Olağanüstü Toplantının Perde Arkası: Kılıçdaroğlu Ne Dedi?

Yargıtay 3. Ceza Dairesi, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’na “kamu görevlisine hakaret”, “Türkiye Cumhuriyeti Devletini alenen aşağılamak” ve “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla verilen 4 yıl 11 ay 20 gün hapis cezasını onadı.

Hapis cezasının yanı sıra Kaftancıoğlu’na siyasi yasak kararı uygulanmasına karar verildiği bildirildi. Yargıtay’ın kararının ardından CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Yargıtay’ın CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’yla ilgili hapis cezasını onama kararından sonra partisinin MYK’sini olağanüstü topladı.

Cumhuriyet’ten Sarp Sağkal’ın haberine göre, Kılıçdaroğlu, siyasi yasaklı hale gelen Kaftancıoğlu için, “İl başkanımız görevine devam ediyor. Cezaevine konulsa da görevinden Yargıtay kararıyla alsalar da il başkanımız olacak” değerlendirmesini yaptı. CHP kurmaylarının, karara ilişkin “provokasyon” yorumunu yaptığı toplantıda Kılıçdaroğlu, “Hukuk tanımıyorlar ve hukuku yönlendiriyorlar. Alınan kararların hepsinde Recep Tayyip Erdoğan’ın baskısı var” dedi.

”Soğukkanlı duracağız”

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun baskılara karşı partililerinden sakin kalmalarını istediği, “Biz soğukkanlı duracağız. Mücadeleyi yükselteceğiz ama provokasyona gelmeyeceğiz. Onlar kendi mevkilerini korumak için her türlü kötülüğe başvurabilir. Biz asla kötülükle karşılık vermeyeceğiz. Ama en az onlar kadar güçlü bir şekilde direnç göstereceğiz. Bu işi sandıkta bitireceğiz” yorumunu yaptığı öğrenildi.

Paylaşın

Borç Altındaki Çiftçi Üretimden Çekiliyor

Çiftçi zor bir dönemden geçiyor. Zam üste zam gelen mazot ve gübre fiyatlarına rağmen çiftçi ürettiğini değerinde satamıyor. Birçok çiftçi borç altında ya traktörü hacizli ya arazisi ipotekli. Ziraat Mühendisleri Odası’ndan (ZMO) alınan bilgiye göre, son 10 yılda çiftçinin ekmekten vazgeçtiği alan miktarı 4,2 milyon hektara ulaştı.

Çekilen çiftçi bir daha geri dönmüyor. Çiftçilerin bankalara 192, tarım kredi kooperatiflerine 13, tüccar başta olmak üzere özel sektöre de 50 milyar TL olmak üzeri toplam 255 milyar TL borcu var. Ayrıca son bir yılda kısa vadeli borçlar yüzde 58 arttı. Bu da çiftçinin borcunu ancak yeni borçla kapattığını gösteriyor.

Bugün Dünya Çiftçiler günü. Peki Türkiye’de çiftçiler ne durumda. Cumhuriyet’te yer alan habere göre güvenceli çiftçi sayısı bir yılda yüzde 13,2 azaldı. Türkiye’deki toplam çiftçi sayısında da belirsizlik var. Ziraat odalarına kayıtlı 4,5-5 milyon civarında çiftçi bulunuyor. Bunun sadece 495 bini primini ödeyebiliyor. Desteklerden yararlanabilmek için çiftçi kayıt sisteminde olmak gerekiyor. Yararlanabilen çiftçi sayısı ise 2 milyon civarında.

Bu da geriye kalan 2,5 milyon çiftçinin destek alamadığını ortaya koyuyor. Köyler büyükşehir yasası ile mahalleye dönüştürüldü. Buralarda ne kadar çiftçi olduğu bile tam olarak bilinmiyor. En fazla kadın istihdamı tarımda. Ancak onlar da büyük oranda ücretsiz işçi olarak çalıştırılıyor. Kayıt dışı istihdam çok yaygın. Kadın ve çocuk emeği sömürülüyor. Mevsimlik tarım işçileri çok zor şartlar altında, düşük ücretlerle çalıştırılıyor.

Çiftçi taban fiyatların gerçek maliyetler üzerine yüzde 20 kâr payı ile açıklanmasını istiyor. Ancak bu hiç gerçekleşmiyor. Örneğin ekmeklik buğdayda alım fiyatı ton başına 2 bin 250 TL olarak açıklandı. Oysa şu anda yurtdışından 6 bin 300 liraya buğday alınıyor. Çiftçi alım garantisi de talep ediyor. Tarım Yasası’na göre tarımsal destekleme için bütçeden ayrılacak kaynağın gayrisafi milli hasılanın en az yüzde 1’i düzeyinde olması gerekiyor. Ancak bu da hiçbir zaman gerçekleşmedi.

Çiftçinin araçları, ödenemeyen borçları yüzünden haczediliyor. Gübre ve toprak geliştiricilerde yıllık fiyat artışı TÜİK verilerine göre yüzde 153,34, enerji fiyatlarında yüzde 101,14 oldu. Türkiye Ziraatçılar Derneği’nin verilerine göre, tarımsal üretim fiyatları (Tarımsal ÜFE) yıllık bazda lifli bitkilerde yüzde 196,22, sebze meyvede yüzde 112,15, tahıllar, baklagiller ve yağlı tohumlarda yüzde 92 oranında arttı. Buna karşın çiftçinin eline geçen para ise düştü. Geçen yıl bir dekar buğdayın maliyeti 867 TL iken bugün bu rakam 2 bin 382 TL’ye çıktı.

‘2021, çiftçi intiharlarının yaşandığı bir yıl oldu’

Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Başkanı Baki Remzi Suiçmez, “Önceki yıllarda çiftçiler bu özel günlerini buruk kutluyor demiştik. Ancak şimdi ekonomik kriz, yükselen fiyatlar, girdi maliyetleri, savaşın etkisi, taban fiyat açıklanmaması gibi nedenlerle çiftçi önünü göremiyor. Artık buruk kutlama değil de çiftçi ne olacağını endişe ile bekler halde” dedi.

Suiçmez, desteklerin yetersiz kaldığını, sonradan ödendiğini, tarımsal girdi maliyetlerinin de yüksek olduğunu söyledi. Suiçmez, çiftçinin borcunu borçla döndürdüğüne dikkat çekerek “2021, çiftçi intiharlarının yaşandığı bir yıl oldu. Çiftçinin kâr ederek üretmesi sağlanmalı” diye konuştu.

Türkiye Ziraatçılar Derneği Genel Başkanı Hüseyin Demirtaş, bir zamanlar kendine yeterli olmakla övünen Türkiye’nin artık birkaç ürün dışında tüm ürünlerde ithalata bağımlı olduğunu belirtti. Demirtaş, “Çiftçiyi ‘asalak’ olarak gören, devletin yıllar boyu geliştirdiği tarımsal işletmeleri yok pahasına satan neo-liberal siyasetçiler ve ‘ekonomist’ geçinen akıl hocaları gelinen noktada seslerini kesmek zorunda kaldılar. Ancak 1980’li yıllardan bu yana verdikleri zararı telafi etmek artık çok zor” dedi.

‘Üretici iflas ediyor, tüketici gıdaya ulaşamıyor’

Eski Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı ve CHP Parti Meclisi üyesi Gökhan Günaydın, “Tarımın başladığı topraklarda üretici iflas ediyor, tüketici gıdaya ulaşamıyor” dedi. Günaydın, tarımda işlenen alan miktarının son çeyrek yüzyılda 37 milyon dönüm azalmasının ve 700 bin çiftçinin çiftçi kayıt sisteminden çıkarak tarımı terk etmesinin, tarımdaki kötü gidişin sonuçları olduğunu vurguladı. Köylerin boşaldığını, ortalama çiftçi yaşının 58’e çıktığını belirten Günaydın, nüfusun önümüzdeki dönemde daha da artacağını bildirdi. Günaydın, “86 milyonun gereksinimi için yılda 4 milyar dolar açık veren ülkenin, 120 milyon nüfus için ödemesi gereken ithalat faturasının boyutu ne olacaktır?” diye sordu.

Paylaşın

‘Canan Kaftancıoğlu Kararı’ AK Parti Dahil Herkesi Vurur

Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanarak 6 Eylül 2019’da mahkumiyetine karar verilen davanın temyiz incelemesini tamamladı.

‘Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret’ suçundan verilen 1 yıl 6 ay 20 gün, ‘Türkiye Cumhuriyeti Devletini alenen aşağılamak’ suçundan verilen 1 yıl 8 ay hapis cezaları onandı. ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ cezası ise 2 yıl 4 aydan 1 yıl 9 aya düşürülerek onandı.

Onanan toplam ceza 4 yıl 11 ay hapis ve cezası bitene kadar siyasi yasak oldu.

Halk TV’de katıldığı programda verilen cezanın hukuksuzluğundan ve adaletsizliğinden bahseden gazeteci İsmail Saymaz, “İnsanlık tarihinin en büyük maden facialarından biri olan Soma’da 301 madenci hayatını kaybetti. Soma maden faciasının bir numaralı sanığına 301 insanın ölümünden ötürü kaç yıl ceza verildi? 20 yıl. 9 twite verilen ceza 5 yıl. Twit ne can yanmış ne bir şey” dedi.

“Bu tamamen siyasi karar”

Saymaz, Kaftancıoğlu kararı ile ilgili üst düzey bir AKP’li yönetici ile yaptığı görüşmeyi şöyle aktardı:

“Yargıtay öyle ayarlamış ki terör suçlarından kurtarıyor ancak cumhurbaşkanıyla ilgili geri adım atamıyor. Ama orada da yedi ay düşürüyor. Ortaya karışık bir denge yapmış. Hukuk böyle olmaz. Eğer suçluysa suçlu, değilse değildir. İçeride yatırmayacak ama bak mahkum ettim diyecekler. Adamlar siyaset yapmış. Bu tamamen siyasi karar. Doğru değil.

Bu davaların siyasi yönü var. Siyaseten arkeolojik kazı yapacak olursak bunun nerede duracağı, nasıl olacağı belli olmaz. Bu hoş bir şey değil. Siyaseten intikam duygusunu ve kutuplaşmayı daha da derinleştirir.

Dün Hilal Kaplan’ı millet yazmış, orada açık açık söylüyor, “Devlet seri katildir” diyor. O zaman adam, “10 sene önce bakın bunlar vardı” diyor haklı olarak. O da hoş değil.

“Haklılığınızı, meşruiyet zemininizi kaybedersiniz”

İleride devran dönerse adam kalkar tersinden aynı hesabı senin üzerinden görür. Birisi böyle yaptığında senin hukuken savunacağın bir şey olmaz. “Zamanında siz de yaptınız ve savundunuz” derler. Haklılığınızı, meşruiyet zemininizi kaybedersiniz.

10-15 sene önceki paylaşıma bakılacak olursa sadece Kaftancıoğlu değil, çok sayıda kişinin paylaşımlarının dava konusu olması gerekir. AK Parti dahil herkesi vurur. İçinden çıkılmaz. Tuhaf bir hal alır. Kararın açıklandığı tarih de enteresan. İmamoğlu ile ilgili mevzuların pik yaptığı bir dönemde bu olunca CHP kendi içinde toparlandı, kenetlendi.”

Paylaşın

ABD Anayasa Mahkemesi’nin Halkbank’a Verdiği Süre Doldu

ABD’nin New York Güney Bölgesi Federal Mahkemesi’nde devam eden Rıza Sarraf davasında, sanık olarak yargılanan Halkbank’ın, davanın düşürülmesiyle ilgili ABD Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı başvurunun süresi bugün doldu.

Halkbank, geçtiğimiz Ocak ayında ABD Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı başvuruda, bir alt mahkemenin kararına neden itiraz ettiğiyle ilgili kapsamlı dilekçesini sunmak için daha fazla zamana ihtiyacı olduğunu belirtmişti. ABD Anayasa Mahkemesi de Halkbank’a, 13 Mayıs tarihine kadar zaman vermişti.

VOA Türkçe’de yer alan habere göre, ABD Anayasa Mahkemesi Katipliği yetkilileri, başvuru tarihininin son gününde Halkbank’ın dilekçesini sunup sunmadığı konusunda bilgi vermedi. ABD Anayasa Mahkemesi kayıtlarında da Halkbank’ın dilekçesi mesai saatlerinin sonunda görülmedi.

ABD Anayasa Mahkemesi, daha önce Halkbank’ın başvurusunu değerlendirmiş, Anayasa Mahkemesi Üyesi Hakim Sonia Sotomayor tarafından incelendiğini, Halkbank’ın itirazıyla ilgili dosyasını en geç 13 Mayıs tarihine kadar verebileceği belirtmişti. Kararda bu sürenin daha önce 31 Ocak tarihi olduğu da hatırlatılmıştı.

Halkbank’ın ABD Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yolu, 14 Aralık tarihinde temyiz talebini reddeden İkinci Bölge İstinaf Mahkemesi tarafından açılmıştı.

Temyiz başvurusu iki kez İkinci Bölge İstinaf Mahkemesi’nde reddedilen Halkbank, ABD’deki avukatları aracılığıyla, 10 Ocak’ta İkinci Bölge İstinaf Mahkemesi’ne verdiği 20 sayfalık dilekçede, “Bağımsız Yabancı Devlet Dokunulmazlığı Yasası” kapsamında olduğunu belirtmiş ve buna rağmen temyiz başvurusu iki kez reddedilen davanın, Anayasa Mahkemesi’ne sevkini istemişti. Mahkeme ayrıca Anayasa Mahkemesi’nin kararına kadar bir alt mahkemedeki yargı sürecini de durdurma kararı almıştı.

Halkbank, mahkemeye sunduğu 20 sayfalık dilekçede, daha önce “Bağımsız Yabancı Devlet Dokunulmazlığı Yasası” kapsamında benzer davalardan örnekler sunmuş, Anayasa Mahkemesi’nde haklarını arayabileceklerini belirtmişti.

Anayasa Mahkemesi’nin Halkbank’ın başvurusunu duruşma takvimine alıp almayacağı henüz belli değil. Anayasa Mahkemesi, Halkbank’ın 13 Mayıs tarihine kadar kendilerine iletecekleri dilekçeyi inceledikten sonra başvuruyu değerlendirip değerlendirmeyeceği konusundaki kararını verecek.

Sarraf soruşturmasını yürüten New York Güney Bölgesi Başsavcılığı, İkinci Bölge İstinaf Mahkemesi’ne daha önce yaptığı başvuruda, Halkbank’ın dosyasının Anayasa Mahkemesine sevk edilemeyeceği iddia etmişti.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu SADAT’a Gitti: Burası Terörist Yetiştiren Bir Kuruluş

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu sabah yapılan olağanüstü MYK toplantısının ardından Adnan Tanrıverdi’nin kurucusu olduğu ‘SADAT’ın (Uluslararası Savunma Danışmanlık İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş.)  Beylikdüzü’ndeki merkezine ‘baskın’ yaptı.

İçeri girmesine izin verilmeyen CHP Lideri Kılıçdaroğlu, ziyaretinde görüşecek muhatap bulamadı. Ancak ziyaretine ilişkin bina önünde açıklama yaparak “Burası terörist yetiştiren bir kurumdur” dedi.

Kılıçdaroğlu’nun SADAT’ın önünde şu açıklamaları yaptı:

“Türkiye asla paramiliter kuruluşlara, kurumlara, kişilere teslim edilmeyecektir. Seçim güvenliği önemlidir. Önünde bulunduğumuz SADAT bir paramiliter kuruluştur. Daha düne kadar Erdoğan’ın danışmalığını yapıyordu bunlar. Bu kuruluşun hedefleri arasında gayri nizami harp eğitimi de var.

Dikkatini çekmek isterim kamuoyunun; gayri nizami harp eğitim var. Yani sabotaj, baskın, pusu kurma, suikast ve tedhiş… Tedhiş Arapça terör olarak tanımlanıyor, Türkçesi de terör. Burası terörist yetiştiren bir kurumdur.

Dolayısıyla eğer bugün Türkiye’de milyonlarca insan varsa ve Suriye’den gelmişlerse bunların buraya gelişlerinde en büyük rolü oynayan da SADAT’tır. Erdoğan’a sormak isterim, sen bu kuruluşu niçin danışman yaptın ve hangi gerekçeyle çalıştın.

“SADAT’çılardan korkacak değiliz”

Şunu herkesin bilmesini isterim, CHP demokratik yollarla bu ülkede seçimin yapması için her türlü çabayı gösterecektir. SADAT gibi kuruluşlar, ki olursa olsun, seçimi gölgeleyecek herhangi bir şey olursa sorumlusu burası ve Saray’dır. Bunu bütün Türkiye’ye ve halkımıza açıkça ifade ediyoruz.

Biz öyle SADAT’çılardan, tedhişçilerden korkacak değiliz. Korkaklar, kapılarını açmayanlardır. Buraya geldik bilgi almak istedik ama korkularından yuvalarına sığındılar. O yuva onları korumaz. Biz bu ülkeye gerçek anlamda demokrasiyi getirinceye kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.

Paylaşın

Enflasyon 3 Ayda Asgari Ücretlinin 325 Ekmeğini Yedi

Asgari ücret 1 Ocak 2022’de tarihi bir artışla 2 bin 826 liradan 4 bin 253 TL’ye yükseldi. Bu, yüzde 51 zam demekti. Ancak resmi enflasyonun giderek artması üzerine asgari ücretin alım gücü hızla düştü; düşmeye de devam ediyor. Sene ortasında zam beklentisi doğdu. Resmi veriler asgari ücretin nasıl eridiğini gösteriyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre Ocak 2022’de 1 aylık asgari ücretle 307 litre motorin alınırken bu miktar Nisan 2022’de 198 litreye düştü. Bu da yüzde 36 erime demek. Peki, gıda ve enerji fiyatları karşısında asgari ücretin alım gücü nasıl düştü?

TÜİK’in güvenilirlik karnesi tartışmalı iken resmi veriler de asgari ücretin alım gücünün enflasyon karşısında nasıl hızla eridiğini ortaya koyuyor. Türkiye’de en temel gıda maddesi ekmekten başlayalım: 1 kg ekmeğin ortalama fiyatı Ocak 2021’de 7,1 TL iken bu fiyat Ocak 2022’de 11,3 liraya; Nisan 2022’de 13,7 TL’ye çıktı. Aylık net asgari ücret 2021’de 2 bin 826 TL iken 2022’de 4 bin 253 liraya yükseldi.

Asgari ücretle alınan ekmek sayısı 3 ayda 325 azaldı

Buna göre Ocak 2021’de 1 aylık asgari ücret ile 397 kg ekmek satın alınırken bu miktar Ocak 2022’de 375 kg’ye; Nisan 2022’de ise 310 kg’ye kadar düştü. Ocak-Nisan 2022 arasını kapsayan son 3 ayda asgari ücretlinin satın alabileceği ekmek miktarı 65 kg azaldı.

Standart ekmek 200 gram olarak hesaplandığında Ocak 2022’de aylık asgari ücretle bin 875 ekmek alınırken bu sayı Nisan 2022’de bin 550 adete düştü. Enflasyonla birlikte 3 ayda asgari ücretli satın alabileceği ekmek miktarı 325 adet azaldı. Bu da 3 ayda yüzde 17 düşüş demek.

Enflasyon 3 ayda 43 kg ayçiçek yağını götürdü

Mutfağın temel ihtiyaçların ayçiçek yağında da benzer bir durum yaşanıyor. Ocak 2021’de 1 kg ayçiçek yağının fiyatı 16,5 TL iken bu fiyat Nisan 2022’de 34,7 TL’ye yükseldi. Ocak 2021’de asgari ücretle 171 kg yağ alınırken bu miktar Nisan 2022’de 123 kg’ye kadar geriledi. Ocak-Nisan arasını kapsayan son 3 ayda ise 1 aylık asgari ücretle alınabilecek ayçiçek yağı miktarı 43 kg azaldı. 3 aydaki bu azalma yüzde 26’ya karşılık geliyor.

Süt ne kadar azaldı?

TÜİK verilerine göre Ekim 2021-Nisan 2022 arasını kapsayan son 6 ayda sütün fiyatı yüzde 50 artış gösterdi. Bu durum asgari ücretle satın alınabilecek süt miktarını da etkiledi. Ocak 2021’de 477 litre süt alınırken bu miktar Aralık 2021’de 315 litreye kadar düştü. Asgari ücrete gelen yüzde 51 zamma rağmen Ocak 2022’de 1 aylık asgari ücretle alınan süt miktarı 437 litre oldu. Asgari ücretteki tarihi artışa rağmen Ocak 2022’de alınan süt miktarı Ocak 2021’den 40 litre eksik oldu. Nisan 2022’de ise asgari ücretle 408 litre süt alınabiliyor. Son 3 ayda düşüş oranı yüzde 7.

Asgari ücretin alacağı et 3 ayda yüzde 28 azaldı

Et fiyatlarındaki artış dikkat çekici. 1 aylık asgari ücret ile Ocak 2021’de 54 kg dana eti alınırken bu miktar Ocak 2022’de 53 kg oldu. Nisan 2022’de ise bu miktar 38 kg’ye kadar geriledi. Aralık 2021’de asgari ücretle alınabilen dana eti miktarı 36 idi. Bu şunu gösteriyor: Asgari ücrete gelen yüzde 51 zamma rağmen 3 ay sonra neredeyse aynı miktarda dana eti satın alınabiliyor.

Domates almak zorlaştı

Akaryakıt, gübre ve ilaca gelen zamlardan dolayı tarımda üretim maliyetlerinin artması sebze fiyatlarında keskin artışa yol açtı. Bunlardan birisi de domates. 1 aylık asgari ücretle Ocak 2021’de 522 kg domates alınırken bu oran Ocak 2022’de 452 kg’ye; Nisan 2022’de ise 230 kg’ye kadar geriledi. Asgari ücretin alabileceği domates miktarı son üç ayda yüzde 49 düştü. Sebze fiyatları mevsime göre değişiyor. Ancak önceki yılın aynı dönemi ile kıyaslandığında da düşüş ortada. Üstelik 2022 başında asgari ücrette zam yüzde 50’yi aşmıştı. Nisan 2021’de 392 kg domates alınabiliyordu. Bu da 1 sene içinde yüzde 41 düşüş demek.

Asgari ücretle alınabilecek motorin miktarı 3 ayda yüzde 35 azaldı

Asgari ücretin değerinin düşmesi akaryakıtta daha keskin ortaya çıkıyor. Ocak 2022’de 1 aylık asgari ücret ile 310 LT benzin veya 483 LT LPG veya 307 LT motorin alınırken Nisan 2022’de bu miktarlar 221 LT benzin, 371 LT LPG veya 198 LT motorine düştü. Yani aylık maaş ile satın alınabilecek benzin 88 LT; LPG 112 LT ve motorin ise 109 litre azaldı.

Oran olarak bakıldığında ise 1 aylık asgari ücretle satın alınabilecek benzin miktarı son 3 ayda yüzde 28, LPG yüzde 23 ve motorin yüzde 36 azaldı. Hesaplamalar 1 aylık maaş ile sadece bir akaryakıt türünün satın alınmasına dayanıyor.

Asgari ücret karşısında gıda ve enerji fiyatları nasıl seyretti?

Asgari ücretin satın alma gücünün nasıl düştüğünü endeks yöntemi ile de görmek mümkün. Buna göre asgari ücret ve diğer ürünlerinin fiyatı belirli bir tarihte 100’e eşitleniyor. Yine TÜİK verileri üzerinden asgari ücretin yanı sıra gıda ve alkolsüz içecek endeksini, ekmek, ayçiçek yağı, dana eti, doğal gaz, benzin, LPG ve motorin fiyatlarını Ocak 2022’de 100’e eşitliyoruz.

Asgari ücrete zam gelmediği için asgari ücret endeksi Ocak-Nisan arasında hep 100’de kalıyor. Nisan 2022’de gıda fiyat endeksi 129’a yükseldi. Bu şu demek: Ocak 2022’de 100 TL’ye alınan gıda sepeti Nisan 2022’de 129 TL’ye satın alınabilir. Oysa aynı dönemde asgari ücret hala 100 TL.

Nisan 2022’de ekmek fiyat endeksi 121’e, ayçiçek yağı fiyat endeksi 135’e, doğal gaz endeksi 135’e, benzin fiyat endeksi 140’a, LPG endeksi 130’a ve motorin fiyat endeksi 155’e yükseldi. Asgari ücret endeksi ise değişmeyerek 100’de kaldı.

Grafik asgari ücretin Ocak-Nisan 2022 arasında 100 puanda sabit kalırken diğer ürünlerin fiyatlarının nasıl arttığını gösteriyor. Tüm bu hesaplamalar TÜİK’in açıkladığı resmi verilere dayanıyor.

Uzun vadede gıda fiyatları

Alım gücünün değişimine uzun vadede bakmak da mümkün. Aylık asgari ücret ile gıda ve alkolsüz içecekler endeksini bu kez Ocak 2018’de 100’e eşitliyoruz. Nisan 2022’de asgari ücret 264 puana yükselirken gıda fiyat endeksi 338 puana çıkıyor. Bunun anlamı ise şu: Ocak 2018’de 100 lira olan asgari ücret Nisan 2022’de 264 liraya çıkıyor. Ancak Ocak 2018’de 100 liraya alınan gıda sepeti Nisan 2022’de 338 liraya alınabiliyor. Yani, asgari ücret ile aynı miktarda gıda almak mümkün değil.

Asgari ücret bu dönemde bin 613 liradan 4 bin 253 liraya çıkmasına rağmen aynı daha az gıda satın alabiliyor. Ocak 2018-Nisan 2022 arasında asgari ücret yüzde 164 artarken aynı dönemde gıda fiyatları yüzde 238 yükseldi.

Asgari ücretle çalışan oranı en yüksek Türkiye’de

Öte yandan, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) verilerine göre Türkiye’de 2020 yılında kayıtlı işçilerin yüzde 42’si asgari ücretle çalışıyor. SGK verilerine göre 2020 yılında Türkiye’de çalışan kayıtlı işçi sayısı 15 milyon 203 bin. Bunların 6 milyon 390 bini ise asgari ücretle çalıştı. Buna göre kayıtlı işçilerin yüzde 42’si asgari ücret alıyor. Asgari ücretin biraz üstünde kazananlar da eklendiğinde işçilerin büyük bir kısmı asgari ücret veya asgari ücrete yakın bir aylık alıyor.

AB Türkiye’nin alım gücünü yenide hesaplayacak

Bu arada, Avrupa Birliği İstatistik Ofisi (Eurostat) Türk lirasının hızla değer kaybetmesi üzerine asgari ücretin satın alma gücüne dair daha önce açıkladığı 2021 yılı Türkiye verilerini sistemden kaldırarak yeniden hesaplama yapmaya karar verdi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

CHP’li Öztrak: Bizim Kavgamız İstibdata Karşıdır

Partisinin MYK toplantısı sonrası açıklamalarda bulunan CHP Sözcüsü Öztrak, Yargıtay’ın Canan Kaftancıoğlu kararı üzerinden iktidarı eleştirerek, “Tarih bu ülkenin aydınlık yüzlerinin demokratik siyaseti savunanların haklarını teslim edecektir. Bir otokratı sandıkta beraberce yenip tarihin tozlu sayfalarına göndereceğiz. Gün, sessiz kalma günü değildir. Bu nedenle genel başkanımız bizim kavgamız zulme karşıdır, bizim kavgamız istibdata karşıdır, bizim kavgamız milletin aşına işine göz koyanlarladır, bizim kavgamız hak, hukuk, adalet ve demokrasi kavgasıdır demiştir.” dedi.

Haber Merkezi / Öztrak, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Bugün kimin despotla, kimin milletle kavga ettiği gün gibi ortaya çıkmıştır. Saray’dakiler koltuklarından kalkmamak için milletle kavgayı seçmişlerdir. Eğer birileri oturduğu koltuktan kalkmakta sıkıntı yaşıyorsa kesinlikle altını pisletmiştir… Hatırlatmak isteriz; Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum? Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum. Anadolu’nun o şaşmaz irfanının söylediği gibi, zalimin zulmü arttıysa, zevali de yakındır. Zali yaklaşana şunu hatırlatmak da görevimizdir. Adaletin ayarıyla oynadığınız kantar, gün gelir sizi de tartar. Sandık milletimizin önüne gelecek. Bu karanlık günler elbet bitecek. Gecenin en karanlık anı, şafağa en yakın andır. Milletimizin ufkunun aydınlanmasına yeni bir şafağın doğmasına az kaldı” ifadelerini kullandı.

21 Mayıs’ta Maltepe’de miting

CHP’nin 21 Mayıs’ta Bursa’da düzenleyeceği mitingin de aynı tarihte İstanbul Maltepe’de düzenleneceğini söyleyen Öztrak, “Ne yaparlarsa yapsınlar, milletimizin tertemiz oylarıyla bize vermiş olduğu İstanbul’u alamayacaklar, alamazlar. Ne yaparlarsa yapsınlar önümüzdeki seçimde Türkiye’yi almamızın önüne geçemeyecekler” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu hakkındaki Yargıtay kararının ardından dün akşam saatlerinde CHP MYK’yı, CHP İstanbul İl Başkanlığı’nda olağanüstü toplantıya çağırdı.

Sabah 08.45’te başlayan MYK oplantısı yaklaşık 2.5 saat sürdü. Toplantının ardından CHP Sözcüsü Faik Öztrak açıklamalarda bulundu. Öztrak’ın açıklamaları şöyle;

“Öncelikle, bugün 301 madencimizin şehit olduğu, büyük bir adaletsizliğin yaşandığı Soma katliamının 8. yılı. Bu katliamda hayatını kaybeden maden şehitlerimizi rahmetle anıyoruz. Bu dava, biz hukuk devletini yeniden tesis ettikten sonra, yeniden görülecektir. Bunu da buradan açıklıyorum.

Şimdi bugünkü gündemimize gelmek istiyorum. Ülkemizde hak, hukuk ve adaletin katledildiği karanlık bir dönemden geçiyoruz. Sarayın vesayeti altındaki nalıncı keseri olmuş yargı hep saraya göre yontuyor. Hukuk bitti. Despotluk azdı. Huzurumuz ve bereketimiz kaçtı. Ağzımızın tadı kalmadı. Despot neşemizi kaçırdı. Umutlarımızı yok etti. Memleketimizi açık hava hapishanesine çevirdi. Ülkemizi çölleştirdi. Milletimizin işini, aşını küçülttü.

“Despot korkaktır. Ama bir o kadar da arsızdır”

Despot milletle kavga etmek için, hiçbir fırsatı kaçırmıyor. Birliğimizi ve dirliğimizi sürekli tehdit ediyor. Despotun olduğu yerde at izi it izine karışır. Despot korkaktır. Ama bir o kadar da arsızdır. Arsız elindeki güçle, haklıyı suçlu çıkaracağını zanneder. Despot, sözde hukukçuları olmadan, hukuk devletini katledemez. Sözde hâkimleri olmadan, göstermelik davalarını yürütemez. Bugün ülkemizde yaşanan tam da budur.

İstanbul İl Başkanımız Canan Kaftancıoğlu hakkında verilen karar, hukuk ve adalet diliyle yazılmamıştır. Sarayın kirli vesayetçi diliyle yazılmıştır. Dün “mağdurum” diyen, bugün “mağrur” oldu. Vesayeti altındaki yargıçlarla, kendinden olmayana gözdağı vermeye kalkıyor. Muhalefeti engellemeye uğraşıyor. Seçimleri kaybedeceğini anlayan, bu kirli vesayetçi anlayış, yargı sopasıyla rakiplerini saf dışı etmeye uğraşıyor. Milletin gerçek gündemini karartıyor.

İstanbul İl Başkanımız hakkında verilen hüküm, Sarayın istek ve arzusuna göre verilmiştir. Bu karar; millet adına verilmemiştir. Bu nedenle de, vicdan sahibi tüm kalplerde hükümsüzdür. Adalet, hakkı hak edene vermektir. İstanbul İl Başkanımız Canan Kaftancıoğlu hakkında adalet tesis edilene kadar biz susmayacağız. Tüm demokratik direncimiz ve gücümüzle bu haksızlığın karşısında duracağız. Çünkü haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır. Haksızlığa ve kötülüğe karşı herkes eliyle, diliyle, hiç olmadı kalbiyle karşı çıkmalıdır. Zulme rıza da büyük bir zulümdür.

Bu haksızlığa ve zulme karşı susmayan, altılı masada birlikte olduğumuz siyasi parti Genel Başkanlarına, bizle dayanışma gösteren Cumhur İttifakı dışında diğer tüm siyasi partilerin Sayın Genel Başkanlarına, demokratik kitle örgütlerine, barolarımıza, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, en içten teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Demokratik siyasete kast eden, vesayetçi tehdide karşı, gösterdiğimiz bu dayanışma, tarihe altın harflerle geçecektir. Tarih, bu ülkenin aydınlık yüzlerinin, demokratik siyaseti ve adaleti savunan bizlerin hakkını kesinlikle teslim edecektir. Çünkü o tarihi, altın harflerle beraberce yazacağız. Bir otokratı sandıkta beraberce yenip, tarihin tozlu sayfalarına göndereceğiz. Artık gün sessiz kalma günü değildir.

İşte bu nedenle Genel Başkanımız, “Bizim kavgamız; zulme karşıdır. Bizim kavgamız; istibdada karşıdır. Bizim kavgamız; milletimizin aşına işine göz koyanlarladır. Bizim kavgamız; tüyü bitmedik yetimin hakkına göz dikenlerledir. Bizim kavgamız; hak, hukuk, adalet ve demokrasi kavgasıdır” demiştir. Bugün kimin despotla, kimin milletle kavga ettiği, gün gibi ortaya çıkmıştır. Saraydakiler koltuklarından kalkmamak için, milletle ve demokratik siyasetle kavgayı seçmişlerdir. Meşhur Hint atasözünde geçtiği gibi: “Eğer birileri, oturduğu koltuktan kalkmakta sıkıntı yaşıyorsa, kesinlikle altını pisletmiştir.” Biz saraydakilerin, o koltuklardan kalkmamak için, her yolu deneyeceğini biliyoruz. Ama ne olursa olsun, biz milletimizin hakkını, hukukunu savunmayı asla bırakmayacağız. Çünkü hakkı ve hukuku terk etmek, özgürlüğü terk etmektir.

“Biz, hak, hukuk ve adalet için verilecek hiçbir kavgadan korkmayız”

İstanbul İl Başkanımız, Sayın Canan Kaftancıoğlu görevinin başındadır. Parti çalışmalarına devam etmektedir. Biz Cumhuriyet Halk Partisi’yiz. Biz Kuvayımilliye’yiz. Biz Anadolu ve Rumeli Müdafaa-İ Hukuk’uz. Biz; “Özgürlük ve bağımsızlık, benim karakterimdir” diyen, Mustafa Kemal Atatürk’ün partisiyiz. Biz, hak, hukuk ve adalet için verilecek hiçbir kavgadan korkmayız.

Siyasetteki nezaketimizi yanlış anlayanlara, İstiklal şairimiz Mehmet Akif’in dizeleriyle hatırlatmak isteriz; “Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum? Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum.” Anadolu’nun o şaşmaz irfanının söylediği gibi, “Zalimin zulmü arttıysa, zevali de yakındır.” Zevali yaklaşana, şunu hatırlatmak da görevimizdir. Adaletin ayarlarıyla oynadığınız kantar, gün gelir sizi de tartar.

Sandık milletimizin önüne gelecek. Bu karanlık günler elbet bitecek. Gecenin en karanlık anı, şafağa en yakın andır. Milletimizin ufkunun aydınlanmasına, yeni bir şafağın doğmasına az kaldı.

Son olarak, Bursa’da 21 Mayıs’ta yapacağımız ‘Milletin Sesi’ mitingimizi 21 Mayıs’ta İstanbul’da Maltepe’de yapacağız. Ve bu mitingde, bu milletin haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe karşı gür sesi tüm gücüyle duyulacak.

Ne yaparlarsa yapsınlar, milletimizin tertemiz oylarıyla bize vermiş olduğu İstanbul’u alamayacaklar, alamazlar. Ne yaparlarsa yapsınlar, önümüzdeki seçimde Türkiye’yi almamızın önüne geçemeyecekler. Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ediyorum.”

Paylaşın

4 Ayda 479 İşçi İş Kazalarında Hayatını Kaybetti

İşçi Sağlığı ve Güvenliği Meclisi (İSİG), 2022 yılının ilk 4 aylık ‘İş Cinayeti Raporu’nu açıkladı. Rapora göre, ilk 4 ayda 479 işçi hayatını kaybetti. Raporda, Nisan ayı ile birlikte (havanın ısınması, sezonun başlaması) güvencesiz çalışmanın en yoğun olduğu inşaatlarda ve tarımdaki iş cinayetlerinde bir artış olduğu belirtildi.

Raporda, aynı zamanda metal, maden, enerji ve kimya başta olmak üzere sanayi işkollarında da iş cinayetleri oransal olarak arttığına yer verildi. Raporda, “Bu durum geleneksel sendikal merkezlerin çekirdeğini oluşturan işkollarında da güvencesiz çalışma koşullarındaki derinleşmeye (üretim zorlaması, işsizlik baskısı) ve sendikal hareketin giderek etkisizleştiğine işaret ediyor” ifadelerine yer verildi.

Raporda, servis/trafik kazaları nedeniyle de iş cinayetlerinde bir artış olduğu belirtilerek, “Sanayi işkollarında iş cinayetlerinin oransal olarak artışı ile birlikte ezilme, patlama, yanma, elektrik çarpması vb. ölüm nedenlerinde de gözle görülür bir yaygınlaşma mevcut. Bu noktada İstanbul, Kocaeli, İzmir, Manisa, Bursa, Ankara, Tekirdağ, Sakarya, Gaziantep gibi şehirlerde endüstriyel kazalar olarak adlandırılan iş cinayetlerini daha sık görebiliriz” denildi.

Genç işçi ölümlerine de yer verilen raporda, özellikle moto-kurye, metal-inşaat-tekstil işçileri arasında bu ölümlerin yoğun olduğu vurgulandı. Yine tarım ve inşaat alanlarında ise çocuk işçi ölümlerinin yaşandığına dikkat çekildi.

33 kadın işçi hayatını kaybetti

Raporda, ilk 4 ayda 33 kadın işçinin hayatını kaybettiği belirtildi.

Raporda, “Türkiye’de her yıl 100 civarında göçmen-mülteci işçi hayatını kaybediyor. Tabi büyük bir çoğunluğu sigortasız çalışıyor, en az paraya ve en tehlikeli koşullarda. Bu çalışma koşulları birçok göçmen-mülteci ölümünün de hasıraltı edilmesine yol açıyor. Ancak emek hareketinin bazı girişimleri olsa da alana dair çalışmalar çok sınırlı. Siyasal atmosferi de dikkate alınca göçmen-mülteci işçilere dair daha somut adımların atılması elzem” denildi.

Raporda, iş kollarına göre yaşanan ölümler şöyle sıralandı: İnşaat-yol iş kolunda 83 işçi, taşımacılık kolunda 61 işçi, tarım-orman 57 işçi, ticaret-büro 36, metal iş kolunda 35 işçi yaşamını yitirdi.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG), iş kazalarını iş cinayeti olarak tanımlıyor…

Paylaşın

‘Mars’ta Sanılandan Çok Daha Uzun Dönem Su Vardı

Çinli bilim insanları, Çin’in Mars’taki robot gezgininin yeni ve önemli bir bulgusunu paylaştı. Buna göre Mars’ta eski bir okyanusun yeri olduğuna inanılan geniş havzada keşfedilen hidratlı mineraller, gezegenin yüzeyinde sanılandan daha uzun süre boyunca su bulunmuş olduğunu gösteriyor.  

Bilim insanları, Science Advances dergisinde Çarşamba günü yayınlanan makalede, Zhurong robotu tarafından geri gönderilen verilerin analizini paylaştı ve 700 milyon yıl öncesine kadar örneklenmiş minerallerde bile su belirtileri tespit edildiği açıklandı.

Daha önce Mars’ın ‘Hesperian Epoch’ olarak bilinen ikinci jeolojik çağının sona erdiği yaklaşık 3 milyar yıl öncesine kadar sadece ıslak yüzeye sahip olduğuna inanılıyordu. İçinde bulunan evreye ise ‘Amazon dönemi’ deniyor ve bu devirde yüzey suyu yok.

Araştırmacılar, Zhurong’un örneklediği mineralleri içeren toprağın, yükselen yeraltı suyu veya o zamandan beri buharlaşan erimiş buz tarafından oluşturulabilecek sert bir kabuğa sahip olduğunu yazdı.

Suyun tamamı kutuplarda kilitli halde

Çin araştırma robotu, geçen yıl mayıs ayında gezegene inişinden bu yana uçsuz bucaksız Utopia Planitia ovasını keşfetmeye devam ediyor. Zhurong, arazi hakkında veri toplarken iniş alanından yaklaşık 2 kilometre mesafe yol kat etti.

Son yıllarda, Avrupa Uzay Ajansı tarafından işletilen bir yörünge sondasından elde edilen verilerde de gezegenin güney kutbundaki buzun altında su keşfedildi.

Mars’taki suyun neredeyse tamamı kutup buzullarında kilitli halde bulunuyor. Yeraltı suyunu bulmak, gezegenin yaşam potansiyelini belirlemenin yanı sıra herhangi bir insanlı keşif görevi için de kalıcı bir kaynak sağlamanın anahtarı.

Paylaşın

Kulis: Karamollaoğlu İle Kılıçdaroğlu Ne Konuştu?

Cumhuriyet gazetesi yazarı Barış Pehlivan, Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ile Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu arasında gerçekleşen görüşmenin detaylarını aktardı .

Seçim yasasının AKP ve MHP tarafından değiştirilmesi sonrası Karamollaoğlu’ndan ‘üçüncü ittifak’ çıkışı geldiğini hatırlatan Pehlivan, “Altılı masa dağılmadan ‘Saadet-DEVA – Gelecek ittifakı’ demekti bu. Dahası, Karamollaoğlu iki partinin Saadet çatısı altında seçime girmesini arzuluyordu” dedi. Ardından şunları kaydetti:

“Ali Babacan’ın ‘Seçime kendi adımız ve logomuzla gireceğiz’ çıkışı da aslında Karamollaoğlu’na yanıttı. Üçlüden bir parti çatı olacaksa, onun DEVA Partisi’nin olmasını istiyordu.

Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu ise daha sıcaktı üçlü ittifaka. Hatta ve hatta Davutoğlu’nun partisini kurar kurmaz Saadet ile birlikte hareket etmek istediği konuşuluyordu. O günlerde hem Karamollaoğlu’nun hem de Oğuzhan Asiltürk’ün ‘daha erken’ dediği öne sürülüyordu.

‘Üç partinin birlikteliği rafa kaldırılmış değil’

İşte deniyor ki yeni yasayla gündeme gelen üç partinin birlikteliği rafa kaldırılmış değil. Halen gündemde. Karamollaoğlu’nun asıl niyeti yalnızca Babacan ve Davutoğlu ile görüşmekti. Lakin sonra bu planı tüm altılı liderlere doğru dönüştü.

Özetle, Karamollaoğlu ile Kılıçdaroğlu’nun buluşmasının sırrı burada yatıyor. Saadet lideri üçlü ittifakın kurulması için CHP lideriyle de istişareler yapıyor. Kulislerde bu çaba ‘En çok vekil hangi yöntemle çıkacaksa ona çalışılıyor’ diye tarif ediliyor. Mesele Babacan’ın ikna edilmesinde kilitli görünüyor. ”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın