve onları hedeflerine saldırmakta kullanır. FETÖ’nün faaliyet gösterdiği bütün ülkelere örgütün gerçek yüzünü anlatıyor, onların ve nesillerinin güvenliği için bu kanserli hücreyi kesip atmaları, onlarla mücadele etmeleri tavsiyesinde bulunuyoruz. FETÖ’nün taktığı maskelerin ne kadar çeşitli olabileceğini, örgütün hipnoz yöntemlerini, onlarla mücadelenin bir güvenlik meselesi olduğunu örnekleri ile izah ediyoruz. Bizi anlayanlar, tehlikeyi fark edenler Kırgızistan örneğinde olduğu gibi harekete geçiyor. Örgütün oluşturduğu tehlikenin farkında olanların sayısı artıyor. Bu artışı sağlamak için biz de gayretlerimizi hiç sonlandırmayacağız.

Bu aynı zamanda bir terörle mücadele faaliyetidir. Terörle mücadelenin her şeklinden bir milim bile geri adım atmayız. FETÖ ile mücadelenin uluslararası boyutu oldukça önemli. Bu örgütün yurtdışındaki yapılanmalarına karşı kapsamlı mücadelemiz her alanda sürüyor. Özellikle eğitim alanında alınacak tedbirlerin öneminin anlaşılmasından ve bu örgütün elindeki eğitim tesislerinin Maarif Vakfımıza devri konusunda adımlar atılmasından memnuniyet duyuyoruz. FETÖ’nün elinde tuttuğu okulların kontrolünü ve yönetimini Maarif Vakfının eğitim anlayışıyla uyumlu hale getirmeyi sürdürüyoruz. Kırgızistan’da da Maarif Vakfımızın etkinliğini yakında çok daha güçlü şekilde hissedeceğiz. Biz FETÖ ve diğer tüm terör örgütleri ile mücadelemizde kararlıyız ve mesafe almaya devam ediyoruz.

SORU: Sayın Cumhurbaşkanım, Gazze ile ilgili bir soru sormak istiyorum. İsrail’in Gazze soykırımı 13’üncü ayını geride bıraktı. Siz de bu süre zarfında 30’a yakın uluslararası zirveye katıldınız. Bu zirvelerin hepsinde Gazze’yi ilk gündem başlığı olarak masaya yatırdınız, yüzlerce telefon görüşmesi yaptınız. İki önemli zirveyi geride bıraktık. İlk sorum, İslam ve Türk dünyasının Gazze konusunda üzerine düşeni yaptığını düşünüyor musunuz? Bir de Sayın Cumhurbaşkanım İsrail ile ticaret meselesinde son günlerde iftiraların ortaya çıktığına şahit oluyoruz. Türkiye İsrail ile ticareti tamamen kapattıktan sonra Filistin tarafının talebiyle bir mutabakat imzalandı. Çünkü Filistin’de milyonlarca Müslüman kardeşimiz var, oraya giden ürünler var. Bu konuyla ilgili değerlendirmeniz nedir?

Ne yazık ki adı sanı duyulmayan veyahut da şöyle kasaya, tartıya çıkarsan gramı, kilosu beş para etmeyen bazı kimseler İsrail’le ilişkiler konusunda bize garip garip iftiralar atıyorlar. Maalesef bazı partiler hala oralardan bir şeyler beklemeye çalışıyorlar. Şu an itibarıyla biz İsrail’le ticari ilişkileri kestik. Bundan sonraki süreçte de mümkün olduğunca biz, İsrail ile ilişkilerimizi kesmiş olarak yolumuza devam edeceğiz. Bunların elinde herhangi bir güç yok, atacakları veya attıkları adım yok ama iftiraya gelince iftira diz boyu.

Biz aynı kararlılıkta yolumuza devam edeceğiz. Mısırla dayanışma halinde, buralarla ilgili adımlarımızı kararlı bir şekilde sürdürecek ve İsrail’e bu noktada prim vermeyeceğiz. İsrail Filistin’i onlarca yıldır işgal ediyor. İnsanlar yıllardır açık hava hapishanelerinde yaşam mücadelesi veriyor. Bugün Gazze’de yaşananlar kelimenin tam anlamıyla soykırım. Çoğu çocuk ve kadın masum insanlar vahşice katlediliyor. Bir avuç toprak parçasına hapsedilen 2 milyondan fazla kişinin üzerine bomba yağdırılıyor.

Maalesef insanlık adına utanç verici günlerden geçiyoruz. Bizim Gazze’deki mezalimi anlatma mesaimiz bitmeyecek. Her fırsatta İsrail’in zulmünü, insan hakları ve uluslararası hukuk ihlallerini dile getireceğiz. Herkes Gazze’deki katliamları, bebeklerin, annelerin çığlıklarını unutsa bile biz unutmayacak ve unutturmayacağız. Netanyahu ve çetesi yaptıklarının hesabını mutlaka verecek. Onların peşindeyiz ve cinayetlerinin hesabını vermeden bırakmayacağız. Türkiye olarak elimizden ne geliyorsa, ne kadar imkânımız varsa Gazzeli kardeşlerimiz için seferber etmeye çalıştık. Bugüne kadar 85 bin tonun üzerinde insani yardım malzemesini Mısırlı yetkililerin de desteğiyle Gazze’deki kardeşlerimize ulaştırdık. Bu rakamlara bakarak Gazze’ye en fazla yardım ulaştıran ülke olduğumuzu söyleyebiliriz.

SORU: Türkiye’nin Irak’ın kuzeyi ve Suriye’de yürüttüğü askeri harekatlarda sınırlarımız boyunca 30-40 kilometre derinliğinde bir güvenlik koridoru oluşturma ve bölgeyi teröristlerden tamamıyla arındırma politikasında kararlılığımız tam. Terörü kaynağında yok etme anlayışını vurguluyorsunuz. Bu kapsamda önümüzdeki günlerde terörle mücadelede nasıl adımlar atılacak?

Terörle mücadelemizde değişen bir şey olmayacak. Kararlılığımızı aynı şekilde devam ettireceğiz. Bu 30-40 kilometrelik derinlik meselesi aynen devam edecek. Şu an itibariyle Suriye ve Irak’taki derinliklere girme, oradaki teröristleri takip etme ve terörü kaynağında kurutma mücadelemiz tavizsiz devam ediyor. Sınırlarımızın ötesinde bir teröristan kurulmasına müsaade etmeyeceğimizi sözle ifade ettiğimiz gibi, fiilen de ortaya koyuyoruz. Bu mücadeleden geri adım atma, mücadeleyi gevşetme asla söz konusu değildir, bu olmayacaktır.

Terörist unsurlara bırakılabilecek en küçük boşluğun ulusal güvenliğimize yönelik büyük bir tehdit olduğunun bilincindeyiz ve boşluk bırakmadan terörle mücadelemizi sürdürüyoruz. Türkiye, kendini korumak için gereken önlemleri almaktan asla çekinmeyecek. Sınır güvenliğimize yönelik attığımız her adım, teröristlerin geçiş yollarını kapatmayı hedefliyor ve gelişmiş teknoloji ve personel yığınakları ile sınır güvenliğimizi artırıyoruz. Biz terörle kesintisiz bir mücadele halindeyiz ve bu ancak son terörist etkisiz hale getirilince ülkemize yönelik bu tehdit ortadan kaldırılınca biter.

SORU: Sınır ötesinde PKK’ya yönelik operasyonlar devam ederken, yurt içinde terörle mücadelenin kapsamı yerel yönetimler üzerinden mi genişletilecek? Çünkü, Mardin, Batman ve Halfeti belediyelerinde de Esenyurt Belediyesinde olduğu gibi bir süreç yaşanmıştı. Ahmet Özer’in ve diğer terörle bağlantılı, terör suçundan yargılanan isimler hakkında CHP’nin de birtakım söylemleri ve açıklamaları olmuştu. Ancak tam da iç cepheyi kuvvetlendirme mesajları verilirken CHP’nin bu söyledikleri ne anlama geliyor? CHP ve DEM’in içerisinde bir panik havası olduğunu da görüyoruz. Bu paniğin ana sebebi Kandil’in baskısı mı?

Bu konuda Kandil’in baskısı olur veya olmaz bu önemli değil. Seçim kampanyasında bir şey söylemiştik. Dedik ki; ‘kesinlikle hak eden makama oturur ama hak etmeyen, makamını suiistimal eden, kesinlikle bedelini öder. Yargı, başsavcı ve savcılar bu konuda çok ciddi bir dirayet ortaya koyuyorlar. Ben bu dirayetleri sebebiyle yargıyı tebrik ediyorum. Bu süreç içerisinde attıkları adımlarla aldıkları mesafeyle ben inanıyorum ki halkımın güvenini de kazanıyorlar. Çünkü yargı eğer dik durursa halkımın da yargıya olan güveni artarak devam eder. Terörle demokrasinin, terörle sivil siyasetin aynı koltukta taşınmayacağını her zaman söyledik, söylüyoruz. Seçilmiş olmak, kimseye terörle kol kola, yan yana yürüme hakkı vermez.

Siyasetçinin görevi halkına, şehrine, ilçesine hizmettir; bölücü elebaşlarına hizmetçilik yapmak değildir. Milletin imkanlarının, Kandil’deki ve Avrupa’daki terör baronlarına veya bölücü örgütün şehir yapılanmasına peşkeş çekilmesine göz yummayız. Adı geçen şahıslarla ilgili yargı kararları, deliller, iddialar, bilgi ve belgeler ile yürütülen soruşturmaları hep beraber takip ediyoruz. Yargıdan, artık ayyuka çıkan bu vahim iddiaları ve suçu görmezden gelmesini bekleyemeyiz. Muhalefet yargıyı görevini yaptığı için baskı altına almaya kalkmamalıdır. Hele hele savcıları tehdit etmek, hukuk insanlarını hedef göstermek ve onlara hakaret etmek tam anlamıyla eşkıyalıktır. Biz bu baskılara, bu hakaretlere boyun eğmeyiz. Siyasi nezaketimizi sonuna kadar koruruz, ama tehdit siyasetine eyvallah etmeyiz.

SORU: Kamuda tasarruf genelgesi açıklandığında bazı CHP’li belediye başkanları bunun kendilerine yönelik bir operasyon olduğunu iddia etmişlerdi. Gelinen noktada bir konsere milyonlarca lira ödeme yapıldığı ortaya çıktı. Adı geçen sanatçılar da paylaşımlarında, bu paraları almadıklarını iddia ettiler. Bir yanda böyle bir tablo, diğer yanda ödenmeyen maaşlar, grevler, vesaire nedeniyle toplanmayan çöpler var. Bu konudaki yorumunuz nedir?

CHP’nin seçim mantalitesi, mantığı her zaman böyle çalışmıştır. Bu süreci en hayırlı şekilde yargı işletiyor. Üzerine üzerine gidecekler. Çünkü eğer biz bu pislikleri temizleyemezsek, şunu bilelim ki ülkemizin geleceği de pek hayra alamet olmaz. Şu anda ben yargının çok sağlam yere bastığını görüyorum. Açıklanan rakamlar basit rakamlar, ufak rakamlar değil. Bu rakamlarla ilgili belgeler ortaya çıktığında bunlar ne diyecekler? Bunun hesabını vermeleri lazım. Millete hizmete dönüşmesi gereken kaynakların nasıl har vurup harman savurma anlayışı ile sağa sola saçıldığının somut bir göstergesidir bu durum.

Kamuya borçlarını ödemeyen belediyeler milyonluk eğlenceler tertip ediyor. Millet adına borçlar istendiğinde “bizi çalıştırmıyorlar” feryatları koparan bir zihniyetle karşı karşıyayız. CHP’li belediyeler her zaman için sorumsuz bir yönetim anlayışı ve kamu kaynaklarının heba edilmesinin net bir göstergesi olmuştur. Özellikle işçi grevlerinin yaşandığı, temel belediyecilik hizmetlerinin verilmediği bir ortamda, belediyelerin önceliklerini sorgulamak gerekiyor. Ancak CHP’li belediyelerde sorumluluk bilinci yok.

CHP’nin yönettiği şehirlerden bir bir çöp dolu sokaklar, çamurlu çukurlu yollara ilişkin haberler geliyor. Biz zaten her fırsatta CHP’nin çöp, çamur, çukur olduğunu anlatıyoruz. Maalesef milletimiz acı bir şekilde bu sözlerimizin ne kadar haklı olduğunu görüyor. CHP’li belediyeler, kamunun kaynaklarını hoyratça harcarken, halkın temel ihtiyaçlarını karşılayamıyorsa bunların hesabının sorulması gerekir. Bu hesabı milletimiz adına sormaktan çekinmeyiz. CHP’de her zaman olduğu gibi bugün de siyasi sorumluluk ve mali disiplin konusunda ciddi bir eksiklik söz konusu.

SORU: Ekonomiye dair son dönemde oldukça olumlu gelişmeler var bizi mutlu eden, sevindirici gelişmeler… Dünya’da 3 tane kredi derecelendirme kuruluşu sadece Türkiye’yi 2 kademe arttırdı. Bunun dışında son 5 ayda enflasyon oranı yüzde 75’ten yüzde 48’e kadar geriledi. Önümüzdeki döneme dair öngörünüz nedir? Ekonomiye dair nasıl bir perspektif, fotoğraf ortaya çıkacaktır?

Enflasyon artık sürekli olarak inişte olacaktır. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Son 2 ay içerisinde enflasyonda bu inişleri hep beraber göreceğiz. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Şu an itibariyle bu iniş emaresi kendini göstermektedir. Hiç tereddüte mahal bırakmadan inşallah enflasyondaki bu düşüşü göreceğiz. Benim yaklaşım tarzımı biliyorsunuz. İnşallah faizle birlikte enflasyon da düşecek. Bundan hiç endişeniz olmasın. Benim ekonomideki mantığım bu. Bir ekonomist olarak aldığım, öğrendiğim bilgi bu. Hatırlayın Mehmet Bey’in yine Maliye Bakanı olduğu dönemlerde faiz 4 küsür seviyesindeydi.

Enflasyon da 5,6’ya kadar düşmüştü. Şimdi bunu yeniden inşallah ülkemizin gündemine getireceğiz. İstikrarlı bir mali politika ve yapısal reformların uygulanmasıyla bu olumlu trend devam edecektir. Ayrıca, dış ekonomik koşullar ve küresel piyasalardaki gelişmeler de Türkiye’nin ekonomik durumunu etkileyecektir. Her türlü riski göz önünde bulundurularak attığımız ekonomik adımlarımızı aynı kararlılıkla ve disiplinle sürdüreceğiz. İnanıyorum ki önümüzdeki yıl enflasyonu gündemimizden çıkartacak, yeni ve büyük yatırımlara odaklanacağız. Küresel krizlere, dalgalanmalara karşı ekonomik savunmamızı güçlendiriyor, ekonomik bağımsızlığımızı koruyacak adımları atıyoruz.

Paylaşın

Bakırhan’dan “Soruşturma” Tepkisi: Geçmişten Ders Alınmadığını Gösteriyor

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, İçişleri Bakanlığı tarafından hakkında başlatılan soruşturmaya ilişkin yaptığı açıklamada, “Ne yazık ki geçmişten ders alınmadığını gösteriyor” dedi.

Haber Merkezi / Tuncer Bakırhan, açıklamasının devamında “Eğer bir inceleme başlatacaksa, yalan ve iftiralarla toplumu yanıltan ve manipüle eden kişiler hakkında başlatmalıdır. Geçmişten bugüne kadar benzer hedef göstermelerin Türkiye halklarına neler kaybettirdiğini biliyoruz. Acı deneyimlerin bir kez daha yaşanmasına müsaade etmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, İçişleri Bakanlığı tarafından hakkında başlatılan soruşturmaya ilişkin açıklama yaptı. Bakırhan açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Mardin, Batman ve Halfeti Belediyelerimize 4 Kasım’da atanan kayyımlar sonrası Mardin’de yaptığım konuşma nedeniyle İçişleri Bakanlığı tarafından hakkımda yasal işlem başlatıldığı açıklandı. Bu gelişme, kayyım uygulamalarıyla birlikte değerlendirildiğinde ne yazık ki geçmişten ders alınmadığını gösteriyor.

Konuşmamda hukuksuz uygulamaların altını çizdim ve halkın bu saldırılar karşısında boyun eğmeyeceğini ifade ettim. Tarihsel bir mücadele belleğine atıfta bulunarak, geçmişte katledilen önemli şahsiyetleri hatırlattım ve bu şiddet politikalarının çözüm getirmediğine vurgu yaptım. Bu bağlamda, Seyid Rıza’nın “Ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim, bu bana dert oldu; ben de sizin önünüzde diz çökmedim, bu da size dert olsun!” sözünü de paylaştım. Hazmedilemeyen ve çarpıtılan bu konuşmam bugün başka bir hukuksuzluğa vesile edilmek isteniyor.

İçişleri Bakanlığı yetkisini aşıp kendisini yargı yerine koyarak, yaptığım bu konuşma üzerinden kamuoyunu yanıltmaya çalışıyor. 30 yıldır demokratik siyasette ısrar eden, türlü oyunlara, işkencelere ve hapislere rağmen vazgeçmeyen bir siyasetçi olarak ifade ediyorum: Bu hukuksuzluktan geri dönülmeli, kayyım uygulamalarına son verilmeli ve halkın iradesine saygı gösterilmelidir. Kürt sorununda barışa yönelik adımlar bir an önce atıl- malı, savaş ve şiddet politikalarına son verilmelidir.

Diyalog ve müzakere süreci yeniden başlatılmalı, çatışmasız ve demokratik bir Türkiye inşa edilmelidir. Kürt sorununun demokratik çözümüne niyeti olanlar sağduyulu bir yol izlemelidir. İçişleri Bakanlığı başlattığı hukuksuz uygulamadan derhal vazgeçmelidir. Eğer bir inceleme başlatacaksa, yalan ve iftiralarla toplumu yanıltan ve manipüle eden kişiler hakkında başlatmalıdır. Geçmişten bugüne kadar benzer hedef göstermelerin Türkiye halklarına neler kaybettirdiğini biliyoruz. Acı deneyimlerin bir kez daha yaşanmasına müsaade etmeyeceğiz.”

İçişleri Bakanlığı, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ve DEM Parti Mardin İl Başkanı Mehmet Mihdi Tunç hakkında soruşturma başlatıldığını açıklamıştı.

Bakanlık tarafından yapılan açıklamada şu ifadeler kullanılmıştı: “Mardin, Batman ve Halfeti Belediye Başkanlıklarına Başkan vekilleri görevlendirilmesiyle ilgili olarak; Siirt Milletvekili ve DEM Partisi Eş Genel Başkanı Tuncer BAKIRHAN’ın 04.11.2024 tarihinde yapmış olduğu konuşma ve DEM Parti Mardin İl Başkanı Mehmet Mihdi TUNÇ’un 04.11.2024 tarihinde yapmış olduğu açıklama nedeniyle haklarında yasal işlem başlatılmıştır.”

Tuncer Bakırhan ne demişti?

DEM Partili Mardin Büyükşehir, Batman ve Şanlıurfa’nın Halfeti ilçe belediyesine kayyım atanmıştı. Kayyım atamalarına tepki gösteren Tuncer Bakırhan, Mardin’de yaptığı konuşmasında şu ifadeleri kullanmıştı: Bunlar bir taraftan çözüm beklentisi yarattılar, ‘yeni bir süreç’ dediler, ‘normalleşme’ dediler; fakat tam 8 yıl önce 4 Kasım’da yapmış oldukları siyasi soykırımı tekrar ettiler. Bunlar yalancıdır, bunlar riyakardır, bunlar ikiyüzlüdür. Bunlar çözüm dediklerinde zulüm, normalleşme dediklerinde kayyım, adalet dediklerinde adaletsizlikle karşı karşıya kalıyoruz.

Kürt’ü ve Türkiye halklarını reddedenler zannediyorlar ki Kürtler bu kayyımcılara, bu talancılara baş eğecek. Şunu çok iyi bilsinler ki Seyid Rıza, Şeyh Said, Mazlumlar, Denizler, Sakineler ne yaptıysa Kürt halkı da Türkiye halkları da onu yapacaktır. Ne onların kayyımı ne zulüm politikaları ne yalanları ne de hileleri bizlere diz çöktüremeyecektir. Seyid Rıza, ‘Yalan dolanlarınızla bize diz çöktüremezsiniz’ diyordu.

Biz de diyoruz ki ne yalan ne talan ne de zulüm Mardin’de, Amed’de, Kürt coğrafyasının hiçbir yerinde bizleri yıldıramayacak, bizlere diz çöktüremeyecektir. Üçüncü dönemdir kayyım atıyorsunuz. Demek ki kayyım politikalarınız karşılık bulmadı. Demek ki seçimde bu kayyım politikalarınız, bu inkar politikalarınız kaybetti. Seçimde kaybettiğiniz bu yerleri şimdi hileyle, yalan dolanla, yalan yanlış yargı kararlarıyla gasp etmeye çalışıyorsunuz.

Değerli halkımız, size söz veriyoruz: Bu kayyımcı anlayışa, sizin iradenizi yok sayanlara asla geçit vermeyeceğiz. Sokakta, Meclis’te, yaşamın her alanında emekçilerle, yoksullarla ve ezilenlerle birlikte bu talancı, bu savaş sever kayyımcı zihniyeti el birliğiyle göndereceğiz. Sizler yanımızda olduğunuz müddetçe, burada olduğu gibi iradenize sahip çıktığınız müddetçe ne talan ne yalan ne kayyım ne de zulüm Kürdistan topraklarında asla karşılığını bulmayacaktır.

Mardin’den çağrımızı yineliyoruz: Bu kayyım sisteminden vazgeçin. Bu kayyım sisteminin kimseye yararı yok, bu kayyım sistemi iflas etti. Tekrar Mardin halkının iradesinin tecelli etmesi için bu yalancı, talancı ve kayyımcı anlayışı bırakın. Eş başkanlarımız yönetimiyle bu kenti yönetsin. Bizler durmayacağız, mücadele edeceğiz, direneceğiz. Bu topraklara barış ve adalet gelinceye kadar, halkımız kendi kimliğiyle eşit yurttaş oluncaya kadar hep birlikte mücadele edeceğimizin sözünü veriyoruz.”

Paylaşın

UEFA Avrupa Ligi: Fenerbahçe, AZ Alkmaar’a Boyun Eğdi

UEFA Avrupa Ligi 4. hafta maçında AZ Alkmaar ile Fenerbahçe, AFAS Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Hakem John Beaton’ın yönettiği karşılaşmadan AZ Alkmaar, 3-1 galip ayrıldı.

Haber Merkezi / AZ Alkmaar’ın gollerini 59. dakikada Ro-Zangelo Daal, 75. dakikada Kees Smit ve 88. dakikada Denso Kasius, Fenerbahçe’nin tek golünü ise 70. dakikada Youssef En-Nesyri attı.

AZ Alkmaar, bu galibiyet ile 6 puana yükselirken, Fenerbahçe 5 puanda kaldı.

Ligin bir sonraki maç haftasında Fenerbahçe deplasmanda Slavia Prag ile karşılaşırken, AZ Alkmaar sahasında Galatasaray’ı konuk edecek.

59. dakikada sol kanatta topla buluşan Mijnans, ceza yayı üzerindeki Parrott’a pasını aktardı. Bu futbolcunun ortasında soldan savunmanın arkasına sarkan Daal, çaprazdan yerden bir vuruşla topu ağlara gönderdi: 1-0

70. dakikada Fred’in ceza sahasına uzun topunu sağ çaprazda kontrol eden Edin Dzeko, arka direğe ortaladı. En-Nesyri yakın mesafeden kafayı vururken kale çizgisi üzerinde Maikuma’nın müdahalesine rağmen top ağlara gitti: 1-1

75. dakikada Mijnans’ın ara pasında ceza sahası içinde topla buluşan Smit, Çağlar Söyüncü’yü çalımlayarak kaleci Livakovic’le karşı karşıya kaldı. Bu futbolcu müsait pozisyonda düzgün bir vuruşla takımını tekrar öne geçirdi: 2-1

87. dakikada ceza sahası önünde topla buluşan Smit, sağdan atağa katılan Kasius’a pasını aktardı. Bu futbolcu kaleci Livakovic’i geçip meşin yuvarlağı çaprazdan ağlarla buluşturdu: 3-1

Stat: AFAS

Hakemler: John Beaton, Daniel McFarlane, David McGeachie (İskoçya)

AZ Alkmaar: Owusu-Oduro, Seiya Maikuma (Wouter Goes dk. 88), Alexandre Penetra, Maxim Dekker, Mees De Wit (Denso Kasius dk. 72), Dave Kwakman, Sven Mijnans, Peer Koopmeiners, Jayden Addai, Mayckel Lahdo (Ro-Zangelo Daal dk. 46), Troy Parrot (Mexx Meerdink dk. 72)

Fenerbahçe: Dominik Livakovic, Bright Osayi-Samuel, Rodrigo Becao (Mert Hakan Yandaş dk. 79), Çağlar Söyüncü, Mert Müldür (Cenk Tosun dk. 81), Sofyan Amrabat, Fred, İsmail Yüksek (Youssef En-Nesyri dk. 57), Dusan Tadic, Allan Saint-Maximin (Sebastian Szymanski dk. 57), Edin Dzeko

Goller: Dk. 59 Daal, Dk. 75 Smit, Dk. 87 Kasius (AZ Alkmaar), Dk. 70 En-Nesyri (Fenerbahçe)

Paylaşın

UEFA Konferans Ligi: Başakşehir İlk Puanını Aldı

UEFA Konferans Ligi 3. hafta maçında Kopenhag ile Başakşehir, Parken Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Kakem Joey Kooij’in yönettiği karşılaşma 2 – 2 sona erdi.

Haber Merkezi / Başakşehir’in gollerini 26. dakikada Philippe Keny ve 80. dakikada Krzysztof Piatek, Kopenhag’ın gollerini 79 ve 84. dakikada Amin Chiakha kaydetti.

Başakşehir, bu sonuçla 1 puana razı oldu. Başakşehir, 4. hafta maçında Petrocub’u sahasında konuk edecek. Kopenhag ise deplasmanda Dinamo Minsk’e konuk olacak.

26. dakikada Gabriel Pereira’nın kalecisine pasının kısa düşmesi sonucunda topu alan Philippe Keny, karşı karşıya pozisyonda kaleci Nathan Trott’tan sıyrılarak topu ağlarla buluşturdu: 0-1.

79. dakikada Mattsson’un ceza sahası dışından şutunda top kaleci Muhammed’den döndü, ceza sahasında meşin yuvarlağı önünde bulan Chiakha’nın şutunda, kaleci Muhammed’i geçen top Opoku’ya da çarpıp ağlara gitti: 1-1

80. dakikada Opoku’nun savunmadan gönderdiği uzun topu Pereira kafa ile kalecisine göndermek istedi, kalecinin üzerinden geçen topu kapan Piatek, meşin yuvarlağı boş kaleye gönderdi: 1-2

83. dakikada Lopez’in sol kanattan ortasında Chiakha altı pas önünde kafayı vurdu ve meşin yuvarlağı köşeden ağlara yolladı: 2-2

Paylaşın