Merkez Bankası’nın Rezervlerinde Erime Devam Ediyor

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Haftalık Para ve Banka İstatistiklerini yayımlandı. Buna göre, 20 Mayıs itibarıyla Merkez Bankası brüt döviz rezervleri, 1 milyar 187 milyon dolar azalışla 60 milyar 11 milyon dolara indi. Brüt döviz rezervleri, 13 Mayıs’ta 61 milyar 198 milyon dolar seviyesindeydi.

Haber Merkezi / Net rezervler ise 9,6 milyar dolarla ocak ayının sonundan bu yana en düşük seviyeye geriledi. Swap hariç net rezervler ise, eksi 55,1 milyar dolara geriledi. Bir önceki hafta bu veri eksi 52,2 milyar dolar olmuştu. Söz konusu dönemde altın rezervleri, 493 milyon dolar azalarak 40 milyar 743 milyon dolardan 40 milyar 250 milyon dolara geriledi.

Brüt ve net döviz rezervi nedir?

Ekonomist Mahfi Eğilmez, brüt ve net döviz rezervi arasındaki farkı şu şekilde açıklıyor: Merkez Bankası, döviz rezervlerinin tamamının sahibi değil.

TCMB’nin rezervlerinin bir bölümü bankaların Merkez Bankası’nda tutmak zorunda olduğu zorunlu karşılıklardan oluşuyor. Bunları bir çeşit emanet döviz olarak görmek mümkün.

TCMB’nin son yıllarda rezerv opsiyon mekanizması aracılığıyla, TL mevduatlar karşılığında alması gereken zorunlu karşılıkları dövizle yatırma esnekliği tanımasıyla bu döviz rezervlerindeki emanet tutarda artış oldu.

Döviz rezervlerinin bir bölümünün emanet olması nedeniyle Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinin toplamı brüt döviz rezervlerini gösteriyor. Merkez Bankası’nda emanet olarak duran miktarlar düşüldüğünde net döviz rezervine ulaşılıyor.

Net döviz rezervi nasıl hesaplanıyor?

Net döviz rezervi, TCMB verilerinde aktif kısımda yer alan dış varlıklardan, pasif kısımda bulunan toplam döviz yükümlülüklerini çıkardıktan sonra elde edilen rakamın o günün kuruna bölünmesiyle hesaplanıyor.

Formül şu şekilde: Net Rezerv = (Dış Varlıklar – toplam döviz yükümlülükleri) / Dolar-TL kuru

Swap hariç net rezerv ne demek?

Ekonomist Eğilmez’e göre net rezerv miktarı, swap işlemleriyle elde edilmiş (emanet) dövizleri de kapsadığı için bu rakam tam olarak net rezervi ifade etmiyor.

Bu yüzden net döviz rezervini emanet dövizleri çıkararak görebilmek için bu miktardan swap karşılığı elde edilmiş döviz tutarını düşmek gerekiyor. Swap hariç net rezerv ise şu şekilde hesaplanabiliyor:

Swap hariç net rezerv = Net rezerv – Swap işlemleri toplamı

Uluslararası rezerv nedir?

TCMB’nin (Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası) tanımına göre uluslararası rezervler; ülkelerin para otoriteleri tarafından kontrol edilen, kullanıma hazır, birbirlerine çevrilebilme özelliği bulunan ve uluslararası ödeme aracı olarak kabul edilen varlıklar.

Uluslararası rezerv olarak sayılan varlıklar şunlar:

  • Konvertibl (birbirlerine dönüştürülebilir) döviz varlıkları (euro, ABD doları, İngiliz sterlini vb.)
  • Uluslararası standartta altın
  • Özel Çekme Hakları
  • Uluslararası Para Fonu (IMF) Rezerv Pozisyonu

TCMB, rezervleri nasıl saklıyor?

Merkez Bankası, rezervlerin yönetiminde ülke menfaatine öncelik verdiğini aktarıyor. Bu amaçla, uluslararası rezervleri, anaparanın korunması ve gerekli likiditenin sağlanması için düşük riske sahip yatırım araçlarında değerlendiriyor.

Merkez Bankası, rezerv yönetimi sırasında karşılaşılabilecek risklerin belirlenmesi, değerlendirilmesi ve kabul edilebilir sınırlar içinde tutulabilmesi için risk yönetim stratejisi uyguluyor. Ayrıca elindeki rezervlerin seviyesini, düzenli aralıklarla internet sitesinde yayımlıyor.

Paylaşın

Erdoğan, NATO’daki Tartışmadan Ne Kazanım Elde Edebilir?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya tam üyelik başvurularına karşı çıkarak, Yunanistan ile diyaloğu sertleştirerek ve Türkiye’nin Suriye’ye yönelik yeni bir kara operasyonu düzenleyebileceği mesajı vererek, uluslararası arenada son iki haftadır tartışmaların odak noktası oldu.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle başlayan savaşta Türkiye’nin arabulucu rolü oynama şansının artması ve iki yeni aday ülkenin üyeliğini veto etme hakkını elinde tutması sayesinde Ankara, Batılı müttefikleri PKK’yı dışlaması için artık daha fazla baskı yapmaya zorladığı izlenimini ortaya çıkarıyor.

Euronews Türkçe’nin Associated Press’den aktardığı haber analize göre, gelecek sene düzenlenecek seçimler öncesi Erdoğan, yurt dışındaki sorunların çözümünde oynamak istediği “güçlü adam” rolüyle iç politikada da seçmenlere bir anlamda mesaj göndermek istiyor.

Türkiye ne istiyor?

NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip Türkiye, Finlandiya ve İsveç’ten PKK ile birlikte bu örgütle bağlantılı PYD, YPG gibi oluşumlarla daha etkili mücadele etmesini istiyor.

Ankara yine bu örgütlerin İsveç ve Finlandiya’daki üyelerinin iadesi istiyor. Türkiye ayrıca, İsveç ve Finlandiya ile birlikte kendisine silah ambargosu uygulayan müttefiklerinden bu kararlarını gözden geçirmesini talep ediyor.

Orta Doğu Demokrasi Projesi koordinatörü Merve Tahiroğlu AP’ye yaptığı açıklamada, Erdoğan’ın NATO’nun Türkiye’ye ihtiyacı olduğu ve bunun da kendisini pazarlıkta güçlü kıldığı inancında olduğu görüşünü dile getirdi.

Tahiroğlu, “NATO müttefikleri, Rusya’ya ittifakın daha önce hiç olmadığı kadar dayanışma ve birlik içinde olduğunu ve Erdoğan’ın Türkiye’sinin bile bunu bozamayacağını göstermek istiyor. Erdoğan da bu yüzden kazanımlar elde edeceğini biliyor.” dedi.

Suriye’ye yönelik operasyon tehdidi neden şimdi geldi?

Türkiye, 2016 yılından bu yana Suriye topraklarında üç sınır ötesi operasyon düzenlerken Suriye’deki Kürt grupları müttefik gören Washington ile Ankara arasındaki ilişkiler gerginleşti.

Erdoğan son olarak Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde sınırları boyunca 30 kilometre derinlikte bir güvenlik bölgesi oluşturabileceği mesajını verdi.

Bu girişimin esas amacının, bölgedeki PYD unsurlarını Türkiye sınırından uzaklaştırmak olduğu biliniyor.

Bu girişimin ayrıca milliyetçi oyların desteğini almanın dışında Ankara’nın yeni NATO üyeleri için veto hakkı ve arabuluculuk rolünde güçlü bir konumda olduğu bir sırada dışarıdan gelebilecek tepkilerin aşılmasında önemli bir zamanlama taktiği olduğu belirtiliyor.

Avusturya’daki Avrupa ve Güvenlik Politikalı Enstitüsü’nde görevli Michael Tanchum, Türkiye’nin NATO müttefiklerinin PKK ve yan unsurlarının tehdidini yeteri kadar ciddiye almadığı inancında olduğunu belirtti.

Türkiye’nin hem Moskova hem de Kiev ile yakın ilişkiler içinde olduğunu kaydeden Tanchum, konumunun kendisi için büyük endişe yaratan bu meseleleri ele alma girişiminde bulunmak için Ankara’ya önemli ölçüde koz sağladığı görüşünü dile getirdi. .

Orta Doğu Demokrasi Projesi koordinatörü Merve Tahiroglu’na göre, Türkiye’nin yeni adayları veto etme tehdidi dışında yeniden Suriye topraklarına girmesi, Ukrayna krizinde arabuluculuk rolü üstlenmek için Erdoğan’ın inşa etmek istediği “iyi niyet” imajına zarar verebilir.

Tahiroğlu, “Pek çok NATO üyesi Türkiye’nin Erdoğan yönetiminde sorunlu bir müttefik olduğu fikrini kesinlikle pekiştirdi.” diyerek görüşlerini özetledi.

Yunanistan’ın yaklaşımı ne?

NATO müttefiki Türkiye ve Yunanistan arasında yıllardır süren, başta Kıbrıs, karasuları, hava sahası, azınlıklar gibi konularda ciddi görüş ayrılıkları bulunuyor.

Son olarak Akdeniz’de petrol ve gaz sondaj arama çalışmaları Ankara ve Atina arasındaki gerginliği tırmandıran önemli bir sorun olarak ortaya çıktı.

Yunanistan Başbakanı Miçotakis’in ABD’ye yaptığı ziyaret sırasında Türkiye’ye yönelik silah ambargosunun devam etmesini istemesi, Atina’nın Washington’dan yeni savaş uçakları alma girişimi ve Türkiye’yi NATO tatbikatından dışlamasına Erdoğan sert tepki gösterdi ve iki ülke hükümetleri arasında yapılacak stratejik konsey toplantısını iptal etti.

Erdoğan buna ilave olarak Türkiye’nin 1980 yılında Yunanistan’ın NATO’ya girişini veto etmeyerek büyük bir hata yaptığını dile getirdi.

Türkiye’de seçim politikalarının rolü ne?

Türkiye’de gelecek yıl hem cumhurbaşkanlığı hem de parlamento seçimleri düzenlenecek. Daha önce Suriye’ye yönelik operasyonlar Erdoğan’ın seçimlerde popülaritesini yükseltmişti.

Türkiye’de ekonominin kötüye gittiği ve enflasyon oranının yüzde 70’e çıktığı bir dönemde Erdoğan’ın milliyetçi oyları alabilmek için dış politikada sertleştiği tahmin ediliyor.

Tahiroğlu, Ukrayna savaşından bu yana Batı ve ABD’nin desteğini alan Erdoğan’ın seçmen tabanını pekiştirebilmek için seçim öncesi dış politika kartlarını oynamaya devam etme eğiliminde olacağını ifade etti.

Paylaşın

Ukrayna Tahılının İhracatı İçin Türkiye Devrede

Ankara’nın, Ukrayna tahılının Türkiye üzerinden ihraç edilebilmesi için Moskova ve Kiev ile müzakereler halinde olduğu bildirildi. Öte yandan Alman Demiryolları İşletmesi (Deutsche Bahn), Ukrayna’nın tahıl ihracatına destek vereceğini duyurdu.

Reuters haber ajansına konuyla ilgili bilgi veren üst düzey bir Türk yetkili, “Türkiye, Ukrayna tahılının ihracatı için hem Rusya, hem de Ukrayna ile görüşüyor. Türkiye üzerinden açılacak bir koridorla bu tahılın hedeflenen pazarlara ulaşmasına yönelik bir talep var. Müzakereler devam ediyor” ifadesini kullandı.

Ukrayna’nın Karadeniz’deki limanları, Rusya’nın bu ülkeye yönelik saldırılarını başlattığı Şubat ayından bu yana kullanılamıyor ve limanlardaki depolarda 20 milyon tondan fazla tahıl olduğu belirtiliyor. Rusya ile birlikte küresel buğday arzının yaklaşık üçte birini Ukrayna’dan tahıl ihracatı yapılamaması nedeniyle küresel çapta gittikçe büyüyen bir gıda krizi yaşanıyor.

Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Andrey Rudenko, Çarşamba günü yaptığı açıklamada, Batı’nın ülkesine yönelik bazı yaptırımları kaldırması karşılığında Moskova’nın gıda taşıyan gemiler için koridor açmaya hazır olduğunu dile getirmişti.

Almanya da destek vermeye hazır

Alman Demiryolları İşletmesi (Deutsche Bahn), Ukrayna’nın tahıl ihracatına destek vereceğini duyurdu. Alman Yazı İşleri Ağı’na (RND) konuya dair açıklamalarda bulunan Deutsche Bahn (DB) Cargo Yönetim Kurulu Başkanı Sigrid Evelyn Nikuta, “Dünyanın bazı bölgelerinde yaşanması muhtemel olan açlık krizi ve milyonlarca ton Ukrayna tahılının ihracatına olan ihtiyaç nedeniyle, Almanya hükümeti ile birlikte DB Cargo olarak biz daha fazla iş üstlenip daha çok nakliye tren seferi organize edeceğiz” dedi.

“Şirket olarak sosyal sorumluluğumuz gereği yapmamız gereken ne varsa yapıyoruz” ifadelerini kullanan Nikuta, DB Cargo’nun Polonya ve Romanya’da kendine bağlı şirketler aracılığıyla halihazırda her gün çeşitli limanlara tahıl taşıyan çok sayıda tren seferi organize ettiğini bildirdi. Sigrid E. Nikuta, bir sonraki adımın Ukrayna’nın tarım ihracatının artırılması olacağını ve hedeflerinin Kuzey Denizi, Karadeniz ve Akdeniz’deki limanlara kalıcı bağlantılar kurmak olduğunu ifade etti.

Birleşmiş Milletler (BM) Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) verilerine göre Ukrayna’daki depolarda şu an ihraç edilmeyi bekleyen toplam 25 milyon ton tahıl bulunuyor. Karadeniz’deki limanları Rus ablukası altında olduğu için ihracatını buradan yapamayan Kiev, acil bir biçimde alternatif rotalar arıyor.

Paylaşın

“Türkiye’nin Batışında Zirveyi Gören Ve Zenginleşenler AKP’liler”

Partisinin genel merkezinde haftalık basın toplantısında konuşan HDP Sözcüsü Günay, “Ekonomi gündemine ilişkin artık söylenecek tek şey var. Türkiye’yi el birliği ile batırdılar. 21 Aralık 2021 akşamından bu yana Türkiye halklarına kocaman kuyruklu bir yalan söylendi. Tam 6 ay geçti… Geldiğimiz aşamada Dolar 12 TL’den 16,30 TL’ye yükseldi. 1 milyon yeni icra davası açıldı. Türkiye’nin borcunun faizi 1 Trilyon 272 Milyar TL arttı. Bu rakam Türkiye’nin bir yıllık bütçesine neredeyse denk bir rakam” dedi.

Haber Merkezi / Günay, konuşmasının devamında ise, “Enflasyon 5 katına çıktı. İşsiz sayısı 8 milyonun üzerine çıktı. Açlık sınırı 6 bin 465 TL, yoksulluk sınırı 19 bin 406 TL’ye yükseldi. Sadece dövizin 6 aylık yüzde 30’un üzerinde artmasıyla Türkiye’nin borcuna 2 trilyon eklendi. CDS risk primi 700’ün üzerine çıktı. Türkiye borçlarını ödeyememe durumu ile karşı karşıya geldi… Türkiye’nin batışında zirveyi gören ve zenginleşenler AKP’lilerdir. Geride kalanları düşünecek hiçbir politikaları yok, ajandalarında yolsuzluk var, gasp var, hırsızlık var. Ama unuttukları bir şey var ki Türkiye halkları tüm gerçekleri görüyor ve yapılan bu haksızlara, hukuksuzluklara talan düzenine karşı elbette ki bir cevabı olacaktır. Gereken cevabı sandıkta AKP iktidarının yüzüne çarpacaktır.” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Parti Sözcüsü Ebru Günay, parti genel merkezinde haftalık basın toplantısında konuştu. Günay şunları söyledi:

“AKP-MHP iktidarı kendi krizini ve çöküşünü aşmak veya gizlemek için, sınırlarının ötesinde krizler üreterek, sürekli saldırılarla, istikrarsızlık ve toplumsal sorun yaratıyor. Sonra da bunu bir beka ve güvenlik sorunu olarak isimlendirip, toplumu kandırmaya çalışmaktadır. AKP Başkanı Erdoğan, Suriye’ye operasyon yapılacağını açıkladı. Peki hedef neresi? Tabii ki hedef Rojava. Bu dünya üzerinde Kürtlerin yaşadığı neresi varsa Erdoğan’ın hedefi de orasıdır. Hedef IŞİD saldırılarına karşı bütün dünyanın gözleri önünde mücadele ederek kazanım elde eden ve IŞİD’i yenilgiye uğratan Kürtler.

“İktidar uluslararası meydanı boş buldu, yeniden Kürt kazanımlarına saldırıyor”

Bu savaşın birçok boyutu var ama Erdoğan ve savaş kurmayları hem dışarıda hem de içerideki fırsatları, savaş yoluyla iktidarlarının lehine çevirmek istiyorlar. Rusya, Ukrayna’daki savaşla meşgul, Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya girmesini veto etme tehdidiyle de ABD ile pazarlık imkanı doğmuş oldu, yani iktidar uluslararası meydanı boş buldu ve yönünü yine Kürtlere ve kazanımlarına çevirdi.

İçeride ve dışarıda yürüttüğü Kürt düşmanı siyaset ile de seçime gitmek istiyor. Böylece milliyetçi dalgayı ve küçük ortağını arkasına alarak tahtını sağlamlaştırmak istiyor. O da sonunun geldiğinin farkında ve buradan Kürtleri boğarak kurtulmayı hedefliyor. Suriye’de Rojava’ya yönelen savaş, Kürt halkına acıdan başka bir şey getirmeyeceği gibi, Türkiye halklarına da yoksulluk olarak geri dönecek. Savaşın ekonomik maliyeti, zaten yoksullukla, ekonomik krizle boğuşan Türkiye hakları için krizin derinleşmesine ve doğrudan halkın gündelik hayatının üzerindeki etkisinin katmerlenmesine sebep olacak. İktidar, ekonomik krizin yaralarını da savaştan kazanacağı milliyetçilik bandajıyla örtemeyecek.

“Barış olmadan demokrasi de özgürlük de olmaz: Barışın yolu İmralı’dan geçer”

Biz, bu topraklar üzerinde yaşayan halkların en acil ihtiyaçlarından birinin barış olduğunu biliyoruz. Barış olmadan demokrasi de olmaz, özgürlük de olmaz. Bu topraklara barışın gelebilmesinin tek yolu ise İmralı kapılarının açılarak Sayın Öcalan’ın kurucu barış rolünü tekrar oynamasından geçiyor. Tüm dünyanın şahitlik ettiği gibi biliyoruz ki, İmralı’nı kapısı ne zaman aralansa bu coğrafyada yaşayan tüm halklar için barış ve özgürlük imkanları artıyor, halkların birlikte yaşama umutları yeniden yeşeriyor.

Savaş ve tecrit politikalarının sonucu olarak Şengal ve Kuzey Doğu Suriye’ye yönelik gelişen saldırılar, köylerinden edilmiş on binlerce mültecinin kaldığı Mahmur’un sürekli tehdit edilmesi, hava saldırılarının hedefi olması aslında Kürt karşıtı ve Kürtlerin özgür iradesine yönelik tahammülsüzlüğün en açık, en somut bir göstergesidir. Sivillerin yaşamını yitirdiği bu saldırılar olduğunda, Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kurumlar da sessiz kalmamalı.

Kürt halkına karşı geliştirilen savaş konseptinin iktidarın koltuğunu sağlamlaştırma çabasından başka bir şey olmadığı biliyoruz. Bu çaba, içeride partimize dönük Kobanî Kumpas Davası, kapatma davası, sayısız gözaltı ve tutuklamayla yargı ve kolluk eliyle yapılırken, yönünü Rojava’ya dönen bir saldırı planı, Kürtleri soykırıma uğratma, varlıklarını ortadan kaldırma, yok etme planıdır. Bu plan sadece Kürt halkına değil, bu topraklarda yaşayan tüm halkların geleceğine yönelmiştir. Türkiye’de yaşayan tüm demokrasi güçleri, yazarlar, aydınlar sanatçılar, demokratik kitle örgütleri iktidarın bu kirli oyununa karşı ses çıkarmalı, bu, coğrafyamızda yaşayan tüm halklara karşı tarihsel sorumluluğumuzdur.

“AKP’nin tutarsız dış politikası uluslararası alanda alay konusu oluyor”

AKP Hükümeti’nin, dış politikayı pazarlıktan ibaret sayan yaklaşımının canlı tanığıyız. Ancak bu son NATO üyeliği tartışmalarından görülebileceği üzere Saray rejiminin fırsatçılığı ve tutarsız yaklaşımları uluslararası kamuoyunda alay konusu oldu. Finlandiya Cumhurbaşkanı’nın Erdoğan hakkında sarf ettiği sözler Erdoğan’ın dış politikadaki güvenilmezliğini yeterince ortaya koydu.

Rusya’nın Doğu Avrupa’yı tehdit etmesi nedeniyle İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyelik başvurusu yapması, bölgenin daha da militarist bir siyasi iklime gireceğini göstermektedir.  Erdoğan, Ukrayna Savaşı’nda olduğu gibi, bu NATO üyelik başvurularını da kendince “Allah’ın bir lütfu” gibi görmektedir. Saray rejimi, bu iki ülkeden üyelik başvurularının veto edilmemesi karşılığında Suriye Demokratik Güçleri’ne verdikleri desteği kesmelerini ve “terörist” ilan etmelerini istemiştir. Bu talepler yetmezmiş gibi Kürt asıllı İsveç vatandaşı bir parlamenterin bile Türkiye’ye “iadesi” istendi. Hayatının hiçbir döneminde Türkiye’de ikamet etmemiş, Türkiye vatandaşlığı bulunmamış ve hakkında bilinen hiçbir yargısal hüküm bulunmamış bir İsveç vatandaşı yani bir milletvekili, sırf Kürt olması ve AKP’yi eleştiriyor olması nedeniyle “terörist” muamelesi görüyor. Yayıncı ve yazar Sayın Ragıp Zarakolu gibi Türkiye yayıncılığına önemli katkılar sağlamış bir aydın hakkında açılan davaların tamamı fikir ve ifade özgürlüğü kapsamında yani suç teşkil etmeyen konuşmalardan ibarettir. Cezaevlerinde haksız ve hukuksuz şekilde tutulan yüzlerce aydın gibi, Ragıp Zarakolu da AKP’nin cezaevlerindeki siyasi esir gibi alıkonulmak istenmektedir. İsveç’in  yargı sisteminde ve siyasi etik normlarında insan hakları adına en ufak bir kırıntı bile kalmış olsa Saray rejiminin bu hukuk dışı talepleri anında reddedilmeliydi. NATO’yu, ABD’yi, İsveç’i, Finlandiya’yı ve diğer ilgili devletlerin yaklaşımlarını yakından takip ediyoruz ve takip etmeye devam edeceğiz. Afrin’den Şengal’e kadar Kürt halkının büyük bedeller ödeyerek elde ettikleri kazanımları Saray rejiminin ırkçı politikaları karşısında pazarlık konusu haline getirmemeye çağırıyoruz. İsveç ile Finlandiya’nın “güvenliği” için Kürtlerin güvenlik hakkı pazarlık konusu yapılmamalıdır.

“Kürt halkının kendisini yönetmesi neden bu kadar zorunuza gidiyor?”

Daha iki gün önce Erdoğan Rojava Kürtlerini tehdit etti ve oraya bir işgal saldırısı başlatacağını duyurdu. Peki Rojava’dan ne istiyorsunuz? Dünya hegemonyasında ulus devletlerin baskıcı karakterinden farklı olarak demokratik özerk yönetim olarak var olmak, varlığını korumaktan başka ne yapmış Rojava? Oradaki Kürtlerin kendini tüm baskılara ve dayatmalara karşı korumak ve kendi kendini yönetme gücünü tüm baskı, saldırı ve ambargolara karşı sürdürmek neden bu kadar iktidarın zoruna gidiyor? Bakın daha önce işgal edilen bölgelerde her gün insanlık dışı vahşet uygulamaları devam etmektedir. O bölgelerdeki zenginlikler çeteler tarafından tüketildiğinden artık çeteler insanları kaçırıyor, onları alıp satarak insanlık suçu işlemeye başladılar.

İktidar savaşa endeksli bir siyaset yürütürken öte yandan Türkiye’nin çözüm bekleyen sorunları her gün daha  da derinleşiyor.  En can alıcı sorun alanlarının başında da Türkiye’de iş kazaları ve iş cinayetleri gelmektedir. Denetimin olmaması, işverenlerin hiçbir yaptırıma maruz kalmaması ve işyerlerinde gereken önlemlerin alınmaması iş cinayetlerinin yolunu açmaktadır. Bahar ayları ile birlikte havanın ısınması, sezonun başlaması, güvencesiz çalışmanın en yoğun olduğu inşaatlarda ve tarım alanlarında, alınmayan önlemlerden ötürü ne yazık ki iş cinayetlerinde artışlar devam ediyor. Özellikle Kürt illerinde, tarım ve hayvancılığa yeterli düzeyde desteğin sağlanamaması, bölgede yaşanan çatışma ve daha birçok nedenden ötürü toprağını ekip biçemeyen yurttaşlar, batı illerine mevsimlik tarım işçisi olarak çalışmak zorunda bırakılmaktadır.

“Yasal düzenlemenin olmaması mevsimlik tarım işçilerini birçok sorunla baş başa bırakıyor”

Bilindiği üzere Nisan ayı ile mevsimlik tarım emekçilerinin zorlu, çileli yolculukları başlamaktadır. Her yıl onlarca yurttaşımız bu yolculukta alınmayan önlemlerden ötürü trafik kazalarında hayatını kaybetmekte, yüzlerce yurttaşımız yaralanmaktadır. Yine mevsimlik tarım işçilerine yönelik herhangi bir yasal düzenlemenin olmaması da mevsimlik tarım işçilerini birçok sorunla baş başa bırakmaktadır. Irkçı saldırılar, ulaşım, beslenme, barınma, eğitim ve sağlık alanlarında yaşadıkları sorunların yanı sıra, meslek hastalıkları, ağır çalışma koşulları ve düşük ücretlerle de örgütsüz ve sömürüye açık şekilde çalıştırılmak zorunda bırakıyorlar. Bu sömürü düzeninden en büyük payı ne yazık ki kadınlar ve çocuklar alıyor. Geçtiğimiz hafta çalışmak için ailesiyle birlikte Şanlıurfa Viranşehir’den Manisa’ya giden 14 yaşındaki Murat Koyuncu isimli çocuk, römork kapağının açılması sonucu düştü ve traktör tekerleğinin altında kalarak hayatını kaybetti.

İş cinayetlerini, “bu işin fıtratında, kaderinde var” diyerek değersizleştiren, hayatını kaybeden her emekçiye “adet” “sayı” zihniyetiyle yaklaşanlar iş cinayetlerinin önüne geçemez. Bizler iş cinayetinde hayatını kaybeden her emekçi canımızın acısını en derinden hissediyoruz. İş cinayetlerinde yaşamını yitirmiş tüm işçilerimizi saygı ve rahmetle anıyor, HDP olarak işçi sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin alındığı, iş cinayetlerinin yaşanmadığı ve insan onuruna yakışır çalışma koşulları için mücadelemizi daha da büyüteceğiz.

“AKP Türkiye’yi batırma planını adım adım işlemektedir” 

Ekonomi gündemine ilişkin artık söylenecek tek şey var. Türkiye’yi el birliği ile batırdılar. 21 Aralık 2021 akşamından bu yana Türkiye halklarına kocaman kuyruklu bir yalan söylendi. Tam 6 ay geçti. Geldiğimiz aşamada Dolar 12 TL’den 16,30 TL’ye yükseldi. 1 milyon yeni icra davası açıldı. Türkiye’nin borcunun faizi 1 Trilyon 272 Milyar TL arttı. Bu rakam Türkiye’nin bir yıllık bütçesine neredeyse denk bir rakam. Enflasyon 5 katına çıktı. İşsiz sayısı 8 milyonun üzerine çıktı. Açlık sınırı 6 bin 465 TL, yoksulluk sınırı 19 bin 406 TL’ye yükseldi. Sadece dövizin 6 aylık yüzde 30’un üzerinde artmasıyla Türkiye’nin borcuna 2 trilyon eklendi. CDS risk primi 700’ün üzerine çıktı. Türkiye borçlarını ödeyememe durumu ile karşı karşıya geldi.

Bu korkunç rakamların açıklanabilecek tek bir yanı var. Planlı, programlı, düzenli bir şekilde işleyen Türkiye’yi batırma projesiyle karşı karşıyayız. AKP, Türkiye’yi batırma planını adım adım işletmektedir. Aksi halde 6 ayda, bile isteye bir ülke bu hale getirilemez. Türkiye’nin batışında zirveyi gören ve zenginleşenler AKP’lilerdir. Geride kalanları düşünecek hiçbir politikaları yok, ajandalarında yolsuzluk var, gasp var, hırsızlık var. Sözde karşı oldukları faizden kendilerini ve bir avuç yandaşı zengin etme planları var. Ama unuttukları bir şey var ki Türkiye halkları tüm gerçekleri görüyor ve yapılan bu haksızlara, hukuksuzluklara talan düzenine karşı elbette ki bir cevabı olacaktır. Gereken cevabı sandıkta AKP iktidarının yüzüne çarpacaktır. Kirliliklerini gizlemek için yürüttükleri savaşlar bile AKP iktidarını kurtaramayacaktır.

“HDP olarak beyaz mitingde olacağız”

Pandemi sürecinde en büyük zorlukları yaşayanların başında sağlık emekçileri geliyor. Sağlık emekçileri yaşadıkları sorunlara dikkat çekmek için SES, TBB, TDB, DEV SAĞLIK İŞ, gibi birçok sendika ve kuruluşun öncülüğünde 29 Mayıs Pazar günü Ankara’da sağlık emekçileri “Emek Bizim, Söz Bizim, Sağlık Hepimizin” diyerek düzenleyecekleri beyaz mitinge sağlığımızı korumak için sağlık emekçileri ile miting alanında buluşalım. HDP olarak beyaz miting de olacağız ve herkesi de buradan davet ediyoruz.”

Paylaşın

Merkez Bankası Politika Faizini Yüzde 14’te Sabit Tuttu

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), politika faizini yüzde 14’te sabit tuttu. Böylece TCMB, üst üste beşinci Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında da faizi değiştirmemiş oldu.

TCMB daha önce Eylül 2021’de faiz indirimlerine başlamış, politika faizi 4 ayda 500 puan düşürülerek yüzde 19’dan yüzde 14’e çekilmişti. 2022 yılında ise yüzde 14’lük politika faizi değişmedi.

TCMB karar metninde şu ifadelere yer verildi:

Para Politikası Kurulu (Kurul), politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının yüzde 14 düzeyinde sabit tutulmasına karar vermiştir.

Etkisi artarak sürmekte olan jeopolitik riskler, küresel ve bölgesel iktisadi faaliyet üzerindeki aşağı yönlü riskleri canlı tutmakta ve belirsizliklerin artmasına yol açmaktadır. Küresel gıda güvenliğindeki ticaret yasakları ile artan belirsizlikler, emtia fiyatlarındaki yüksek seyir, temel gıda ve enerji başta olmak üzere bazı sektörlerdeki arz kısıtlarının daha da belirgin hale gelmesi ve taşımacılık maliyetlerindeki yüksek seviye uluslararası ölçekte üretici ve tüketici fiyatlarının artmasına yol açmaktadır.

Yüksek küresel enflasyonun, enflasyon beklentileri ve uluslararası finansal piyasalar üzerindeki etkileri yakından izlenmektedir. Bununla birlikte, gelişmiş ülke merkez bankaları artan enerji fiyatları ve arz-talep uyumsuzluğuna bağlı olarak enflasyonda görülen yükselişin beklenenden uzun sürebileceğini vurgulamaktadırlar. Bu çerçevede, iktisadi faaliyet, işgücü piyasası ve enflasyon beklentilerinde ülkeler arasında farklılaşan görünüme bağlı olarak gelişmiş ülke merkez bankalarının para politikası adımlarında ayrışma gözlenmekle birlikte, merkez bankaları destekleyici parasal duruşlarını halen sürdürmektedir.

‘İlave tedbirler uygulanacak’

Kapasite kullanım seviyeleri ve diğer öncü göstergeler yurt içinde iktisadi faaliyetin, bölgesel farklılıklar ortaya çıksa bile dış talebin giderek artan olumlu etkisiyle güçlü seyrettiğine işaret etmektedir. Büyümenin kompozisyonunda sürdürülebilir bileşenlerin payı artarken, cari işlemler dengesinde enerji fiyatlarından kaynaklanan riskler devam etmektedir. Cari işlemler dengesinin sürdürülebilir seviyelerde kalıcı hale gelmesi, fiyat istikrarı için önem arz etmektedir. Kurul, uzun vadeli Türk lirası yatırım kredileri de dâhil olmak üzere kredilerin büyüme hızı ve erişilen finansman kaynaklarının amacına uygun şekilde iktisadi faaliyet ile buluşmasının finansal istikrar açısından önemli olduğunu değerlendirmiştir. Bu çerçevede Kurul, güçlendirdiği makroihtiyati politika setini ilave tedbirlerle kararlılıkla uygulamaya devam edecektir.

Enflasyonda gözlenen yükselişte; jeopolitik gelişmelerin yol açtığı enerji maliyeti artışları, ekonomik temellerden uzak fiyatlama oluşumlarının geçici etkileri, küresel enerji, gıda ve tarımsal emtia fiyatlarındaki artışların oluşturduğu güçlü negatif arz şokları etkili olmaya devam etmektedir. Kurul, sürdürülebilir fiyat istikrarı ve finansal istikrarın tesisi için atılan ve güçlendirilerek sürdürülmekte olan adımlar ile birlikte, küresel barış ortamının yeniden tesis edilmesi ve enflasyonda baz etkilerinin de ortadan kalkmasıyla dezenflasyonist sürecin başlayacağını öngörmektedir. Bu çerçevede Kurul, politika faizinin sabit tutulmasına karar vermiştir. Fiyat istikrarının sürdürülebilir bir şekilde kurumsallaşması amacıyla TCMB’nin tüm politika araçlarında kalıcı ve güçlendirilmiş liralaşmayı teşvik eden geniş kapsamlı bir politika çerçevesi gözden geçirme süreci devam etmektedir. Değerlendirme süreçleri tamamlanan teminat ve likidite politika adımları devreye alınacaktır.

TCMB, fiyat istikrarı temel amacı doğrultusunda enflasyonda kalıcı düşüşe işaret eden güçlü göstergeler oluşana ve orta vadeli yüzde 5 hedefine ulaşıncaya kadar elindeki tüm araçları liralaşma stratejisi çerçevesinde kararlılıkla kullanmaya devam edecektir. Fiyatlar genel düzeyinde sağlanacak istikrar, ülke risk primlerindeki düşüş, ters para ikamesinin ve döviz rezervlerindeki artış eğiliminin sürmesi ve finansman maliyetlerinin kalıcı olarak gerilemesi yoluyla makroekonomik istikrarı ve finansal istikrarı olumlu etkileyecektir. Böylelikle, yatırım, üretim ve istihdam artışının sağlıklı ve sürdürülebilir bir şekilde devamı için uygun zemin oluşacaktır.

Kurul, kararlarını şeffaf, öngörülebilir ve veri odaklı bir çerçevede almaya devam edecektir. Para Politikası Kurulu Toplantı Özeti beş iş günü içinde yayımlanacaktır.

Paylaşın

İYİ Partili Poyraz: Oy Oranımız Yüzde 20’ye Ulaştı

İYİ Parti Genel Sekreteri Uğur Poyraz, anketlerde çıkışlarının devam ettiğini ve şu anda oy oranlarının yüzde 20 seviyesine ulaştığını söyledi. Poyraz, yıl sonuna kadar birinci parti konumuna geleceklerine inandığını belirtti.

İYİ Parti Genel Sekreteri Uğur Poyraz, Reuters haber ajansının sorularını yanıtladı.

Poyraz, “Yıl sonuna kadar İYİ Parti olarak hem anketlerde hem kamuoyu vicdanında birinci parti konumuna geleceğimize inanıyorum. Şu anda anketlerde İYİ Parti yüzde 20 düzeyinde bulunuyor. Yıl sonunda kaç olacağımıza dair sayısal bir tespitte bulunmak mümkün değil. Türkiye birçok değişim ve etkenin olduğu bir yapıda. Birinci parti olma kararlılığımız ve iddiamız çok net” dedi.

İYİ Parti 2018 milletvekili genel seçimlerinde Yüksek Seçim Kurulu sonuçlarına göre yüzde 10 civarı oy almıştı. Partilerinin kurulduğu 2017’den bu yana çıkışta olduğunu belirten Poyraz, “Türkiye’nin böyle bir ihtiyacı vardı. İYİ Parti sosyal demokrat, milliyetçi, liberal fark etmeksizin herkesin merkezde siyaset yapma kararıyla yer aldığı bir parti. Bu çok önemli bir detay. Genel Başkanımız Akşener bu süreçte de 27 yıllık deneyimi ile partiyi yükseliş trendine oturttu. Başlattığımız ‘az kaldı’ kampanyası diğer kampanyalardan biraz farklılaşan bir kampanya… Bununla, Genel Başkanımız iktidar yürüyüşümüzün çok daha kararlı şekilde startını verdi” diye konuştu.

Altılı masa

Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilleri seçimleri normal şartlarda Haziran 2023 tarihinde yapılacak. Poyraz, seçimler ister zamanında, ister erken yapılsın İYİ Parti’nin hazır olduğunu belirtti.

Birinci parti olmaları durumunda altılı masanın pozisyonunun bundan etkilenmeyeceğini kaydeden Poyraz, “İYİ Parti’nin altılı masadaki yeri oy oranlarına göre değil; orası güçlendirilmiş parlamenter sisteminin inşası ve Türkiye’nin buna kavuşması noktasında oluşturulan bir masa. Orada oy sırasına göre, yaş sırasına göre, deneyime göre oturma söz konusu değil” dedi.

Altılı masanın güçlendirmiş parlamenter sistemi inşaa etme üzerine kurulduğunu kaydeden Poyraz, “İYİ Parti’nin oy oranın yüksek olması ya da düşük olması güçlendirilmiş parlamenter sistemin hayata geçirilmesinde pozisyon belirlemiyor” dedi ve şöyle devam etti:

“Cumhurbaşkanı adayının belirlenmesinde (CHP Genel Başkanı) Kılıçdaroğlu’nun altılı masayı işaret etmesi kendisinin siyasi nezaketinin tezahürü. Masa bir ittifak ya da koalisyon değil. Ana çıktı orada güçlendirilmiş parlamenter sistem.”

Paylaşın

Dünya Bankası’ndan Resesyon Uyarısı: Küresel Durgunluk Kaçınılmaz Olabilir

ABD Ticaret Odası’nın düzenlediği bir etkinliğe katılan Dünya Bankası Başkanı David Malpass, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin gıda, enerji ve gübre fiyatlarını artırdığını, bu nedenle küresel durgunluğun kaçınılmaz olabileceği uyarısında bulundu.

Almanya ekonomisinin, enerji fiyatlarındaki artış nedeniyle belirgin şekilde yavaşladığını söyleyen Malpass, Almanya’nın dünyanın en büyük dördüncü ekonomisi olduğuna dikkat çekti.

Avrupa’nın hala büyük ölçüde Rus gazına ve petrolüne bağımlı olduğunu söyleyen Malpass, gelişmekte olan ekonomilerin gıda ve enerji fiyatları ve gübre sıkıntısından etkilendiğini vurguladı.

Malpass, “Küresel Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYİH)’ya baktığımızda, resesyonun olmadığı bir tahminde bulunmak şu anda zor” ifadelerini kullandı ve ekledi: Enerji fiyatlarının ikiye katlanması fikri bile tek başına resesyonu tetiklemek için yeterli.

Çin kaygısı

Dünya Bankası geçen ay, bu yıl için küresel ekonomik büyüme tahminini neredeyse 1 puan indirerek yüzde 3,2’ye düşürmüştü.

Çin’deki kapanma önlemlerinin yavaşlama konusundaki endişeleri artırdığını belirten Dünya Bankası Başkanı David Malpass, “Çin’in gayrimenkul sektöründe halihazırda bir resesyon yaşıyordu, bu nedenle Rusya’nın işgalinden önce bile Çin’in 2022 için zaten agresif bir büyüme tahmini yoktu” ifadelerini kullandı.

Çin Başbakanı Li Keçiang, Çarşamba günü yaptığı açıklamada, son karantinaların dünyanın en büyük ikinci ekonomisine pandeminin başlangıcında etkilediğinden daha fazla zarar verdiğini söylemişti: Bazı kentlerde, işletmelerin yalnızca yüzde 30’u yeniden açıldı. Bu oran kısa üre içinde yüzde 80’e çıkarılmalı.

Resesyon nedir?

Günümüzde, bir ülkenin ekonomisinin sürekli büyümesi normal olarak kabul ediliyor.

Ülkelerin ürettiği mal ve hizmetlerin değeri – Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) – arttıkça, vatandaşlarının ortalama olarak daha da zenginleştiği düşünülüyor.

Ancak GSYİH bazen artmaz ve bu, eğer arka arkaya iki çeyrek sürerse buna resesyon deniyor. Türkiye ekonomisi son olarak 2018’in ikinci yarısında resesyona girmişti.

GSYİH nedir?

GSYİH, Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’nın kısaltması ve günümüzde ekonomik büymenin ölçüsü olarak kullanılıyor. Merkez bankaları ve ekonomistlerin yakından takip ettiği bu veri, ekonomilerin nasıl performans gösterdiğini anlamada ana ölçülerden biri olarak kullanılıyor.

İşletmelerin işe alım yapma ya da yatırımlarını kesme gibi kararlarında GSYİH belirleyici olabiliyor. Hükümetler GSYİH’ı vergi ve kamu harcamaları kararlarında rehber olarak kullanıyor. Merkez bankalarının faiz kararlarında enflasyonla birlikte GSYİH’ı da yönlendirici olabiliyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Cumhur İttifakı’nda ‘Dezenformasyon’ Çatlağı

Cumhur İttifakı’nın yaklaşık sekiz aydır üzerinde çalıştığı ve TBMM’ye sunulması için son şeklin verildiği açıklanan “dezenformasyon yasası” teklifinde AK Parti ve MHP’nin henüz bir anlaşmaya varamadığı ortaya çıktı.

AK Partili hukukçu milletvekillerinin taslakta yer alan ve “yalan habere yönelik hapis cezası” öngören düzenlemeye karşı çıktıkları, MHP’nin ise bu konuda ısrarcı olduğu öğrenildi.

DW Türkçe’den Eray Görgülü’nün haberine göre, MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, Pazartesi günü Anadolu Ajansı’na yaptığı açıklamada 39 maddelik “Basın Kanunu’yla Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”nin hazır olduğunu ve Salı günü Meclis’e sunacaklarını belirtmişti.

Yıldız, yalan haber üretme ve yayma eylemine karşı düzenleme getireceklerini, bunun yanında teklifin temel hak ve özgürlüklerin korunması noktasında önleyici ve koruyucu tedbirler içerdiğini söylemişti. Yıldız, “Teklifi bugün Meclis’e sunuyoruz” demişti.

Üzerinde uzlaşma sağlanamadı

Ancak Yıldız’ın açıklamasının üzerinden iki gün geçmesine ve milletvekilleri arasında imzaya açılmasına rağmen kanun teklifi halen Meclis’e sunulamadı. AK Parti ve MHP’li milletvekillerine göre iki parti arasında bazı maddeler üzerinde uzlaşma sağlanamadı ve teklif üzerinde değerlendirmeler sürüyor.

TBMM Adalet Komisyonu üyesi AK Partili milletvekillerinin yasa taslağında yer alan bazı maddelere karşı çıktıkları belirtildi. AK Partinin karşı çıktığı maddelerin başında yalan haber üretme ve yayma eylemine yönelik getirilen hapis cezası düzenlemesi geliyor.

İki düzenlemede ayrılık var

AK Partili hukukçular, ilgili kanunlardaki düzenlemelerin yeterli olduğunu ve bu yüzden yeni bir maddeye ihtiyaç duyulmadığını savunuyor. MHP’nin ise bu maddede ısrarını sürdürdüğü ifade ediliyor.

Bunun yanı sıra AK Partililer yalan haber üretme ve eyleminin tespitine yönelik Bilgi Teknolojileri Kurumu ile İletişim Başkanlığı gibi kurumlara yetki verilmesini isterken, MHP’liler ise bu konudaki yetkinin istinaf mahkemelerine bırakılması gerektiğini ileri sürüyor.

Teklif, üç başlıkta düzenleme öngörüyor

Aralarında Tebligat Kanunu, İcra ve İflas Kanunu ile Basın Kanunu’nun da bulunduğu 23 kanunun ilgili maddelerinde değişiklik öngören kanun teklifi ile üç ayrı başlıkta düzenlemeler yapılması hedefleniyor. Sosyal medya platformlarına yeni sorumluluklar öngören düzenlemeyle, yalan haber üretme ve yayma eyleminin engellenmesi amaçlanıyor.

Kanun teklifindeki diğer başlık ise internet medyasına yönelik düzenlemeler. Teklife göre belirli kriterleri karşılaması durumunda internet medyasında çalışanlar da Basın Kanunu’na tabi olacak. Bu kuruluşların Basın İlan Kurumu’ndan ilan almaları da sağlanacak.

Paylaşın

Siyasetin Gündemi ‘Kaçış Planı’

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ailesine yönelik ‘kaçış planı’ çıkışı büyük tartışmaya yol açtı. Kendilerine bilgi-belge yağdığını söyleyen CHP’liler seçime kadar bunları açıklamayı sürdürecek.

Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ailesinin “yurtdışına kaçmak için TÜRGEV ve Ensar Vakıfları aracılığıyla ABD’de faaliyet gösteren TURKEN Vakfı’na para transferi yaptığı” iddiası siyasetin en önemli gündem maddesi oldu.

Kılıçdaroğlu’nun iddialarını içeren videoyu yayınlamasının ardından televizyon kanallarına çıkan çok sayıda AK Parti yöneticisi söz konusu vakıfların yasal olduğunu, belgelerin kamuya açık olduğunu anlattı, Kılıçdaroğlu’nu “FETÖ taktiği” uygulamakla, “aile değerlerini hedefe koymakla” suçladı.

Kılıçdaroğlu’nun iddiaları gün boyunca Meclis kulislerinin de en önemli gündemiydi. AK Parti Grup Yönetiminden bir siyasetçi Kılıçdaroğlu’nun açıkladığı belgelerin gizli olmadığını söyledi, “Söz konusu belgeler ABD Adalet Bakanlığı internet sitesinde olan belgeler. Vakıfların kaynağı zaten bağıştır. Kimin yaptığı bellidir. Vakıf da ‘İstenirse açıklarım’ diyor. Burada büyük fotoğrafı görmek gerek. ABD’nin yasalarına göre kurulmuş, oradaki Türk vatandaşların yönetiminde yer aldığı vakıf Türkiye’ye zarar verir mi! ABD’de devam eden FETÖ faaliyetlerini görmek gerek” dedi.

Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarına AK Partili üst düzey yönetici ve bürokratlardan çok sert yanıtlar geldi.

Duvar’dan Nergis Demirkaya’nın haberine göre, AK Partili yöneticiler gün içinde konuşulmaya başlanan konuyu yetkili kurullarda değerlendirdi.

Bir grup “Bu iddiaların karşılığı yok. Kılıçdaroğlu gündemde kalmak istiyor, açıklama yaparak buna katkı yapmış oluruz” derken bir başka grup “Bu kadar da olmaz, kabul edilemez, sessiz kalınmamalı. Açıklama yapmazsak üzerimizde kalır” yorumu yaptı. İkinci grubun görüşü ağırlık kazanınca video yayınlandıktan sonra arka arkaya açıklamalar yapıldı.

AK Partili siyasetçiler, CHP’li yöneticilerin son dönem yapılan tüm seçimlerde “Abbas yolcu” sloganları attığını belirterek, “İktidar gidecek dediler ama her seçimde kazandık. Bu siyaset tarzı toplumda kabul görmüyor. Şu anda pandemiden kaynaklı ekonomik zorluklar var. Bunu kullanmaya çalışıyorlar ama sonuç getirmez” dedi.

CHP’nin cevap aradığı sorular

CHP’li yöneticiler ise iddialarının arkasında. Kuruluşunda ve gelişiminde çok sayıda AK Partili ismin görev yaptığı TÜRGEV ve Ensar’a sunulan kamu kaynakları, bağışları kimin yaptığı ve bunlarla ne tür faaliyetlerin hayata geçirildiği soruluyor.

“ABD’deki Vakıf için milyon dolarlar neden transfer ediliyor? Kaç kişiye burs verilmiş, kaç kişi yurtta kalmış. Bunlar yapılmadıysa 60 milyon dolar, (1 milyar TL) ne amaçla aktarıldı?” sorularına yanıt isteyen bir partili şöyle devam etti:

“Amerika’da örgütleniyorsun, fonlardan yararlanıyorsun, bunu daha önce FETÖ örgütlenmesinde gördük. Aynı sistem, yurtlarla, dershanelerle başladı. FETÖ de kamu kaynaklarıyla büyümedi mi? 2 yıl öncesine kadar 60 milyon dolar gitmiş. İki yıl içinde Muhammet Ali’nin çiftliğini niye aldınız? Bütün anketler Erdoğan’ın kaybedeceğini gösteriyor. Erdoğan, B planı olarak kendinle, ailenle ilgili başka bir gelecek anlayışı oluşturmaya mı çalışıyorsun. Bunların cevabını arıyoruz.”

AK Parti’nin “Vakıflar yasal” açıklamasına, “FETÖ’nün dershaneleri yasal değil miydi? Daha sonra terör örgütü ilan ettiniz. Bunun karşılığı yok” sözleriyle karşılık veren CHP’li yöneticiler, Kılıçdaroğlu’nun ‘aile değerlerini hedef aldığı’ eleştirilerine de “Aileyi biz değil siz karıştırıyorsunuz. Aile üyelerini vakıflara üye yapan CHP değil, damadını bakan yapan biz değiliz. Bilal Erdoğan’ı yurtdışı gezisinde protokole sokan biz değiliz. Aileyi bu işe biz sokmuyoruz” yanıtı verdi. CHP’liler “Bu bir FETÖ taktiğidir” sözlerine de “Doğru söylüyorsunuz ama bunu yapan biz değil, sizsiniz. Ensar’ı TÜRGEV’i kuran biz değiliz. FETÖ taktiğini biz değil onlar uyguluyor” karşılığını veriyor.

Seçime kadar açıklamalar devam edecek

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun bürokratlara yaptığı çağrının ardından partiye çok sayıda yolsuzluk, yanlış yapılan işlerle ilgili ‘inanılmaz derecede bilgi belge’ geldiğini, ‘ihbarlar yapıldığını’ anlatan CHP yöneticileri tüm bunların genel başkan tarafından değerlendirildiğine dikkat çekiyor.

Gelen bilgi ve belgelerin bürokrasiyi de zaafa uğratmayacak, gönderenleri de koruyacak şekilde ele alındığına dikkat çeken yetkililer, “Seçim zamanında yapılacaksa kalan 13 ay boyunca bunları açıklamayı sürdüreceğiz. İktidara geldiğimizde Stratejik Planlama Kurulu oluşturacağız. Önce devletin kaynaklarından ne kadar para kaçırılmış tespitini yapacağız. Bu konularda ortaya koyacağımız belgelerden sonra –birinci parti çıksa dahi- ne birinci parti olarak kalacak ne de bir daha iktidar umudu olacak.

Kılıçdaroğlu’nun iddiaları İYİ Parti’de de olumlu karşılandı

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun iddiaları İYİ Parti’de de olumlu karşılandı. Açıklanan bilginin daha önce kamuoyuna yansımış olmasına karşın “Kaçma” vurgusu ile dikkat çekici bir mesaj içerdiğine vurgu yapan bir siyasetçi, “Kemal Bey’in yaptığı çok iyi bir siyasi atraksiyon. İktidarın panik olması da hedefine ulaştığını gösteriyor. Tüm bunlar devletin kayıtlarında vardır. Hepsi günü geldiğinde çıkacaktır” dedi.

Paylaşın

Bir Yılda 5,4 Milyon Tapuya El Konuldu

Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik kriz koşullarıyla birlikte yurttaşlar her geçen gün daha fazla yoksullaşırken, borçlar da ödenemez hale geldi. 2021 yılında tapular üzerinde uygulanan e-haciz sayısının 5 milyonu aştığı öğrenildi.

BirGün’den Mustafa Bildircin’in haberine göre; banka ve finansman şirketlerine olan borç 13 Mayıs itibarıyla 1 trilyon 83 milyar TL’yi aşarken 4 milyon 143 bin yurttaş, beş yıldır borcunu ödeyemediği için haciz kıskacına alındı.

Borcunu ödeyemeyen yurttaş sayısı Türkiye’deki ekonomik krizin yakıcı etkisini gözler önüne serdi. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’nün verileri ise korkunç tabloya ayna tuttu. 2021 yılında tapular üzerinde uygulanan e-haciz sayısının 5 milyonu aştığı öğrenildi.

Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü ile Adalet Bakanlığı ortaklığıyla e-haciz işlemlerine yönelik yazılım ve entegrasyon çalışmaları 2018 yılının sonunda tamamlandı. Tapulara yönelik ilk e-haciz uygulaması 14 Ocak 2019 tarihinde Sincan Batı Adliyesi’nde uygulanmaya başlandı. Tapuda e-haciz, 15 Mayıs 2019 tarihinde ise Türkiye çapında yaygınlaştırıldı.

Müdürlüğün, 2020 ve 2021 yıllarına yönelik e-haciz verileri ise dikkati çekti. Resmi verilere göre, 2020 yılında tapular üzerinde toplam 3 milyon 737 bin 827 adet haciz tesisi gerçekleştirilirken bu sayı 2021 yılında yüzde 45 arttı.

Bir yılda 5,4 milyon e-haciz

Müdürlüğün e-haciz, terkin ve kamu haczine yönelik istatistiklerinde şu veriler sıralandı:

  • Tapuda e-haciz tesis sayısı: 5 milyon 431 bin 29
  • Tapuda e-haciz terkin sayısı: 1 milyon 769 bin 731
  • GİB tarafından konulan kamu haczi: 385 bin 45

Konut sahipliği oranı düşüyor

Borç nedeniyle tapusuna yönelik haciz uygulanan sayısı giderek artarken TÜİK’in 2017 yılı itibarıyla kayıtlarına aldığı, “Konut sahipliği istatistikleri” de Türkiye’de ev sahibi olabilenlerin sayısının giderek azaldığını ortaya koyuyor. Kayıtların ilk kez tutulduğu 2017 yılında kendilerine ait bir konutta oturanların oranı yüzde 59,1 olurken bu oran 2021 yılında 57,5 ile ifade ediliyor.

Paylaşın